Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Eğitim - Öğretim - Dersler - Genel Bilgiler > Eğitim & Öğretim > Edebiyat / Dil Bilgisi

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
edebi, eserleri, gençosmanoğlu’nun, hayatı, kişiliği, niyazi, yıldırım

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’Nun Hayatı, Eserleri Ve Edebi Kişiliği

Eski 09-01-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’Nun Hayatı, Eserleri Ve Edebi Kişiliği








Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun Hayatı, Eserleri ve Edebi Kişiliği
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun hayatını, onunla yapılmış bir söyleşiden alıntılayarak, şairin hayatını kendi ağzından daha doğru olarakçıkarabiliriz

Soru: Şiire nasıl başladınız? Niçin ve nasıl devam ettiniz?

Cevap: Şiire 11 yaşında başladım İlkokulun 4 sınıfında idim O yıl Erzincan zelzelesi olmuştu, ilk şiirimi, Erzincan zelzelesi üstüne yazdım ve okuldaki duvar gazetesine konuldu Sonra kendimi şair sanmış olacağım ki, çeşitli konularda şiirler yazmaya başladım Bugüne kadar da hiç bırakmadım Yazdıklarımdan bilinmeyenler, bilinenlerden çoktur Şiire niçin devam ettiğime gelince; kısaca, en müessir ifade tarzı olduğu için; deyebilirim

Soru: Eserleriniz konusunda bir kaç söz:

Cevap: İlk eserim, "Bozkurtların Ruhu 1952", "Gençosman Destanı 1959", "Kür Şad ihtilâli Destanı 1970", "Malazgirt Destanı I97I", "Bozkurtların Destanı 1972" ilk ikisini, şimdi beğenmiyorum Son üç destanın beğendiğim tarafları vardır

Soru: Şiirde "ölçü" sizce ne demektir; hangi ölçüyü tasvib ediyorsunuz?

Cevap: Şiiri olan milletlerin, aynı zamanda şiir gelenekleri, şiir kuralları da var demektir Şiir, bu kendine mahsus gelenekler ve kurallar içinde gelişir, güzelleşir, büyür "Ölçü" de, şiirin kuralları cümlesin-dendir "Ölçü" derken "aruzu" ve "hece" yi kastediyorsunuz sanırım, ikisi de bizimdir ve biri birinden çıkmış kadar yakınlıkları, benzerlikleri vardır Başka milletlerin de aruzu kullanmaları, bu ölçünün bizim "milli şiir ölçümüz" olmadığına delil teşkil etmez

Ölçüsüz (serbest) şiirin de kuralları gelenekleri vardır; başıboş değildir

Soru: Dil konusunda düşünceleriniz, şiirde dil?

Cevap ; Dil deyince, konuşulan dili anlıyorum Dilin gelişip zenginleşmesinde, güzelleşmesinde yazarların, şairlerin büyük görevleri olduğuna inanırım- Aynı zamanda Türkiye'de yayımlanan eserlerin, bütün Türk dünyasında kolayca okunup anlaşılır bir nitelikte olmasına taraftarım

Şiirde dil, ana unsurdur Kelimeler seçilir; ölçülür, biçilir Şiir dili, mensub olduğu dilin kaymak tabakasıdır diyebilirim

Soru : Eski şairlerden ve yaşayanlardan sevdikleriniz kimlerdir?

Cevap : Bu soru çok tehlikeli ve politik-Eski şairlerden sevdiklerim çoktur Kopuzu ile ilk deyişi söyleyenden tutunuz da, sanatı aşk ve iman olarak anlayan, gördüklerini, duyduklarını, sezdiklerini anasının ak sudu ile yoğurup ana diliyle söyleyen Türk şairlerinin hepsini severim

Mutlaka bir isim istiyorsanız; son büyük şairimiz Yahya Kemal'dir

Yaşayanlara gelince; Şiiri heves ve caka satma ölçüsünden çıkarabilmiş şairlerimiz vardır Arif Nihat Asya, yaşayan en büyük şairimizdir

Soru : Genel olarak, san'atta gaye ne olmalıdır? San'atta hedef söz konusu mudur?

Cevap : San'atta hedef, söz konusudur Hedefi olmayan san'at, aynı zamanda anlamı olmayan bir meşgaleden ibarettir

Edebiyat, musiki, mimarî, resim, heykel, tiyatro, sinema, şiir geçmişin derinliklerinden günümüze ve geleceğe doğru filizlenen san'at dallarıdır Her dalın gayesi, beslendiği toprağın, içtiği suyun, soluduğu havanın, tadını, rengini, özsuyunu ihtiva eden en olgun ve en güzel meyveyi verebilmek ve bu meyvelerle milletinin ruhunu besleyebilmektir

Soru : Kendine has bir "Millî Türk San'atının" kaynakları neler olabilir, neler olmalıdır?

Cevap : Türk San'atının kaynaklan, pek tabii ki, üç bin yıllık Türk harsı (kültürü) dır-Kökü bu kaynağa varamayan san'at cılız kalmaya, hattâ kurumaya mahkûmdur Nitekim, günümüzdeki, san'at anarşisi, köksüzlükten, yani Türk harsının derin kaynaklarına inmemekten ve onu inkâr etmekten ileri gelmektedir

Bugün şiirle uğraşan yüzlerce şairden pek azı, divan şairimiz hakkında bilgi sahibidir Divan şiirimizi, halk şiirimizi bilmeyen; kimselerin, bir san'at anlayışı olabileceğine de inanamıyorum

Soru : İktisadî gelişmeler, ananevi cemiyet yapısında bazı derişiklikler yapmaktadır Bu değişmenin san ata yüklediği görevler var mıdır? San'atla cemiyet töreleri arasında bir münasebet bir dayanışma düşünülebilir mi?

Cevap : İktisadî gelişmeler, cemiyet yapısında değişiklikler elbette yapar Hatta, cemiyetin başını döndürüp tepe taklak edebilir İşte marifet, bu baş dönmesini önlemek ve iktisadî gelişmenin yaptığı sarsıntıya kaptırmadan milleti, hedefine doğru yürütmektir Bu iş, san'atkârın görevidir, iktisadî hayat, günün şartlarına göre kendine mahsus ölçülerle değişebilen, değişmesinde de sakınca olmayan bir olaydır Ancak, san'at böyle değildir San'at, bir harsa (kültüre) bağlı olduğu için değişmez; gelişir Bu bakımdan, iktisadî gelişmenin ölçüleri ile san'-attaki gelişmenin ölçüleri ayrı şeylerdir

İktisat, nasıl ki cemiyetin maddesi ise, san'at manâsıdır Bu bakımdan, manânın bozulmaması san'atkârın sorumluluğuna bırakılmıştır Manâ, yukarıda söylediğimiz gibi, üç bin yıllık bir geçmişten günümüze getirdiğimiz ve geleceğe götüreceğimiz harsî (kültürel) değerlerimiz olduğuna göre, san'atkârın görevi, iktisadî gelişmenin baş dönmesini millî değer ölçüleri dahilinde gidermektir Şayet san'atkâr da kendini iktisadî gelişmenin hazzına kaptırmışsa cemiyet dediğimiz gemi batar

Soru : Memleketimiz göz önüne alındığı takdirde, iktisadî ve sosyal gelişmelerin Türk san'atına etkisi ne olmuştur? Batıya dönük bir sosyal yapıyı öngören beyinlerin, san'atımız ve sanatkârlarımız üzerinde ne dereceye kadar tesirleri olmuştur? "Batıya dönük Türk san'atı ne demektir?

Cevap : Memleketimizdeki iktisadî ve sosyal gelişmelerin plânsız, programsız, anormal oluşu, san'atkârı şaşırtmış; san'atı öldürmüştür Daha doğrusu, memleketimizde sosyal ve iktisadî "gelişme" değil, "değişme olmuştur

İktisat, sosyal hayat, san'at hayatımız bir anarşi içindedir Anarşi bitmedikçe, bu soruya sıhhatli bir cevap vermek mümkün değildir

Batıya dönük sosyal yapıyı benimsemek, batmaktır Batının bin yıllık hedefi, Türk milletini, kendilerine benzeterek yer yüzünden silmektir Türk kafası taşıyanlarda böyle "beyinbulunamayacağı için, bunlar olsa olsa beyinsizlerdir Batıya dönük "Türk San'atı" diye bir şey olmaz Bu Batı taklitçiliği olur Nitekim olmuştur San'at diye pazara getirilen kırk yıllık san'at Batı mukallitliğinden başka bir şey değildirler

Soru : Halka dönük san'at ne demektir? Bu deyimden anlaşılması lâzım gelen şey nedir? Genellikle nasıl yorumlanmaktadır? Bu yorumun Türk San'atını olumlu bir şekilde etkilemesi mümkün müdür?

Cevap : Halka dönük san'at, halkta bulunan işlenmemiş cevheri alıp işlemek ve halka vermektir "Halka dönük" deyimini uyduranlar, bunu bizim anladığımız manâda anlamazlar Onlar, halkta bulunan işlenmiş, işlenmemiş bütün cevherleri ufalayıp toz etmekte, kısa zamanda onu da kendilerine benzetmeye çalışmaktadırlar

Bu "dönekler" taifesinin Türk san'atını olumlu veya olumsuz hiç bir şekilde etkilemeleri mümkün değildir Kendileri çalar, kendileri dinlerler Ancak, bu gürültüyü kesmenin tek çâresi vardır O da Türkçü san'atkârların yetişmesi ve canlarını dişlerine takıp çalışmalarıdır

Soru : Bugün "Türk San'atı millîdir" diyebilir miyiz?

Cevap : Ortada Türk san'atı varsa, elbette millîdir Fakat Türkiye'de yaşıyor, Türkçe konuşuyor diye her san'ata "millîdir> diyemeyiz

Soru : Türk san'atı millî kaynaklarından kopmuş mudur? Niçin? Nasıl?

Cevap : Kopmuştur Şöylece açıklayabiliriz; Cumhuriyetimizin kuruluşuyla birlikte Atatürk, Türk dilinin araştırılması, geliştirilmesi için "Türk Dilini Tetkik Cemiyeti" (Türk Dil Kurumu) ni kurdu Sebebi : yapılan inkılâbın meydana getirdiği kopuklukları telâfi etmek ve millî kültür kaynaklarımızın yolunu açmaktı Sonra "Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti" (Türk Tarihi Kurumu) nu kurdu Sebebi : Türk tarihinin, dolayısı ile Türk kültürünün en derin kaynaklarına inmenin yollarını aramaktı Atatürk'ün geçmesiyle adı geçen cemiyetler, önce adlarını sonra istikametlerini değiştirdiler Böylece Atatürk'-ün, millî kaynaklarımızla kurmak istediği bağı koparmış oldular Bu bağı yeniden kurmak için, millî kaynaklarımızı teşkil eden ve her t"iri bir hazine değerinde olan eski san'at ve harsımıza ait eserlerin gün ışığına mutlaka çıkarılması gerekmektedir Çünkü; San'atımızın tılsımı, büyüsü, ihtişamı bütünüyle ortaya çıkmadan onu geliştirmek ve büyütmek mümkün olamaz

Soru : Türk san'atının ve san'atkârının millî olabilmesi için gereken şartlar nelerdir? Siz Türk San'at hareketlerine yön verecek tir kişi olsanız, neler yaparsınız?

Cevap : Millî olmanın ilk şartı inanmak, sevmek ve saymaktır Sonra araştırmak ve yorucu, sabırlı çalışmayı göze almaktır San'atın millî olabilmesi, millete benzemesi, onu yansıtması demektir San'atkâr da öyle; şartlarını yukarıda saydık

San'at araştırma işi olduğu kadar, aynı gamanda bir eğitim işidir de Bu bakımdan, ciddi san'atkârlara bir takım imkânlar hazırlanması, verilmesi lâzımdır

Soru : San'atkârın, milletinin tarihi ve gününün insanı ve olayları ile münasebetinde bir denge düşünülebilir mi?

Cevap : Tarih, milletlerin hafızası olduğuna göre, aklın ve mantığın işlemesinde de büyük rolü vardır Dünü hatırlayamayan bir insan, bugünün manâsını anlayamaz Yeni doğmuş bir çocuk nasılsa, öyledir Hâfızasızlık devam ettikçe, çocuklukda devam eder Milletler de insanlar gibidir

Geçmişlerini hatırlamaları, hattâ bu hatıralarını daima canlı tutmaları gereklidir Geçmişteki acı olayların tekrar olmamasını sağlamak; tatlı olaylar yaratmak, tarih! ve tarihteki yerimizi, tarihi yapan atalarımızı hatırlamakla mümkün olabilir

Bu konuda san'at en uygun, en etkili bir vasıtadır San'atın konusu eski olmakla san'at eski sayılmaz Geçmişle gelecek arasında köprü kuramayan san'atkâr, görevini kavrayamamış demektir Aynı zamanda san'atın manâsını da anlayamamıştır

Millet, sanatkârlarının verdikleri eserler ölçüsünde vardır San'at eserlerinin aksettirebildiği manâ ile şahsiyet kazanabilir Öyleyse, geçmişle günümüz, hatta geleceğimiz arasında denge kurmak ve "dün", "bugün", "yarın"diyebileceğimiz dayanaklar üzerine kurulan bir köprüden asıl hedefe yürümek mümkün olabilecektir Bu hedef, Türk düşüncesinin, Türk san'atının dünya ölçüsünde insanlığı kucaklamasıdır Bu görevi Türk milletine Tanrı'nın verdiğini unutmamalıyız

Soru : "San'atkârın dünyası" denilen "dünya" nedir, ne olmalıdır?

Cevap : San'atkârın dünyası, san'atını icra ederken, içinde bulunduğu ruh halidir diyebilirim Bu icra sırasında san'atkâr, yaşadığı çevreden uzaklaşır ve yeni bir çevreye intikal eder, Yani kendinden geçer Tasavvuf deyimiyle, bir vecd ve istiğrak haline bürünür Bu deyimden anladığım budur ve doğrudur Gerçek sanat eseri, ancak böyle bir ruh haline geçilmeden verilemez

Soru ; Siz Türk şiirinde yepyeni bir çalışmanın temsilcisisiniz diyebiliriz Yani Destan'dan bahsetmek istiyorum, destan nedir? Türk sanatında yeri nedir, ne olmalıdır?

Cevap : Destan, milletin, en yüksek duygu, düşünce ve isteklerini ifade eden ve değişmez özelliği, kahramanlık olan eserlerdir Bu konuda, bir ingiliz şairi şöyle diyor: "Bir kahramanlık şiiri, şüphesiz ki, insan ruhunun başarabileceği en büyük eserdir> (Türk Ans Cilt 13)

Türk destan kaynakları, pek çok zengin olmakla beraber, hemen hemen (Maraş Destanı hariç) hepsi ham madde halinde bulunmaktadır Henüz tam bir destan niteliği kazandırılmadığı için destanımız, san'at ölçüsünde^ifadesini bulamamıştır Bu, edebiyatımız sakatımız, şiirimiz top yekûn harsımız bakımından büyük bir noksanlıktır "Türk Destanı" nı işlemek günümüzün san'atkârı için bir vecibe olduğu kadar, milletimiz için de büyük bir ihtiyaçtır

Soru : "Kür Şad İhtilâli Destanı" ve "Bozkurtların Destanı" adlı eserlerinizle bugünün insanıma ve Türk milletine vermek istedikleriniz nelerdir?

Cevap : Yukarıdaki cevaplarımızda uzak-yakın temas ettiğimiz gibi, geçmişle, günümüzle ve gelecekle bağlantı kurmak zorundayız Millet olarak var olmamızın, yaşayabilmemizin ve atalarımızın Tanrı'dan alıp bize miras bıraktıkları büyük ülkümüzü gerçekleştirebilmemizin tek şartı budur Destan, tek başına bir konu olmakla beraber, san'atın her dalına konu ve ilham veren derin, geniş ve gür bir kaynaktır Yukarıda adı geçen kitaplarımla bunu yapmak istedimforumsinsinet Aynı zamanda destan, millî şuuru dinç tutan, millî î dinamizmi yoğuran en büyük amillerden biridir Millî şuur olmadan, millî hiç bir şey yapılamayacağına göre, gençlerin şuurlarına, bilenmiş bir süngü parlaklığı ve keskinliği kazandırmak istedim Destanda ibretler vardır; dünya görüşümüz vardır; acılarımız, mutluluklarımız vardır Bunları yansıtmaya çalıştım :

Soru : Türk şiirinin geleceği konusunda düşünceleriniz, genç şairlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Cevap ; Türk şiirinin büyün bir geçmiş? vardır Bugün şiir, pek az ve zayıf, fakat kökü sağlam olduğu için, deminden beri söylediklerimiz ölçü olarak alınırsa Türk şiiri yeni bir merhaleye girecek ve özlenen büyük şiir doğacaktır, sanırım

Büyük şiir, daha doğrusu büyük san'at, durup dururken, doğmaz Büyük heyecan ister Büyük heyecanlar yaratılınca büyük san'atkâr da kendiliğinden gelir Geçmişte san'-atın her dalında verdiğimiz büyük eserlerin, son bin yıllık tarihimizdeki oluşlarını hatırlarsak, bu iddiamızın doğruluğu meydana çıkmış olur Şunu da belirteyim ki, geçmişimiz bize en büyük heyecan kaynağı olarak şimdilik yeter Onu, günümüze aktarıp dünü bugünle yoğurabilecek san'atkâr ister Genç şairlerimizin bu nokta üzerinden hareket etmelerini tavsiye ederim
Töre / 1973 / Sayı : 22

Eserleri
Şiir
Ağın
Ardından
Asımın Nesli
Fatih'le Hesaplaşma
Gün Sazak
Haydi Uyan
Kahramanlık Türküsü
Malazgirt Marşı
Mamak'ta
Meydan
Nene Hatun
Önkuzu
Özmenem
Senin Yüzünden
Türkmen Ağam
Uyan Ey Türk Oğlu !

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.