Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Eğitim - Öğretim - Dersler - Genel Bilgiler > Eğitim & Öğretim > Tarih / Coğrafya

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
avrupa, bdünya, dengesinin, genel, görünümü, kuvvet, savaş, sonunda

Savaş Sonunda Bdünya ve Avrupa Kuvvet Dengesinin Genel Görünümü

Eski 09-30-2009   #1
Şengül Şirin
Varsayılan

Savaş Sonunda Bdünya ve Avrupa Kuvvet Dengesinin Genel Görünümü



SAVAŞ SONUNDA DÜNYA VE AVRUPA KUVVET DENGESİNİN GENEL GÖRÜNÜMÜ




İkinci Dünya Savaşı fiilen 8 Mayıs 1945'i 9 Mayıs'a bağlayan gece yarısı Alman Yüksek Komutanlığı adına Friedeburg Keitel Stunpff'un Berlin'de Nazi Almanyası'nın teslim belgesini imzalamasıyla sona erdi Almanya dahil tüm Avrupa, böylece esas olarak iki güç, Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından faşizmden kurtarılmış oldu 5 Haziran 1945 tarihinde yayımlan bir bildiri ile de Almanya'nın bağlaşıklarca ortak yönetimi başlatıldı Orta Avrupa'da Alman toprakları üzerinde Sovyet ve Amerikan askerleri bulunurken Avrupa'nın batısında Amerikan doğusunda da Sovyet askerleri yer almaktaydı Bu arada Sovyet ve Amerikan askerleri Avrupa'nın her iki yakasında karşıt ekonomik, toplumsal ve siyasal iki ayrı örgütlenme biçiminin ve çıkarlarının silahlı temsilcileri idi Avrupa ülkelerinde ise bu dönem savaşın getirdiği yıkıntıları onarmak, faşizmin ortadan kaldırdığı demokratik ortamı yeniden yaratmak, ulusal bütünlüğü kurmak, genel çöküntüden kurtulmak dönemiydi



Mayıs'ta Hitler Almanyası'nın, eylülde de Japonya'nın kayıtsız şartsız teslim olmaları sonucu ortaya çıkan ve kısaca değindiğimiz bu yeni dünya ve Avrupa kuvvet dengelerinin belirleyici özellik ve unsurları şöyle tanımlanıp sıralanabilir :
Almanya ve Japonya uğradıkları kesin askeri yenilgiler sonucu, anılan iki büyük gücün Sovyetler Birliği'nin batısında ve doğusunda oluştura geldikleri denge mihrakları çökmüş ve yerlerini büyük birer kuvvet boşluğuna terk etmişlerdi
Avrupa'daki başlıca galipler, yani İngiltere ve Fransa savaştan son derece yorgun ve zayıf düşmüş bir durumda çıkmışlardı Her ikisinin de imparatorlukları, birçok halde komünistlerin de aktif bir biçimde katkıda bulundukları, sömürgeciliğin tasfiyesine yönelik, milli kurtuluş hareketlerinin baskısı altındaydı


İnsan zayiatına ilişkin rakamların incelenmesinde de görülebildiği üzere, Avrupa'daki savaşın kaderi Doğu cephesi ve Balkanlarda belirlenmiş, savaştan en ziyade maddi tahribata ve insan kayıplarına uğrayarak çıkma pahasına, Polonya, Macaristan, kısmen Avusturya, Çekoslovakya, Romanya ve Bulgaristan mihver güçlerinde yada mihvere bağımlı rejimlerden Sovyetler tarafından arındırılmıştı Eski Almanya'nın doğu kesimi Sovyet işgali altına düşmüştü Yugoslavya'da, 1948'e değin, Sovyetlerle iyi ilişkiler içinde kalan bir komünist rejim kurulmuştu Yunanistan akıbeti belirsiz bir iç savaşa yuvarlanmıştı Dolayısıyla, Orta Avrupa, ve Balkanlarda askeri altyapıya dayalı kesin bir Sovyet üstünlüğü belirlemiş bulunuyordu


Almanya'nın teslim olmasını izleyen kısa dönemde, Batılı büyük güçler, bir yandan savaş sırasında bu yolda vermiş bulundukları sözleri tutmak gereği, diğer yandan da bu yönde mevcut kamuoyu talep ve baskılarını tatmin zorunluluğu karşısında, silahlı kuvvetlerinden büyük çapta terhis ve indirimler yapmışlar, seferberliklerini sona erdirmişlerdi ABD ve İngiltere'nin kıta Avrupa'sındaki birliklerinin önemli bir bölümü geri çekilmişti Berlin düşerken Avrupa'da bulunan 5 milyona yakın Amerikan , İngiliz ve Kanada askerinden 1946'da Avrupa'da bırakılanların yekünü 880 bini aşmamaktaydı
Barış Antlaşmaları Sorunu

Sovyetler'le Batılı müttefikler bir Polonya geçici hükümetinin toplama tarzı üzerinde antlaşmaya varamamış olduklarından bu ülke 1945 San Francisco Konferansında temsil olunamamıştı
Londra'daki Dışişleri Bakanları Konferansı'nda (Eylül 1945), Molotov, Romanya ve Bulgaristan'daki durum hakkında tarafsız bir soruşturma yapılmasına dair, İngiliz önerilerinin başvurusunu dahi engellemişti
Batılılar'ın belirli ödünler vermeye yanaşmalarından sonradır ki, Kasım 1945'te Sovyetler, İtalya, Finlandiya ve balkanlardaki eski Mihver birlikleri ile yapılacak antlaşmalarının birleşme ve arkasında izlenecek yola ilişkin kabul ettiklerini açıklamışlardır


1947 Martı'nda Moskova'da toplanan Dışişleri Bakanları, Almanya ve Avusturya ile imzalanacak barış antlaşmaları konusunu görüşmüşler, ancak Almanya'nın müstakbel statüsü üzerinde uzlaşabilmeyi başaramamışlardır
Londra'daki Kasım 1947'de yapılan Dışişleri Bakanları Konferansı'ndaysa, tarafların bir uzlaşmaya varamayacakları kesinlikle anlaşılmıştır Bu Konferansın kısa bir süre ardından Sovyet temsilcilerinin Berlin'deki Müttefik Kontrol Komisyon çalışmalarına iştirak etmemeye başladıkları görülmüştür Mayıs 1949'da Paris'te bir toplantı daha yapan Dışişleri Bakanları yine bir netice alamamışlar, 1957'de Palais Rose Konferansında 109 gün süre ile başvuruları sürdüren vekilleri ise yeni bir Dışişleri Bakanları Konferansı için bir gündem taslağı dahi ortaya çıkaramamışlardır
Aslında, Dışişleri Bakanları'nın Mart 1947 Moskova Konferansı'na Mihver'e karşı Büyük İttifak'ın fiilen sona erdiği tamamen diplomatik forum nazarıyla da bakılabilir
Veto 'Hakkının' Kötüye Kullanılması

Savaş sonrası döneminde güvenliğin korunması açısından uluslar arası kamuoyu, özellikle Batı ülkeleri halk efkarı, BM sistemine umut bağlamıştı Sistem bünyesinde Güvenlik Konseyi'nin kilit bir rolü vardı Ancak bu rolün ifası 'beş büyükler'in ortak hareketine bağlı ve ortak hareket edebildikleri konu ve ölçülerle sınırlıydı Ortak hareketi engelleme yetkisi ise veto 'hakkının' Sovyetlerce çok sık ve kötüye kullanımı da taraflar arası güven boşluğunu büyütmüştür Örneğin, Yunanistan'ın komşuları Arnavutluk ve Bulgaristan ile arasında çıkan olaylar dolayası ile, 1947'de, Güvenlik Konseyi tarafında bir araştırma komisyonu kurulmuş, fakat komisyonun, Arnavutluk ve Bulgaristan'ın sorumluluğunu ortaya koyan bulguları içeren raporu ve raporun onaylanmasına ilişkin karar tasarıları Sovyetler Birliği'nce 'sistematik' bir biçimde veto edilmiştir
Sovyetler'in Genişleme Siyaseti

Sovyet yayılma siyaseti, Estonya, Letonya ve Litvanya'nın eklenmesiyle, daha II Dünya Savaşı başında kendisini belli etmişti Finlandiya, Romanya, Kuzeydoğu Almanya ve Çekoslovakya'nın doğusu da buna eklendiğinde, Sovyetler Birliği Savaşın sonunda 288000 kilometrekare toprakla, yaklaşık 23 milyon nüfusu varlığına eklenmiş bulunuyordu Belçika Başbakanı Paul-Henri Spaak, 1948'de BM Genel Kurulu'nda yaptığı bir konuşmada 'savaştan başka milletlerde sağlanmış arazi kazancıyla çıkan tek bir Büyük devlet vardır: O da Sovyetler Birliği'dir' demekteydi


Sovyetler'in ikinci Dünya Savaşı ertesi topraksal genişleme siyasetlerinin başarı sınırını fiilen ekleme ettikleri arazi ile ölçmek yanlış olacaktır Zira bahse konu toprak genişlemesi çerçevesinde, Sovyetler'in siyasi kontrol altında tutmaya başladıkları Doğu Avrupa ülkelerini de nazara almak gerekmektedir
Sovyet yayılma siyaseti Hitler Almanyası'nın yenilgiye uğratılmasından sonra da, devam etmiş, Avrupa'nın merkezi kesimi ile doğusunda muzaffer Sovyet Ordularının süngüleri gölgesinde ve aşamalı olarak tümüyle Moskova çizgisine getirilen 'halk cephesi' hükümetleri aracılığıyla gerçekleştirilen bu siyaset neticesi Arnavutluk, Bulgaristan,Romanya, Doğu Almanya, Polonya ve Macaristan, Sovyet dolaylı yönetimi veya nüfus alanı içerisine alınmışlardır'Savaşsız fetih' diye de adlandırılan bu uygulamaya biraz daha yakından bakmamız yararlı olabilir
Sovyetler'in Siyasi Baskısı

Sovyetler'in savaş ertesi dönemindeki 'saldırgan' ve yayılmacı tutum ve siyasetleri yalnız Avrupa'da inhisar etmemekteydi Dünyanın diğer bölgelerinde de, doğrudan veya dolaylı, Sovyet baskılarına tanık olunmaktaydı Bunların başlıcaları şöyle sıralanabilir:


Kuzey İran'da: 1941'de İran, İngilizlerle Ruslar arasında nüfus bölgelerine ayrılmış, bilahare Sovyetler, ülkenin kuzeyindeki işgallerine, Tahran Antlaşması hükümlerine ve BM protestolarına rağmen, zamanında son vermeyip, bölgede Tudeh aracılığıyla bir ayrılıkçı devlet kurdurmaya çalışmışlardır
Asya'da: Mançurya'nın büyük bir bölümünün işgali, Güneydoğu alt kıtadaki komünist ajitasyon yoğunluk kazanması, Çin Hind'inde ve ortalığı yerel güçlerle Viet Minh arasındaki mücadele, Malatya'da İngiliz'lerle, komünistlerin başını çektiği gerilla hareketi arasındaki çatışma, Birmanya'da grevler ve iç karışıklıklar Savaş ertesi Avrupa ve Dünya koşullarının genel tablosunu yukarıda değindiğimiz başlıklar altında kısaca tasvire çalıştıktan sonra, NATO'nun kuruluşuna varan adımların atılışını 1947/49 tarihleri arasında izlemeye geçebiliriz NATO'nun kuruluşuna giden süreçte uluslar arası gelişmeleri ise kısaca şöyle özetleyebiliriz Bunlardan en önemlileri 'Truman Doktrini' ve 'Marshall Planı'dır
I Truman Doktrini

12 Mart 1947 tarihinde ABD başkanı Harry S Truman, Kongreye sunduğu bir mesajda 'komünist baskılara'a direnen Yunanistan ve Türkiye'ye 400 milyon dolar yardım yapılabilmesi için ödenek istemiş, bu arada Sovyetler Birliğini kastederek, ABD'nin 'silahlı bir azınlık yada dış baskılarla boyunduruk altına alınmaya karşı koyan özgür hakları destekleme' kararını açıklamıştır 'Sosyalist ayaklanmalara ve Sovyet tehdidine karşı hür devleti koruma' temeline dayanan doktrini ortaya koyan Truman, Soğuk Savaşın başlamasına ve NATO'nun kurulmasına yol açmıştır Sovyetlerin yayılmacı siyaseti ve bunun sonuçları ile somut bir biçimde beliren 'tehdit' karşılığında hayat tarzlarını ve toprak bütünlüklerini koruma güdüleri ön plana geçen Avrupa 'burjuva demokrasileri', özgürlük ve güvenliklerinin tabii garantörü olarak ABD'yi görmüşlerdir Sovyetler Birliğinin 'eski dünya' kıtalarındaki üstünlük ve tehdidini dengeleyip karşılama bakımlarından yeterli güce sahip tek ülke olan ABD'nin oynanması hazırlanan ve arzulanan rol için vaki çağrılara tepkisi, gecikmesiz ve kararlı bir tutum ittihazı biçiminde tecelli etmiştir
II Marshall Planı

Truman Doktrini, Yunanistan ve Türkiye'ye yönelik müşahhas Sovyet tehdidini hedef almakta, ancak savaş ertesi dönemin darlık, kıtlık ve ekonomik sıkıntılarının, adeta bir çöküntünün eşiğine getirmiş olduğu Avrupa'ya bir şey vaat etmemekteydi Bu boşluğun doldurulması gerektiği şüphesizdi
ABD Dışişleri Bakanı emekli General George C Marshall 5 haziran 1947'de Harvard Üniversitesi'nde verdiği bir söylevde bir Avrupa Nekahat (ekonomik yardım) Programı düşüncesini ortaya attı George C Marshall, Avrupa ülkelerine, ekonomik yardım gereksinmelerinin rakamsal dökümünü içeren ortak bir program yapmalarını öneriyor, böyle bir programa ABD'nin gerekli desteği sağlamaya kararlı olduğunu belirtiyor ve ortaya attığı düşünce ile önerinin 'hiçbir ülke yada doktrini hedef almadığını' sadece 'açlığa, yoksulluğa, umutsuzluğa ve kargaşalığa' karşı olduğunu söylüyordu Marshall Planı Batı Avrupa'da coşkunlukla karşılanırken Sovyetler Birliği tarafından 'Amerikan emperyalizminin yeni bir aracı' olarak kabul edildi Marshall Planı nazari olarak, SSCB ve nüfusu altındaki Doğu Avrupa ülkelerine de açıktı Ancak Stalin, Plan'ı sadece ülkesi hesabına reddetmekle kalmayıp, buna başlangıçta ilgi gösteren Çekoslovakya ve Polonya dahil, tüm Avrupa ülkelerinin de aynı düşünceyi davranmalarını sağlayınca, Plan uygulamada Batılı ülkelerin ekonomilerini kurtarma, canlandırma ve giderek kalkındırmaya yönelik bir operasyon olarak kalmıştır
Truman Doktrini ve Marshall Planı'nın açıklanmasından sonra da, 1947 yılının Eylül ayında 'Kominform' kuruldu
Kominform'un Kuruluşu

Stalin, Eylül 1947'de 'Amerikan emperyalizminin bir aleti' olarak tanımladığı Marshall Planı'na karşıt bir girişim olarak, SSCB, Polonya, Bulgaristan, Çekoslovakya, Romanya, Macaristan, Yugoslavya, Fransa, İtalya komünist partileri liderlerini bir araya getiren Kominform'u kurmuştur Kominform, görünüşte Marshall Planı'na mukabele amacına yönelik bir adım olarak takdim edilmişse de, gerçekte amacı, dünya ve özellikle Avrupa Komünist hareketinin koordinasyonu ve Nazi-Sovyet Saldırmazlık Paktı ertesinde lağvedilen 111 Enterrasyonel'in fonksiyonlarını üstlenmekteydi
22 Ocak 1948'de, İngiliz Dışişleri Bakanı Ernest Bevin, Dunkirk Antlaşması modelinde bir dizi ikili savunma antlaşmalarından oluşacak bir Batı Birliği formülünü ortaya attı
Demin sözünü ettiğimiz Prag Darbesi, Bevin'in ortaya attığı formülünün dört hafta sonrasına rastlamış ve fikrin benimsenmesinde bir 'hızlandırıcı faktör' rolü oynamıştır

__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.