Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Eğitim - Öğretim - Dersler - Genel Bilgiler > Eğitim & Öğretim > Tarih / Coğrafya

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
abdülhamidin, ayşe, dilinden, edilişi, hal, osmanoğlunun, sultan

Ayşe Osmanoğlu'nun Dilinden Sultan Abdülhamid'in Hal Edilişi

Eski 11-04-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Ayşe Osmanoğlu'nun Dilinden Sultan Abdülhamid'in Hal Edilişi



Ayşe Osmanoğlu'nun dilinden Sultan Abdülhamid'in hal edilişi

Sultan Abdülhaimd'in tahttan indirilişini kızı Ayşe Osmanoğlu'nun dilinden dinleyelim
Gençliğimin ilk acı ve kederli günleri babamın hali ile başlar Şiddetli top sesleri sarayın duvarlarına aksedip camları sarsarken kalbimde duyduğum ıstırapla gözlerimden yaşlar boşandı İlk sözlerim, Cenabı Hakka yalvararak, “Allahım! babama acı Hayatını bağışla!” diye dua etmek oldu Taht, taç bunlar hep boş şeylerdi Şimdi bize yalnız onun hayatını korumak, ölümden, ecel-i kazadan muhafaza olunması için dua etmek, Ra bbimizden yardım beklemek kalıyordu

Sığınağımız Allahtı Küçük yaştan beri sarayın eskilerinden dinlediğimiz Sultan Azizin hali ve katli, bu müthiş felaket, dimağlarımızda yer etmişti Şimdi bizim başımıza da aynı halin gelme ihtimali vardı Bu korkulu düşünce ile harap ve perişan titriyor, gözlerimden yaşlar boşanıyor, hıçkırıyordum

Sarayın her tarafından feryatlar yükseliyor, ah ve enin sesleri arasında “Allah Efendimize acısın” nida ve duaları işitiliyordu 31 Mart (13 Nisan) Vakası gününden beri huzur ve sükundan mahrum kalmıştık Hele bir haftadan beri nasıl yaşıyor, neler çekiyorduk? Sarayın bütün genci, yaşlısı sofalarda, odalarda dağınık bir halde bulunuyorlardı Her saat her dakika felaket haberini bekliyorduk

Saray büyük bir korku ve hakiki bir karanlık içindeydi Elektriklerle havagazları sönmüş, sular bile kesilmişti Gece bekçileri, sadık zannettiğimiz Arnavut kapıcılar, hademe ağalar, bahçıvanlar, tablakarlar, hatta Haremağaları bile, çoktan çıkıp gitmişlerdi Koca sarayda kadınlardan başka kimseler kalmamıştı sinir buhranları geçiren, korku ve dehşetten bayılan kadınlar görülüyordu Etrafımız abluka içindeydi Arada silahlar atılıyor, sarayın bahçesine kurşunlar düşüyordu Bu sesler bizi iliklerimize kadar titretiyordu

Bütün bu hallere rağmen aramızda en metin olan yine babamızdı Sükun ve vakarını asla terk etmeyerek büyük bir tevekkülle Küçük Salondaki masasında oturuyor, bu patırtıları, ağlayışları hiç işitmiyormuş gibi bermutat elindeki kitap ve kağıtları ile meşgul oluyordu Elindeki tesbihini çekerek güler yüzle odanın içinde dolaşıyor bu haliyle bize gayret ve teselli veriyordu Biz kendisini rahatsız etmemek için odasına girmiyorduk Yalnız annem girip çıkıyordu

Bir aralık babam anneme “Kadınım! Çoluk çocuk kaç gündür ne yiyorlar?” diye sordu Annem, “Efendiciğim! Hiç merak etmeyiniz Aç kalmıyorlar Ne buluyorlarsa yiyorlar Bisküvi falan da vardır Sizin sağlığınızdan başka istedikleri yoktur “ dedi Babam, “Kadınım! Bu kadar saray halkı bu kadar az şeyle yaşayabilir mi? Zavallı kadınların günahları ne ki açlığa mahkum olsunlar? Bu nasıl devam eder? bir çaresine bakmalı” dedi

Kapıda bekleyen İkinci Musahip Gevher Ağaya seslendi Başkatibi çağırttı Beş dakika geçmeden Cevad Bey geldi Babam “Başkatip! bir haftadan beri çoluk çocuk, genci, ihtiyarı, bütün kadınlar adeta aç yaşıyorlar Bu masum kadınların günahı nedir? Biraz ekmek lazım değil mi? Bir çaresine niçin bakmıyorsunuz?” diye sordu Cevad Bey laubali bir tavırla :” Ne yapalım? Onları düşünecek halde değiliz Ne bulurlarsa yesinler Yemeği nereden bulayım? Aşçılar gitmiş, sarayda kimse kalmamış, biraz ekmek getirtirim Suya banıp yesinler” cevabını verdi

Hiç beklemediği bu cevap üzerine babam pek mahzun olmuş, hayretler içinde kalmıştı Babam da kara günde terk olunan insanların kırgınlığı vardı, “çoluk çocuk açlığa mı mahkum edildiler? İnsanlık ortadan kalktı mı? bir kişi için bin kişi feda edilir mi? Bu nasıl söz? Herhalde bir çaresini bulunuz” diyerek Küçük Salona doğru yürüdü Biraz sonra Hareme bir Çuval ekmek gönderilmişti Kalfalara dağıtıldı Bizler ise birer parça bisküvi ve kahveyle idare ediyorduk

Biz Efendilerin saraydan çıktıklarını biliyorduk Hatta Burhaneddin Efendi kendisine yapılan iftiralardan dolayı korkup sarayı terk etmeye mecbur olduğunu da bildiğimiz halde babama söylememiştik Abdürrahim Efendi , zavallı çocuk ağlıyarak geldi Baba oğul öpüşüp ağlaştılar Babam “Oğlum! Sen daha çocuk denecek yaştasın Bu felaketlere tahammül edemezsin Sana yazık olur Haydi sen de benimle veda et Büyük biraderlerin gibi hemşirelerinin evine git Tehlike içinde bulunmanı istemem Hatta burada bulunan üç genç hemşireni de beraber götür Onlar da burada kalmasınlar,” dedi Fakat biraderimiz cesaretle “Hayır babacığım! Sizi bırakıp gidemem Tehlikeden korkmuyorum Sizden ayrılacak değilim Size ne olacaksa bana da o olacaktır Gitmem!” dedi

Biz üç hemşire ise , biraderimiz gitmiş olsa bile, her tehlikeye göğüs gerecek, yine babamızı bırakmayacaktık Bunu, çoktan aramızda kararlaştırmıştık O günden sonra Abdürrahim Efendi de aramıza girdi Selamlık tarafındaki odalardan birinde küçük bir kanepede yatıp kalkmaya başladı O zaman Abdürrahim Efendi 14, Nureddin Efendi 7, Abid Efendi ise 4 yaşında idiler Babam küçük biraderler için analarının yanında kalsınlar ve ayrılmasınlar diye emretti

Artık cülus topları atılmaya başlamıştı Beklenilen müthiş gün gelip çatmıştı Yukarıda yazdığım gibi cümlemiz korku içinde idik Ağlaşiyor, dua ediyorduk Bütün haremleri ve evlatları Büyük Salon a toplanmıştık Kendisi metin ve mütevekkil aramızda dolaşiyordu Bizlere hitaben, “Taakdir-I İlahi yerini buldu Elhükmülillah,” diyordu Biz kendimizi tutamıyarak ağlıyorduk O ise, bilakis bize ****net tavsiye ederek tesellimize çalışıyordu Bu sırada Cevher Ağa kapıdan gözüktü, “Başkatip Cevad Bey, Efendimizi görmek istiyor,” dedi Babam, “gelsin,” diyerek bizleri Küçük Salona geçirdi Kapı ardına kadar açıktı Hepimiz kapının önünde duruyorduk Cevad Bey girerek Milli Meclisten heyet geldiğini haber verdi Babam “buyursunlar,” dedi Başkatip önde olarak, gelen heyet içeri girdi

Dört kişi idiler Babamın karşısına sıra ile durup kısa birer selam verdiler Babam mukabele etti

Başata duran Esat Toptanî, yekten , “Millet seni azletti” dedi Babam metin ve gür bir sesle “ Zannedersem hal etti demek istiyorsunuz Pek âlâ! Buna gösterilen sebep nedir?” diye cevap verdi

O zaman ikinci askerî şahıs fetva suretini okumaya başladı Fetva şöyle başlıyordu: “İmâm-I Müslim'in olan Zeyd bazı mesâil-i mühimme-Ii şeriyyeyi kütüb-ü seriyyeden tayyü ihrâc ve kütüb-Ii mezkureyi menü hark ü ihrak…”

Bu “kütüb-ü şeriyyeyi hark ü ihrak “ yani “şeri kitapları yakma “ sözlerine gelince babam yüksek sesle , “ Ben kütüb-ü şeriyyeyi yakmışım? Hasbünallah derim,” dedi ve fetvayı sonuna kadar dinledi

Fetvanın okunması bitince,”Bu kararı hangi makam verdi?” diye Arif Hikmet Pasaya sordu Arif Hikmet “ Meclis-I Milli” diye cevap verdi Bunun üzerine babam, “Ya Öyle mi? Bu meclise riyaset eden kimdir? dedi Ve Ayan Reisi Said Paşa olduğu cevabını alınca hayret eden bir seda ile,”Said Paşa , öyle mi?” dedikten sonra şu sözleri söyledi,” otuz üç sene millet ve devletim için, memleketimin selameti için çalıştım Elimden geldiği kadar hizmet ettim Hâkimim Allah ve beni muhakeme edecek olan Rasulullahtır Bu memleketi nasıl buldumsa öylece teslim ediyorum Hiç kimseye bir karış toprak vermedim Hizmetimi ancak Cenab-Iı Hakkın takdîrine bırakıyorum Ne çare ki düşmanlarım bütün hizmetlerime kara bir çarşaf çekmek istediler ve muvaffak da oldular

Burada babam sağ ayağını öne atarak ,” Allah, düşmanlarımı kahretsin,” dedi O zaman hepimiz birden “amin” dedik Salonun içinde bu seda yükseliyor, bu amine erkek sesleri de iştirak ediyordu Acaba Bendegân mı, babamın karşısında bulunan heyet azaları mı amin demişlerdi, bunu anlayamadık

Babam tekrar Arif Hikmet Paşaya hitap etti,” Sizden bir ricada bulunacağım: Lâzım gelenlere ve biraderime bildiriniz Bana Çırağan Sarayını tahsis etmelerini istiyorum Buradan oraya kolaylıkla geçmemiz mümkündür Ahir-I ömrümüzü biz de orada ibadetle geçiririz Başka bir arzum yoktur, “ dedi Bir selam verdi Vakur ve metin adımlarla, bulunduğumuz Küçük Salona doğru yürüdü Heyet de çıkmıştı

Bu konuşma sırasında babamın iki elinin paltosunun cebinde olduğunu görmüş gibi söyleyenler vardır Babam, iki eli yanlarında olarak resmi bir tavırla duruyordu Kimseyi, hatta bizleri bile eli cebinde kabul etmezdi Ne babamın terbiyesi, ne de Türk terbiyesi bu şekilde bir kimseyi kabule müsait değildi Maalesef şehzade Abdülmecit Efendi, yani merhum son halife, bu konuşmayı canlandıran tablosunda babamı elleri cebinde olarak tasvir etmiştir Pek akıllı olan Abdulmecid Efendinin, babam gibi bir hükümdarın eli cebinde olarak bir heyet kabul etmeyeceğini düşünmemesi şaşılacak şeydir Fazla söze lüzum görmüyorum

Sonra bize heyet azâsını anlatmaya başladı “Baştaki çok iyiliğimi görmüş olan Esat Toptanîdir İkincisi Arif Hikmettir ki bizim Kızlarağası Abdülganinin yetiştirdiği ve o yüzden himayeme aldığım, ferikliğe kadar yükselttiğim bir nankördür Öbür ikisi de Yahudi Karasu ile Ermeni Aramdır Milletimin namına otuz üç senelik hizmetimin mükâfatı memleketime ve milletime düşman olduklarından şüphe etmediğim bu adamlar tarafından halimin tebliği oldu Zarar yok Milletim masumdur Bunları tertib edenler şahsi düşmanlarımdır Fakat Allah adildir Bir gün elbet hakikat tecelli eder Her ne ise , takdir bu imiş”dediSonra bize döndü,” Haydi çocuklarım, çok üzüldünüz Odalarınıza gidip biraz dinleniniz Benim gibi ****netli olmaya gayret ediniz Olabilir ki yarın ya da öbür gün bizi burdan çıkarırlar Yüzleriniz çok solgun Haydi ağlamayınız Allah kerimdir,” diye ilave etti Hemen babamızın elini öperek odadan çıktık Ağlıyorduk

Ben bir haftadan beri daireme çıkmamıştım Sofalarda ağlayan saray kalfalarının arasından perişan bir halde geçerek dairemin merdivenine gelmiştim Üst basamakta, elinde doğup büyüdüğüm ihtiyar abam, çökmüş ağlıyordu Beni bekliyordu” Aman, arslanım ne hale gelmişsin? Biraz istirahat et Kendini bu kadar harap etme ” gibi samimi nasihatlarla teselli vererek beni odama götürdü Yatağımın üzerine uzandım Hemen oracıkta bir kahve pişirip elime verdifakat o gün istirahat günü değildi Bir hiss-i kablel vuku ile aklıma hep fena şeyler geliyordu Daha çok göreceğimiz var diyerek kalbim ürperiyor, âdeta diken üzerinde yatıyormuşum hissiyle harap oluyordum

O sırada aşağıda ki Hünkar Sofrasından yine telaşlı konuşmalar, feryatlar, patırtılar başladı Hemen fırladım Ne oluyor diye merdivenin başına koştum Alt başında olan kızlar, “Eyvah! Efendimizi götüreceklermiş!” diye bağırıyorlardı Elim, ayağım kesilmişti Titriyordum “ Aman babacığım, ben duramam Babamı götürüyorlarmış ben de gideceğim ,“ dedim

Sultan Aziz vukuatını görmüş olan tecrübeli ablam, “Arslanım! Bu halde gitme Hiç olmazsa şu örtüyü başına al Şu mantoyu da giy,” diyerek beni giydirdi Ayrıca elime bir manto ile bir örtü daha verdi ”Bunları da annene götür,” dedi Birbirimize sarıldık “Hakkını helal et abacığım,” diyerek merdivenden koşa koşa aşağı inmeye başladım Arkama baktığım zaman bu şefkatli kadının, merdiven üzerine düşmüş ağlar bir halde olduğunu gördüm ve onu o halde bıraktım Doğruca babamın dairesine koşuyordum Her tarafta, sofalarda bekleyen genç, ihtiyar kalfalar arkamdan,”Sen de mi gidiyorsun? Bizi kimlere bırakıyorsunuz? Sizden başka kimimiz var?” diye bağırıyorlardı Bana sarılmak istiyorlardı Ellerinden güçlükle kurtuluyor,”hakkınızı helal edin babamla gideceğim” diyordum

Nihayet kendimi babamın dairesinde buldum İlk gözüme çarpan kapının yanında sapsarı kesilmiş bir halde duran annem oldu Ona doğru koşarak,” Ne var Allah aşkına , ne oluyoruz anneciıimı” dedim Annem,"Kızım babanı Selanik'e götürmek istiyorlarmış Cevad Bey gelip haber verdi Efendimiz şimdi heyetle konuşuyor," diye cevab verdi

Kapının önünde bekleşiyorduk Akıbetimizin ne olacağını düşünüyorduk Böyle bir hal şimdiye kadar ne görülmüş ne de işitilmişti Ecdadımızdan tahttan indirilmiş olanlar burada yaşamış, burada ölmüşlerdi Hatta öldürülen dahi olmuş, fakat bir vilayete nakledilen kimse görülmemişti Adeta aklımız durmuştu Bu sırada babam içeriye girdi,"Hayır, gitmeyeceğim İstediklerini burada yapsınlar!" diye ısrar ediyordu Cevad Bey kapıya gelmişti,"İnad etmeyiniz Çoluğunuza çocuğunuza acıyınız Benim vazifem hitam bulunuyor Ben de gideceğim Çabuk cevabınızı bekliyorlar" diyordu

Babam tekrar salona geçti Ne kadar müddet kaldığını tahminden bugün acizimTekrar içeri girip heyetin söylediklerini bize anlattı Heyet dört kişi idi Kimler olduğunu hemen biraz sonra öğrenmiştik Biri Hüsnü Paşa, ikincisi Hadi Paşa[1] idi Üçüncüsü Galip Bey, dördüncüsü de Fethi Bey(Fethi Okyar) idi

Babam bu heyete," Ben burada ölmek isterim Ecdadımın medfeni buradadır Beni götürmek istemeniz meşrutiyete mugayirdir," demiş Fethi Bey," Ordu, hayatınızı tekeffül ediyor Size ordu bakacaktır Bizi cebir kullanmaya mecbur etmeyiniz," diye cevap vermiş Hüsnü Paşa ise," Arabaya beraberce binelim Emniyet etmiyorsanız elinize bir tabanca alınız Karşınızda oturalım Bizden bir hareket görürseniz bizi vurmak elinizdedir," teklifini tapmış Babam da:" Paşa!Ben sizi vurduğum takdirde beni kim vuracak?" diye sormuş

Babam ilave ediyordu,"Sözde devletler gemilerini göndermişler Çanakkale'de bekliyorlarmış Dahilde bir vukuat zuhur ederse memleketi işgal edeceklermiş tarih huzurunda yine benim mesul olacağımı da utanmadan söylediler Bu sırada aklıma bir fikir geldi Beni evlatlarım ve ailemle beraber göndermeye müsaade ederlerse giderim dedim Şimdi sormaya gittiler"

Burada babam acı ve hazin bir bakışla,"İyi yaptım mıı Beraber gelecek misinizı" diye sordu Hepimiz,"Evet Efendimiz! Pek iyi yaptınız Siz nereye giderseniz biz de elbet beraber geleceğiz," dedik Babam bize teşekkür ederek odanın içinde dolaşmaya başladı" Mukadderatımızı verecekleri karar tayin edecektir," diye cevab verdi

Hepimiz takdire razı olmuştuk Tek korktuğumuz şey, babamı bizden ayırmaları, yalnız götürmeleri idi O zaman ne olacaktıı Bunu düşünerek titriyor, hazin hazin ağlıyorduk

O sırada Cevad Bey kapıya geldi,"" Müsaade geldi Ailece çıkmanıza izin verildiŞu şartla ki bir an önce çıkmalısınız," dedi Annem,"Efendiciğim! Biraz çamaşır falan alsak olmaz mıı" deyince Cevad Bey," Hayır,olamaz! Vakit dardır Gideceğiniz yerde her şey vardır Başınıza toplar atılacak Bir an evvel çıksanız daha iyi lolur ," diye bağırarak mani oldu Annem şaşırmıştı Bizimle beraber gitmeye hazır bulunan Hazinedar Gülşen'e babam,"Rica ederim kızım, bana çabuk bir bardak su getir," dedi Gülşen hemen koşarak suyu getirdi Babam durduğu yerde bu suyu sonuna kadar içti Gülşen'e,"Allah razı olsun" dedi[2]İşte saraydan son nafakasını almıştı Bu sırada saat takriben zevali yedi idi (on dokuz) zannındayım

Babam suyu içtikten sonra bizlere döndü"Haydi evlatlarım, hazır mısınız? Besmele-i Şerif ile çıkalım Allah muinimiz olsun Tevekkeltü alellah," diyerek yürüdü Annem Küçük Salon'daki masanın üstünde duran çantayı eline aldı Bu çantanın içinde Kuran-ı Kerim vardı Babam nereye gitse bu çantayı beraber götürürdü Cümlemiz, Mümkün olduğu kadar toplu bulunmaya dikkat ederek babamın etrafını sardık Böylece Büyük Salon'u geçerek kapının önüne geldik Annem derhal atıldı," Dur Efendiciğim!Evvela ben inip arabaya bineceğim," dedi Önden inip arabaya girdi Sonra babam, Abdürrahim Efendi ve en küçük kardeşimiz Abid Efendi'nin annesi Saliha Naciye Hanım arabaya girdiler Saliha Naciye Hanım'ın kucağında oğlu Abid Efendi bulunuyor ve zavallı küçük çocuk her şeyden habersiz uyuyordu

Babamın arabası derhal hareket etti

Şimdi sıra bize gelmişti Sarayın her tarafı müthiş bir karanlık içindeydi Bir takım beyaz külahlı, acayip insanlar merdivenin başında, arabaların önünde bulunuyorlardı Bu korkunç insanlar nereden çıkmıştıı Bizi dağlara mı kaçıracaklardıı Titreyerek bunların arasından geçiyorduk Cevad Bey de orada duruyordu İkinci arabaya da biz bindik

Nihayet Sirkeci'ye vardık Babamın arabası bizden önce gelip durmuştu, kendisi inmek üzere idi Bizim araba da durunca hemen kendimizi atarak babamıza doğru koşmaya başladık Yine etrafını sardık Şunu da ilave etmeden geçemeyeceğim ki elinde bir baston dahi yoktu Bir takım askerler, zabitler, jandarmalar bizle yürüyorlardı Trene gelmiştik Babam vakar ve temkinle trenin basamaklarına çıktı Arkasında annem vardı Sıra ile hepimiz içeri girdik Salonlu bir vagon hazırlanmıştı

Hepimiz trene binince üzerimize kapılar çekilip kilitlendi Babam salonun ortasında ayakta duruyordu Cevher Ağa'ya bendegandan kimlerin geldiğini sordu O da Müsahiplerden Selim ve Şöhreddin Ağa'larla Çerkes Mehmet Paşa'nın, Kahvecibaşı Ali Efendi'nin, Katiplerden Ali Muhsin Bey'in geldiğini bildirdi Ve tren yola koyuldu

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.