Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Eğitim - Öğretim - Dersler - Genel Bilgiler > Genel Bilgiler

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
açısından, dil, dilin, sürdürebilmesi, toplum, toplumların, varlığını, önemi

Dilin Toplumların Varlığını Sürdürebilmesi Açısından Önemi Nedir? Dil Ve Toplum

Eski 09-11-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Dilin Toplumların Varlığını Sürdürebilmesi Açısından Önemi Nedir? Dil Ve Toplum



Dilin Toplumların Varlığını Sürdürebilmesi Açısından Önemi Nedir? Dil Ve Toplum
Dilin Toplumların Varlığını Sürdürebilmesi Açısından Önemi Nedir? Dil Ve Toplum


Alıntı Yaparak Cevapla

Dilin Toplumların Varlığını Sürdürebilmesi Açısından Önemi Nedir? Dil Ve Toplum

Eski 09-11-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Dilin Toplumların Varlığını Sürdürebilmesi Açısından Önemi Nedir? Dil Ve Toplum



Dil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta; kendi kanunları içerisinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlık; milleti birleştiren, koruyan ve onun ortak malı olan sosyal bir müessese; bin yıllar boyunca gelişerek meydana gelmiş bir sosyal kurum; seslerden örülmüş bir ağ; temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar sistemidir
Dil, diğer insanlarla bütün ilişkilerimizde bize aracılık eden, sosyal bağlarımızı düzenleyen bir vasıta olarak hayatımızın her safhasında mevcuttur Evde, okulda, sokakta, çarşıda, iş yerinde ve her yerde onunla beraber yaşıyoruz İnsan konuştuğu dili doğduğu günden itibaren hazır bulur Fakat dil doğuştan bilinmez İlk aylarda ağlamalar, taklit, birtakım hareketlerle anlaşma sağlamaya çalışır Çocuk içinde yaşadığı topluluğun dilini, anadilini uzun bir çıraklık devresi süresince öğrenir Daha sonra kulağına gelen seslerin belli kavramlara, hareketlere, varlıklara karşılık olduğunu anlamaya başlar
Dil insan benliğinin ayrılmaz bir parçasıdır İnsan zekasının, insanda sınırı çizilemeyen duygu ve düşünce kabiliyetinin sonuçları kendi benliğinin dışına ancak dille aktarılabilir Bu bakımdan dil ile düşünce iç içe girmiş durumdadır İnsan dil ile düşünür Dilin gelişmesi düşünmeyi düşünceye, düşüncenin gelişmesi de dile bağlıdır Çeşitli medeniyetlerin meydana getirilmesini sağlayan düşünce, gelişmesini dile borçludur
Dil her şeyden önce sosyal ve millî bir varlıktır Fertlerin üstünde, bir milleti ilgilendirir Bütün bir milletin duygu ve düşünce hazinesini teşkil eder Bir milleti ayakta tutan, fertleri birbirine bağlayan, sosyal hayatı düzenleyen ve devam ettiren, millî şuuru besleyen bir unsur olarak dilin oynadığı rol çok büyüktür Bağımsızlığın temeli millî şuurdur Millî şuurun en kuvvetli kaynağı ise dildir
Belli ses öbeklerinin insanlar arasında danışıklı bir değer kazanarak birer kavrama karşılık olmaları dilin oluşmasında esas sayılabilir Bunun gibi onların çeşitli kullanışları da ortak değerler bağlayarak dilin kurallarını meydana getirmiş olmalıdırlar bunlar üreyip genişlemiş ve az çok titizlikle korunarak kuşaktan kuşağa aktarılmıştır Ses kanunlarına uyup zamanla değişmelere uğramış olmaları da tabiidir
Dil ile düşünce organı olan insan beyni destekleşe oluşmuş olmalıdır Öyle ki sonuçta dil düşünmenin de bir vasıtası olmuştur Ana dilimizden cümleler kurarak düşünürüz Bunları dile getirdiğimizde adına konuşma deriz Dil olmasa düşünce ve duygu da gelişmezdi, insan topluluğu ilerlemez, bir medeniyet oluşturamazdı Yine insanoğluna bahşedilen din hayatı ile sanat hayatı da dil temeli üzerine kurulmuşlardır
Dil konuşma aygıtının çıkardığı çok çeşitli seslerin son derecede karmaşık bir birleşiminden meydana gelir Ancak kulağımız da bunları bütün incelikleri ile ayırabilecek yaradılıştadır Bu sebeple biz onları çözümlemekte güçlük çekmeyiz Konuşma organlarının belirli bir durum alarak bir an içinde çıkardıkları basit sese bir seslik, yahut sadece ses deriz: a, ü, b, t gibi Bir soluk hamlesi içinde çıkan birkaç sesin topluluğuna da hece adını veririz: “bu, ka-pı, pen-ce-re” gibi
Bir dilde bir anlamı olan tek veya çok heceli ses öbeklerine kelime deriz:: “kuş, görmek, umutsuz” gibi Bir dilin bütün kelimeleri o dilin kelime dağarcığını meydana getirir Kelimelerin bir düşünceyi bir bütün olarak anlatan düzenli topluluğuna cümle adını veririz: “Orhan okula gitmelidir” Bir maksadı anlatmak için bir sıra cümleler kullanırız Buna da söz deriz Sözlerle anlaşmak konuşmakla olur
İnsanlar sözlerini uzaktakilere ulaştırmak, ya da uzun zaman saklamak ihtiyacı ile onları daha dayanıklı bir işaret sistemine çevirmeyi düşünmüşler, yazıyı icat etmişlerdir Eski insanlar hakkında bilgilerimizi bıraktıkları yazılı belgelerden alıyoruz Milletlerin yazıdan önceki yaşayışları hakkında pek az şeyi öğrenebildiğimiz için tarih yazıyla başlar, diyoruz
İnsanlar her kelime için, her hece için, veya her ses için ayrı işaretler kullanan türlü yazı sistemleri yapmışlardır Bugünkü ileri milletlerin yazılarında her işaret bir ses karşılığıdır Buna harf deriz Bir dilin kullandığı harflerin topluluğu o dilin alfabesi olur Bu türlü yazıya da alfabe yazısı adını veririz Yazılı bir sözü yeniden seslendirmeye okuma diyoruz Sessiz okumak da olur

Bir milleti ayakta tutan, onun varlığını ve devamını sağlayan, millî şuuru besleyen, bir millete mensup olma hazzını veren ve bireylerini birbirine yaklaştırarak onlar arasında birlik yaratan unsur olarak dilin, millet hayatındaki yeri çok önemlidir Öyle ki milletin varlığı, dilin varlığıyla mümkündür
İnsanın geçmişini öğrenmesinde, gününü yaşamasında, geleceğine yön vermesinde, kişiliğini kazanmasında, aynı dili konuşan diğer insanlarla iletişim kurmasında ve kendisini ifade etmesinde dilin çok önemli bir araç olduğu muhakkaktır Bu bakımdan dil bir anlamda bireye hizmet eder Ancak, insan tabiatı gereği toplu hâlde yaşamaya ihtiyaç duyar Çevresinde kendiyle aynı değerleri paylaşan insanların bulunmasını ister Bu ortak değerlerin oluşturulmasında, paylaşılmasında, nesilden nesile aktarılmasında, milletin varlığını devam ettirmesinde dil, çok önemli bir görevi yerine getirir Çünkü millet olmanın birinci şartı, aynı dili konuşmaktır
Dil, milletin ortak kültürüyle yol alarak varlığını devam ettirir Milleti oluşturan bireyler arasında birleştirici bir rol üstlenen dil, aynı zamanda ortak şuurun, millî şuurun ortaya çıkmasına hizmet eder Millî birliği ve beraberliği sağlar Dilin bu özelliği Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran; Türk halkı, Türk milletidir Türk milleti demek, Türk dili demektir Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir Çünkü Türk milleti, geçirdiği nihayetsiz felâketler içinde ahlâkının, an’anelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, kısacası, bugün kendi milliyetini yapan her şeyinin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir” sözlerinde veciz ifadesini bulmuştur
Millî varlığın korunmasıyla dilin korunması arasında çok sıkı bir ilgi vardır Dilini unutmayan fakat bağımsızlığını kaybeden bir toplum milliyetini koruyor demektir Bu toplum, bağımsızlığını kazanıp bir devlet kurarak, bir millet olarak yeniden tarih sahnesine çıkabilir Sovyet Rusya’nın dağılmasıyla Türklerin ve diğer milletlerin bağımsız birer devlet olarak yeniden tarih sahnesine çıkmaları bunun en yeni örneğidir Tarihte bunun başka pek çok örneği vardır Ancak dilini kaybeden milletlerin tarih sahnesinden silindikleri de bilinmektedir
Bir milletin dili bozulursa kültüründe sıkıntılar ortaya çıkar Düşünce, sanat ve edebiyat alanlarında çöküntü başlar Dil asıl işlevini (insanlar arasında anlaşma aracı olma) yerine getiremez Kitleler birbirlerini anlayamaz hâle gelir ve yavaş yavaş kopmalar başlar Bu gerçek, tecrübeyle sabit olduğu için bir milleti içten yıkma yönteminde işe önce dilden başlanırYeni neslin kültürel değerleri öğrenmemesi ve bireylerin, kuşakların birbiriyle sağlıklı iletişim kurmalarını engellemek için ne gerekiyorsa yapılır Bu yüzden dil üzerinde oynanan oyunlara karşı her zaman uyanık olmak gerekir Adres bulmada kolaylık olsun gibi bir bahaneyle meselâ; Yunus Emre Caddesi’ni 4 Cadde şeklinde değiştirmek bile kültür bakımından son derece yanlıştır Çünkü, cadde adını rakamla ifade ettiğiniz zaman bu tabelayı okuyan kimsenin buradan caddenin numarası dışında öğrenebileceği bir şey yoktur Fakat Yunus Emre adının yaşatılması hâlinde en azından yetişen nesil Yunus Emre’nin kim olduğunu, bu caddeye neden bu ismin verildiğini merak edecektir, öğrenmek isteyecektir ve sonuçta kendi kültüründen birşeyler bulacaktır Bir milletin ruhu, karakteri, anlayışı… çoğunlukla sanatkârların ortaya koydukları eserlere yansıdığından bu yönüyle de dil, sosyal yapının ve kültürün aynası durumundadır Dolayısıyla bu eserlerin dikkatle incelenmesi o milletin karakteri hakkında sağlam ipuçları verecektir Gelişmiş ülkelerin kendi kültürlerini ve başka kültürleri öğrenmek için araştırmalar yaptırmalarını, bunlar için bütçelerinden önemli paylar ayırmalarını yabana atmamak lâzımdır Her milletin kendine göre birtakım kültür özellikleri olduğu gibi milletlerin zayıf ve güçlü olduğu yönler de vardır Kültür araştırmalarıyla bunların tespiti mümkündür İzlenecek politikaların belirlenmesine bu araştırmalardan elde edilen veriler ışık tutmaktadır Sömürgeci ülkeler günümüzde stratejik araştırma enstitüleri adı altında dünyanın dört bir tarafında yaptıkları araştırmalarda o ülkenin veya bölgenin etnik yapısını, özellikle de yerel dilleri gündeme getirmektedirler Tarihte ve günümüzde bunun pek çok örneğini görmek mümkündürÖzetlemek gerekirse dil, milletin manevî gücünün aynasıdır Bir milletin kültürel değerlerini oluşturan ve o milleti ayakta tutan; edebiyatı, sanatı, bilim ve tekniği, dünya görüşü, ahlâk anlayışı, müziği… geçmişten günümüze ancak dil sayesinde aktarılmaktadır Dolayısıyla dilin korunmasıyla millî varlığın korunmasını aynı seviyede algılamak gerekir
Toplumsal kültürün öğelerinden birisi olan dil, aynı zamanda kültürün kuşaklar arasında aktarılmasını sağlayan en önemli araçtır İnsanların birbirleriyle anlaşmaları, kaynaşmaları ve bu şekilde bir toplum oluşturmaları onların ortak bir dile sahip olmalarına bağlıdır Her ulusun bir dili vardır Yaşamı boyunca doğal çevresi, yaptığı işler ve denemeler, kullandığı araçlar, yetiştirdiği ve yararlandığı hayvanlar, uğradığı saldırılar, yaptığı savaşlar, duyduğu üzüntüler, sevinçler, ulusun diline yansır Ulus bunlar için ayrı ayrı sözcükler yaratır Yaşamından çıkardığı sonuçları söyler; bunlar birer atasözü olur Yaşadığı büyük olayları öyküler, böylece o ulusun destanları doğar Atasözlerini, destanlarını söyleyiş yolu, o ulusun dilde güzellik anlayışını, söz sanatlarını yansıtır (Göğüş, 1978: 1) Diğer bir ifadeyle, bir ulusun kültürü bütün yönleriyle dile yansır, dil ortamında yaşayarak gelecek kuşaklara aktarılır Böylece sağlanan bilgi birikimi, toplumsal ilerlemenin, bilim ve teknolojideki gelişmenin de sağlayıcısı olur
Dil toplumsal yaşam açısından olduğu kadar, birey açısından da önemlidir O, bir yandan bireylerin soyutlama yapabilmeleri, soyut düşünceler tasarlayabilmelerini sağlarken, diğer yandan da bu düşüncelerin bireyler arasında paylaşılmasını, öğrenmeyi, anlaşma ve kaynaşmayı sağlar; bireyin toplumla iyi ilişkiler kurabilmesinin aracı olur
Ünlü düşünür Konfüçyüs’e (İÖ 551-479) atfedilen şu cümleler, dilin birey ve toplum açısından ne kadar önemli bir araç olduğunun yaklaşık iki bin beş yüz yıl önce anlaşılması açısından ilginçtir
“Konfüçyüs’e sorarlar:
- Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız ilk olarak ne yapardınız?
Büyük düşünür şöyle karşılık verir:
-Hiç kuşkusuz, dili gözden geçirmekle işe başlardım Ve dinleyenlerin meraklı bakışları karşısında sözlerine devam eder:
-Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz Ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur Töre ve kültür bozulursa adalet yanlış yola sapar Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir
Dilin önemine ilişkin bu açıklamadan sonra, edebiyatın birey ve toplum hayatındaki önemine değinmekte yarar var
Edebiyat, aracı ve ortamı dil olan bir güzel sanat dalıdır İnsanın kendisini, çevresini, doğayı ve dünyayı tanıması, daha sağlıklı bir biçimde değerlendirmesi ve duyarlık kazanması için, edebiyat eğitimi büyük önem taşır Dil ve edebiyat eğitiminde temel hedef, bir şey belletmek ve öğrenciye bilgi yüklemek değil, dili sevdirmek, dilin düzgün kullanılmasını öğretmek ve güzel yazılardan hoşlanma duygusunu aşılamaktır (Kavcar, 1994: 853)
Birey edebi eserleri okuyarak, dilinin geniş anlatım olanaklarının farkına varır Dil duyarlılığı, sevgisi ve bilinci kazanır Bu alanda sağlanan birikim, düşüncelerin sözlü ve yazılı olarak etkin bir biçimde anlatılmasının da sağlayıcısı olur
Aynı zamanda birey okuduğu eserlerden etkilenir, eserin telkin ettiği şeyler sezgi ve yaşantı yoluyla bireyin davranışı haline gelir Böylece ailenin ve okulun bireye kazandırmak için çaba harcadığı, çoğu zaman bilişsel yönü ağır basan davranışlar, edebi eserlerin okunması yoluyla, sezgi ve yaşantıya dayalı olarak bireye kazandırılmış olur

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.