Gotik Sanatı |
|
|
#1 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Gotik SanatıAkıl ilkesiyle, gizemci bir aşkla ve maddenin gözlemlenmesiyle belirginleşen gotik sanat, ışık etkileri ve bezeme öğeleriyle oynayarak, roman sanatının dolu yüzeyleri yerine boşlukları getirmiş, ruhun ve dünyanın aynası olarak hacimlerin göz kamaştırıcı bir oyunu gibi ortaya çıkmıştır Başlangıçta «gotik» terimi, XV yy İtalya’sında, Ortaçağ sanatını nitelemek için barbarla eşanlamlı, küçültücü bir sıfat olarak ortaya çıktı: Germen istilacıların, güzel diye nitelendirilemeyecek kadar antik mükemmellikten uzak, cicili bicili bir sanat getirdiği düşünülüyor, Ortaçağ bir çöküş dönemi, İlkçağ’la Rönesans arasında sanatta açılan bir parantez olarak algılanıyordu Oysa Rönesans, özellikle mimarlık alanında Ortaçağ tekniklerini tümüyle silip atmadı Örneğin Paris’teki Saint Eustache Kilisesi’nde yenilenen dekor, Ortaçağ yapım anlayışının sınırları içindeydi![]() XIX yy’da gotik sanat kavramı, dönemin yalnız son bölümü için (XII yy ortası-XVI yy başı) kullanılmaya başladı ve esas olarak mimarlığın kimi karakterlerine dayanan ve romantik harekete bağlı bir zevk değişikliğinin sonucu olan yeni bir tanıma kavuştu![]() XII yy’daki değişimlerGotik sanat, sürüp giden Ortaçağ sanatını bir kesintiye uğratmamış, daha çok önceki arayışların ulaştığı bir sonuç olmuştur Özellikle Arap uygarlığı aracılığıyla yeniden keşfedilen Aristoteles felsefesine dayalı yeni düşünce biçimlerine bağlı olarak, dönüşüm halindeki bir toplumda gelişmiştir Gerçekten de XII yy’a kadar Ortaçağ düşüncesi Platon öğretisiyle beslenmişti Buna göre, algılanan dünya, tek gerçek ve dolayısıyla dikkate alınmaya değer tek şey olan ilahi dünyanın yanıltıcı bir yansımasından başka bir şey değildi Taban tabana zıt bir yaklaşımla, doğanın özenle gözlemlenmesini ve analizini öngören Aristoteles’in yapıtı, figürlü sanatlarda gerçekçiliğin giderek gelişmesinin temelini oluşturur ![]() Üniversitelerin kurulmasıyla keşişler, gelişen ve çeşitlenen bir eğitimin tekelini yavaş yavaş ellerinden kaçırmışlardır Hiçbir tarikata bağlı olmayan rahiplerin ve laiklerin sanattaki rolü, hızlı bir biçimde gelişen kentlerde artmış ve manastırdan çok, kolektif bir yapıt olarak katedral, yenileşmenin odağı olmuştur Değişim o sıralarda iyice güçlenmiş olan Capet Hanedanı’nın temsil ettiği Fransa krallığının merkezi olan Ile-de-France’ta ortaya çıkmıştır![]() Kaynak |
|
|
|