Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Sinsi Eğlence > Bir Tutam Hikaye

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
duvarlarim

Duvarlarim....

Eski 08-13-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Duvarlarim....




DUVARLARIM
Gökyüzü beyaz tanecikleriyle haber verirken gecenin güzelliğini, birkaç yıl önce ucundan tutuşturulup yakılmış bir fotoğraf gibi zihnine aks etti geceleri eve sarhoş gelmenin tozpembeliği Yüreğinden beyninin kıvrımlarına fışkıran bir volkan gibi, kanındaki meyle bulutlarda uyumayı özledi Çürüdüğünü hissettiği gençliği, son kez çırpınıyordu belkide içinde Üzeri çoktan kabuk tutmuş geçmişi kaşımanın zamanı gelmişti
Daha fazla dayanamadan, boşluğa atlar gibi ayağa kalktı, banyonun kapısından adımını atarken tişörtünü çıkardı ve oluşturduğu kirli çamaşır yığınının üzerine bıraktı Sağ elini duvara koydu, kafasını eğdi, gözlerini kıstı, ilk defa görüyormuşçasına izledi izledi Artık paramparça olmuş siyah lastikle kıvırcık uzun saçlarını topladı, sakallarını sıvazladı, gözlerini kapadı Tekrar aynaya bakmadan yandaki yatak odasına geçti Kirli mi değil mi diye karar veremediği siyah kazağını üzerine geçirdi, siyah kotu zaten günlerdir üzerindeydi Montunu giyip eldivenlerini taktığında yıllardır savaşmamış yorgun bir savaşçı gibi, bir dahaki adım için bekledi, çünkü bir sonraki adım yokluğuna inandığı bir alışkanlığın ruhuna isyanıydı Tekrar açtı gözlerini ve hatırladı, düşünerek yürüdüğünde hep düşmüştü
Devam etti… Kapıyı yavaşça açtı, her zaman ki gibi ilk sağ tekini giydi ayakkabısının, sonra diğer tekini, havaya kaldırdı başını güzel dileklerde bulunup ilerledi Sanki bir ilkmiş gibi çırpındı yüreği, bunu garipsedi, ellerini soktu ceplerine ve kendinden daha çok emin olmaya çalışarak yürüdü Yalnızlığın sonsuz boşluğundan hayatın atmosferine giren bir meteor gibi düştü yola Hayata dokunmanın, geceye sürtünmenin verdiği heyecanla yandı teni Gece bir o kadar soğuk, bir o kadar narin, ilerleyen saatlere tedirgindi Boğulur gibiydi nefesi, karda yürürken bıraktığı izlerde kendisi gibi silikti Vücudunun yersiz, çocuksu tepkilerine aldırış etmedi Yirmi bir yaşında üniversiteli bir ihtiyar olmak istedi İşte, yolun sonuna gelmişti Sola doğru atacağı birkaç adımdan sonra birkaç yıldır vazgeçtiği alışkanlıkların yeniden içindeydi Birkaç adımlık ihtiyarlıktan sonra yine dizleri titreyen bir çocuk gibiydi Aldırış etmeden ilerledi, sağ kulacını kullanarak o ağır kapıyı var gücüyle itti Mekânın loş mavi ışıkları göz kapaklarına sızdı sonra beyninin dibindeki geçmişe değdi Arkasından gelen bir öksürük sesiyle uyandı Arkasındaki genç bile bu çocuksu durağanlıktan sıkılmıştı Özür dileyerek ilerledi Barın önündeki yüksek sandalyelerden birine düşecekmiş gibi oturdu Barmenin nazik sorusunu beklemeden votka vişne dedi ve arkasını döndü Bar elektrogitarın narin titremeleriyle durulanıyordu geceye Kendisi gibi uzun kıvırcık saçları olan, şişman, bir o kadar uzun boylu gitaristi izledi bir süre Adamın kafası eğikti, saçları gözlerinin önünde Müziğin anlamsız derinliğinde bir an önce bırakıp gitmek ister gibi yılgın hareketlerle devam ediyordu zevk için yapmadığı her halinden belli bu işine Bütün bunlar geçerken aklından, tedirginliğinden uzaklaştığını fark etti, rahatladı ve daha sağlam yerleşti sandalyesine Mekânın maviliğinde, batmaktan olan güneşin kızıllığında olan ilişkisine ilişti gözleri Düştüğü dipsiz kuyudan kurtulmaya çalışan bir kedi gibi güçlükle ilişti elleri bardağa, sonra kurtulmanın getirdiği zafer narası gibi ani bir hareketle kuru dudaklarına iliştirdi bardağı Vişnenin ekşiliğiyle karışık acı bit tat yırtarcasına, küçük bir çizikle geçti dilini El değmemiş vadilere düşen kar tanesi gibi dalgalandı boğazında, tertemiz bir sayfaya düşen bir damla gözyaşı gibi çaresiz bir inişe geçti, sonbaharın son kuru yaprağıymış gibi, sanki ayaklarını sürüyerek dolandı içinde Gitarın son çığlığıyla irkildi, diken diken oldu tüyleri Gözlerini araladığında kadeh boş, kafatası fırtınalarla doluydu…
“Bir tane daha” deyişiyle bozuldu içindeki sessizlik Yıllardır görmediği bir özneyi özler gibi özledi bir dahakini Bir yudumla içindeki en tekil şahıs olmuştu yine Kendine gelirmiş gibi, hayata dair verdiği sözlere yaptığı bu şerefsizlikten iğrendi Eski alışkanlıklara özlem duyan iradesine küfretti Ve işte şimdi tarih 8 Ocak 2011 iken bu zevksiz mavilikte, içindeki kahpelikle bir iğrençti Aptal duygular içine can simitsiz tepinen bir cahildi Midesi




bulandı, bir kararıyla beraber klozetin başında buldu kendini Böğüre böğüre kustu, vücudunun istemsiz hareketini, içindeki pişmanlıktan kurtulmak için kullanabilir hale getirmişti İçinde kasılmaya devam eden boşlukla attı kendini musluğa, aynadaki buruşuk suretini gördü Evindeki musluğun önünde, aynanın karşısında kararsız ve çaresiz olmak için neler vermezdi Migren gibi ansızın bir ağrı hissetti içinde Acılar içinde can verdiğini hissettiği bu şey vicdan mıydı?
Yuvarlak adımlarla yürüdü Girdiği gibi çıktı bu ruhunu kıskaca olan kasvetli ortamdan Sokak lambalarının vücudundaki fırtınayı dindiren loşluğunda yürüdü biraz Bir tanesinin dibine çöktü, bu geceden nefret ediyorum diye geçirdi içinden Hikâyesiz ve anlamsız yaşıyordu hayatı Çünkü bedeninin ıssız bahçesinde yok ediyordu, gençliğin narin çiçeğini Olgunlukla, sağlam adımlarla, gerçekçi fikirlerle büyütülen bu güzelliği, çocukluğuyla besleyip alelade bir çirkinlik haline getirmişti Kurtulmaya çalıştı bu acizliğinden, ayağa kalktı Evine doğru adımlamaya devam etti sokağı, yavaş birkaç adımdan sonra iliklerinde hissederek soğukluğu çabuklaştırdı adımlarını Peşindeki bir şeylerden kaçar gibi hızla girdi evine Üzerini değişti daha sonra müzik setine dokundu, en sevdiği şarkıyı açtı soğuk parmaklarıyla… “Düşlerimi aldılar… Düşlerimi aldılar… Senin hayata, benim hayata, bizim hayata bakışlarımızı aldılar… Soruyorum bunlar nereye kadar… Soruyorum düşenlere kim bakar…”
Düşüncelere daldı yine Alışkanlıkların doğum sancısı gibi diken diken bir huzursuzlukla daldı uykuya Puslu bir aydınlığa açtığında gözlerini gece geçmiş, düşünceleri bitmiş, sevdiği şarkı sona ermişti Yeni günle birlikte dışarıdaki karanlığa inat bir aydınlık doğmuştu içine Sabahın paslılığından kurtulup hareketlenmek istedi Dün geceki ıstıraba start verdiği aynanın önüne geçti Ahmak bir sırıtışla izledi kendini, yüzünü yıkadı, kurulamaya gerek duymadan hızla mutfağa geçti Suratından ağır ağır buharlaşan damlalarla üşümek çok hoşuna giderdi Demli bir çay eşliğinde kahvaltısını etti Son parça ekmeğini çiğnerken ansızın durdu, bu son parça ekmeği çiğnedikten sonrasına dair hiçbir gayesinin olmadığının farkına vardı Umutsuzluk, en melankolik pençesiyle tam fikrinden yakalayacakken onu, telefonunun mesaj sesiyle irkildi Önce aldırış etmedi, kim olabilirdi ki? Umursamaz bir tavırla çiğnemeye devam etti Bu kayıtsız yalnızlığımda beni hatırlayan dostlarımdan biridir belki diye düşündü Ansızın sabahını canlandıran bu mesajı okuduğunda, hayatını domine eden bu yalnızlığa bir kazık attığının farkına vardı Uzun zamandır böylesine bir doğru yapmamış, böyle bir soru duymamıştı Eski bir dosttan gelen “Günaydın nasılsın?” mesajı, yüreğine ansızın yığılan ölü toprağından eser bırakmamıştı Küçücük bir mesaj, küçücük bir soru, bir insanı nasıl böylesine hayata yaklaştırırdı Gerçekten aptalcaydı, ama bu boş gerzeklikten alamadı kendini İçine doğan sıcaklıkla rüya gibi bir cevap yazdı bu mesaja Heyecanla karşı tarafın cevabını bekledi
Mesajlaşma devam ettikçe içinde buharlaştı heyecan Açlık hissi gibi heyecanı hissetti içinde Böylesine sıradanlaşmış bir hisse bile muhtaçtı bedeni Vücuduna kan pompalamaya yavaş yavaş yorulan kalbi, içinde yaşayan karanlığa karşı başlayan savaşın davullarını çalıyordu şimdi Etrafında dönüp giden hayat için böylesine bayağı bir soru içeren bu mesaj, onun mucizevî hayat çağrısı olmuştu Hayatı boyunca etrafındaki kalabalıklardan uzaklaşmak için uğraşmıştı Her zaman – şimdi tam da ortasında olduğu – yalnızlığa özlem duymuştu Şimdi içindeki heyecana bakıp aptal kararsızlığına kızdı Kendi kendine kızmaktan, ruhuna küsmekten, içinde bitmek bilmeyen bu tartışmadan sıkılmıştı Kavga edip küsebileceği bir “dost“ için neler vermezdi İşte şimdi bu düşünceyle beraber, içindeki insan özlemine hükmen yenilmişti…





Zirveden eteklere doğru kıvrım kıvrım ilerleyen bu yolda, tek taraftarı, aklını da kaybetmişti sonunda Şarampole yuvarlandığı bu son durak, akıp giden hayat filminin montaj yememiş son karesi olarak geldi gözlerinin önüne Bütün pisliğiyle yıkılmıştı, kirletmeden terk etmek istediği güzelliklerin içine…
Düşüncelerden kurtulmak istedi bir an, gelgitini unutmayan bir dalga gibi vurdu hayatın kıyısına, köpük köpük izlerini gördü gözkapaklarında Ceset olmadığını düşündü Saniye saniye geçerken bunlar aklından mesajlaşma bitmiş, buluşma yeri bile ayarlanmıştı Ayağa kalktı, bulutlardan kurtulup, pırıl pırıl parlayan güneşi gördü gözleri Ardına kadar açtı bordo perdelerini Odanın dağınıklığıyla yüzleşti Gülümsedi ve işe başladı Her yeri topladı, düzen her zaman ruhunu cezbederdi Çayını alıp siyah kanepesine oturduğunda içinden “İşte bu” dedi Çalar saat gibi içine parlayan, ruhuna seslenen bu güneş, çevresindeki düzeni ve güzelliği yeniden yeşerten bir aydınlık gibi ışıyordu içinden İlk defa renkli şeyler giymek istedi Annesinin göndermekten hiç sıkılmadığı cıvıl cıvıl kazakları inceledi Bordo ve gri paralel çizgileri olanı seçti, açık mavi bir pantolon giydi Boy aynasının karşısına geçip renkliliğini izledi Montunu ve eldivenlerini giydi, botlarını bağlayıp dışarı attı kendini Çocukluğundan beri ilk kez koşarak, atlayarak indi merdivenleri Demir kapıyı açıp dışarı attı kendini, derin bir nefes alıp ilerledi Buluşma yerine geldiğinde, camekânın arkasından elleri havada kendisini izleyen dostlarını gördü Kahkahalarla gülerek, biraz utanarak aralarındaki gerçek yerine yerleşti Gözbebeklerini kaplayan bu görüntüyle anladı; körü körüne yalnızlık, hayata küsmüşlük, karanlığın penceresine, paslı çivilerle tutturulmuş çürük bir tahtaydı, etrafını saran bu sıcak kalabalık ise, karanlığın penceresine duvar ören ustalardı Çimentodan tuğladan çalmadan yaptıkları bu duvarla yanındalardı




ABİME AİTTİR YORUMLARINIZI BEKLERİM!!













Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.