Kazasker Mustafa İzzet Efendi Kimdir..? |
|
|
#1 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kazasker Mustafa İzzet Efendi Kimdir..?Hattat ve bestekar Mustafa İzzet Efendi 1801M yılında Tosya’da doğmuştur Babası Destanağazade lakabıyla tanınan Mustafa Ağadır Babasının vefatı üzerine eğitim için İstanbul’a gönderilmiştir Fatih Medresesi’ne kaydolmuş ve Kömürcüzade Hafız Efendi’den ders almıştır Sesinin güzelliği ile Sultan II Mahmut’un dikkatini çekmiş ve eğitimine Enderun’da devam etmiştir Enderun’da altı yıl musıki, hat, dil ve edebiyat eğitimi almıştır Kısa zamanda edebiyat, musıki ve hat sanatlarında kendini gösteren Mustafa İzzet, Yesarizade’den de icazet alınca padişah yakınları arasına girmiş ve kazaskerliğe getirilmiştir Abdülmecid’in tahta çıkışına kadar sarayda kalan Mustafa İzzet Efendi, Eyüp Camii İmam Hatibi ve padişahın ikinci imamı olmuştur Anadolu ve Rumeli Kazaskerliği, şehzadelere hat hocalığı ve saray başimamlığı görevlerinde bulunan Kazasker Mustafa İzzet Efendi, 1852M yılında saraydan ayrılmıştır![]() Renkli ve bereketli bir ömür sürmüş olan Kazasker Mustafa İzzet Efendi, 11 Mushaf, 30’dan fazla Enam, 200’ün üstünde Hilye ile yüzlerce levha, kıt’a ve murakka’ yazmıştır Kasımpaşa’daki Büyük Cami, Hırka-i Şerif Camii yazıları, Ayasofya Camii’ndeki büyük levhalar ve İstanbul Üniversitesi giriş kapısının bahçe tarafındaki yazılar da Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin eserlerindendir Musıkide kendi bulduğu Tarz-ı Cedid makamında bir peşrev ve semai ile muhtelif makamlarda 20’yi aşkın şarkısı vardır Mustafa İzzet Efendi daha çok Nesih, Sülüs, Celi Sülüs ve Celi Ta’lik türlerinde eserler vermiştir![]() 15 Kasım 1876M yılında 75 yaşında olduğu halde İstanbul’da vefat eden Kazasker Mustafa İzzet Efendi, annesi tarafından dedesi olan Şeyh İsmail Rumi Hz ’nin de medfun bulunduğu Tophane’deki Kadirihane haziresine defnedilmiştir Kabir kitabesi de talebesi olan Muhsinzade Abdullah tarafından celi sülüsle yazılmıştır![]() |
|
Kazasker Mustafa İzzet Efendi Kimdir..? |
|
|
#2 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kazasker Mustafa İzzet Efendi Kimdir..?*Duvarda asılı bulunan İsm-i Celâl levhası, kenardaki tahta iskelelerde sürüklendi: 27 Ekim 537’de İmparator Justinyanus tarafından muhteşem bir törenle açılan Ayasofya, 916 yıl kilise olarak kullanıldıktan sonra, 1453’de Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethiyle camiye dönüştürüldü Fatih'in, fethin ardından ilk iş olarak Ayasofya'nın tamirini emretmesi dikkat çekicidir Döneminin en geniş kubbesine sahip olan bu eser, yapıldığı tarihten itibaren asırlar boyunca aralıksız tamir gördü ve yenilendi Ayasofya’nın Bizans döneminde birçok defa çöken kubbesi Mimar Sinan’ın istinat duvarlarını eklemesinden sonra hiç çökmedi ve bu yaşlı anıt, böylece günümüze kadar gelebildi![]() Fâtih, ilk Cuma namazını burada kıldı ve meydana getirdiği vakfiye ile onun asırlar boyunca yaşamasını sağladı Ayasofya, Osmanlı döneminde kaldığı 470 yıl içinde İstanbul'un en önemli camilerinden biri oldu Ayasofya’ya, köşelerine inşa edilen dört minare, Sultan II Selim, Sultan III Murat ve Sultan III Mehmet’in türbeleri, Sultan I Mahmud’un şadırvanı, sıbyan mektebi, imareti ve kütüphanesi, Sultan Abdülmecid’in hünkâr mahfeli ve muvakkithanesi, Sultan İbrahim’in sebil ve çeşmesi ile Osmanlı kültür ve medeniyetinin damgası açıkça vuruldu Caminin çeşitli yerlerine İslâm büyüklerinin ve Kur’an’dan bazı âyetlerin yazıldığı levhalar konuldu Levha sayısı sekize çıkarıldı Ayasofya’ya ilk levhalar 1644 yılında, zamanına göre celi hattı en iyi yazan hattatlardan olan Teknecizâde İbrahim Efendi tarafından, caminin iki yarım duvarlarındaki mermerlere uyacak büyüklükte yazıldı Dikdörtgen şeklinde olan bu levhalarda İsm-i Celâl, İsm-i Nebevİ ve Hulefa-yi Râşidin’in isimleri yer alıyordu 1845’lerde, Sultan Abdülmecid dönemindeki onarımda, celi hat levhalarının zeminlerinin -zaman içinde- zedelendiği ve yenilenmesi gerektiği görüldü Levhaların yeniden yazılması işi, Eyüp Sultan Camii imam hatibi ve Sultan’ın ikinci imamı, Kazasker Mustafa İzzet Efendi’ye havale edildi Levhalara, Hz Hasan ve Hz Hüseyin isimleri de eklenerek levha sayısı altıdan sekize çıkarıldı 1849 yılı içinde, birkaç ay süren yoğun çalışmalar sonucu, dev levhalar hazırlandı Levhaların yazılması işinde, Mustafa İzzet Efendi’ye talebeleri Şefik ile Ali Beyler de yardımcı oldular![]() Ayasofya 13 Temmuz 1849’da, Ramazan ayının ilk cuması çok büyük bir törenle yeniden ibadete açıldı Dünyanın en büyük hat levhaları! Levhalar, ağacının hafif olması sebebiyle, asıldığı yere daha az yük yüklemesi ve neme karşı dayanıklılığı dolayısıyla bozulmaması dikkate alınarak ıhlamur ağacından yapıldı Hattat İzzet Efendi, sekiz adet cami levhasının asıllarını, önce küçük ebatlarda yazdı, sonra da kareleme metoduyla Ayasofya Kayyumhanesi’nde büyüterek, kalıplar halinde hazırladı Levhalar, daha sonra caminin içinde monte edilen dairevi zeminlerine varak altınla yazılarak, yerlerine takıldı Yuvarlak olan bu levhaların çapı 7,5 metre, harf kalınlığı 35 cm’dir Levha parçaları cami içinde birleştirildi Bu levhalar, dünyanın bilinen en büyük hüsn-i hat levhaları olup, Mâbed’in Osmanlı devri eserleri arasında en göz alıcı olanlarındandır Muhteşem denmeye lâyık, birer ibda eseridirler Harfler onca irilik ve kalınlıklarına rağmen, tenasüp bakımından mükemmel, gayet metin ve azametlidirler Mustafa İzzet Efendi’nin Ayasofya’daki levhaları ve kubbe yazısı, onca büyüklüklerine rağmen, mekânla büyük bir uyum içindedir Özellikle levhalar, mekân içerisinde kolye gibi asılı durmaktadır Sultan Ahmet’e konulacaktı! Ayasofya’nın, 1 Şubat 1935’te müzeye çevrilmesi üzerine, içeride bulunan eşya ile halılar ve levhalar kaldırıldı Bunun ardından, Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin yazdığı celi levhaların indirilmesi için de bir arzu belirdi Bu düşünce bir gerekçe de bulmuştu: Levhalar mimariyi bozuyor Bu temelsiz iddia ile duvarda asılı bulunan İsm-i Celâl, İsm-i Nebevî, Hulefa-yi Râşidin, Hz Hasan ve Hz Hüseyin levhaları asılı bulundukları yerden indirildiler 23 Şubat 1935’te, İstanbul Müzeler Genel Müdürü Aziz Ogan’ın, levhaların kaldırılmasıyla ilgili Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderdiği yazıda şöyle deniliyordu: ‘Ayasofya Müzesi’ndeki Hattat Mustafa İzzet tarafından yazılmış büyük levhalar, İstanbul Evkaf Müdürlüğü tarafından ehline indirtilmiştir Evkaf İdaresi’nce, kapılardan geçirilmesi kabil olmayan bu levhaların, sökülüp çıkarıldıktan sonra eski haline getirilerek Sultan Ahmet Camiine konulması kararlaştırılmış ise de, 7,5 -8 metre çapında olan bu levhaların Ayasofya’dan çok küçük olan Sultan Ahmet Camii’ni kapatacağı ve güzelliğini örteceği kuşkusuzdur ’1939’da, bu karardan dört yıl sonra, Remzi Oğuz Arık başkanlığında toplanan bir komisyon, - Aziz Ogan’a rağmen- levhaların eşsiz Osmanlı eseri olduğu, uzaktan görülmek üzere yapıldığı ve Ayasofya’nın nispetleri gözetilerek yazıldıkları için, başka yerde teşhirlerinin mümkün olmadığı, gerekçesiyle eski yerlerine konmasına karar verdi Ne var ki ödenek verilmediği için, bu karar 22 Ocak 1949’da, ancak on yıl sonra uygulanabildi! Levhalar yerlerde sürükleniyor Kaldırılan levhalar, Ayasofya’nın Hünkâr Mahfili tarafındaki köşesine ( sol tarafta karanlık bir köşeye) üst üste istif edilerek, rutubet ve havasızlık içinde çürümeye terk edildi Şâir ve yazar İ Alâeddin Gövsa, 25 Ocak 1949’da Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan ‘Ayasofya Levhaları’ isimli makalesinde, duygularını şu sözlerle ifade eder:‘Ayasofya’nın müze haline konulması sırasında, her biri nefis bir Türk eseri olan muazzam levhaların da yere indirilmiş olduğunu görerek üzülmüştüm Binanın bir zamanlar Hıristiyan mâbedi olduğunu gösteren resimlerin ve haçların muhafazası nasıl tabii ise, Türk ve İslâm mâbedi sıfatıyla taşıdığı hatıraları da olduğu gibi muhafaza etmek öylece zaruri değil miydi?On sene kadar önce Maarif Başmüfettişi sıfatıyla müzeye ait bir meseleyi tahkik ederken, levhaların duvar kenarlarında ve adi tahta iskelelere iliştirilmiş olarak sürüklendiklerini gördüm Levhalar yerlerindeyken, kapıdan çıkıp çıkmayacaklarını ölçmek mümkün iken, teşebbüsün gayet cahilane bir hoyratlıkla yapılmış olması; sonra da kapıdan çıkarabilmek için, arkaları alçılı olan kalın mukavvaları bükmek suretiyle bir tanesinin kırılmış olduğunu müşahede ettim Meseleye dair o zaman Maarif vekilliğine verdiğim rapor çok etraflı ve delillere müstenit idi![]() Geçen gün hayretlere düşerek ve ta içimden yanarak öğrendim ki, o nefis levhalar hâlâ yerlerde sürüklenmektedir ve kararlaştırılmış olmakla beraber onları yerine asmak imkânı el’an bulunulamamıştır ’ Haince tertiplerin takipçisi oldum! Levhalar konusunda Sanat Tarihçisi İbrahim Hakkı Konyalı şöyle der: ‘Güzel bir tesadüf diyelim Bu levhalar mabedin kapılarından çıkmadı Ben hâdiseleri, haince yapılan tertipleri günü gününe takip ettim Levhaları çerçevelerden çıkartmak istediler Kırılacaklarını, çatlayacaklarını ileri sürerek, bu cinayetleri işlemelerine mani oldum ’ *** Ayasofya’da mozaik araştırması yapması için izin verilen Amerikalı müsteşrik Thomas Whittemore, yapıdaki bir takım mozaik panolarını ortaya çıkardıktan sonra, kubbenin göbeğinde yazılı bulunan Nur Suresi’nin 35 âyetini de kazıyıp, altında bulunması muhtemel mozaikleri araştırmak istediyse de buna müsaade edilmedi Böylece, Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin nefis istifi de yok edilmekten kurtuldu![]() ‘Para yok, olsa asarım!’ Edebiyat Tarihçisi, Araştırmacı İbnü’l Emin Mahmud Kemal İnal Bey, levhaların asılması konusunu şöyle anlatıyor: ‘İsm-i Celâl’i, ism-i Nebevî’yi, esâmi-i Çâryâr (Dört halifenin isimlerini) ve Haseneyn’i ihtiva eden bu elvah-ı celile, bir takım kıymet bilmez eşhas tarafından indirilip bir kenara konulmuş ve bazılarının bazı yerleri zedelenmişti Bu hal, bizimle beraber diğer erbab-ı imanı dağdar ettiğinden tekrar asılması için uğraştıksa da muvaffak olamamıştık Nihayet Ayasofya Müzesi Müdürü Muzaffer Ramazanoğlu’nu teşvik ve teşci ettiğimde: ‘Para yok, olsa asarım!’ demişti Öteden beri bu işe sarf-ı zihin eden (kafa yoran) yüksek mühendis Ekrem Hakkı ve tüccardan Nazif Beyler, icap eden parayı hibeten lillah (Allah rızası için karşılıksız olarak) verdiler Ekrem Beyin nezareti altında levhalar tamir edildi; yine o zat-ı ekremin (cömert şahsın) himmetiyle (yardımıyla) levhalar, 22 Ocak 1949’da elvah-ı şerife (şerefli levhalar) yerlerine asıldı Ekrem, beni alıp götürdü Levhaları mahall-i kadiminde görünce ağlamaya başladım Cenab-ı Ekremü’l Ekremine hamd ü sena ve Nazif ile Muzaffer’e teşekkür ve dua ettim ’ Can Alpgüvenç-YÜZAKI DERGİSİ / ARALIK 2007 Üç Devirde Bir Mabed: Ayasofya, Prof A Akgündüz -Doç Dr Said Öztürk, İstanbul 2005, s 776![]() |
|
Kazasker Mustafa İzzet Efendi Kimdir..? |
|
|
#3 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kazasker Mustafa İzzet Efendi Kimdir..?Makam Form Eserin Adı Usûl Araban–Buselik Şarkı Ey şehsuvar–ı meydan–ı işve Türk Aksağı Bayati Durak Ben dost havasına düştüm gayrı hava neme Durak Evferi Bestenigar Şarkı Edip sen hatırım abad Aksak Bestenigar Şarkı Ey serv–ı nazım reftar–ı bala Türk Aksağı Bestenigar Şarkı Gayrıdan bulmaz teselli sevdiğim Ağır Aksak Evc Şarkı Bir sebeple sen gücenmişsin bana Ağır Aksak Evc Şarkı Yüz sürüp payine ey şuh–ı cihan Aksak Ferahnak Şarkı Ey mürüvvet madeni kan–ı kerem Devr–i Hindi Hicaz Şarkı Harab oldu dil–ı naşad elinden Aksak Hicazkar Yürük Semai Aram edemez gönlüm gönlüm edemez aram Yürük Semai Hümayun Şarkı Ey dil–rubay–ı dil–şikar Ağır Düyek Hümayun İlahi Rumda Acemde aşık olduğum Evsat Hüzzam Şarkı Çıksan yalınız meh gibi bir kerre Boğaz'a Hüzzam Durak Ey Habib–ı Kibriya vey matla–ı nur–ı Huda Durak Evferi Hüzzam Ağır Semai Kaddin görüp adem nice damanına düşmez Aksak Semai Karcığar Şarkı Arz etmediğim meğer yare mi kaldı Ağır Aksak Semai Mâye Şarkı Sünbüle karşı açıp perçemin ihsan eyle Ağır Aksak Mâye Şarkı Şeb midir bu ya sevad–ı ah–ı pinhanım mıdır Ağır Aksak Nevâ Durak Varımı ben dosta verdim hanmanım kalmadı Durak Evferi Saba Şarkı Eylemişsin dün gece ağyar ile hayli safa Ağır Aksak Saba Şarkı Gül–zar–ı letafetsin sen Aksak Segah Şarkı Çektiğim bilmem nedendir dehr–ı gerdundan Ağır Aksak Segah Şarkı Doldur getir ey saki gül–çehre piyale Ağır Aksak Semai Suz–i Dil Şarkı Derd–ı aşkınla felek bulsun nizam Ağır Aksak Şevk–Efza Şarkı Al destine cami müdam Ağır Aksak Tarz–ı Cedîd Peşrev Tarz–ı Cedid Peşrev Hafif |
|
|
|