Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Eğitim - Öğretim - Dersler - Genel Bilgiler > Eğitim & Öğretim > Tarih / Coğrafya

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
büyük, devleti, selçuklu

Büyük Selçuklu Devleti

Eski 07-25-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Büyük Selçuklu Devleti



BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ


(1038 - 1157)

Büyük Selçuklu Devleti, Oğuzların Kınık boyu tarafından kurulmuştur 9 Yüzyıl sonlarından itibaren Oğuzlar, Aral gölü çevresinde Oğuz Yabgu Devleti�ni kurdular Devletin subaşı görevini Kınık boy beyi Selçuk Bey yerine getiriyordu Oğuz Yabgu Devleti�nin 1002�den önce Kıpçak akınları sonucunda yıkılması üzerine Selçuk Bey kendisine bağlı Oğuzlar ile birlikte Cend şehrine geldi Burada Oğuzlar İslam dinini benimsediler Bir süre sonra da Samanoğulları�nın sınırlarını koruma görevini üstlendiler Selçuk Bey�den sonra yerine Arslan Yabgu geçti Bu dönem de Selçukluların güçlenmesinden çekinen Gazneli Mahmut, Arslan Yabgu�yu tutsak etmiştir


Dandanakan Savaşı(1040)

Selçukluları Horasan�dan atmak isteyen Gazneli Mesut büyük bir ordu ile sefere çıktı Dandanakan kalesi önündeki savaşı Selçuklular kazandı (1040)

Dandanakan Savaşının Sonuçları:

- Büyük Selçuklu Devleti resmen kurulmuştur

- Horasan�da Selçuklu egemenliği resmen kesinleşmiştir

- Selçukluların İslam dünyasındaki otoritesi artmıştır

- Gazneliler yıkılışa geçmiştir


Pasinler Savaşı(1048)

Çağrı Bey daha devlet kurulmadan önce 1018 yılında keşif amacıyla 3000 atlı ile Doğu Anadolu�ya gelmişti Bu sefer sırasında Selçuklular Anadolu�nun Türkler için yeni bir yurt olabileceğini anladılar Dandanakan Savaşı�ndan sonra Anadolu�ya giren Selçuklular, Pasinler�de ilk kez Bizans ordusu ile karşılaştılar Pasinler Savaşı Selçukluların galibiyetiyle sonuçlandı(1048)


Malazgirt Meydan Savaşı(1071)

Alp Arslan�ın Anadolu topraklarına akınlar yapması üzerine, Bizans imparatoru Romanos Diogenes büyük bir ordu ile Selçuklulara karşı sefere çıktı Alparslan, Anadolu içlerine akınlar yaptı Bizans İmparatoru 200000 kişilik bir ordu ile Malazgirt Ovası'na geldi Mısır Seferi'ne çıkmış olan Alparslan, ordusunun bir bölümünü Suriye'de bıraktı 50000 kadar askeriyle Malazgirt'e geldi

26 Ağustos 1071'de yapılan savaşta, Bizans ordusu yenildi İmparator Ramanos Diogenes(Romen Diyojen) esir edildi Bağışlanarak ülkesinin başkenti İstanbul'a gönderildi

Malazgirt Meydan Muharebesi, tarihin önemli olaylarından biridir Bu savaştan sonra Anadolu'nun kapıları Türklere açılmıştır

Alıntı Yaparak Cevapla

Büyük Selçuklu Devleti

Eski 07-25-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Büyük Selçuklu Devleti



Büyük Selçuklu Devleti'nin KuruluşuSelçuklular, Türk-İslam devletlerinin en büyüklerindendir Oğuzların Üçoklar kolunun, Kınık boyuna mensupturlar Onuncu yüzyılın sonu ile onbirinci yüzyılın başlarında İslam'ı kabul ettiler Selçuklular; Çin'den, Batı Anadolu dahil bütün Ortadoğu ülkeleri, Akdeniz sahilleri, Kuzeybatı Afrika, Hicaz ve Yemen'den Rusya içlerine kadar yayılan hakimiyetin, muazzam bir kültür ve medeniyetin temsilcisidir

Devlete adını veren Selçuk Bey, Aral Gölü ile Hazar Denizi arasına hakim olan Oğuz Yabgu Devleti'nin kumandanlarından Dukak Subaşı'nın oğludur Dukak ölünce, 17-18 yaşlarındaki Selçuk Bey, subaşı oldu Genç yaşına rağmen yüksek mevkilere ulaşan Selçuk Bey'in devamlı artan bir itibara sahip olması, Yabgu ve eşini telaşlandırdı Onu başlarından atmak için çare aramaya başladılar Öldürülmekten çekinen Selçuk Bey, kabilesiyle birlikte oradan ayrıldı Güney yoluyla, muhtemelen 985 yılı sıralarında, Seyhun nehri kenarında bulunan Cend şehrine geldiler Bölge ve şehir, İslam ülkelerine geçişte hudut durumundaydı

Selçuk Bey'in idaresindeki Türkler, kısa zamanda İslam'ı kabul ettiler Bu durum, Yabgu ile aralarını iyice açtı "Müslümanlar, gayrimüslimlere haraç vermez" diyen Selçuk Bey, Yabgu'nun haraç memurlarını kovdu ve bağımsızlığını ilan etti Gayrimüslim Türklere karşı savaşmaya başladı Selçuk Bey'in, bağımsızlığını ilan edip, Yabgu'ya haraç vermeyerek, Müslüman olmayanlarla mücadeleye girişmesi, çevrede tanınıp itibar kazanmasına yol açtı Oğuz Yabgusuna karşı olan Türkler, etrafında toplandı Müslümanlardan da destek alan Selçuk Bey, Müslüman olmayan Türkler üzerine yaptığı seferlerle şöhret kazandı Onun bu şöhreti, Maveraünnehir'de üstünlük sağlamaya çalışan Müslüman devletlerden birisi olan Sâmânîlerle anlaşmasını sağladı Sâmânî sultanı, Selçuk Beye, devlet sınırlarını diğer Türk akınlarına karşı korumasına karşılık, Buhara yakınlarındaki Nûr kasabasına yerleşme izni verdi

Selçuk Bey; Mikâil, Arslan, İsrafil, Yusuf ve Musa adlarındaki oğullarıyla Büyük Selçuklu Devletinin temelini atıp, Tuğrul ve Çağrı adında iki torun bırakarak, yüz yaşlarında vefat etti Selçuk Bey'in büyük oğlu, Tuğrul ve Çağrı beylerin babası olan Mikâil, babasının sağlığında ölmüştü İkinci büyük oğlu olan Arslan Bey, babasının yerine geçti Yabgu unvanını alarak, Selçuklular da denilmeye başlanan ailesini teşkilatlandırdı Karahanlılar'ın Sâmânî Devletine son vermesi üzerine, Özkend'den kaçan Sâmânî şehzadelerinden İsmail Muntasır'ın, Arslan Yabgu'ya sığınması, Karahanlılarla aralarının açılmasına sebep oldu Arslan Yabgu komutasındaki Selçuklular, Karahanlılar karşısında başarılı muharebeler yaptılar

Selçukluların güçlenmesi, bölgenin hakimi Karahanlılar ile Gazneliler'i zor durumda bıraktı Karahanlı-Gazneli işbirliğiyle 1025'te Arslan Yabgu, Gaznelilerce yakalanıp, Hindistan'daki Kâlencer Kalesine hapsedildi Bu hadiseden sonra, Selçuklularla Gazneliler arasında, açık bir mücadele başladı Onun esareti yıllarında Selçuklular, ortak hükümdar sistemiyle yönetildi Musa'yı yabguluğa, Yusuf'un oğlu İbrahim'i de yınallığa getirdiler Mikâil'in oğulları Tuğrul ve Çağrı beyler, amcalarının hakimiyetini tanımakla birlikte, ayrı bölgelerde yaşamaya başladılar

Mahir süvarilerden oluşan Selçuklular, kalabalık hayvan sürüleri ve atları için, bol otlaklı, geniş yaylalar aradılar Bu amaçla zaman zaman, komşuları Karahanlılar ve Gaznelilerin sınırlarına taşıp, yerli halkın şikâyetlerine sebep oldular Onların bu durumunu kendileri için tehlikeli gören Karahanlılar, Selçuklu ailesi içinde karışıklık çıkarmak istedilerse de başaramadılar Üzerlerine kuvvet gönderildi Hattâ Yusuf Bey öldürüldü Musa Yabgu ile birleşen Tuğrul ve Çağrı beyler, Karahanlı kuvvetlerini yenerek, Yusuf Bey'in intikamını aldılar Siyasî durum iyice gerginleşti Bölgede değişiklikler oldu Bir baskınla Selçuklular bir hayli zayiata uğratıldılar Bunun üzerine Çağrı Bey, dağılan Selçuklulardan üç bin kişilik bir süvari kuvvetiyle, Gazneli mukavemet mevkilerini aşarak, Doğu Anadolu sınırlarına kadar gitti Van Gölü havzasından, kuzeyde Tiflis'e kadar uzanan bölgede keşif harekâtı yaptı Ermeni ve Gürcü kuvvetlerini yenerek, bölgenin otlak ve yaylaklarının keşfiyle, gerekli siyasî, etnik, kültürel ve askerî stratejik bilgileri topladı Bizans şehirlerine girdi Keşif harekâtı neticesinde, bölgenin, Selçukluların yerleşmesine müsait olduğunu tespit ederek Tuğrul Bey'e bildirdi

Selçukluların esir yabgusu Arslan, 1032 yılında, Hindistan'da hapsedilmiş bulunduğu Kâlencer Kalesinde ölünce, Gaznelilerle ilişkiler daha da bozuldu Musa Yabgu ile yeğenleri Çağrı ve Tuğrul beyler kumandasındaki Selçuklu ve Türkmen güçleri, bölgenin en stratejik mevkiinde yer alan ve Gaznelilere ait olan Horasan'a ani bir taarruzla girerek, Merv, Nişabur ve Serahs havalisini ele geçirdiler Gazne sultanı Mesud, Selçukluları tanımak zorunda kaldı Musa Yabgu'ya, Tuğrul ve Çağrı beylere bulundukları yerlerin valiliklerini verdi 1035 yılında yapılan bu antlaşma, dört ay gibi kısa bir süre devam etti Yeniden başlayan Gazneli-Selçuklu mücadelesi, daha da şiddetlendi Selçuklular, hafif süvari kuvvetleriyle, Gaznelilerin fillerle takviye edilmiş, ağır teçhizatlı, çoğu piyadeden meydana gelen ordusuna, gerilla savaşlarıyla çok kayıp verdirdiler 1038 yılında Serahs civarında yapılan savaşta, Gazneli ordusu ağır bir yenilgiye uğradı Gazneli Sultan Mesud, büyük bir devlet adamı, cesur bir kumandan olmasına rağmen, bu yenilgiden sonra, Nişabur'u Selçuklulara bırakıp, kesin sonuç alınacak büyük savaşı devamlı geciktirdi Tuğrul Beyin üvey kardeşi İbrahim Yınal, 1038'de Nişabur'u alıp, Tuğrul Bey adına hutbe okuttu Nişabur'a gelen Tuğrul Beyi muhteşem bir törenle karşıladı Tuğrul Bey, Sultanü'l-Muazzam (Büyük Sultan), Çağrı Bey de Melikü'l-Mülûk (Hükümdarların Hükümdarı) unvanını aldı Büyük Selçuklu Devleti'nin kuruluş ve istiklâlini (bağımsızlığını) ilan ettiler Selçuklu-Gazneli mücadelesi, 23 Mayıs 1040 Dandanakan Meydan Savaşı ve Selçukluların üstünlüğü ele geçirmesiyle neticelendi

Alıntı Yaparak Cevapla

Büyük Selçuklu Devleti

Eski 07-25-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Büyük Selçuklu Devleti



Büyük Selçuklu Devlet Teşkilatı, Kültür ve Medeniyet
Devlet Teşkilatı

Selçukluları meydana getiren Oğuzlar, Orta Asya'dan Maveraünnehir ve Horasan'a gelince bütünüyle İslamiyet'i kabul ettiler Müslüman olmalarıyla eski bozkır kültürünün İslam'a aykırı olmayan müesseselerini sentezleştirdiler Türk Devlet geleneğinin esasını teşkil ettiği Selçuklu devlet teşkilatı; Karahanlı, Sâmânlı, Gazneli ve Abbasî devletleri teşkilatlarından geniş ölçüde faydalanmış ve bunları kendi bünyesinde mükemmel bir surette uygulamıştır


Hükümdar

Töre ve müesseselerin tanıdığı haklarla devletin tek hakimidir Sultan unvanlı hükümdarlara genellikle Sultanülâzam denilirdi Türklerdeki Hakan veya Kağan, batıdaki imparator kelimesinin karşılığıdır Sultan, Türkçe adının yanında İslamî ad da taşırdı Halife tarafından künye ve lakap da verilirdi Sultan, merkezde oturur, ülke toprakları hanedan mensuplarınca idare edilirdi Merkeze bağlı beylik ve atabeglikler vardı Sultanın hakim olduğu ülkelerde adına hutbe okunur ve para basılırdı Fermanlara ve dîvanın kararlarına büyük sultanın imzası yerine tuğra çekilip, tevkiî (nişan) yazılır ve emir ondan sonra yürürlüğe girerdi Harplerde ve devlet ileri gelenleriyle yaptığı seyahatlerde, hakimiyet işareti olarak, başının üstünde atlastan veya altın sırmalı kadifeden yapılmış çetr (hükümdar şemsiyesi) tutulurdu Çetre, sultanın ok ve yaydan meydana gelen armaları işlenirdi Hükümdarlık sarayının kapısında veya saltanat çadırının önünde, namaz vakitlerinde, günde beş defa nevbet (mehter) çalınırdı Sultan, haftanın belirli günlerinde devlet ileri gelenleriyle yüksek mevkili memur ve kumandanları huzuruna kabul edip, ülke meselelerini görüşür ahalinin halinden haberdar olurdu


Saray Teşkilatı

Sarayda sultanın ailesi ve maiyeti otururdu Saray teşkilatı ve teşrifatçılık, önceleri Oğuz töresine göre yapılırken, sonraları İslamî hüviyet kazandı Sarayda, sultanla dîvanlar arasındaki irtibatı Hâcibü'l-hacib denilen Hâcib sağlar; örfî meselelerin hallinde kadıya da yardımcı olurdu Hâcibler, sultanın güvendiği kişiler arasından seçilirdi


Emîr-i Candâr

Saray muhafızlarının başı olup, maiyetindeki hassa birlikleriyle sarayın ve sultanın emniyetini sağlamakla görevliydi Silahdar, merasimlerde sultanın silahlarını taşırdı ve silahhanedeki muhafızların âmiriydi


Emîr-i Alem

Sultanın "Rayet-i Devlet" denilen bayrağını, saltanat sancaklarını taşımak ve muhafaza etmekle görevliydi Emîr-i alemin maiyetinde alemdarlar vardı Yasacı, bayrak ve nevbet takımını muhafaza ve idare ederdi


Câmedâr

Sultanın elbiselerinin muhafızıydı Emîr-i meclis, sultanın ziyafetlerini hazırlatıp, teşrifatçılık yapardı Emîr-i Çeşnigîr, sultanın yemeklerini hazırlayan ve sofra hizmetlerini yapan çeşnigirlerin amiriydi Şerabdar-ı has, sultanın şerbetlerini hazırlamakla, haftanın belirli günlerinde toplanan mecliste ve yemeklerde hizmetle görevliydi Serhenk (Çavuş), törenlerde ve sultanın seyahatlerinde yol açardı Ayrıca, Abdâr, Emîr-i Âhur, Üstadüddâr, Vekîl-i Has, Emîr-i Şikâr, Bazdâr ve Nedimler de sarayda vazifeli kişiler arasındaydı


Hükûmet

Büyük dîvan denilen "dîvan-ı saltanat"ta devletin umumi işleri görüşülüp yürütülürdü Selçuklularda büyük dîvandan başka, devletin malî, askerî, adlî ve diğer işlerine bakan dîvanlar da vardı Dîvan başkanı, sultanın mutla vekili olan Sâhib, Sâhib-i Dîvan ve Hâce-i Büzürg de denilen vezirdi Vezir bir tane olup, alâmet olarak destâr (sarık) ve altın divit verilirdi Vezirin dividi, Devâtdâr'da olup, aynı zamanda sır kâtipliği de yapardı

Selçuklularda, İstifâ dîvanı, malî işlerle ilgilenir, en önemli üyesine Müstevfî denirdi Tuğra dîvanı, ferman, berat, menşur, mektup dahil, yazışmalara tuğra çekerdi İşraf dîvanı; Müşrif-i memâlik de denilen müşrifin âmirliğinde genel teftiş yapardı Dîvan-ı arz'a, Arzü'l-ceyş başkanlık ederdi Emîr-i ariz de denilen bu zatın başkanlığındaki teşkilat, millî savunma hizmetleri ve ordunun ihtiyaçlarını karşılamakla vazifeliydi Şehzadelerin yetişmesiyle ilgilenen atabegler, eyalet merkezlerinde güvenlik hizmetleriyle ilgilenen ve şıhne (veya şahne) denilen askerî valiler, mülkî idareden mesul olan âmiller ve zabıta hizmetleriyle "emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker" (iyiliği emredip kötülükten sakındırma) görevini üstlenmiş olan muhtesipler de hükümet teşkilatı içinde yer alırdı


Adlî Teşkilat

Adliye; şer'î ve örfî kazâ olmak üzere ikiye ayrılırdı Şer'î davalara kadılar bakardı Kâdı'l-kudât denilen baş kadı, Bağdat'ta bulunur, merkezde mahkeme başkanlığı yapardı Baş kadı, diğer kadıları da teftiş ederdi Kadılar, şer'î davalar, tereke (miras), hayrât ve vakıf işlerine bakarlardı Selçuklu Türkleri, Hanefî mezhebinde olduklarından, davalar ve meseleler, bu mezhebin hükümlerine göre halledilirdi Yanlış bir karar verilmişse, öteki kadılar, durumu sultana bildirerek, düzeltme yapılır, hatanın önüne geçilirdi Kadıların yetişmesine çok dikkat edilirdi

Örfî mahkemelerin başında, Emîr-i dâd denilen adalet emîri bulunurdu Bunlar, devlete, kanunlara ve emirlere karşı gelenlerin davalarına, siyasî suçlara bakarlardı Bir nevi olağanüstü mahkemeler demek olan Dîvan-ı mezalim'e başkanlık ederlerdi Kazaskerler (Kadıaskerler), ordu mensuplarının davalarına bakardı Dine aykırı görülen her harekete, muhtesip, anında müdahale ederdi Adliye mensupları, bağımsız olup, büyük dîvana ve eyalet dîvanlara bağlı değildiler


Ordu

Devletin temeli olan ordu, Hassa ordusu ve timarlı sipahilerden meydana eliyordu sarayda özel olarak yetiştirilip, doğrudan sultana bağlı olan Gulamân-ı saray askerleri çeşitli milletlerden seçilirdi Bunlar senede dört defa maaş alırlardı Hassa ordusu; melik, vali, vezir ve diğer yüksek rütbeli devlet memurlarının emri altında, her an harekete hazır askerler olup maaşlıydılar

Sipahiler; süvari kuvvetleriydi Sipahi ordusu mensuplarından her biri, ülkenin çeşitli bölgelerinde kendilerine tahsis edilen toprakların (ikta=dirlik) gelirlerinden geçimlerini sağlıyordu Selçuklular, askerî iktalar sayesinde, maaş ödemeden bir orduyu beslemiş, mühim bir Türkmen nüfusunu toprağa ve devlete bağlayarak iskân etmişti Bu sayede üretimin artmasını, halk ile hükümet arasında yeni askerî ve idarî bir kadronun kurulmasını temin etmişti Bin süvariden fazla asker besleyen ikta sahipleri vardı Büyük Selçuklularda ordu mevcudu, 400000'e kadar çıktı Bunun 46000'i merkezde, geri kalanı devletin diğer bölgelerine dağılmış durumdaydı İkta sistemiyle, ülke menfaatlerini âhenkleştirip, kudretli askerî ve idarî teşkilata sahip oldular Aynı sistem, Osmanlılar'ı da etkiledi Halk arasından Haşer denilen ücretli askerler de alınırdı Ayrıca gönüllü Gâziyân ve çeşitli askerî sınıflar da vardı

Selçuklu ordusunun gezici hastaneleri ve Çerge denilen hamamları vardı Orduda hafif silah olarak ok, yay, kılıç, kalkan, mızrak, harbe, sökü, bozdoğan da denilen topuz, gürz, balta, nacak, çekre, zemberek, pala, cevşen (zırh) ve çokal kullanılırdı Ordunun silahları ülke içinden, en iyi malzeme kullanılarak, sanatında pek mahir ustalar tarafından imal edilirdi Büyük Selçuklularda deniz kuvvetleri olmamasına rağmen, bağlı devletlerde vardı Ordunun ihtiyacının karşılanması ve meselelerin halline Dîvanü'l-ceyş bakardı


Sosyal Hayat

Selçuklularda sınıfsız bir cemiyet hayatı vardı Sosyal yapı, Ortaçağ Avrupası'ndan tamamen ayrıdır Toplum; Selçuklu hanedanı ve mensupları başta olmak üzere askerî ve mülkî rical ile devlet teşkilatı dışında kalan ahaliden meydana geliyorsa da, Avrupa'daki gibi sınıf, Hindistan'daki gibi kast sistemi mevcut değildi Hanedan ve devlet ileri gelenlerinin büyük yetkileri olmasına rağmen, şehirde ve köyde yaşayan halkın, kanun karşısında hak ve vazifeleri vardı Şer'î hükümler karşısında herkes eşitti Köylü hür olup, toprağın hâs ve ikta oluşuna göre hükümetin himayesi altında çalışırdı Vergisini verirdi Mülk, topraklar, veraset yoluyla çocuklara geçerdi


İktisadî ve Ticarî Hayat

Selçukluların hakim olduğu Horasan, İran, Irak, Anadolu ve diğer Ortadoğu ülkeleri bu devirde, ekonomik bakımdan en yüksek seviyeye çıkarak, milletler ve kıtalar arası ticarette köprü görevi görüyordu Selçuklu ülkesinin her türlü ziraî mahsulün yetişmesine müsait iklim, coğrafî ve doğal zenginliklere sahip olması sayesinde bol mahsul yetişiyordu Tahıl sıkıntısı çekilmeyip, o günkü şartlarda fiyatı da ucuzdu Ülke içinde ve dışında, kıtalar ve milletlerarası ticareti emniyetle sağlayan yol ve kervansaraylar yapılmıştı

Yabancı ülkelerle ticarî anlaşmalar yapılıp, çok düşük gümrük tarifeleriyle ihracat ve ithalat teşvik edildi Karada eşkıyanın ve açık denizlerde korsanların tecavüzlerine uğrayan tüccarın zararının, hazineden tazmin edilerek garanti altına alınması, ticaretin gelişmesinde çok etkili oldu Devletin tüccara garantisi, her türlü emniyet, huzur ve imkânın yanında ayrı bir teşvikti

Ticaretin gelişmesi, gümrüklerin azlığı, üretimin bolluğu, otlak ve hayvanların çokluğu sebebiyle, Selçuklu ülkesinde zenginlik ve refah vardı Bol buğday, pirinç ve pamuk tarımı yapılıyordu Çok hayvan yetiştirilip diğer ülkelere satılıyordu Bakır, demir, gümüş ve dokuma sanayii için şap madeni çıkarılıyordu Halı, pamuk ve yünlü dokuma denizci örtüleri, ipek kumaşlar, ipek tül ve mendil dokunup ihraç ediliyordu Kâşihanelerde zarif çiniler imal edilip, Selçuklu eserlerini süslüyordu Yapılan ve satılan mallar, sıkı kontrolden geçerdi Her zanaat kolu, bir lonca teşkilatına bağlıydı Loncalar, meslek ve erbabını kontrol altında tutardı Lonca reisine Ahî, ahîlerin reisine de Ahî Baba denirdi Bu teşkilat daha sonra Osmanlılara geçti Esnaf ve tüccar mallarının alınıp satıldığı, tanıtıldığı, mahallî, millî ve milletlerarası pazarlar kurulurdu Selçuklular, şeker ve nadide eşya alıp, at, halı, ipek ve maden satarlardı Devletin gelir kaynakları, arazi vergisi olan harac, ziraat vergisi olan öşür, iltizam, ganimet, bağlı ve komşu devletlerin hediye ve yıllıkları idi Hayat pahalılığı, yok denecek kadar az olup, 1056 ile 1113 yılları arasındaki yetmişbeş senelik fiyat yükselmesinin oranının toplamı yüzde onu geçmemiştir


İlim

Selçuklular, İslama tam bağlı, itikatta ve amelde Ehl-i sünnet mezhebine mensuptular Türkler ekseriyetle itikatta Matüridî, amelde Hanefî mezhebindendir Ülkede kısmen de itikatta Eş'arî ve amelde Şafiî ve diğer hak mezhep mensupları da vardı Batınîler gibi sapık fırkalar varsa da, bunlarla âlimler ve devlet, mücadele halindeydi Devlet, ilim ve âlimlerin yanında olup, gelişmesi için bütün imkânlarını seferber etmişti Dinî eğitim ve öğretimin yapıldığı medrese, tekke ve zaviyeler ülkenin her tarafında yaygındı

Selçuklu medreselerinde, dinî ve fennî bütün ilimler, konunun mütehassısları tarafından okutulurdu Selçuklular zamanında değerli âlimler yetişip, halâ değerini koruyan orijinal eserler yazıldı Ebü'l-Kasım Abdülkerim Kuşeyrî, Ebu İshak Şirazî, Ebu Meâlî Cüveynî, İmam-ı Gazalî, El-Hatîbî, Abdullah-ı Ensarî, Vâhidî, Fahru'l-İslam Pezdevî, Serahsî, Yûsuf-i Hemedanî, Şehristânî, İmam-ı Begavî, Kâdı Beydâvî, Abdülkâdir-i Geylanî, Nizamülmülk dahil daha pek çok âlim, Büyük Selçuklu ve onlara bağlı devletlerde çok hürmet ve himaye görüp, değerli eserler vererek insanlığa hizmet etmişlerdir

Selçuklular, İslamî ilimlerin eğitim ve öğretiminin yapıldığı ve zamanın fen bilimlerinin öğretildiği çeşitli fakültelere sahip, üniversite mahiyetinde büyük medreseler yaptırdılar En büyüğü, Bağdat'taki Nizamiye Medresesi olup, İsfahan, Nişabur, Belh, Herat, Basra ve Amul'da benzerleri vardı Buralarda aklî ve naklî bütün ilimler öğretilirdi Medreselerde, mütehassıslarınca okutulan riyaziye (matematik), hey'et (astronomi), hendese (geometri), cebir, fizik, kimya sahalarında derin âlimler yetişti Rasathaneler kurularak, gök cisimlerinin hareketleri izlendi ve esaslı takvimler yapıldı Bu sahalarda, edebî yönüyle de tanınan Ömer Hayyam, Muhammed Beyhekî, Ebü'l-Muzaffer İsferâyinî, Vâsıtî, Ahmed Tûsî ve daha pek çok âlim yetişip değerli eserler verdiyse de, onüçüncü yüzyılda İslam ülkelerindeki Moğol tahribatı sebebiyle, bunlardan faydalanma imkânı büyük ölçüde kaybolmuştur Yazılan pek değerli eserler, Moğolların kanlı çizmeleri altında heba olmuştur

Selçuklu sultan ve devlet adamlarının destek ve himayesiyle kıymetli edebiyatçı ve şairler yetişmiştir Selçuklu sarayında, devlet teşkilatıyla edebiyat çevrelerinde genellikle Farsça, medrese çevrelerinde Arapça, Selçuklu hanedanı ve Türkmenler arasında ve orduda da Türkçe konuşulup yazılırdı Nazım ve nesir sahasında kıymetli kitaplarıyla tanınan Meşhur Bostan ve Gülistan sahibi Sadi-i Şirazî, Ömer Hayyam, Enverî, Lami-i Cürcânî, Ebyurdî, Ezrâkî gibi edip ve şairler, nesir ve nazım eserler verdiler Gazâ ve fetih ruhunu canlı tutan destanî eserler yazdılar İlmî eserlerde olduğu gibi, edebî eserlerin bazıları, Moğol tahribatı sebebiyle ele geçmemiştir


Mimarlık ve Sanat

Selçuklu mimarî ve sanat eserlerinin çoğu birer şaheserdir Batınîler, Moğollar ve asırların tahribatına rağmen kalabilenleri uzmanlarınca halâ hayranlıkla incelenmektedir Selçuklu sarayı, köşk, medrese, cami, mescit, türbe, kümbet, kervansaray, ribat, han çarşı, tıp fakültesi mahiyetinde her biri şifa yurdu olan hastane, kaplıca, hamam, çeşme, ev, yol, kale, sur, kule, tersaneler ve diğer sosyal, sivil ve askerî eserler belli başlı Selçuklu mimarî eserlerini oluşturur Kitabe, hat, tezhip, süsleme, minyatür, çini, halı, kilim ve seccadeler ise Selçuklu eserlerine ayrı bir zenginlik kazandırır Çadır şeklinde yapılan kubbeler de Selçuklu mimarî eserlerinin bir başka zarafet ve ihtişam örneğidir Çadır şeklinde kubbe, türbelerde çok kullanılmıştır Sultan, evliya, âlim, devlet adamları ve hürmete lâyık kişiler adına yapılan muhteşem türbeler, ülkenin her tarafında mevcuttu

İlk Büyük Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey'in, Rey'de Künbed-i Tuğrul, İsfahan, Hemedan ve Merv'de diğer sultanların muhteşem türbeleri, çok süslü, kıymetli eşya ve mefruşatla doluydu Bağdat'ta İmam-ı Azam Ebu Hanîfe'ye ve Necef'te Hazret-i Ali'nin makamına muhteşem türbe ve külliyelerin Sultan Melikşah tarafından yapılması, Selçukluların Sahabe-i Kiram, Ehl-i Beyt, âlim ve muhterem zatlara saygılarındandır Selçuklular, Merv, Rey, İsfahan, Hemedan, Bağdat ve Nişabur'da muhteşem saraylar ve camiler inşa ettiler

İsfehan ve Bağdat'ta rasathaneler kurularak, mîladî Gregorien sisteminden daha sağlam ve hassas olan Celalî Takvimi, Sultan Melikşah'ın "Celaleddin" lakabına nisbetle hazırlandı İsfahan ve Bağdat'ta, büyük şehirler de dahil, ülkenin her tarafında şaheser vasıfta büyük ve muhteşem camiler yapıldı Selçuklular zamanında, iki bin kişinin namaz kılabileceği, yirmi bin kişinin vaaz dinleyebileceği kadar büyük camiler yapıldıysa da, bu muhteşem eserler, Batınîler ve Moğollar tarafından tahrip edilmiştir Melikşah'ın, İsfahan'da yaptırdığı Ulu Cami (Mescid-i Cuma), Batınîler tarafından kundaklandı Yanan beşyüz yazma, paha biçilmez Kur'an-ı Kerim dışında cami, bir milyon altın sarfla tamir edildiyse de eski halini alamamıştır

Han, kervansaray, çeşme, yol, köprü, ribat, hankâh, hamam, cami ve medreseler ülkenin her tarafında yaygındı Selçuklularda hükümetin imar ve inşaat işlerine, Emîr-i mîmar yönetiminde bir heyet, nezaret ederdi Ayrıca, büyük abidevî eserlerin, ihtiyaçları vakıf gelirinden karşılanan, daimî bir mimarları bulunurdu

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.