Gurur: 1. Aldanmışların Kısımları |
|
|
#1 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Gurur: 1. Aldanmışların KısımlarıImam Gazali'nin Ihya-u Ulumiddin eserinden alinmistir ![]() ![]() ![]() Gururun Kötülüğü ve Çeşitleri Konunun devamidir ![]() ![]() ![]() ![]() Aldanmışların Kısımları Aldanmışlar dört kısımdır ![]() Birinci kısım, amelsiz âlimlerdir Bu âlimler, Şer'î ve aklî ilimleri tahsil eder ve bu ilimlerde derinleşirler Fakat ilmin gerektirdiği ibadetleri yapmaz ve günahlardan sakınmazlar Bunlar zannederler ki, yalnızca ilim öğrenmiş olmak kendilerini ALLAH Teâlâ yanında yükseltir ve onlara manevî rütbe ve derece kazandırır Bu sebeple bunlar, kendilerinin kurtulacaklarını ümit etmekle de kalmaz, başka günahkârlara şefaat edeceklerini de söylerler Bunlar ilme aldanmışlardır Halbuki ilim gaye değil, vasıtadır Bu sebeple, ilim amele vasıta olduğu takdirde ve ancak o ölçüde kıymetli ve değerlidir Amele vasıta olmayan ilim ise, cehaletten daha kötüdür Çünkü cehâlet, bazı hâllerde mazeret oluşturabilirken ilim bütün mazeretleri ortadan kaldırır![]() İlmiyle amel etmeyen bir âlim, hastalığının ilacını bildiği hâlde, onu kullanmayan bir hasta gibidir Böyle bir hasta, ilaç kullanmamak yüzünden öldüğü takdirde, kendi kendisinin katili olur Halbuki ilacını bilmeyen bir hasta ölse, bir ölçüde mazur sayılır Hem, cehâleti ilimle gidermek ve câhili bilgilendirmek mümkün iken, ilmi başka bir şeyle gidermek ve âlimi bilgilendirmek mümkün değildir Onun için bir şair şöyle demiştir: "Alimler, taamdaki tuz gibidirler Câhiller onlar sayesinde bozulmaktan korunurlar ve kurtarılırlar Fakat kendileri bozulurlarsa, onları kim ve nasıl bozulmaktan korur veya kurtarır "İbadetleri bilen, fakat ibadet etmeyen; haramları bilen, fakat haramlardan sakınmayan; güzel ahlâkın prensiplerini bilen, fakat ahlâkını güzelleştirmeyen; kötü huyları bilen, fakat kendisini onlardan kurtarmayan bir âlim, ALLAH’ın dinini yanlış anlamış veya şeytan tarafından aldatılmıştır Çünkü ALLAH’ın dini amel üzerine kurulmuş, ilim ise, amelin bilinmesi ve doğru yapılması için vasıta olarak ön görülmüştür Hâl bu iken, aldanmış olan âlim, vasıtayı gaye hâline getirir ve tıpkı ağır hasta iken ilaç kullanmayıp onu raflara dizen ve ilaçlarının çokluğuyla ve ilaç bilgisiyle avunan ve övünen bir hasta durumundadır ALLAH Teâlâ, böyle ilim sahiplerini kelb ve himar'a (köpek ve eşeğe) benzetmiştir Ayetler şöyledir: "O köpek gibidir " (A'râf, 177)"O, kitap yüklenmiş eşek gibidir " (Cumua, 7) Bu iki âyet, her ne kadar İslâm’dan önce geçen bazı amelsiz âlimler hakkında indirilmişse de, herkesin bunlardan ders alması ve onların durumuna düşmekten korkması ve sakınmaya çalışması lâzımdır ALLAH Rasûlü (as) şunları söylemiştir:"Bir kimsenin ilmi artar da iman ve ameli artmazsa, o kimse ALLAH'tan daha çok uzaklaşır " (Geçti)"Amelsiz âlim cehenneme atılır, iç organları yanıp yere dökülür ve kendisi değirmen merkebi gibi bunların etrafında döner " (Geçti)"İnsanların en kötüsü, kötü alimlerdir " (Geçti)"Kıyâmet gününde azabı en çok olan kimse, ilmiyle amel etmeyen alimdir " (Geçti)"Kıyâmet gününde kişiye, "İlminle ne amel ettin?" diye sorulur " (Geçti)Ebud-Derdâ (ra) şöyle demiştir: "Bilmeden günah işleyen câhile bir kere yazık olsun; bilerek onu işleyen âlime yedi kere yazıklar olsun "İlmiyle amel etmeyen alim, ilmin fazileti hakkında vârid olan âyet ve hadislere bakarak kendisini kurtuluş ehli zanneder ve hatta üstün derecede görür Halbuki bu âyet ve hadisler amele vesile olan ilim hakkındadırlar Onları bu şekilde anlamak zorunludur Aksi takdirde, nasslar arasında çelişki doğar Çünkü bazı nasslar ilim ve âlimi överken, bazı nasslar bunları kötülerler Bundan kat'î olarak anlaşılıyor ki, övülen ilim amele vesile kılınan ilimdir, övülen âlim de ilmiyle amel eden âlimdir![]() |
|
Gurur: 1. Aldanmışların Kısımları |
|
|
#2 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Gurur: 1. Aldanmışların KısımlarıBazı âlimler zahir amelleri yapar, açık günahlardan da sakınırlar Fakat kibir, hased, riya, şöhret arayışı, su-i zan, emsallerini çekememek ve onların kötülüğünü istemek gibi bâtın (gizli, kalpte olan) günahlardan çekinmezler Bunlar, ALLAH Teâlâ’nın "Nefsini (kalbini, ruhunu) arındıran iflâh olur, nefsini kirleten hüsrana uğrar " (Şems, 9,10), "Kıyâmette ancak temiz kalb sahipleri fayda görürler " (Şuarâ, 89) sözleriyle ALLAH Rasûlü’nün şu sözlerini duymazlıktan ve anlamazlıktan gelirler:"Riyanın en azı da şirktir ""Kalbinde zerre kadar kibir bulunan bir kimse cennete girmez ""Ateş odunu yaktığı gibi, hased de sevapları yakar ""Su, baklayı yeşerttiği gibi, şöhret ve mal düşkünlüğü de kalpte nifak (münafıklık) yeşertir ""ALLAH, sizin suretlerinize ve malınıza bakmaz, sizin kalplerinize ve amellerinize bakar (ve önem verir) "Bu âlimler, şu adama benzerler ki, evinin dış duvarlarını temizleyip süsler, fakat içini ihmal edip her türlü pislik ve haşerata teslim eder; veya evinin içini karanlıkta bırakıp damında ışık yakar Bunlar o kabre benzerler ki, dışı mermerden yapılmış ve güllerle süslenmiştir, fakat onun içinde çürümüş ve kokmuş bir ceset yatar![]() Bu kimselerden bazıları, kalplerindeki bozuklukların farkında bile değillerdir Bunlar, içlerindeki bozuklukların dışlarına yansıyan izlerini de kendilerine göre yorumlar ve bu suretle kendilerini temize çıkarırlar Örneğin, hâl ve hareketlerinde görülen kibri imanın izzeti ve ilmin vakarı ile te'vil ederler; şöhret arayışını dine daha çok hizmet etmek arzusuyla tefsir ederler; riyayı halka iyi örnek olmak niyetiyle açıklarlar; kendi nefisleri için kızmayı ALLAH için buğz etmek şeklinde takdim ederler Bunlar bu iki yönlü aldanış sebebiyle de ne kötü huylarını değiştirmek, ne de onlardan dolayı tevbe ve istiğfar etmek ihtiyacını duyarlar![]() ALLAH Teâlâ, bir kuluna iyilik irade ederse, ona ayıplarını gösterir, o da bunları görür ve ıslahına çalışır En azından, kendisini kusurlu ve eksik bulur ve bundan dolayı eziklik ve burukluk hisseder ALLAH Rasûlü (as) şöyle buyurmuştur:"Kötülükleri kendisini üzen kimse mümindir " Bu kimse, kendi nefsini tezkiye eden (öven), ilim ve ameliyle ALLAH'a ve O'nun kullarına minnet eden ve kendisinin ALLAH’ın en hayırlı kullarından olduğunu zanneden ve bu zannı yaymaya çalışan mağrur bir kimseden çok daha iyi bir durumdadır![]() Eksiklik ve kusurlarımızı görmemekten veya gördüğümüz hâlde onların ıslahına çalışmamaktan ALLAH'a sığınırız ![]() Bazı kimseler de âlet ve sanat türünden olan bilgilerini ilim zanneder ve bu bilgileri yüzünden ALLAH Teâlâ yanında dereceleri yüksek olan âlim sınıfına dahil oldukları vehmine kapılırlar Halbuki ilim, ALLAH Teâlâ'yı tanımaya ve ahiret için çalışmaya yardımcı olan bilgidir Alim de bu bilgiye sahip olan, dolayısıyla ALLAH Teâlâ'yı herkesten daha çok tanıyan, O'na en çok saygı ve huşû' duyan ve ibadet eden, ahireti dünyadan üstün tutan ve çalışmalarıyla ona yönelen kimsedir Bu bilgi ise, ALLAH Teâlâ’nın ve Rasûlü’nün sözlerini (Kur'ân ve hadisi) anlamak ve bunların mâna ve maksatlarını bilmektir Bunun dışında kalan bilgiler ise âlet ve sanatlardır![]() Alet ve sanatlar ise, diğer imkânlar gibi, hayra hizmet ettikleri takdirde hayırdırlar, şerre hizmet ettikleri zaman da şerdirler Fakat bunların hayır olanı da ilmin şeref ve derecesine sahip değildir Çünkü ALLAH Teâlâ'ya karşı korku, huşû' ve heybet duymayı ve O'na karşı takva hâli içinde yaşamayı, ahlâkı güzelleştirmeyi ve sâlih amel işlemeyi emir ve telkin eden yalnızca ilimdir![]() Farz-ı ayn dururken farz-ı kifâye ile meşgul olmak câiz bile değilken, bazı aldanmış kimseler kendileri için farz olan amel ve ibadetleri yapmaz, nefislerini ıslah etmez ve kalplerini kibir, hased, riya, dünya hırsı, şöhret arzusu, merhametsizlik gibi çürütücü illetlerden temizlemezler, bu çok önemli ve müslüman olmanın olmazsa olmaz şartları ve temelleri olan işlerle uğraşmak yerine, ilim öğretmek, kitap yazmak, dinî tartışmalara katılmak, sözde ALLAH’ın dinini hâkim kılmak için kavga etmek, başkalarına va'az ve nasihat etmek, kendi yapmadıkları amelleri başkalarına yaptırmak gibi nefsin de payı bulunan, bazen de bütünüyle onun hesabına yapılan daha az önemli işlerle uğraşırlar Ve bunlar, bu yaptıklarıyla ALLAH Teâlâ yanında yüksek dereceler elde ettiklerini zannederler![]() (Hiç şüphe yoktur ki, bütün bu işler iyi niyetle ve halisen ALLAH için yapıldıkları takdirde, O'nun yanında makbul olan işlerdir Ancak bunların kabul şartı, farz-ı ayn olan ve bizzat kişiye hitap eden amel ve ibadetleri ifa etmek ve ahlâkını düzeltmektir Bu şart yerine getirilmediği takdirde, diğer işler nefis ve dünya hesabına olan işler durumunda kalır ve manevî değeri ve bereketi bulunmaz Asırlardır milyonlarca müslümanlar bazı şeyleri ıslah etmek için çalışadururlar Fakat bu şeyler ıslah olmak yerine, daha çok ifsat olurlar Çünkü bu müslümanların bizzat kendi hayatlarında bir sürü ifsatlar vardır Bu ifsatlar, farz-ı ayn olan işleri yapmamak, eksik yapmak veya bunlara riya gibi hastalıklar katmaktır İfsat ise ifsatlarla ıslâh olup salâh bulmaz ) |
|
Gurur: 1. Aldanmışların Kısımları |
|
|
#3 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Gurur: 1. Aldanmışların KısımlarıBazı aldanmışlar da ALLAH Teâlâ'ya karşı korku ve ümit dengesini bozarak halka çürütücü miktarda ümit aşılar ve bu suretle onlarda amel ve ibadete karşı gevşeklik, günah ve gaflete karşı arzu ve cesaret oluştururlar Bu suretle bu kimseler, din için şeytan kadar zararlı iken, kendilerini yüksek mertebelerde görürler![]() Bazı aldanmışlar da va'z ve sohbetlerinde halkın kalite ve idrâk seviyelerini nazar-ı itibara almaz, muhabbet, visal, firak gibi hem ulvî, hem de süflî mânaları bulunan kavramları sakınmadan ağızlarına alır, bunlar üzerinde konuşur ve onları kitaplarına yazarlar Onları dinleyenlerin seviyesi ise çok düşük olduğu için, hemen hemen hepsi bu sözlerin süflî mânalarını anlarlar Hatta bunlardan bir kısmı süfli duygulara kapılır ve bağırıp çağırır, sallanır ve tevâcüd ederler Ancak şeytanı memnun eden bu sefil manzarayı görmek, konuşanları coşturur ve daha fazla zırvalamaya iter![]() (Tevâcüd, vecde gelmek için kendini zorlamaktır Vecd ise, kendinden geçmektir Sufiler, vecdi büyük bir makam ve mertebe zannederler Halbuki, kendinden geçmek şeklindeki vecd, makam ve mertebeden düşmek ve sükût etmektir Çünkü insanı maddî ve manevî yönlerden yükselten akıl, şuur ve idrâktir Bunların yokluğu veya gitmesi hâlinde insan yüceliğini kaybeder ve basit bir hayvan haline gelir Bu sebepten dolayı, ALLAH Teâlâ aklı gideren maddeleri şiddetle yasaklamış ve onları büyük günahlardan saymıştır Ayrıca, "Siz sarhoş iken namaza yaklaşmayın " deyip akıl ve şuurunu gidermiş olan kimseleri namaz kılmaktan ve kendi huzuruna çıkmaktan da menetmiştir )Bazıları da ALLAH korkusundan bahsettikleri hâlde kendileri O'ndan korkmazlar ALLAH sevgisinden konuştukları hâlde kendileri O'nu sevmezler ALLAH’ın kader ve takdirine razı olmaktan bahsederler fakat kendileri O'nun kader ve takdirine razı olmazlar ALLAH'a tevekkül etmenin faziletini anlatırlar; fakat kendileri O'na değil, şan, şöhret, mal, makam gibi sebeplere tevekkül ederler![]() İhlâsın öneminden bahsederler, fakat kendileri riyadan sakınmazlar İhlâsın ilmini bilirler, fakat ameline sahip değildirler Dünyayı halkın gözünde küçültmeye çalışırlar, fakat dünya onların gözünde ve gönlünde çok büyüktür![]() Hırs, tamah, riya, kibir, cimrilik gibi kötü sıfatların bırakılması gerektiğini anlatırlar, fakat kendilerini bu illet ve zilletlerden kurtarmak için hiç bir çaba sarf etmezler Bu şeylerin kötü olduklarını söylemekle otomatik olarak onlardan kurtulduklarını zannederler![]() Bunlar halkın takdir ve ilgisinin önemli olmadığını telkin etmeye çalışırlar, fakat kendileri herkesten fazla takdir ve ilgiye taliptirler Maksadlarının halkı irşat ve ıslah etmek olduğunu söylerler, fakat bu işleri kendilerinden daha iyi yapan birisi çıkarsa, ona can düşmanı kesilirler ve ellerinden gelse onu boğup yok ederler Bunu yapamadıkları zaman da onu gıybet eder, küçümser, ona kusur ve kabahat isnat ederler![]() Bunlar, zahire göre halkı ALLAH'a davet ederler, fakat kendileri ALLAH'tan kaçarlar Zahire göre ALLAH'ı sevdirmeye çalışırlar, fakat kendileri ALLAH'ı sevmezler Zahire göre ALLAH’ın zikredilmesini, hatırlanıp unutulmamasını isterler, fakat kendileri ALLAH'ı zikretmezler ve O'nu akıllarına getirmezler Zahire göre, halkı ALLAH’ın rızasını aramaya çağırırlar, fakat kendileri nefislerinin rızasını ALLAH’ın rızasından üstün tutarlar Bunlar, ulemâ-i sû'durlar![]() (Ben, bu son birkaç paragrafı kitaba almakta hayli tereddüt geçirdim Çünkü, zamanımızda zaten âlimlere karşı saygı, hürmet ve edep azalmıştır Bu durumda bu gibi sözler, bazı câhil ve garazkâr kimseleri âlimlere karşı daha da küstah ve edepsiz hale getirir Sonra düşündüm ki, her meslekte olduğu gibi, âlimler içinde de nâ-ehil ve tıynetsiz kimseler vardır Sayıları az da olsa, bu kimseler ilimleriyle amel etmezler ve onunla olgunlaşıp tekemmül etmezler Ancak, buna rağmen, bu kimseler kendilerini âlim zannetme havasındadırlar Bunları da uyarmak lâzımdır İmam Gazali de bu sözleri yazarken, elbette ki câhil ve edepsiz kimseleri âlimlere karşı kışkırtmak istememiş, aksine bunlara itibar ve saygınlık kazandırmak için kendilerini uyarmayı düşünmüştür O hâlde herkes kendi sütüne ve tıynetine göre bu sözlerden pay çıkarsın Alimler bu dinin direkleridir Bu sebeple, onları sevmek ve saymak ALLAH içindir Hatta onlardan bazıları kendileri açısından bu sevgi ve saygıya lâyık olmasalar bile, taşıdıkları ilim yüzünden onlara karşı edepli olmak lâzımdır Zamanımızda artistler, şarkıcılar ve sporcular büyük kitleler tarafından sevilip alkışlanırken, bir iki hataları yüzünden binlerce fazilete sahip olan âlimlerden soğumak, onları eleştirmek, kötülemek ve onlara karşı saygısız davranmak kesinlikle ALLAH Teâlâ'nın hoşuna gitmez ) |
|
Gurur: 1. Aldanmışların Kısımları |
|
|
#4 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Gurur: 1. Aldanmışların Kısımlarıİkinci kısım, aldanmışlar ibadet ve amel sahipleridir Bunlar da kendi aralarında birkaç sınıftırlar![]() Onlardan bazıları, farzları ihmal eder veya eksik yapar, buna mukabil sünnet ve nafileye ağırlık verirler Bunlar fazilet konusunda vesvese derecesinde titizlik gösterirler Bu yüzden, fıkhın temiz kabul ettiği bazı sularla abdest almaz, bazı elbiselerde ve bazı yerlerde namaz kılmazlar Fakat, meselâ bir mala sahip olmaya çalışırken, onun haram olabileceği konusunda titizlik göstermezler; hatta haram olduğu kuvvetle muhtemel bile olsa, te’vil yoluna sapıp onu kendilerine helâl ederler Halbuki, önceki titizliği burada gösterseler, ashâb siretine daha çok yaklaşmış olurlar Çünkü onlar (ashâb), özellikle haram konularında titizlik gösterirlerdi Örneğin, Hz Ömer (ra), hıristiyan bir kadının testisindeki su ile abdest almış, fakat haram olan bir işe bulaşmamak için, gerektiğinde bir çok helâlı da terk etmiştir![]() Bazıları, niyette gereksiz olan vesvese göstermeyi önemli sayarlar Bu yüzden, uzun uzadıya niyet getirir ve onu bir çok kere tekrar ederler Fakat namaza girdikten sonra, ALLAH Teâlâ’nın huzurunda olduklarını unutmakta sakınca görmezler![]() Bazıları, namazda okudukları Fâtiha ve sûrelerin şedde ve meddelerini büyük bir itina ile yaparlar Fakat, okuduklarının mânasını öğrenmeye ve okurken onu düşünüp kendilerini muhâsebe etmeye aldırmazlar![]() Bazıları, Kur'ân'ı çok okumanın sevap ve faziletine inanmışlardır Bu sebeple, onu çok okurlar; hatta yirmi dört saatte bir hatim indirenleri vardır Ancak, bunların dilleri Kur’ân okurken, kalpleri dünya vadilerinde dolaşır, akıl ve fikirleri başka işlerle uğraşır Bu sebeple, bunlar okuduklarının mânasını düşünmezler, üzerinden geçtikleri emir ve nehiyleri duymazlar ve ibret alınması gereken kıssalardan ibret almazlar Halbuki, Kur'ân okumak, öncelikle onu anlamak içindir; onu anlamak da onun emir ve yasaklarına uymak içindir![]() Bazıları çok oruç tutarlar Bunların içinde bütün sene oruç tutanlar vardır Fakat bu zor ibadeti yaparken dillerini gıybet, dedikodu ve fuzulî konuşmalardan korumazlar riya yapmaktan sakınmazlar ve iftarı helâl bir yemekle yapmak hususunda titizlik göstermezler Buna rağmen, sadece karınlarını aç bıraktıkları için ALLAH Teâlâ yanında iyi bir yerde olduklarını zannederler![]() |
|
Gurur: 1. Aldanmışların Kısımları |
|
|
#5 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Gurur: 1. Aldanmışların KısımlarıBazıları sık sık hac ederler Fakat hac etmek için helâl para gerektiğini düşünmezler Bu yüzden, muamelelerinde helâl ve haramı karıştırırlar Hacca giderken de emanetleri sahiplerine iâde etmezler, zulmettikleri kimselerden helallik istemezler, anne babalarının ve akrabalarının gönlünü almazlar Bu yüzden de, hacca nasıl giderlerse, öyle dönerler Yaptıkları bu ibadet onların ruh, kalb, vicdan ve hislerinde her hangi bir iyileştirme yapmaz![]() Bazıları emr-i maruf ve nehy-i münker yaparlar Fakat bu hayırlı ve önemli iş için gerekli ve şart olan ihlâs, yumuşaklık, sabır ve şefkati göstermezler Kaba, kırıcı ve nefret ettirici davranırlar En ufak bir direnme karşısında kızarlar Buna da ALLAH için kızmak adını verirler Fakat başkalarına söylediklerini kendileri yapmazlar ve şayet onları bu konuda uyaran olursa, küplere biner ve bunu küstahlık ve edebe muhalefet sayarlar![]() Belli ki, bunlar kendi kendilerini "lâ yus'el" görürler Halbuki "lâ yus'el olmak" ALLAH Teâlâ'ya mahsus bir uluhiyyet sıfatıdır (Lâ yus'el, kendisinden hesap sorulmaz, hesaba tâbi tutulmaz, günün tabiriyle dokunulmaz kimse demektir ) Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:"ALLAH, yaptıklarından sorumlu değildir Onlar ise, sorulurlar " (Enbiyâ, 23)Bazıları bir dinî hizmeti yürütürler Örneğin, bir mescitte imamlık veya müezzinlik yaparlar ve bunu yalnızca ALLAH rızası için yaptıklarını söylerler Fakat bu hizmetleri kendilerinden daha iyi yapan birileri ortaya çıktığı zaman, buna sevinmezler ve ALLAH için yaptıklarını söyledikleri hizmetleri bu kimselere kaptırmamak için gerekirse gayr-i meşru ve ALLAH’ın rızasına muhalif olan işlere de tevessül ederler Halbuki, bu hizmetleri hakikaten ALLAH için yapmış olsalar, bu şekilde kötü tepki göstermeleri mümkün değildir![]() Bazıları Mekke veya Medine'de "mucâveret" yaparlar (Mucâveret sözlükte, komşuluk yapmak demektir Dinî bir terim olarak ise, sevap maksadıyla hac ve umre mevsimleri dışında Mekke veya Medine'de bir müddet (bu müddet yıllarca uzun olabilir) ikamet etmektir ) Fakat bu mübarek yerlerde bulunmaktan yararlanarak nefislerini ıslah etmek ve kötü huylarını değiştirmek için çalışmazlar Bu yüzden, buralarda senelerce de kalsalar, hiç değişmemiş bir hâlde ve geldikleri gibi dönerler Fakat buna rağmen, bu mucâvereti yapmış olmaktan dolayı kendilerine bir üstünlük atfederler![]() Bunlardan kimisi de, kendi memleketinde iken, hiç olmazsa geçimini kendi çalışması ve alın teriyle karşılarken, bu yerlerde boş dolaşır ve başkalarının verdiği hayır ve sadaka ile yaşar Halbuki, kendini bu hâle getirmek, ancak ilim tahsili ve cihad hizmeti gibi çok önemli işler yüzünden câiz olabilir![]() Şeytan, bütün insanları günahlarla aldatmaz, bazılarını da amel ve ibadetlerle aldatır O, önemi veya sevabı daha az olan amelleri bunların gözünde büyütür ve câzip hâle getirir ve bunları bu amellerle oyalayarak daha önemli ve sevabı daha çok olan amellerden geri bırakır Bazen de, amel ve ibadetlerin içine onları bozan yabancı unsurların karıştırılmasını sağlar ve bu suretle ibadet olmaktan çıkardığı bu meşguliyetleri bu kimselerin nazarında hâlâ dereceler kazandıran ameller olarak gösterir![]() Bazı aldanmışlar da ALLAH Teâlâ'ya yakın olmak için dünyaya ait her şeyi terk ederler; fakat şan, şöhret, riyaset ve baş olma hevesini terk etmezler Bu aldanmış kimseler bilmezler ki, dünyaya ait hiçbir şey şan ve şöhret arzusu kadar insanı ALLAH Teâlâ'dan uzaklaştırmaz Çünkü, bu arzuyu taşıyan bir kimse, ister istemez münafıklık yapar, kıskançlık duyar, kibirli olur, riyakârlık eder, yalan söyler ve bunlar gibi bütün kötü huyları kendisinde bulundurur![]() |
|
Gurur: 1. Aldanmışların Kısımları |
|
|
#6 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Gurur: 1. Aldanmışların KısımlarıÜçüncü kısım aldanmışlar, zamanımızın (İmam Gazâlî'nin zamanının) sûfileridir Bunlarda da gurur ve aldanmışlık oldukça fazladır Aldanmışlık yüzünden bazıları, tasavvuf ve sûfiliği elbiseden, kılık kıyafetten, özel bir tarzda konuşmaktan, eski sûfilerin terim ve deyimlerini kullanmaktan, şemail ve merasimde onlara benzemeye çalışmaktan ibaret zannederler Böyle zannedince de, artık kendi nefislerini mücâhede, riyazet, kalb murâkabesi, açık ve gizli günahlardan ve kötü sıfatlardan uzaklaşmak için yormazlar Bu sebeple, bunlar şüpheli ve haram şeylerden (özellikle, yemek ile ilgili olanından) de sakınmazlar; çıkar ve şöhret için birbirlerini kıskanırlar; kardeşlik ve dayanışmanın İslâm’ın emri olduğunu duymamış gibi aralarında çekişirler![]() Bunlar bilsinler ki, kıyâmet gününde ALLAH Teâlâ’nın huzuruna çıkarıldıkları zaman, ne sakal ve cübbeleri, ne de ruhsuz ve ihlassız merasim ve gürültüleri onları kurtarmaz Çünkü ALLAH Teâlâ, hesap yerinde kimsenin suretine bakmaz, onun kalbine bakıp ona göre hakkında hüküm verir![]() Bunlardan bazıları, tasavvufun özel terimleri olan marifet, müşahede, hâl, makam, kurb (yakınlık), visal (kavuşmak) gibi kelimeleri öğrenirler ve kendilerini bu terimlerin ifade ettiği derecelerde görürler Kendilerini bu derecelerde gördükleri için de, kendi hayâllerinde çok büyürler ve artık herkese ve hatta bu ümmetin en üstün ve mümtaz sınıfı olan âlimlere bile yukarıdan bakarlar![]() Bunlar, kendilerinden daha çok ibadet eden, daha çok din ve ahiret için çalışan ve fakat tasavvuf ve tarikate girmeyen kimseleri de küçümserler ve onların ibadet ve çalışmalarından bir sonuç çıkmadığını söylerler Bu aldanmışlar, kendi zanlarına göre Hakka ulaşmış ve O'nun en yakınlarından olmuşlardır Halbuki bu kimseler ne yeterli derecede ilim tahsil etmişler, ne ahlâklarını düzeltmişler, ne de amel ve ibadette diğer müminleri geçmişlerdir Bütün sermayeleri tasavvuf terimlerini tekrarlamak ve kendi kendilerini yüksek derecelerde tahayyül etmekten ibarettir![]() Bazıları, daha da ileri giderek Şeriat hükümleriyle mükellef olmadıklarını ve üzerlerinden mesuliyetin kaldırıldığını söylerler Bunlar, "Şeriatın hükümleri ve ibadetler ALLAH Teâlâ'yı tanımak ve sevmek içindir Biz ise O'nu tanıma ve sevme derecesine gelmişiz Bu sebeple, ibadet ve Şeriat bizi ilgilendirmez " derler Bunlar, bu iddialarıyla peygamberlerden üstün olduklarını söylemiş olurlar Çünkü peygamberler hayatlarının sonuna kadar ibadete ve Şeriatın hükümlerine titizlikle bağlı kalmışlardır Bunların mantığına göre, demek ki, peygamberler kendileri gibi ALLAH Teâlâ'yı tanıma ve sevme derecesine çıkamamışlardır![]() |
|
Gurur: 1. Aldanmışların Kısımları |
|
|
#7 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Gurur: 1. Aldanmışların KısımlarıBazıları şöyle derler: "Şeriat, kalpleri şehvetlerden ve dünya sevgisinden koparmayı emretmiştir Halbuki bunu başarmak muhaldir Onun için, şeriatın emirleri hakikî emirler değil, semboliktirler Bunlardan kasdedilen şey, marifet kazanmaktır " Bu ahmaklar bilmezler ki, Şeriat insan fıtratında bulunan şehvet, arzu ve istekleri kökten kurutmayı emretmemiş, bunları din ve aklın emri altına sokmayı ve disipline bağlamayı emretmiştir Marifet de ancak bunun yapılmasıyla kazanılabilir![]() Bazıları ALLAH Teâlâ'yı çok sevdiklerini ve O'na âşık olduklarını söylerler Bunun için şiirler yazar ve mecnunluklar yaparlar Fakat bunların çoğu ALLAH Teâlâ'yı câiz olmayan şekillerde tasavvur eder ve küfre girerler![]() Hiç şüphesiz ki, ALLAH Teâlâ'yı sevmek en büyük ibadettir Ancak, bundan önce O'nun zatı için vacip ve câiz olan ve câiz olmayan sıfatları öğrenmek ve O'nu câiz olmayan sıfatlardan tenzih ve takdis etmek lâzımdır ALLAH Teâlâ için câiz olmayan sıfatlardan birisi O'nun madde veya ruh olmaması ve hiçbir yaratığa benzememesidir Ayrıca, ALLAH Teâlâ'yı sevmenin kulu mesuliyetten kurtardığını ve Şeriatın emir ve yasaklarını çiğnemesini mubah kıldığını zannetmemek lâzımdır![]() ALLAH sevgisi, ancak O'na ibadet ve itâat etmekle kazanılan, bunlarla varlığını sürdüren ve bunlarla beslenip güçlenen bir duygudur ALLAH sevgisi bir ışıksa, bu ışığın yağı ibadet ve tâattır Bu sebeple, ibadet etmeden ve Şeriatın hükümlerine uymadan ALLAH'ı sevdiğini iddia eden bir kimse ya sevginin ne olduğunu bilmez veya yalan söyler Çünkü ALLAH Teâlâ'yı sevmek, O'nun rızasını kendi arzu ve isteklerinden üstün tutmayı gerektirir![]() Halbuki ALLAH'ı sevdiğini söyleyen aldanmışlar, kendi nefis ve heveslerini ALLAH Teâlâ'nın rızasını temsil eden Şeriatın emirlerinden üstün tutarlar ![]() Bazıları da ALLAH Teâlâ'ya olan sevgilerini raks, vecd, sekr gibi hâl ve hareketlerle ifade etmeye kalkışırlar Bunların yaptıkları da doğru değildir Çünkü, ALLAH Teâlâ kendisini sevmede Peygambere uyulmasını emretmiş ve sevgiyi ancak bu şartla kabul edeceğini bildirmiştir Bunu açıklayan ayet-i kerime şöyledir:"De ki: Eğer ALLAH'ı seviyorsanız, (O'nu nasıl sevmek gerektiği konusunda) bana uyun Bunu yaparsanız ALLAH da sizi sever![]() ![]() " (Al-i İmrân, 31) Peygamberin ALLAH sevgisinde ise, bu şeyler yoktur; sadece çok ibadet, çok hizmet, çok takva ve çok duâ vardır![]() |
|
Gurur: 1. Aldanmışların Kısımları |
|
|
#8 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Gurur: 1. Aldanmışların KısımlarıBazıları da ALLAH Teâlâ'nın rızâsını kazanmak yerine, O'nun zatına ulaşmayı ve O'nu görmeyi akıllarına koyarlar Vaktiyle, yahudiler de bu hevese kapılmışlardır ALLAH Teâlâ, yahudilerin kıssasını iki âyette bildirmiştir![]() Birinci âyet şöyledir: "Bir vakit sizin atalarınız Musa'ya, 'Biz ALLAH'ı açıkça görmedikçe O'na iman etmeyeceğiz ’ dediler ve O'nu görmeyi beklerken kendilerini yıldırım çarptı " (Bakara, 55)İkinci âyet de şöyledir: "Yahudiler, kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler Bunların ataları, vaktiyle Musa’dan daha büyük bir istekte bulunmuşlardı Ona, 'ALLAH'ı bize açıkça göster ’ demişlerdi Bu azgınlıklarından dolayı onları yıldırım çarpmıştı " (Nisa, 153)Fakat, beşer tarihinde aynı hatalar değişik suretlerde tekrarlanıp dururlar Bu şekillerden bazıları küfür, şirk, inat isimlerini, bazıları da din, tasavvuf, yüksek himmet adlarını alırlar ALLAH Teâlâ'ya ulaşma ve O'nu görme hevesine kapılan sûfiler, Şeriatta böyle bir yol bulamadıkları için, kendi hayâllerinden oluşan bir yol icat ederler![]() Bu hayâlî yol ise, belirsizlik, karanlık ve şeytanın oyunlarıyla kuşatılmış bir hâldedir Bunlar, din ve Şeriatın aydınlatıcı ışıklarından mahrum olan bu karanlık yolu izlerken, şeytanın türlü taciz ve tasallutlarına uğrarlar Bu yüzden, bunlar bu karanlık, ıssız ve işlenmemiş yolda giderken kendi hayâllerinden veya şeytanın sihrinden kaynaklanan bir parıltı görürler Şeytanın telkinleriyle bu parıltının ALLAH Teâlâ’nın nuru olduğunu zannederler; hatta bazıları onu ALLAH Teâlâ’nın kendisi zannedip O'na ulaştıkları vehmine kapılırlar![]() Enfüsî bir seyir takip edenler de ALLAH zannettikleri bu parıltıyı kendi kalplerinde hissederler Bunun üzerine, "Ben ALLAH'ım ", "ALLAH kalbimdedir ", "ALLAH'ı kalbimde gördüm " gibi küfür olan sözler söylerler![]() Şeriat yolunda ise, "gökler ve yer ALLAH Teâlâ’nın nuruyla aydınlanmıştır " (Nûr, 35) Bu nur İslâm ve Kur'ân'dır Bunların isimleri de nurdur (Tevbe, 32; Saff, 8) Kâinat, İslâm ve Kur’ân bilgisiyle aydınlanır, hâdiselerin mânaları da bu bilgi ile vuzuha kavuşur![]() Sufilerin başına gelen bütün bu ve benzeri aldanış ve belâların sebebi, onların yeterli derecede ilim öğrenmeden sülûka girmeleri ve kâmil bir mürşid aramak yerine, rast gele bir takım kimselerin peşine düşmeleridir ![]() |
|
|
|