Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Kültür - San'at & Eğitim > Ülke & Şehirler > Türkiye

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
apokria, baklahorani, istanbul

İstanbul - Baklahorani - Apokria

Eski 08-03-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İstanbul - Baklahorani - Apokria



İstanbul - Baklahorani - Apokria





İstanbullu Rumların 'Apokria' adını verdikleri ve her yıl, şubat ayından mart başına, üç hafta süren karnaval eğlenceleri, bir zamanlar, Tatavla ve Beyoğlu sokaklarını ayağa kaldırırdı"Dünkü bahar güneşi karnaval eğlencelerine güç verdi Akarca Yokuşu'ndan ve Kurtuluş Caddesi'nden binlerce insan Tatavla'ya aktı Pangaltı Katolik Mezarlığı'ndan, Kurtuluş'taki Ayios Dimitrios Kilisesi'ne kadar, yol kalabalıktan geçilmiyordu

Eğlencenin merkezi her zamanki gibi Ararat Gazinosu civarıydıKilisenin önündeki meydan, oynanan kasap havaları ile panayır yerine dönerken; kilisenin duvarına dayanarak hatıra fotoğrafı çektirecek müşteri bekleyen seyyar fotoğrafçılar da iyi iş yaptılar"

Her yıl 'Büyük Perhiz'den önce düzenlenen Tatavla Karnavalı, 8 Mart 1938 tarihli 'Apoveymatini' gazetesinin sayfalarında böyle yer alır










İstanbullu Rumların çok sevdiği karnaval eğlencelerinin sahnesi, genellikle Galata ve Pera semtleridir Buna rağmen, İkinci Dünya Savaşı yıllarına dek, İstanbul'da 'karnaval' denilince akla ilk gelen yer,Tatavla (bugünkü Kurtuluş) olmuştur Yani Tatavla semtinin asıl şöhreti, geleneksel karnaval eğlencelerinden gelir

İstanbullu Rumların 'Apokria' adını verdikleri ve üç hafta süren karnaval eğlenceleri, değişken takvime göre, Şubat sonu veya Mart başında çeşitli eğlencelerle kutlanır; bu eğlenceler, mutlaka pazartesi gününe rastlayan 'Kathara Deftera' günü doruğuna ulaşır ve son bulur












İstanbulluların 'Baklahorani' günü de dedikleri, bu günden sonra, kentin Rum halkı evlerine kapanır, zamanı perhiz ve ibadetle geçirerek Büyük Paskalya Yortusu'nun gelmesini bekler

Karnaval mevsimi girdi mi Beyoğlu çalkalanıp durur, maskaralar ortalıkta dolaşır, geceleri Cadde-i Kebir'den sokaklara taşarlardı" diye dillendiren Aius, "Apukurya, doğrusu 'Apokriya" diyerek başlattığı yazısını şöyle sürdürür:

"Karnaval, Romalılar devrinden kalma imiş; Hıristiyanlığın zuhurundan sonra Noel bayramı ile beraber yapılırmış; bilhassa İtalya'da alıp yürümüş Venedik'inkiler adlı şanlıdır Fransa'da XV Louis'nin tahta çıktı ğı 1715 senesinde, Paris Operası'nda maskeli ve gayet şaşaalı balolar verilmeye başlanmış Bugün de Nice'inkiler mevcut ve meşhur"

Alus daha sonra lafı İstanbul'a getirip, Rumların 'Apukurya' zamanı neler yaptıklarına anlatır: "Rumların Apukuryası üç hafta sürüyor Birinci haftasında 'Tirini' yani peynirliyi, ikinci haftasında 'Keatini' yani etliyi geçtikten sonra 'İstiridye' panayırı olunca perhize giriyorlar; kırk gün sonra da büyük Paskalya"

Bonmarşe'nin vitrinleri "Karnavalın yaklaşması en evvel mahut 'Bonmarşe'den" belli olur Alus'a göre












Bugünün büyük alışveriş merkezlerinin eski versiyonu diyebileceğimiz 'bonmarşe'lerin vitrinleri ve duvarları, 'Apukurya' zamanından günler önce, boydan boya 'maskareta'larla, yani maskelerle kaplanır:"Bizlerin 'yüzlük' veya 'maskareta', Rumların 'muçuna' dedikleri bu kağıttan nesnelerin çeşit çeşidi, renk rengi, boy boyu; inek, keçi, kuş yüzlüleri; pamuk ipliğinden, ince telden örmeleri ve başka da teferruat: İğreti saçlar, bıyıklar, sakallar, mukavva külahar, şapkalar, borular" 'Apukurya' zamanı, başka semtlerde de, maskara kıyafetlerine özenenler, Alus'un deyimiyle 'maskaromenos olmaya yeltenenler' bulunsa da, bu işin asıl erbabı, 'Beyoğlu Yakalılar'dır 'Beyoğlu Yakası'nın berber kalfaları, meyhane miçoları, 'modistra' çırağı kızlar ve çocuklar, karnaval günleri ekseriyetle gündüzün görünürler 'Daniskalar' ise, gece meydana çıkar; 'bilhassa saat epey ilerledikten' sonra

'Daniskalar', yani o zamanın 'kötü şöhretli sokaklarının, hafif meşrep dilberleri', 'Kathara Deftera' günü Tatavla'ya gelirken, diğer kadınlardan kendilerini ayırmak için özel kıyafetler giymek zorundadırlar

Üzerlerinde genellikle kadife tayyör, kısa kadife pantolon, aynı kumaştan yapılmış sim ve sırma işli denizci şapkaları ve siyah ipek çorap bulunur Yüzlerini, mutlaka kadife ve ipekten yapılmış bir maske süsler













Laternacının peşinde Büyük Perhiz'den önceki Baklahorani günü gelince, İstanbul'un her köşesinden gelen Rumlar, şarkılar, türküler söyleyerek Tatavla'da toplanır Genç kız grupları şarkılar söylerken, Tatavla'nın delikanlıları, o zamanların çok sevilen müzik aleti laterna eşliğinde, 'sirto' ve 'kasapiko' gibi, İstanbul Rumlarına has dans ve oyunlar sergiler Laternalardan, o zamanların moda şarkılarının neşeli nameleri işitilir:

'Karoçeri Trava, na pame sta Tatavla / Posa Talira yirevis, ya na pas ke na mas feris!'

Çek arabacı Tatavla'ya gidelim / Bizi oraya götürüp getirmek için kaç beşlik istersin!

Sermet Muhtar da, 'Apukurya' zamanının laternacılarına ve diğer çalgıcılarına değinir yazısında












"Sökün eden bir kafilenin en önünde güldür güldür laterina; arkasında sipsivri bir külah giymiş, yüzünü una, yanaklarını galibederdaya, kaşlarını, bıyıklarını karaya bulamış; ceketini ters giymiş, ceplerinin içi dışarıda bir palyaço, türlü şaklabanlıklarda Peşinde erkekli, kadınlı, soytarı kılıklılar" "Saymakla tükenmeyen bu kafileler caddeleri, sokakları dört dönsünler, kar yağa dursun, çivi kesiversin, kimin umurunda Hepsi kafayı çekmiş, vapur gibi olmuş

Bu soğukta içki tutar mı, uçtu gitti Bereket ki boyuna maya tazelenmede" Odeon'da maskeli balo Beyoğlu sokaklarının altını üstüne getiren; laternalarla, mandolinlerle ve 'kitaralarla' ortalığı inleten kalabalıklar, gece iyice ilerledikten ve 'kurtlar döküldükten' sonra soluğu, Odeon'daki maskeli baloda alır

Alus, bu baloları sınıflandırırken,"O zamanlar en lüks balolar Pera Palas'ta, kibarcaları Tepebaşı kışlık tiyatrosunda, harcı alem ve civcivlisi de Odeon'da olurdu" diyor












İtalyan mimar G B Barorini tarafından 1875'te inşa edilen, ilk adı 'Varyete Tiyatrosu' olan ve zaman içinde Eldora, Verdi, Odeon adlarını alan bu yapı, daha sonra Eclair (Ekler) adıyla sinemaya dönüştürülmüş; en son da 'Lüks Sineması' adıyla faaliyet göstermişti

Tatavla'daki 'Ayo Tanas' ve 'Ayo Lefteri' kiliselerinin önündeki sahada kutlanacak olan 'İstiridye Panayırı'ndan bir gece önce, Odeon'da, 'iğne at, yere düşmez' diyor Sermet Muhtar Ve bu 'civcivli' mekanı bize şöyle anlatıyor: "Parterin koltuklan, sırtları yok; sahnenin perdesi kalkık; masalar, sandalyeler dizili; orkestra yerinde; localar yükünü almış Kara kışta sıcaktan börten börtene, havasızlıktan bunalan bunalana; toz dumandan göz gözü görmüyor Tefarik lavantası, Kaloderma pudrası, ispirtolu nefes, sası sası ter, ekşi ekşi ayak kokuları birbirine karışıyor Polka, mazurka, vals, kadri!, hora gırla;

localardan serpantinler, konfetiler boca Patırtı, gürültü, çığlık; kenarlarda, koridorlarda kovalamacalar" Bu kadar coşkulu eğlencelerin sonunda, 'çingar da eksik değil' tabii "Müşteriler kör kütük ya" diyor Alus, "Yoktan yere bir maraza çıkıverir, sürahiler, karafakiler, bira bardaktan havalanıp şangır şungur lambaları, camları aşağı alırlar Akabinde de, haydi Galatasaray Karakolu'na!"












Balo, sokaklara taşıyor Balo faslı bittikten sonra, dönüş yolundaki kalabalık, yine önde laternalar, zurna ve çifte naralarla, Tarlabaşı'na, Tiyatro Sokağı'na ve Balıkpazarı'na uğruyor Burada da, meyhane garsonlarının sundukları rakıları içen neşeli topluluk, sabaha karşı evlerine dağılıyor Ertesi gün, Tatavla'da 'İstiridye Panayırı' var Alus'a göre, burada da "akşama kadar içki, çalgı, ahenk, oyun, keyif, cümbüş" var

Savaş yılları gelince Tatavla'nın 'Apokria'sı, Birinci Dünya Savaşı'na kadar bütün hızıyla sürer; savaş yıllarındaki duraklamasından sonra, Mütareke ve İşgal dönemlerinde, (1918-1923) iyice 'çılgın' bir tempoya bürünür Cumhuriyet'ten sonra İstanbul Rumlarının bu sokak eğlenceleri pek hoş karşılanmasa da yine anlayışlı bir tutum içinde, İkinci Dünya Savaşı yıllarına dek sürer













Karnaval eğlencelerinin kökenleri Antik Yunan’daki Dionisos ve Poseidon şenliklerine kadar
dayanmaktadır Ortaçağda İtalya’da ve özellikle Venedik’te rağbet gören bu gelenek, Venedik’le çok sıkı ilişkiler içinde bulunan İyon Denizi’nden Yunan adalarına sıçramıştır Bu adaların, İstanbul, İzmir, bağlantısı ile de karnaval adeti buralara kadar yayılmıştır

İstanbul Rumları arasında yaygın olan karnaval eğlencelerine Galata ve Pera’da rastlanmakla beraber, İstanbul’da karnaval denilince akla gelen ilk yer daima Tatavla (Kurtuluş) olmuştur












İstanbullu Rumların ‘Apokria’ adını verdikleri ve günlerce süren karnaval eğlenceleri, değişken takvime göre Şubat sonu veya Mart başında, mutlaka Pazartesi gününe rastlayan ‘Kathara Deftera’ günü doruğa ulaşır ve son bulurGünümüzde, İstanbul’da bir avuç kalan Rum cemaati, bu eski geleneği bir iki tavernada toplanıp eğlenerek sürdürmeye çalışmaktadır

Ayrıca Yunanistan’ın, özellikle Patras ve İskeçe/Ksanthi şehirleri, Aporia (karnaval) eğlence alayları ile oldukça büyük ün yapmıştır












En temel kıyafet öğesi maskelerdir Kadınlar başta olmak üzere çoğunluk maske takar Erkekler hangi konuya göre kıyafet giyiyorsa onun gerektirdiği sakal, bıyık ve benzeri eklemeleri de yapar Bazı erkekler suratlarını tamamen una bular, bazıları ise tamamen kömür karasına boyar

Rum gençlerinin bir kısmı Fustenella isimli geleneksel Rum kıyafeti giyer Kadınlar kısa kollu, göğüs dekolteli, al, mavi ve yeşil fistanlar giyer Bazı kadınlar ise tayyör, kısa kadife pantolon (şort), aynı kumaştan yapılmış sim veya sırma işlemeli denizci şapkaları takıp, siyah ipek çorap giyer Yüzlerinde ise mutlaka kadife veya ipekten bir maske bulunur

Her mahalle seçilen konuya göre kıyafetler hazırlar Yürüyüş geçidine mahallelerden katılacak maskaralar her yıl yeni bir konu seçerek buna göre hazırladıkları kıyafetleri giyerler

Bir mahalle Rum eşkiyası gibi giyinir, orijinal fustenella (evzon eteği) giyer, yatağan kuşanır Önde klarnet ve lavta giderken çsamiko ve kleftiko gibi kırsal halk dansları oynanır

Bir başka mahalle Anadolulu hamallar gibi şalvar, potur ve sarıkla gezinir Arka arkaya sıralanmış giden on kişi, karşılıklı olarak omuzlarında uzun, kalın bir sırık ve ona kalın zincirlerle asılmış tek bir yumurta taşır Yükleri o kadar ağırdır ki on adım taşınır, terleyip mola verilir, mola sırasında davul zurna eşliğinde Anadolu şarkılarıyla halk oyunları oynanır Bunlar heyamolacıları (hamalları) temsil eder












Doktor gibi giyinmiş kimileri yolun ortasında hamile kadınları doğurtur…

Sokaklarda tabut içinde ‘ölü’ taşıyanlar, papazlar, dullar ve akrabalardan oluşan cenaze alayları gezinip ağıt yakar…

Palyaço kıyafetinde veya pahalı kadife üniformalı İspanyol Şövalyesi kıyafetinde at sırtında gezinen kadınlar…

Kılıçlı savaşçılar, kardinaller, Venedik Karnavalı’ndan örnek alınmış tipler…

Eski bir yazıdaki tarife göre, “şakakları zülüflü, beli kuşaklı, bol paçalı Tatavla, Yenişehir, Papazköprüsü palikaryaları; papuç kaşlı, gaga burunlu, pos bıyıklı Feridiye, Elmadağı, Pangaltı ahbarları; vapur dumanı fesli, göğsü çapraz camadanlı, yumurta ökçe şıbıdıklı tulumba reisleri; fıyakalı omuzdaşlar; saltalı, poturlu esnaf; frak gömlekli, kravatlı kalem efendileri; kürklü yakalı, altın saat köstekli mirasyedi beyler; sırma kordonlu, çifter çifter madalyalı biçkin hünkar yaverleri” katılımcıların genel profilidir

Katılımcılar arasında eğlenceyi seven Müslümanlar da vardır Onların da bazıları kıyafet değiştirip maskaralar arasındaki yerini alır Diğerleri seyirci veya pasif katılımcıdır

Kıyafetlilere “Maskara Alayları” denilir “Apurkaya Maskarası” deyimi ise İstanbul günlük yaşamında sıkça kullanılan bir deyimdir ve Tatavla Karnavalı’ndan doğmuştur












Karnaval Güzergahları ve Merkezleri

Aslında Samatya, Makriköy, (Bakırköy) Fener, Balat’tan Tatavla’ya yayılan eğlencede, Galata ve Unkapanı Köprüleri; maskaralar, mandolinler, gitar ve şarkılar eşliğinde geçilerek Pera’ya gelinir

Pera’dan Yenişehir, Akarca güzergahı ile Tatavla’ya (Aya Dimitri Kilise Meydanı’na) çıkılır

Bir başka koldan ise, Pangaltı Katolik Mezarlığı’ndan Aya Dimitri Kilise Meydanı’na varılır

Ana Merkez: Aya Dimitri Kilisesi Meydanı (Şimdiki son durak) ve Aya Atanaş Kilisesi’ne doğru bağlık, bahçelik alanlar ve bostanlar… Günümüzde bu yeşil alanlar tamamen yokolmuştur

İkinci Merkez: Pangaltı’dan Tatavla’ya doğru Tramvay Caddesinin (Şimdiki ana cadde) Tepeüstü ve Sinemköy arasındaki arka tarafları, Aya Atanasios Kilisesi’ne kadar… (Yine bu bölgede eskiden bulunan bostanlar ve geniş yeşil alanlar yokolmuştur)

Ayrıca; Ararat Gazinosu (Şimdiki Kuvayi Milliye ilköğretim Okulu) ile aynı bölgede ana caddede bulunan Limonia Gazinosu ve civarı ile Sinemköy Mezarlığı civarı








































Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.