Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Eğitim - Öğretim - Dersler - Genel Bilgiler > Eğitim & Öğretim > Edebiyat / Dil Bilgisi

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
akımlar, batı, edebi, edebiyatı

Batı Edebiyatı Ve Edebi Akımlar

Eski 04-29-2009   #1
Şengül Şirin
Varsayılan

Batı Edebiyatı Ve Edebi Akımlar



BATI EDEBİYATI VE EDEBİ AKIMLAR

ESKİ YUNAN VE LATİN EDEBİYATI:

Gerçeküstücülük, ister söz, ister yazı ile ya da başka bir yolla, düşüncenin gerçek işleyişini ortaya çıkarmak içim başvurulan, içinden geldiği gibi yazma yöntemidir Bu, aklın denetimi olmaksızın (rüyada olduğu gibi) her türlü estetik ve ahlak kaygısı dışında düşüncenin yazılışıdır Andre BretonBu akımın Batıdaki en önemli iki temsilcisi Andre Breton ve Paul EluarddırBatı edebiyatının kaynağı Eski Yunan ve Latin edebiyatlarıdır MÖ9 yüzyıldan MÖ 2 yüzyıla kadar süren Eski Yunan edebiyatının ana kaynağı da Homeros�un İlyada ve Odise destanlarıdır

Eski Yunan edebiyatı didaktik türde HESİODOS; lirik türde SAPHO, PİNDAROS; fabl türünde AİSOPOS gibi şairleri yetiştirdikten sonra MÖ5 yüzyılda altın çağını yaşamıştır Bu devrin önemli sanatçıları şunlardır:

Tragedyada: AİSKHYLOS (Agamemnon), SOPHOKLES (Kral Oidipus, Elektra), EURİPİDES (Andromak, Elektra)

Komedyada: ARİSTOPHANES, MENANDROS

Hitabet alanında: DEMOSTHENES

Felsefe alanında: SOKRATES, EFLATUN, ARİSTOTELES

Tarih alanında: HERODOTOS

MÖ 2yüzyıldan sonra Eski Yunan edebiyatı yerini Latin edebiyatına bırakır Latin edebiyatı Eski Yunan kültür ve sanatının etkisinde gelişen bir edebiyattır Bu dönemin önemli sanatçıları şunlardır:
Tragedyada: ENNİUS

Komedyada: PLAUTUS, TERENTİUS

Şiirde: HORATİUS (Lirik şair), OVİDİUS (Lirik şair), VERGİLİUS (Destan şairi)

Hitabet alanında: ÇİÇERO (Nutuklar)

Felsefe alanında: SENECA

Tarih alanında: TACİTES

Eski Yunan ve Latin edebiyatlarının mitoloji ile süslenmiş ürünlerinde doğa güzellikleriyle birlikte gerçek insanı buluruz Bu ürünlerde insanların sevgileri, acıları, yiğitlikleri, kinleriyer alır Bu sevgiler, yiğitlikler, kinler ve acılar da yazgılarında dönüp dolaşarak

İNSANCILIK (Hümanizm) ve ERDEMLİ OLMA düşüncesinde birleşirler

5 yüzyılda Batı Roma İmparatorluğunun yıkılmasından sonra, Avrupada, 11yüzyıla kadar sanat ve kültür alanında öbür dünya düşüncesinin egemen olduğu ölü bir dönem başlamıştır

11yüzyıldan sonra kilise ve din görüşünü her şeyin üstünde tutan , kişinin yaşam ve düşünce özgürlüğünü kısıtlayan, edebiyatta ve sanatta öbür dünya düşüncesini egemen kılan

ORTA ÇAĞ başlar Bu çağda görülen doğa ve dinle ilgili yiğitlik öyküleri, halk ozanlarının aşk ve yiğitlik konularında söyledikleri

BALATLAR ve ulusal destanlar dönemin başlıca edebiyat verimleri arasındadır Orta çağın büyük ozanı Rönesansın da hazırlayıcılarından olan ve İlahi Komedya adlı eseriyle tanınan

DANTEdir

Batı edebiyatında yenileşme, bilim ve sanatta

YENİDEN DOĞUŞ anlamına gelen

RÖNESANSla başlar (14yüzyılın sonu, 15 ve 16 yüzyıllar)

Rönesansla halk ve devlet ilişkileri yeniden düzenlenmiş, kralların ve derebeylerin dine dayalı sınırsız güçleri kırılmış, kişinin insance ve özgür yaşama isteği gerçekleşme yoluna girmiştir Böylece uluslar edebiyatla, bu gerçeklere dayanan insanca düşünceleri yayarak, kilise dili olan Latincenin yerine kendi ulusal dilleri ile güçlü yapıtlar ortaya koymaya başlamışlardır Bu dönemin ünlü sanatçıları şunlardır:

Şiirde: RONSARD

Romanda: RABELAİS, CERVANTES (Don Kişot)

Deneme alanında: MONTAIGNE, BACON

Tiyatro alanında: SHAKESPEARE [Hamlet, Macbeth, Othello, Kral Lear, Romeo ve Juliet (Dramları), Venedik Taciri, Hırçın Kız, Yanlışlıklar Komedyası(Komedileri)]
Rönesans, 17yüzyılın ortalarına doğru Klasisizm akımının doğmasına yol açmış, böylece Batı Edebiyatı birbirine tepki olarak ortaya çıkan akımların etkisinde 20 yüzyıla kadar gelişimini sürdürmüştür

BATI EDEBİYATINDA AKIMLAR
KLASİSİZM

17 yüzyılda Fransada ortaya çıkan bir akımdır BOILEAU bu akımın kurucusu olarak kabul edilir Klasikler Eski Yunan ve Latin edebiyatını bilgi ve esin kaynağı olarak benimsemişlerdir Temel olarak şu ilkelere dayanır:

Sanat, insan tabiatına önem vermeli ona sevgi ve saygı duymalıdır Klasik bir eser akıl ve sağduyu�ya dayanmalıdır Eser, dil, anlatım ve şekil de en olguna varmaya çalışmalıdır

Klasikler, insanların her zaman, her yerde, her toplumda aynı duygu ve düşüncede olduklarını kabul ederler Onun için eserlerinde değişmez tipler yaratırlar Klasisizmde fiziksel ve sosyal çevre önemli değildir; çünkü bunlar değişkendir

Bu akımda, sanatta mükemmeli bulmak esastır Mükemmeli bulmak ise konunun seçilişinde değil, onun ele alınıp anlatılışındadır Onun için anadili en güzel biçimde kullanmak da esas olmalıdır Böylece klasikler günlük konuşma dilinden farklı kitabi bir dil kullanmışlardır

Sanatta sıkı kuralların bulunması ve sanatçıların bunlara uyması gerektiğine inanan klasikler, üç birlik kuralının doğmasına neden olmuşlardır (Yer, zaman ve eylem birliği)
Eserlerinin kahramanlarını hep soylu tabakadan seçen klasikler, eserlerinde kaba ve çirkin sözlere de yer vermezler Ahlaka uygunluk ilkesine sıkı sıkıya bağlıdırlar
Yapıtlarının etkileyici olmasını , hoşa gitmesini, tarih biliminden ayrılabilmesini ve din dışı konulara eğilmesini temel ilke olarak kabul etmişlerdir
Edebiyat türü olarak daha çok tiyatroyu, tiyatro türü olarak da trajedi ve komediyi benimsemişlerdir

Başlıca temsilcileri:

Boileau (şiir)
La Fontaine (fabl)
Racine, Corneille (trajedi)
Moliere (komedi)
Madame de La Fayette (roman)
La Bruyere (karakterleriyle)
Bossuet (hitabet)
Klasisizm, geçici rağbeti değil, sürekli rağbeti arar Andre Gide

TÜRK EDEBİYATINDA KLASİSİZM

Türk edebiyatı Batıya açıldığında klasisizm dönemini tamamlamıştır Bu nedenle edebiyatımızda klasisizmin önemli bir etkisi olmamıştır

Şinasinin Şair Evlenmesiadlı komedisi, La Fontaineden yaptığı çeviriler ve Ahmet Vefik Paşanın Moliereden çevirileri, bu anlayışın ürünleri olarak sıralanabilir

ROMANTİZM (COŞUMCULUK)

1830lu yıllarda klasisizme tepki olarak doğmuştur Victor Hugonun Hernani adlı oyunuyla bir edebiyat akımı olarak başarıya ulaşmıştır 1789da fransız İhtilaliyle birlikte derebeylik ve aristokrasi çökmüş; yeni bir yapılanma ortaya çıkmıştır Buna bağlı olarak romantizm, yeni duygu, düşünce ve idealleri anlatmayı amaçlamış, sanatın ve sanatçının kurallardan kurtulup özgürleşmesini savunmuştur
Avrupada o zamana kadar süregelen Latin ve Yunan hayranlğı yerini Shakespeare, Goethe ve Schiller hayranlığına bırakmıştır

Klasik öğretinin bütün kuralları yıkılmış, Latin ve Yunan edebiyatları yerine Hristiyanlık mucizeleri, milli efsanler işlenmiş; konular ya tarihten ya da günlük olaylardan çıkarılmıştır Tabiat manzaralarının, yerli ve yabancı törelerin betimlenmesine geniş yer verilmiş, insan psikolojisinin soyut olarak incelenmesi bırakılarak, insanlar çevrelerinde incelenmiş, insanın islâhından önce toplumun ıslâhı amacı ön plana alınmıştır Klasik edebiyatın akıl ve sağduyuya önem vermesine karşılık, romantizmde hayal ve fanteziye geniş yer verilmiştir Yazarlar eserlerinde kişiliklerini gizlememişler, olaylar karşısında duygu ve görüşlerini açıkça anlatmışlardır Romantik şiirde, doğa sevgisi; bireycilik; Ortaçağa, yabancı ülkelere, Doğuya hayranlık; toplumsal geleneklere isyan; duygulara, doğaüstü güçlere, rüyalara, ihtiraslara bağlılık dikkat çeker

Zıtlıkların uyumunu ilke olarak benimseyen romantikler hayatı güzel, çirkin bütün yönleriyle vermeye çalışırlar
Klasiklerin önemsediği din duygusuna geniş yer veren romantiklerin kahramanlarının çoğu dindardır
Din, her şeyin gelip geçici olduğunu söylediği için de kahramanlar , genellikle kuşkulu, üzüntülü ve karamsardırlar
Edebiyat dilindeki kalıplaşmış kelimeler yerine, günlük konuşma dilini kullanmayı benimseyen romantikler, her sınıftan insanı da eserlerine konu olarak almışlardır
Genel olanın yerine özeli, tipin yerine gözalıcı olanı seçmişlerdir Aşk, ölüm, tabiat en belli başlı konular olarak dikkat çeker
Bu akımda oyun türlerinden dram, edebiyat türlerinden de roman gelişmiştir

Başlıca temsilcileri:

Victor Hugo (Sefiller Notre Dame�in Kamburu, Cromwell, Hernani)
JJack Rousseau (Emile, İtiraflar, Toplum Sözleşmesi)
Goethe (Faust)
Lamartine (Greziella)
A Dumas Pere (Üç Silahşörler, Monte Kristo Kontu)
A Dumas Fils (Kamelyalı Kadın)ýý
Alfrede de Musset (şiirleriyle)
Schiller (Haydutlar adlı dramı ve denemeleriyle)
Lord Byron (Don Juan, diğer şiirleriyle)
Chateaubrian
Puşkin
Shakespeare
Stendhal (Romantizmden realizme geçmiştir)
Balzac (Romantizmden realizme geçmiştir)
Romantizm, ağlayan yıldız, inleyen rüzgar, ürperen gece, kendinden geçen çiçektir
Musset
Romanitzm, varlıkların olduklarından başka türlü olmadığına, olmayacağına üzülmektir
A Gide

TÜRK EDEBİYATINDA ROMANTİZM

Tanzimat edebiyatı dönemindeki ürünlerin çoğunluğu romantik akımın etkisiyle kaleme alınmıştır
Namık Kemal roman ve tiyatrolarıyla
Ahmet Mithat, ilk romanlarıyla
Recaizade Mahmut Ekrem, şiirleriyle
Abdülhak Hamit, tiyatrolarıyla

REALİZM (GERÇEKÇİLİK)

19 yüzyılın ikinci yarısında romantizmin aşırı duygusallığına tepki olarak ortaya çıkmış bir akımdır
1857 yılında Gustave Flaubertin Madame Bovary adlı romanıyla, realizmin, romantizm karşısındaüstünlük sağladığı kabul edilmektedir

Realizmde, duygu ve hayaller yerini, toplum ve insan gerçeklerine bırakır Konular gerçekten alınır Yaşanan ve gözlenen gerçek bütün çıplaklığıyla anlatılır Bunun sağlanması için gerektiğinde anket gibi bazı sanat dışı yöntemlere bile başvurulmuştur

Bu akımda, gerçeğin anlatılması için kişilerin psikolojileri, onların kişiliklerini etkileyen çevrelerinin tanıtımı, içinde bulundukları ortam ayrıntılarıyla verilir Onun için de betimleme, realist yazarlarda en önemli anlatım biçimi olarak dikkat çeker Yalnızca yaşananın anlatılmasına yönelen gerçekçiler, olaylar ve kişiler karşısında tarafsız davranırlar Eserlerine kendi duygu, düşünce ve yorumlarını katmazlar Yine, gerçek hayatın anlatılması esas olduğu için eserlerinde toplumun sıradan insanlarına rastlanır Eserlerinde daha çok yaşamın olağan olaylarına yöneldikleri için çok basit bir konu bile ele alınıp işlenir
Gerçekçi yazarların okuyucuyu eğitme gibi bir amaçları yoktur Gözlem, araştırma ve belgelere dayanarak, yaşananı nesnel bir şekilde aktarmayı amaçlarlar
Gerçekçi yazarlar, biçim güzelliğine çok önem vermişler, dilde ve anlatımda süsten, özentiden kaçınmışlardır

Başlıca temsilcileri:

Stendhal (Kırmız ve Siyah, Parma Manastırı)
Balzac(Goriot Baba, Vadideki Zambak, Eugenie Grandet)
G Flaubert (Madame Bovary)
Lev Tolstoy (Savaş ve Barış, Diriliş, Anna Karenina)
Dostoyevski (Suç ve Ceza)
A Çehov (Vanya Dayı, Vişne Bahçesi)
M Şolohov (Ve Durgun Akardı Don)
E Hemingway (Çanlar Kimin İçin Çalıyor)
JSteinbeck (Gazap Üzümleri)
Herman Melville (Moby Dick)
Charles Dickens (Oliver Twist, David Copperfield)
Gogol (Müfettiş, Ölü Canlar)
Turganyev (Babalar ve Oğullar)
MGorki (Çocukluğum, Benim Üniversitelerim, Ekmeğimi Kazanırken)

�Roman dediğin, bir uzun yol üzerinde dolaştırılan bir aynadır Bir bakarsın göklerin maviliğini, bir bakarsın yolun irili ufaklı çukurlarında birikmiş çamuru görürsün Sonra da kalkıp heybesinde bu aynayı taşıyanı ahlaksızlıkla mı suçlayacaksınız? Aynası çamuru gösteriyor diye aynaya kabahat bulmak olur mu? Böyle çamurlu çukura bulunan yola, daha doğrusu suyun akmasını, kokmasını, çamur çukurları meydana getirmesini önlemeyen temizlik müfettişine
Henri BStendhal

TÜRK EDEBİYATINDA REALİZM

Recaizade Mahmut Ekrem (Araba Sevdası)
Samipaşazade Sezai (Zehra)
Nabizade Nazım (Kara Bibik)
Halit Ziya Uşaklıgil (Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar)
Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Kiralık Konak, Yaban)
Memduh Şevket Esendal (Ayaşlı ve Kiracıları)
Reaşat Nuri Güntekin (Romanlarıyla)
Refik Halit Karay (Romanları ve hikayeleriyle)
Sait Faik Abasıyanık (Roman ve hikayeleriyle)

NATÜRALİZM (DOĞALCILIK)

19yüzyılın sonlarına doğru Fransada ortaya çıkan natüralizm, bir anlamda realizmin bir üst basamağı (gerçeğe yaklaşmadaki katılığı nedeniyle) olarak düşünülebilir
Natüralizmi, realizmden ayıran nokta onun deney yöntemine de yer vermesidir Deney yöntemi, doğa olaylarında aynı nedenler, aynı koşullar altında aynı sonuçları doğurur düşüncesidir (Determinizm) Natüralistler bu anlayışın tabiatta olduğu gibi insan yaşamı için de geçerli olduğunu savunmuşlardırBu yaklaşımla pozitif bilimlerle sanatı birleştirmeye çalışmışlardır İnsanın fizyolojik özellikleri üzerinde durmuş; insanı ırsiyet (soyaçekim) ve genetik özellikleriyle ele almışlardır Ayrıca sosyal çevrenin insan üzerinde yaptığı etkileri de derinlemesine araştırmışlar, bir anlamda kendilerini bilim adamı, toplumu laboratuvar, insanı da deneme, inceleme aracı olarak ele almışlardır

Natüralist yazarlar insanı belli koşulların içinde ele alır, onun duygu ve düşünce dünyasını, yetiştiği doğal ve toplumsal çevrenin etkisi doğrultusunda çizerler Onların eserlerinde insan kendi yazgısını biçimlendirici, çevre üzerinde değiştirici bir güç taşımaz Toplumsal nedenleri bir yana bırakmışlar, yalnızca yaşananı nesnel bir biçimde aktarmakla yetinmişlerdir Bu sebeple de onlara �zabıt katipleri� yakıştırması yapılmıştır

İnsan psikolojisiyle fizyolojisini birbirine bağlı kabul ettikleri için eserlerinde kahramanların fiziksel özelliklerini çok ayrıntılı olarak vermişlerdir Buna bağlı olarak da betimleme, doğalcı eserlerin en önemli anlatım biçimi olarak dikkat çeker

Realistlerdeki biçim güzelliği, kompozisyon olgunluğu ve üslup kaygısı natüralistlerde yoktur Ancak natüralistler de halkın kolayca anlayabileceği açık ve yalın bir dil kullanmışlardır

Tiyatroda, kostüm ve dekora önem veren natüralistlerin eserlerine genel olarak bir kötümserlik havası hakimdir

Başlıca temsilcileri:

Emile Zola (Meyhane, Germiznal, Nana, Toprak)
Alphonse Daudet
Guy de Maupassant
Goncourt Kardeşler

Roman anlatılmış ve tabiattan çıkartılmış belgelerle vücuda getirilmelidir Tarihçiler, mazinin hikayecileri, romancılar da halin hikayecileridir
Goncourt Kardeşler



Alıntı Yaparak Cevapla

Batı Edebiyatı

Eski 06-01-2009   #2
Şengül Şirin
Varsayılan

Batı Edebiyatı



BATI EDEBİYATI VE AKIMLAR

Batı edebiyatından etkilenen aydınların oluşturduğu yeni edebiyata geçmeden önce, aydınlarımızı derinden etkileyen Batı edebiyatını genel yönleriyle bilmeliyiz Özellikle Batı şair ve yazarlarının savunduğu ve bizim aydınlarımızın da değişik yönlerden temsil ettiği edebiyat akımlarını bilmeden Tanzimat, Servet-i Fünün ve diğer dönemlerin düşünce dünyalarını anlayamayız Bu nedenle Batı etkisindeki Türk Edebiyatına geçmeden Batı edebiyatı ve akımları inceleyeceğiz

BATI EDEBİYATI

Batı’ya açılan Türk aydınları Batı’nın 19 yüzyıldaki edebiyatıyla tanışmışlardır Bu da Romantizm, Realizm dönemlerine denk gelir Ancak Batı’daki bu edebiyat anlayışları da kendinden önceki anlayışlardan bir etkilenme sonucunda meydana gelmiştir Bu nedenle 19 yüzyıla gelinceye kadarki önemli Batı ürünlerinden söz etmeliyiz
Batı edebiyatlarının temelini Yunan ve Latin edebiyatları oluşturur
Yunan edebiyatında İlyada ve Odise destanlarıyla Homeros, trajedileriyle Aiskhilos, Sophokles ve Euripides, komedileriyle Aristophanes, tarih eserleriyle Heredot, Felsefe eserleriyle Eflatun, Aristoteles, fablleriyle Aisopos kendinden sonrakileri etkilemiştir Yunan edebiyatı MÖ II yüzyılda biter

Latin edebiyatı ise Yunan edebiyatının bitiminde başlar Söylev dalında Cicero, pastoral, epik ve lirik şiirde Virgillius yetişmiştir
Bu şairin ayrıca ünlü Aeneis (ene) adlı destanı vardır Satirik ve didaktik şiirde Horatius tanınır Felsefe ve trajedide ise Seneca kalıcı eserler bırakmıştır

Bu dönemlerden sonra Avrupa’da yaklaşık 1000 yıllık bir karanlık devir başlar Bu dönem içinde kayda değer pek bir edebiyat çalışması görülmez Bu sessizlik Rönesans devrine kadar sürer Rönesans’ın beşiği İtalya’da 13 yüzyılda Dante ortaya çıkar ve İtalyan dilini bir edebiyat dili haline getirir
Dante’nin en önemli eseri “İlahi Komedi” dir Eser öbür dünyada Dante’nin yaptığı 7 günlük seyahati anlatır Cennet, Cehennem ve Araf’tan bahseder Dante ayrıca Beatrice adlı sevgilisi için yazdığı şiirlerle tanınır O, bu ismi bir sembol haline getirmiştir

Rönesans döneminde ayrıca lirik şiirleriyle tanınan Petrarca ve küçük hikaye türünün kurucusu sayılan Boccacio Avrupa edebiyatının temelini oluşturur Rönesans döneminin destan türündeki en büyük yazarı ise Kurtarılmış Kudüs adlı destanın yazarı Tasso’dur
İtalyan edebiyatındaki bu parlak dönemden sonra Fransız edebiyatı etkisini göstermeye başlar ve 20 yüzyıla kadar süren edebiyat hareketlerinin merkezi Fransa olur

Fransız edebiyatı, Klasisizm döneminden önce, Hümanizm adı da verilen bir hür düşünce ortamı yaşamıştır Özellikle Montaigne denemeleriyle, Ronsard şiirleriyle, Rabelais ilk roman denemeleriyle yeni bir anlayışın müjdelerini vermiştir Bundan sonra birbirini izleyen edebiyat toplulukları, edebiyat akımlarını oluşturmuştur

EDEBİYAT AKIMLARI

Edebiyat akımı, aynı görüşte olan sanatçıların bir araya gelerek, belirledikleri ilkeler doğrultusunda eser vermeleri demektir

KLASİSİZM

XVI yüzyılın ikinci yarısında dili yabancı etkilerden kurtarıp şiir kurallarını saptamaya çalışan Malharbe ile başlayan Klasisizim özellikle XVII yüzyılda gelişmiştir

Akımın Oluştuğu Ortam

Fransa’da 17 yüzyılın ikinci yarısında, iç kargaşalıklar sona ermiş, derebeylik ve kilise direnişleri kırılmış, soylular sarayın buyruğuna girmiş ve monarşi güçlenmişti Siyasal alanda görülen bu düzen ve kurala uygunluk etkisini edebiyatta da göstermeye başlamış, hatta dilin ve edebiyatın kurallarını saptamak üzere Fransız Akademisi kurulmuştu Ayrıca filozof Descartes’ın Rasyonalizm felsefesi sanatçılarda müsbet düşüncenin temellerini atmıştı

Akımın Felsefesi

Klasisizm’in temelini akıl ve sağduyu oluşturur “Düşünüyorum, öyleyse varım” diyen Descartes’a göre insan aklının kabul etmediği hiçbir şey doğru değildir Aşk, kin, nefret, acıma gibi duygular aklın kontrolünde olduğu sürece insancıldır İnsan aşırılıklardan sakınmak, tutkularına iradesi ile yön vermek zorundadır Dolayısıyla böyle bir insan erdemlidir ve anlatılmaya değer Akımın kurallarını belirleyen Boileau “Aklı seviniz, eserleriniz görkem ve değerini akıldan alsın” diyerek klasik eserin felsefesini açıklamıştır

Akımın Konusu

Klasik edebiyatta konu çoğu kez tarihten hatta mitolojiden alınır Özellikle Yunan ve Latin edebiyatlarında görülen konular tekrar tekrar işlenmiştir
Çünkü klasik sanatçıya göre gelmiş geçmiş en mükemmel sanat, eskiye ait olandır Dolayısıyla, eski Yunan’da görülen insan tipi tekrar ele alınmıştır Ancak bu insan, fiziğiyle, çevresiyle değil ruhsal özellikleriyle anlatılmıştır Yani hırslılığı, cimriliği, kindarlığı yönüyle ele alınmıştır
Klasisizm’de görülen insan, sıradan bir insan değildir Eğitim görmüş soylu bir insandır Bu insan belli bir toprağın malı değil evrenseldir Yani eserde insanların tümünde görülebilen, zamanla değişmeyecek özellikler anlatılmıştır Soylu insanın “bozuk çıkmış nüshaları” saydıkları sıradan kişilere eserlerde yer verilmemiştir

Akımın Dili ve Üslubu

Klasisizm’de yazar olayları anlatırken kendini gizler Kendi duygularını, zaaflarını, tutkularını, sırlarını söylemekten kaçınır Ona göre eser yazarın iç dökme yeri değildir Okuyucunun ya da seyircinin dikkati sadece konu içindeki tipler üzerinde toplanmalıdır
Eserde biçim mükemmelliği aranır Anlatılmak istenen, açık ve net bir biçimde ortaya konmalı, gereksiz sözlerden arınmalıdır Üslup yapmacıktan uzak, sade ve ağırbaşlıdır Okurun dikkati söyleyişteki süse değil söylenene çekilir
Konu gerçek hayata uygun olmalıdır Okura ya da seyirciye inanılmayacak şey sunmaktan kaçınılır Konuya değil konunun ele alış biçimine değer verildiğinden aynı olay birçok kez anlatılmıştır Bu yönüyle Divan edebiyatına benzer

Kullanılan Türler ve Temsilcileri

Klasisizim’de tiyatroya büyük değer verilir Özellikle trajedi ve komedi sıkı kurallarla ortaya konur
Lirik şiir duygusal olduğundan ihmal edilmiştir
Aşağıda yazarların kullandığı türler ve eserleri verilmiştir

Trajedi

®

Corneille : Le Cid, Horace
Racine : Andromaque, İphigenie
Komedi

®

Moliere : Gülünç Kibarlar, Tartuffe Zoraki Tabip, Cimri, Kibarlık Budalası, Scapin’in Dolapları, Hastalık Hastası
Manzum mektup ve yergi ® Bouileu

Fabl
®

La Fontaine : Fabller
Felsefe
®

Descartes : Yöntem Üzerine Nutuk

®

Pascal : Düşünceler
Porte
®

La Bruyere : Karakterler
Roman
®

Fenelon: Telemak

®

Mme de la Fayette : Prenses de Clives

ROMANTİZM

XVIII yüzyıl, sonlarına doğru ortaya çıkmış XIX yüzyıl başlarında bütün Avrupa’ya yayılmıştır Klasik sanatın sıkı kurallarına bir tepki olarak doğmuştur

Akımın Oluştuğu Ortam

18 yüzyıl, aydınlanma çağı olarak görülür Klasisizmin ortaya koyduğu akıl ve sağduyu, bilimin gelişmesini hızlandırmış, toplum yapısı, gelenekler, siyaset yeniden bilimsel açıdan ele alınmıştır
Bunun sonucu olarak Jean Jacques Rousseau, Montesquieu, Diderot gibi felsefeciler, ilerlemeye engel oluşturan tüm önyargı ve zorbalığa karşı düşünce yoluyla çetin bir savaş açmış, dinsel hoşgörü, toplumsal ve siyasal eşitlik, birey haklarına ve düşünce özgürlüğüne saygı gibi konuları halka yaymaya çalışmışlardır
Bu fikirler halk tarafından benimsenmiş ve sonuçta Fransız İhtilali patlak vermiş, monarşi yıkılmış, soylulara karşı burjuva sınıfı oluşmuştur İşte Romantizm, böyle bir ortamda doğmuştur

Akımın Felsefesi

Romantizmin ana felsefesi Klasisizme karşı olmaktır Onun sanatçıyı sıkan bütün prensiplerine savaş açan Romantikler önce, onun akla ve sağduyuya verdiği önemi reddedip duygu ve hayale değer verdiler “Deha akıldadır” diyen Klasiklere, “Deha yürektedir” karşılığını verdiler Sınırsız bir hayal gücüne kavuşan sanatçı kendini daha özgür, daha yaratıcı gördü Bu duyguyla oluşan sanat eserinde de alabildiğine serbestlik hakim oldu

Akımın Konusu

Klasik akımı benimseyen sanatçıların eski Yunan ve Latin edebiyatlarına değer vermesine karşılık, Romantikler onları çağdışı bulmuş, sanatçılar kendi tarihlerini ve günlük yaşantılarını ön plana çıkarmışlardır Klasisizm’de ihmal edilen Hristiyanlık, tekrar, mucizeleriyle ele alınmıştır
Ulusallık, yerli renk, aranan bir nitelik haline gelmiş, evrensellik ikinci plana itilmiştir

Romantizm’de görülen insan tipi, Klasisizm’deki gibi soyut değildir Aksine çevresiyle, fiziğiyle belli biridir
Ancak kişiler tek yönlüdür Yani ya hep iyi ya hep kötüdür Eser sonunda iyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır Bu yönüyle insan yine tam olarak ele alınmamıştır diyebiliriz Eserlerde her tür kişiye rastlanır Sıradan insanlar, soylular tıpkı hayattaki gibi iç içedir

Akımın Dili ve Üslubu

Romantik yazar, Klasik yazarın tersine, kendini gizlemeyip, olaylar ve durumlar karşısında kendi duygu ve düşüncelerini anlatır Romantiklere göre “İnsan başkasına yükleyerek, ancak kendi kalbini tasvir eder; deha anılardan oluşur” Elbette böyle düşünen sanatçı, işe kendini anlatarak başlar

Eserlerde kullanılan dil, duygu ve hayallerin coşkunluğu ölçüsünde dağınık ve başıboştur Sözcük seçimine pek önem vermemişlerdir Temelde halkın kullandığı dil esas alınmıştır
Süse ve sanata değer verdiklerinden, benzetmeler, mecazlar eserde büyük yer tutar Özellikle doğa manzaralarının betimlenmesine büyük değer verilir

Kullanılan Türler ve Temsilcileri

Romantikler, Klasiklerin değer verdiği tiyatroyu ihmal etmişler, özellikle trajedi ve komediyi kuralcılığından dolayı bir kenara itip sanatçıyı serbest bırakan dramı tercih etmişlerdir
Şiirde özellikle lirik şiir büyük rağbet görmüştür Roman ise en önemli edebi türlerden olmuştur

Temsilcilerini ve eserlerini şu şekilde gösterebiliriz


Montesquie: Felsefe Kitabı : Kanunların Ruhu

Jean Jacques Rousseau : Felsefe Kitabı: Toplum Sözleşmesi,

Özeleştiri kitabı : İtiraflar

Lamartine : Şiir kitapları: Bir Meleğin Düşmesi, Şairane Düşünceler

Romanları: Graziella, Raphael

Victor Hugo: Şiir kitapları: Akşam Şarkıları, Işıklar ve Gölgeler, Sonbahar Yaprakları

Romanları : Sefiller, Notre- Dame’ın Kamburu

Dramları : Hernani, Kral Eğleniyor, Ruy Blas

Voltaire : Şiirde Henriade adlı destanı ünlüdür

Romanları: Candide, Zadig
Romantizm aslında önce Almanya’da başlamış, İngiltere’de rağbet görmüş, ama Fransa’da kuralları belirlenip oradan tüm Avrupa’ya yayılmıştır

Almanya’daki Temsilcileri


Goethe : Şiir kitapları : Divan

Dramları : Faust, Egmont

Romanları: Genç Werther’in Istırapları

Schiller : Dramları : Haydutlar, Wilhelm Tell

İngiltere’deki temsilcileri


Bu ülkede Romantizmi “Gölcüler” adı verilen grup başlatmıştır Bunların en ünlüleri “Sheakespeare”, Coleridge ve Wordsworth’tır
Diğer romantik sanatçılar ise şunlardır

Lord Byron : Şiir Kitabı: Childe Harold’un Gezisi

Dramları: Kaabil, Sardanapal

Puşkin : Şiir kitapları : Kafkas Esir, Çingeneler

Romanları: Yüzbaşının Kızı

REALİZM


XIX yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan ve Romantizm’e tepki olarak doğan edebiyat akımıdır Realizm roman ve hikayede etkili olmuştur

Akımın Oluştuğu Ortam

19 yüzyılda deneysel bilimler son derece gelişmişti İnsanın hayatını değiştiren birçok teknolojik yenilik ortaya çıkmış, bilim kendini ispatlamıştı Auguste Comte’un ortaya attığı Pozitivizm felsefesi de bu dönemde, insanın sadece gördüğüne inanması şeklinde özetlenebilecek bir görüşü savunmuştur Bunun bilim sahasında geçerliliği ispatlanmış ve sosyal bilimlerde de geçerli olacağı savunulmuştur İşte Pozitivizm’in edebiyata uygulanması Realizm’i doğurmuştur

Akımın Felsefesi

Realizm Pozitivizm’in bir koşulu olarak gözleme büyük değer vermiştir İnsanın duygularının onu aldatacağı savunulmuş, görülenin olduğu gibi verilmesinin gerekliliği üzerinde durulmuştur
“Roman dediğin, bir uzun yol üzerinde gezdirilen aynadır” görüşüyle gerçeğe verilen değer anlatılır
“Tarih, yazılı belgelerle meydana getirildiği gibi, bugünkü roman da, romancının kendisinin dinlediği ya da doğrudan derlediği belgelerle meydana getirilir; tarihçiler geçmiş zamanın , romancılar ise şimdiki zamanın hikayecisidir” sözleri Realistlerin tüm felsefesini ortaya koyar

Akımın Konusu

Realizm’de konu gerçek hayattır Olağanüstü görülen istisnai olaylara yer verilmez Okura yaşanmış bir olay ya da yaşanabileceğinden şüphe edilmeyecek bir olay sunulur
Realizm’de anlatılan kişi, tam anlamıyla insandır Çevresiyle davranışlarıyla, tutkularıyla en ince ayrıntısına kadar tanıtılan bir insan görülür eserde Elbette bu insan çevresinin bir ürünü olan, çevresindeki şartlara göre karakter kazanmış biridir

Akımın Dili ve Üslubu

Realizm’de, sanatçı eserle okuru başbaşa bırakmak için kendini gizler Bu yönüyle Klasisizm’e benzer Olayları yan tutmayan, nesnel bir bakışla inceler sanatçı
Eserde biçim kusursuzluğu çok önemlidir Kılı kırk yararcasına yapılan gözlemin aynı titizlikle anlatılmasına, üslubun açık, sağlam, yapmacıksız, söz oyunlarından uzak olmasına önem verilir
“Söylenmek istenen şey ne olursa olsun, elbette onu anlatacak tek bir sözcük, canlandıracak tek bir fiil, nitelendirecek tek bir sıfat vardır İşte yazar bunu buluncaya kadar uğraşacak, yaklaşık olanla yetinmeyecektir” sözleri Realistlerin anlayışını ortaya koyar

Kullanılan Türler ve Temsilcileri

Realizm, bir roman ve hikaye akımıdır Tiyatro, Romantizm’den sonra artık pek görülmez Şiir ise Realist anlayışla yazılır; ancak adına “Parnas” denir
Realizm birçok ülkede yaygın bir kullanım bulmuştur İlk ürünlerini Romantiklerle çağdaş olan Stendhal, Balzac, Merime vermiştir
Stendhal : Kırmızı ve Siyah, Parma Manastırı
Balzac : Vadideki Zambak, Eugenie Grandet, Goriot Baba
Gustave Flaubert : Madam Bovary, Salambo, Duygusal Eğitim
Charles Dickens : Oliver Twist, David Copperfield,
Gogol : Ölü Canlar
Turgenyev : Rudin, Babalar ve Oğullar, Taşralı Kadın
Dostoyevski : Suç ve Ceza, Karamazof Kardeşler, Budala
Tolstoy : Savaş ve Barış, Anna Karanina, İvan İlyiç’in Ölümü
Gorki : Ana, Üç Kişi
Mark Twain : Tom Sawyer’in Maceraları

NATURALİZM
Realizmi yeterince gerçekçi bulmayan bu akım Realizmle aynı dönemde gelişmiştir

Akımın Felsefesi

Akım Taine’in Determinizm görüşünü edebiyata uygulamak istemiş, edebiyatın da deneysel bilimlerde olduğu gibi bir deneme sahası olabileceğine inanmıştır Bunlara göre gözlem bir eser için yeterli bir yol değildir

Akımın kurucusu Zola Realistlerle aralarındaki farkları şöyle açıklar: “Gözlemci demek, doğadaki olayları hiçbir değişikliğe uğratmadan, olduğu gibi inceleyen kişi demektir Deneyci ise olayları doğanın ortaya çıkardığı bi
çimlere göre değil de herhangi bir amaçla kendisinin onlara şu ya da bu koşullar altında verdiği biçimlere göre inceleyen kişidir
Bu sözlerden anlaşılacağı gibi gözlemci sadece gözler, deneyci ise olaylara müdahale ederek onları değiştirir

Akımın Konusu

Naturalizm’de gerçeğin daha çok çirkin yönü ele alınır Realistler gerçekler arasında seçme yaptığı halde bunlar yapmaz Bu yönlerinin eleştirilmesine Zola şöyle cevap verir
Bizler toplumsal yaraların sabeplerini araştırıyoruz Bundan dolayı çoğu zaman kokuşmuşlukları ele almak, insanın sefaletinin, çılgınlıklarının bulunduğu yerin dibine kadar inmek zorundayız” Bu akımda insanın duyguları, tutkuları, düşünceleri, eylemleri, soyunun ve içinde yetiştiği doğal ve toplumsal çevrenin etkisiyle oluşur
Yani insan davranışlarının temelinde soya çekim vardır Kalıtsal özellikler çevre koşullarıyla birleşip kişinin karakterini oluşturur Elbette böyle bir insanın davranışlarını içgüdüleri yönlendirir

Akımın Dili ve Üslubu

Naturalizm’de yazar, kendi kişiliğini gizler, sadece olanları yazar; bir tutanak yazmanı gibi davranır Zola’nın deyimiyle “Nasıl ki kimya bilgini kendi hazırladığı koşullar altında oluşan doğal olayları gözleyip saptamakla yetinir, azota kızmadığı gibi, oksijene de aşırı sevgi göstermezse sanatçı da suç karşısında yargıç kesilmez, erdem karşısında ise alkış tutmaz
Dilde pek seçici değildir Kahramanları hangi çevreden seçerse o çevrenin diliyle konuşturur Bu nedenle argolar, küfürler eserde değiştirilmeden verilir

Temsilcileri

Naturalizm de bir roman ve hikaye akımıdır Kurucusu Emile Zola’dır Zola, ileri sürdüğü görüşleri ispatlamak için 20 cilt tutarındaki “Deneysel Roman”ını yazmıştır Bu cilt içindeki önemli romanlar Germinal ve Meyhane’dir
Diğer Naturalist sanatçılar şunlardır:
Alphonse Daudet: Hikayeleri: Değirmenimden Mektuplar, Pazartesi Hikayeleri
Romanları: Trasconlu Tartarin, Jack
Guy de Maupassant : Hikayeleri: Tombalak, Ay Işığı,
Romanları: Bir Hayat, Güzel Dost, Kalbimiz
Hauptmant: Tiyatroları: Güneş Doğarken, Dokumacılar, Güneş Batarken

PARNASİZM

Realist görüşleri benimseyen şiir akımıdır Romantizm’e tepki olarak doğmuştur Romantizm’in aşırı duygusallığına, öznelliğine, abartılı söyleyişlerine karşı çıkan şairler, içe dönük şiir yerine dışa dönük, dış dünyayı nesnel biçimde gözleyip anlatan şiiri tercih etmişlerdi

Akımın Felsefesi

“Sanat, sanat içindir” ilkesini benimseyen Parnasyen (Parnasizmi benimseyen) şairler, şiirde güzelliğin peşine düştüler Bunlara göre güzellik ancak güzel biçimlerle elde edilebilir O bakımdan biçim olgunluğuna her şeyin üstünde önem verilmesi, şiirin ahlaksal, siyasal ve toplumsal sorunları anlatan bir araç olmaktan çıkarılıp bir amaç haline getirilmesi sanatın ilk şartıdır Şiirin güzelliği yararlılığa tercih edilmelidir Şiirin güzel olması, şiir olmak için yeterlidir

Akımın Konusu

Şair şiirde kişisel duygularının ve tutkularının yerine, dış dünyadaki gözlemlerini anlatmalıdır Bu da doğanın nesnel bir tutumla betimlenmesi demektir Bunun dışında felsefi düşünceler, hatta bilim ve fenle ilgili görüşler de şiire alınmıştır Bazen ise geçmiş zaman kişileri, olayları özellikle bilinmeyen egzotik alemler, Çin, Hint, Mısır gibi uzak ülkeler ve onların kültürleri şiire girmiştir Romantizm’de bir yana bırakılan Yunan ve Latin mitolojisine yeniden dönülmüş, o kültürlerin yok olması karşısındaki üzüntüler anlatılmıştır

Akımın Dil ve Üslubu

Sanat sanat içindir, görüşüne uygun olarak, Parnasyen şairler şiirin şekli üzerinde çok durmuşlardır
Nazım şekli, kafiye, ölçü vazgeçilmez öğeler olarak görülmüştür Sözcük seçimine büyük önem verilmiş, gereksiz sözcük kullanmaktan, hatta verilmek istenen anlamı tam olarak karşılayamayan bir sözcüğün bulunmasından kaçınmışlardır Betimlemelerde, sözcüklerin betimlenen manzaraya uygun olması, onu çağrıştırması şiir için son derece gerekli görülmüştür

Akımın Temsilcileri

Sadece şiirde geçerli olan bu akımı, Teophile Gautier, Theodor de Banville, Leconte de Lisle benimsemiş ve ilk ürünlerini vermişlerdir

SEMBOLİZM

Parnasizm’e tepki olarak doğan şiir akımıdır Önce Fransa’da başlamış, oradan tüm Avrupa’ya yayılmıştır

Akımın Oluştuğu Ortam

Gözlem ve deney metotlarını benimseyen Realist ve Naturalist edebiyatın egemen olduğu dönemde, Fransa’da bir yandan da idealist felsefe yayılmaya başlamıştı Zaten aşırı gerçekçi bir yaklaşım, insanlara aradığı mutluluğu verememişti Üstelik Fransa’da 1870 askeri bozgunundan sonra, halkta karamsarlık, bezginlik, siyasal ve toplumsal alanda bazı değişiklikler yapılmasını gerekli kılıyordu Ruhsal bunalım içindeki genç kuşak, eskiyi yıkmak, geleneğin dışında bir yol tutmak eğiliminde idi Bu sırada Alman filozof Schopenhauer’in ileriye sürdüğü “Dünya bir tasavvurdan ibarettir” görüşü gençler tarafından benimseniyordu Artık görünene değil, bilinç altına, öznelliğe yönelindi Böylece Sembolizm oluşmaya başladı

Akımın Felsefesi

Dünyayı bir tasavvurdan ibaret gören, gerçeğe sırt çeviren Sembolist şair imgesel bir dünyada yaşar Onlara göre gerçeği olduğu gibi anlatmanın imkanı yoktur Duyularımız, dış dünyayı olduğu gibi değil, onun asıl halini değiştirerek bize ulaştırır Nasıl düz bir çubuk, suda kırık görünürse, dış dünyadaki maddeler de gerçek durumlarıyla görünmezler Öyleyse biz dış dünyayı hiçbir zaman gerçek halleriyle anlatamayız Ancak ondan aldığımız izlenimleri anlatmış oluruz Bu da kişiden kişiye değişir

Akımın Konusu

Sembolizm’de şair sadece kendinden, kendi duygu ve izlenimlerinden söz eder Anlamda kapalılık esastır
Bu nedenle Sembolist şair aydınlıktan kaçar Güneş batmaları, kısık lambalar, perdelere vuran gölgeler, ay ışığı, durgun sular, sararmış yapraklar, sessizlik, bilinmedik uzak ülkeler özlemi konularında şiir yazmıştır Toplumsallıktan kaçmak, insanlardan uzak yaşamak, bu şairlerin tercihidir

Akımın Dil ve Üslubu

Sembolist şair bir anlamı açıklamak için değil, bir duyumu sezdirmek için şiir yazar Bu nedenle şiirde telkin yolunu kullanır Ona göre nesneler birer semboldür Verilmek istenen anlam mutlaka bir sembolün arkasında gizlidir Bazen kelimeler imgeleri karşılayamayabilir Bu durumda şair, sözcüklere yeni anlamlar yükler, alışılmamış eski sözcükleri yeniden kullanır ya da birtakım yeni sözcükler uydurup, dilin geleneksel söz dizimini bozar
Şiirde kullanılan sözcüklerin ses özelliği çok önemlidir Çünkü Sembolizm’de “şiirin sözden ziyade musikiye yakın” olması aranır Sembolist şair Verlaine “Musiki, her şeyden önce musiki” derken şiirde neyin önemli olduğunu ortaya koyar Bu nedenle şair, sesleri ahenkli olduktan sonra her sözcüğü kullanabilir

Sembolizm’de evren bir bütün olarak görülmüş ve bu nedenle duyular arasında fark görülmemiştir Sonuçta bir duyuyla ilgili olan sözcük, diğer duyular için de kullanılabilir Sembolist şiirlerde acı yeşil, siyah korku, beyaz titreyiş ifadeleri böyle bir anlam ilgisini karşılar
Dildeki bu özellikler, sembolist şiiri zor anlaşılan, hatta anlaşılmayan bir şiir haline getirmiş, bu, onun okur sayısını son derece azaltmış, bir salon edebiyatı haline gelmesine neden olmuştur

Biçim olarak klasik nazım biçimleri yerine, şairin isteğine göre bir biçimi benimsemesi uygun görülmüştür Çoğu şiirde biçim serbestliği vardır Elbette bir musiki oluşturmak isteyen şair ölçü, kafiye gibi ahenk oluşturan unsurları da ihmal etmemiştir

Akımın Temsilcileri

Bir şiir akımı olan Sembolizm’in ilk örneklerini Baudlaire vermiştir Bundan başka, Rimbaud, Verlaine, Paul Valery, Mallerme, Regnier diğer ünlü Sembolistlerdir

FÜTÜRİZM


İtalya’da başlayıp oradan Avrupa’ya yayılan edebiyat akımıdır Kurucusu Marinetti’dir Hayatta her şeyin sürekli değiştiğini, sanatın da buna uyum sağlaması gerektiğini savunur Geçmişe ait ne varsa hepsinin unutulması, yok edilmesi gerektiğine inanır

Her şiirde hızın güzelliği vurgulanmış, uçaklara, trenlere övgüler düzülmüştür Şiirde geleneğe bağlı bütün kurallar yıkılmış, ölçü, uyak, nazım biçimi terk edilmiş özgür nazım tercih edilmiştir Geleneksel dilbilgisi kuralları, sözdizimi kuralları kırılmış, hıza ve hareketlere uygun olan mastar halindeki fiillere, isimlere önem verilmiştir
Avrupa’ya dağılırken, özellikle Rus edebiyatında birçok değişikliğe uğramış, savaş tutkusu barışa, milliyetçilik, evrenselliğe dönüşmüştür Rus şair Mayakovsky en önemli temsilcisidir

DADAİZM

Kişiyi aklın tutsaklığından kurtarmayı amaçlayan ancak pek taraftar bulmayan edebiyat akımıdır Bunlara göre geçmişin bir değeri yoktur Daha doğrusu hiçbir şeyin anlamı yoktur İsmini bile bir sözlükten rastgele seçtikleri “dada” sözü ifade eder
Sanatı dil, ölçü, uyak, biçim, anlam kaygılarından kurtarmak, bilinen anlamlar ve alışılmış kurallar dışında bir düzen oluşturmak gerektiğini savunan Tristan Tzara tarafından kurulmuştur

SÜRREALİZM

İnsanın bilinçaltını açıklamaya çalışan edebiyat akımıdır İnsanların gerçek eğilimleri, istekleri, toplum yasalarının, geleneğin, ahlakın, dinin baskıları yüzünden, bilançaltında kapalı durmaktadır Rüyalar, sayıklamalar, sarhoşluk halleri, delilikler, aklın denetimi dışındaki hareketler olduğundan insanın gerçek kişiliğini açıklar Öyleyse gerçek insanı anlatmak durumunda olan sanat, insanın bu halleri üzerinde durmalıdır İnsan bir aysberg gibidir Bilinmeyen yönü, bilinenden daha fazladır

Sürrealizm Freud’un psikanaliz verilerinden oldukça yararlanmıştır Onun elde ettiği sonuçları bilimsel gerçek gibi kabul etmişlerdir
Sürrealizm’de otomatik yazı denen bir sistem uygulanır Bu yazı, önceden hiçbir konu düşünmeden, kalemin ucuna gelenleri hiç ara vermeden hızlı hızlı yazarak elde edilir Ya da bir kişi hipnoz edilir Ona değişik sorular sorulur ve cevaplar hiçbir değiştirme yapmadan yazıya geçirilir
Elbette böyle bir yöntemle elde edilen yazıda anlamsız sözler, birbiriyle ilgisiz saçma ifadeler olabilir Sürrealizm’e göre bu, gerçek bir sanat eseridir

Akımın akıl dışılığa verdiği bu değer zamanla azalmış, akla seslenen ancak bilinçaltını ihmal etmeyen bir anlayışa dönüşmüştür
Sürrealizm’i; Dadaizm’den ayrılan Breton, Aragon, Eluard kurmuştur Edebiyatımızda özellikle Garipçiler bu akımdan etkilenmiştir

EGZİSTANSİYALİZM

Aslında bir felsefe akımıdır Sartre’ın onu edebiyata uygulamasıyla edebiyat akımı haline gelmiştir
Bu akıma göre insan var olmadan önce hiçbir özelliği olmaz Yani bir bebek, beyaz bir kağıt gibi doğar Olaylar karşısında gösterdiği tepkiler onun kişiliğini oluşturur Bu nedenle Egzistansiyalist eserlerde karakter yok, durumlarla karşı karşıya kalmış insanlar vardır Bu insanlar karşılaştıkları durumlarda yaptıkları davranışlarla karakterini oluşturur
Bu akımın çıkış yeri Descartes’in “Düşünüyorum öyleyse varım” düşüncesidir Davranışlarını kendisi seçmek zorunda olan insan en doğruyu, en iyiyi seçmek zorunda olduğunun bilinciyle büyük bir bunaltı, iç sıkıntısı çeker Ancak bu bunalma onun hareketlerine engel olmaz, tersine onların sorumluluk bilincini geliştirir

Bu özellikleri taşıyan kahramanların bulunduğu Egzistansiyalist romanda, kahramanların ne zaman ne yapacağı belli olmaz Biz onu ancak eser sonunda tam olarak kavrayabiliriz Böylece eser sürükleyiciliğini hiç kaybetmez ve okurun ilgisini canlı tutar
Akımın kurucusu Jean Paul Sartre’dır Diğer ünlü yazarı ise Albert Camus sayılır

__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
Alıntı Yaparak Cevapla

Cevap : Batı Edebiyatı Ve Edebi Akımlar

Eski 06-15-2009   #3
ysnkrks
Varsayılan

Cevap : Batı Edebiyatı Ve Edebi Akımlar



Paylaşım için Teşekkürler
Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2024, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.