Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Forum İslam > İslami Yazılar & Hikayeler

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
allah, edep, için, sevgide, ölçü

Allah İçin Sevgide Ölçü Ve Edep

Eski 08-02-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Allah İçin Sevgide Ölçü Ve Edep




ALLAH İÇİN SEVGİDE ÖLÇÜ VE EDEP

Müberra dinimiz İslâm , insanın hem kendisiyle hem de çevresindeki insanlarla uyumlu olmasını ister Ancak böyle bir uyum sayesinde bazı değerler elde edilebilir Böyle uyumlu kişiler güzel ahlâk sahibi kimselerdir Kendileriyle ve çevreleriyle uyumu olmayan kişilerde ise ahlaki zayıflık vardır

Ahlaki faziletler ile iman ve ibadetler arasında son derece yakın bir ilişki vardır Ahlakın gayesi insana güzel alışkanlıklar kazandırmak, kötü huyları gidermektir Bu bakımdan, dinimiz güzel ahlakın aynasıdır Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz(sav) , başta Ashab-ı Kiram olmak üzere İslâm büyüklerinin hayat tarzı, güzel ahlâkın ve örnek karakterinin membaıdır

İnsanlarla iyi geçinmek, bütün varlıkların hukukunu gözetmek, Mukaddes Kitabımızda ve hadis-i şeriflerde çok sayıda emir ve tavsiyelerle bildirilmiştir Her halukarda iyi niyetli ve müsamahakar davranmak, Müslüman kişinin sıfatı olarak öne çıkar Allah’u Teala Kur’an-ı Kerim’de gerçek müminleri tarif ederken şöyle buyurur:

“Onlar öfkelerini yutarlar ve insanları affederler Allah iyilik yapanları sever”[788]

Peygamber Efendimiz(sav) de şöyle buyurur:

“Mümin başkaları ile iyi geçinir, kendisi ile iyi geçinilir İyi geçinmeyen ve kendisi ile iyi geçinilmeyen kimsede hayır yoktur” [789]

Evet, mümin sevgi dolu,saygılı ve müsamahakardır; fakat her konuda olduğu gibi saygı ve hoşgörüde de itidal ve denge hâlindedir Yani ifrat ve tefrite düşmemeye özen gösterir Kime hangi ortamda nasıl davranması gerektiğini bilir

Esasen Müslümanlar’ın birbirleriyle münasebetlerinde belirleyici olan temel unsur sevgidir Çünkü Allah Teala onları birbirlerinin kardeşi kılmıştır

Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:

“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, iman etmedikçe cennete giremezsiniz Birbirinizi sevmedikçe de tam anlamıyla iman etmiş olamazsınız”[790]

Müminlere çok yakışan bu sevginin kaynağı, kalplerdeki Allah sevgisidir Yani müminler, Yunus’un tabiriyle yaratılanı Yaradan’dan ötürü sever

Öyleyse,evrenin yaratılış hikmeti,insanın varoluş devleti, mü’minin dünyadaki varlığın tek ortak serveti olan sevgi, aynı zamanda İlahi vahyin de çatısını oluşturur Bu çatı içindeki “sevmek” ya da “sevmemek” üzerine kurulmuş sistemle,İlahi üslûp, bizlere sevginin belirleyici olduğu sonucuna götürüyor

Hayatın içinde bu kadar etkin rol oynayan sevginin bir getirisi olan güzel ahlak ve onun semeresi uyum içinde yaşama becerisi mü’minlerin vasıflarındandır

Peki nedir bu sevgi?

Sevgi, varlık sorusunun cevabı,

Sevgi, mahlûkat ağacının tohumu,

Sevgi, yüreğin ölümsüz meyvesi,

Sevgi, insanın, harcadıkça çoğalan tek sermayesi,

Sevgi; Sevme duygusu, bir kimseye veya bir şeye muhabbet besleme hissi,

Sevgi, insanlarda doğuştan bulunan fıtrî bir duygu…

Sevgi, topluma huzur ve barışı getiren birleştirici bir unsurdur Kur'an, kalplerin sevgi ile birleşmesine önem verir Mü'minin gönlü sevgi ile doludur Kin ve düşmanlık, kâfirlerin özelliklerindendir Allah Teala, iman edenlerin kalplerini sevgi ile birleştirmiş, onları bu sevgi ve bağlılıkla güçlendirmiştir:

İbnu Mesud (ra), Allah’u Teala’nın:

"Ve kalplerinin arasını sevgi ile birleştirdi Yoksa, yeryüzünde ne varsa hepsini harcasaydın, yine onların kalplerini birleştiremezdin Fakat Allah, onların arasını sevgi ile birleştirdi" [791] Ayeti hakkında:

“Bu ayet Allah için birbirini seven kimseler hakkında indirildi” Demiştir[792]

Sevgi varoluşun tohumudur, çekirdeğidir, özüdür Varlığın yaratılış hikmeti, insanın varoluş illetidir Her şey değerini ve ömrünü illetinden alır İlleti ölümsüz olan değerlerin kendisi de ölümsüzdür; Allah için sevmek gibi İlleti ölümlü olan değerlerin mâlûlü de ölümlüdür; kul için sevmek gibi Ancak seven (Vedûd) var oldukça sevgi de var olacak

Mahlûkatın sebebi olan sevgi tohumunun ekilebileceği en verimli toprak gönüldür Adını sevgi koyduğumuz alelade tohumlar değil de Vedûd olan Allah’ın bağışladığı cins tohum;emek ve işçilikle sürülüp gözyaşıyla sulanmış selîm bir kalbe ekilirse, gönül harcadıkça çoğalan bitmez tükenmez bir sevgi ambarına dönecek; bu tohum, bire on değil; bire bin, bire yüz bin veren gönül toprağının ölümsüz hazinesi olacaktır İnsan gönlünün bu ölümsüz meyvesinden tam verim alabilmek için üç şey gereklidir Cins bir tohum (sevgi),bakımlı bir tarla (kalp),fedâkâr bir bahçıvan(İnsan)…

İşte böyle bir sevgi ile oluşan toplumun yüreklerine: "Nefsim yed-i kudretinde olan zâta yemin ederim ki, imân etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe imân etmiş olmazsınız! [793] sözü nakşedilmiştir

Bu sözün sahibi olan sevginin başöğretmeni, ashâbına ara ara sevgi dersi vererek kalplere bu sözün hakikatinin yerleşmesini istiyordu

SEVGİDE ÖLÇÜ

Sevmek vermektir, sahip olduğunuz en değerli varlığı, yüreğinizi vermek Kişi, başkasına veremediğinin, “diğeri”yle paylaşamadığının sahibi değildir Ya da kişinin sahip olduğu şey başkasına verebildiği şeydir Bundan dolayı yüreğine sahip olamayanlar sevemezlerYüreği nefsin ve şeytanın işgale uğramış bir insanın sevebilmesi düşünülemez Böylesine işgale uğramış bir yüreğin sahibi sevmekten söz ediyor, “sevdim” diyorsa, sevdiğine sahte adresli dâvetiye çıkartıyor demektir

Sevgiyi bilen, sevecek, onu paylaşacak birini arar Çünkü sevginin en güçlü tezâhürü paylaşmaktır Sevgiyi paylaşmak isteyenler varlık içerisinden bir “diğeri”ni bulup sevgiyi onunla paylaşması esastır

Mü'minler,sevgide,dostluk ve kardeşlikte,tıpkı parçaları birbirine geçmiş mükemmel ve sapasağlam bir bina gibidirler veya bütün unsurları ve zerreleriyle birbirine bağlı bir vücut gibidirler Bir vücudun herhangi bir âzâsı rahatsız olduğunda nasıl ki bütün vücut aynı rahatsızlığı, aynı acıyı duyarsa, bir tek mü'minin (dünyanın ta öbür ucunda bile olsa) çektiği acıyı, duyduğu ıstırabı diğer mü'min kardeşleri derinden hisseder Mü'minlerin bu denli birbirlerine bağlı olduklarını Peygamber (sav) şöyle ifade etmektedir:"Mü'minin mü'mine bağlılığı, parçaları birbirini bütünleyen bir bina gibidir" [794] Hz Peygamber, bunu açıklamak için, iki elinin parmaklarını birbiri arasına geçirerek kenetledi

Öyleyse sevmek mü’minlerle kaynaşmaktır Mü’minlerin kaynaşmaları sevgi ile olursa o birlikteliğin ömrü de sevginin ömrüne eş olacaktır Bu nedenle seven insan, cemaat ırmağına dökülen bir katre olmayı kabullenmiş demektir

Hal böyle olunca o bir katre olarak nitelendirilen sevginin her bir mü’min de tezahürü de değişik olacaktır

Bu cihetle bütün varlıkları kuşatan bu sevginin hayatımıza yansımalarında ölçüler olması gerekmektedir

Dinimizde her şeyin bir ölçüsü verilmiştir Sevginin tezahüründe kendi keyfimize göre ifrat ve tefrite gidip zarara düşmemelidir

Kullar nefisleri hesabına düşünüp, o doğrultuda hareket ettikçe ifrat ve tefrit tuzağından kendilerini kurtaramazlar

Kulun bu zoru başarabilmesi, ciddi bir terbiye ve üst bir iradenin kontrolünü gerektirir Günümüzde bir çoklarının mümin kardeşleri için taassuba saplanmaları, kendileri hakkında da ifrata kaçmaları tamamen bu zor karşısındaki başarısızlıktandır

Sevgi ve nefretimize, kabul veya reddimize esas teşkil etmesi gereken ilâhi ölçülerin yerine başka ölçülerin hakim olması fıtrata (yaradılışa) aykırıdır Dolayısıyla en büyük ölçüsüzlük, dengesizlik fıtrata aykırı düşmekle başlar Fıtrat, mahiyet ve maksat itibariyle çok iyi bilinmelidir

Hal böyle iken ,mü’minler davranışlarında ki aşırılık veya zayıflık arasındaki tutumlarının hangi sonuçlara varacağını bildiklerinde tutumlarını gözden geçirecekleri bir hakikattir

Öyleyse sevgide İfrat;riyakârlık, dalkavukluk gibi tezahür edebileceği gibi,sevgide aşırılığa gidilmesi sonucu uluhiyet(Rabblık)makamına çıkarma şeklinde de ortaya çıkabilir Zira Hıristiyanların İsa(as)hakkında yaptıkları gibi,sevgisinde ifrata kaçanların akıbeti de ne yazık ki benzer duruma düşmeleri muhtemeldir Bunların hepsi birbirinden tehlikeli ve çirkindir Bunun için dinimiz, ilâhi muhabbete götüren yolların dışında aşırılığı ve mübalağayı nehyetmiştir

Tefrit de gizli bir inkârın tezahürü olabileceği gibi, haset ve kıskançlık neticesinde hakkı istememek manasına da gelir ki, bu durum dinimizce tasvip edilmemiş, müminler bundan sakındırılmışlardır

Tefrit halinde Allah’u Teala’nın sevdiği ve dolayısıyla sevmemizi istediklerini hafife alma sonucu nefret hasıl olacağından Kureyş müşriklerinin Efendimiz(sav)e takındıkları tavra benzer bir durum çıkabilmesi de muhtemeldir

Bu nedenlerle tefrit de ifrat gibi Müslüman’a yakışmayan, onun inancıyla, şahsiyetiyle bağdaşmayan çirkin bir davranıştır

Bu gibi hastalıklı davranışların muhalifinde mü’minin mutedil olmayı başarabilmesi için nefsini aradan çıkarması gerekir Eğer kul Allah için sever, Allah için buğzeder ve nefsini işin içine karıştırmazsa, İslâm'ın koyduğu ölçüyü ve dengeyi gerçekleştirmiş olurunutulmamalıdır ki bu da bir kemalat ifadesidir

SEVGİNİN ALLAH İÇİN OLABİLMESİ…

Yukarıda anlatılan sevginin hakiki manada tezahürü ancak Allah rızası için olduğu takdirde gerçek değerine ulaşacağı bir hakikattir Bu durumun da hasıl olabilmesi için birbiri içine girmiş üç unsur gerçekleştiğinde hakiki manada sevgi tezahür edecektir

1-İhlas:

Sevgi sırf Allah rızası için olmalıdırYani sevdiklerimizi yüce Allah “sevin” dediği için sevmeli ve bu sevgi ile Allah’ın rızasına ulaşmayı düşünmeli Yoksa maddi bir menfaat için peygamber veli veya hizmet sevilirse sevap olmaz

Allah’u Teala için kardeşliğin gerçeklemesi için insan, kardeşine karşı sevgisinde samimi olmalıdır Bunu gıyabında ve yanında korumalıdır Kalbi ile dili aynı olmalıdır Halkın içinde ve yalnız iken, ona karşı içi ile dışı aynı bulunmalıdır Eğer bu hâllerde, kardeşine karşı sevgisinde bir farklılık yoksa, işte bu, kardeşlikteki ihlastır Eğer sevgi ve davranışlarında bir farklılık oluyorsa, o kimsede bir yağcılık ve sevgisinde parçalanma mevcuttur Bu, dinde bir bozukluk ve gerçek müminlerin yolunda bir noksanlıktır Bu şekilde imanın hakikati elde edilemez

Meşhur hadiste ise şöyle buyurulmuştur;

“Kul, sevdiği kimseyi ancak Allah için sevmedikçe imanın tadını alamaz” [795]

Resulullah Efendimiz(sav) ’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir;

“Yedi sınıf insan vardır ki;Allah’u Teala ,kendi gölgesinden başka hiç bir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde onları Arşının gölgesinde gölgelendirir Onlardan birisi de Yüce Allah için birbirini seven, bu sevgi üzerinde birleşen ve ayrılan iki kimsedir” [796]

Ebu Rezzîn el-Ukaylî (ra), Hz Peygamber’e (sav) bazı sorular sordu; Efendimiz (sav) kendisine cevaplar verdi ve mümin olarak yapması gereken bazı şartları zikretti Bunlardan birisi de şudur:

“Mümin olman için gereken şartlardan birisi de nesebinden olmayan bir kimseyi ancak Yüce Allah için sevmendir” [797]

Allah için sevmenin bir şartı da, bu sevginin, gözeteceği bir akrabalık veya artırmak istediği bir dünya nimeti için olmamasıdır Bu konuda Hz Peygamber’in (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“Allah için sevdiği bir kardeşini ziyarete giden kimsenin yoluna Allah bir bekçi koyar Melek adama:

“Nereye gidiyorsun?” diye sorar Adam:

“Şu köyde(beldede)bir(din)kardeşim var,onu ziyarete gidiyorum” der Melek:

“O senin bir yakının olduğu için mi gidiyorsun?” der Adam:

“Hayır” der Melek:

“Onun sana maddi bir iyiliği dokundu da teşekküre mi gidiyorsun?” der Adam:

“Hayır,ben onu sırf Allah rızâsı için seviyorum(ve bunun için ziyarete gidiyorum)” der Melek:

“Ben Allah’u Teala'nın sana gönderdiği bir elçisiyim Sana, senin o adamı sevdiğin gibi Allah'ın da seni sevdiğini haber vermeye geldim” der" [798]

İşte bu nedenledir ki, kıymetli şeylerin peşine düşen kimse, fikrini ona göre hazır eder Kim bir şeye rağbet ederse, sevdiği şeyleri o yolda feda eder Allah’u Teala sevdiği kimseleri,sevdiği şeylerde muvaffak eder

Ubade b Sabit (ra) yoluyla gelen hadiste ise şöyle buyurulmuştur: “Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır: “Benim için birbirini seven, birbirini ziyaret eden, birbirine infak ve ihsanda bulunan kimselere muhabbetim hak oldu” [799]

Fudayl b Iyaz ve diğerleri demişlerdir ki: “Bir kardeşin, diğer kardeşinin yüzüne sevgi ve merhametle bakması ibadettir

İbnu Mesud (ra), Hz Resûlullah’ın (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Allah’u Teala için birbirini sevenler, cennette kırmızı yakuttan yapılmış yüksek binalarda bulunurlar Her binada yetmiş bin oda bulunur Oradan cennet ehline bakarlar Güneşin dünyadakileri aydınlattığı gibi; onların güzelliği de cennet ehlini aydınlatır Üzerlerinde yeşil atlastan yapılmış elbiseler vardır Alınlarında:

“Bunlar, Allah’u Teala için birbirini sevenlerdir” ibaresi yazılıdır” [800]

Ebu Hureyre(ra)’nin rivayet ettiği hadis-i şerifte,Resulullah Efendimiz(sav) şöyle buyurmuştur:

“Arşın etrafında nurdan yapılmış bir takım minberler/yüksek tahtlar vardır Üzerinde bir takım insanlar bulunur; onların giysileri nurdur, yüzleri de nur gibi parlamaktadır Onlar peygamber ve şehit değillerdir; fakat peygamber ve şehitler kendilerine gıpta/hayranlık ile bakarlar” Ashab:

“Ey Allah’ın Resûlü, onların kimler olduğunu bize açıklayın” dediler; Hz Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

-Onlar Yüce Allah için birbirini seven, meclis kurup sohbet eden ve birbirilerini ziyaret eden kimselerdir” [801]

Benzer bir hadis-i şerifte de Ebu İdris Havlani (rah), Muaz b Cebel (ra) ’a:

-Ben seni Allah için seviyorum, dediğinde, Hz Muaz, ona şöyle demiştir:

-Müjde sana, müjde! Ben Hz Resulullah(sav)’in şöyle buyurduğunu işittim:

“Kıyamet günü bir takım insanlar için Arş’ın etrafında kürsüler/tahtlar kurulur Yüzleri ayın ondördü gibi parlar O günde insanlar endişe içindedirler, onlar ise hiçbir şeyden çekinmezler; insanlar koru içindedirler; onlar korkmazlar Onlar, Yüce Allah’ın kendilerine hiçbir korku ve üzülme olmayan dostlarıdır” Efendimiz (sav)’e:

-Onlar kimlerdir?, diye sorulduğunda; şu cevabı verdi:

-Onlar Yüce Allah için birbirini sevenlerdir” [802]

Allah rızası için bir mü’mini sevmenin menfaatini çok iyi bilen…

Hasan-ı Basri ve Ebu Kilabe şöyle demişlerdir: “Allah için sevdiğimiz kardeşlerimiz bize aile ve evlatlarımızdan daha sevimlidir; çünkü, ailemiz bize hep dünyayı hatırlatır, kardeşlerimiz ise ahireti hatırlatır

Musa b Ukbe demiştir ki: “Ben Allah için sevdiğim kardeşlerimden birisiyle bazen karşılaşırdım; onunla buluşmamım bereketine (manen uyanır) günlerce aklım başımda ibadetlerimi yapardım

Cafer b Süleyman demiştir ki: “Ben kendimde bir gaflet ve gevşeklik gördüğümde salihlerden Muhammed b Vâsi’in ziyaretine gider yüzüne nazar ederdim; ondan elde ettiğim feyiz ve bereket ile bir hafta neşe içinde amel ederdim

Alimlerden birisi demiştir ki: “Allah için sevilen kardeşlerle buluşmak, kalpten sıkıntıları söker atar ve üzüntüleri giderir” [803] Demişlerdir

2-Amel:

Dinimiz istediği sevgi hayal değil yaşanan bir hayattır Sevginin kendisinden ne istediğini bilip onları gücünce yerine getirmeyen kimse, sevgisinde yalancıdır Sevgi, sevgili uğruna çekilen çile kadar tatlı ve kalıcıdır Zira sevgi mü’minin bileği taşıdır

Burada bilinmesi gereken en önemli husus sevgide ihlas halinin tezahüründen sonra, sevdiğini iddia eden,sevgisine yakışanı yapması istenir Sevgiliden gelebilecek her türlü elem ve keder onun sevgisinde zayıflama değil aksine sevgisinin artması gerekir

Zira,Allah’u Teala,kulunu imtihan etmek için,türlü türlü hallere sokar Bazen sultan, bazen zelil eder, uygun görürse aziz eder Bütün işlerde hakiki müessir Allah’u Teala’dır Sebeplerin arkasındaki işi yapan O’dur Sen, bela ve musibetin kimin elinden geldiğine bakma,geleni hasıl karşıladığına bunun karşılığındaki itaatin devamına ve sonucunda eline ne konulduğuna bakmalısın…

Bilinmelidir ki,Allah Teala kuluna zulmetmez Ayağına diken batanın bile ecri vardır O diken bir günahın çıkmasına vesile olur Dişin sancısı bir günahını döker Allah’ın sevgisi için şikayetçi olmayana Bakın, Rasulullah (sav) Efendimiz ne buyuruyor:

“Müslüman’a fenalık, hastalık, keder, hüzün, eza, gönül darlığı hatta bir diken batması gibi bir musibet gelse, bu musibetlerle Allah’u Teala o Müslüman’ın suçlarını ve günahlarını örter, bastırır” [804]

Allah sevdiği kulun günahını bu dünyada çıkarır Çıkarmazsa, cehennemde çıkarır Temizleme yollarından biri de ateşe sokmaktır Yanmayan şeylerin pisliği ateşe konulunca temizlenir

Demek ki, bu dünyada Müslüman’ın başına gelen her musibet, bu ateşe varmadan kendisini temizlemek içindir Onun için, bir sıkıntı, musibet, meşakkat, keder, hüzün, darlık, hastalık başa gelirse, ‘neden böyle oldu? Benim ne günahım vardı?’ denilmezse, gönül Allah’u Teala’ya döndürülüp, O’na yöneltilirse sonuçta sıkıntı ve çile rahmete döner

Bu durumda itaat edilirse sevgi lafta kalmaz Sevilenin hatırı için gelen çilelere karşı itaate devam etmek sevginin Allah’a ispatı olacaktır Senin Allah’a olan sevginin ispatı “itaat” iken Allah’ın sana olan sevgisinin ispatı da “mağfiret” olacak Bu sevgi sürdükçe itaat artar, itaat arttıkça onun bağışı ve rahmeti artacaktır İşte sevenle sevilenin münasebeti…

Çile ateşine girmeden pişmek isteyenler çiğ kalır

Neyi aradığını bilmeyenler, çöldeki serap ile avunur

İnsan bir şeye inandığı kadar sarılır, sarıldığı kadar netice alır

Allah yolu çileli gibi gözükür, halbuki bütün tat ve güzellikler ondadır Bu yolun sonunda Allah’ın nur cemâli seyredilir

3-Vefa:

Sevgide aşılması gereken iki vasfı aşan bir seven,sevginin kavileşmesindeki üçüncü basamağa yoğunlaşır Bu da sevenin sevgisi süreklidir Sevgide itaat devamlıdır Bu iş ölene kadar sürer Mevsimlik sevgiler sonuçsuzdur Sevgiliye vefa, acı tatlı her halde devam eder Vefanın bir gereği de, sevgiliye ait her şeyi sevmektir: Allah sevgisi, bütün mü’minleri, ilahi hükümleri dinin alameti olan her şeyi sevmeyi gerektirir Bu hal:

"Allah'ın İslam nuru ile kalbine genişlik verdiği kimse, kalbi mühürlü nursuz gibi midir? Elbette o, Rabb'inden bir hidayet üzeredir" [805] ayeti mucibincedir

Demek ki nûr, bâtında yerleştiği zaman göğüs genişler, basiret gözü açılır ve kul, Allah’u Teala’nın kullarının işlerindeki tedbirinin güzelliğini görür Böylece, ilâhî takdire kızma ve daralma hali kalpten çekilip alınır Çünkü göğsün genişlemesiyle, içine ilâhî muhabbetin tadı yerleşir Artık o, sevgilinin bütün fiillerinden râzı olur Çünkü seven sevgilisinin fiilini kendi murâdı ve ihtiyârı olarak görür O zaman kendi ihtiyârını terk ederek, sevgilinin ihtiyârını görmenin lezzetinde fâni olur Nitekim denilmiştir ki:

Bir iş ki sevgilinindir;

Elbet o da sevgilidir [806]

Bu anlatılan vasıfları elde etmek çok zor bir özelliktir Bilinmelidir ki Peygamber efendimiz(sav)’in ebedi aleme göçmesinde bu yana bu vasıfları elde edenlerin sayısı hayli azalmıştır

Bu nedenle Yahya b Muaz (rah) demiştir ki: “Bu zamanda üç şey çok kıymetlidir Bunlardan birisi de vefalı kardeşliktir” Yani, kardeşinin hiç bilmeyeceği ve ulaşmayacağı durumlarda, onun gıyabında yanındaki gibi davranmak; vefatından sonra ona ve ailesine hayatındaki gibi muamele etmektir İşte Allah için sevilen din kardeşine vefalı olmak budur Bu, Hz Peygamber’in (sav): “Bu sevgi üzere birleşirler ve yine bu sevgi üzere birbirlerinden ayrılırlar” sözüyle, kardeşlik için şart koştuğu vefadır Efendimiz (sav), bunun mükafatının Kıyamet günü Arş’ın gölgesinde gölgelenmek olduğunu belirtmiştir

Demek ki vefa mü’min de bulunması gereken vasıflardan biri olmasına karşın vefanın sürekli olması esastır

Ediplerden birisi şöyle demiştir: “Kardeşin vefatından sonra gösterilen azıcık vefa, onun hayatında gösterilen çok vefadan daha hayırlıdır

Selef de bu şekilde hareket ederdi Hasan-ı Basrî ve diğerleri şöyle demişlerdir: “Önceki salihlerden birisi, din kardeşi vefat ettikten sonra kırk sene onun ailesinin bakımını üstlenirdi Bu durumdaki aileler, yakınlarının sadece zatını kaybetmiş olurlardı” Diyerek vefanın sevginin bir tezahürü olduğunu belirtmişlerdir

Hâris Muhâsibî şöyle der: “Şu üç şeyi kaybettik: Edebi koruyarak güzel yüzle muameleyi, hakkını vererek güzel söz söylemeyi, vefa göstererek Allah için sevmeyi

Sevgi Allah rızası için olunca,sevgilinin hatırına ondan gelebilecek hertürlü sıkıntıya sabır ve sevgiye yakışır davranışta bulunmak ve akabinde bu sevgi öylesine büyüyecek ki sevgilinin sevdiği her şey artık sevenin sevgilisi olacaktır Bu tıpkı Yunus Emre’nin dediği gibi ”Ben Yaratılanı severim Yaratandan ötürü” sözünün hakikati çıkar

İşte sevenden istenen hal Kettani’nin: ”Sevgi,sevgiliyi kendine tercih etmedir" sözünün sevende tezahürüdür

[788]-Al-i İmran suresi ayet-134

[789]-Ahmed b Hanbel,el-Müsned,II,400;Taberânî,el-Mu‘cemu’l-Kebîr,VI,161;Hatîb,Târîhu Bağdât,XI,376; Beyhaki,Şuabu’l-İmân,No:8119;İbn Adiy,el-Kâmil,III,69,Ali el-Müttakî,el-Hindî,Kenzu’l-Ummâl,No:687

[790]-Müslim,İmân,93;İbn Mace,Mukaddime,9;Hanbel,el-Müsned,I,167,II,477;Hatib,Târîhu Bağdat,IV,58

[791]-Enfal suresi ayet-63

[792]-İbnu Cerir et-Taberi, Câmiu’l-Beyan, İlgili ayetin tefsiri; Hakim, Müstedrek, II, 329; Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, IV, 100

[793]-Müslim,İmân,93,(54);Ebu Davud,Edeb,142,(5193);Tirmizî,İsti'zân,1,(2589) ;İb rahim Canan,Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi,X,133

[794]-Buhari,Salât,88,Mezâlim,5;Müslim,Birr,65;Tirmiz î,B irr,18;Nesâî,Zekât,67

[795]-Ahmed,Müsned,II,298;Hakim,Müstedrek,I,4;Taberani ,e l-Kebir,No 8019;Beyhaki,Şuabu’l-İman,No: 9018-9020;Heysemi,ez-Zevaid,I,5;Aynı konudaki lafzı biraz değişik meşhur hadis için bkz:Buhari,İman,9; Müslim,İman,66;Nesai, İman,2/4;İbnu Mace,Fiten,23;Ahmed,Müsned,III,103,114,172

[796]-Buhari,Zekat,16;Müslim,Zekat,91;Tirmizi,Zühd,53; Ne sai,Kada,2;Darimi,Büyu,50;Ahmed,Müsned,I,73;II, 439

[797]-Ahmed,Müsned,IV,11-12;Heysemi,ez-Zevaid,I,53

[798]-Müslim,Birr,12;Ahmed,Müsned,II,292

[799]-Ebu Davud,Edeb,50;Tirmizi,Kıyame,56;Ahmed,Müsned,VI, 44 ;Hakim,Müstedrek,IV,169-170

[800]-Suyuti,ed-Dürrü’l-Mensur,IV,473;el-Muttaki,Kenzu’l-Ummal,IX,16;Zebidi,İthaf,VII,22

[801]-Ebu Davud,Büyü,46;Tirmizi,Nevadiru’l-Usûl,II,326;Suyuti,ed-Dürrü’l-Mensur,IV,372;Şevkani,Fethu’l-Kadir,II,458

[802]-Ebu Davud,Büyü,76;İbnu Hıbban,Sahih,No:577;Heysemi,ez-Zevaid,X,278-279

[803]-el-Mekki,Kutu’l-Kulub,IV,330

[804]-Buhari,Merdâ,3;Müslim,Birr,46,47;Tirmizî,Cenaiz ,1

[805]-Zümer suresi ayet-22

[806]-Sühreverdi,Gerçek Tasavvuf,648

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.