Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Eğitim - Öğretim - Dersler - Genel Bilgiler > Eğitim & Öğretim > Tarih / Coğrafya

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
göktürkler

Göktürkler

Eski 07-16-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Göktürkler



Göktürkler





Asya "Büyük Hun" imparatorluğundan sonra, her bakımdan temsil ettiği Türk kültürü itibariyle 2 "süper" Türk imparatorluğu niteliğinde olan Gök-Türk hakanlığı, "Türk" sözünü ilk defa resmî devlet adı olarak benimsemekle bütün bir millete ad vermek şerefini kazanmış, Doğu Sibirya'daki Yakut Türkleri ile batıda Ogur (Bulgar) Türklerinin bir kısmı dışındaki Türk asıllı bütün kütleleri kendi idaresinde birleştirmiştir Hakanlığın yıkılmasından sonra bir yelpaze gibi açılarak dört tarafa yayılan çeşitli Türk zümreleri gittikleri yerlerde 'Türk" adını ve Gök-Türk idarî, siyasî ve iktisadî geleneklerini yaşatmışlardır Yine bütün bu Türklerin tarihinde Gök-Türk teşkilatının, edebiyatının, töre ve hayat telakkisinin izleri görülmüştür Gök-Türklerden sonraki çağlarda, R Türkçesi (Ogur lehçesi) müstesna, bütün Türk lehçe ve ağızları Gök-Türk Türkçesi'nin damgasını taşır Doğudan batıya:Orta Asya, Türkistan, Maveraünnehir, Kuzey Hindistan, İran, Anadolu, Irak, Suriye ve Balkan Türkleri, Gök-Türkler yolu ile Türk'tür
Bizim bugün diğer Türk devlet ve zümrelerinden ayırdetmek üzere Gök-Türk (Kök-Türk) dediğimiz bu topluluk ve devletin adı "Türk" veya "Türük" idi Ancak, kitabelerin bir yerinde kendini Gök-Türk olarak tanıtmıştır ki, "Gök'e mensup, ilahî Türk" manasına gelen bu tabir V Thomsen'e göre hakanlığın parlak devresine işaret etmekte olmalıdır (herhalde Mu-kan Kağan zamanı)

Gök-Türk hakanlığı çağında, daha doğrusu 6-9 asırlarda Orta Asya'da tarihî rol oynayan toplulukların, çeşitli adlar altında gruplaşan Tölesler olduğu anlaşılmaktadır Türkçe Töles kelimesi ihtimal "asıl, kök, temel" manalarına gelmektedir Bk L Bazin, Les Calendriers, s 661, 667

Töles (Tölös, Tolis, Çince'de T'ie - lo, T'ieh - le)'ler, Çin kaynaklarında eski Hun boylarından olarak zikredilen ve bütün Orta Asya'ya yayılmış kalabalık Türk kütleleri bütünüdür Sui-shu (Çin Sui hanedanının - 581 - 618-yıllığı)'da 50 kadar kabilesi sayılmakta ve şöyle sıralanmaktadır: l'i Baykal gölünün kuzeyinde, 5'i Tola ırmağı kuzeyinde, 5'i Tanrı dağları kuzey eteğinde, 9'u Altaylar'ın güneybatısında, 4'ü K'ang (Semerkant havalisi) "krallığı"nın kuzeyinde, 10'u Seyhun boyunda, 4'ü Hazar'ın doğusu ve batısında, 6'sı Fu-lin(Bizans)'in doğusunda" Ancak Baykal gölünden Karadeniz'e kadar yayılan bu toplulukların hepsini de Türk menşeli saymak doğru olmasa gerektir En batıda gösterilen bazılarının (mesela Alanlar) İranlı oldukları biliniyor Wu-hun (=Ugor)'lar da Urallı bir kavim grubudur Ayrıca Ogur boylarının da T'ieh-le'ler olarak zikredildiği anlaşılmaktadır Töles boylarının, taşıdıkları adlar henüz tamamen çözülememiş olmakla beraber, Hunlardan geldikleri ve umumiyetle dil ve örflerinin Gök-Türklerinkinin aynı olduğu belirtilmiştir' " Bazı Çin kayıtlarına göre, Tabgaçlar devrinde (386-534), yüksek tekerlekli araba kullandıklarından dolayı Kao-kü (Chao-ch'e = yüksek tekerlek) diye adlandırılan bir kısım Töles kabileleri diğer Türkler gibi kendilerini kurt ata'dan türemiş kabul ederlerdi Ayrıca, T'ang-shu (Çin T'ang sülalesi -618-906- yıllığı)'da da 15 Töles kabilesinin adlan verilmiştir Gök-Türk hakanlığı zamanında Orta ve Doğu Asya'da gruplaşan Tölesler ile diğer ilgili bölgelerdeki topluluklar şunlardır:

1 Tarduş (Çince'de Sie Yen-t'o, Hsieh Yen-t'o Hsie/ = Sir/ Yen-t'o = Tarduş?) lar Töles kabilelerinden bir grup (herhalde Tarduş: Hakan Tar-du'nun unvanı ile anılanlar: Batı Gök-Türk'leri= On-oklar) Altaylar'ın batısında oturmakta olup Töleslerin en zengin ve kuvvetlileri olarak gösterilirler

2 Uygurlar Töleslerden bir kütle Tola ırmağının kuzey sahasında yer almışlardı

3 On-0klar (ihtimal "Tarduş" diye de adlandırılan Töles grubu), Altaylar'dan Seyhun (Sır-derya) yakınlarına kadar uzanan geniş bölgede görünüyorlar Çu ırmağı - Isıkgöle göre, 5'i doğuda To-lu (sol kanat), 5'i batıda Nu-çi-pi (sağ kanat) adı ile 10 kabileden kurulu olup, "Batı Gök-Türkleri" diye de anılmışlardır Türgişler (aşbk) To-lulardan idiler Ayrıca bunlar-dan bir kısmı Çu-yüe (Çiğil?) ve Ç'u-mi (Çumul) adları ile anılan Türk kabileleri ile birlikte 630'u takip eden yıllarda, Gök-Türk hakanlığının fetret devresinde, Beş-balık civanndaki kurak bozkırlara çekilmişler ve Şa-t'o (Çince çöl veya Türkçe sadak? Veya Çiğil'ler?) adını almışlardır

4 Karluklar Altaylar'ın batısında idiler

5 Oğuzlar (630'dan sonra bu adla ortaya çıkan Töles boyları) Selenga ırmağı - Ötüken bölgesinde oturuyorlardı

6 Doğu Avrupa'da Türk toplulukları: Avarlar, Hazarlar, Ogurlar, Peçenekler ve ihtimal Kıpçak-Kumanlar vb

7 Kırgızlar Baykal'ın batısında, Yenisey nehrinin kaynakları bölgesinde idiler

8 Basmıllar (Çince'de Pa-si-mi) İdi-kut(hükümdar)'unun Türk olduğu belirtilen bu kavmin aslen yabancı olup, Türklerle karıştığı ileri sürülmüştür Daha ziyade îç-Asya'da Beş-balık havalisinde görünmektedirler

9 K'i-tan, Tatabı, Dokuz-Tatar, Otuz-Tatar gibi Moğol soyundan kabileler doğu bölgesinde Kerulen ve Onon nehirleri havalisinde bulunuyorlardı
Ancak, hatırlatmak gerekir ki, bütün bu topluluklar, zaman zaman yer değiştirmekte, arada bir çözülen boylardan yeni birlikler meydana gelmekte, hülasa oynak kütleler teşkil etmekte idiler Yine görülmektedir ki, Tarduş, Uygur, On-ok, Oğuz, Ogur, Hazar vb gibi isimler Türk soyundan gelen kütlelerin türlü teşkilatlanmalar dolayısıyla aldıkları adlardan ibarettir "Türk" de, bilinen manası ile önceleri belirli bir topluluğun (Aşına ailesi etrafında toplananların) adı iken sonraları yaygınlaşmıştır

Gök-Türkler, Çin kaynaklarının açıkça belirttikleri üzere, Asya Hunlarından iniyorlardı Başbuğ ailesi olan Aşına soyunun bir dişi kurttan türediğine dair o çağda pek yaygın olduğu anlaşılan rivayetler Gök-Türklerin erken tarihini efsanelerle karıştırmaktadır Ancak kurttan-türeme geleneğinin Asya Hunları arasında da mevcut olması ve kurt ata'nın Türkleri dar, geçilmez yollardan selamete ulaştırdığı (Bozkurt Destanı'nın aslı) rivayetinin Hunlarda görülmesi Gök-Türklerin Hunlara nispetini ortaya koymaktadır Aşına ailesinin, yalnız bir erkek çocuk hayatta kalmak üzere, katliama uğramış olduğu rivayeti , Tsü-kü (aslında Asya Hun devletinde bir unvan) adlı Hun ailesine mensup Meng-sün tarafından kurulan Kuzey Liang Hun devletinin (yk bk) 439'da Tabgaçlar tarafından yıkılması hadisesine bağlamak mümkündür Sui-shu (Çin yıllığı, 581-618)'ya göre, bu Hun devletinde idareyi elinde tutan Tsü-kü(Chü-ch'ü)'ler imha edildiği zaman A-shih-na (Açına) kolu 500 ailelik bir kütle halinde, Kan-su bölgesinden göçerek, Juan-juanlara sığınmışlardı Gök-Türklerin nüvesini teşkil ettiği belirtilen ve Meng-sün'ün oğlu An-çu ve sonra torunu Şu'nun öldürülmesi üzerine önce Hsi-hai'da iken sonra Altaylar'a nüfuz eden bu kütle, Chü-ch'ü (Tsü-kü)ler yolu ile de Asya Hunlarına bağlanmaktadır ve hatta, bu kısa göç hareketini idare eden Aşına soyunun, Güney Hun tanhuları yolu ile Mo-tun'un mensup olduğu ünlü T'u-ko (Tu-ku) ailesinden gelmesi kuvvetle muhtemeldir Kurt ata inancı dolayısıyla Gök-Türk hakanlık belgesi, altından kurt başlı sancak (tuğ) olmuştur

Alıntı Yaparak Cevapla

Göktürkler

Eski 07-16-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Göktürkler



gizli Türk teşkilatı Börü Budun

Bu konuda edindiğim son bilgiler şöyle:

Börü budun göktürk hakanı Vezir Bilge Tonyukuk tarafından, İlteriş yani Kutluk Kağanın emriyle tahmini olarak 680 de kuruldu Karşı ordular ve milletler hakkında çeşitli ajanlar kullanarak bilgi toplamak ve sabote etmek gibi işler için kullanıldı Toplamda 50 kişiye yakın oldukları söylenmekte Henüz hükümdarlığını ilan etmemiş olan ve devlet kurma hazırlığında olan İlteriş kağan, Başta vezir Bilge Tonyukuk olmak üzere onyedi arkadaşı ile bir birlik oluşturmaya karar verdiğinde ortaya ilk teşkilat olarak börü budun çıktı Daha sonra ise 2 Göktürk devleti zamanı başladı

Aşına soyunun bir dişi kurttan türediğine dair o çağda pek yaygın olduğu anlaşılan rivayetler, Gök-Türklerin erken tarihini efsanelerle karıştırmaktadır Ancak kurttan-türeme geleneğinin, Asya Hunları arasında da mevcut olması ve kurt ata'nın Türkleri dar, geçilmez yollardan selamete ulaştırdığı (Bozkurt Destanı'nın aslı) rivayetinin Hunlarda görülmesi, Gök-Türklerin Hunlara nispetini ortaya koymaktadır Aşına ailesinin, yalnız bir erkek çocuk hayatta kalmak üzere, katliama uğramış olduğu rivayetini, Tsü-kü (aslında Asya Hun devletinde bir unvan) adlı Hun ailesine mensup Meng-sün tarafından kurulan Kuzey Liang Hun Devletinin, 439'da Tabgaçlar tarafından yıkılması hadisesine bağlamak mümkündür Sui-shu'ya (Çin yıllığı, 581-618) göre, bu Hun devletinde idareyi elinde tutan Tsü-kü (Chü-ch'ü)'ler imha edildiği zaman, A-shih-na (Aşına) kolu, 500 ailelik bir kütle halinde, Kan-su bölgesinden göçerek, Juan-juanlara sığınmışlardı Gök-Türklerin nüvesini teşkil ettiği belirtilen ve Meng-sün'ün oğlu An-çu ve sonra torunu Şu'nun öldürülmesi üzerine önce Hsi-hai'da iken sonra Altaylar'a nüfuz eden bu kütle, Chü-ch'üler (Tsü-kü) yolu ile de Asya Hunlarına bağlanmaktadır ve hatta, bu kısa göç hareketini idare eden Aşına soyunun, Güney Hun tanhuları yolu ile Mo-tun'un mensup olduğu ünlü T'u-ko (Tu-ku) ailesinden gelmesi kuvvetle muhtemeldir Kurt ata inancı dolayısıyla Gök-Türk hakanlık belgesi, altından kurt başlı sancak (tuğ) olmuştur

Kurt başlı sancak bu kurulmuş olan börü budun için bir gelenek ve simge halini de almıştır Belki de dünyanın en eski istihbarat ve haber alma teşkilatı olmuştur Büyük Selçuk İmparatorluğunun kurulması Börü Budun üyesi olan subaşı Dukak'a verilen emir ile oğlu zeki ve etkileyici konuşmaları ile tanınan Selçuk Bey'in budun emrine alınması sonucu gerekli Türk Kavimlerinin desteği sağlanarak baş olması sonucunda gerçekleştirilmişti Sık sık devletler ile iç içe olmasına rağmen, devletlerden bağımsız olarak göktürk örf, adet ve geleneklerine bağlı olduğu bilinen börü budun, Büyük selçukluya kadar islamlaşmış olmasına rağmen derin göktanrı ve şaman inancının etkilerini, büyülerini, ayinlerini ve geleneklerini sürdürmüştü Anadolu selçuklu ve büyük selçuklunun ayrılmasının kararında en büyük etkinin yine Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Selçuk Bey'in oğlu Arslan Yabgu'nun torunu olarak anadolu içlerini fetihle görevlendirilmiş, Anadoluya girişi ise börü budun tarafından istihbarat ağıyla donatılmış ve bizans ordusunda moral bozucu etkenler oluşturulmuş şekilde teslim alan Sultan Muhammed Alparslan sağlamıştır Alâeddin Keykubad zamanında devlet işlerinde etkili olduğu söylenen Börü Budun teşkilatı bir çok dergah şeyhi, yönetici ve padişahın da üye bulunduğu gizli tarikatlar kurarak genişlemeye devam etmiştir Alâeddin Keykubad, 1 Haziran 1237 tarihinde Kayseri'de vefat etti Yerine İzzeddin Kılıç Arslan'ı veliaht tayin etmesine rağmen, teşkilatın isteğinin dışında büyük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev tahta geçti Böylece börü budun anadolu selçuklulardaki gücünü kaybetmeye başladığını anlayınca teşkilat gizlendi Eskişehir, Kütahya, Afyon ve Denizli, Selçuklu-İslâm kültürünün yerleştiği uc merkezleri olarak yükselip Gazi Türkmenlerin faaliyette bulunduğu en ileri uc bölgesiyle Selçuklu uc bölgesi arasında bir ara bölge haline geldiler Uc bölgelerinde ortaya çıkan Türkmen beylikleri arasında Konya'ya hakim olan Karamanoğulları en kuvvetlisi görünüyor ve Selçukluların varisi olduğunu iddia ediyordu Batı Anadolu'da Aydınoğulları, devrin şartlarına göre mükemmel bir donanma gücüne sahip bulunuyorduGöçebe bir kavmin süratle denizci olması ve Adalar (Ege) Denizini alt üst eden gazalarıyla hayranlık uyandırması, şaşılacak bir gelişmeydi Bu devir Anadolu'sunda yine mühim sayılabilecek bir güce sahip bulunan Germiyanoğulları, Karesioğuları, Menteşeoğulları, Saruhanoğulları, Hamidoğulları ve Candaroğulları beyliklerinden her biri, kendi hesabına yayılma mücadelesine girişti Bunlar arasında Söğüt'te kurulan Osmanlı Beyliği en mütevazı bir durumda bulunuyordu

Ertuğrul Gazi, tahminen doksan yaşında olduğu halde, 1288'de vefat ettiğinde, Osmanlı Beyliği; Karacadağ, Söğüt, Domaniç ve çevresinde 4800 kilometrekarelik mütevazı bir toprak parçasına sahipti Ertuğrul Bey'in vefatından sonra, uçtaki Oğuz aşiretlerinin ittifakıyla, Kayı boyundan olduğu için, Osman Bey börü budun yardımıyla hepsine baş seçildi Diğer Anadolu beyleri birbirleriyle uğraşırken Osman Bey bu teşkilatın desteği ve yol göstermesi ile, Bizans'la mücadele etti Bu sayede, 1288'de Selçuklu sultanının gönderdiği hakimiyet alâmetlerini alan Osman Gazi, böylece kendi nüfuz bölgesini ve oradaki reayayı (halkı) Bizans'a ve komşu beylere karşı koruma mesuliyetini yüklenmiş oldu Çevresine aldığı Samsa Çavuş, Konuralp ( gök börü ), Akçakoca ( gök börü ) , Aykut Alp, Abdurrahman Gazi gibi aşiret beyleriyle birlikte fetih hareketini başlatan Osman Gazi kısa sürede İnönü, Eskişehir, Karacahisar, Yarhisar, İnegöl ve Bilecik'i zaptetti Bilecik'in fethi ve Osman Bey'in beylik merkezini buraya nakletmesiyle; Anadolu Selçukluları'nca Moğollara karşı girişilen başarısız Sülemiş isyanı neticesinde Sultan III Alaaddin Keykubad'ın kaçması hemen hemen aynı tarihlere rastladı Bu sebeple Selçuklu Devleti'nin başsız kalması neticesinde daha serbest hareket etmeye başlayan Osman Gazi, bağımsızlığını (istiklâlini) ilan etti (27 Ocak 1300)

Osman gazi sahip olduğu mükkemmel istihbarat ağı sayesinde, gerek gizli ahilik ve yesevilik gibi tarikatların desteğini de alarak, önceden pisikolojik olarak muhasara ettiği bizans kalerlerini tek tek ele geçirdi efke, Mekece, Akhisar, Geyve ve Leblebici kalelerinin fethinden sonra Osman Gazi, askerî harekâtın başına oğlu Orhan Gazi'yi getirdi (1320) Osman Gazi, Bundan sonra ölümüne kadar, teşkilât meseleleriyle meşgul oldu

Börü budun daha önceden kurmuş olduğu gizli örgütler ve tarikatları anadolu Türklüğünün geleceği olarak gördüğü genç osmanlılara yardım amacıyla harekete geçirdi Edebâli, Dâvûd-ı Kayserî, Dursun Fakih gibi büyükler, Karaman ülkesinden kalkıp, Osmanlı toprağına kondular ve kültür faaliyetlerini başlattılar

Ertuğrul Gazi'nin, oğlu Osman Gazi'ye bıraktığı 4800 kilometrekarelik beylik, 43 yıl içinde, üç mislinden daha fazla büyüyerek 16000 kilometrekareye ulaştı Orhan Gazi ise, babasından devraldığı devletini, altı kat daha büyüterek, 95 bin kilometrekareye çıkardı Nihayet, Murad-ı Hüdâvendigâr, 1361-1389 yılları arasında, devletini beş misli daha büyüterek, 500 bin kilometrekareye yükseltti Artık aşiretten beyliğe geçen Osmanlı Devleti, imparatorluğa hazırlanıyordu ve gayesini de çizmişti

Gerçekten de, bir aşiretten, cihangir bir imparatorluğa giden yolda, neler yapıldığı incelenecek olursa, devletin temelleri ve şaşırtıcı yükselişi daha iyi anlaşılır Nitekim Fransız tarihçisi Grengur da "Bu yeni imparatorluğun teessüsü, beşer tarihinin en büyük ve hayrete değer vakalarından biridir" demektedir

Kendisini Cengiz'in mirasçısı olarak gören ve Cengiz imparatorluğu topraklarının tamamına hâkim bir İslam devleti kurmak isteyen Timur Han, Altınordu Hanlığı gibi, Ankara civarında 20 Temmuz 1402'de, Osmanlı Devletine de büyük bir darbe vurdu ve Anadolu'yu tekrar parçaladı Ancak Timur han istenmeyen bu savaşı kaznmış olsa da, politik sebeplerle börü budunun desteklediği bu Türk devletini yıkma girişiminden dolayı cezalandırıldı Ancak Timur han'da börü budun'a üye olup emirlerini oradan alsa da amacının bu devleti yıkmak olmadığını beyan etmişti

Tarihçiler Timur'un kellelerden kuleler yaptığını, şehirleri yakıp yıktığını da hatırlatırlar Yıldırım Bayezid'le savaşmış ve kardeş orduları birbirine kırdırmış olmakla da suçlanır Gerçekten Ankara Savaşı'ndan sonra Osmanlı Devleti, bir süre bocalamış ve bir fetret devri geçirmiştir Fakat aynı tarihçiler, hatta bütün tarihçiler, Timur Han'ın son ana kadar savaşı başlatmamak için, Yıldırım Bayezid Han'ın ise başlatmak için gayret gösterdiğini yazarlar

Ama o, kendi devrine kadar, Bilge Kağan'dan başka hiçbir Türk hükümdarın göstermediği bir anlayışla, gurur kaynağını şu sözlerle belirtmiştir:

"Biz ki Melik-i Turan, Emîr-i Türkistan'ız,
Biz ki Türk oğlu Türk'üz;
Biz ki milletlerin en kadîmî ve en ulusu Türk'ün başbuğuyuz!"

Timur Han, 19 Mart 1405 günü vefat etti Son sözü "Lâ ilâhe illallah" oldu Cenazesini mumyalayarak Semerkant'a götürdüler Sağlığında çok sevdiği torunu Muhammed Sultan için yaptırdığı türbeye, torununun yanına gömüldü

Ancak Anadolu'da Türklüğün yayılması ve cihan Türk imparatorluğu kurmakla görevlendirilmiş olan bir Türk Devletine karşı savaşmış olan Timur devleti yok edilmeye mahkum edilmişti çoktan

Bu arada Osmanlı'da Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihânın payitahtı olmalıdır" diyen Fatih Sultan Mehmed, bundan sonra cihan hakimiyeti projesini gerçekleştirmek üzere, sistemli bir teşebbüse girişti

Peygamber efendimizin 800 küsur sene önce verdiği müjde, 29 Mayıs 1453 günü gerçekleşti Bu durumda 1000 yıllık Şarkî Roma (Bizans) tarihe karışıyordu Sistemli çalışmalar, pisikolojik yıldırma, vur kaç taktikleri ve güçlü istihbarat ağı Mehmet'e yardımcı olmuş, Türlük dünyasının dört bir yanından gelen bilim adamları ve alimler Fatih olmasının temellerini atmışlardı

----------------------------

"Mâhir bir kumandan, Türk askeriyle dünyayı kutuptan kutba kadar katedebilir" (Vandal)

"Seleflerinin gayretleri sayesinde, Sultan Süleyman öyle bir orduyu emri altında bulunduruyordu ki, kuruluşu ve silahları bakımından bu ordu, dünyanın bütün diğer ordularından dört asır ilerideydi Her Türk askeri, yalnız başına, seçkin bir Avrupa taburuna bedeldi" (Benoist Mechin)

"Kudretli Türk ordusu, bir tek emirle, tek vücut ve iyi kurulmuş bir makine halinde harekete geçiyordu" (Henri Hauser)

----------------------------

Türk ordusu mükemmel yapısı, milliyetçi tavrı ve börü budun gibi bir istihbarat ağıyla gitmeden yıllarca öncesinden sefer yapılacak yerler hakkında bilgi sahibi oluyor ve gittikleri yeri feth etmeden gelmiyorlardı

Ancak börü budunun karşı olduğu bir tavır Osmanlı Türk ordusu içine yerleşen Devşirme yöntemiydi Börü budunun tavsiyesi ile kurulmuş olan Akıncılar bu yüzden gözden düşmeye başladılar

Müslüman Türklerden meydana getirilen hafif süvari kuvvetlerine verilen bu isim, 500 sene sonra Avrupa'da "komando" olarak ortaya çıkacaktır

Akıncılardan bin kişinin komutanına binbaşı, yüz askerin komutanına yüzbaşı ve on neferinkine de onbaşı denilirdi Bunların hepsinin üstünde de akıncı beyi denilen akıncı kumandanı vardı ve buna akıncı sancak beyi de denilirdi Bu beyler, börü budun yönetimindeki söz sahibi ( gök börü ) tarafından seçilir ve soylu Türk Ailelerinden gelmelerine dikkat edilirdi

Akıncılarla beraber Serhad kulu askerinin bir bölümünü de "Deliler" teşkil ediyordu Öncü birliklerden olan ve deli denilen bu atlılar da akıncılar gibi gözünü budaktan sakınmıyorlardı

Gerçekten bu sınıfa mensub olanlar, öyle bir cesarete sahip idiler ki, asır "delil" demek olan bu tabir, cesaretlerinden dolayı halk arasında "deli" olarak meşhur olmuştu İri yarı ve cesaretli kimselerden meydana gelen bu hafif süvari birliği, ocaklarını Hz Ömer'e kadar dayandırırlar Fevkalade cesaret, atılganlık ve korkunç kıyafetleri ile düşmana dehşet veren Deliler, hep galip gelirlerdi Bu sınf askerî birliğin parolası"yazılan gelir başa" şeklinde idi Böyle bir anlayış ve şuura sahip oldukları için hiç bir tehlikeden çekinmezlerdi

Sancak beyi veya beylerbeyi maiyetinde olan delilerde, akıncıların bütün silahlan vardı Bunların her elli-altmış kişisi "bayrak" adı ile bir birlik meydana getiriyordu Bu birliklerin birkaç tanesi "Delibaşı" adında bir subayın komutasında idi Birkaç delibaşının askerleri de "Alaybeyi" veya "Serçeşme" denilen daha yüksek rütbeli bir subayın komutasına havale edilmişlerdi

XVI asırlardan önce pek görülmeyen bu askerî birlik, Türklerden başka Bosnak, Sırp ve Hırvat gibi Müslüman olmuş cengaverlerden meydana gelmişti Bunlar, tamamıyle Rumeli halkından oldukları için orada bulunurlardıDevlette, zaaf belirtilerinin görüldüğü devşirmelerin arttığı XVIII asırdan itibaren bu askerî birlik de önemini kaybetti Yeniçerilerin ortadan kaldırılması ile bunlar da ne yazık ki lagv edildi

Devşirme Kanunu, bilhassa 17 yüzyılın başından itibaren, Hıristiyan çocuklarının gerekli tetkik ve muayeneler yapılmadan alınmaları, tutulması gerekli olan eşkâl defterine pek ehemmiyet verilmemesi üzerine bozulmaya başlamıştır Bu durum, Yeniçeri Ocağına, devşirme efradının alınmasından vazgeçilmesine yol açmıştır On sekizinci yüzyıl başlarında, yalnız Bostancı Ocağı için 1000 devşirme toplanmışken, aynı yüzyılın ortalarında, devşirme usulü börü budunun baskısı sonucu kesin olarak bırakılmıştır

Tanzimat ve Islahat Fermanları döneminde sayıları giderek artan “batı tarzında eğitimveren kurumlar”dan yetişen Osmanlı aydınları, batı fikirlerinden ve özellikle Fransız düşüncesinden önemli ölçüde etkilendiler Derinlemesine bir felsefî gelenek oluşturmasa bile,Osmanlı aydınları 19 yüzyılın ikinci yarısından itibaren “hürriyet, adalet, eşitlik, toplumsaldayanışma, parlamento” gibi kavramları fikir kategorileri arasına yerleştirmeye başladı Bu tartışmaların ve Tanzimat’la birlikte yeşermeye başlayan “yasalara dayalı devlet” fikrinin etkisiyle, Osmanlı siyasal hayatında “sistemin değiştirilmesine yönelik” ilk örgütlenmeler de başlamış oldu Bu örgütlenmelerden ilki “Genç Osmanlılar Hareketi”dir 1865 yılında kurulan “Genç Osmanlılar Cemiyeti” cemiyeti, 1867’ye kadar daha çok, taraftar toplama ve fikirlerini yayma çabası içinde oldu Bu çabaların en büyük destekçilerinden bir de Gizli Türk Örgütü Börü Budun oldu

Örgütün, 1876’da, yaptığı bir saray darbesi sonucu Sultan Abdülaziz tahttan uzaklaştırıldı ve meşrutiyet yanlısı olan V Murat padişah oldu Meşrutiyet yanlısı Osmanlı yüksek bürokrasisi ile bu aydınlar arasındaki yakınlaşma sonucunda bu aydınların önemli bir bölümü ülkeye döndü Bir “Kanun-ı Esasi Encümeni” kuruldu Asabı, hükümdarlık yapacak kadar güçlü olmayan V Murad tahttan ayrıldı ve yerine meşrutiyeti ilân edeceğine söz veren II Abdülhamid geçti

Hazırlanan Anayasa 23 Aralık 1876’da ilân edildi ve ilk Türk parlamentosu 1877 yılının ilk aylarında toplandı 1876’da Osmanlı ülkesinin pek çok bölgesinden İstanbul’a gelen “mebuslar”, birbirlerinin farklılıklarını ilk defa bu parlamentoda gayet açık olarak gördüler Zaten bu ilk “meşrutiyet” de pek uzun ömürlü olmadı 1877 yılında Rusya ile patlak veren savaş, Osmanlı ordusunun ağır mağlubiyeti ve Ayastefanos Antlaşması ile son bulunca, Padişah II Abdülhamid, savaş kışkırtıcılığıyla suçladığı meclisi tatil etti ve Kanun-ı Esasi’yi askıya aldı 1878’den 1908’e kadar devam edecek olan kendi kişisel egemenliğine dayalı bir yönetim oluşturdu

Sultan, ülke içinde denetimi sağlamanın ve sürdürebilmenin yol ve haberleşme ağı ile ilgili olduğunu düşündüğü için ciddi bir demiryolu ve telgraf ağı oluşturmak üzere yoğun bir çaba gösterdi, bunda da başarılı olduğu söylenebilir İşte bu dönemden sonra Börü Budun örgütü teknoloji ile ilk karşılaşmasını sağlamıştı II Abdulhamit her ne kadar Meşrutiyete karşı bir kişi gibi görünse de Saray içerisinde çok güçlü olan Örgüt yüzünden çok fazla bir etkinlik sağlayamıyordu

Öte yandan, hükümdarın kurduğu katı ve baskıcı yönetim içeride örgütün desteklediği geniş bir aydın muhalefetini yaygın hale getirdi 1890’lı yıllardan başlayarak, önce Askeri Tıbbiye’de oluşturulan “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti” bu muhalefet hareketinin odağı haline geldi O kadar ki Denilebilir ki ; sözkonusu eğitim kurumlarında okuyan öğrenciler arasında “İttihatçılık” neredeyse doğal bir olgu haline gelmişti

Ahmet Rıza Bey’in ( börü ) öncülüğündeki “Osmanlı Terakki veİttihat Cemiyeti” ile Prens Sebahattin’in öncülüğündeki “Âdem-i Merkeziyet ve Teşebbüs-ü Şahsi Cemiyeti”Ahmet Rıza Bey’in öncülüğündeki Cemiyet, yurt içinde özellikle Selanik’te örgütlenmiş olan ve daha çok küçük rütbeli subay ve memurların oluşturduğu “Osmanlı Hürriyet Cemiyeti” arasında yapılan görüşmeler sonucunda 1906 yılında birleşme kararı alındı ve “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti” adı altında güçlü bir muhalefet örgütü ortaya çıkmış oldu Bu örgütün, 1908 yılı başlarından itibaren yürüttüğü yoğun çalışmalar sonucunda II Abdülhamid, 24 Temmuz 1908’de Meşrutiyeti yeniden ilânederek Kanun-ı Esasi’yi yürürlüğe koydu

Artık örgüt resmi bir kanaldan Osmanlıya sözünü geçirebilecek bir yapıya kavuşmuştu İttihat ve Terakki partisindeki güçlü isimlerin büyük bir kısmı örgüt adına çalışıyordu Ancak zaman içerisinde şahsi çıkarlarını öne çıkaranlar oldu

Meşrûtiyetin îlânından sonra ülkeye dönen Prens Sebahaddîn Bey grubu, İttihat ve Terakki ile birlikte hareket etmeyi reddederek kendi görüşleri doğrultusunda faaliyet göstermeye başladılar Adem-i Merkeziyetçi görüşleri sebebiyle İttihat ve Terakkiden bekledikleri iltifâtı göremediler İttihat ve Terakki ile tamâmen irtibâtı kesen Prens Sebahaddîn Bey, 14 Eylül’de Ahrâr Fırkasının kurulmasını destekledi Kısa zamanda muhâlefetin sesi hâline gelen Ahrâr Fırkası, İttihat ve Terakkinin gizli kapaklı yönetim modeliyle iktidar tekelciliğinin ve gizliliğinin sonunda bir istibdat meydana gelebileceği konusunu işledi İdârî ve siyâsî mesûliyetten uzak olan İttihat ve Terakkinin devlet işlerine karışmasını, hükûmeti ve milleti tahakkümü altına almasını, orduyu siyâsete karıştırmasını tenkid etti Bu teşkilata savaş açmak anlamına geliyordu

İttihat ve Terakkiye karşı gerek meclis içi, gerekse meclis dışı muhâlefet şiddetlendirildi Meclis içinde, çok az üyesi bulunan Ahrâr Fırkası, Meclis dışında Serbestî Gazetesi ile muhâlefet çalışmalarını sürdürdü Bu gazete, eski memurlardan şantaj yoluyla para alındığını gösteren belgeler ve makâleler yayınladı Siyâsî rakiplerine karşı tedhiş yoluna baş vuran İttihatçılar, Serbestî Gazetesi başyazarı Hasan Fehmi’yi Sirkeci Postahânesi yanında esrarlı bir şekilde öldürttüler Hasan Fehmi’nin cenâze töreni İttihatçıların aleyhinde bir gösteri mâhiyetinde cereyân etti Derviş Vahdetî ve arkadaşları tarafından kurulan İttihat-ı Muhammedî Cemiyeti ve yayın organı olan Volkan Gazetesi de, İttihat ve Terakki aleyhinde faaliyet gösterdiler İttihat ve Terakkinin ordu içinde kendisine karşı olan, milletini, dînini ve vatanını seven subayları, orduda gençleştirme bahânesiyle tasfiye etmesi, orduda huzursuzluklara yol açtı İttihat ve Terakkinin Pâdişâha ve hilâfet makâmına karşı olan sevimsiz hareketleri de, sağduyu sâhibi Müslüman ahâlide nefret uyandırdı

Sultan Abdülhamîd Hanı tahttan indiren, Trablusgarb’ı İtalyanlara bırakan, çıkardığı kiliseler kânunuyla Balkanlardaki Hıristiyanların birlik kurmalarını sağlayan ve Balkanların Osmanlı Devletinden kopmasına sebeb olan, Bâbıâlî Baskınını düzenleyen ve milleti zulüm ve tedhiş ile idâre eden, Sarıkamış fâciâsında on binlerce Müslüman-Türkün canına kıyan, mecnûnâne bir hareketle Kanal Seferini açarak Filistin ve Sûriye’de Osmanlı ordusunun ve bu toprakların elden çıkmasına sebeb olan, dört senelik Birinci Dünyâ Harbi müddetince Anadolu’da halkı açlık, sussuzluk, yokluk içinde inleten İttihat ve Terakki ileri gelenlerinden Enver Paşa Türkistan’da, Talat Paşa Berlin’de, Cemâl Paşa da Tiflis’te, Ermenilere teslim edilerek onlar tarafından öldürüldüler Teşkilatın amaç ve istekleri doğrultusunda hareket etmelerinin sonuçları acı çıktı

Aslında cemiyet; kuruluş, teşkilâtlanma ve faaliyet bakımından farklı özellikler taşıyordu Cemiyeti yöneten genel merkez üyesi yedi kişinin kimlikleri, Meşrûtiyet îlân edildikten sonra bile açıklanmadı Üyeler, masonların törenlerine benzer usûllerle cemiyete alınırdı Rehber üyelerce tavsiye edilen ve uygun görülen kişiler, tahlif heyeti (yemîn kurulu) önünde yemin ederlerdi

Cemiyete giren üye, teşkilâtın gayesi uğruna gerektiğinde canını fedâya hazır olduğunu bu yeminle kabul ediyordu Cemiyetin amaçlarına aykırı hareket eden, ihanet eden üyeler için merkez heyetleri, mahkeme gibi yargılama yaparlar ve suçluyu ölümle cezâlandırırlardı
_________________
Börü Budun hiyerarşik düzen olarak başta Gök kağan denilen bir yöneticiye sahipti Gök Kağan kuruluşta Vezir Tonyukuk ’un yardımcısı iken, ölümünden sonra sadece hükümdara bağlı bir çeşit vezir olarak görev yapardı Ancak görüşmelerde bulunmaz, onun yerine kağan ile birebir görüşür ve bilgileri sadece kağan ile paylaşırdı Bir çok vezir bile Gök Kağan’ın kim olduğunu bilmezdi II Göktürklerin yıkılışından sonra Gök Kağan mutlak kağan olarak yetkilendirildi Hatta bir rivayete göre Türk Milleti üzerinde Gök Kağan’ın emirlere uymayanlar Gök Tanrı ve Eski Kağanların Ruhlarının toplandığı bir Divan tarafından lanetlenecekti Göktürklerden sonra Börü Budun yönetimine geçen ve bu örgüt tarafından desteklenen bir çok kağan ve yönetici bile Gök Kağan’ın kim olduğunu bilmezdi

İnanışa göre Gök Kağan öldüğünden bir zaman sonra Anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğacak ve Türk birliğini yeniden sağlayacaktı Gök Kağan’ın kim olduğunu Gök Börü yani Gök Kurtlar denilen ve yönetici sınıfından olan 3 kişi bilirdi Bu 3 kişi ve Gök Kağan belirli aralıklarla çeşitli kararlar almak için Budun divanı denilen, Millet divanında toplanır, bu divanda Milletin durumu ve toprakları ile, stratejik ve ekonomik planları oluştururlardı Osmanlının ilk döneminde Gök Kurtların sayısının 5 olduğu rivayet edilmektedir Bilinen en büyük sayı ise, Osmanlı’nın genişleme devrinde 6 Gök Kurt olmuştur

Gök Kağan’ın yeninden yer yüzüne gelmesi inancı olduğundan dolayı, bir Gök Kağan vefat ettiğinde, Kağan seçilmez, tam tersine Kağan’ın yeninden başa geleceğine ve örgütü bulup, düzenleyeceğine inanılırdı Gök Kağan olmadığı süre içinde, Börü Budun gizlenir ancak faaliyetlerine Budun Divanında alınan kararlara göre devam edilirdi

Bilinen en uzun Gök Kağansız dönem, Sultan 1 İbrahim ile ( 1640 – 1648 ) Sultan Beşinci Murad (30 Mayıs 1876 - 31 Ağustos 1876 ) arasındaki zamandır

Elindeki yazıtlar ve kitabelerin ve Gök Kağanı yetiştirmekle görevli Gök Kurt’un elindeki bilgilerin yaşı kemale erdiğinde veya görev yapamaz hale geldiğinde Gök Kağan’ın seçtiği ve Divanca kabul edilen bir başka Gök Kurt tarafından sahiplenildiği, böylece bu bilgi ve belgelerin yüzyıllardır korunduğu söylenmektedir

Gök Kağan, silah kullanmak, dövüş, ilim ve din konularında çok iyi kendini yetiştirmiş ve eksik kalan bilgileri onu yetiştirmekle görevli Gök Börü tarafından tamamlanmış olarak göreve geçerdi Gök Börü örgütün başına geçmeden önce, gerçek Gök Börü olduğunu kanıtlamak için çok ölümcül bir fiziksel ve zeka sorularına dayalı bir imtihandan geçerdi Bilgiler verildikten sonra, başa geçebilmek için Gök Kağan son olarak kendi kendisine bu bilgilerin arasından ilk Gök Kağan’ın temel yasa olarak koyduğu paragrafı yazıtlardan bulup çıkararak söylemek zorundaydı Bunu yapmak için kendisine 3 aylık süre tanınırdı Bu süre içerisinde temel yasayı bulamayıp, söyleyemeyen sahtekar olarak addedilip öldürülürdü

Gök Kağan’ın en büyük özelliği hiçbir yardım olmadan teşkilatı bulup, bir araya getirebilmesiydi

Örgüt içerisinde önemli görevler Gök Kurtlar ( Gök Börü ) arasında bölüşülmüştü İç işleri denilen, örgüte insan sağlamak ve örgüt ekonomisi ile ilgilenen yönetici geniş bir ticari anlayışa sahip olmak ve çok yüksek düzeyde idari eğitim almış olmak zorundaydı Örgüt içerisinde en ufak bir hata ölümle neticelendiriliyordu Ancak ölüm kararını divan veriyordu Gök Kağan onaylayıcı bir kurum olarak görev yapardı Önemli durumlarda ise Gök Kağan bu kurula, kurul kararı ile yada kendi rızası ile emir verebilirdi

Örgüt içerisindeki diğer bir yetki sahibi ise Dış İlişkilerden sorumlu olan Gök Kurt idi Bu Gök Kurt, Türk Devletleri ve diğer devletler ile ilgili gelişmeleri takip eder, stratejiler çizer ve politikalar oluştururdu Bu politikalara Türk Devletlerinin uyması bu Gök Kurt tarafından sağlanırdı Çok üstün savaşçı özelliklere sahip olan bu Gök Kurt askeri stratejist olarak Türk Devletlerine söz geçirmesinden dolayı Baş Gök Kurt olarak da isimlendirilirdi Askeri ve İstihbarı her olaydan bu kişi sorumluydu Bu göreve gelebilmek için çok önemli fiziki, akli, stratejik ve ilmi deneyime sahip olunması gerekliydi Baş Gök Kurt olmak isteyenler arasında yeterli bilgi ve deneyime sahip olmayan, imtihandan geçemeyen veya kurul yada Gök Kağan tarafından kabul edilmeyen güvenilir bir kişi ise alt birimlerde çalışmaya devam eder, güvenilmez olarak nitelendirilirse yok edilirdi Bir kişinin iki defa bu sınavlara katılmak gibi bir şansı olamazdı

Diğer yetki sahibi ise Güvenlik sorumlusu olan Gök Kurt idi Bu yöneticinin görevi ise sadece Börü Budun, Gök Kağan ve Gök Kurtların güvenliğini sağlamak, güvenlik açıklarını kapatmak, cezalandırmaları yapmak ve Gök Kağanı yetiştirmekti Bilgeliklerinden dolayı artık belirli bir yaşı aşmış olan Gök Kurtlar bu göreve getirilirdi Bu gurubun, Selçuklular devrinde 500 rakamına ulaşan birimleri olduğu söylenir Örgütün en önem verdiği birimdir

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.