Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Eğitim - Öğretim - Dersler - Genel Bilgiler > Eğitim & Öğretim > Tarih / Coğrafya

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
abdulhamid, biyoğrafisi, hakkında, han, hayatı, kimdir

İi. Abdulhamid Han Kimdir Hayatı Biyoğrafisi Hakkında

Eski 08-16-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İi. Abdulhamid Han Kimdir Hayatı Biyoğrafisi Hakkında




Osmanli pâdisâhlarinin otuzdördüncüsü, Islâm halîfelerinin doksandokuzuncusudur Sultan Abdülmecîd'in ikinci oglu olup 1842'de dünyâya gelmistir


Bu bühtanin asli sudur: O zaman Kur'ân-i Kerîm'in sahislarca basim ve yayini yasakti Kur'ân-i Kerîm'i devlet bastirir ve parasiz dagitirdi Sahislarin Kur'ân-i Kerîm tab'inda gereken ihtimâmi gösteremeyecekleri düsüncesiyle konulmus bulunan bu yasaga ragmen Kur'ân-i Kerîm tab' olursa, bunlar müsâdere edilip ihrâk olunur (yakilir), külleri de îtinâ ile çignenmeyecek bir topraga gömülürdü
Diger taraftan, hal' fetvâsi âid oldugu makamdan sâdir olmamistir Bu maksadla parlementoya celbedilen ve kendisine baski tatbik edilen fetvâ emîni Haci Nûrî Efendi, Pâdisâh'in hal'i için kâfî bir ser'î sebep mevcûd olmadigini beyândan sonra:
"Hal' mes'ûmdur (ugursuzdur)! Sultân Abdülazîz hal' edildi Arkasindan koca Rumeli elden gitti Rumeli'den milyonlarca muhâcir Istanbul'a geldi Medrese ve câmîler, lebâleb bunlarla doldu Ben o zaman medrese talebesiydim Yetîm çocuklari sirtimda tasimaktan omuzlarim çürümüstü Mâdem ki ille de Pâdisâh'in hal'ini arzu ediyorsunuz, kendisine arzediniz; O, kendi kendisini azletsin!" dedi

Bu münâkasaya sâhid olan Talat Pasa, ipin ucunun elinden kaçacagini anlayinca, ulemâdan olan milletvekillerine istenilen fetvâyi vermeleri için baski yapti Bu baski neticesinde tefsir sâhibi Elmalili Hamdi Efendi'nin takrîri (söyleyip yazdirmasi) ile Sultân Abdülhamîd Hanhal' fetvâsi hakkindaki mâhut ortaya çikti
Hazindir ki, bu keyfiyeti Sultân Abdülhamîd'e teblig için parlementoca seçilmis bulunan dört kisilik hey'ete israrla Selânik meb'ûsu yahûdî Emanuel Karassou Efendi kendisini de dâhil ettirmisti O koca Sultân, bu hey'ette su yahûdî çifiti da görünce, digerlerine dönüp:
"–Sizler müslümansiniz! Beni halîfe olarak görüp görmemeyi arzu etmek hakkinizdir Lâkin bu yahûdînin aranizda isi ne?!" demekten kendini alamadi
Onlar da, bu söz üzerine baslarini önlerine egdiler O zaman Sultân, bütün bu olanlarin mukadderât îcâbi oldugunu düsünerek:
"Bu, azîz ve alîm olan Allâh'in takdîridir" meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu


Azledildikten Sonra
Hal' edilmesinin hemen ardindan Sultân, kasden bir yahûdî muhiti olan Selanik'e gönderilip orada zengin bir yahûdî âile olan Alâtîn-i Biraderler'in kösküne hapsedildi Burada siradan bir adama bile revâ görülmeyecek zulüm ve baskilar altinda tutuldu Çoluk-çocuk bütün âile efrâdi günlerce aç birakildi "Emlâk-i sâhâne"si millîlestirildigi (!) gibi, menkul serveti de tamamen elinden alindi Hareket Ordusu, Istanbul'a geldiginde Pâdisâh'in tahttan indirilmesini mutaakiben Yildiz Sarayi'ni tamamen yagmalayarak zenginlesmis bulunan subaylar, bir de bu sürgün hâdisesinden sonraki yagma ile "orduya hediye" (!) adi altinda âdetâ büyük bir servete kondular O derecede ki, takriben on yil sonra Sultân Vahidüddîn merhûmun tâlimati ile yapilan tahkîkatta ortaya çikan tablo yüz kizarticidir Yagmagir ve hirsizlarin listesi, Hareket Ordusu Mahmud Sevket Pasa'dan baslayarak en küçük zâbite kadar kocaman bir liste teskil etmis, fakat o buhranli zamanda bu hiyânetin hesâbini sormak -maalesef- mümkün olmamistir
Sultân Abdülhamîd Han'i bertaraf eden Ittihat ve Terakkî erkâni ülkeyi câhilâne bir sûrette idâre etmeye basladi Yumusak huylu pâdisâh Sultân Resâd, kendilerinin elinde âciz bir kukladan farksizdi
Ittihat ve Terakkî hükûmetinin gaflet ve cehâletleri, birçok aci felâketlere sebeb oldu Trablusgarb'daki mahallî mukâvemet devâm ederken Balkan Harbi çikti Ordunun hiçbir ciddî hazirligi ve istihbarati yoktu Düsmanin sür'atle ilermesi karsisinda Selânik'i tehlikede gören Ittihat ve Terakkî hükûmeti, Sultân Abdülhamîd'i oradan Istanbul'a nakletmek tesebbüsünde bulundu Sultân Abdülhamîd, ne sebeple Istanbul'a nakledilmek istendigini sorunca, kendisine karsi karsiya bulunduklari askerî tehlike nakledilerek, düsmanin Selânik'e yaklasmakta oldugu bildirildi Pâdisâh'in dis dünyâ ile yillardan beri bütün alâkasi kesilmis bulundugundan olup bitenlerden haberi yoktu Durumu ögrenince dehsete kapildi ve:
"–Gâlibâ siz kiliseler mes'elesini hallettiniz!" diye hicranla haykirdi
Ardindan bunu kendisine haber veren Râsim Bey'e büyük bir öfke ile:
"Râsim Bey! Râsim Bey! Selânik demek, Istanbul'un anahtari demektir! Ordumuz nerede, askerimiz nerede? Ecdâd kanlariyla sulanan bu topraklari nasil terkederiz? Biz buralari birakip gidersek, târih ve ecdâd bizim yüzümüze tükürmez mi? Birâderim Hazretleri, buranin tahliyesine râzi mi oldular? Nasil olur? Hayir, ben râzi degilim! Yetmis yasimda olduguma bakmayin! Bana bir tüfek verin, asker evlâdlarimla beraber Selânik'i son nefesime kadar müdâfaa edecegim" dedi
Fakat kendisine Sultân Resâd'in selâmi ve ricâsi iletilince, bir Osmanli hânedâni mensûbu olmanin mes'ûliyeti ile Pâdisâh'in irâdesine boyun egmek zorunda kalarak Istanbul'a nakledilmeyi kabul ederken, büyük bir teessür içindeydi
Dogruydu Balkan kavimlerinin aralarinda bir ittifak kurulmasinin asil sebebi, kiliseler mes'elesinin halledilmis olmasiydi
Oysa Abdülhamîd Han, Istanbul'da Balat'taki Rum ortodoks patrikliginin karsisina bunlarin Rum patrikligine muâdil ve onunla ayni hukûka sahib "erksahlik" adiyla Bulgar kilise riyâsetini te'sis etmisti Patrikhâne demek olan bu müessesenin binasini da, bir gecede monte ettirmisti
Bu surette Bulgar kilisesi, Sultân Abdülhamîd'in bu siyâsî manevrasi ile teessüs etmis oldu Bu bir ihtiyaç oldugu ortaya çikinca, Bulgar ve Rumlar'in müstereken oturduklari yerlerde kavga basladi
Gâfil Ittihatçilar, is basina gelince, "kiliseler kanunu" denilen bir kanun çikardilar Rum ve Bulgarlar'in müstereken yasadiklari yerlerdeki kiliseleri onlar arasinda taksimi için nüfûs ekseriyetini esas aldilar Sayim yaptilar Hangi taraf ekseriyette ise kiliseyi hükûmet kuvvetlerini kullanarak o tarafa teslim edip kilisesiz kalan tarafa da iki sene içinde devlet parasiyla yeni bir kilise yaptirarak aralarindaki ihtilâfi bertaraf ettiler
Bu surette kiliseler kavgasi hitâma erince, Bulgarlar ve Yunanlar, birkaç yil içinde dost olduklari gibi, ezelî düsmanimiz Sirplilar'i da yanlarina alarak Balkan Harbi'ni baslattilar
Ittihat ve Terakkî hükûmetlerinin cehâlet ve hiyânetleri saymakla bitmez Sultân Abdülhamîd Han'in artik yahûdî güdümüne girmis bulunan Ingiliz siyâsetine karsi Almanlar'i tahrîk etmesinin mâhiyyetini anlayamayan Ittihatçilar, Balkan Harbi'ni mütaakiben ortaya çikan I Cihan Harbi'ne de Almanlar'in yaninda girmek ahmakligini gösterdiler Hem de bir yahûdî emr-i vâkîsi ile
Ittihatçilar, düsman tazyîkindan kaçiyormus gibi yaparak Çanakkale Bogazi'ndan içeriye giren Goben ve Breslaw isimli iki Alman zirhlisini gûyâ onlari satin aliyorlarmis gibi göstererek müttefiklerin protestolarindan kurtulmak istediler Bu gemilerin filo kumandani Amiral Suson yahûdî asilli idi Hususî bir tâlimatla hareket ediyordu Gemi efrâdinin Istanbul'da sikildigini söyleyerek Karadeniz'e açilmak müsaadesi istedi Artik Osmanli bayragi çekmis olan bu gemilere bir Türk kumandan tâyin edilmemisti Amiral Suson, Karadeniz'de birRus nakliye gemisine taarruz ederek Osmanli Devleti'ni bu emr-i vâkî ile harbe soktugu zaman, bundan, Enver Pasa disinda hükûmet erkânindan hiç kimsenin haberi yoktu
Henüz Balkan Harbi fâciasinin yaralari sarilmamisken sirf Almanlar'in yükünü hafifletmek maksadiyla Osmanli Devleti'nin hazirliksiz bir surette harbe dâhil olmasi, yikilisin en korkunç âmili olmustur
Harbin sonu belli olmaya basladigi hengâmede, Sultân Abdülhamîd'i devirmekle hatâ ettiklerini nihâyet anlayabilen Ittihat ve Terakkî reisleri Enver ve Talat Pasalar, artik Beylerbeyi Sarayi'nda ikâmet etmekte bulunan mahlû (tahttan indirilmis) Pâdisâh'i ziyâret edip fikrini sordular O koca Sultân, bir atlas getirterek onlara, Ingiliz sömürgelerini göstertti Nüfûslarini yekûn ettirdi Sonra Almanlar'in sömürgelerini sordu Tâbi Almanlar'in sömürgesi olmadigi ortaya çikti Sultân keder dolu bir hüzünle:
"–Su hesâbi da mi yapamadiniz?! Hiç Ingiltere'ye karsi Almanlar'in yaninda harbe girilir miydi? Ben Almanlar'i Ingiliz emellerini dengelemek için kullandim Bundan öteye birsey düsünmedim Simdi fikrimi soruyorsunuz! Bu evvelce gerekliydi; artik çok geç!" dedi
Ikisi de nemli gözlerle sarayi terkederlerken:
"–Bizler böyle bir sultanin kiymetini takdîr edemedik! Ne büyük bir hatâya düstük!" diyorlardi

Çanakkale Harbi esnasinda düsman donanmasinin Marmara Denizi'ni geçebilecegi endisesi ile tedbir olarak pâdisâh ve hükûmetin Eskisehir'e nakli kararlastirilmisti Abdülhamîd Han, durumdan haberdar olunca bunu büyük bir cesâret ve secâatle redderek:
"–Ben Fâtih Sultan Mehmed Han'in torunuyum! Hiçbir zaman Bizans imparatoru Kostantin'den asagi kalamam! Dedem Fâtih Istanbul'u alirken, Kostantin askerinin basinda savasa savasa ölmüstür Birâderim nereye giderlerse gitsinler Fakat bilinmelidir ki, o ve hükûmet, Istanbul'dan ayrilirlarsa bir daha dönemezler Bana gelince; ben, Beylerbeyi Sarayi'ndan ayagimi disariya atmam!" dedi
Nitekim O'nun bu kararliligi karsisinda pâdisâh ve hükûmet Istanbul'da kaldi Böylece devletin daha o gün yikilmasi önlenmis oldu
Son derece yogun, yorgun ve çileli bir ömürden sonra Abdülhamîd Han, yetmis yedi yasinda 10 Subat 1918'de rahmet-i Rahmân'a kavustu Mekâni cennet olsun! Rahmetullâhi Aleyh

aUlu Hâkan, 1918'de vefât ettigi zaman bütün magdur ve mazlûm millet yas baglamis, bütün Istanbul halki görülmemis mahserî bir kalabalikla O'nu dîvân yolundaki türbesine defnederek Âhiret'e yolcu ederlerken bazilari:
"Bizi birakip nereye gidiyorsun Ulu Hakan?" diyerek agit yakmislardir
Kendisine karsi en çirkin ve siddetli muhâlefeti göstermis bulunanlar bile, zamanla ve arkasindan sökün etmis olan fâcialarin îkâziyla uyanarak nedâmet hislerini terennüm etmislerdir Bunlardan biri olan filozof Rizâ Tevfîk'in de kulaktan kulaga yayilip meshur olmus bulunan Abdülhamîd-i Sânî'nin Rûhâniyetinden Istimdâd isimlisi'rini dikkatlerinize sunalim:
Nâdimlerden biri olan Süleyman Nazif de nedâmet hislerini söyle ifâde eder:
Kaç zamandir gelmemisken yâda biz;
Iste geldik Sen'den istimdâda biz;
Hasret olduk eski istibdâda biz!

Filistin'in ilk mazlûmu Abdülhamîd Han'dir Çünkü hal'i O'nun Filistin mes'elesinde yahûdî Teodor Hertzel'e mukâvemeti sebebiyle gerçeklesmistir
Vefâti ile bütün Islâm âlemi âdetâ yetim kalmistir Çünkü gerçek mânâsiyla hilâfeti ayakta tutan O idi Kendisinden sonra -askerî gâileler sebebiyle- bir daha bu dirâyeti göstermek mümkün olmamistir Gerçekten Sultân Abdülhamîd, 1900 yilinda Çin'de milliyetçi bir grup tarafindan Alman büyükelçisi Kettler katledilip büyük bir bati aleyhtari hareket baslayinca, "Boxer Isyâni" denilen bu hâdise dolayisi ile Wilhem'in kendisinden yardim istemesini bahane ederek oraya bir "nasîhat hey'eti" Pekin göndermis ve 'de uzun müddet faâliyet gösterecek olan "Hamidiyye Üniversitesi" adiyla bir dînî tedris müessesesi kurmustur
Yine Japonya'ya, tarihimizde "Ertugrul Fâciasi" diye bilinen bir ilmî hey'et gönderip Islâm'i oralara kadar yaymak ve hilâfet nüfûzunu âlem-sumül bir duruma getirmek yolunda yürüyen Sultân Abdülhamîd'in su Islâmci siyâsetinin sumül ve kuvvetini anlayabilmek için, Medîne-i Münevvere'ye kadar dösetmis oldugu demiryolu hattinin, devlet kesesinden bir kurus çikmadan sirf dünyâ müslümanlarinin yardimlariyla gerçeklesmis bulundugunu hatirlamak kâfîdir
Sultân Abdülhamîd, o ileri görüslü insandi ki, Amerika'da horlanan zencilerin maruz kaldiklari zulümlerden istifâde ile onlari Islâm'a çekmek maksadiyla oraya propagandacilar gönderdigi ve bugünkü zenci-müslüman
Oturdugu yerden dünyâyi fotograflarla tâkib eden ve bundan dolayi bugün kendisinden üç binden ziyâde albüm kalmis bulunan Sultân Abdülhamîd, 1904 Rus-Japon zamaninda dünyâdaki bütün gelismeleri harfiyyen tâkib etmekteydi Meselâ harbinde dünyâda hiçbir Allâh kulu Japonlar'in gâlip gelecegine ihtimal vermezken O, uzak sarka gitmek üzere bogazdan geçen Rus gemilerinin, Sadrazam'ina geri dönmeyeceklerini söylemistir Hattâ bu harbi meshur Pertev Pasa vâsitasiyla günü gününe tâkib ederek varliginin tesekkülüne âmil oldugu da bir gerçektirRuslar'in Japonlar'a maglûb olmasinin kendi devleti hesâbina kazançli neticelerini devsirmekten geri kalmamistir
Son söz olarak su husûsu belirtmeliyiz ki, Sultân Abdülhamîd, O'nun mübârek sahsiyeti, siyâsetinin incelikleri ve zamaninin dâhilî ve hâricî gâileleri böyle makale hacimli yazilara sigmaz O umûm milletin müstehak oldugu musîbetleri bertaraf için bir beser tâkatinden umulmayacak derecede gayret gösterdigi hâlde, netice serîrlerin galebesi sûretinde tahakkuk etmisse, bunu kader perspektifinden bakmadikça anlamak mümkün degildir Böyle bir dirâyet içinse, kendisinin su sözünü okuyucularimiza yardimci olabilecegi düsüncesiyle zikrederek yazimiza nihâyet verelim:
O, Hareket Ordusu'na karsi hareketsiz kaldigi yolundaki tenkidlere cevâben buyurmustur ki:
"–O gürûhun önünde Hizir -aleyhisselâm-'i görmesem, böyle yapmazdim!"
Abdülhamîd Han'in dindarligi, hizmetleri, merhameti, zekâsi ve kâbiliyeti destanliktir O'nun ihlâsini su hâtira ne güzel ifâde eder:
Sultan Abdülhamîd Han, âcil bir is zuhûr edince, gecenin hangi vakti olursa olsun uyandirilmasini ister, ertesi güne birakilmasina rizâ göstermezdi Bu hususda mâbeyn baskâtibi Es'ad Bey, hâtirâtinda söyle demektedir:
"Bir gece yarisi, çok mühim bir haberin imzâsi için Sultân'in kapisini çaldim Fakat açilmadi Bir müddet bekledikten sonra tekrar çaldim, yine açilmadi diye endiselendim Biraz sonra tekrar çaldim; bu sefer kapi açilarak Sultân, elinde bir havlu ile kapida göründü Yüzünü kuruluyordu Tebessüm etti:
"Evlâd! Bu vakitte çok mühim bir is için geldiginizi anladim Kapiyi daha ilk vurusunuzda uyanmistim, ancak abdest aldigim için geciktim; kusura bakma! Ben bu kadar zamandir milletimin hiçbir evrakina abdestsiz imzâ atmadim Getir imzâliyayim!" dedi
Ve "besmele" çekerek evrâki imzâladi"
Hattâ zevcesi, Abdülhamîd Han'in bu husûsiyetiyle alâkali olarak, O'nun yataginin basinda dâimâ temiz bir tugla bulundurdugunu ve bununla yataktan kalktiginda çesme mahalline kadar abdestsiz yere basmamak için teyemmüm aldigini, sebebini sordugunda da kendisine:
"Bunca müslümanlarin halîfesi olarak, biz sünnet ölçülerine dikkat etmezsek, ümmet-i Muhammed bundan zarar görür!" dedigini nakleder
Mâbeyn kâtiplerinden Abdülhamîd Han baglilarindan olmayan birisi de hâtirâtinda su câlib-i dikkat hâdiseyi anlatir:
"Bir aksamdi Mâbeynde nöbetçi olarak ben kalmistim Gelen mektub, telgraf, rapor ve tezkerelerin listesini tertibleyip huzûra çikmak üzre iken bir telgraf geldi Istanbul Lâleli Postahanesi me'mûrlarindan birinin Hünkâr'a çektigi bir telgrafti bu:
Bîçâre me'mur, karisinin o gece dogum yapacagini ve dogumun da tehlikeli olacagina dâir doktorlarin îkâz ettigini, fakat elinde hiçbir imkân bulunmadigini, bu sebeple merhamet-i sâhâneye sigindigini, bildiriyordu
Ben de bunu pek kayda deger görmeyerek zât-i sâhâneye verecegim listenin içerisine almadim
Ancak huzûrda, Pâdisâh âdeti üzere herseyi ayri ayri gözden geçirdikten sonra ilâve etti:
"–Baska birsey var mi?"
"–Kayda deger birsey yok efendim!" dediysem de Sultân'in israrla suâlini tekrarladi ve:
"–Sen kayda deger saymadigini da söyle!" dedi
"Derhal beraberce Lâleli'ye gidiniz ve dogum yapacak olan kadincagiza gerekli müdâheleyi yaptiriniz!" diye ferman buyurdu
Sultân'in bu emri üzerine saray doktoru ile o memurun evine gittik Vazîfemizi yerine getirip hastaneden döndügümüzde ise, vakit sabaha yaklasmisti Saraya girince, kapinin sesinden bizi farkeden Sultân, perdeyi araladi ve eliyle "gelin" diye isâret etti Odasinin isiklari yaniyordu Demek ki, sabaha kadar ibâdet ve duâ ile mesgul olmustu
Hemen huzûruna girdik Neticeyi sordu Oldugu gibi anlattim:
"–Sultânim, dogum bir hayli müskil oldu Ancak mütehassis doktorlarin gayretleri ile hasta kurtuldu elhamdülillâh Bir erkek çocuk dünyaya getirdi Adini da Abdülhamîd koydular Sabaha kadar gözyaslari içinde zât-i âlînizin ömür ve devletlerine duâ ettiler"
Bizi ayakta dinleyen milletin merhametli babasi olan Hünkâr, bu durum üzerine rahatlayarak derinden bir "elhamdülillâh" dedi Sonra paravananin arkasina geçerek iki rek'at namaz kild




Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.