Sal Saçlarını Gönlümün Ovalarına |
07-10-2012 | #1 |
Prof. Dr. Sinsi
|
Sal Saçlarını Gönlümün OvalarınaMüzikleri yıllar sonra doğacak güneşli sözler biriktirdim sana Can evine güller taşıyor sevdam seni sevdikçe binlerce karınca Yüreğimdeki ezgilerle, gönlümdeki sezgilerle yürüyorum aşkına Kutsal dudaklarının kovanlarından her gece ballar sağarken bana Avuçlarımızdan kayıp giderken günlerin tortusu, yangınlarla harlanır yüreğimizin yontusu Çıkarınca ömrümüzdeki yaşam çizgilerini, yürekte ansızın üşür hüzün yağmurları Kendimize sorduğumuz bütün cevapsız soruları anlar yanıtlar Ruhumuzdan önce hafif bir toz kalkar, ardından kabullenişlerin yankılarıyla dağlar bile yazgımızı anlar Düşlerin tarlası geniştir, bereketli dualarla göğsümüzdeki ağrılar gün gelir mutlaka şifayı sarmalar Gövdemizin birikmiş özlemlerinden terimiz düşünce yastığa, gözlerimize dolar yaşamın tuzu Telaşlı günler döner başımızda Yanık bir kavruluşla suya hasretken bedenimiz Bir masalın kekremsi yapraklarıyla yeni bir günü çevirir parmaklarımız Dudaklarımızdaki bekleyiş melodileriyle çarpınca kalbimiz, kapanmaz bir türlü gözlerimiz Yaprak direnir rüzgâra, yok olan umutlarımız kapanır sevda denilen secdeye Birkaç izmarit daha düşürdüm adının baş harfinin üşüdüğü ağacın altına Karınca yuvasına kırıntı taşıyordu, uzaktan gürültülü bir müziğe aldırmıyordu Hüznün kıyısında deniz öpüş dileyen kavgacı bir şiir, özlem yüreğimin derinliklerinde yatan huysuz bir şairdi Çocuk düşlerimizin dalları güneşin göz hapsindeyken, sen soruların çamurlarını karıyordun belki de Şarkılar yangınlara serenada durmuştu, sensizliğin öfkesiyle adımlarım gölgemi izleyen hırpalanmış bir duruştu Isınmış bedenleri izleyen bir çift göz olursun, ben soğuk iklimlerin köşe başlarında seni düşlerken Bir çakıl taşı alarak uzak denizlere atarım, taş gözlerin olur, geri döndürememenin buruk sancısı birden beni bulur Çok sesli paslaşmalar gibi şenlenir birden hayat, an yüreğin olur, bir kuş kanat açarak gelir seni bulur Dolar gözlerim, kalabalık duraklarda hayal olup seni izlerim ve ben günün her anı yüreğimin asil sultanını ölesiye özlerim Yüreğimize bandığımız aşk lokmasıyla değiş tokuş edilen bir gecenin nafile sarılışlarıyla birlikte olacağız ne çare Her yudumda boğazımız acırken bildik yutkunuşların nedensiz susuşlarıyla çekeceğiz hüznün yorganını Sen geçmişimi deşeleyeceksin, ben sensizliğin ellerini okşayarak, içime yanık sular akıtarak devrileceğim uykulara Birkaç satır özlemine yetmeyecek gül yüreklim ve bu yorgun gecelerden başka aşkımızı hiçbir şey ağırlamayacak Sensizliğin gölgeli odalarında güneş bakışlarını özlerken, sesin sokulur düşlerime Kokunun sevdanı besleyen yankılı tepelerinde rüzgârla sevişirim, sana sevdalı bu yürekle en sabırlı bekleyişlerin iksirlerini içerim Ben sana vurgun, sana tutkun bu aşk ağrılı yürekle gülüm en karanlık gecelerde nurunla sarmaş dolaş olurum Seslendikçe yüreğime, tırmandıkça zirvelerine ölümsüz bir dünyanın en soylu adamı olurum Dile ki senin için denizlere serpilecek bir avuç kül olurum Yokluğun ve tokluğun karnelerine atılan her çizgiden anlamı derin bir yansıma dökülür göğsümüze Nice mevsimlerin fırtınaları üşütürken yüreğimizi biz yine de baharlarda mutluluk gülüşlerimizi özleriz Dumanlar aşar dağlarımızdan, yaşanası üzümler toplarken bağlarımızdan Ardından günlere böleriz yılları, yaşamak için anları kollar, nefesimizin yetmediği hayat çalgılarını üflemeyi deneriz Doğrulanmış yaşanmışlıkların çağları kısadır, yarınların asasıyla sendeledikçe içten içe kanarız Seninle süslenmiş bir şehrin bütün caddelerinden geçerek bir dansın kollarına atılmak vardı şimdi Bütün özlemlere bir ileri, iki geri gidip gelerek, seninle kabararak ve sevdanın bütün acemiliklerini parmaklarına dolayarak sonsuz bir gecenin ılıman iklimlerinde sevdayla yanmak vardı Seninle uykulara dalmış bir şehrin sokaklarında ölümsüz bir müziğin içinde kaybolmak, omuzlarındaki yaşanası dünyada gözlerimi kapamak vardı Geri dönen seslerin yürekteki buruk buluşmasıyla kasılınca duygular kemik bıçağa fısıltılı bir dokunuşla teğet düşünüşleri fısıldar Gövde sürtünür bedene Aralıksız yağan bir yağmurca yastığa gözyaşından çok ter damlar Ruhumuzun asmaları yaşlanır sevdikçe, özleyişler yüreklere en çok geceleri ağar Aldırma sen gül yüreklim kapıda kalmalarıma Mevsimler döner, baharlar damarlarıma kan pompalar ve bu aşk adamı gün gelir hayat denen kumara rest çekerek seni anlar Bedenini saran emsalsiz uzantılardan arınınca artardı arzuların Aklanmış bir yeniden doğuşla açılırdı gerçeğine saçakların Karanlıkta iki gölge olurdunuz böyle anlarda, ıslak bir dokunuşla en ulaşılmazlarını sular basar, göğsündeki kurumuş çöllere gökten vitamin damlardı Aklından geçenler çoktu, seni durduran yoktu Dizilirdiniz sayılara, bir ürperti ile ikiye bölünür, zorlamalı güçlerle denklerdiniz rahatı Sabahı örtüp bedenine unutulmaya yüz tutan feryatlarla düşlerdin sevdamı Umutların öfkeyle harmanlanan bir düşünüş mayası sürülünce yüreğimizin isli fırınlarına, gözümüzdeki damlalarla kabarır aşk denen maya ve vakti gelince konulur gönül sofralarına Dudaktaki titremelerle, göğüsteki içlenmelerle dağılır sonra bulutlar Yağmur uzaklara kaçar, bir sevgili özlemin dualarıyla dünyaya kapılarını kapar Yorgundur sevda, aşkın rahlesine durmadan sözler yazar ve hep aynı korkularla nurunu yüreğinde taşıdığı yerleri okşayarak günü sayar Sana baktıkça özlemlerin en deli atlarıyla bize ayrılmış bir dolunayda şölenlere gidiyorum Bakışlarının sevinçli şafaklarına serpiyorum sevdanın en ölümsüz küllerini ve evrene ekiyorum sevginin en emsalsiz güllerini Nefesin karışıyor her gece şiirlerime, rüzgârlara yüklüyorum göğsünün ölümsüz ezgilerini Umutların paralanmadığı, bekleyişlerin sevenleri ağlatmadığı aşkın ölümsüz saraylarında sana ibadete duruyorum Selahattin Yetgin |
|