Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Eğitim - Öğretim - Dersler - Genel Bilgiler > Eğitim & Öğretim > Tarih / Coğrafya

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
halime, hatun, peygamberimizin, sütannesi

Peygamberimizin Sütannesi: Halime Hatun

Eski 07-17-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Peygamberimizin Sütannesi: Halime Hatun











Mekke'nin havası, yeni doğan çocuklara yaramıyordu Sıhhatli ve gürbüz büyümelerine maniydi Bu sebeple çocuklarının sıhhatli yetişmesini isteyen bazı aileler, çocuklarını, Mekke dışında bâdiyelerde yaşayan sütanneye veriyorlardı Çünkü, oraların hem havası güzel, suyu temiz ve tatlıydı, hem de orada yetişen çocuklar Arapçayı daha düzgün bir şekilde konuşuyordu

Geç kalmışlardı
Sütanne olacak kadınlar, yılda iki defa Mekke'ye gelirler, küçük çocukları alarak yurtlarına götürürlerdi Peygamberimizin dünyaya teşrif etmesinden hemen sonra, Benî Sâd kabilesine mensup kadınlar, beyleri ile birlikte Mekke'ye geldiler Bunlardan biri de Hazret-i Halime'ydi

Halime hatun şöyle anlatır:
“İçinde bulunduğumuz kuraklık ve kıtlık senesinde, hiçbir şeyimiz kalmamıştı Ben kır bir merkebe binmiştim Yanımızda da yaşlı bir devemiz bulunuyordu Bu devemiz, bize bir damla bile süt vermiyordu Biz Mekke'ye bir rahmet yağmuruna kavuşmayı, darlıktan kurtulmayı umarak gelmiştik Bindiğim zayıf merkebin yürüyüşünün ağırlığı, arkadaşların canını sıkacak dereceye varmıştı Bunun için beni beklemeyip Mekke'ye benden önce vardılar

Hazret-i Halime Mekke'ye girdiğinde, kadınların hemen hepsi, emzirecek bir çocuk bulmuş, sevinç içerisinde yurtlarının yolunu tutmuşlardı bile

Abdülmuttalib de, sevgili torunu Peygamberimizi bir sütanneye vermeyi çok istiyordu Fakat kadınlardan kime teklif ettiyse, “Yetimdir” diyerek almaya yanaşmadılar Hiç kimse bu çocuk hürmetine, berekete kavuşacaklarını hayal bile edemiyorlardı Resulullahın dedesi, çaresizlik içerisinde dolaşırken, emzirecek bir çocuk bulamamanın üzüntüsünü kalbinde hisseden Halime ile karşılaştı Ona sordu:
- Sen hangi kabiledensin?

Hazret-i Halime cevap verdi:
- Benî Sâd kabilesinden

Abdülmuttalib, ona ismini sordu “Halime” olduğunu öğrenince, gülümsedi ve dedi ki:
- Çok güzel! Sâd ve hilm iki haslettir ki, dünyanın hayrı da, ahiretin izzet ve şerefi de bunlara bağlıdır Ey Halime, benim yanımda yetim bir çocuk var Diğer kadınlar, “Biz götüreceğimiz çocukların babalarından faydalanmayı umuyoruz Yetimi alıp da ne yapacağız” diyerek onu almak istemediler Bari sen bunu al Belki onun yüzünden mutluluğa erersin

Başka çocuk yoktur
Halime, biraz ileride bulunan kocasına danışmak için müsaade isteyip, kocasının yanına gitti Kocasına haber vererek dedi ki:
- Mekke'de bu yetim çocuktan başka emzirilecek çocuk yoktur O çocuğu almamızı uygun görür müsün? Çünkü ben yurdumuza emzirilecek çocuk almadan, eli boş dönmeyi hoş bulmuyorum Uygun görürsen, O yetimi alacağım

Kocası Hâris, onun teklifini kabul ederek dedi ki:
- Almanda bir mahzur yok Belki Allahü teâlâ bize onun yüzünden bereket ve bolluk ihsan eder

Halime hatun, hiç olmazsa bir çocuk bulabilmiş olmanın sevinciyle Peygamberimizin dedesinin yanına geldi Çocuğu almak istediğini söyledi Abdülmuttalib buna çok sevindi Onu Hazret-i Amine'nin yanına götürdü Hazret-i Amine, Halime'yi, “Hoş geldin, safa geldin” diyerek karşıladı Birlikte Resulullahın uyuduğu odaya gittiler

Misk kokuları yayıyordu
Peygamberimiz sütten daha ak bir yün kundağa sarılmıştı Altına da yeşil bir kumaş serilmişti Sırtüstü yatmış, mışıl mışıl uyuyor, etrafa misk gibi kokular yayıyordu

Hazret-i Halime, Peygamberimizi görünce, güzelliğine ve sevimliliğine hayran kaldı Böyle bir çocuğu yanına aldığı için çok sevinçliydi Peygamberimizi kucağına aldı Mübarek yavru, sütannesine gülümsedi Halime de onu öptü Sevinçliydi Hazret-i Amine ise, üzgündü Yavrusu ancak birkaç gün yanında kalabilmişti Hasretine nasıl dayanacaktı? Fakat, sevgili oğlunun sıhhatli büyümesi için, buna mecbur olduğunu düşünerek teselli buldu

Hazret-i Amine, Halime hatuna dedi ki:
- Bana üç gece; “Oğlun Benî Sâd kabilesinden, Ebu Züeyb ailesi içinde emzirilecektir" denildi

Bunun üzerine Hazret-i Halime dedi ki:
- İşte, bu kucağımdaki çocuğun sütbabası Ebu Züeyb'dir O benim kocam olur

Bunun üzerine Amine hatunun içi ferahladı İşittiği şeyler kendisini sevindirdi

Hazret-i Halime, Peygamberimiz kucağında olduğu hâlde, kocasının yanına geldi Sonra sağ memesini Peygamberimize, sol memesini de oğluna verdi Emdiler ve uyudular Bundan böyle Resulullah, hep sağ memeden emecek, sol memeyi hiç almayacaktı

Hazret-i Halime'nin önceleri sütü çok azdı Daha önce kendi oğluna bile yetmiyor, çocuk açlıktan ağlayıp duruyordu Şimdi her ikisinin de doyduğunu görünce sevindiler Hemen sonra, daha önce çok az sütü olan devenin memelerinin de sütle dolduğunu görünce, sevinçleri bir kat daha arttı Halime'nin kocası dedi ki:
- Ey Halime, bilmiş ol ki, sen mübarek ve uğurlu bir çocuk almışsın

Dur, bizi de bekle!
Gerçekten de bundan böyle, bu aile ile birlikte Sâdoğulları kabilesi, kuraklıktan, kıtlıktan kurtulup, bolluk ve berekete kavuşacaktı

Bütün hazırlıklarını tamamlayan Hazret-i Halime ve kocası, biraz sonra yola çıktılar Bu arada binek hayvanlarında büyük bir değişikliğin olduğunu gördüler Gelirken çok gerilerde kalan merkep, sonradan çıktığı hâlde, kafilenin bütün hayvanlarını geride bırakıyordu Diğer kadınlar bunu görünce, şaşırıp kaldılar ve dediler ki:
- Ey Halime, başına rahmet yağsın! Yoksa bu merkep, gelirken bindiğin hayvan değil mi? Dur da bizi bekle!

Yorucu bir yolculuktan sonra, kafile yurtlarına vardı

O yıl Sâdoğulları yurdunda büyük bir kuraklık hâkimdi Hayvanların yayılıp karınlarını doyurabilecekleri hiçbir otlak yoktu Bu yüzden, koyunlar sabahleyin ayrıldıkları gibi, akşamleyin aç olarak eve dönüyorlardı Hayvanlar iyice cılızlaşmışlardı Fakat Hazret-i Halime bolluk ve berekete mazhar olmuştu Diğerlerinden farklı olarak koyunları da akşamleyin eve karınları doymuş; memeleri sütle dolmuş bir şekilde dönüyordu

Yazıklar olsun size!
Bu durum kabile halkının da dikkatini çekmişti Çobanlarına çıkışıyorlardı:
- Yazıklar olsun size! Siz de bizim koyunlarımızı Halime'nin çobanının koyunlarını otlattığı yerde otlatsanıza!

Halime ve kocası, bu bolluk ve iyiliğe, yetim diye kimsenin almaya yanaşmadığı çocuk yüzünden kavuştuklarını biliyor, şükrediyorlardı Günler böylece geçti

Peygamberimiz gün geçtikce gelişiyor, gürbüzleşiyordu Onun çocukluğu da diğer çocuklara benzemiyordu Daha sekiz aylıkken konuşuyor, konuşulanı da dinliyordu Dokuz aylıkken çok düzgün bir şekilde konuşmaya başlamıştı On aylık olunca ok atmaya başlamış, iki yaşına geldiğinde ise, gösterişli bir çocuk olmuştu

Peygamberimiz iki yaşında sütten de kesilmişti Onun sütten kesilmesi, Hazret-i Halime'yi de, kocasını da derinden üzdü Onun sebebiyle hayır ve berekete nail oldukları için, bir müddet daha yanlarında kalmasını çok istiyorlardı Fakat artık, onu yanlarında tutamazlardı Annesine teslim etmeleri gerekiyordu

Birgün yanlarına aldılar ve Mekke'ye gittiler Hazret-i Amine birden ciğerparesini karşısında görünce, çok heyecanlandı Ne kadar da büyümüş, gürbüzleşmişti Artık bundan sonra, hep beraber olacaklarını düşünerek, seviniyordu Fakat bu mübarek çocuktan ayrılmak istemeyen Hazret-i Halime, Peygamberimizin annesine dedi ki:
- Oğulcuğumu büyüyünceye kadar yanımda bıraksan iyi olur Onun Mekke vebasına tutulmasından korkarım

Hazret-i Amine oğlunun hasta olmasını düşünmek bile istemiyordu Artık hasretine razıydı Yeter ki, biricik oğlu hastalanmasındı Bu düşünce ile Hazret-i Halime'nin teklifini kabul etti Böylece Peygamberimiz bir müddet daha Benî Sâd yurdunda kalmak üzere Mekke'den ayrıldı

Kralımıza götüreceğiz
Bu arada Halime hatun, Mekke'ye giderken, Sirer Vadisi'nde bazı Habeş hıristiyanlarına rastlamıştı Hıristiyanlar Halime hatuna, nereye gittiğini sordular Sonra da Peygamber efendimize dikkatli dikkatli baktılar

Peygamber efendimizin iki küreği arasındaki peygamberlik mührüne ve gözlerindeki kırmızılığa baktılar Sonra da bu kırmızılığın devamlı olup olmadığını sordular Halime hatun, bu kırmızılığın devamlı olduğunu söyleyince, hıristiyanlar dediler ki:
- Biz bunu kralımıza götüreceğiz Zira bunun bizimle ilgisi vardır Biz onun hâlini biliyoruz

Hazret-i Halime çok korktu ve hemen Peygamberimizi alarak onlardan uzaklaştı

Peygamberimiz sütannesinin yanında, sütkardeşi Abdullah ile birlikte koyun otlatacak kadar büyümüştü Birgün yine evin arkasında, yeni doğan kuzuların yanında bulundukları bir sırada, iki kişi geldi Peygamberimizi yere yatırdı Sonra da göğsünü açarak kalbini yardılar Kan pıhtısına benzer birşeyi çıkararak dediler ki:
- Bu, sende bulunan şeytana ait bir şeydi

Kureyşli kardeşim
Resulullahın sütkardeşi Abdullah, bu iki yabancının, sevgili kardeşine yaptıkları şeyi görünce, çok korktu Koşarak eve geldi ve anne ve babasına seslendi:
- Koşun, Kureyşli kardeşim öldürüldü!

Onun bu feryadı üzerine, karı-koca, hemen dışarı fırladılar Resulullahın bulunduğu yere doğru koştular Peygamberimiz ayakta idi Yüzü sararmış, fakat gülümsüyordu Hemen ona sordular:
- Yavrum sana ne oldu?
- Beyaz elbiseli iki kişi gelip, beni yere yatırdı Sonra da karnımda bilmediğim bir şeyi aradılar

Hazret-i Halime ile kocası çok korkmuşlardı Resulullaha bir zarar gelmesinden endişe ediyorlardı Kocası Hâris, Halime'ye dedi ki:
- Halime, ben bu çocuğun başına bir felaket gelmesinden korkuyorum Başına birşey gelmeden önce, onu götür âilesine teslim et!

Halime de hiç vakit geçirmeden, Peygamberimizi alıp, Mekke'ye götürdü Fakat Mekke'de onu bir ara kaybetti Buna çok üzüldü Bütün aramalara rağmen bulamadı Hemen Abdülmuttalib'e gitti Üzüntü içerisinde durumu haber verdi O da birkaç kişi ile birlikte, onu aramaya çıktı Nihayet Peygamberimiz bulundu

Hazret-i Amine, oğlunu tekrar gördüğüne sevinmiş, hemen geri getirilmesine ise bir mana verememişti Halime'ye dedi ki:
- Çocuğu niçin getirdin? Onu, yanında tutmak için ısrar edip durmuştun
- Oğulcuğumu Allah büyüttü Ben sadece, üzerime düşeni yapmış bulunuyorum Onun başına bir felaket gelmesinden korkuyorum Sana getirip sağ salim teslim etmek istedim

Anneciğim, anneciğim!
Aradan yıllar geçti Peygamberimizin annesi de, dedesi de vefat etti Peygamberimiz de artık büyüyüp evlendi Zaman zaman Hazret-i Halime'yi görürdü Sütannesine karşı derin bir sevgi beslerdi Onu gördükçe, “Anneciğim, anneciğim!” der, saygı gösterirdi Hemen üzerindeki fazla elbiseyi çıkarır, onun altına serer, bir ihtiyacı varsa, derhal yerine getirirdi

Birgün Hazret-i Halime, onu ziyarete gelmişti Sâdoğulları yurdunda, yine kıtlık olduğunu, hastalıktan hayvanların kırıldığını söyledi Peygamberimizin ona verebilecek fazla birşeyi yoktu Fakat Hazret-i Hadice, Peygamber efendimizin sütannesini boş olarak göndermeye gönlü razı olmadı Kırk koyunla bir deve verdi

Hazret-i Halime, bu ikram karşısında memnuniyetini bildirdi Sevinç içerisinde evine döndü

Sonraki yıllarda müslüman olarak sahabîye olma şerefini kazanan Hazret-i Halime, Cennet-ül-Bakî kabristanına defnedilmiştir Allah ondan razı olsun!

alıntı

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.