Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Eğitim - Öğretim - Dersler - Genel Bilgiler > Genel Bilgiler

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
1920, değişim, denizciliği, denizciliğindeki, günümüze, türk, uzanan, yilindan

Türk Denizciliği - 1920 Yilindan Günümüze Kadar Uzanan Türk Denizciliğindeki Değişim.

Eski 09-11-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Türk Denizciliği - 1920 Yilindan Günümüze Kadar Uzanan Türk Denizciliğindeki Değişim.



SADECE 1920 YILIYLA 2011 YILLARI ARASI GEREKLİ EN GEÇ 25 NİSANA GEREKLİ N'OLUR ACELE BULUN ÖDEVİN SON TARİHİ 27 NİSANxD
Alıntı Yaparak Cevapla

Türk Denizciliği - 1920 Yilindan Günümüze Kadar Uzanan Türk Denizciliğindeki Değişim.

Eski 09-11-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Türk Denizciliği - 1920 Yilindan Günümüze Kadar Uzanan Türk Denizciliğindeki Değişim.



CUMHURİYET ÖNCESİ TÜRK DENİZ KUVVETLERİ
Türk Deniz Kuvvetleri Tarihi
Anadolu Selçuklu Devleti Dönemi:

Oğuz Türkleri, Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan liderliğinde 1071 yılından itibaren Anadolu’ya yerleşmeye başlamış ve 1081 yılına kadar öncü Türk Beylikleri, Ege ve Marmara kıyılarına ulaşmışlardır Geniş bozkırlarla kaplı Orta Asya’dan gelip Anadolu’yu vatan olarak benimseyen Atalarımız, başlangıçta ufukta güneş ve gökyüzü ile birleşen coşkun ve hırçın denizi biraz ürkütücü ve şaşkınlık verici bulmuşlarsa da kısa sürede ona dostluk elini uzatarak, mavi sularda kendilerine yer aramaya başlamışlardır

Türkleri denizlerle kaynaştıran ilk öncü, Emir Çaka Bey olmuştur Çaka Bey, Selçuklu Ordusunun gözüpek akıncı liderlerinden birisi olarak, Türklerin savaşa savaşa Batı’ya yönelik ilerleme sürecinde, 1078 yılında Bizans’a esir düşmüş ve İstanbul’a gönderilmiştir Çaka Bey, İstanbul’daki esaret döneminde deniz ve denizciliğe karşı tutku derecesinde bir ilgi duymaya başlamıştır

Bizans İmparatoru’nun 1081 yılında değişimi sebebiyle İstanbul’daki karışıklıklardan yararlanarak kaçmayı başaran Çaka Bey, Beyliğinin askerleri ile yeniden bir araya gelmiş; İzmir, Urla, Çeşme ve Foça’yı alarak bu bölgede, diğer Türk Beyliklerinden oldukça farklı yeni bir Beylik kurmuştur Emir Çaka Bey, denizci kimliğini Beyliğin tüm kurumlarına yansıtarak, Türklerin, artık rakipleriyle denizlerde de kıyasıya mücadele edebilecek bir duruma gelmesini sağlamıştır

Çaka Bey, İzmir’de o döneme göre modern sayılabilecek bir tersane yaptırmış ve tersane civarındaki bölgeyi deniz üs kompleksine dönüştürmüştür Bu aşamadan sonra gemi inşa faaliyetlerine geçilmiş; kürekli ve yelkenli gemilerden oluşan 50 parçalık ilk Türk Donanması 1081 yılında inşa edilmiştir Bu yıl, Türk Deniz Kuvvetleri açısından son derece önemlidir Çünkü, 1081 yılı Deniz Kuvvetlerimizin kuruluş yılı olarak kabul edilmektedir Öncü denizcimiz Emir Çaka Bey, 1081 yılında 50 parçadan oluşan ilk Türk Donanması ile Ege’nin sıcak sularına yelken açmıştır Bu seyir sıradan bir seyir değil, tarihi şan ve şerefle dolu Türk Deniz Kuvvetlerinin doğuşudur Bu seyir, 922 yıllık tarihi bir miras ve köklü bir geleneğe sahip olan Türk Deniz Kuvvetlerinin Akdeniz (Ege Denizi) ile kucaklaşması ve denizlerdeki rekabetin saygın bir oyuncusu olmasıdır İlk Türk Donanması 1089 yılında Midilli, 1090 yılında ise Sakız Adası’nı fethederek denizlerin dünyasına hızlı bir giriş yapmıştır

Türkler denizlerle tanışmış; onunla arasında gönül köprüsü kurmuştur Ancak, denizlerde dolaşmanın bir bedeli olmalıydı: 19 Mayıs 1090 tarihinde Karaburun ile Sakız Adası arasında kalan Koyun Adaları civarında Çaka Beyin Donanması, Bizans Donanması ile karşılaştı Savaş kaçınılmazdı

Çaka Bey, İstanbul’daki esaret günlerinden beri kendisini bu gün için hazırlamıştı: Sınırsız bir uyum sağladığı denizin, insanın akıl ve yaratıcılığını harekete geçirdiğinin bilincindeydi 17 çektiri ve 33 yelkenli olmak üzere toplam 50 savaş gemisinden oluşan Donanmasını, seri taktik manevralarla ustalıkla sevk ve idare ediyor; düşmana en zayıf yerlerinden ard arda darbeler indiriyordu Bizans Donanması ağır kayıplarla geri çekilmek zorunda kalmıştı

İlk Türk Deniz Zaferi’ni, Öncü Denizci Emir Çaka Bey sayesinde kazanan Türkler, denizlere artık daha büyük bir umut ve güvenle bakmaya başlamışlardır Emir Çaka Bey, bu zaferinden sonra denizlerdeki kontrol sahasını genişletmiş ve Donanması ile Çanakkale önlerine kadar yaklaşmıştır Bizans’ın, Emir Çaka Beyi durdurmak için kullandığı yöntem, tarihimizin çeşitli dönemlerinde ve hatta günümüzde de sık sık karşımıza çıkan, artık klasik olarak adlandırılabilecek bir nitelik taşıyordu: Anadolu Selçuklu Sultanı IKılıç Arslan’ı kışkırtarak, ona karşı kullanmak

Emir Çaka Beyin 1095 yılında zamansız ölümü, yükselen bir değer olan Türk Denizciliği’nin gelişim hızını yavaşlatmıştır Çaka Bey sadece usta bir denizci komutan değil, aynı zamanda bir deniz düşünürü idi Çaka Beyin ateşlediği denizci yaklaşımın ivmesini kaybetmesi belki de, İstanbul’un Fethi’ni 350 yıl gecikmeye uğratmıştır

Türklerin Anadolu’ya yerleşmeleri, Avrupa’da Türk ve özellikle müslümanlık karşıtı akımları körüklemiş; bu da Müttefik Haçlı Orduları’nın teşkiline neden olmuştur Haçlı Seferleri’nin 1096 yılından başlayarak Anadolu’da yoğunlaştığı dönemlerde,Türkler büyük baskı altında tutulmuş; genellikle Anadolu’nun iç kesimlerine yerleşmek zorunda kalmış; ayrıca Doğu’dan gelen Moğol istilalarının da etkisiyle daha ziyade varlıklarını korumaya çalışmışlardır

Bu gelişmeler, Anadolu Selçuklu Devleti’nin denizlere yönelik faaliyetlerini büyük ölçüde engellemiştir Denizcilik faaliyetleri Sinop, Antalya ve Alanya’daki küçük çaplı gemi inşa ve onarım tesisleri ve liman ticareti ile sınırlı kalmıştır Ancak, yine de bu dönemde, İki Denizin Sultanı (Sultan-ül Bahreyn) ünvanı verilen Anadolu Selçuklu Sultanı I Alaeddin Keykubat, Alanya ve Sinop Tersanelerinde inşa ettirdiği gemilerle filolar kurmuş; Bizans’la denizlerde mücadele etmiş ve Azak Denizi kıyısında bulunan Sudak’ı ele geçirmişti Alanya Tersanesi, Türklerin kurmuş olduğu ilk organize tersane olarak kabul edilmektedir Anadolu Selçuklu Devleti’nin Moğol baskısına dayanamayarak 1308 yılında parçalanmasından sonra özellikle Batı Anadolu’da bir takım Uç Beylikleri kurulmuştur

Beylikler Dönemi:

Bu Uç Beylikleri, (Karesioğulları, Saruhanoğulları, Aydınoğulları, Menteşeoğulları, Candaroğulları) Türk Deniz Tarihi’nin hızını kaybeden gelişim sürecine yeni bir ivme, yeni bir heyecan kazandırmışlardır Balıkesir ve civarında kurulan Karesi Beyliği (1302-1361) döneminde denizlere büyük önem verilmiş; Edincik’te bir tersane kurularak, gemi inşasına başlanmıştır Bu gemiler hem Marmara’da hem de Kuzey Ege’de Bizans Donanmasının hareket serbestisini kısıtlamış; bölgedeki deniz güçleri için ciddi bir rakip olmuştur Osmanlı deniz gücünün ilk çekirdeğini de bu Beylik oluşturmuştur

Aydın civarında kurulan Aydınoğulları Beyliği (1308-1390) özellikle Umur Bey döneminde denizcilikte büyük atılım yapmıştır Umur Bey, 1334-1348 yılları arasında adeta bir deniz aslanı gibi Ege’de, Bizanslılar ve Cenevizlilere karşı büyük başarılar kazanmış; Rodos’tan Çanakkale Boğazı’na kadar, Mora ve Rumeli kıyıları da dahil olmak üzere denizlerde kesin bir kontrol sağlamıştır Düşmana karşı son derece atak ve taktik baskın şeklinde manevralar yapan Umur Bey, çetin deniz muharebelerinin birisinde şehit olmuştur

Manisa ve civarında kurulan Saruhanoğulları Beyliği (1313-1390) sürekli olarak Umur Beyin denizdeki faaliyetlerine destek sağlamıştır Özellikle Süleyman Bey, Umur Beyin Donanmasına gemi, üs ve onarım yönünden büyük kolaylıklar sağlamıştır

Osmanlı İmparatorluğu genişledikçe, Anadolu’daki Türk Beylikleri’nin etkileri kaybolmuş ve bu Beylikler Fatih Sultan Mehmet (1451-1481) döneminde tamamen İmparatorluk sınırlarına dahil olmuşlardır Osmanlı İmparatorluğu, bu Beyliklerin denizcilik birikimi, üs ve liman kolaylıkları ve tersanelerinden önemli ölçüde istifade etmiştir Fatih Sultan Mehmet, o döneme kadar akın donanması hüviyetinde olan Osmanlı Donanmasını ateşli silahlarla teçhiz ederek, stratejik bir boyut kazandırmıştır Beyliklerdeki denizci karakter, bir anlamda Akdeniz’e kök söktürecek güçlü Osmanlı Donanmasının doğal alt yapısını oluşturmuştur

OSMANLI DÖNEMİ TÜRK DENİZ KUVVETLERİ

Bahriye Nazırlığı Dönemi:

Sultan Abdülaziz döneminde ağır dış borç yükü ile oluşturulan ve sayıca dönemin güçlü donanmaları arasında gösterilen Osmanlı Donanması, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi’nde etkin bir rol oynayamadığı ve yenilgiyi önleyemediği gerekçesiyle, Sultan IIAbdülhamit (1876-1909) tarafından otuz üç yıl boyunca Haliç’te atıl tutulmuştur Ancak Sultan IIAbdülhamit’in, Donanmayı modern ve çağdaş fikirlerin yeşerdiği bir alan olarak görmesinin ve saltanatına zarar verebileceğini değerlendirmesinin bu üzücü kararın alınmasında büyük rol oynadığı ifade edilmektedir

Donanma gemilerinin Haliç’te uzun yıllar hareketsiz tutulması, Osmanlı İmparatorluğu’nun denizcilik faaliyetlerine büyük bir darbe indirmiştir Bu karanlık dönemin ilk ve en acı yansıması, 1864 yılında İstanbul Tersanesinde inşa edilen ve 13 yıl hiç seyir yapmamış olan ERTUĞRUL Fırkateyni'nin, iade-i ziyaret maksadı ile gittiği Japonya karasularında, 18 Eylül 1890 günü kayalıklara çarparak batması olmuştur

Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa tarafından, 03 Nisan 1890 tarihinde Deniz Gedikli (Deniz Astsubay) Sınıfı kurulmuş ve 15 Haziran 1890 tarihinde SELİMİYE Gemisi’nde İlk Gedikli Sınıfı eğitim/öğretime başlamıştır

Yunanistan’ın 1897 yılında Girit’i işgal etmesi ile başlayan Osmanlı-Yunan Harbi’nde, Osmanlı Donanması bir kısım unsurlarıyla sınırlı olarak faaliyet göstermişse de, üstün bir harekat yeteneğine sahip olmadığı ve eğitim yönünden zayıf olduğu için başarılı olamamıştır

Donanmanın Osmanlı-Yunan Harbi’nde faaliyet gösterememesi ve Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşanın da teklifi üzerine, Sultan Abdülaziz döneminde görev yapan bazı gemilerin onarılmasına ve ilave olarak yeni gemilerin alınmasına karar verilmiştir Bu kapsamda, 1903 yılında HAMİDİYE Kruvazörü ile ERTUĞRUL ve SÖĞÜTLÜ Yatları İngiltere’ye, MECİDİYE Kruvazörü Amerika’ya; 1906 yılında BERK-İ SATVET ve PEYK-İ ŞEVKET Torpido Kruvazörleri Almanya’ya; yine aynı yıl TAŞOZ, BASRA, SAMSUN ve YARHİSAR Muhripleri ile “HİSAR” Sınıfı dört torpidobot ve onbir gambot Fransa’ya; onbir torpidobot da İtalya’ya sipariş verilmiştir Bu girişim ile Donanmanın yeniden güçlendirilmesi için büyük bir adım atılmışsa da, yeni alınan gemiler diğerleri gibi Haliç’te atıl tutulmuştur IIMeşrutiyet 23 Temmuz 1908 tarihinde ilan edildiği zaman Osmanlı Donanması, harekat kabiliyeti ve harbe hazırlık seviyesi düşük olan gemiler ve eğitimsiz personelden oluşmuştur

Sultan IIAbdülhamit’in 1909 yılında tahtan indirilmesinden sonra Donanmayı yeniden canlandırmak, imkan ve kabiliyetlerini artırmak için çalışmalar başlatılmıştır

Güçlü bir Donanmanın mevcut olmaması nedeniyle son dönemlerde neredeyse süreklilik kazanan toprak kayıplarının önlenmesi için Osmanlı halkı, 14 Temmuz 1909 günü Donanma Cemiyeti, diğer adı ile Donanma-i Osmani Muavenet-i Milliye Cemiyetini kurmuştur Bu Cemiyetin yoğun gayreti ile kısa zamanda yüklü miktarda para toplanmış ve bu kaynak ile Almanya’dan 1910 yılında YADİGAR-I MİLLET, GAYRET-İ VATANİYE, NÜMUNE-İ HAMİYET VE MUAVENET-İ MİLLİYE Muhripleri ile BARBAROS HAYREDDİN ve TURGUTREİS Zırhlıları satın alınmıştır

Donanmanın geliştirilip güçlendirilmesi için finansal kaynak yaratma çabalarına paralel olarak dünyadaki yenilikleri takip etmek, Osmanlı Donanmasının kuruluşunu çağdaş esaslara dayandırmak, yeni bir eğitim doktrini geliştirmek maksadıyla İngiliz Amiral Gamble’nin başkanlığında bir Heyet görevlendirilmiş; IDünya Savaşı’nın başlangıcından itibaren, İmparatorluğun siyasi tercihleri doğrultusunda bu kez de bir Alman Heyeti, Donanmanın yeniden teşkilatlanma çalışmalarında yer almıştır

Deniz Kuvvetleri, kendi içerisinde bir takım düzenlemeler yaptığı ve içe dönük olarak faaliyet gösterdiği bir ortamda, birdenbire kendisini Osmanlı-İtalyan (Trablusgarp) (1911-1912) Harbi’nin içinde bulmuştur Bu harpte, Osmanlı Donanmasının başlıca görevi: Çanakkale’de konuşlanarak, Boğaz savunmasını sağlamak ve kısmen de olsa uzak bölgelere asker ve silah nakliyatı yapmak olmuştur

Trablusgarp Harbi’ni izleyen Balkan Harbi’nde (1912-1913) ise, Osmanlı Donanması bir taraftan arızalı gemileri onarırken, diğer taraftan Kara Kuvvetlerini lojistik açıdan deniz ulaştırması ile desteklemiştir Çatalca Hattının savunmasına ve Bulgar Ordusu taarruzunun durdurulmasına Osmanlı Donanması katkı sağlamıştır Diğer taraftan Osmanlı Donanması, Ege’de 16 Aralık 1912 tarihinde yapılan İmroz ve 18 Ocak 1913 tarihinde yapılan Mondros Deniz Muharebelerinde Yunan Donanması karşısında başarılı olamamıştır Bu dönemde, Ege ve Akdeniz’de, yedi buçuk ay süre ile akın tipi harekat icra ederek, Yunan Donanması ve harp potansiyeline kayıp ve hasar verdiren Rauf ORBAY komutasındaki HAMİDİYE Kruvazörü, dünya deniz tarihine geçen göz kamaştırıcı başarıları ile Deniz Harp Tarihimizdeki şanlı yerini almıştır Her ne kadar bu harekat harbin sonucunu değiştirmemişse de, tüm dünyada büyük hayranlık uyandırmıştır

IDünya Harbi Dönemi:

Balkan Harbi sonrasında paraları ödenmiş olmasına rağmen, SULTAN I OSMAN ve REŞADİYE savaş gemilerine İngiltere’nin el koyması, Osmanlı kamuoyunu geniş ölçüde etkilemiş ve halk arasında büyük üzüntüye neden olmuştur

IDünya Harbi’nin başlaması ile birlikte Osmanlı Devleti tarafsızlığını ilan etmiştir Ancak, Almanya ile 02 Ağustos 1914 tarihinde yapılan askeri ittifak sebebiyle ülke içinde genel bir seferberlik başlatılmıştır Bu sırada, Akdeniz’de bulunan GOEBEN ve BRESLAU adındaki iki Alman harp gemisi Adriyatik ve Mora açıklarında bulunan İngiliz Donanmasının baskısı nedeniyle 10 Ağustos 1914 günü Çanakkale Boğazı’na girmiştir Osmanlı Devleti de tarafsızlığını bozmamak için bu gemileri satın aldığını açıklamış ve 16 Ağustos 1914 günü bu gemilere Türk Bayrağı çekilerek, YAVUZ ve MİDİLLİ adları verilmiştir Bununla birlikte, Osmanlı Hükümeti, 27 Eylül 1914 günü Çanakkale Boğazı ve Ege çıkışını mayınlatarak, 01 Ekim 1914 tarihinden itibaren de Boğaz’ın kapandığını bütün dünyaya ilan etmiştir

Bu dönemde, Donanma Komutanlığına atanmış bulunan Alman Amiral Souchon,YAVUZ ve MİDİLLİ gemilerinin de bulunduğu Osmanlı Donanmasını keşif, gözetleme ve muhtelif eğitimler yaptırmak gerekçesiyle 27 Ekim 1914 tarihinde Karadeniz’e çıkarmıştırAlman Amiral Souchon’un emriyle YAVUZ Muharebe Kruvazörü ile TAŞOZ ve SAMSUN Muhripleri Sivastopol’u; MİDİLLİ Kruvazörü Novorosisk’i; MUAVENET-İ MİLLİYE ve GAYRET-İ VATANİYE Muhripleri ise Odesa Limanı’nı 29 Ekim 1914 sabahı bombardıman etmiş ve bu olay fiili olarak Osmanlı Devleti’nin IDünya Harbi'ne girmesine neden olmuştur

Osmanlı Donanması, IDünya Harbi’nde, Karadeniz ve Çanakkale Boğazı yaklaşma sularında görev yapmıştır Bu savaşta, Karadeniz Filosu; YAVUZ, MİDİLLİ Zırhlıları ile HAMİDİYE ve MECİDİYE Kruvazörleri, BERK-İ SATVET ve PEYK-İ ŞEVKET Torpido Kruvazörleri ile MUAVENET-İ MİLLİYE ve “TAŞOZ” Sınıflarından dörder muhripten oluşmuştur BARBAROS HAYREDDİN, TURGUTREİS ve MESUDİYE Zırhlıları Çanakkale’de konuşlandırılmıştır Küçük torpidobot ve gambotlar ise, İstanbul-Çanakkale lojistik nakliyatını idame, denizaltı savunma harbi, mayın tarama ve diğer görevlerde kullanılmıştır

Osmanlı Donanması Karadeniz’de, Doğu Cephesi’ne yapılan personel ve malzeme nakliyatını emniyete almış; Rusya’nın Karadeniz sahillerindeki bazı şehirlerine baskın tipi taaruzlar tertiplemiş ve aynı zamanda İstanbul-Zonguldak arasındaki kömür nakliyatını emniyete almıştır YAVUZ Zırhlısı’nın sürat ve ateş gücü üstünlüğü Rus Donanmasının Karadeniz’deki faaliyetlerini önemli ölçüde baltalamıştır Diğer taraftan, Karadeniz’de konuşlanan Donanmamız, Rus Donanmasını İstanbul Boğazı’ndan uzak tutmuş; böylece Çanakkale Cephesi’ndeki birliklerimizin Doğu’dan baskı altına alınmasını engellemiştir Karadeniz’deki harekat, 16 Mart 1917 tarihinde Rusya’da Bolşevik İhtilali’nin çıkması üzerine, bu devletin savaştan çekilmesi ile son bulmuştur

Ege’deki güçlü İngiliz ve Fransız Donanmalarının mevcudiyeti nedeniyle, Osmanlı Donanması IDünya Harbi esnasında Ege’de sınırlı olarak faaliyet göstermiştir

İngiltere ve Fransa’nın, Osmanlı Devleti’nin harbe devam azim ve iradesini kırmak ve aynı zamanda müttefikleri olan Rusya’yı Boğazlar üzerinden takviye etmek üzere, “Yenilmez Armada” olarak nitelenen güçlü donanmaları ile Çanakkale Boğazı’ndan geçerek İstanbul’a ulaşma hedefi, gerçek bir Türk destanı olan ve şanlı Türk Tarihine altın harflerle yazılan Çanakkale Deniz Zaferi’ne neden olacak olayların başlangıcı olmuştur

İtilaf Devletlerinin yaratmış olduğu bu çok ciddi ve önemli tehdidi karşılamak için, mevcut son derece sınırlı imkan ve kabiliyetler de göz önünde bulundurularak, Operatif Harekat Alanı’nın özelliklerine en uygun savunma stratejisi tespit edilmiştir Buna göre: Boğaz Tahkimatı’nın Donanma Bataryaları ile takviye edilmesi, Boğaz’daki kritik alanların mayınlanması, bu iki silahın müşterek tesirinden azami ölçüde istifade edilmesi ve ayrıca Donanma gemilerinin daha geride mevkilendirilmesi suretiyle ikinci bir savunma hattı oluşturulması kararlaştırılmıştır

Müttefik Donanmanın yapmış olduğu stratejik taarruz hazırlıkları karşısında; Türk Donanması da savunma etkinliğini artıracak son imkanlarını seferber etmeye başlamıştır Bu kapsamda, 1915 yılının Mart ayı başında SELANİK Mayın Gemisi elde kalmış son 26 mayını büyük zorluklarla İstanbul’dan Çanakkale’ye getirerek, burada 360 tonluk NUSRET Gemimize transfer etmiştir

Deniz Harp Tarihimizin bir gurur abidesi olan Tophaneli Yüzbaşı Hakkı Bey komutasındaki NUSRET Mayın Gemimiz, 07-08 Mart 1915 gecesi büyük bir gizlilik içerisinde Erenköy önlerindeki Karanlık Limanı’na intikal ederek mevcut 26 mayını yüzer metre aralıklarla 11’inci hat olarak, daha önce tesis edilen diğer 10 hattan farklı şekilde, sahile paralel olarak dökmüştür Müttefik Donanmanın, bu bölgede Kıyı Bataryalarımızın yoğun ateşine maruz kalarak ilerleme hızının azalacağı, geri dönüş veya taktik manevralar için daha geniş bir deniz sahası olan Erenköy Koyu’na yönelebilecekleri hesaplanmıştır

100 gemi ve yaklaşık 250 ağır topa sahip olan Müttefik Donanması, üç hat şeklinde teşkilatlandırılmış olarak 18 Mart 1915 sabahı saat 1000’dan itibaren Boğazı zorlamaya başlamış; Donanma gemilerinin önünde kontrol ve temizlik taraması yapan MKT gemileri ve onları emniyete alan 2 kruvazör mevkilendirilmiştir

Müttefik Donanma, Bataryalarımızın ateşine rağmen Çanakkale’ye 14000 Yarda mesafeye kadar yaklaşmış; ancak bu andan itibaren Deniz Top Bataryalarımızın son derece yoğun, etkili ve caydırıcı atışları başlamıştır İngiliz ve Fransız gemilerinin almış oldukları isabetler, onları çeşitli sakınma ve dönüş manevraları yapmaya zorlamış ve gemiler Boğaz’ın coğrafi özelliklerini göz önüne alarak, manevra yapılacak tek alan olan ve nispeten daha geniş deniz sahasını kapsayan Erenköy önlerindeki Karanlık Limanı’na sancak taraftan dönüş yapmaya başlamıştır

Ancak, bölgede NUSRET’in gizli bir şekilde dökmüş olduğu ve hiçbir şekilde hesaba katılmayan 26 mayın, Müttefik Donanmanın İstanbul’u ele geçirme düşlerine kesin bir nokta koymuş; kendisinden emin ve mağrur Armada, saat 1900’dan itibaren bir daha dönmemek üzere Bataryalarımızın yoğun ateşi altında Boğaz’ı terk etmiştir

18 Mart 1915 günü, İngiliz Donanmasına ait IRRESISTIBLE ve OCEAN Zırhlıları ile Fransız Donanmasına ait BOUVET Zırhlısı batmış; Müttefik Donanmaya ait GAULOIS, SUFFREN, INFLEXIBLE Zırhlıları ağır hasar almış; bir çok zırhlı da Kıyı Bataryalarımızın ateşi nedeniyle çeşitli yaralar almıştır

NUSRET Mayın Gemisi tarafından dökülen mayınlara çarparak büyük maddi kayba uğrayan Müttefik Donanması, ağır yenilginin yanı sıra ülkelerinde küçümsenemeyecek bir prestij kaybına uğramıştır Çanakkale Boğazı’nı denizden geçemeyen İtilaf Devletleri, 25 Nisan 1915 tarihinden 20 Ocak 1916 tarihine kadar sürecek olan Gelibolu üzerinden bir amfibi harekat ve müteakiben bir Kara Harekatı ile harbin hedefini ele geçirmeye çalışmıştır

Bu kapsamda, İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti’nin Marmara Denizi’nden Çanakkale Cephesi’ni takviyesini engellemek maksadıyla denizaltı harekatı planlamış ve bu nedenle çok sayıda denizaltıyı gizli yollardan Marmara Denizi’ne nakletmiştir Osmanlı Donanması, gerek Boğaz’ın dar geçitlerinde mevkilendirdiği ağ ve mayın maniaları gerekse Marmara Denizi’ndeki suüstü gemileri ile İtilaf Devletleri’nin denizaltı harekatını önemli ölçüde sekteye uğratmıştır

Denizaltı Savunma Harbi Harekatı kapsamında, IDünya Harbi’nde sonunda Marmara’da ve Çanakkale Boğazı’nda toplam 7 İngiliz, 1 Avustralya ve 5 Fransız olmak üzere toplam 13 denizaltı batırılmıştır

Boğaz’a 30 Nisan 1915 günü girmeyi başaran Avustralya’ya ait AE-2 Denizaltısını top ve torpido taarruzları ile nötralize eden SULTANHİSAR Torpidobotu, İngiltere’ye ait GOLIATH Zırhlısını 13 Mayıs 1915 gecesi batıran MUAVENET-İ MİLLİYE Muhribi ile Fransa’ya ait TURQUOISE Denizaltısı’nın periskobunu 30 Ekim 1915 günü vurarak ele geçirilmesini sağlayan kıyı bataryalarında görevli Müstecip Onbaşı’nın başarı ve kahramanlıkları halk arasında büyük yankı uyandırmış; moral, motivasyon açısından Türk Ulusu’nu olumlu yönde etkilemiştir Ancak, bu mücadele esnasında BARBAROS HAYREDDİN Zırhlısı ve YARHİSAR Torpidobotu İngiliz E-11 Denizaltısı tarafından batırılmıştır

Çanakkale Cephesi’nde istediği sonuçları alamayan İtilaf Devletleri, harbi başka cephelerden devam ettirme kararı almıştır Selanik’ten Filistin’e intikal eden Müttefik Konvoyu’nu engellemek maksadıyla YAVUZ ve MİDİLLİ Zırhlıları, beraberlerinde MUAVENET-İ MİLLİYE, BASRA ve SAMSUN Gemileri ile 20 Ocak 1918 günü Çanakkale Boğazı’ndan Ege’ye çıkmıştır Gökçeada yakınlarında YAVUZ Zırhlısı mayına çarparak yara almış; müteakiben İngiliz uçaklarının hücumuna uğramış; sakınma manevrası yaparken ikinci bir yara daha almıştır Bu esnada MİDİLLİ Kruvazörü, mayınlı sahadan geçerken 5 mayın yarası alarak batmıştır YAVUZ Zırhlısı onarım için geri intikalde iken, Çanakkale Boğazı’nda, Nara açıklarında üçüncü kez mayına çarparak karaya oturmuş; burada altı gün boyunca İngiliz uçaklarının hava hücumuna uğramış; daha sonra kurtularak İstinye’ye çekilmiştir

Dört yıl süren Birinci Dünya Harbi’nde, zaten zayıf olan Osmanlı Donanması büyük kayıplara uğramış ve savaştan son derece yıpranmış olarak çıkmıştır Elde kalan gemilerin kontrolü ise, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi hükümleri uyarınca, İtilaf Devletleri’nce teşkil edilen Kontrol Komisyonuna bırakılmıştır

Milli Mücadele Dönemi:

Bu dönem, geçmişi parlak zaferlerle dolu olan Türk denizciliğinin acı ve hüzün dolu sayfalarından birisini teşkil etmektedir Ancak Milli Mücadelemiz esnasındaki olumsuz koşullar, Türk denizcisinin doğasında var olan vatan ve millet sevgisini yok edememiş; bazı denizciler gizlice Anadolu’ya geçerek kara savaşlarına fiili olarak katılmış; bazıları ise Karadeniz’de ve Marmara’da ülkenin harbe devam azim ve iradesini güçlendirecek lojistik nakliyatı kanları ve canları pahasına idame etmişlerdir Diğer taraftan, İstanbul’da kalan denizciler, Muavenet-i Bahriye Cemiyeti’ni kurarak, Milli Hükümetin deniz gücünü personel ve materyal olarak desteklemiş ve aynı zamanda Milli Kuvvetlere istihbarat desteği sağlamışlardır

Mondros Mütarekesi hükümleri gereğince, TURGUTREİS, HAMİDİYE ve MECİDİYE Kruvazörleri, İşgal Kuvvetleri tarafından duruş ve vuruş güçleri zayıflatılarak Haliç’te atıl olarak tutulmuş; YAVUZ Zırhlısı ise, Haliç’te deniz trafiğini aksatabileceği endişesi ile cephanesi alınmış ve topları sökülmüş olarak İzmit’e nakledilmiştir Bu dönemde sadece, Marmara’da sahil güvenlik hizmetleri için kullanılan AKHİSAR ve DRAÇ Torpidobotları ile aynı görev için İzmir’e gönderilen HIZIRREİS Gambotu ve Saros Körfezi’nde mayın temizleme faaliyeti ile görevlendirilen NUSRET ve TİR-İ MÜJGAN mayın gemileri görev yapmıştır

Bununla birlikte, İstiklal Harbi başlamadan Bahriye Nezareti tarafından karakol görevi ile 1919 yılının Şubat ayında PREVEZE Gambotu Sinop’a, AYDINREİS Gambotu Trabzon’a gönderilmiştir PREVEZE ve AYDINREİS Gambotları 1919 yılı sonlarına kadar kömür sağlanamadığı için limanda kalmıştır İstiklal Harbi başladığında ise bu iki gambot, İstanbul Hükümeti’nin bütün zorlamalarına rağmen İstanbul’a geri dönmeyip, Milli Hükümetin emrine girmiş ve İstiklal Harbi Nakliye Filosunun çekirdeğini oluşturmuştur İstiklal Harbi’nin gelişim sürecine paralel olarak çeşitli yollardan sağlanan büyüklü, küçüklü teknelerle bir Nakliye Filosu kurulmuş ve bu Filo, Milli Cepheleri harp boyunca bütün gücüyle desteklemiştir

İstiklal Harbi 1920 yılında ana çizgileriyle ortaya çıkmış ve kazanılan başarılardan sonra kesin zafere ulaşmak için Batı Cephesi’nin önem ve önceliği daha da artmış ve bunun neticesinde Karadeniz üzerinden silah, cephane ve her türlü malzemeyi ihtiva eden lojistik nakliyatı idame yaşamsal bir boyut kazanmıştır Bu maksatla, Karadeniz’de kaçak olarak bir deniz nakliyat teşkilatının meydana getirilmesi hayati bir harekat ihtiyacı olarak ortaya çıkmıştır Bu kapsamda, 10 Temmuz 1920 günü Milli Müdafaa Vekaleti (Milli Savunma Bakanlığı)’ne bağlı olarak “Umur-u Bahriye Müdürlüğü” teşkil edilmiş ve bu Kuruluşa, öncelikle Karadeniz’deki deniz nakliyatını tesis ve idame etme görevi verilmiştir Ayrıca mevcut deniz teşkilleri de bu Müdürlüğe bağlanmıştır Bu Kuruluş, mahalli tekneler ve gönüllüleri son derece başarılı bir şekilde örgütlemiş; düşman gemilerinin hareketlerini izlemek üzere güvenilir bir istihbarat ağı tesis etmiş ve bu nedenle lojistik nakliyat, en uygun zaman ve mekan koordinesi ile başarıyla sürdürülmüştür

Ankara’da kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Rusya ile askeri malzeme yardımı konusunda anlaşma sağlamıştır Bu maksatla, 21 Eylül 1920 tarihinde kurulan Trabzon Kaçakçı Müfrezesi, Milli Müdafaa Vekaleti’nin 26 Ekim 1920 tarihli talimatı ile Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Müfreze Kumandanlığı adını almıştır

İstiklal Harbi’nin müteakip safhalarında Deniz Kuvvetlerine, özellikle de deniz nakliyatına olan ihtiyacın artması ve bu yönde kullanılan deniz vasıtalarının nitelik ve niceliğinin büyümesi sebebiyle “Umur-u Bahriye Müdürlüğü” teşkilatı genişletilmiş ve bu Müdürlük, 01 Mart 1921 tarihinde Milli Müdafaa Vekaletine bağlı olarak, “Bahriye Dairesi Reisliği” adını almış; İzmit, Samsun, Amasra Bahriye Kumandanlıkları ile Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Müfreze Kumandanlığı, Karadeniz Ereğli Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlığı, Eğirdir Gölü Bahriye Müfrezesi ve Fethiye Bahriye İhtiyat Grubu, bu Reislik emrine verilmiştir

Marmara Denizi’nde nakliyat faaliyetlerinin önem kazanması ve İzmit Körfezi’nin savunulması maksadıyla 28 Haziran 1921 günü İzmit Bahriye Kumandanlığı kurulmuştur İzmit Bahriye Kumandanlığı bölgedeki deniz nakliyatını idame faaliyetlerinin yanı sıra, IDünya Harbi’nde tahrip edilmiş olan demiryolu köprülerini onararak, kara nakliyatına da önemli katkılar sağlamıştır

Deniz Subayları tarafından 01 Ocak 1921 tarihinde kurulmuş olan Samsun Bahriye Kumandanlığı ise, daha ziyade diğer deniz birliklerinin er ihtiyacını karşılayacak çalışmalar yapmış ve bu birliklere eğitimli deniz erleri sevk etmiştir Pontus Rum çetelerine karşı da büyük mücadeleler veren bu Komutanlık, 1929 yılında lağvedilmiştir

Amasra Bahriye Kumandanlığı: Karadeniz’in Batı kısmında ve Boğaz bölgesinde düşman unsurlarına yönelik olarak öncelikle keşif gözetleme faaliyetleri icra etmiş; çıkan fırsatlardan istifade ile zaman zaman taarruzi roller üstlenmiştir

Karadeniz Ereğli Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlığı, İstanbul-Akçakoca ve Trabzon-Akçakoca arasında yapılan deniz nakliyatını sevk ve idare etmek; aynı zamanda bölgesindeki nakliye gemi ve araçlarına lojistik destek ve üs kolaylıkları sağlamak üzere, 17 Nisan 1921 tarihinde Ereğli’de kurulmuştur Bu Komutanlık, Batı Karadeniz’de nakledilen askeri malzemeye ilişkin kayıtları da tutmuş ve Bahriye Dairesi Reisliğine bu konuda günlük raporlar vermiştir

Ege ve Doğu Akdeniz Bölgelerinde, 16 Mart 1921 tarihinde kurulmuş olan Fethiye Bahriye İhtiyat Grubu ile Liman Reislikleri, kıyı kontrolü, istihbarat toplama, nakliye ve sahil güvenlik görevleri icra etmişlerdir Diğer taraftan, Eğridir Gölü Bahriye Müfrezesi ise Antalya’ya gelen askeri malzemenin Batı Cephesine Eğridir Gölü üzerinden nakledilmesinde görev almıştır Ülke çapındaki tüm bu lojistik destek faaliyetleri, Ankara’da ana karargahı bulunan Bahriye Dairesinin üstün görev anlayışı ve titizlikle yaptığı planlamalar sayesinde başarı ile yürütülmüştür

Hem Karadeniz’de hem de Marmara’da görev yapan nakliye gemileri, yaşlı ve düşük süratli olmalarına, tahkim edilmemiş üs ve limanlara istinaden harekat icra etmelerine ve korunmasız olarak seyir yapmalarına rağmen, adeta mucizeler yaratmış; üstün bir görev anlayışı, cesaret ve feragatla deniz nakliyatını sürdürmüşlerdir

Milli Mücadele süresince Karadeniz’deki lojistik nakliyat faaliyetleri kapsamında, irili ufaklı 26 tekne ile toplam 300 bin ton malzeme Sovyetler Birliği’nin Karadeniz limanlarından Türk limanlarına taşınmış ve bu suretle Anadolu’daki cepheler desteklenmiştir Ayrıca, düşmanın ağır baskı ve engellemelerine rağmen, bir avuç kahraman denizcinin çabaları ile İstanbul’dan denizyolu ile İnebolu, Samsun, Yalova, Karamürsel ve İzmit’e gizli ve kaçak yollarla cephane ve malzeme sevkedilmiş; bu girişimler Milli Kuvvetlerin hem direncini artırmış; hem de moral ve motivasyonunu en üst düzeye çıkarmıştır Türk Denizcileri, İstiklal Harbi’nde belki de harbin kaderini değiştiren stratejik nakliyatı başarıyla tesis ve idame etmenin haklı gururunu taşımakta, o dönemin kahramanlarını saygı ile anmaktadırlar

Tüm gemilerin büyük çaba ve fedakarlıklarının yanı sıra ALEMDAR Römorkörü’nün kahramanlığı Türk Denizciliğinin gurur abidelerinden birisini teşkil etmektedir ALEMDAR, İstanbul’dan işgal kuvvetlerinin kontrolünden gemi kurtarma bahanesi ile Karadeniz Ereğli’ye kaçırılmış; Fransızlar daha sonra gemiyi yeniden kontrole alarak İstanbul’a geri götürme planları yaparlarken personel kahramanca gemiye el koyarak, 09 Şubat 1921 günü ALEMDAR’ı Ereğli’de baştankara etmiştir Daha sonra ALEMDAR, Trabzon’a intikal etmiş ve çok değerli hizmetlerde bulunmuştur İstiklal Harbi başlangıcında Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ü İstanbul’dan Samsun’a getiren BANDIRMA Vapuru da tarihimizin şanlı sayfaları arasında yerini almıştır ATATÜRK, bu dönemdeki Deniz Kuvvetleri’nin faaliyetini şöyle açıklamıştır:

“Düşman ablukasına ve sahip olduğu kısıtlı deniz araçlarına rağmen, Bahriyemizin mensupları Karadeniz’de bir kaç gemi ile harikalar göstererek, hiçbir şey kaybetmeksizin deniz nakliyatını sağlamak suretiyle teşekküre değer hizmetler yapmışlardır

Alıntı Yaparak Cevapla

Türk Denizciliği - 1920 Yilindan Günümüze Kadar Uzanan Türk Denizciliğindeki Değişim.

Eski 09-11-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Türk Denizciliği - 1920 Yilindan Günümüze Kadar Uzanan Türk Denizciliğindeki Değişim.



CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK DENİZ KUVVETLERİ

Bahriye Vekaleti Dönemi :

Türk Deniz Kuvvetleri, Osmanlı Devleti’nden miras olarak sadece harekat imkan ve kabiliyeti son derece sınırlı, az sayıda gemi devralmıştır Bu gemilerin önemli bir kısmı Kurtuluş Savaşı süresince Haliç’te enterne edilmiş; Haliç trafiğini aksatabileceği düşüncesiyle, Kontrol komisyonunun talebiyle İzmit’e gönderilen YAVUZ Muharebe Kruvazörü, İstiklal Harbi sırasında İngilizler tarafından İzmit’ten Tuzla’ya çekilmiştir

Mudanya Mütarekesi’nin 11 Ekim 1922 tarihinde imzalanması ile birlikte 14 Kasım 1922 tarihinde Kasımpaşa’daki Bahriye Nezareti binası “İstanbul Bahriye Kumandanlığı” karargahı haline getirilmiş ve küçük tonajlı harp gemilerinin (BURAKREİS, SAKIZ, İSAREİS ve KEMALREİS gambotları ile “TAŞOZ” Sınıfı üç muhrip) bakım ve onarımlarının yaptırılarak “harekata hazır” hale getirilmesi için çalışmalar başlatılmıştır

Ayrıca, bu çalışmalar paralelinde okul gemisi olarak kullanılması planlanan HAMİDİYE Kruvazörü onarıma alınmıştır

Lozan Antlaşması gereği, Boğazlar bölgesinin özel bir komisyon tarafından idare edilecek tarafsız bir statüde olması nedeniyle Marmara Denizi içinde Donanmaya ait üs teşkil edecek bir liman yapılmasına karar verilmiş ve bu maksatla en elverişli bölge olan İzmit Körfezi’nde uygun yerlerin fizibilite çalışmaları yapılmıştır 1923 yılında “Marmara Üssü Bahri ve Kocaeli Müstahkem Mevki Kumandanlığı” adı altında yeni bir komutanlık İzmit’te teşkil edilmiş ve aslında Kilise olan Fransız okul binası satın alınarak, Komutanlık Karargahı bu binaya nakledilmiştir İzmit Bahriye Kumandanlığı ise bu Komutanlığa bağlanmıştır

İzmir Bahriye Kumandanlığı Karargahı, İstiklal Harbi’ni takiben Kordon Boyu’nda kiralanan bir bina içinde kurulmuştur Bu Komutanlık deniz emniyet ve müdafaa işlerini yürütmüştür Emrine Mayın Grubu, Müstahkem Mevki Bahriye Müfrezesi, Uzunada İşaret İstasyonu, İzmir Atölyeleri ve Tayyare Bölüğü verilmiştir

Donanma Komutanlığı, İstanbul Bahriye Komutanlığı binasında küçük bir bölümde faaliyet göstermiştir Gemilerin hemen hepsi hurda durumda olduğundan bu Komutanlık öncelikle çalışmalarını gemilerin bakım ve onarımı üzerinde yoğunlaştırmıştır

Cumhuriyet’in ilanından bir yıl gibi kısa bir süre sonra ATATÜRK, 11-21 Eylül 1924 tarihleri arasındaki Karadeniz seyahatini Cumhuriyet Donanmasının denize çıkan ilk gemisi olan HAMİDİYE Kruvazörü ile yapmış ve 20 Eylül 1924 günü, geminin şeref defterine Deniz Kuvvetlerimiz açısından tarihi belge niteliğinde olan şu sözlerini kaydetmiştir:

HAMİDİYE Kruvazörü, maziden kalan Donanma aksamı içinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin denizlerinde faaliyete geçen ilk gemisi oldu Beş seneden beri mütehassiri olduğum deniz hayatını bana yaşatan bu gemi oldu Türk Donanması kumanda ve zabitan heyetini bu gemide ve buna refakat eden PEYK-İ ŞEVKET Torpido Kruvazörü’nde tanıdım

Temas ettiğim, ruhu genç, mefküresi genç, bu istikbal kumandan ve zabitleri bende Bahriyemiz için kuvvetli ümitler hasıl etti Bu kıymetli, şedit arzulu heyeti yadigarı mazi olan bu gemi içinde bırakmakla iktifa olunamaz Onları, müsait ve müstahak oldukları kadar inkişafa mazhar edebilmek için bugünün icabatına başvurmak lazımdır

Hudutlarının mühim ve büyük aksamı deniz olan Türk Devleti’nin Donanması da mühim ve büyük olmak gerektir O zaman Türkiye Cumhuriyeti daha müsterih ve emin olacaktır Mükemmel ve kaadir bir Türk Donanmasına malik olmak gayedir Bunun ilk azimet noktası, sefain-i harbiye tedarikinden evvel onları muvaffakıyetle sevk ve idareye muktedir kumandanlara, zabitlere, mütehassıslara malikiyettir

HAMİDİYE’de ve PEYK-İ ŞEVKET’te tanıdığım arkadaşlar, gayeye yürüyebileceğimizin canlı ve kıymetli delilidirler

Bugün için bu güzide heyet büyük alaka ile muhafaza olunacaktır Mevcut büyük, küçük gemilerimizden yalnız kabili istifade olanlar tefrik ve ihya edilebilir Donanmamız Heyet-i Umumiyesi’nde, faal ve nafi unsurlardan mütevazı bir bahri cüz’ü tam vücuda getirmek imkanına kani oldum

Bunun için Hükümet-i Cumhuriyetin, tedbir ve teşebbüsleri ile şahsen alakadar olacağım Esaslı ve kıymetli bir nokta-i azimeti bulduktan sonra ondan muazzam gayeye yürümek ve ona vasıl olmak elbette müyesser olacaktır

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Karadeniz gezisinin ardından ATATÜRK, Deniz Kuvvetlerine verdiği önem ve önceliği, 01 Kasım 1924 günü Türkiye Büyük Millet Meclisinin yeni dönem açılış toplantısında şöyle ifade etmiştir:

Efendiler!

Bahriye’yi esaslı ve ciddi bir biçimde geliştirip, düzenlemek düşünülmelidir Bu konuda başlangıç noktası, özellikle seçkin elemanları hak ettikleri gibi yetiştirip, onlardan memleketin ivedi gereksinimlerinde yararlanmak ve herhalde memleketin gücünün üzerinde hayallerden de uzak durmak olmalıdır

Asırların nadiren yetiştirdiği bir dahi olan ATATÜRK, Deniz Kuvvetleri gibi çok pahalı bir yatırım ve zaman gerektiren bir gücün bir anda oluşturulamayacağını çok iyi bilmekteydi Bu nedenle, Deniz Kuvvetlerinin mevcut durumunu geliştirecek ve geleceğini planlayacak özerk bir Vekaletin kurulması gerekliliğine içtenlikle inanmaktaydı ATATÜRK’ün bu açık ve kesin desteğinden sonra, Kastamonu Milletvekili Ali Rıza Beyin önerisi ile Türkiye Büyük Millet Meclisinden 30 Aralık 1924 tarihinde Bahriye Vekaleti (Denizcilik Bakanlığı) yasası çıkarılmıştır Bahriye Vekaleti, Milli Müdafaa Vekaletinden ayrı bir kuruluş olarak görev yapmaya başlamış, eğitim, tatbikat, denetleme gibi alanlarda Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği (Genelkurmay Başkanlığı)’ne bağlanmıştır

Bahriye Vekaletinin öncelik verdiği konu, ülkedeki ekonomik koşulları da gözardı etmeden, mevcut imkanlar dahilinde Donanmanın çekirdeğini meydana getirmek olmuştur Bu çalışmalarında Bahriye Vekaleti kararlı ve emin adımlarla mesafe almış ve Deniz Kuvvetlerinin gelişimini uzun vadeli bir programa dayandırmıştır Başlangıçta yurt dışı gemi alımından ziyade, mevcut gemilerin onarılarak, Donanmaya kazandırılması hedeflenmiştir İlk olarak, YAVUZ Muharebe Kruvazörü’nün onarımı için bir Fransız şirketi ile anlaşma yapılmıştır Ancak İstanbul’da YAVUZ’u havuzlayacakkapasitede büyük bir havuzun bulunmaması nedeniyle, öncelikle bir Alman şirketinin Gölcük Bölgesinde YAVUZ için uygun bir yüzer havuz yapmasına, daha sonra geminin bir Fransız şirketi tarafından onarılmasına karar verilmiştir YAVUZ’un havuzlanma ihtiyaçları, bir anlamda Gölcük’ü Deniz Kuvvetleri ile özdeşleştirecek olan yolun başlangıcı olmuştur Gölcük’te havuzu yapan Alman Flender Şirketi ile müştereken çeşitli onarım atölyeleri, barınma barakaları ile mayın, akümülatör ve torpido fabrikaları kurularak, faaliyete geçirilmiştir

Bu tesisler Deniz Kuvvetlerinin Gölcük’teki ilk onarım teşkilleri olarak tarihi bir misyon üstlenmiş; daha sonraki yıllarda ard arda yapılan yeni tesisler ve modernizasyon projeleri ile o dönemlerde büyük bir bataklık, küçük bir göl ve fındık tarlaları ile kaplı olan bugünkü Poyraz Rıhtımı ve Gölcük Tersanesinin bulunduğu alan, Türk Deniz Kuvvetlerinin ağırlık merkezini oluşturan görkemli bir yapıya kavuşturulmuştur Diğer taraftan, Lozan Antlaşması’nın Boğazlar bölgesini askerden arındırması nedeniyle Haliç’te ve İstinye’de bulunan Deniz Kuvvetlerine ait alt yapı tesisleri ilerleyen yıllar içinde bir plan dahilinde Gölcük’e transfer edilmiştir Gölcük, bu dönemde ana üs olarak belirlenmiştir

İzmit açıklarında demirli ve yaralı bulunan YAVUZ Muharebe Kruvazörü’nü ziyarete giden ATATÜRK, 1925 yılının Eylül ayında Donanma Komutanı Yarbay Necati’ye şunları söylemiştir:

YAVUZ Gemisine ilk defa geliyorum Yaralı da olsa bugünkü şekli o zamandan daha pek çok değerlidir Bu gemiyi Türk Milleti’nin ihtiyacı olan sağlam ve kudretli bir zırhlı şekline sokacağız Bu kudret, silah bakımından sizlere, dış politika bakımından da bizlere büyük hizmetler görecek, gurur sağlayacaktır

YAVUZ Muharebe Kruvazörü, 1927 yılında Gölcük’te havuzlanarak overhol edilmiştir Halihazırda dünya çapında fırkateynler ve denizaltılar inşa eden Gölcük Tersanesinin ilk filizleri de bu dönemde atılmıştır

Bu çalışmalara paralel olarak, Donanma personelinin eğitim ve öğretimine özel bir önem verilmiş; çeşitli konularda talimnameler hazırlanarak, kurumsallaşma yönünde ilk adımlar atılmıştır Ayrıca, o döneme göre modern sayılabilecek yabancı ülke Deniz Kuvvetleri ile irtibat kurularak, yenilikler takip edilmeye çalışılmış ve Hollanda ile iki adet denizaltı inşası yönünde sözleşme imzalanmıştır

Bahriye Vekaleti, 27 Aralık 1927 tarihinde lağvedilmiştir Ancak, günümüzün modern ve çağdaş Türk Deniz Kuvvetlerine erişimde Bahriye Vekaletinin oynadığı tarihi ve yaşamsal rol bugün daha da iyi anlaşılmaktadır Bu dönem, Türk denizciliğinin, ancak denizi tanıyan ve denizcilikten gelen yöneticilerin mevcudiyeti durumunda mesafe kat edebileceğini sergilemesi yönünden de önem arz etmektedir Bahriye Vekaletinden sonra Türk Deniz Kuvvetlerinin gelişim süreci daha güvenli ve bilinçli olarak devam ettirilmiştir

Deniz Müsteşarlığı Dönemi :

Genelkurmay Başkanlığında Milli Müdafaa Vekaletine bağlı olarak 1928 yılı Ocak ayında Deniz Müsteşarlığı kurulmuştur Bu yeni teşkilatlanma ile Donanma Komutanlığı, idari ve lojistik bakımından Genelkurmay Başkanlığına bağlanmıştır

Bu dönemde, envanterinde YAVUZ, TURGUTREİS, HAMİDİYE, MECİDİYE Kruvazörleri, PEYK-İ ŞEVKET ve BERK-İ SATVET Torpido Kruvazörleri ile SAMSUN, BASRA ve TAŞOZ Muhriplerini bulunduran Donanmamız, ana unsurları ile Gölcük’te faaliyet göstermiştir Hollanda’ya sipariş verilen ve Kurtuluş Savaşı’nın coşkusunu yansıtan IİNÖNÜ-I ve IIİNÖNÜ-I Denizaltıları da 1928 yılında Deniz Kuvvetlerimize katılmıştır

Kurmay subay yetiştirmek üzere, 02 Kasım 1930 tarihinde Deniz Harp Akademisi Yıldız Sarayı’ndaki binasında eğitim/öğretim faaliyetine başlamıştır

İtalya’da yapılmış olan ADATEPE-I, KOCATEPE-I, TINAZTEPE-I ve ZAFER-I Muhripleri, DUMLUPINAR-I ve SAKARYA-I Denizaltıları ile MARTI-I, DENİZKUŞU-I ve DOĞAN-I Hücumbotları 1931 yılında Deniz Kuvvetlerine katılmıştır Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayı ile 1933 yılında Donanmanın ana üssünün Gölcük olmasına karar verilmiştir Aynı yıl Gölcük Tersanesinde inşa edilen ilk gemi olan GÖLCÜK Tankeri kızağa konmuş ve bir yıl içerisinde denize indirilmiştir

Bu dönemde YAVUZ Muharebe Kruvazörü, 1930 yılında onarımının tamamlanmasından sonra Deniz Kuvvetlerinin Sancak Gemisi olarak, 1950 yılına kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin denizlerdeki gücünün bir simgesi olmuş; bir çok devlet büyüğü ve yabancı konuk bu gemide ağırlanmıştır

Bu kapsamda, YAVUZ Muharebe Kruvazörü, ZAFER-I ve TINAZTEPE-I Muhripleri ile birlikte 1933 yılında Başbakan İsmet İNÖNÜ’nün Bulgaristan’ı ziyareti münasebetiyle Varna’ya, 1936 yılında ise beş muhrip, dört denizaltı ve bir denizaltı ana gemisi ile eğitimler yapmak ve Akdeniz’de varlık göstermek maksadıyla Malta ve Yunanistan’a ziyaretlerde bulunmuştur YAVUZ Muharebe Kruvazörü, tarihindeki belki de en acı görevini 19 Kasım 1938 tarihinde ATATÜRK’ün naaşını İstanbul’dan İzmit’e nakletmekle yapmıştır

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 1936 yılında imzalanması ile birlikte Boğazlar üzerindeki Türk egemenliği pekiştirilerek, uluslararası topluma kabul ettirilmiş ve bu sözleşmeyi takip eden günlerde İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nda birer Müstahkem Mevki Komutanlığı ve bu komutanlıklara bağlı olarak Deniz Komutanlıkları kurulmuştur

IIDünya Harbi için tehlike çanları çalmaya başladığında, Türk Deniz Kuvvetleri kendisini geliştirmiş ve o döneme göre küçümsenemeyecek bir güce erişmiştir İngiltere’ye 1939 yılında 4 muhrip, 4 denizaltı, 2 mayın gemisi sipariş edilmiştir Aynı yıl, Almanya’da inşa edilmiş olan SALDIRAY-I Denizaltısı Donanmaya katılmıştır Ayrıca, Taşkızak Tersanesinde inşa edilen ve isimleri bizzat ATATÜRK tarafından verilen ATILAY-I ve YILDIRAY-I Denizaltıları denize indirilmiştir BATIRAY Denizaltısına 1939 yılı Eylül ayında Alman Deniz Kuvvetleri tarafından el konulmuştur

IIDünya Harbi yıllarında Deniz Okulları emniyet açısından İstanbul’dan Mersin’e nakledilip, eğitim ve öğretim bu bölgede sürdürülmüştür Savaş sırasında, 23 Haziran 1941 günü, REFAH Şilebi, İngiltere’den 4 denizaltı gemisini teslim alacak personel ve staj yapmak üzere İngiltere’ye gönderilen 20 Pilot adayı Kara Harp Okulu öğrencisi ile Mersin’den İskenderiye’ye intikalde iken bir denizaltı gemisinin attığı torpido ile batmış ve 167 kişi şehit olmuştur Çanakkale Boğazı çıkışında sualtı savunma sistemleri ile ilgili denemeler yapan ATILAY Denizaltısı, 14 Temmuz 1942 tarihinde IDünya Harbi’nden kalma mayınlara çarparak batmış ve 39 denizaltıcımız şehit olmuştur IIDünya Harbi’nin bütün dünyayı kan ve gözyaşına çevirdiği bu karanlık günlerde meydana gelen bu iki olay, Türk Ulusu’nu derinden yaralamış ve yasa boğmuştur

Türk Deniz Kuvvetlerini geliştirme ve modernizasyon çabaları, IIDünya Harbi’nin sona ermesi ile birlikte hız kazanmış ve daha büyük atılımlarla yeni hedeflere yönelmiştir Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nden temin edilen suüstü gemisi ve denizaltı sayısında önemli bir artış sağlanmış ve bunun yanı sıra özellikle, eğitim, personel ve lojistik konularında reform niteliğindeki projeler hayata geçirilmiş ve gerçek anlamda günümüzün modern deniz gücüne erişim yönünde köklü adımlar atılmıştır

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Dönemi :

Genelkurmay Başkanlığı Karargahında 1928 yılından 1949 yılına kadar Deniz Müsteşarlığı olarak temsil edilen Deniz Kuvvetleri, Yüksek Askeri Şuranın 15 Ağustos 1949 günü almış olduğu tarihi bir kararla Deniz Kuvvetleri Komutanlığı olarak teşkil edilmiştir Bu yeni teşkilatlanma, Türk Deniz Kuvvetlerinin çağdaş ve güçlü bir yapıya kavuşması yönünde önemi bir dönüm noktası, bir mihenk taşıdır Bu tarihten itibaren Deniz Kuvvetinin tüm yönetimini üzerine alan Deniz Kuvvetleri, mevcut kaynaklarını en rasyonel şekilde kullanarak her geçen gün daha da büyümüş, dünyadaki tüm gelişmeleri titizlikle takip ederek, emin ve kararlı adımlar atmıştır

Türkiye Cumhuriyeti’nin 18 Şubat 1952 tarihinde Kuzey Atlantik Savunma Paktı (NATO)’na üye olması ile birlikte, Türk Deniz Kuvvetleri de NATO’ya üye olan ülkelerle ilişkilerini artırmış; kuvvet yapısını, eğitim doktrinini, imkan ve kabiliyetlerini geliştirmiş ve NATO standartlarında harekat icra edebilen bir hüviyet kazanmıştır

Bu dönemde, 04 Nisan 1953 tarihinde DUMLUPINAR-II (D-6) Denizaltısı’nın Çanakkale Boğazı’nda İsveç Şilebi NABOLAND ile çarpışması sonucu 81 denizaltıcımız şehit olmuş ve bu olay Türk Deniz Kuvvetlerine ve Türk Ulusu’na derin acılar yaşatmış; adeta yasa boğmuştur Bu acı olay, Türk Ulusu ile Türk Denizcisi arasında bir gönül köprüsü kurmuş; Türk Milleti son nefeslerini, “Vatan Sağolsun” diye veren kahraman denizcileri için şiirler yazmış; şarkılar bestelemiştir

Deniz Kuvvetlerinin büyüyen ve gelişen ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla 1961 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı:

Donanma Komutanlığı
Kuzey Deniz Saha Komutanlığı
Güney Deniz Saha Komutanlığı
Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı
şeklinde dört ana ast komutanlık olarak yeniden teşkilatlandırılmıştır Deniz Eğitim Komutanlığının ismi 1995 yılında “Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı” olarak değiştirilmiştir

Kıbrıs Sorunu 1960’lı yıllarda yoğun olarak ülke gündemini işgal etmeye başladığında çeşitli ihtimaliyat planları yapılmış ve güçlü bir Çıkarma Filosunun tesis ve idamesi bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır Bu gelişmeler paralelinde, yurt içinde amfibi gemi ve araçlarının inşasına öncelik verilirken, yurt dışından da özellikle tank çıkarma gemisi tedariki yönünde planlamalar yapılmıştır Türkiye’nin son derece yapıcı davranışları ve ikazlarına rağmen, Kıbrıslı Rumların katliama varan tek taraflı uygulamaları Türkiye’yi Ada’da bir amfibi harekat yapmağa mecbur bırakmıştır

Türk Deniz Kuvvetleri, Yüce Ulusunun kendine olan sınırsız güvenini boşa çıkarmamış; sınırlı imkanlarına rağmen, 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı’nda kilit rol oynamış ve askeri açıdan tartışmasız en zor harekat olarak kabul edilen amfibi harekatı başarı ile gerçekleştirerek, amfibi ve kara birliklerinin emniyetle Kıbrıs’a çıkmasını sağlamış; aynı zamanda hem Kıbrıs’a yönelik düşman takviyesini engellemiş hem de Kara Harekatına deniz top ateş desteği sağlayarak, askeri ve siyasi hedeflerimizin ele geçirilmesinde büyük rol oynamıştır Türk Deniz Kuvvetleri bu göz kamaştırıcı başarısına karşın, 67 mensubunu (54 denizci, 13 deniz piyadesi) ve KOCATEPE-II (D-354) Muhribini bu ulvi gaye uğrunda kaybetmiştir

1980’li yıllar Türk Deniz Kuvvetlerinin Cumhuriyet dönemindeki gelişiminin tepe noktasına doğru ivme kazandığı yıllar olmuştur Bu yıllarda, muhtelif modernizasyon projeleri gerçekleştirilmiş; Deniz Kuvvetlerinin harp silah ve araçlarında tek kaynağa bağlı kalmamak hedefine yönelik önemli adımlar atılmıştır Gölcük Tersanesinde 1980 yılında inşa edilen 1000 tonluk “AY” Sınıfı denizaltı, Türk denizaltıcılığının gelişim sürecinde önemli dönüm noktalarından birisini teşkil etmiş; yine Gölcük’te 1988 yılında inşa edilen ilk modern fırkateyn olan TCG FATİH-(II) (F-242), Gölcük Tersanesinin uluslararası arenadaki prestijini daha da artırmıştır

Bazı alanlardaki imkan ve kabiliyetlerini 1980’li yıllarda istenilen seviyeye çıkaramayan Türk Deniz Kuvvetleri, 1990’lı yılların sonunda gerçek anlamda bir açık deniz kuvveti hüviyeti kazanmıştır Türk Deniz Kuvvetleri bu yıllarda harbe hazırlık seviyesi ve harekat kabiliyetini önemli ölçüde geliştirmiştir Bu dönemde, Kara ve Hava Kuvvetleri ile yapılan müşterek harekata yönelik büyük ilerlemeler kaydedilmiş; Hava Kuvvetleri uçakları ile Orta ve Doğu Akdeniz de dahil olmak üzere, açık denizlerde müşterek harekat icra edebilme yeteneği artırılmıştır

Bu dönemin en önemli gelişmelerinden birisi de, 1987 yılında Aksaz Deniz Üssü’nün Ege ile Akdeniz’i buluşturan stratejik bir mevkide tesis edilmesi olmuş; böylece, hem Türk Deniz Kuvvetleri hem de dost ve yabancı ülke gemilerini üs ve liman kolaylıkları açısından desteklemek üzere ilave bir yetenek kazanılmıştır

Son yıllarda Akdeniz’deki sayılı Deniz Kuvvetleri arasında yer alan Türk Deniz Kuvvetleri, Somali’den Japonya’ya, Cebelitarık’tan Panama’ya, Kuzey Atlantik’ten Hint Okyanusu’na kadar, tüm denizlerde Türk Sancağı’nı şerefle dalgalandırmış ve dalgalandırmaya devam edecektir

Türk Deniz Kuvvetlerinin rotası, ATATÜRK’ün çizmiş olduğu çağdaş ve aydınlık yoldur Deniz Kuvvetlerimiz, Yüce Ulusunun sevgi ve güveninden almış olduğu sınırsız güç ile ülke ve milletimizin denizlerdeki hayati hak ve çıkarlarını azim ve kararlılıkla sonuna kadar savunacaktır

Cumhuriyet Tarihi, Türk Deniz Kuvvetleri açısından bir şaha kalkış dönemidir Türk Deniz Kuvvetleri, köklü ve saygın tarihinden aldığı büyük güçle, mevcut kaynaklarını, ülkenin de koşullarını göz ardı etmeden, yüzyıllar içinde oluşturduğu tarih bilinciyle en sorumlu şekilde kullanarak bugünkü çağdaş, güçlü ve modern kuvvet yapısına erişmiştir Türk Deniz Kuvvetleri, ülkedeki diğer tüm denizcilik birimleri ile kol kola girerek, 21’inci yüzyılda ülkemizi denizci bir devlet yapmak yolunda tüm gücüyle çaba gösterecektir

DONANMA KOMUTANLIĞI TARİHÇESİ

Türk Denizcilik tarihi, Selçuklu Türklerinin 26 Ağustos 1071 tarihinde Malazgirt Muharebesini kazanıp Anadolu’ya yerleşmelerinden on yıl sonra, 1081 yılında Çaka Bey’in İzmir ve Efes’te kurduğu tersanelerde ilk Türk Donanmasını meydana getirmesiyle başlamıştır Çaka Bey kumandasındaki bu ilk deniz kuvveti Bizans Donanmasını mağlup ederek, 1089 yılında Midilli, 1090 yılında da Sakız Adası'nı zaptetmiştir

Türkmen Uç Beylikleri döneminde Türk deniz aktiviteleri yeniden kurulmuştur Bu beylikler, Ege Denizi'nde bir çok akınlar düzenleyerek, Osmanlı Devleti'nin kurulmasına büyük katkıda bulunmuşlardır Sultan Yıldırım Bayezid döneminde ise "Kaptan- Deryalık", Saruca Paşa ile ilk olarak başlamış ve resmi olarak Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde yer almıştır Fatih Sultan Mehmet döneminde bu rütbe vezirlere verildiği için Kaptan-ı Deryalık makamının adı "Kaptan Paşalık" olarak değiştirilmiştir 1867 yılında kurulan Bahriye Nezareti dönemine gelinceye kadar, toplam 161 Kaptan-ı Derya ve Kaptan Paşa hizmette bulunmuştur

Yirmi beş yıl süren Bahriye Nezareti döneminde ise, Osmanlı Donanması kırk bir Bahriye Nazırı tarafından yönetilmiş, 1897 yılında Donanmayı komuta eden en yüksek askeri makam olan Donanma Komutanlığı teşkil edilerek, bu görev ilk olarak Amiral Hasan RAMİ tarafından deruhte edilmiştir

Cumhuriyetin İlanı ile birlikte, Deniz Kuvvetleri'nin en üst yönetim birimi olarak Milli Müdafaa Vekaleti'ne bağlı olan Bahriye Dairesi Reisliği bulunmuştur Bahriye Dairesi Reisliği'nin emrinde İstanbul Bahriye Kumandanlığı, İzmit Bahriye Kumandanlığı, İzmir Bahriye Kumandanlığı ve Amasra Bahriye Kumandanlıkları yer almış; bunlardan görev ve sorumluluk sahası en fazla olan İzmit Bahriye Kumandanlığı, şimdiki Donanma Komutanlığı makamının çekirdeğini teşkil etmiştir Bunda Lozan Antlaşması'nın İstanbul ve Çanakkale Boğazları'nın silahsızlandırılmasını öngören hükümlerinin etkisi büyük olmuştur

Bu dönemde, Deniz Kuvvetleri'nin onarım ve lojistik hizmetleri, İzmit Körfezi bölgesinde teşkil edilen Marmara Üssü Bahri ve Müstahkem Kumandanlığına, harekat görevleri ise, İstanbul bölgesindeki Bahriye Kumandanlığına bırakılmıştır Donanmanın kısa sürede faal hale getirilip, ataletten kurtarılması çabalarının sonuçları kısa bir zaman sonra alınmaya başlanmış ve Hızır Reis ganbotu denize çıkarılarak, Lozan Antlaşması hükümleri gereğince Türkiye Cumhuriyeti’ne iade edilmiş olan Bozcaada ve Gökçeada’yı teslim almak görevi icra edilmiştir

Bunları takiben, Hamidiye ve Turgutreis gemileri faal hale geçirilerek, Donanma Kumandanlığının emrine verilmiş; Donanma Kumandanlığı karargahı da, şimdiki Kuzey Deniz Saha Komutanlığı binasındaki bölümünden çıkarak, Boğaz'da demirli bulunan Yavuz gemisine taşınmıştır

Cumhuriyetin ilk yıllarında faal gemi sayısının artması üzerine, Donanma bir varlık olarak kendini belli etmeye başlamış ve yeni kurulan devletin inkılaplarına karşı çıkan bir çok isyanın bastırılmasında, etkili olmuştur

30 Aralık 1924’te Milli Müdafaa Vekaleti'ne bağlı Bahriye Dairesi Reisliği yerine müstakil bir Bahriye Vekaleti kurulmuştur 1927 yılında ise Bahriye Vekaleti lağvedilerek, Milli Müdafaa Vekaleti’ne bağlı bir Deniz Müsteşarlığı oluşturulmuştur

Bu dönem içerisinde Gölcük’teki tesisler genişletilmiş; 1924 yılında temeli atılan Gölcük Deniz Fabrikalarına ilaveten mayın, torpido ve akü fabrikaları da faaliyete geçirilmiştir

15 Ağustos 1949 tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı teşkil edilmiş ve Donanma Komutanı MAli ÜLGEN ilk Deniz Kuvvetleri Komutanı olarak atanmıştır Donanma Komutanlığına ise, Tümamiral Sadık ALTINCAN getirilmiştir 1950 senesinde Sadık ALTINCAN’ın Kuvvet Komutanlığına atandırılması ile Tümamiral Rıdvan KORAL Donanma Komutanlığı görevini deruhte etmiştir

Donanma Komutanlığı Deniz Kuvvetlerinin vurucu gücünü oluşturmaktadır Donanma Komutanlığı bağlısı olarak;

Harp Filosu ve Kuzey Görev Grup Komutanlığı,
Mayın Filosu Komutanlığı,
Hücumbot Filosu Komutanlığı,
Denizaltı Filosu Komutanlığı,
Lojistik Destek Gemileri Komodorluğu,
Gölcük Tersanesi Komutanlığı,
Gölcük Deniz Üs Komutanlığı,
Deniz Hava Üs Komutanlığı,
Yıldızlar Suüstü Eğitim Merkezi Komutanlığı,
Deniz İkmal Merkezi Komutanlığı,
bulunmaktadır

KUZEY DENİZ SAHA KOMUTANLIĞI TARİHÇESİ

Kuzey Deniz Saha Komutanlığı, 14 Kasım 1922 tarihinde İstanbul Bahriye Kumandanlığı adı altında Kasımpaşa’daki Bahriye Nezareti binasında teşkil edilmiştir Yönetim bakımından Bahriye Dairesi’ne, harekat ve eğitim yönünden de Genelkurmay Başkanlığı’na bağlanmıştır Bu komutanlığın görevi seferberlik hazırlıklarını yapmak, gemilerin ikmalini sağlamak, tersane ve havuzları denetlemek olmuştur Bununla birlikte, Komutanlık faaliyete geçer geçmez ilk iş olarak, Haliç’te bulunan bazı küçük savaş gemilerinin onarımına başlamıştır

Bu kapsamda, ilk olarak Hamidiye okul gemisi onarıma girmiştir Bu dönemde, düşman işgal kuvvetleri, gemilerin tamirine göz yummuş, ancak bunların Ankara Hükümeti emrine geçmesine müsaade etmemiştir

Deniz Müsteşarlığı (1927-1949) döneminde ise İstanbul Deniz Komutanlığı eski Bahriye Nezareti binasında kurulmuş olan karargahında görevini yürütmüştür Bu komutanlığın emrindeki deniz vasıtaları, sadece Donanma gemilerini ve mevkileri ikmal etmeye yarayacak küçük taşıma vasıtalarından ibaret olmuştur

1949 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın teşkili ve 1952 yılında Türkiye’nin NATO’ya üye olması sonucu yaşanan gelişmeler, o zamana kadar Kara Kuvvetleri’nin sorumluluğunda bulunan Boğazlar'ın savunulması hususunda bazı temel konsept değişiklikleri yapılmasını gerektirmiştir Bu suretle, Aralık 1952 ayından itibaren Boğazlar'ın savunulması sorumluluğu Birinci Kolordu Komutanlığı emrinden alınarak, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na devredilmiştir

28 Aralık 1952 tarihinde İstanbul Boğaz Komutanlığı lağvedilerek, Boğazlar ve Marmara Komutanlığı teşkil edilmiştir Bu komutanlığın adı 1953 yılında, “Boğazlar ve Marmara Kolordu Komutanlığı” olarak değiştirilmiş ve karargahı da İstanbul’da Kasımpaşa’daki eski İstanbul Deniz Komutanlığı binasında kurulmuştur

Bu yeni ve önemli görev, Türk Deniz Kuvvetlerinde bir takım yeni gelişmelere de vesile olmuştur Zira, Deniz Kuvvetlerine bağlı “Deniz Piyadesi” ve “Deniz İstihkam” sınıflarının teşkil edilmesi gerekliliği bu dönemde doğmuştur Bununla birlikte, İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın savunma sistemleri de yeni ve modern esaslara göre teçhiz edilmiş ve silahlandırılmıştır

1961 yılına gelindiğinde ise, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde yapılan önemli bir kuruluş değişikliğiyle, Boğazlar ve Marmara Kolordu Komutanlığı, “Kuzey Deniz Saha Komutanlığı” adı altında yeniden düzenlenmiştir

Kuzey Deniz Saha Komutanlığı, karargah olarak Kasımpaşa’daki eski Bahriye Nezareti binasını kullanmaktadır Bu komutanlığın sorumluluk sahası Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı dahil tüm Karadeniz’dir

Kuzey Deniz Saha Komutanlığı’nın ast birlikleri olarak;

İstanbul Boğaz Komutanlığı,
Çanakkale Boğaz Komutanlığı,
İstanbul Tersanesi Komutanlığı,
Karadeniz Bölge Komutanlığı,
Kasımpaşa Deniz Hastanesi Baştabipliği,
bulunmaktadır

GÜNEY DENİZ SAHA KOMUTANLIĞI TARİHÇESİ

İstiklal Harbi’ni takiben Bahriye Dairesinin kara teşkili olarak, İzmir Bahriye Kumandanlığı karargahı Kordon Boyunda kiralanan bir bina içinde kurulmuştur Emrine Mayın Grubu, Müstahkem Mevki Bahriye Müfrezesi, Uzunada İşaret İstasyonu, İzmir Atölyeleri ve Tayyare Bölüğü verilmiştir

1925 yılına gelindiğinde ise Bahriye Vekaleti döneminde yapılan yeni bir düzenlemeye göre, İzmir Bahriye Kumandanlığı’nın adı “Akdeniz Bahriye Komutanlığı” olarak değiştirilmiştir Akdeniz Bahriye Komutanlığı yine İzmir Körfezinin mayın işleri ile ilgili bulunmuştur İzmir’de kurulu bulunan Akdeniz Bahriye Komutanlığı'na BnbNecip Bey atanmış ve komutanlık emrinde İntibah mayın gemisi bulunmuştur

Deniz Müsteşarlığı döneminde yine İzmir Deniz Komutanlığı'nın görevi, İzmir Müstahkem Mevki Komutanlığının emrinde Körfez savunmasını sağlamak olmuştur Bununla birlikte, İzmir’in Karşıyaka semtinde bir arazi satın alınarak, burada ilk olarak mayın tesisleri kurulmuş, daha sonra da İzmir Deniz Komutanlığı Karargahı buraya nakledilmiştir

1950 yılına kadar İzmir Müstahkem Mevki Komutanlığı kuruluşunda bulunan İzmir Deniz Komutanlığı, bu yıl “Akdeniz Üsler Komutanlığı” haline getirilerek, kuruluşuna İzmir Deniz Komutanlığı, Marmaris İleri Üs Komutanlığı ve İskenderun İleri Üs Komutanlığı verilmiştir

1953 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın ast komutanlıklarında üslerin adları değiştirilmiştir Bu kapsamda, İzmir’deki Akdeniz Üsler Komutanlığı, “Ege Deniz Üs Komutanlığı” ve İskenderun İleri Üs Komutanlığı da “Akdeniz Üs Komutanlığı” adını almıştır

1961 yılına gelindiğinde ise, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde yapılan önemli bir kuruluş değişikliği ile İzmir Deniz Komutanlığı “Güney Deniz Saha Komutanlığı” adı altında yeniden düzenlenmiştir Bugün, Güney Deniz Saha Komutanlığı'nın sorumluluk sahası Ege ve Akdeniz'dir Bağlı komutanlıkları olarak;

Çıkarma Filosu Komutanlığı,
Ege Deniz Bölge Komutanlığı,
Refakat ve Karakol Filosu Komutanlığı,
Aksaz Deniz Üs Komutanlığı,
Akdeniz Bölge Komutanlığı,
İskenderun Deniz Üs Komutanlığı,
bulunmaktadır

DENİZ EĞİTİM VE ÖĞRETİM KOMUTANLIĞI TARİHÇESİ

Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı, Eylül 1946 ayında Heybeliada’da “Deniz Okullar ve Kurslar Komutanlığı” olarak kurulmuştur Bu komutanlığın teşkil edilmesi ile birlikte, Donanma Komutanlığı üzerinde bulunan kurs açma ve kurs faaliyeti yapma yükümlülüğü kaldırılmış ve Deniz Kuvvetlerinin “Ferdi Eğitim” müesseseleri de bu komutanlığa bağlanmıştır Başlangıçta Kurmay, Eğitim, Personel ve İkmal branşları mevcut olmuştur Daha sonra Eylül 1947’de Harekat branşı da bu organizasyona dahil edilmiştir

1952 yılında Komutanlığın ismi “Deniz Eğitim Komutanlığı” olarak değiştirilmiştir

Deniz Eğitim Komutanlığı’nın ismi 1954 yılında “Deniz Eğitim Kolordu Komutanlığı” adını almıştır Fakat, 1959’da tekrar “Deniz Eğitim Komutanlığı” ismine geri dönmüştür

1963-1964 eğitim yılında Makine Sınıf Okulu Komutanlığı Derince’ye nakledilince, Deniz Eğitim Komutanlığı Karargahı Ağustos 1963 ayında “Deniz Lisesi Komutanlığı Binası”na yerleşmiştirKomutanlığın kuruluşuna 1966 yılında Gölcük, Derince ve Yassıada Eğitim Merkezi Komutanlıkları dahil edilmiştir

08 Nisan 1970 tarihinde Heybeliada'daki “Deniz Lisesi Komutanlığı Hazırlık Sınıfı ve Kurslar Müdürlüğü"nün kuzey batısındaki bina Deniz Eğitim Komutanlığı Karargahı olarak kullanılmak üzere satın alınmış ve 21 Aralık 1970 tarihinde karargah bu binaya taşınmıştır

Karamürsel Eğitim Merkezi Komutanlığı’nın Temmuz 1979 ayında Güverte Sınıf Okulu, İkmal Okulu ve Yedeksubay Okulu’nun kurulmasıyla birlikte Deniz Eğitim Komutanlığı da aynı yere 20 Aralık 1979 tarihinde taşınarak, yerleşmiştir

Deniz Eğitim Komutanlığının ismi 01 Ocak 1996 tarihinden itibaren Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı olarak değiştirilmiştir

Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı Karargahı eğitim ve teknolojiye yönelik ihtiyaçlar doğrultusunda bir takım organizasyonel değişmelere gitmiştir Bu yeni karargah organizasyonu Personel Başkanlığı, Harekat Başkanlığı, Teknik Başkanlığı, Lojistik Başkanlığı, Askeri Yayın Başkanlığı, Eğitim ve Öğretim Başkanlığı'ndan oluşmaktadır

Altınova/ Yalova'da konuşlu bulunan Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı Karargahı'nın konuş yeri 2003 yılının Eylül ayından itibaren Beylerbeyi/ İstanbul olarak değiştirilmiştir

Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı, personelin ferdi eğitiminden sorumludur Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personelinin temel eğitim ve öğretimleri, Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı bağlısı okul ve eğitim merkezlerinden sağlanmaktadır

Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı’nın bağlısı olarak;

Deniz Harp Okulu Komutanlığı (Tuzla/İstanbul),
Deniz Lisesi Komutanlığı (Heybeliada/İstanbul),
Karamürsel Eğitim Merkezi Komutanlığı (Altınova/Yalova),
bulunmaktadır

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.