Şeytanin Vesveseleri |
|
|
#1 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Şeytanin VesveseleriŞEYTANIN VESVESELERİ Kim de kendisine doğru yol belli olduktan sonra Peygambere karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu gittiği yönde yürütür ve cehennemde yakarız Orası ne kötü bir varış yeridir!( Nisa Suresi-115)Allah onu lânetlemiş, o da demişti ki: "Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım ( Nisa Suresi- 118)Onları mutlaka saptıracağım, muhakkak onları boş kuruntulara boğacağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar, şüphesiz onlara emredeceğim de Allah'ın yarattıklarını değiştirecekler " Kim Allah'ı bırakır da Şeytanı dost edinirse, elbette apaçık bir ziyana uğramıştır ( Nisa Suresi-119)(Şeytan) onlara söz verir ve onları ümitlendirir; hâlbuki Şeytanın onlara söz vermesi, aldatmacadan başka bir şey değildir ( Nisa Suresi-120) Hiç Mü'minlerin Yolu ile Şeytanın Yolu Bir Olur mu? "Kim de kendisine doğru yol belli olduktan sonra Peygambere karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa ![]() ![]() " Ayetin orijinalinde geçen "yuşâkik" kelimesi, "şakk" kökünden gelir ve bir şeyden ayrılan parça demektir Buna göre, "yuşa-kik" kelimesinin mastarları olan "muşâkka" ve "şikâk" kelimeleri, kişi-nin arkadaşınınkinden ayrı bir parçada, bir şıkta olması demektir Bu ise karşıçıkmaktan, muhalefet etmekten kinayedir Dolayısıyla, doğru yol belli olduktan sonra Resule karşı çıkmak, ona muhalefet etmek ve ona itaat etmemek demektir![]() Buna göre, "müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa" ifadesi,Resule karşı çıkmanın diğer bir açıklaması konumundadır Müminlerin yolundan maksat, Peygambere itaattir Çünkü ona itaat,Allah'a itaat demektir Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmuştur:"Kim Peygambere itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur " (Nisâ, 80)Şu hâlde müminlerin yolu, iman üzere birleştikleri hasebiyle Allah'a ve Resulü'ne ya da (sadece) Allah Resulüne itaat üzere birleşmelerinden ibarettir Çünkü, yollarının birliğini sadece bu durum koruyabilir Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur:"Allah'ın ayetleri size okunuyorken ve O'nun elçisi içinizdeyken, nasıl oluyor da inkâr ediyorsunuz? Kim Allah'a sımsıkı tutunursa, artık elbette o, dosdogru yola iletilmiştir Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkup sakınmak gerekiyorsa, öyle korkup sakının ve ancak Müslümanlar olarak ölün Ve topluca Allah'ın ipine sımsıkı sarılın Dağılıp ayrılmayın " (Âl-i Imrân, 101-103) Yüce Allah bir diğer ayette de şöyle buyurmuştur: "Işte bu, benim dosdogru yolumdur Ona uyun, başka yollara uymayın ki, sizi O'nun yolundan ayırmasın Korunmanız için Allah size işte böyle tavsiye etti " (En'âm, 153) Allah'ın yolu takva yolu olduğuna göre,müminler de takvaya çağrıldıklarına göre, onların bir bütün olarak izledikleri yol, takva üzere yardımlaşma yoludur Nitekim yüce Allah bir ayette şöyle buyuruyor: "Iyilik ve takva üzerinde yardımlaşın,günah ve haddi aşma üzerinde yardımlaşmayın " (Mâide, 2) Görüldüğü gibi bu son ayet, Allah'a isyan etmeyi ve Islâmî toplumun birliğini parçalamayı yasaklıyor Işte yukarıda sözünü ettiğimiz müminlerin yolunun ifade ettiği anlam da budur![]() Şu hâlde, "Kim de kendisine dogru yol belli olduktan sonra Peygambere karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa" ifadesi, anlamı itibariyle, "Ey iman edenler! Aranızda gizli konuştugunuz zaman günahı, düşmanlıgı ve Peygambere karşı gelmeyi fısıldamayın Iyilik ve takvayı konuşun " (Mücâdele, 9) ayetini çağrıştırmaktadır![]() "Onu gittigi yönde yürütürüz " Yani, onu gittiği yönde yürüterek,müminlerin yolundan başkasını izleme hususundaki tavrını gerçekleştirmesine imkân veririz Nitekim yüce Allah bir ayette şöyle buyurmuştur: "Hepsine, onlara da, bunlara da (dünyayı isteyenlere de, ahireti isteyenlere de) Rabbinin rahmetinden ulaştırırız Rabbinin nimeti (kimseye) yasak kılınmış degildir " (Isrâ, 20)"ve cehennemde yakarız Orası ne kötü bir varış yeridir!" Buifadenin "vav" harfiyle önceki cümleye atfedilmiş olması gösteriyor ki bunların tümü, yani "gittiği yönde yürütülmesi, döndüğü yola yöneltilmesi" ve "cehennemde yakılması", tek bir ilâhî emirdir![]() Bunun bir kısmı dünyevîdir Gittiği yönde yürütülmesi yani Bir kısmı da uhrevîdir Kötü bir varış yeri olan cehennemde yakılması yani "Çünkü Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz " Ayetin akışından anladığımız kadarıyla bu ifade, "Onu gittigi yönde yürütürüz ve cehennemde yakarız " ifadesinin gerekçesi konumundadır Özellikle ayetlerin oluşturduğu akış bütünlüğünü göz önünde bulundurduğumuzda bu nokta son derece belirgin olarak ön plâna çıkar Buradan hareketle anlıyoruz ki ayet, elçiye karşı çıkmayı ulu Allah'a ortak koşma olarak değerlendiriyor Yüce Allah ise, kendisine ortak koşulmasını kesinlikle bağışlamaz![]() Bu anlamı şu ayetten de algılayabiliriz: "Inkâr edenler, Allah yolundan yüz çevirenler ve kendilerine dogru yol belli olduktan sonra Peygambere karşı çıkanlar Allah'a hiçbir zarar veremezler Allah onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır![]() Ey inananlar! Allah'a itaat edin, Resule itaat edin, işlerinizi boşa çıkarmayın Inkâr edipAllah yolundan yüz çevirenleri ve sonra da kâfir olarak ölenleri Allah asla bagışlamaz " (Muhammed, 32-34) Yukarıda sunduğumuz bu üç ayetin zahiri, bunların ikinci ayette yer alan, "Allah'a ve Resule itaat" etmeye ilişkin emrin gerekçelendirilmesi amacınayönelik olduklarını ortaya koymaktadır Buna göre, Allah'a ve Resulü'ne itaat etmemek bağışlanmaz bir küfürdür Bununla da şirk kastedildiği açıktır Konunun akışından anlıyoruz ki, "Çünkü Allah, kendisine ortak koşulmasını bagışlamaz" ifadesinden hemen sonra ve ona bağlı olarak, "bundan başkasını diledigi kimse için bagışlar " ifadesininyer alması, açıklamayı tamamlama ve bu uğursuz günahın, yani elçiye karşı çıkma suçunun büyüklüğünü vurgulama amacına yöneliktir Nisâ Suresi, 48 ayetin tefsirinde "Onlar Allah'ın dışında etkileri olmayan edilgen tanrılardan başkasına tapmazlar " Ayetin orijinalinde geçen "inas" kelimesi, "unsa"nın çoğuludur Araplar, "Enus-el hadîdu enesen=demir büküldü, yumuşak oldu" ve "Enus-el mekanu=yer çabuk ve çok bitki verdi " derler Dolayısıyla kelimede etkilenme ve edilgenlik anlamı esastır Bu yüzden dişi canlılara "unsa" adı verilmiştir Allah'tan başka kulluk sunulan tüm mabutlar ve putlar da "inas" diye nitelendirilmişlerdir Bunun nedeni, onların edilgen, etkilenen şeyler olmaları, onlara tapanların beklediği türden bir etkinlik yapma gücünden yoksun olmalarıdır Nitekim yüce Allah bir ayette şöyle buyuruyor: " ![]() ![]() Sizlerin Allah'ı bırakıp yalvardıklarınız (taptıklarınız) bir araya toplansalar, bir sinek dahi yaratamazlar Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar Isteyen de aciz, kendinden istenen de! Allah'ı geregi gibi degerlendiremediler Dogrusu Allah kuvvetlidir,üstündür " (Hac, 73-74) Bir diğer ayette de şöyle buyurmuştur: "O'nu bırakıp hiçbir şey yaratamayan, bilâkis kendileri yaratılmış olan,kendilerine bile ne zarar ve ne de fayda verebilen; öldürmeye,hayat vermeye, ölüleri yeniden diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler " (Furkan, 3)Dolayısıyla anlaşılıyor ki, buradaki "unuset"ten maksat, yaratıcıya oranla yaratılmışın özelliği olan salt edilgenliktir Bu yorum şu tür yorumdan daha yerindedir: "Burada kastedilenler Lat, Uzza ve üçüncü put olan Menat gibilerdir Nitekim her kabilenin bir putu vardı ve 'Falancaların dişisi' derlerdi Böyle demelerinin sebebi, ya putlara verilen isimlerin müennes (dişi cinsten kelimeler) olması ya da cansız varlıklar olmasıydı Nitekim cansızlar lafız itibariyle dişil olarak işlev görür![]() Bizim yorumumuzun daha isabetli olmasının gerekçesine gelince;karşı görüş, ayetteki kesin sınırlandırmayla tamamen örtüşmüyor Ayette "Onlar, O'nu bırakıp birtakım dişileri (tanrıları) çagırıyorlar " buyruluyor Oysa, müşriklerin Allah'ı bir yana bırakaraktaptıkları arasında Isa, Brahman ve Buda gibi dişi olmayan kimseler de vardır ![]() "ve hiçbir hayırla ilişkisi olmayan Şeytandan başkasına tapmazlar "Ayette geçen "el-merîd" kelimesi, her türlü hayırdan ari ya da mutlak olarak çıplak demektir Beydavî kendi tefsirinde der ki: "el-Merîd" ve "el-mârid" hiçbir hayırla ilgisi olmayan demektir Terki; bin aslı, düz ve yumuşak olma anlamına gelir Yani, yumuşaklık ifade eder "Sarh-un mumerred" (yumuşak, düzgün taht) "Gulamunemred" (bıyığı henüz terlemiş, tüysüz delikanlı), "Şeceret-unmerdâ" (Yaprakları az ve seyrek ağaç)![]() ![]() " (Beydavî'den aldığımız alıntıburada son buldu )Anlaşıldığı kadarıyla, bu cümle önceki cümlenin açıklaması konumundadır Çünkü "çağırma" ibadetten, tapmaktan kinaye olarak kullanılmıştır Ibadetin insanlar arasında yaygın bir davranış olarak ortaya çıkması, ihtiyacı gidermeye yönelik çağrıdan kaynaklanmıştır Öte yandan yüce Allah, itaat etmeyi de ibadet olarak isimlendirerekşöyle buyurmuştur: "Ey Âdemogulları! Ben size,şeytana tapmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır Bana tapın![]() ![]() diye bildirmedim mi?" (Yâsin, 60-61)Dolayısıyla, tefsirini sunduğumuz ayetin anlamı gelip şu noktaya dayanıyor: Müşriklerin Allah dışında kulluk sundukları tüm putlara yönelik ibadetleri, aslında hayırsız şeytana yönelik bir ibadet ve çağrı konumundadır Çünkü bu tarz bir ibadet, şeytana itaattir![]() “Allah onu lânetlemiş," Ayetin orijinalinde geçen "lânet" kelimesi,rahmetten uzaklaştırma demektir Bu ifade, Şeytana ilişkin ikinci bir vasıftır, ayrıca birinci vasfın [her türlü hayırdan yoksun] da gerekçesi niteliğindedir![]() "o da demişti ki: Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım "Burada yüce Allah'ın daha önce Şeytanın ağzından aktardığı şu ifadelere işaret ediliyor gibi: "Iblis dedi ki: Senin mutlak kudretine andolsun ki, onların tümünü azdıracagım Yalnız onlardan ihlâsa erdirilmiş kulların hariç " (Sâd, 82-83) Şeytan, "Senin kullarından"ifadesiyle,saptırmasına rağmen onların Allah'ın kulları olduklarını itiraf ediyor, bu niteliklerinin dışına çıkamadıklarını ve Allah'ın onların Rabbi olduğunu, onlar hakkında dilediği gibi hükmedeceğini dile getiriyor![]() "Onları mutlaka saptıracağım, muhakkak onları boş kuruntulara boğacağım ![]() ![]() " Ayetin orijinalinde geçen "yubettikunne" kelimesinin mastarı olan "tebtîk" kelimesi, yarmak anlamına gelir Burada anlatılmak istenen husus, Arap cahiliyesindeki şu uygulamayla örtüşmektedir:Araplar cahiliye döneminde, etlerini haram kılmak amacıyla Bahira ve Saibe adını verdikleri hayvanların kulaklarını,bunun bir nişanesi olarak yararlardı (Evcil olan bu hayvanlar, Arapların batıl inanç ve âdetlerine göre kesilmez ve etleri de yenmezdi )Ayette sayılan hususların tümü, sapmanın bazı örnekleridir Dolayısıyla bunlarla birlikte saptırmadan da söz edilmesi, önce genel bir anlatım, ardından özel önem verildiğinin bir göstergesi olarak bunların bazılarından birer birer bahsedilmesi içindir Iblis diyor ki: "Mutlaka onları, Allah'tan başkasına kulluk sunmak ve günah işlemekle uğraştırarak saptıracağım Konumlarının gereği,kendilerini ilgilendiren işlerden alıkoyacak şekilde onları asılsız kuruntu ve emellerle oyalayacağım Hayvanların kulaklarını yarıp Allah'ın helâl kıldığını haram kılmalarını emredeceğim Onlara Allah'ın yaratmasını değiştirmelerini emredeceğim " Şu hâlde şeytanın bu sözleri, iğdiş yapmak, cinsiyet değiştirmek, çeşitli organları kesmek, livata (homoseksüellik) ve sevicilik (lezbiyenlik) gibi sapıklıklarla örtüşmektedir![]() Allah'ın yaratmasını değiştirmek ifadesiyle, fıtratın dışına çıkma ve dosdoğru hanîf dinini terk etme durumunun kastedilmiş olması da uzak bir ihtimal değildir Nitekim yüce Allah bir ayette şöyle buyurmuştur: "Sen yüzünü, hanîf olarak dine, Allah insanlarıhangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir Allah'ın yaratışında degiştirme yoktur Işte dosdogru din budur " (Rûm, 30) Ardından yüce Allah, şeytanı çağırmayı yani emrettiklerine uymayı, onu dost-veli edinmek olarak nitelendiriyor: "Kim Allah'ı bırakır da şeytanı dost edinirse, elbette apaçık bir ziyana ugramıştır " Dikkat edilirse, burada "şeytan kime dost-veli olursa" şeklinde bir ifade kullanılmamıştır Bununla verilmek istenen mesaj,önceki ayetlerde de belirtildiği gibi, velinin yüce Allah olduğunu vurgulamaktır Ondan başkaları, birileri tarafından dost-veli edinseler de hiçbir şey üzerinde velayetleri söz konusu değildir "(Şeytan) onlara söz verir ve ümitlendirir; hâlbuki Şeytanın onlara söz vermesi, aldatmacadan başka bir şey değildir " Ayetten algıladığımız kadarıyla önceki ayette yer alan, "elbet-te apaçık bir ziyana ugramıştır " ifadesi gerekçelendiriliyor Gerçek mutluluğu ve mükemmel yaratılışı boş vaatlerle ve mevhum umutlarla değiştiren insanın hüsranından daha büyük ziyan olabilir mi? Yüce Allah bir ayette şöyle buyuruyor: "Inkâr edenlere gelince; onların işleri, ıssız çöldeki serap gibidir Susayan kimse onu su zanneder, fakat yanına gelince hiçbir şey bulamaz Orada Allah'ı bulur ve Allah da onun hesabını tastamam görür O hesabı çabuk görendir "(Nûr, 39) "Vaatler" ise, şeytanın bir aracı kullanmaksızın telkin ettiği vesveseler anlamında kullanılmıştır "Umutlar"a gelince, onlar insanın vehim yoluyla kuruntulardan zevk aldığı şeytanî vesveselerin birer ayrıntısı konumundadırlar Bu yüzden, "hâlbuki şeytanın onlara söz vermesi, aldatmacadan başka bir şey degildir " buyrularak, va'din aldatma olduğu belirtilmiş, buna karşın "umut"için böyle bir nitelemede bulunulmamıştır Bunun nedeni ise açıktır Sonra yüce Allah, onların bu durumlarının akıbetini açıklıyor:"İşte onların varacagı yer cehennemdir; ondan kaçıp kurtulacak bir yer de bulamayacaklardır " Ayette geçen "mahîs" kelimesinin mazi fiili "hâse"dir ve bir yerden dönmek, kaçınmak anlamına gelir Dolayısıyla "mahîs" kaçış ve dönüş yeri anlamını ifade eder Ardından, açıklamayı tamamlamak amacıyla karşı tabloda müminlerin durumu tasvir ediliyor: "Inanıp iyi işler yapanları da,altından ırmaklar akan cennetlere yerleştirecegiz Orada sürekli kalacaklardır![]() ![]() " Ayetlerin akışı içinde ["onu gittigi yönde yürütürüz " ve "cehennemde yakarız " ifadelerindeki] üçüncü çoğul şahıstan,["Allah, kendisine ortak koşulmasını bagışlamaz " İfadesiyle] gayıp sıygasına geçiş yapılıyor![]() Bu uygulama, geneli itibariyle, konunun önemine ve büyüklüğüne vurgu yapma amacına yöneliktir Şöyle ki, böyle bir vurgunun gerekli olduğundan dolayı, önce Allah lafzı birinci çoğul şahıs zamiri yerine kullanılıyor, ardından amaç gerçekleştirilince, asıl olanönceki ifade tarzına [yani, birinci çoğul şahıs zamiri kullanmaya] geri dönülüyor Bu da, "cennetlere yerleştirecegiz " İfadesinde gerçekleştiriliyor Burada bir diğer incelik de vardır O da şu ki: Yüce Allah burada çok yakın olduğunu, mümin kullarıyla aralarında bir perde olmadığını,onların velisinin kendisi olduğunu ima ediyor "Bu, Allah'ın gerçek vaadidir ve Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?"Burada şeytanın vaadine karşılık veriliyor Onun vaadi bir aldatmacadır,buna karşılık Allah'ın vaadi haktır, sözü doğrudur "(İş) ne sizin kuruntularınızla, ne de Ehlikitab'ın kuruntularıyla olmaz "Yeniden ayetlerin akışının başlangıcına dönülüyor; ama açıklamanınayrıntısından çıkan öz bir sonuç olarak Şöyle ki: Bazı müminlerin anlatılan davranışlarından, sözlerinden ve Peygamberden (s a a) ısrarla kendilerini gözetmesini, başkalarına karşı kendilerine destek verip yardım etmesini, başkalarıyla aralarındaçıkan anlaşmazlıklarda taraflarını tutmasını istemelerinden anlaşılıyor ki onlar, iman etmiş olmakla Allah katında bir üstünlük ve Peygamberin (s a a) üzerinde bir hak elde ettiklerini düşünüyorlardı Bu yüzden [bunların nazarında] Allah'ın ve Resulünün onlarıgözetmeleri, onları başkalarına galip getirmeleri, haklı veya haksız olmalarına bakmaksızın üstün tutmaları bir zorunluluktu Hükmün adilce veya zalimce olması önemli değildi Önemli olan onların lehine olmasıydı Tıpkı sapıklık önderlerinin yönetimlerinde olduğu gibi Bunlar zorba liderlerin maiyetlerinin, sırdaşlarının ve suç ortaklarınıntalep edebilecekleri şeylerdi Zorba önderlerin yardakçıları, boyun eğdiği ve tâbi olduğu liderlerine itaat etmenin, teslimiyet göstermenin yanında minnet de ederler, bağlılıklarını başına kakarlar; katında bir saygınlık ve ayrıcalık hak ettiklerini düşünerekönderlerinin zorbalıkla da olsa kendilerini desteklemelerinin, gözetmelerinin ve başkalarına tercih etmelerinin gerekli olduğunu sanırlar Yine, yüce Allah'ın belirttiği gibi, Ehlikitap da kendisi için böyle bir ayrıcalık öngörüyordu "Yahudiler ve Hıristiyanlar; 'Biz Allah'ın ogulları ve sevgilileriyiz' dediler " (Mâide, 18) "Yahudi veya Hıristiyan olun ki, dogru yolu bulasınız, dediler " (Bakara, 135) "Bu, onların; 'Ümmîler konusunda bize bir vebal yoktur ' demelerindendir " (Âl-i Imrân, 75) Böylece yüce Allah, müminlerin içindeki bu grubun bu tarz mesnetsiz iddialarını geri çeviriyor Onları Ehlikitap'la aynı çizgide değerlendiriyor ve bu tür iddiaları istiareli bir ifade tarzıyla kuruntu diye niteliyor Çünkü bu iddialar, tıpkı kuruntular gibi zevk verenhayali tasavvurlardan başka bir anlam ifade etmezler; realiteler dünyasında bir etkinlikleri, gerçeklikleri olmaz Diyor ki ulu Allah:"Ey Müslümanlar topluluğu veya ey Müslümanların içindeki belli grup, bu iş sizin kuruntunuzla olmaz Ehlikitab'ın kuruntularıyla da olacak değildir Aksine, işin ekseninde amel yatar; hayırsa amelkarşılığı da hayırdır, eğer şerse karşılığı da şerdir " Ayette iyilikten önce kötülükten söz edilmesinin sebebi, yanılgılarının çoğunluğunun kötülük nitelikli olmasıdır "Kim bir kötülük yaparsa, onunla cezalandırılır ve kendisi için Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulur " Sözün akışına ayrıntı getiriliyor, detay kazandırılıyor; ama arada bir bağlaç kullanılmıyor ve yeni bir cümleymiş gibi ifade ediliyor [cümleyi biröncesine bağlayan vav-ı atıfa kullanılmıyor] Çünkü bu ifade, zihinlerde uyanabilecek takdirî bir sorunun cevabı niteliğindedir Takdiri şöyledir: Madem ki İslâm'ın alanına ve imanın konusuna girmek,insan için her türlü hayrı celp etmeye, hayat için gerekli olan her türlü menfaati korumaya yetmiyor ve madem ki Yahudilik ve Hıristiyanlık için de aynı durum geçerlidir, peki bunun [hayrı elde etmenin] yolu nedir? Insanın hâli nice olacak? Işte bu takdirî soruya şu cevap veriliyor: "Kim bir kötülük yaparsa, onunla şu cevap veriliyor: "Kim bir kötülük yaparsa, onunla cezalandırılır ve kendisi için Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulur ![]() ![]() ![]() her kim de iyi işler yaparsa ![]() ![]() ""Kim bir kötülük yaparsa, onunla cezalandırılır " ifadesimutlak bir ifadedir Hem adam öldürene kısas uygulanması, hırsızlık edenin elinin kesilmesi, zina edenin [evli olmaması hâlinde] kırbaçlanması veya [evli olması hâlinde] recmedilmesi gibi şeriatın koyduğu siyasal hükümler türünden dünyevî cezayı, hem deyüce Allah'ın kitabında ve Peygamberinin diliyle vaat ettiği uhrevî cezayı kapsamaktadır Bu genellik, ayetlerin konusuna uygundur, atmosferiyle örtüşmek-tedir Ayetlerin iniş sebebi çerçevesinde aktarılan bir rivayette,bunların hırsızlık yapan, sonra bu suçu bir Yahudi'nin ve bir Müslüman'ın üzerine atan, ardından suçlanan kimseyi cezalandırması için Hz Peygambere (s a a) baskı yapan kimseler hakkındaindiği belirtilmektedir "ve kendisi için Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcıbulur " ifadesinde dost ve yardımcı ifadeleri geneldir; hem dünyadaki dost ve yardımcıları kapsamaktadır![]() Şu hâlde yüce Allah'ın öngördüğü olumsuz cezayı hiç kimse, hiçbir etken kötülük yapan kişiden savamaz Hem de, bir sonraki ayette işaret edilen hususlar hariç, ahirettekicezayı savma noktasındaki dost ve yardımcıyı kapsamaktadır "Erkek olsun, kadın olsun, her kim de mümin olarak (birtakım) iyi işler yaparsa, işte onlar cennete girerler ve onlara çekirdek kırıntısı kadar bile zulmedilmez " Bu ayet, iyi işler yapan kimsenin alacağı karşılığı (cenneti) içeren ikinci şıktır [Önceki ayette birinci şıkka yani,kötü iş yapanların durumuna değinildi, burada ise ikinci şıkkın yani,iyi iş yapanların durumuna değiniliyor ] Ancak yüce Allah burada bir şart koşuyor ki, mükâfatın realize edilişini, gerçekleştirilmesinin çevresini daraltıyor; bir diğer açıdan da genişliği gerektirecek şekilde ifadeyi genelleştiriyor![]() Buna göre, ödül olarak cenneti kazanmanın şartı, salih amel işleyen kimsenin mümin olmasıdır Çünkü güzel karşılık ancak salih amelden dolayı söz konusu olabilir Kâfirinse ameli yoktur Yüce Allah bu hususta şöyle buyuruyor: "Eger onlar da Allah'a ortakkoşsalardı, yaptıkları ameller elbet boşa giderdi " (En'âm, 88) "Işte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr eden,bu yüzden amelleri boşa çıkan kimselerdir, ki biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü tutmayacagız " (Kehf, 105)" ![]() ![]() her kim de birtakım iyi işler yaparsa," ifadesinin orijinalinde, bütünden bir parçayı ifade etmek için kullanılan "min" (baziyet bildiren) edatına yer verilmiştir Bununla da cennet vaadine ilişkin bir genişletme söz konusu ediliyor Eğer "min" edatı olmaksızın"kim iyi işler yaparsa" denilseydi -ceza vermede dikkati gerektiren böylesine hassas bir noktada- şu anlamı ifade edecekti: "Cennet,inanan ve bütün salih amelleri işleyen kimseler içindir " Ancak ilâhî lütuf, güzel ödülü inanıp bazı salih amelleri işleyen herkesi kapsayacak şekilde genelleştiriyor![]() Dolayısıyla işleyemediği diğer sahil amelleri veya işlediği günahları tövbe ya da şefaatle telafi ediyor Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Çünkü Allah, kendisine ortak koşulmasını bagışlamaz; bundan başkasını diledigi kimse için bagışlar " (Nisâ,116) Bu konuyla ilgili açıklamaya,"Allah'ın kabulünü üzerine aldıgıtövbe, ancak bilgisizlikle kötülük yapanlar ![]() ![]() içindir![]() ![]() " (Nisâ, 17)ayetini incelerken ve yine orada "tövbe" kavramı hakkında yaptığımız değerlendirmede yer verdik 1 Nitekim tefsirimizin birinci cildinde de, "Öyle bir günden korkun ki, o gün hiç kimse başkasının yerine bir şey ödeyemez " (Bakara, 48) ayetini tefsir ederken "şefaat"le ilgili detaylı bilgiler sunduk![]() "Erkek olsun, kadın olsun" ifadesinde de hükmün erkek-kadın herkesi kapsadığı, temelde hiçbir fark gözetilmediği vurgulanıyor Bu tavır, kadınlar için herhangi bir amelin, dolayısıyla işledikleri güzelliklere ödül verilmesinin söz konusu olmadığını ileri süren Hint ve Mısır gibi eski putperest toplumların inançlarından tamamenfarklıdır Üstünlük ve onurun erkeklere ait olduğu, kadınların Allah katında zelil, yaratılışta noksan, ecir ve ödülde hüsrana uğrayan olduğu anlaşılan Yahudilik ve Hıristiyanlık anlayışıyla da bağdaşmıyordu Cahiliye Araplarının kadınlara ilişkin inançları da bunlarınkinden pek farklı değildi Böylece yüce Allah, "Erkek olsun, kadın olsun" buyurarak iki cinsin eşitliğini vurgulamıştır "İşte onlar cennete girerler" ifadesinden hemen sonra, "onlara çekirdek kırıntısı kadar bile zulmedilmez " ifadesine yer verilmişolması da bu yüzden olsa gerektir Buna göre, birinci cümle, kadınların da tıpkı erkekler gibi sevapta pay sahibi olduklarına; ikinci cümle de fazlalık veya eksiklik bakımından aralarında herhangi bir farkın olmadığına delâlet etmektedir Nitekim yüce Allahbir ayette şöyle buyurmuştur: "Rableri onlara cevap verdi ki: Ben,erkek olsun, kadın olsun, içinizden çalışan hiçbir kimsenin yaptıgını boşa çıkarmam Bazınız bazınızdan meydana gelmedir " (Âl-i İmrân,"İyilik yaparak kendini Allah'a teslim eden ![]() ![]() kimseden din bakımından daha iyi kim vardır?![]() ![]() " Bu ifade, akla gelebilecek şu tür bir değerlendirmeyi bertaraf etmeye yönelik gibidir: Müslüman'ın Islâm'ının veya Ehlikitab'ın imanının hayrı celp etmede ve genel olarak çıkarlarını korumada bir etkinliği bulunmuyorsa, Allah'a ve ayetlerineinanmak bir şey değiştirmiyorsa, bu bağlamda böyle bir imanın varlığı ile yokluğu arasında herhangi bir fark yoksa, o zaman İslâm'ın saygınlığı nerededir? Imanın ayrıcalığı nedir? Işte bu ayette böyle bir değerlendirmeye şu cevap veriliyor: Dinin saygınlığı kuşku götürmeyen bir olgudur Akıl sahibi hiç kimse bunun güzelliğinden kuşku duymaz "din bakımından![]() ![]() daha iyi kim vardır?" ifadesi, işte bunu vurgulamaya yöneliktir Böylece kuşku götürmez bir gerçek olduğu kabul edilerek sunulan bir soruyla,insanın kesinlikle dinsiz olamayacağı, en güzel dininse göklerde ve yerde bulunan her şeyin sahibi olan Allah'a teslim olmak olduğu, O'na kulluk sunularak boyun eğmenin, fıtrat dini olan Ibrahim'in hanîf dini doğrultusunda amel etmenin bir zorunluluk olduğu vurgulanıyor Bu çerçevede [bu nedenle] yüce Allah'ın, iyilik yaparak kendini ilk kişi olarak Allah'a teslim eden, hanîf dinine tâbi olan İbrahim'i dost edindiği belirtiliyor![]() Fakat ilâhî dostluğu, insanlar arasında geçerli olan dostluk gibi algılamamak gerekir Insanlar arasındaki dostluk hak ve batılın her türlüsünün üstünde tutulur Bu da onlar için ölçüsüzlüğün ve zorbalığın, tahakkümün kapısını açar Yoksa yüce Allah her şeyinsahibidir ve hiçbir şeyin O'nun üzerinde sahipliği söz konusu değildir Her şeyi kuşatmıştır, kuşatılması söz konusu olmaz Bu bakımdan insanlar arasındaki efendilere, başkanlara ve krallara benzemez Çünkü efendiler, başkanlar ve krallar kölelerineve yurttaşlarına bir şey vermedikçe onlardan bir şey alamazlar Bazılarını diğer bazılarının aracılığıyla ezerler Bir gruba başka bir grubun desteğiyle egemen olurlar Bu nedenledir ki, iradeleri herkesin iradesiyle çeliştiği zaman yerlerinde kalamazlar Aksine makamlarından alaşağı olurlar ve zayıflıkları ortaya çıkar Buradan hareketle, "din bakımından daha iyi kim vardır?" ifadesinin ardından, "Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah'ındır ve Allah her şeyi kuşatmıştır " ifadesine yer verilmesinin nedeni açıklık kazanmış olur![]() Hz Ali k v’den şöyle bir rivayet vardır: "Hz Ali'nin (k v) Kufe'de bulunduğu günlerdi Bir grup insan yanına gelip şöyle dediler: 'Bize, ramazanayında imamlık edecek birini tayin et ' Hz Ali, olmaz, dedi ve bu konuda bir araya gelmelerini yasakladı Akşam olunca aralarında şöyle söylendiler: 'Ramazan için ağlayın Yazık oldu mübarek ramazana!' Bunu gören Haris el-A'var bir grupla birlikte İmamın yanına geldi ve şöyle dedi: 'Ey Emir-ül Müminin, insanlar matem ediyorlar![]() Sözlerinden hoşnut olmamışlardır ' Bunun üzerine buyurdu ki: 'Bırakın onları, diledikleri kişinin arkasında namaz kılsınlar ' Sonra şu ayeti okudu: "Kim de![]() ![]() müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu gittigi yönde yürütürüz ve cehennemde yakarız Orası ne kötü bir varış yeridir!" (c 1, s 275, h:272) ed-Dürr-ül Mensûr tefsirinde nakledildiğine göre, "Allah'tan daha dogru sözlü kim olabilir?" ifadesiyle ilgili olarak Beyhaki ed-Delail adlı eserde Akabe b Amir'in Resulullah'ın (s a a) Tebük seferini anlatırken şöyle dediğini rivayet eder: Resulullah, sabahın erken saatlerinde Tebük'e vardığımızda, [konuşma yapmak için ayağa kalktı ve] Allah'a hamd etti, O'nu zatına yaraşır biçimde övdü Sonra şöyle buyurdu:"Allah'a hamdüsenadan sonra şöyle derim: Sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabıdır En sağlam kulp, takva sözüdür En hayırlı millet, Ibrahim'in milletidir En hayırlı yol Muhammed'in sünnetidir En onurlu söz Allah'ın zikridir Kıssaların en güzeli şu Kur'ân'dır Işlerin en hayırlısı Kur'ân ve sünnetle sabit olan gerçeklerdir Işlerin en kötüsü bidatler ve beşer uydurması olanlardır En güzel hidayet peygamberlerin yol göstericiliğidir En şerefli ölüm şehitlerin ölümüdür Körlüğün en körü hidayetten sonra sapmadır İlmin hayırlısı faydalı olanıdır Yol göstericiliğin hayırlısı izlenenidir En kötü körlük kalbin körlüğüdür Yukarıdaki (veren) el aşağıdaki (alan) elden daha hayırlıdır Az ama yeterli olan mal, çok ama oyalayıcı olan maldan daha hayırlıdır En kötü mazeret, ölüm anındaki mazerettir En kötü pişmanlık, kıyamet günü yaşanan pişmanlıktır ""Kimi insanlar namazı ancak ucu ucuna, yani vaktinin sondemlerinde kılarlar Kimi insanların Allah'ı zikredişleri, dil laklakasından öteye geçmez Hataların en büyüğü, yalan söylemeyi alışkanlık hâline getirmiş dildir En hayırlı zenginlik, nefsin zenginliğidir En hayırlı azık takvadır Hikmetin başı Allah korkusudur Kalpte yer eden en hayırlı duygu yakindir Şek ve şüphe küfürdendir Ölülerin arkasında sesli ağlayıp dövünmek cahiliye geleneğidir Savaşta ganimet alınan malı çalarak zimmete geçirmek, cehennem ateşinden bir parçadır Mal biriktirmek ateşten bir dağlayıcıdır![]() Şiir, Iblisin çalgılarından biridir Içki bütün günahların kaynağıdır Kadınlar şeytanın kemendidir Gençlik bir çeşit deliliktir ""Kazancın en kötüsü faiz kazancıdır Yiyeceğin en kötüsü yetim malıdır Mutlu insan, başkasından öğüt alandır Bedbaht insan,anasının karnında bedbahttır Her birinizin varacağı yer, dört ziralık bir yer (kabir)dir Her iş, sonu ile ölçülür Işlerin özü sonlarında belli olur Rivayetlerin en kötüsü yalan rivayetlerdir Her gelecek olan yakındır Mümine sövmek fasıklık, müminle savaşmak kâfirliktir Onun etini yemek (gıybetini yapmak) Allah'a isyandır Mümininmalı da tıpkı canı gibi saygındır " "Kim Allah'a karşı yemin ederse, Allah onu yalancı çıkarır Bağışlayan bağışlanır Affedeni, Allah affeder Öfkesini yutana Allah ecir verir Musibete karşı sabredene Allah karşılığını verir Sırf başkalarının duyması için bir iş yapanı Allah, bu sıfatıyla teşhir eder Sabredene Allah kat kat verir Allah'a isyan edene Allah azap eder Allah'ım! Beni ve ümmetimi bağışla -Bu sözü üç kere tekrarladı Allah'tan kendim ve sizin için bağışlanma diliyorum " Bazı rivayetlerde, "Şüphesiz onlara emredecegim de Allah'ın yarattıklarını degiştirecekler " ayetiyle ilgili olarak şöyle rivayet edilir: "Allah'ın emrettiği her şeyi değiştirmelerini telkin eder " ed-Dürr-ül Mensûr tefsirinde belirtildiğine göre, Ahmed, Buharî,Müslim ve Tirmizi Ebu Said el-Hudri'den şöyle rivayet ederler:Resu-lullah (s a a) buyurdu ki: "Mümine isabet eden bir hastalık,bir dert, bir keder, bir hüzün, bir eziyet, bir gam hatta eline batan bir diken yoktur ki, yüce Allah onunla günahını örtmesin, silmesin "SELAM VE DUA İLE |
|
|
|