Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Kültür - San'at & Eğitim > Ülke & Şehirler > Türkiye

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
düzce

Düzce

Eski 07-31-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Düzce



KASTAMONU VİLÂYET SÂLNÂMELERİNDE DÜZCE

Salnâme, Farsça Sâl “yıl”, nâme ‘yazılı şey, kitap’tan ibaret birleşik bir kelime olup, yılda bir çıkan ve o yılın belirli konularla ilgili önemli olaylarını anlatan yıllık demektir Sâlnâmeler genelde ülke, özelde şehir tarihinin değerli belgeleri arasında bulunmaktadır 19 yüzyılın sonlarına kadar “Kadı Sicilleri” Osmanlı devlet ve toplum hayatının önemli kaynağı iken, bu tarihten itibaren sâlnâmeler önem kazanmıştır Merkezî yönetim ile taşra yönetimi, yönetenler ile yönetilenler arasında bir iletişim kurulması, başta kamu görevlileri olmak üzere araştırmacıların da bu konularda bilgilendirilmesi amaçlanmıştır Düzce’nin de içinde bulunduğu bölge, çeşitli insan topluluklarının çeşitli dönemlerde yerleştikleri, kentleştikleri ve uygarlığa katkıda bulundukları bir coğrafya parçasıdır Türklerin bölge ile tanışıklıkları 12 yüzyılın sonlarındadır 1071 tarihli Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’da, doğudan batıya, bir takım gazi devletler kurulmuştur Kurulan bu devletlerin en önemlisi Türkiye Selçuklu Devleti idi (1075-1310) Türkiye Selçuklu Devleti’nin ilk başkenti İznik, son başkenti de Konya olmuştur
Türkiye Selçuklu Devleti’nin iç siyasetinde Oğuzların-Türkmenlerin iskânı, dış siyasetinde ise Doğu Roma yani Bizans İmparatorluğu ve vasalleri ile gazâ ve cihat sürekli öneme sahip olmuştur 1048’li yıllardan itibaren Maveraünnehir-Horasan-İran ve bazen de Kafkaslar üzerinden Oğuzların-Türkmenlerin Anadolu’ya sürekli göçü ve adı geçen devletçe iskân edilişleri söz konusudur Selçuklu Türkleri, Malazgirt Zaferi’nden on yıl sonra, 1081’de, Kostantıniyye kıyılarına ulaşmışlardır Kostantıniyye adı, İstanbul’un gerçek kurucusu olan Roma imparatoru Konstantin’den gelmedir İslâm coğrafyacıları bu ismi benimsemişlerdir
1097’de başlayan, belirli aralıklarla devam eden Haçlı saldırıları, istilâları, Anadolu’ya büyük zararlar vermişse de, Selçuklu Türklerinin bu ülkede tutunmalarını önleyememiştir Anadolu’nun yeni ve ebedî varisi olan Türkler, bu ülkeyi öyle benimsemişlerdir ki 12 yüzyılda Anadolu’ya “Türkiye” veya “Türkmenya” denilmeye başlanmıştır Denizli-Afyon hattında, Karamık Beli denilen yerde, çağdaş Bizans kaynaklarının Miryakefolon adını verdikleri vadide, Malazgirt’ten 105 yıl sonra, 1176’da Doğu Roma İmparatorluğu’nun beli kırılmış, Anadolu üzerinde yeniden hâkim olma ümitleri söndürülmüştür Oğuzların-Türkmenlerin Batı Karadeniz ile Marmara’nın doğusuna girişleri ve iskân edilişleri bu tarihten sonradır Adı geçen bölge Türkiye Selçuklu Devleti’nin uc bölgesiydi Uc bölgesinin özelliği de, kimseye ait bulunmaması, oraya girenlerin elinde kalan toprak parçası olmasıdır Bölgenin tabiatı icabı burada birlikte yaşama sanatının bütün özellikleri sergilenmektedir
Moğol işgal ve istilâsı, sonuçları bakımından farklı iki önemli gelişmeye sebep olmuştur Türkiye Selçuklu Devleti bağımlı kılınmakla kalmamış, Anadolu, başkent Konya da dahil olmak üzere bütünüyle tahrip edilmiş, yağmalanmış, korku ve dehşet ülkeyi kuşatmıştır Diğer taraftan bu istilânın önünden, yerleşik hayata mensup yüz binlerce Türk bütün mevcudatıyla Anadolu’ya sığınmış, bunlar Türkiye Selçuklu Devleti tarafından mevcut şehirlere ve uc bölgesinde iskân edilmişlerdir O tarihlerde “Bitinya” olarak bilinen ve Düzce’nin de içinde bulunduğu bölge bu iskân ve muhaceretten nasibini almıştır 13 yüzyıl Anadolu’su, denilebilir ki Moğolların yıktığı, İlhanlıların yeniden inşa ettiği bir ülke olmuştur İlhanlılar Anadolu’daki parlak ve hâkim Selçuklu medeniyetinin potasında Müslümanlaşarak Türk kimliğine dâhil olmuşlardır
13 yüzyılın son çeyreğinde Anadolu’da ve çoğunlukla uc bölgelerinde kurulan beylikler arasında ikisi vardır ki, Düzce’nin orta zamanlar tarihine ait hatıraları bu iki beyliğin tarihi içerisinde aranmalıdır Bunlar merkezi Kastamonu olan Candaroğulları, Osmanlıların isimlendirmesiyle İsfendiyaroğulları Beyliği ile merkezi Bursa olan Osmanlı Beyliği idi Bolu, Mudurnu, Üskübü, Göynük, Akçakoca, Karasu, Hendek, Akyazı, Adapazarı gibi yerleşim yerlerinin fatihleri olan Akçakoca Gazi, Abdurrahman Gazi, Kara Mürsel, Samsa Çavuş ve Konur Alp Gazi gibi komutanlar, Gazi Ertuğrul Beyin arkadaşları ve Gazi Osman Beyin yoldaşlarıydılar Adı geçenlerden Samsa Çavuş’un kabri Mudurnu’da, Konur Alp Gazi’nin kabri Üskübü’de, Akçakoca Gazi’ninki de Kandıra’ya bağlı, Karadeniz’e nâzır Babadağı’nda bulunmaktadır
Üskübü, vaktiyle Bitinya medeniyetinin önemli ve hareketli bir merkeziydi Düzce-Akçakoca karayolunun 7 kilometresinde, Roma-Bizans devrine ait kalıntıları içeren tarihî bir kasabadır Doğu Roma devrinde Düzce, Üskübü denilen yerdeydi 14 yüzyılda kurulmaya başlanan Düzce, o tarihlerde fatihinin adıyla Konur Alp adını taşıyordu 1871’e değin nahiye, bu tarihten sonra Bolu’ya bağlı bir kaza merkezi olmuştur Belediyelik olması 1885’tedir İstanbul-Ankara yolu üzerinde bulunması sebebiyle, Balkanlardan, Kafkaslardan ve Anadolu’nun muhtelif yerlerinden gelen Türk ve akraba topluluklara mensup insanlarla nüfusu artmış ve süratle gelişmiştir[1]
Modern Düzce’ye ait sağlıklı bilgiler 1871, 1893 ve 1899 tarihli Kastamonu Vilâyet Sâlnâmelerinde bulunmaktadır 1847-1918 tarihleri arasında 68 cilt devlet sâlnâmesi yayınlanmıştır Vilâyet sâlnâmeleri de 1868’ten itibaren yayınlanmaya başlanmış olup, ilki 1868 tarihli Bosna, sonuncusu da 1922 tarihli Bolu Livası Sâlnâmesidir[2]
1 1899 Tarihli Sâlnâmeye Göre Kastamonu Vilâyeti:
Anadolu’nun kuzeyindeki vilâyetlerden biri olan Kastamonu; adaşı olan Kastamonu, Bolu, Sinop, Çankırı sancaklarından ibaret 4 livaya, bu livalar da, 21 kaza ve 27 nahiyeye ayrılmıştır



Alıntı Yaparak Cevapla

Düzce

Eski 07-31-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Düzce



Kastamonu vilâyeti kuzey doğudan güney batıya doğru düz bir çizgi üzerinde, uzunluğu 460 km (84 saatlik) ve kuzey batıdan güney doğuya doğru, yine düz bir çizgi üzerinde genişliğine 180 km (28 saatlik) uzunluğunda olup, doğusu Sivas ve Trabzon, güneybatısı Ankara ve Bursa vilâyetleriyle, batısı İzmit sancağı ile ve kuzeyi de Karadeniz ile sınırlıdır Her saniye geçtikçe bizden uzaklaşan mazinin ne olduğu hakkında sorulan sorular tarihin sayfalarına göz atıldığında -bugün Kastamonu adıyla yad olunan bu vilâyet- “Paflogonya” namı altında görülüyor ve topluca sunulan aşağıdaki bilgilerden çıkarılıyor:
Bu toprak, o zaman doğuda Kızılırmak ile - şimdiki Canik sancağı beri tarafta kalmak üzere- Trabzon vilâyeti, batıda Filyos ve Bolu çaylarıyla, güneyde “Galatya” yani “Ankara” vilâyeti ve kuzeyinde Karadeniz ile çevriliydi
Bugün Bartın kazasında bir nahiye merkezi olan “Amasra” da bu kıtanın büyük şehirlerindendi
Meşhur Makedonyalı İskender, İran’ı, Mısır ile Hindistan ve Türkistan’ı egemenliği altına aldığı sırada bu kıtanın bazı taraflarını da yönetimi altına geçirmişse de, tamamını zapt ettiği memleketler sayısına katamamıştır Dünyayı ele geçirme azmini fiiliyata geçirmek için ömrü yetmeyen İskender’in Milattan 323 sene önce -33 yaşında olduğu halde- vefat etmesi üzerine ülkeleri bir takım prenslikler elinde kaldığı sırada “Paflogonya” da bütünüyle tam bir bağımsız hükümet şeklini kazanmıştı Paflogonya’nın en tanınmış hükümdarlarından olup, MÖ 121 tarihinde ölen 2 “Pilman”, mülkünü Pont yahut “Pontus” kıtası Lazistan ve Trabzon sancaklarından ibaret idi Hükümdarı 7 Mihrdat’a terk etmişse de, o zaman Bursa, Ertuğrul (Bilecik), İzmit sancaklarıyla Bolu’nun batısının yarısında hükümet eden “Bitinya” hükümdarlarından “Nikomid” in oğlu “Filmon”, Romalıların yardımıyla bu toprağın büyük kısmını ele geçirmiş ve MÖ 63 tarihinde öldüğünden Romalıların idaresi altına girmiştir
Roma imparatorlarından Konstantin’in Hz İsa’nın doğumundan 330 sene sonra İstanbul’u Doğu imparatorluğuna başkent edindiği zaman bu toprak “Pont” eyaletine katılmış, H 443 (M 1051) ten itibaren Anadolu’da ağırlığını hissettiren ve 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’da kurulan gazi devletlerden biri olan Türkiye Selçuklu Sultanlığı’nın yönetimine girmiştir
Kastamonu’nun ne zaman İslâm yönetimi altına girmiş olduğunu belirlemeye incelemelerimiz yetmeyip, fakat Kastamonu’ya şeref veren kutsal yapılardan “Ata Bey Gazi” Cami-i şerifi –ki kurucusu olan Ata Bey merhumun Kastamonu’nun fatihi olduğu meşhur ve mütevatirdir- kapısı üzerinde H 672 (M 1273) tarihinde tamir edildiğinin yazılı olmasına bakarak, Kastamonu’nun adı geçen tarihten çok zaman önce İslâm yönetimi altına girmiş olduğu anlaşılır
Selçuklu Devleti’nin inkıraza (çökmeye) yüz tuttuğu tarihten bir müddet sonra, yani H 690 (M 1291) tarihinde Kastamonu hakimi bulunan Şemsettin Bey bağımsızlığını ilân ederek, Anadolu’nun diğer kısımları gibi, burası da müstakil bir idare şeklini almıştır O zamanki Kastamonu, Candaroğulları Beyliği, Kastamonu, Sinop, Kangırı (Çankırı) sancaklarından ibaretti
Bu sülaleden Emir Şecaeddin, Adil Bey, Osmanlı tarihlerinde Kötürüm Bayezid namı ile geçen Bayezid Bey, İsfendiyar Bey, İbrahim Bey, İsmail Bey, Kızıl Ahmet Bey, 174 sene müddetle, sırasıyla Kastamonu’da beylik ettikten sonra, cennet mekân Gazi Fatih Sultan Mehmed Han hazretlerinin gönüllere ferahlık veren adaletli ve merhametli saltanatında, H 864 (M 1460) yılında Kastamonu vilâyeti doğrudan doğruya Osmanlı yönetimi altına girmekle şereflenmiştir[3]
1899 tarihli Kastamonu vilâyet sâlnâmesinde, Düzce’nin bağlı olduğu Bolu sancağı hakkında da özet bilgiler bulunmaktadır Adı geçen sâlnâmeden öğrendiğimize göre Bolu sancağı, doğudan Kastamonu ve Çankırı sancaklarıyla, güneyden Ankara vilâyeti, batıdan İzmit sancağıyla, kuzeyden Karadeniz ile çevrili ve sınırlıdır Yalnız güneybatı köşesinden ibaret olan Mudurnu kazası Sakarya ırmağı havzasından olup, diğer tarafları Filyos nehri havzasının batı kısmını teşkil eder Sahillere yakın olan yerlerinde dahi diğer bir takım çaylar doğrudan doğruya Karadeniz’e dökülürler Bunların en büyüğü Bartın çayıdır Sancağın büyük bölümü dağlık olmakla beraber nehirlerin vadilerinde güzel ovalar ve münbit bayırları dahi vardır Aladağ, güney yönünde Ankara vilâyetinin sınırını teşkil ederek, Bolu ovasına kadar eteklerini uzattığı gibi, Abas dağı dahi sancağı batı sınırından başlayarak Bolu çayının vadisi boyunca deniz kenarına kadar uzanmaktadır Doğu tarafında Sürgün dağı dahi Bolu şehri vadisine kadar uzanarak, mezkur dağlar bir sac ayağı teşkil eder
Kuzeydoğu cihetinde ise Zağferanbolu (Safranbolu) dağları ve deniz kıyısına yakın Sağrı dağı bulunur Bolu kasabasının yanından akan ve Büyük Su namıyla bilinen nehir batıdan 8 saat uzakta bulunan Abant gölünden çıkarak ve Gökçe Su ve Sazak içinden geçerek bazı sularla birleştikten sonra Hamidiye kazasının merkezi olan Devrek kasabasının önünden geçip, ileride Yenice ve Tefen nehirleri ile Su Çatı namındaki mevkide birleşerek Perşembe, Çarşamba, Gölpazarı ve Hisarönü ortasından geçerek Filyos iskelesinden Karadeniz’e dökülür[4]
Bolu merkez kazasına gelince: Kastamonu’nun 200 km güneybatısında, Üsküdar’ın 210 km güneydoğusunda, Karadeniz sahilinden 50 km’lik mesafede olarak 58 derece 40 dakika 4 saniye kuzey enlemi ile 40 derece 11 dakika 29 saniye doğu boylamı arasında bulunmaktadır Dağlarla çevrili bir ovada ve Büyük Su denilen nehrin yakınında kurulu olup, deniz seviyesinden 734 metre yüksekliği vardır
Bolu kazası, doğudan Gerede ve Hamidiye (Devrek), batıdan Düzce ve Mudurnu, kuzeyden Ereğli kazaları, güneyden Mudurnu kazası ve Ankara vilâyetiyle sınırdaş ve Kastamonu’nun güney batısında 60 saat uzakta bulunmaktadır Kasabanın dört tarafı bir saatten üç saate kadar her tarafı düz ve bu düzlüğün bittiği yerler dağlar ve yüksek bayırlarla çevrili ve kısmen bostan tarlaları ve ağaçlarla süslü olup, havası mutedil, suyu epeyce ve manzarası son derece hoştur
Bolu kasabası geçmiş yüzyıllarda fevkalâde önemi, Küçük Asya (Anadolu) nın en önemli bir toprağının merkezi olma şerefini taşıyan Bitium ve daha sonra Kılodyopolis diye adlandırılmış mühim bir kasabadır ki, Osmanlı topraklarına katıldıktan sonra da Dersaadet (İstanbul)le Anadolu ve Irak kervan yolunun üzerinde bulunmak hasebiyle geçmişteki önemini kaybetmeyip, bir kat daha artırmış ve defalarca eyalet ve vilâyet merkezi olmuştur Kasabanın içinde ve dışında birçok muazzez zatın özel kabirleri ve ziyaretgâhları olup, bu cümleden olmak üzere Bolu’ya bir buçuk saat mesafede, Abant sapağına yakın bir yerde, Halvetî tarikatının pîri Şaban Velî Hazretlerinin şeyhi Tokatlı Hayrettin Hazretleriyle civarında büyük yazarlardan İmam Kurtubî Hazretleri gömülü olup, Nakşîbendiye tarikatının önde gelenlerinden Bedreddin ve Aslahaddin ve Uğurlu nâib ve keza Nakşîbendiye tarikatının başta gelenlerinden olup, Diyarbakırlı demekle bilinen Şeyh Hacı Mustafa Safî Efendi ve Şeyh Mehmed Efendi, Şeyh Nasrullah Efendi kasaba içinde defnedilmişlerdir
Bolu’da bir hükümet konağı ile Askerlik Dairesi, İdadi (Lise) Mektebi, Frengi ve Guraba Hastanesi, Cephane, Gazhane, Telgrafhane, Depo, Muvakkıthane, bir un fabrikası, 16 Debbağhane (Deri İşleme Atölyesi) vardır Kârgir kule içinde memlekete mahsus bir büyük saat bulunur
Kasabaya bir saat mesafede (Karaca Su’da) iki kaplıca olup, ikisinin dahi suları maden özelliklerini ihtiva eden ve gayet yararlı bulunmakla havuzları düz taşlarla tefriş edilmiş olup, bir kaçar odayı şamil, birer bina içinde bulunmaktadır Bu sular içinde demir parçacıkları ile kükürt ve camiziye mevcut olup bir hayli hastalığa faydalıdır
Bolu kazasında bir karakolhane, 210 cami ve mescit, 211 mektep, 16 medrese ve kütüphane, 23 tekke ve zaviye ve bir imaret, 2 kilise ve 647 dükkân, 13 fırın, 37 han, 8 hamam, 88 değirmen ve 5517 anbar ve samanlık bulunmakta idi
19 yüzyılın son on yılında Bolu’da 4 cins buğday, arpa, karıklı ve kablıca adı verilen ince taneli sert buğday, mısır, çavdar, fi, purçak, yulaf, darı, mercimek, nohut, merdek ?, tütün, haşhaş, keten, kendir, ceviz, kiraz, dağ çileği, ahu dudu, elma, armut, erik ve her türlü sebze ve meyveden ibaret olup özellikle diğer yerlerdeki fındıktan farklı olarak bir nevi güzel fındık çıkar Aynı tarihlerdeki sanayi ürünlerine gelince; yerli kırbası ve içeride sarf olunan aba, çorap gibi şeyler olup, her nevi kereste ve bakırdan karlık, çay ibriği ve sair ibrikler dahi imal olunur Ticaretine gelince; Bolu’nun ticarî işlemleri daha önce zikredilen kereste üretimi ve nakliyatıyla tiftik, bazen afyon ihracatından, diğer işlemleri de iç pazarlarda alınıp verilen sıradan mallardan ibarettir Bundan başka Osmanlı ülkesinin birçok yerlerinde yayılmış ve ülke ekonomisine büyük katkıları olmuş olan ipek kozalarından burada dahi tarımla uğraşanlar ve diğer toprak sahiplerinin yararlanmalarını sağlamak için hükümetçe teşviklerde bulunulması üzerine; Geyve ve Adapazarı taraflarından getirtilip, tahminen 40 dönüm (40000 metre kare) arazi üzerine geçen yıl ve bu yıl 30000 kadar tut fidanı dikilmekle, sahipleri tarafından böcek tohumu uyandırılarak gayret ve çabalarının ilk ürünü olmak üzere çokça koza üremeye başlamış ve bundan dolayı diğer arazi sahiplerinin de şevk ve istekleri uyanarak, Allah’ın yardımıyla, gelecek yıl birçok fidan daha dikileceği kuvvetle muhtemeldir Ülkenin kalkınmasında başlıca servet kaynağı sayılan ipekçilik sanatından dahi ileride ülke ticaretinin genişleyeceği ümidi herkesçe şükran vesilesi olmaktadır[5]

2 Sâlnâmelerdeki Bilgilere Göre 19 Yüzyılın Son Çeyreğinde Düzce:
Düzce kazasının merkezi olan Düzce kasabası Kastamonu’nun güney batısında ve Bolu’nun batı yönünde bulunup, (atlı ve yaya olarak) Kastamonu’ya 69, Bolu’ya dokuz saat mesafededir Düzce kazası doğusunda Bolu ve Ereğli ile, batısında Hendek ve Adapazarı ile, güneyinde Mudurnu ile ve kuzeyinde Karadeniz ve Ereğli ile sınırlıdır
Düzce, çevresi dağ ve tepelerle kuşatılmış bir ovanın ortasında olup, kuruluşundan itibaren bir hayli mesken, dükkân ve diğer binalar inşa edilerek bir kasaba hüviyetine bürünmüş ve zaman geçtikçe büyümüştür Düzce’nin kuzeyinde ve Melen nehrinin orta tarafında, bir saat mesafede yerleşik Üskübü kasabası bulunmakta, yeri itibariyle yüksek, havası pek güzel ve suları dahi lezzetli ve pek iyidir Adı geçen Üskübü (Konuralp), bu tarihlerde 180 hane, aynı sayıda mağaza, dükkân ve kahvehaneden ibaret idi Bolu-Düzce yolunun Akça Şehir (Akçakoca)’e kadar uzatılması kararlaştırıldıktan sonra Üskübü’nün her bakımdan bayındırlık kazanacağı muhakkaktır Üskübü’yü Düzce’den ayıran Melen suyunun kuzey tarafında ve Düzce’ye doğru uzanan ovadaki tarlalar nadas edilirken, zaman zaman dörtgen ve sütun şeklinde resimli taşlar çıkması, adı geçen ovada eski bir şehrin, bir medeniyet merkezinin varlığı hakkındaki tarihî rivayeti doğrulamaktadır
Düzce’nin batı yönünde, iki saat mesafede kurulu Çilimli kasabası ile etrafında bulunan köyler ahalisi daha çok tütün yetiştiriciliği ile geçimliklerini sağlamaktadırlar Bundan ötürü Çilimli’de bir Tütün şirketi kurulmuştur Kaza dahilinde, Düzce’ye dört saat mesafede Efteni gölü adında bir göl ve bu gölün bitişiğinde bir kaplıca vardır Kaplıca sahipsiz kaldığından binası köhnedir ve onarıma muhtaç durumdadır
Düzce’ye bağlı Akçaşehir nahiyesinin merkezi olan Akçaşehir, Karadeniz kıyısındadır, o yerlerin iskelesi konumundadır Bir hayli ev, dükkân, mağaza, kahvehane vesaireyi içeren küçük bir kasaba olup iki mahalleden ibarettir Havaların uygun zamanında her iki mahalle kıyısına gemiler yanaşabilirdi
Yüz otuz köyden ibaret olan Düzce kazasında 140 cami ve mescit, 6 medrese, 3 tekke, 2 ortaokul, 158 ilkokul, 2 han, 2 hamam, 450 dükkân, 51 değirmen, 7 su hızarı, 2 hükümet konağı, 2 telgrafhane, 1 tersane ve 3 tekel yönetim dairesi vardı
Düzce kazasından geçen akarsulardan büyük bentler vasıtasıyla tarlalar sulandığı ve su hızarları işlediği gibi, Asâr isimli akarsudan dahi bir bent ile kasaba içerisine su akıtılmaktadır Melen diye bilinen akarsu Düzce’nin kuzeyinden batıya doğru akmakta, taştığında etrafında bulunan araziyi istilâ etmektedir Düzce kazası dâhilinde Aksu, Uğur Suyu adlarıyla iki ufak nehir akmakta olup her ikisi de Efteni Gölü’ne munsab olarak bu gölden de Büyük Melen namıyla doğan ve Kandıra ve Düzce hududunu ayıran Melen ağzı mevkiinde Karadeniz’e karışır, ilk baharda adı geçen nehir vasıtasıyla kereste salları nakledilir O tarihlerde Düzce’de buğday, arpa, mısır, pirinç, darı, çavdar, purçak, yulaf, ince taneli buğday, ceviz, meyveler ve her türlü tahıl ve çok miktarda tütün yetiştirilmekteydi Ticarî hayata gelince, her yıl tahminen 200000 kıyye tütün (1 kıyye= 1 okka = 1283 kg hesabıyla 1283x200000= 2566 ton) ile 150000 kile (1 kile = 2 büyük teneke, dolayısıyla ortalama 35 ila 40 kilogram hesabıyla 5 ila 6000 ton) zahire yani tahıl ihraç ediliyordu[6]
1893 tarihli sâlnâmeden öğrendiğimize göre Düzce’de Efton Dere, Efton Ağzı, Akkaya, Beyviran, Kara, Kızılca kilise, Tahirli, Bakraz, Gümüşâbat, Melen Deresi, Darı Yeri ve Efton adlarında 13 parça orman olup; ağaçları kestane, meşe, gürgen, ıhlamur, kara ve sarı çam ağaçlarından ibarettir Bu ormanların bazısından kereste kesilmekte ve imal edilip Akça Şehir ve Melen Ağzı iskelelerine nakledilirdi[7] 1899 tarihli Kastamonu vilâyet sâlnâmesinde Düzce’deki ormanlar ve bunlarla ilgili kısa bilgiler bulunmaktadır Başlıca ormanlar Efteni, Develi, Derdin, Darı Yeri, Melen dere, Çilimli, Gümüşâbât (Gümüşova), Dokuz Doruk dağı, Karak, Tahirli, Efton ve Akkaya adlarını taşımaktadır Düzce kazasının hemen her tarafını orman kaplamıştır Kıyılara yakın olan kısımları çokça yıkıma uğramıştır Bu ormanları teşkil eden ağaç cinslerinin % 45’i kayın, % 20’si gürgen (istiriç), % 12’si meşe, % 3’ü çam ve köknar, % 7’si kestane ve kalan % 8’i ıhlamur, çimşir, karaağaç, kayacık, dışbudak, porsuk, defne, kızılağaç, filarya, muşmula (töngel), fındık, çınar, kocayemiş ve % 5’i de sair ağaçlardan ibarettir Her sene beş altı bin metre küp kereste ve İstanbul için 130000 çeki odun sevk olunur Bunların yıllık geliri 3000 liradan fazladır[8]


Alıntı Yaparak Cevapla

Düzce

Eski 07-31-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Düzce



KÜLTÜR

Konuralp Beldesin antik Roma Kenti olan "Prusias Ad Hypium" üzerine kurulmuştur Antik Kente ait eserlerin korunmasını sağlamak ve sergilemek amacı ile 1977 yılında inşaatına başlanan müze binası1992 yılında tamamlanmıştır 1993 yılında eser teşhir-tanzimi yapılan Konuralp Müzesi 18111994 tarihinde ziyarete açılmıştır Konuralp Müzesinde 1825 adet arkeolojik, 456 adet etnoğrafik ve 3837 adet sikke olmak üzere toplam 6118 adet eser bulunmaktadır

Söz konusu eserler müze bahçesi, arkeoloji, etnoğrafya, taş eserler salonları ile sikke bölümlerinde sergilenmektedir

Müze bahçesinde tamamı Konuralp çevresinde ele geçen ve Roma dönemine ait mimari parçalar, mezar stelleri, lahit, sütün ve sütün başlıkları bulunmaktadırArkeoloji salonundaki eserler Neolitik, Eski Tunç, Helenistik ve Roma dönemlerine ait olup, pişmiş toprak, bronz ve cam eserlerin değişik fonksiyon ve türdeki örnekleridir
Aynı salonda Konuralp yakınlarındaki Çavuşlar Köyündeki mezar buluntuları sergilenmektedir
Etnoğrafya salonunda yakın geçmişimize ait, 19-20yy'a ait Osmanlı kültürü kıyafet, ev eşyası ve silahlardan oluşan eserler sergilenmektedir
Taş eserler salonunda Prusias kentine ait olan ve Konuralp'te ele geçmiş mermerlerden yapılmış çeşitli heykel ve mimari parçalar bulunmaktadır
Sikke bölümünde Grek Şehirleri, Roma İmparatorları ve Osmanlı Padişahlarına ait altın, gümüş ve bronz sikkeler kronolojik olarak sergilenmektedir
ANTİK ŞEHİRLER
KONURALP
İlk çağlarda "Dusae Pros Olypum" diye anılan en önemli arkeolojik buluntular Konuralp (Üskübü) Bucağında ortaya çıkarılmıştır Üskübü ve çevresinde Antik Dönemden kalma çok sayıda yapıt bulunmuştur Bunlar arasında bronzdan ve pişmiş topraktan kandiller, sikkeler, yüzük taşları, heykelcikler, ünlü Milo Venüs'ünün benzeri bir heykelcik sayılabilir Bu buluntuların en ilginçlerinden biri Tepecik yöresindeki mezarlıkta bulunan I yy'dan kalma büyük bir mermer lahittir Uzun yüzleri çelenk, öküz başları ve çeşitli hayvan kabartmaları ile bezenmiştir Buluntuların en önemlisi kentin koruyucu tanrıçası Tyche'nin II yy'dan kalma 2,60 m boyundaki dev heykelidir Bunların yanı sıra, III yy'dan kalma mermer bir çocuk başı, Sophocles biçimi giyimli bir erkek heykeli sayılabilir Bu yapıtların bir bölümü İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde, bir bölümü de Üskübü Müzesi'nde sergilenmektedir
Prusias Ad Hypium: Roma Döneminin ünlü yerleşme yerlerinden biri olan bu antik kentin adı "Kieros"du Kentin özellikle II yy'da geliştiği ve surlarının dışına yayıldığı surlardan ve kalıntılardan anlaşılmaktadır
Tiyatro: Purisias ad Hypium'un günümüze uzanan en önemli yapıtıdır Tiyatro bir tepenin yamacına kurulmuştur Özelliği yarım daire planının iki ucu kesik oluşudur Sahne yıkılmış olmakla birlikte basamaklar ve kapısı günümüze ulaşmıştır Yörenin ak kalkerli taşından yapılmıştır Oturma yerleri aslan pençeleri ile süslüdür Sahne dikdörtgen biçimindedir Kemerli geçitlerden yanlızca biri, ayrıca üç büyük mermerli kapıdan bir tanesi sağlam durumdadır Ön cephede korniş altındaki Yunanca yazıtın ancak bir parçası korunabilmiştir Yapım tekniğinden ve kemerlerin biçiminden I yy'da yapıldığı sanılmaktadır
Köprü: Kentin Batısında, Efteni Gölü'ne dökülen küçük bir çay üstündedir Üç kemerli köprünün güneyi sağlamcadır Ak, büyük mermer bloklarla, harç kullanılmadan yapılmıştır 10 metre boyundaki köprü tiyatro ile aynı döneme aittir
Mozaikler: Konuralp'in güneyindeki tarlalarda Roma Döneminden kalma iki önemli mozaik döşeme bulunmuştur Bunlardan birinde Yunan mitoloji kahramanı Akilleus ve annesi Thetis'le (deniz tanrıcası) ilgili bir sahne, diğerinde ise Yunan mitolojisinin destansı ozanı Orpheus ve mevsimler temsil edilmektedir Banaş köyünde buna benzer mozaik döşemelere rastlanmıştır Burada kare biçimli bir alan, birbirine geçmeli yuvarlaklarla bölünmüş, her yuvarlağın içine kuş resmi işlenmiştir Bir başka döşemede ise yuvarlak bir alanın ortasına madalyon içinde meyve dollu dallar ve kuşlarla bezenmiş bir sepet çizilmiştir
Surlar: Roma Döneminde yapılan kale günümüze ulaşmamıştır İmparator Gallienus'un III yy'da bastırdığı sikkelerde Prusias ad Hypium'un iki kuleli kent kapısı gösterilmiştir Bizans dönemi surlarının 200 metrelik bölümü günümüzde de ayaktadır Bu surlar antik köprüden hamam Sokağına dek izlenebilir Güneyinde üstünde bir at kabartması bulunan "Atlı Kapı" vardır Bu duvarlar güneydoğuya doğru uzanarak, kale biçiminde bir kule ile son bulur Kale duvarlarında daha önceki dönemin kalıntıları kullanılmıştır
Tyche Heykeli: 1931 yılında Konuralp'te bulunan eser, İstanbul Arkeoloji Müzelerinde sergilenmektedir Bereket Tanrıçası Tyche'yi tasvir eden 260 metre boyundaki heykel MS 2 yy'a ait muhteşem bir Roma eseridir Ayakta tasvir edilmiş olan Tyche, sol elinde çeşitli meyveler bulunan bir bereket boynuzu ve elinde üzüm salkımı olan bir çocuk tutmaktadır
Antoninus Pius Büstü: 1991 yılında Konuralp Beldesinin güneyindeki bir tarlada bulunmuştur Roma İmparatoru Antoninus Pius'un (MS 13-161) mermer bir büstüdür Konuralp Müzesi Taş Eserler Salonunda sergilenmektedir
Lahit: Konuralp Beldesinin batısındaki Tepecik Nekropolünde 1937 yılında bulunmştur Eser Konuralp Müzesi bahçesinde sergilenmektedir Mermerden yapılan bu eser 120 metre yükseklik, 122 m genişlik ve 247 m uzunluğa sahiptir Lahit'in tüm yüzeylerinde kabartma boğa başlarıyla birbirine bağlanan girlandlar içinde rozet ve insan başları işlenmiştir Ön yüzde, içinde kitabesi olmayan bir tabula ansata ile altta aslan, kartal, yaban domuzu ve balıkçıl kuşu tasvirleri bulunmaktadır Lahit MÖ 1 yüzyılla tarihlendirilmektedir
Mezar Stelleri ve Heykel Kaideleri: Genellikle dikdörtgen prizma şeklinde altı ve üstü profilli olan bu eserler; üzerinde yer alan kitabeleri ile antik Konuralp hakkında önemli bilgiler vermektedir
Üskübü Surları: Kentin yüksek kesiminde Arkapol'ü çevreleyen, Osmanlı döneminden kalma duvar kalıntıları vardır
Konuralp Camisi: Bu cami bir Bizans Kilisesinin yerine yapılmıştır Kilisenin mermer taban döşemeleri müzeye kaldırılmıştır 1323'te camiye dönüştürülen yapı XIX yy'da Dilaver Ağa tarafından onarıldığından ilk biçimini tümüyle yitirmiştir Konuralp'in türbesi caminin yanındadır Yeni bir yapı olup içinde üç mezar vardır
Konuralp Hamamı: Kentin en eski Türk yapısıdır Yazıtı yoktur, yapım tarihi ile ilgili bilgiler kesin değildir Hamam tonozla örtülü altı küçük bölmeden oluşmaktadır Güney duvarı büyük mermer antik bloklardan yapılmıştır
Konuralp Su Yolları: Akropol Tepesi ile arkasındaki surlar arasında, onbir destek ayağı bulunmaktadır Bunlar üzerinde ahşap bir su kanalı bulunduğu sanılmaktadır Moloz taştan yapılmış ayaklar Osmanlı Döneminden kalmadır
AKÇAKOCA
Akçakoca tarihinin başlangıcı belli değildir Hakkında ilk yazılı vesikalar 1112 yıllarına aittir Toprak ve mezarlardan çıkarılan paralar, süs eşyaları, heykeller ile kilise, kale ve bina artıkları mazisini aydınlatmakta ve günümüze dek uzanan bilgilerde rivayetlere dayanmaktadır
Bolu ili ile Akçakoca toprakları; Kocaeli yarımadasından Bolu'ya kadar uzanan Bitinya-Bitonya denilen mıntıkada idi
MÖ 1200 tarihlerinde bölgeye ilk önce gelenler Track ve Frik' lerdir Tarihçi Pilne ve coğrafyacı Strabon bölgenin ilk sakinlerinin Track kollarından Bebrycs' ler olduklarını yazar
MÖ 650 tarihinde Yunanistan' ın Beotya Tangar, Megaris bölgelerinden göç ederek Bitinya ve Karadeniz kıyılarına yerleşen Coucon-Kokones kabilesinin şimdiki Akçakoca merkezine yerleşerek Dia şehrini kurdukları Yunan ve Grekc tarihçileri yazmaktadırlar
Bölge sırayla MÖ 1900-1400' de Hitit, Frikya, MÖ 670-547 Lidya krallıkları ile, MÖ 500' de Pers İmparatorluğu, MÖ 280' de Pontus Krallığı, MÖ 395-1453' de Bizans Krallığı, 1204' de Latin İmparatorluğu, 1071-1308 Selçuklu Devleti, 1323-1923 Osmanlı Devleti sınırları içinde kalmıştır
Coulonlar kıyılarının beyaz kayalarla kaplı oluşu sebebiyle kurdukları şehrin adını, parlak anlamına gelen Dia koymuşlardır Bizans himayesinde Poly (Şehir) eklenerek Diapolis olmuştur
Osmanlı hakimiyetine geçince de kelimenin tam anlamı olan Akçaşar denilmiştir Asırlar süren bu isim 1934 yılında Akçakoca olmuştur
Selçuklular zamanında 1085 yıllarında Artuk Bey kuvvetlerinden Üçok'lu obalardan bazıları Koçar Bey tarafından Diapolis dağlarına yerleştirilmişlerdir
Bizanslar tarafından Dobuca' dan Gaguz ve Geçen Türkleri sahildeki Rum köyleri korumak üzere 1167-1185 yılları arasında kıyılara yerleşmişlerdir
Moğollar' dan kaçarak Bolu'nun Cortlan dağlarına sığınan Oğuz boylarından Bozok' lara ait obalar Hypium ant Prusias arazilerine yerleşmişler (1243-1317 tarihleri arasında) 1788 Tatarlar, 1864 Çerkezler, 1877 Abzaha-Laz, Gürcü, 1916 yılında Sürmene Muhacirleri daha sonraları Doğu Karadeniz' den normal göçler olmuştur
Ceneviz Kalesi: Akçakoca'nın 3 km Batısında koya egemen bir burunda yükselen küçük bir kaledir Yöre halkının "Ceneviz Kalesi"diye adlandırdığı bu küçük savunma yeri, moloz, taş ve kiremit kırıkları ile yapılmıştır Kalenin kara yönünde yüksek bir kulesi vardır Avluda kare biçiminde bir sarnıcı bulunmaktadır Bu kalenin XIV Ve XV yy'larda Karadeniz kıyılarında iskeleleri bulunan Cenevizlilerce yapılıp yapılmadığı kesinlikle bilinemiyor Kaleyi Selçukluların yaptırdığı, sonradan Osmanlılarca onarıldığı sanılmaktadır
Akçakoca Bey'in Türbesi: Baba Köyünde, Karadeniz'e egemen bir tepe üstündedir Yöreye özgü mimari tekniğe uygun olarak, yontularak birbirine kenetlenen ağaç kütüklerinden yapılmıştır Sonradan yıkılan mezarlığın çevresi parmaklıklarla çevrilmiştir
FOLKLOR
Yaşam Biçimi:
Düzce, yüzölçümü ve nüfusu bakımından küçük bir il olmasına karşın, değişik yaşam biçimlerini barındırır İlin doğu ve güneyindeki ilçeler kültürel açıdan birbirine benzer Akçakoca Düzce'ye göre oldukça büyük kültürel ayrılıklar göstermektedir
Akçakoca nüfusunun yarıdan çoğunu Doğu Karadeniz göçmenleri oluşturmaktadır 1877'de başlayan göç, yakın zamanlara kadar sürmüştür Bunlar gelenek, görenek, dil ve törelerini yerleştikleri yerlerde de korumuş ve sürdürmüşlerdir Örneğin diğer ilçelerde pek az rastlanan "kan davası" Akçakoca yöresinde oldukça yaygındır Göçmenler yerleştikleri çevreyi de kendi alışkanlıklarına göre biçimlendirmişlerdi Hemşinköy, Vakfıkebir, Ordulu Dağı, Hemşinli Yeri gibi yer adları Doğu Karadeniz kültürünün Akçakoca yöresindeki en belirgin izleridir
Göçmenlerin yöreye getirdikleri en köklü değişiklik ise ekonomik alanda gözlenmektedir Geçmişte temel ekonomik etkinlik olan tahıl üretimi, göçmenlerin gelmesiyle birlikte yerini önce mısır, daha sonra fındık üretimine bırakmıştır 1935'ten sonra giderek gelişen fındık üretimi, zamanla yörenin yaşam biçimini belirleyen tek öge durumuna gelmiştir Tahıl, keten, kenevir ekim alanlarının fındık bahçelerine dönüşmesi, yörenin beslenme bakımından kendine yeterliğini ortadan kaldırdığı gibi, dokumacılığın da unutulmasına neden olmuştur Sonuçta bazı köyler ekmeklerini bile kasabadaki fırınlardan almaya başlamışlardır Bunun yanında fındıktan elde edilen gelirin diğer ürünlerden elde edilenden fazla olması ve fındık üretiminin çetin bir çalışmayı gerektirmemesi, yöre halkına oldukça yüksek bir yaşam düzeyi sağlamıştır
Bu zenginlik köylerin ilçe ve il merkeziyle olan ilişkilerini yoğunlaştırmış, kent yaşamına olan ilgiyi arttırmıştır Ayrıca; Akçakoca'da turizm çevre köylerinin halkını pansiyonculuğa yöneltmiştir Yabancılarla bu bağlamda kurulan toplumsal yaşamda önemli değişikliklere neden olmuş, birçok alışkanlık ve davranış biçiminin yerini yenileri almıştır
Son yıllardaki hızlı gelişme ve hızlı nüfus artışı, Düzce'nin önemini daha da arttırmıştır Temel ekonomik etkinliğin endüstri bitkileri tarımına yönelmesi, köylerin dış pazarla ve Düzce ile olan ilişkilerini sıkılaştırmıştır Buna bağlı olarak, geleneksel tarım toplumu yapısı gözle görülür bir çözülme sürecine girmiştir Düzce'nin başka bir özelliği de nüfusun bir bölümünün Çerkez, Abaza ve Gürcülerden oluşmasıdır Bu topluluklar, gelenekleri ve töreleri bakımından bağımsız birer bütün oluşturmaktadır Sıkı aile bağları, topluluk içi evlenmeleriyle geleneksel yapılarını korumuşlardır
HALK MÜZİĞİ
Düzce ve Akçakoca'da Doğu Karadeniz'den göç edip buraya yerleşen halk arasında kemençe, tulum, gibi sazlara da rastlanmaktadır Kına gecelerinde; yörede nara denilen darbuka çalınır, kına manileri söylenir Bunların dışında yörede Karadeniz kemençesi, davul, tef, nara, (dümbelek) kaşık, zil akordeon ve mızıka'da çalınmaktadır
GELENEKSEL OYUNLAR
İlde Azeri, Çerkez oyunları ile Akçakoca yöresinde horonlar göze çarpmaktadır Akçakoca'da görülen horonların büyük bir bölümü Rize, Hemşin, Hopa yörelerinde oynananlardır Bunların bazılanda Gürcü özelliği de görülür Azeri oyunlarında başta Şeyh Şamil olmak üzere genellikle Kars yöresinde oynanan oyunlara rastlanmaktadırOyunlara türüne göre; bağlama, kaval, davul, kemençe, tulum, mızıka ve zurna eşlik eder
Yöremiz halkı yaşayış bakımından nasıl bir mozaiği andırıyorsa halk oyunları yönünden de böyledir
Yörenin kendine has bir oyunu yoktur Düğünlerde çıngırdaklı def, mızıka, akordeon, kemençe ve bağlama eşliğinde yöresel türküler söylenir Çiftetelli, üçayak, rinna, abhaz oyunları oynanır Düğünlerde çeşitli şenliklere de yer verilir At yarışları, yağlı güreşler, çengi ve köçekler gelen davetlileri karşılarlar Düğün gecelerinde muhabbet tertiplenir, gençler geç saatlere kadar muhabbete devam ederler Çerkez ve abaza muhabbetlerinde 'capşu' denilen meşhur oyunları oynanır Ayakta duran genç kimin eline vurmuşsa ayakta o kalır, diğerleri oturur Oyun böylece devam eder Muhabbet esnasında en büyük kimse onun izni alınmadan odadan çıkılmaz

YEMEK ÇEŞİTLERİMİZ
Yörenin kendine has yemekleri mevcuttur Arnavutların Arnavut böreği, Tatarların şıl böreği, göbete ve mantısı, Muhacırların katlama, sarı burma ve su böreği, Boşnakların Boşnak tatlısı, yerli Türklerin gözleme ve höşmelisi, tavuklu keşkeği, Gürcülerin lepsi, Çerkez ve Abazaların mamursa, Çerkez tavuğu ve halujları meşhurdur
KIYAFETLER
Düzce köylerinde kıyafet farklılıkları görülmektedir Bir köyde Karadeniz'de olduğu gibi peştamal, yün kuşak, çorap ve lastiği olan köylümüz; diğer bir köyde şalvarı ve feracesiyle değişik giysi sunmaktadır İşlemeli cepkenler, pembe şalvarlar, iğne oyalı yemeniler, tel kırmalı örtüler, dokuma önlükler, heybeler maddi kültür unsurlarımızdandır
EL SANATLARI
Düzce'de oymacılık, demircilik, halı ve kilim dokumacılığı el sanatlarımızı oluşturmaktadır


Alıntı Yaparak Cevapla

Düzce

Eski 07-31-2012   #4
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Düzce



Düzcenin Tarihi

Düzce'nin tarihi 14 yy'dan daha gerisine dayanmamaktadır Ancak Düzce’nin 8 km kuzeyinde yeralan Konuralp kasabasının tarihi MÖ 3 yy' a kadar dayanmaktadır Konuralp'in mevcut arkeolojik eserlerden saptandığı kadarıyla zengin bir tarihi vardır Konuralp MÖ 74 yılına kadar Bilecik, Bolu, Kocaeli ve Sakarya şehirlerini kaplayan bir alanda hakimiyet süren BITHYNIA Devleti'nin önemli şehirlerinden birisiydi ve adıda 'Prusias Pros Hypios (Melen Kenarındaki Prusias)'dı MÖ yılında, kısa bir süre Pontus istilasına uğrayan şehir, aynı yıl Roma hakimiyetine girdi Roma devrinde şehir Latin kültürünün tesiri altında kaldı, adıda ' Prusias ad Hypium' olarak değişti Roma devrinde şehirde Hıristiyanlık hakimiyeti hüküm sürdü 395'de Roma İmparatorluğu ikiye bölününce şehir Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınırları içinde kaldı


Osman Gazi'nin komutanlarından Konuralp Bey, Düzce ve çevresini Osmanlı topraklarına katma emrini aldı Bunun üzerine 1321-1323 yılları arasında bu yöredeki Bizans tekfurları ile yaptığı savaş sonunda DÜZBAZAR (Düzce Ovası)’ı ve Bizans Prusias'ını fethetti

Düzce'nin ilk yöneticileri Konuralp Bey, Sungur Bey, Şemsi ve Gündüz Alp'tir

14yydan itibaren bu bölgeye Konuralp ili ve kısaca 'Konrapa' denmiştir Konrapa Bolu'nun fethinden sonra, Bolu Sancağına bağlı bir nahiye haline geldi

16yyın ikinci yarısında Düzce kalabalık köyler tarafından 'pazar' mahali olarak seçilmiş ve o yüzdende ova ortasındaki köye 'Düzce Pazarı ' denilmiştir

Düzce; Osmanlı İmparatorluğu döneminde donanmanın kereste gereksinimini karşılamada önemli bir rol oynamıştır Ayrıca İstanbul'u, Sivas ve Erzurum'a bağlayan yolun üzerinde olması Düzce'nin önemini arttırmıştır

18 ve 19 yyda Düzce ayanların kontrolü altında yaşamıştır

Düzce'nin ilk yöneticileri Konuralp Bey, Sungur Bey, Şemsi ve Gündüz Alp'tir

14yydan itibaren bu bölgeye Konuralp ili ve kısaca 'Konrapa' denmiştir Konrapa Bolu'nun fethinden sonra, Bolu Sancağına bağlı bir nahiye haline geldi

16yyın ikinci yarısında Düzce kalabalık köyler tarafından 'pazar' mahali olarak seçilmiş ve o yüzdende ova ortasındaki köye 'Düzce Pazarı ' denilmiştir

Düzce; Osmanlı İmparatorluğu döneminde donanmanın kereste gereksinimini karşılamada önemli bir rol oynamıştır Ayrıca İstanbul'u, Sivas ve Erzurum'a bağlayan yolun üzerinde olması Düzce'nin önemini arttırmıştır

18 ve 19 yyda Düzce ayanların kontrolü altında yaşamıştır

Abdüllaziz ve Abdülmecit döneminde, Kafkasya'dan, Doğu Karadeniz'den, Doğu Anadolu'dan ve Rumeli'den gelen göçmenler Düzce'nin nüfusunun artmasında ve şehrin büyümesinde önemli rol oynamışlardır Hükümet yeni gelenlere ücretsiz toprak sağlamıştır Düzce'ye göç eden Türkler; Çerkez, Abhaz, Laz, Gürcü, Ordulu, Hemşinli, Batumlu, Hopalı, Tatar, Boşnak, Arnavut ve Bulgaristanlı…gibi geldikleri yerlerin isimleri ile anılmışlardır

Düzce'nin arzetmeye başladığı ticari önem karşısında Rum ve Ermenilerinde şehre yerleşmesiyle birlikte renkli bir sosyal yapı ortaya çıkmıştır

2 Abdülhamit döneminde Düzce'ye bağlı 137 köy vardı ve 6618 hane ile 36088 nüfus yaşıyordu

1869 yılına kadar Düzce nahiye olarak Göynük'e bağlıydı 1870 yılında kaza oldu ve Kastamonu vilayetinin Bolu Sancağı'na bağlandı

Düzce'de yaşayan Abhazların ileri gelenlerinden Elbuz Bey ailesinden Behice Hanım saraya giderek 2 Abdulhamit'le evlendi

1915 yılında hükümetin emriyle Düzce'deki Ermeni Mahallesi (İcadiye Mahallesi) boşaltıldı

30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasıyla Fransız askerleri komşu kazalara kadar çıkartma yaptılar Bu dönemde Bulgaristan göçmeni Nuri Bey, Düzce Müdafa-i Hukuk Cemiyetini kurdu

Milli Mücadele döneminde Düzce'de haraketli askeri ve siyasi gelişmeler yaşandı

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Düzce ilçesi Bolu vilayetine bağlandı Düzce'nin ilk Kaymakamı Midhad Kemal Bey'dir

Cumhuriyet dönemi boyunca, Düzce sanayi ve ticari alanda sürekli bir gelişme ve büyüme yaşadı Düzce’nin güçlü ekonomik yapısının yanında sosyal faaaliyetler alanında sürekli bir hareketlilik yaşanmaktadır Bu özellikleri itibariyle Düzce tarih sayfasına 1950’den itibaren “İL” olarak geçme isteğinde bulunmuştur

Düzce 1944 Düzce Depremi, 1957 Abant Depremi, 1967 Adapazarı Depremi ve 17 Ağustos Körfez Depremlerinden büyük ölçüde etkilenmiştir 12 Kasım Düzce Depremi ise şehri yerle bir etmiştir

Deprem yaralarının daha kolay ve hızlı sarılabilmesi amacıyla Bakanlar Kurulu kararınca Düzce “Türkiye’nin 81 İLİ” olmuştur


Alıntı Yaparak Cevapla

Düzce

Eski 07-31-2012   #5
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Düzce



Düzcenin Coğrafi Yapısı

Düzce il merkezi 39051 dakika kuzey enlemi ile 31008 dakika Doğu boylamında yer alır Türkiye'nin illeri arasındaki yeri, Bolu ili topraklarının batı ve kuzeyinde Sakarya ilinin doğusunda ve Zonguldak İlinin güneybatısında yer alır Kuzeyinde Karadeniz ile sınırdır Diğer illerle sınırlarını tabii sınırlar oluşturur Bu sınırlar kuzeybatıda Sakarya ile Melen Çayı, batı ve güneyde dağların üst kısımları oluştururDeniz seviyesinden yüksekliği 160 metre kadardır Güneydeki bu dağlar, batıdan doğuya Keremali, Elmacık, Güney Bolu ve Sünnice dağlarıdır
Yollara göre doğu-batı yönünde uzanan D-100 karayolu ile TEM otobanı üzerinde yer alır Bu yollar il merkezinden geçer Bu konumu ile Avrupa-Asya arasında transit yol üzerindedir D-100 karayolu il merkezinden ayrılarak Akçakoca ilçesi üzerinden Zonguldak İline bağlanır Düzce bu konumu ile yol kavşağı şehridir


Düzce'nin kuzeyinde Akçakoca, kuzeydoğusunda Yığılca, kuzeybatısında Çilimli ve Cumayeri, batısında Gümüşova ile güneydoğusunda Gölyaka ilçeleri yer alır

Yer Şekilleri

Karadeniz Bölgesinin yer şekillerinin özelliklerini yansıtır Dağlar Karadeniz kıyısına paralel olarak sıralar halinde uzanır Bu yüzden kıyıda doğal limanlar oluşamamıştır Kıyıda yer yer falezler ve aralarında genişçe plajlar yer alır Shef (Kıta sahanlığı) sahası dardır



Dağların, I Jeolojik (paleozoik) zamanda oluşmuş arazi üzerinde II Jeolojik (Mezozoik) zamanda biriken tortulların III Jeolojik (Tersiyer) dönem başlarında, Alp - Himalaya kıvrımları oluşurken ortaya çıkmıştır Zamanın ortalarındaki aşınmadan sonra bütün halinde tekrar yükselmiştir Bu yükselme esnasında Kuzey Anadolu Fay Hattı oluşmuştur Bu hat Düzce ovasının güneyinden geçmektedir


Dağların yükseltisi doğudan batıya ve iç kısımdan Karadeniz kıyısına doğru azalmaktadır Kıyı gerisindeki yer şekilleri plato görünümündedir Kıyı gerisindeki dağların yükseltisi 2000 m'yi geçmemektedir Kaplandede dağı 1160 m'dir


Dağların kıyıdan iç kısımlara doğru yükseltisinin artması, kıyı ile iç kısımlar arasında yıl içinde sıcaklık farklarının fazla olmamasına ve yağış miktarının da buralarda yeterli olmasına etkisi olur


İç kısımda yer alan Düzce ovası dört tarafı dağlarla çevrilidir Bu dağlar ovanın kuzeyinde ve güneyinde fazla arızalı sayılmayan sıralar halinde uzanırlar Ovanın doğu ve batısında birbirlerine yaklaşırlar Ovanın kuzeyini Kaplandede dağları ile uzantısını Orhan dağları oluşturur Güneyindeki sırayı, Keremali, Elmacık, Güney Bolu ve Sünnice dağları oluşturur Ovanın önemli çıkış kapıları (geçitleri) Karadeniz'e Melen vadisi (Dokuz- Esmahanım) boğazı ile Sarıbayır (Şifalı Su) geçididir Bu geçitle Zonguldak iline ulaşılır Batıda Nüfren boğazı ile Aksu vadisi geçidi; güneyde Uğur dere (Derdin) geçididir


Düzce ovasının kabaca güneybatı tarafında Efteni Gölü yer alır Alanı giderek daralmakta olan bu gölde alan daralmasını önleme çalışmaları sürdürülmektedir Gölün alanı 1976 yılı öncesinde 580 hektar iken 1950'li yıllarda başlayan kurutma çalışmaları sonucu 25 hektara kadar düşmüştür Göl seviyesinin yükseltisi 118 metredir


Diğer gölleri; Kaynaşlı ilçe sınırları içinde çok küçük göllerdir Bunlar: Kurugöl, Bıçkıyanı köyünde Topuk gölü, Sarıçökek köyü sınırlarında Islakgöl, Yaylagöl dür


En önemli akarsuyu Melen çayıdır Melen çayı Yığılca ilçe sınırları içinden doğar güneyden Efteni gölüne dökülen Uğur suyunu, Sığırlık, Samandere ve Torkul, doğudan Asar deresini, batıdan da Adapazarı Akyazı yönünden gelen Aksu deresini alır Efteni gölünden çıkarak kuzeye yönelir


Akçakoca Melenağzı köyünden denize dökülür Bu akarsu üzerinde Düzce-Yığılca arasına Hasanlar Barajı kurulmuştur Bu baraj sulama amaçlı yapılmış olup sonradan hidroelektrik üretimine geçilmiştir


Diğer akarsuları dere şeklindedir ve sık bir ağ oluştururlar Hepsi Karadeniz'e sularını boşaltır Kış ve ilkbahar aylarında bol su geçirirler


Bu akarsulardan önemli olanlar; Deredibi, Değirmendere ve Küpler dereleridir

Akçakoca sınırlarında Gümüşova'da Handere ve Kuzderelerin birleşmesi ile Delice suyu oluşur Bu dere de Melen çayı ile birleşir


Alıntı Yaparak Cevapla

Düzce

Eski 07-31-2012   #6
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Düzce



İklim

Karadeniz Bölgesinin sınırları içinde kaldığından genel özellikleri ile Karadeniz ikliminin etkileri görülür Ancak Karadeniz ikliminin yanı sıra Akdeniz ve Karasal iklimleri arası geçiş özelliği gösterir

İklimi çeşitli etkenlerin sonucunda şekillenir

Enlemin etkisinden dolayı sıcaklık güneyde yer alan illere göre düşük olur Deniz kıyısında yer alan Akçakoca'ya göre Düzce ve diğer ilçeleri yaz aylarında daha sıcak, kış aylarında biraz daha soğuk olur Ancak dağların yükseltisi kıyıdan içerlere doğru arttığından az da olsa ancak dağların yükseltisi kıyıdan içerlere doğru artığından az da olsa denizin yağış arttırıcı ılımanlaştırıcı etkisi iç kısımlarda da hissedilir


Hava kütleleri ve basınç merkezlerinin etkileri görülür Bazı zaman kuzey kutupta oluşan soğuk hava (arktik); bazende güneyde tropikal havanın etkisinde kalarak zamansız soğukların ya da sıcakların oluşmasına neden olmaktadır Hava basıncından orta Avrupa basıncından hareket eden hava balkanlar üzerinden gelerek kış aylarında havayı soğutup, kar yağışına neden olur Cephe yağışlarını oluşturur Orta Avrupa yüksek basıncı oluşamadığı zamanlar Karadeniz'in kuzeyine İzlanda alçak basıncı gelir Bu durumda güneyden gelen tropikal hava basıncı oluşur O zamanlar kışlar oldukça sıcak geçer Yaz aylarında Azor yüksek basıncından Basra alçak basıncına doğru oluşan hava akımıda kuzey batıdan gelerek havanın serinlemesine, yamaç yağışlarının oluşmasına etki eder Kuzey yönlü bu tip hava akımları Karadeniz üzerinden geldiğinden yağış ve nem getirirler


Kıyıya paralel uzanan dağların alçaldığı yerlerde delk"in etkisinden dolayı rüzgar yön kazanır Melen Boğazında ve Nüfren Boğazından Düzce'ye doğru kuzey batı yönlü rüzgarların oluşması gibi Düzce etrafının dağlarla çevrili olması rüzgar hızlarının azalmasına ve kış aylarında sis oluşmasına ve geç dağılmasında etkisi olur Oluşan sisler daha sık sıcaklık terselmesidir Akçakoca kıyılarında deniz buğusu sisleri ilkbaharda oluşur


Aylara Göre Hakim Rüzgar Yönleri
Mayıs: Kuzeybatı / Karayel
Nisan-Haziran-Eylül-Kasım: Kuzeydoğu / Poyraz
Ocak-Mart-Ekim-Aralık: Güneydoğu / Lodos
Şubat: Güneydoğu

Bu etkenler sonucu oluşan iklim özellikleri şu şekilde tanımlanır ve özellik kazanır Yazları sıcak, kışları ılık, her mevsim yağışlıdır; en çok yağış sonbahar ve kış aylarındadır Yaz aylarında iki ay kadar kuraklık hissedilir


Toprak

Düzce ovasının hemen tümünde I sınıf alüvyal toprak bulunmaktadır Alüvyal topraklar, yüzey sularının tabanlarında ya da etki alanında akarsular tarafından taşınarak yığılmış bulunan genç sedimentler üzerinde yer alan düz, düze yakın eğimli, (A) C profilli, azonal topraklardır Çeşitli zamanlarda gelen sedimantasyonun şiddetine göre toprak profili genellikle tabakalıdır Üst toprağın alt toprağa geçişi belirsizdir Üzerinde uzun yıllar geçen yerlerde hafif kireç yıkanmaları vardır Ayrıca yer yer bulunan hidromorfik alüvyal araziler, sürekli su tutan, su sızan ya da fazla su aldıklarından uzun sure batak kalabilen yerler vardır


Düzce kent yerleşiminin üzerinde bulunduğu alüvyal topraklar çevresinde kolivyal ve kalkersiz kahverengi orman toprakları yer almaktadır Kolivyal topraklar, yüzeysel akımla ya da yan derelerin kısa mesafelerde taşıyarak eğimin azaldığı yerlerde depo ettiği, meteryallardan oluşan (A) C profilli topraklardır %2'den fazla eğimli düzgün topografyalı arazilerde bulunmaktadır Kalkersiz Kahverengi Topraklarda (A) C profillidir İyi oluşmamış gözenekli yapısı olan A horizonundaki organik madde genellikle asit karakterlidir ve mineral kısımdan ayrı ya da çok az karışmış durumdadır Ilıman ve yağışlı iklimde bulunan yaprağını döken orman altısında oluşmaktadır


Yöredeki çukur alanlarda oluşan, eğimi az, derin alüvyal topraklardır Bu tür topraklar Düzce ovasında geniş alanlar kaplar Ova eğimsiz ve %75 oranında tarıma elverişli niteliktedir Alüvyal topraklar genellikle, kumlu killi topraklar grubuna girer Kum oranı %50 dolayında olan, organik madde ve karbonat bakımından zengin bulunan alanlar, daha nitelikli olduklarından pancar tohumu, patates tohumu, patates, sebze ve meyve üretimine; organik madde ve karbonat yönünden daha az zengin olan kesimler ise, tahıl üretimine elverişlidir


Bitki Örtüsü ve Yaban Yaşam

Karadeniz bitki örtüsü zenginliğini kent çevresindeki doğala yakın alanlarda gözlemek mümkündür Ancak yerleşimlerin gelişmesi ile hızlı değişimler oluşmaktadır Eurosibirian bitki örtüsü yanısıra iklim özelliklerinin daha uygun olması nedeniyle Submediterranean bitki örtüsüne da rastlanmaktadır Sahildeki makiliklerin dağlık alanlardaki orman örtüsüne geçişini sağlayan Düzce ovasında, kültür bitkileri yetiştiriciliği ile değişim görülmektedir


Verimli tarım topraklarının yer aldığı bir çöküntü ovası olarak ekolojisine uygun her tür tarım yapılabilir Endüstri bitkileri ve özellikle tütün için uygundur Doğal bitki örtüsü, alan kullanımlardaki çeşitlilik nedeniyle değişime uğramaktadır Çevredeki zengin orman örtüsü (Kayın, Köknar, Meşe, Gürgen, Kestane, Ihlamur vb) altında zengin alt örtü yer almaktadır


Düzce ve çevresinde av hayvanlarının pek çoğu yaşam ortamı bulmaktadır Ancak bunlardan bazılarının çeşitli nedenlerle sayıları azalmış ya da yok olmuşlardır Düzce'nin büyük bir bölümü av yasağı sınırları içerisindedir (ANONY-Maus, 1987) Yöre avcılarının belirlediklerine göre; ağaç sansarı, gelincik, tilki, kurt, çakal, porsuk, geyik, karaca, ayı, tavşan, su samuru ve çeşitli kuş türleri bulunmaktadır Kuş türleri çoğunlukla Efteni Gölü Yaban Hayatı Koruma Alanında konakçı ya da göçmen olarak yaşamlarını sürdürmektedir


Büyük MelenAkarsular ve Göller

Büyük Melen: Efteni Gölü'nün kuzeybatısından çıkan akarsu, gölün sularını Karadeniz'e boşaltır En yüksek akımı 170 m3/sn (nisan), en az akım 8 m3/sn (ağustos)'dir

Küçük Melen: Baba Dağı eteklerinden doğup, Yığılca ilçesinin eteklerinden geçerek sularını Hasanlar Barajına döker Barajı oluşturan en önemli akarsu olan Küçük Melen'de en yüksek akım 230 m3/sn (nisan), en düşük akım 2,3 m3/sn (ağustos) dir Beslenme alanı 250 km2'dir

Aksu: Düzce'nin güneyindeki dağlardan çıkar, belirli bir kaynağı yoktur Önce, batıya doğru akar, sonra doğuya kıvrılarak Efteni Gölü'ne dökülür En yüksek akım 175 m3/sn (haziran), en düşük akım ise 0, 95 m3/sn (ocak) dir Beslenme alanı 281 km2'dir


Asar Suyu: Bolu Dağları'nın kuzey batısından doğar, yan dereler ve küçük kaynaklarla beslenerek

Düzce İli'nin güneyinden geçer, Küçük Melen'e karışıp Efteni Gölü'ne dökülür Doğu-batı doğrultusunda akan Asar Suyu'nun en yüksek akımı ise 130 m3/sn (mart), en düşük akımı ise 0,35 m3/sn (eylül)'dir Beslenme alanı 180 km2'dir


Uğur Suyu: Keremali Dağları'nda doğar Belirli bir kaynağı yoktur Yan dereler ve akarsu selciklerini toplayan Uğur Suyu, doğu-batı doğrultusunda ilerler, Asar Suyu'nun güneyinde ona paralel olarak akar ve Efteni Gölü'ne dökülür En yüksek akım haziran, en az akım ekim ayındadır Beslenme alanı 285 km2'dir


Efteni Gölü: Düzce'nin 14 km güneybatısında Hamamüstü Köyü çevresindedir Denizden yüksekliği 118 metredir Doğudan Küçük Melen ve Uğur Suyu ile, güneyden Aksu, Beyköy, Kürtler, Hamamüstü, Kalyoncu ve Yeniköy Dereleri ile beslenir Alanı sular çekildiği zaman 5 km2'ye düştüğü gibi taşkınlar zamanında da 25 km2'ye kadar ulaşmaktadır En derin yeri 8 metredir Gölde DSİ tarafından kurutma çalışmaları yapılmaktadır



Hasanlar Barajı: Düzce Ovası'nı sulamak amacıyla Küçük Melen suyu üzerinde kurulmuştur Baraj gölü, Düzce içindeki göllerin en büyüğüdür Su seviyesi en büyük olduğu zaman alanı 42,5 km2 ye ulaşır


Yeraltı Zenginlikleri

Düzce dolaylarında linyit rezervleri saptanmıştır Maden Tetkik Arama Enstitüsünce yapılan araştırmalarda Düzce'de kaplıca suyu ve maden suyu vardır



Ormanlar

Ülkemizin ve hatta dünyanın en güzel ormanları Bolu Dağları üzerinde bulunmaktadır Bolu Dağları’ndaki ormanlar özellikle büyük kentlerde yaşayan insanlar için bir dinlenme ve eğlenme yeri olmaktadır


Düzce’nin %4795’i

Gümüşova’nın %5613’ü

Gölyaka’nın % 6599’u

Çilimli’nin %1759’u

Cumayeri’nin %4305’i orman ve fundalık alandır

Bölgede bulunan ormanların sorunları, köylünün sosyo-ekonomik yapısından kaynaklanan yerleşim ve tarım için yapılan açmalar ile kaçak orman ürünleri ticareti, böcek zararlıları ve dikkatsizlik sonucu çıkan yangınlar oluşmaktadır Özellikle dağlık kesimlere yerleşen aileler fındık bahçesi kurmak için bilinçsizce yaptıkları açmalar sonunda fındık bitkisinin toprağı tutmaması nedeni ile erozyonu artırmaktadır 12 Temmuz- 25 Temmuz 1995, 16 Haziran 1997, Mayıs 1998 tarihlerinde Kaynaşlı, Darıyeri Hasanbey ve Düzce’de meydana gele seller bölgede büyük hasar yaratmış ve maddi kayıplara neden olmuştur


Bölgemiz ormanlarında özellikle karaçam, sarıçam, köknar, kayın, meşe ve diğer yapraklılar şeklinde orman ağaçları bulunmaktadır Muncurlu bölgesindeki meşe ormanları bölge için olduğu kadar Türkiye için de tip itibarı ile korunma zorunluluğu vardır


Samandere Şelalesi tabiat anıtı olağanüstü güzellikleri, insanı ürperten seve düşüşü ile mutlaka koruması gereken bir doğa harikasıdır


Efteni Gölü yaban hayatı koruma alanı olarak tescil edilmiş yaklaşık 150 civarında kuş türünü barındıran önemli bir sulak alandır


Gölyaka İlçesi’nde orman içi dinlenme yeri olarak tescil edilen, çevresi düzenlenen Güzeldere Şelalesi mutlaka görülmesi gereken tabiat harikalarındandır Kocayayla, Torkul Yaylası, Odayeri Yaylası, Kardüz Yaylası ve pek çok yayla ormanlarımız içerisinde de yer almakta ve önemli bir turizm pazarı oluşturacak potansiyele sahiptir


Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.