Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Forum İslam > İslami Yazılar & Hikayeler

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
allahı, anlattı, dinsiz, gazeteci, öyle

Dinsiz Gazeteci Allah'ı Öyle Anlattı Ki...

Eski 10-10-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Dinsiz Gazeteci Allah'ı Öyle Anlattı Ki...



Türkiye'nin şu sıralar en popüler gazetecisi geçtiğimiz günlerde “Ben dinin ve dindarların önemine inanan bir dinsizim” yazdı Fakat öyle bir yazısı var ki, o yazıyı yazan gerçekten dinsiz olabilir mi diye sormamak elde değil

Allah’ın varlığını hissediş ve kullarına karşı müşfik hali bundan daha güzel nasıl anlatılabilirdi diyebileceğimiz hoş bir yazı aktaracağım bugün sizlere
Yazıyı kaleme alan ise, 4 gün önce, 11 Şubat tarihli yazısında, “Ben dinin ve dindarların önemine inanan bir dinsizim yazan, uzun zamandır ülke gündemini belirleyen Taraf gazetesinin kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan
Yazı yeni değil Yaklaşık 4 yıl 4 ay öncesine ait
Ahmet Altan Hürriyet gazetesinde yazdığı dönemde, 23 Ekim 2005’te kaleme almıştı yazıyı
Cami ışıklarına bakan çocuk başlıklı o yazıyı okuduktan sonra, o gün bugündür, yazarlığa meraklı çok sayıda kişiye tavsiye ettim Yazı uzun Vakti olmayanlar ve tamamını okumak isteyenler daha sonra bu linkten okuyabilirler
Yazıyı alıntılama nedenim, Allah sevgisi veya korkusu algısının oluşmasında çevrenin ve eğitimcilerin etkisini yansıtmak, özü, sözü ve yaşam biçimi ile ait olduğu dini hakkıyla temsil edenlerin etraflarında oluşturduğu pozitif enerjiyi yansıtmaktır Aslında bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey de odur
“Ben dinin ve dindarların önemine inanan bir dinsizim yazan Ahmet Altan’ın “Cami ışıklarına bakan çocukbaşlıklı yazısından bazı satırlar şöyle:
“Çocukluktan gençliğe geçmeye çalıştığım dönemlerde yazarlık hayalleriyle dolu olduğumu gören babam, ‘Yanağını cama yapıştırıp, evin çaprazındaki caminin şerefesinde iftar zamanını haber veren ışıkların yanmasını, ışıklar yanar yanmaz bunu bağırarak haber verdiğinde büyüklerin aferinini almak için heyecanla bekleyen bir çocuğu anlatabilir misin' demişti
Yaklaşık kırk yıldan beri o çocuk aklımdadır
Hálá o sahneyi ve o çocuğu en iyi biçimde nasıl anlatacağımı bulamadım
Ama bu görüntü benim yazarlık temrinlerimden biri oldu
Babamın kendi çocukluğunun anılarının arasından çıkartıp bana yazı ödevi olarak verdiği sahneye kendi çocukluğumun anıları da eklendi
Evimizin hemen karşısındaki küçük cami
Ramazan geceleri mahallenin çocuklarıyla birlikte gittiğimiz teravih namazları, camideki büyüklerin bize başka zamanlarda pek de göstermedikleri bir şefkati göstermeleri, hálá çocuk aklımla ezberlediğim biçimde söylediğim ‘allah umme salli ala'nın muhteşem melodisiyle dalgalar gibi kabaran o tuhaf coşku, namaz çıkışında hissettiğimiz o ağırbaşlı memnuniyet
Sahur vakti sıcak yataktan gözlerim yarı kapalı kalkıp sobası yakılmış salonda hazırlanmış sofraya oturuşum, galiba sadece ramazanlarda yapılan o yumurtaya bulanmış ekmek kızartmaları, demli çay, beni sevgiyle ve gururla bağrına bastığını düşündüğüm büyük bir kalabalığın parçası olmanın güveni ve sonsuz bir huzur
Allah'ı çok sevmiştim
Ondan benim anlamadığım kelimelerle söz ediyorlardı ama o benim için, beni sevmesini istediğim temiz yüzlü yaşlı bir dedeydi, oruç tuttuğum zamanlarda bana gülümsediğini düşünürdüm
Doğrusu ya ondan pek korkmazdım
Ama beni sevmesini isterdim
İlk kez okulda din hocası cehennemi uzun uzadıya bütün korkunçluğuyla anlattığında dehşete düşmüştüm, benim teravih namazlarında, iftarlarda, sahurlarda hissettiklerimle hocanın anlattıkları hiç birbirine benzemiyordu
O, beni çok korkutan, bana çok uzak, çok mesafeli, çok gazaplı, benim çocuk aklımın kavrayamayacağı çok ürkütücü bir güçten bahsediyordu
Biz dede-torun değildik
Beni sevmiyordu
Kötü bir şey yaparsam beni ateşlerin içine atacak, beni yakacak, bana acılar çektirecekti
Ben ona hiç böyle şeyler yapmazdım ki, ben onun için hiç böyle cezalar düşünmezdim ki, ben onu seviyordum, o niye beni ateşlerin içine atmak istiyordu
Çok korktuğumu, çok üzüldüğümü hatırlıyorum
Bir daha uzun yıllar camiye gitmedim
Din hocası benim çocukluk dünyamın en huzurlu hayalini, o soğuk yatakhanelerde uyumadan önce dua edip kendisine gülümsediğim, herkes bana yaramazlık yaptım diye kızdığında kendisine sığındığım ‘yakınımı' benden koparmıştı
Sonra büyüdüm
İnanmanın huzurundan aklın huzursuzluğuna geçtim
O çocukluk dönemimden sonra bir daha hiç dindar olmadım, oruç tutmadım, dua etmedim, namaz kılmadım
Lise yıllarında karşımdakinin inançlarına hiç aldırmaz, herkesin korktuğu bir güçten korkmamanın tuhaf lezzetiyle diğer çocuklarla kıyasıya tartışırdım, onlar Tanrı'nın varlığını kanıtlamaya çalışırlardı ben yokluğunu
Küçük bir çocukken inanmayı ne kadar sevdiysem, ilk gençliğimde de inanmamayı o kadar sevdim
Başkaldırmanın müthiş cazibesine kapılmıştım
Hayatın zıpkınlı acılarından beni koruyacak bir güç yoktu artık, her acı doğrudan tenime yapışıyor, o acıları taşımakta ilahi bir güç bana yardımcı olmuyordu
Yirmili yaşlarımda Ankara'da bir işçi kooperatifinde karımla birlikte epeyce sıkıntılar çekerek yaşarken komşularımız olan bir ‘inançlı insanlar' grubuyla karşılaşmıştık
Gerçekten çok hoş insanlardı, yumuşaktılar, hoşgörülüydüler, benim gençlik saygısızlıklarımı kibar bir sabırla karşılıyorlardı
Aralarından bir tanesi eski bir kabadayıydı, iriyarı, güçlü kuvvetli bir adamdı, epey kavgaya karışmış, günahın her türlüsüne batıp çıkmıştı, sonra ‘inancı' bulmuştu
Beni sessizce dinler, ben sözümü bitirince ‘Ahmet, kardeşim' diye başlardı lafa, beni ‘doğru yola' getirmek için uğraşırdı
Dini korkuyla değil sevgiyle anlatırdı
Zor günlerdi, babam hapisteydi, kız kardeşim hastaydı, karım hamileydi, beş kuruş para yoktu, bir yayınevinin zemin katında düzeltmen olarak çalışıyor, kazandığım paranın çoğunu kiraya veriyordum
O sırada hayatımdaki en iyi şey o dindar insanlardı
Dindarları sevdim
İnançlarını paylaşmadım ama onlara ve inançlarına imrendim
Bana çocukluğumu, teravih namazlarını, sahurları, iftar sofralarını, huzuru hatırlatıyorlardı
Öfkeli değillerdi, çıkarcı değillerdi, haramdan ölesiye korkuyorlardı, muhtaçlara yardım ediyorlardı, inançlarıyla böbürlenmiyorlar, dini bir gösterişe döndürmüyorlardı
Onlara saygı göstermeyi öğrendim
Kendi inançsızlığımla onları kırmamaya özen gösterdim
Zor günlerde bir ‘inançsıza' bağışladıkları dostluğu hiç unutmadım
Din hakkında düşünmeye başladım, ‘din bir afyondur' ezberinden ‘din nedir' sorusuna geçtim, insanların ve toplumların hayatında dinin yerini merak ettim
Gerçek bir dindarla, bir müminle, dini gösterişli bir rozet gibi yakasına takanlar arasındaki farkı gördüm
İçinde bir vahşetle, bencillikle hatta kötülükle doğan ve ölüm gibi karanlık bir yok oluşla varlıkları sona eren insanların gelişiminde, yaşama gücü buluşunda, ahlakı yaratışında, vahşetini sınırlayışında dinin çok önemli kültürel bir değer olduğunu fark ettim
Dindar olmadım, inançlı olmadım
Hálá da değilim
Hiçbir zaman da olmayacağım herhalde
Ama din fikrini, gerçek dindarları seviyorum
Tanrı'yla ilişkim ise anlatılması çok zor çelişkilerle dolu
Varlığına inanmıyorum ama o varmış gibi hissetmekten hoşlanıyorum, annemin mezarına gittiğimde dua etmiyorum ama annemi ‘ona' emanet ediyorum
Artık ne ölümden ne de ölümden sonrasından korkuyorum ama öldükten sonra sevecen bir ışıkla karşılaşıp yaramazlık yapmış küçük bir çocuk gibi ona sığınıp gülümseyeceğimi aklımdan geçiriyorum
Din hocası cehennemi anlatana kadar süren kuvvetli bir inanca dayalı ‘ilişkim' şimdi bir başka biçimde sürüyor, onun adına yeryüzünde cehennemi yaratanları, onun adıyla gösteriş yapanları, onun adına benim gibi ‘inançsızlara' öfkelenenleri, onun adını sadece insanları korkutmak için kullananları ‘onunla' arama sokmuyorum
Tanrı'dan bir beklentim yok
Ona duyduğum sevginin, eğer o varsa, bir beklentiden ya da bir korkudan kaynaklanmadığını o biliyor
Günahkar olduğumu da, babasının sevgisine sığınan biraz şımarık bir evlat gibi bu günahları işlemeye devam edeceğimi de
Din adına dehşet salanlar ne derlerse desinler, başkaları için kötülük düşünmeyenleri onun affedeceğine inancım tam, benim tanrım her şeyden önce ‘başkaları için kötülük düşündün mü' diye soracak bir tanrı
Başkaları için kötülük düşünmezsem, onun varlığına inanmasam bile beni affedeceğini sanıyorum
Affetmezse de gücenmeyeceğim
Çocukluğumda tuttuğum oruçların, oturduğum iftar sofralarının huzurunu hiç unutmadım
Bugün, bir tek kez öyle bir huzurla iftar yapabilmek isterdim
O huzuru hissedenler, dilerim, o huzuru gereksiz öfkelerle bozmazlar
Ben bir daha o huzuru bulamayacağım
Ama, ‘yanağını dışarının soğuğunu hissederek cama dayayıp, evin çaprazındaki caminin ışıklarının yanmasını bekleyen' çocuğu anlatmayı hep deneyeceğim
Sanırım bunu hiçbir zaman tam da beceremeyeceğim

Ahmet Altan’ın yazısı böyle
Ruhumuzu sarmalayan ve bize herşeyden yakın olan Allah’ın varlığı günümüzde bundan daha güzel nasıl anlatılabilirdi ki diye düşünmemek elde değil
Yazının başında, yazıdan bazı satırlar aktaracağım demişsem de, yazının sonuna kadar geldiğimde hiçbir paragrafını çıkarmaya kıyamadığımı fark ettim
Keşke kendisini dinsiz olarak tanımlayan herkes Allah’ı böyle hissedebilse demek, “hissetmek” kavramının ruhuna haksızlık olur
Doğrusu belki şöyle olmalı Keşke kendini dindar olarak tanımlayanlar, etraflarındakilere Allah’ı bu kadar sevdirebilirseler Buna şu an o kadar ihtiyacımız var ki
Teşekkürler Ahmet Altan Varlığını derinden hissettiğiniz O, sizi asla sahipsiz bırakmayacaktır
Ülkenin kaderini değiştiren haberlere korkusuzca imza atarken sizi şerre karşı emin kılan, güven ve cesaret duygusunu içinizde hissettiren hiç şüphe yok ki yine O’dur Siz doğruluktan ayrılmazsanız, O da sizi bırakmayacaktır


Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.