|
|||||||
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| dinin, direği, imanın, miracı, müminlerin, nuru |
Dînin Direği, Îmânın Nûru,Mü'minlerin Mi'râcı |
|
|
#1 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Dînin Direği, Îmânın Nûru,Mü'minlerin Mi'râcıİnsan hayatı, kâinâtın yaratıcısına ulaşmak yolunda hakîkat arayışının tezâhürleriyle doludur Bu tezâhürler, onun fıtratında meknuz olan îmân ve ibâdet etme temâyülünün tabiî bir neticesidir Öyle ki Hakk ve hakîkatten mahrum kalanların, bu fıtrî temâyülü teskin yolunda âciz bir fânîye, hattâ bir hayvanja tapmaya varacak kadar akıl ve mantık dışı nice garip ve abes mecrâlara sürüklendikleri, dünden bugüne müşâhede edilegelen âşikâr gerçeklerdir Bu da gösteriyor ki:"İnsanları ve cinleri bana kulluk etsinler diye yarattım " ifadesinin bir tecellîsi olduğu için insan, dâimâ kulluğu yaşayabilme sırrına vazgeçilmez bir ihtiyaç hâlindedir Dolayısıyla o, bu fıtrî temâyülü insanlık şeref ve haysiyetine lâyık bir şekilde yönlendirebildiği ölçüde seâdet ve selâmete ulaşır Çünkü insan, kudret-i ilâhiyyenin binbir nakışı ile müzeyyen olan bu âlemde ilâhî san'atın zirvesini teşkîl etsin diye yaratılmış ve bu yaratılışın vicdânî bir neticesi olarak Rabbini tekrîm ve ibadetle mükellef kılınmıştır O derecede ki, insana verilen bütün üstün hususiyet ve mertebeler bu mükellefiyetini yerine getirmesine bağlanmış ve âyet-i kerîmede:"(Ey Rasûlüm!) De ki: Kulluk ve yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?! " buyurulmuştur İşte bu cümleden olarak Cenâb-ı Hakk, pek çok âyet-i kerîmede insanın ebedî hüsrândan kurtuluşu için îmândan sonra amel-i sâlih sahibi olmasının zarûretini beyân buyurur Bu itibarla Rabbin yüce huzûruna kalb-i selîm ile çıkabilmeyi gâye edinen mü'minler, âmel-i sâlih denilen ibadetlerin ulvî pınarlarına gönüllerini teslîm eder ve vuslat deryâsına doğru yol alırlar Kulu bu şekilde Mevlâ'nın vuslat deryâsına götüren ibadet pınarlarının en büyüğü ve ehemmiyetli olanı da hiç şüphesiz namaz ibadetidir Zîrâ namaz, şümûl, muhtevâ ve rütbe bakımından bütün ibâdetlerin zirvesi ve özü durumundadır![]() Kâinâttaki bütün varlıklar; güneş, çayır, çemen, ağaçlar, zikir hâlindedir Saf hâlinde uçan kuşlar, dağlar, taşlar, keyfiyeti bizce meçhul bir tesbihat ile Hakk'a kulluk ederler Nebâtâtın ibâdeti, kıyâm hâlinde; hayvânâtınki, rükû hâlinde; cansız addedilenlerinki de yere kapanmış vaziyyette, yâni secde hâlindedir Semâ ehlinin durumları da böyledir Melâikenin bir kısmı kıyâmda, bir kısmı rükûda, bir kısmı secdede, bir kısmı da tesbîh ve tehlîl hâlindedir Ancak Cenâb-ı Hakk'ın mü'minlere bir mi'râc olarak ikrâm ettiği namaz ibadeti ise, bütün bu ibâdetleri câmî bir muhtevâdadır Dolayısıyla gerçek musallîler (namaz kılanlar), yerde ve gökte bütün varlıkların yapmış olduğu ibadetlerin cümlesine şamil bir ibadet yapmış olarak hesapsız mükâfat ve derûnî tecellîlere nâil olurlar![]() Bunun içindir ki namaz, Allâh'a vuslat mertebesidir ve ümmete küçük bir mi'râc olarak ikrâm edilmiştir Kur'ân-ı Kerîm'de "Secde et ve yaklaş!" (el-Alak, 19) buyurulduğu vechile Rabbin huzûruna çıkabilme nîmeti de, namazla elde edilir Gerçek namazda bütün mâsivâ aradan çıkar, dünyevî her şey silinir Kul ile ma'bûd, buluşma meclisinde beraber olur Çünkü namaz, mi'râcdaki buluşmanın ardından Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'e Cebrâil'siz bir şekilde farz kılınmış ve böylece araya hiçbir vâsıta koymadan sırf Allâh ile halvet olabilmeye hasredilmiştir Bu halvette dâimâ o mi'râcdaki ve hâlini yaşayan Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-:"Namaz, gözümün nûrudur " (Nesâî, Ahmed bin Hanbel) buyurmuşlardır Namazla kazanılacak kemâlât, huzûr, sükûn, itmi'nân ve kurbiyyet, hiçbir ibâdetle kazanılamaz Dünyâda namazın rütbesi, âhırette Cenâb-ı Hakk'ı görmenin rütbesi gibidir Zîrâ dünyâda kulların Allâh'a en yakın olduğu an, namaz anlarıdır En ince lezzetler ve mânevî tecellîler, namazdadır Denilebilir ki bütün ibadetler, âdetâ kulu namaza hazırlamak için birer basamak mesâbesindedir Bunun içindir ki Hazret-i Peygamber'in ifâdesi ile namaz:"Dînin direği, îmân ve kalbin nûru, seâdetin anahtarı, mü'minlerin mi'râcı" olarak tavsîf buyurulmuştur![]() Âyette buyurulan: "Beni zikrediniz, tâ ki ben de sizi zikredeyim! ![]() " (el-Bakara, 152) sırrı, diğer ibâdetlerden ziyâde namazda gerçekleşir Ancak kulun bu sırdan lâyıkıyla istifâde edebilmesi:"İhsân, Allâh'ı görüyormuş gibi ibâdet etmendir! Sen O'nu göremiyorsan da O, seni görüyor ya!![]() " hadîsinde beyân buyurulan "ihsân" hâlinde bulunmasına bağlıdır![]() Namaza benzeyen hiçbir ibadet yoktur Namaz kılan kimse, namazdan başka hiçbir şeyle meşgul olamaz Namaz onu, her türlü alâkadan keser Hakk ile başbaşa târifsiz bir vuslat yaşatır Diğer ibâdetlerde durum böyle değildir Meselâ oruçlu kimse, pazarda müşteri de olur, satıcı da_ Hac eden de kezâ böyledir Ama musallî, ne satıcı olur, ne de alıcı_ O, sadece musallîdir Yâni maddesi ve mânâsı da, huzûr-i ilâhîdedir![]() Kâmil mü'minler: (en-Nisâ, 103) beyânı vechile ömür boyu günde beş kere yapılan itâat ve mücâhede tatbikatı yanında nâfilelerle de olgunlaşa olgunlaşa nihayet Rabbimizin "İrciî ilâ Rabbik!" (Rabbine dön!) emri mûcibince rahmet ve sonsuz ihsanlarına intikal ile faziletli kullar arasına karışıp dâru's-selâm'a, yâni seâdet yurduna nâil olurlar ![]() Dosdoğru kılınan namaz, mü'mini nefsânî temâyüllerin girdabına düşmekten kurtaran, vecd hâlini yaşatan çok faziletli bir ibadettir Âyet-i kerîmede buyurulur:"Namazı devam üzere kıl! Gerçekten namaz, fahşâdan, yâni çirkinlik, edebsizlik, fuhşiyyat ve münkerden; aklın ve dînin beğenmeyeceği uygunsuzluk ve günahtan meneder " (el- Ankebut 45)Namazın kötülüklerden alıkoyması, hem namazdan evvel, hem namaz esnâsında, hem de namazdan sonrasını ihtivâ eder Eğer namaz kılan kimsede böyle bir muhâfaza görülmüyorsa, o gerçek mânâda musallî değildir Böylelerinin namazları hakkında Allâh Rasûlü buyurur:"Kim bir namaz kılar da, o namaz kendisini açık ve gizli kötülüklerden alıkoymazsa, ancak Allâh'a karşı uzaklığını artırmış olur "Bu sebeple namazda dikkat edilmesi gereken en ehemmiyetli husus, hiç şüphesiz huşû hâlidir Namazın zâhirî tarafını "fıkıh" tanzîm eder Fıkıhsız bir namaz mümkün değildir Ancak huşûdan uzak, darmadağınık bir kalb ile de namaz muteber olamaz Dolayısıyla namazın zâhirini tanzîm eden fıkhî kaideler, kalb âlemini tezyin eden mânevî kâidelerle bir araya geldiğinde ancak muteber ve makbul bir namaz kılınabilir![]() Bahâeddîn Nakşibend -kuddise sirruh-'a sordular: "-Bir kul, namazda nasıl huşûa erer?" O da cevâben: "-Dört şeyle, buyurdular: 1 Helâl lokma, 2 Abdest sırasında gafletten uzak durmak, 3 İlk tekbîri alırken kendini huzûrda bilmek, 4 Namaz dışında da Hakk'ı aslâ unutmamak "Âdâb ve erkândan uzak bir gönülle, yâni iblisin işgal ettiği bir kalb ile kılınan namaz ise, âdetâ kulun yüzüne çarpılacak bir günah paçavrası hükmündedir Âyette buyurulur:"Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar Onlar, gösteriş yapanlardır; hayra da mânî olurlar " (el-Mâûn, 4-7)O halde kim ki, ta'dîl-i erkân ile namaz kılmaz, huzûr-i ilâhîde olduğundan habersiz olur ve aklı fikri ticâretinde veya başka başka dünyevî meşgalelerle dolu bulunursa, o aslâ musallî değildir Onun kıldığı namaz dünyâda kalır, âhırette hiçbir faydası olmaz![]() Namazın hakîkatini idrâk eden gönüller ise, onu gözlerinin nûru hâline getirirler Namaza durduklarında bu fânî âlemden sıyrılıp çıkar ve âhıret âleminin vuslat mekânına nâil olurlar Araya dünyevî bir akis ve hayâl perdesi girmez Onlar, doğrudan doğruya rûhâniyetin haz ve lezzeti içindedirler![]() Âişe -radıyallâhu anhâ- buyururlar: "Zaman zaman Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- namaza durduğunda yüreğinden kazan kaynaması gibi ses gelirdi Ezân okunduğu vakit Allâh'ın huzûruna çıkacağı için etrafındakileri tanımaz hâle gelirdi!![]() " (Ebû Dâvûd, Salât, 157; Nesâî, Sehv, 18 |
|
|
|