Prof. Dr. Sinsi
|
Tradisyona Karşı Adet
Modernlerin gelenek (tradisyon) ile adeti (coutume), garip bir biçimde, hemen hemen hep birbirine karıştırdıklarını çeşitli defalar ifade ettik Çağdaşlarımız, gerçekte, çoğu kez tamamen anlamsız ve kimi kez de tamamen yeni icatlar olup, basit adetlerden ibaret olan her şeye hemen "tradisyon" adını veriyorlar; böylece, herhangi birinin kutsallıktan uzak bir tören uydurması, bunun bir kaç sene sonra "tradisyon" olarak nitelendirilmesi için yeterli oluyor Bu yanlış nitelendirme, kuşkusuz, modernlerin, kelimenin gerçek anlamında, tradisyonun ne olduğunu hiç bilmemelerinden kaynaklanmaktadır; ancak, burada, daha önce pek çok kez işaret ettiğimiz, şu "sahtecilik" zihniyetinin bir tezahürü de söz konusudur Tradisyonun artık kalmadığı yerde, bu boşluğu, zahiri olarak, doldurmak için, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, tradisyonun yerini almak üzere onun bir tür taklidi oluşturulmaya çalışılıyor; adetin sadece tradisyondan tamamen farklı değil, ancak onun tam tersi olduğunu ve anti-tradisyonel zihniyetin bir çok açıdan yayılmasına ve tutulmasına hizmet ettiğini de belirtmek gerekiyor
Her şeyden önce iyi bilinmesi gereken şudur: tradisyonel nitelikte olan her şey aslında "beşer-üstü" bir öge içerir; adet ise, tersine, gerek içerdiği dejenereleşmişlik gerekse kökeni itibariyle, tamamen beşeri olan bir şeydir Gerçekte, burada iki durum söz konusudur: birinci durumda, eskiden derin bir anlamları, hatta, kimi kez, özgün törensel bir nitelikleri olabilmiş olan, ancak bir tradisyonel bütün ile ilişkiselliklerinin sona ermesiyle, artık, etimolojik anlamda, "gereksiz" ya da "saçma" hale gelmiş olan şeyler söz konusudur; bu durumun artık kimse bilincinde olmadığından, bunlar çarpıtılarak ve kişisel ya da kolektif fantezilerden kaynaklanan, yabancı ögeler karıştırılarak sürdürülmeye özellikle müsaittirler Belirli bir kökenini saptamak mümkün olmayan adetlerin durumu, yeterince genel olarak, böyledir; en azından, tradisyonel zihniyetin yitirilişine tanıklık ettiği ve bu açıdan, kendinde içerdiği mahzurlardan da daha ciddi bir araz oluşturduğu söylenebilir Ancak, bu mahzurlar da bir çifte tehlike yaratmaktadır: bir kere, insanları sadece basit alışkanlıklar tarzında birtakım fiilleri yapmaya yöneltmekte, yani tamamen mekanik biçimde ve geçerli nedeni olmaksızın, birtakım fiilleri yapmaya yöneltmektedir, ki bu da, bu "pasif" tutumun onları, tepki göstermeksizin, her türlü "telkin"i almaya müsait kılışı kadar can sıkıcı bir durumdur Öte yandan, tradisyon karşıtları, bu durumdan tradisyonu -bu mekanik fiillerle özdeşleştirerek- gülünç hale getirmek için yararlanmaktan geri kalmamaktadırlar, öyle ki, bu durumdan, bilinçli olan bazılarınca, tradisyonel zihniyetin her tür yeniden oluşturulma imkanını engellemekte yararlanılmaktadır
İkinci durum ise; tam anlamıyla "taklit"in (sahteciliğin) söz konusu olduğu durumdur: adetler, her şeye rağmen, en önceleri tradisyonel bir niteliği olmuş olan bir şeyin klarıdır ve bu bakından henüz tamamen kudsiyet dışı bir hale gelmemeşi olabilirler Dolayısıyla, daha sonraki evrelerde, bunların yerlerine tamamen yeni icad edilmiş ve insanların anlamdan yoksun şeyler yapmaya alışmışlıkları ölçüsünde, kolaylıkla kabul edilebilecek olan başkalarının konulmasına çalışılacaktır; az önce söz etmiş olduğumuz "telkin" işte burada işin içine girmektedir Bir toplumun, tradisyonel kurallardan saptırıldığında, yitirilmiş olanı hissedip tekrar ona yönelme gereksinimi duyması ihtimali vardır; buna engel olmak için ona "sözde-kural"lar sunulur ve hatta, duruma göre, bunlar empoze edilir; ve bu sahte kural oluşturumu, kimi kez, o kerteye varır ki, bunda kesinlikle bir "karşı-tradisyon" oluşturmak amacının söz konusu olduğu kolayca görülür Bu bağlamda, tümüyle masum görünmekle birlikte, gerçekte hiç de öyle olmayan şeyler de vardır: toplumun bütününden çok, özellikle tek tek bireyleri ilgilendiren adetlerden söz ediyoruz Bunların rolleri de tüm törensel ya da tradisyonel etkinlikleri, bunların yerlerine tümüyle anlamsız ya da tümüyle saçma -ve zihinselliğe verdikleri zarar "küçük"lükleri oranının fazla olan- bir sürü "meşgul edici", hatta -abartma oluşturmayacak bir deyimle- "musallat olucu" şeyi ikame ederek, boğuntuya getirmektir
Adetlerin bu bozucu niteliği bugün özellikle Doğu ülkelerinde doğrudan gözlemlenebilir, zira Batı, beşeri fiillerin tradisyonel bir niteliğe bürünebilmesi olasılığının var kabul edilebileceği evreyi bile uzun süredir aşmış bulunmaktadır Oysa, başka bir vesileyle açıklamış olduğumuz kudsiyet-dışı anlamında alınan "olağan yaşam" kavrayışının halen genel bir yaygınlık kazanmamış olduğu yerlerde, böyle bir kavrayışın nasıl vücut bulduğu ve tradisyonun yerini adetin almasının bu gelişmeye nasıl katkıda bulunduğu bir tür canlı olarak gözlemlenebilir Burada, Doğuluların, en azından halen çoğunluğunu değil de, -temelde aynı şeyi ifade eden iki deyim ile- "modernleşmiş" ya da "Batılılaşmış" denilebilecek olanlarını etkilemiş olan bir zihniyetin söz konusu açıkça ortadadır Birisi, şayet, tek gerekçe olarak onun "adet olduğunu" öne sürebildiği bir tarzda hareket ediyorsa, o kişinin tradisyondan kopmuş ve onu anlayamaz hale gelmiş biri olduğundan emin olunabilir; o artık tradisyonun temel kurallarına uymamaktadır ve bazı ikincil önemdeki "intiba"ları muhafaza etmişse, şu icad edilmiş adetler yığınına, şu, modern Batılıların, kimi kez sadece basbayağı taklitlerinden ibaret oldukları adi "yaşam biçimleri"ni oluşturan budalalıklardan hiçbir farkı olmayan adetler yığınına titizlikle uymayı hiç ihmal etmez
İster Doğu'da olsun ister Batı'da olsun bu, kudsiyetten tamamen uzak olan, adetlerin en çarpıcı yanları şu, değinmiş olduğumuz, inanılmaz "küçüklük"leridir: bunların tek amaçları tüm dikkati, sadece tamamen zahiri ve her türlü anlamdan yoksun olan şeyler üzerinde değil, aynı zamanda da, -en mükemmel örneğini Batı'da "yüksek sosyete" zihniyeti denilenin oluşturduıu, gerçek bir zihinsel daralmaya en iyi yol açabilecek biçimde - bunların en bayağı ve en dar ayrıntıları üzerine çekmek gibidir Bu tür olumsuz etkilerin, böyle aşırı dereceye varmaksızın da olsa, egemenliği altına girmiş olan kişilerin herhangi bir derin gerçekliği kavrayabilmekte yetersiz oldukları çok açıkça görülür Burada o denli açık bir bağdaşmazlık söz konusudur ki, bunlar artık "olağan yaşam"ın, -onların tüm zihinsel etkinliklerini üzerlerinde yoğunlaştırmak üzere "eğitilmiş" oldukları zahiri tezahürlerden oluşan -kalın bir perde ile çevrilmiş olan, çemberinin içinde mahpus kalmışlardır Onlar için dünya tüm "açık"lığını yitirmiş denilebilir, zira onlar orada artık, yüksek gerçeklerin bir işaretini ya da ifadesini oluşturabilecek hiçbir şey göremezler Hatta onlara mevcudatın içsel (ya da batıni) anlamından söz edilse bile yalnızca bunu anlamamakla kalmaz, aynı zamanda, böyle bir görüşü kabul etseler, dahası kendilerine buna uygun bir yaşam biçimi oluşturacak olsalar, hemcinslerinin onlar hakkında ne düşüneceklerini ya da ne diyeceklerini kendi kendilerine sormaya başlarlar!
Gerçekte, adetin böyle kendini empoze etmesini ve gerçek bir tasallut halini almasını sağlayan, her şeyden önce, "kamuoyu" korkusudur; insan, haklı ya da haksız, belirli motifler (güdüler, nedenler) olmaksızın asla bir şey yapamaz Hiçbir anlamı olmayan fiillerin ait olduğu (ya da, bu fiilleri çıkaran) kişininki kadar tüm gerçek içerikten yoksun olan, aşağı bir düzeyde olması gerekir Söz konusu adete ilişkin olarak (ya da, bu fiilleri çıkaran) kişininki kadar tüm gerçek içerikten yoksun olan, aşağı bir düzeyde olması gerekir Söz konusu adete ilişkin olarak (olumlu) bir kanaatin oluşmuş olmasından dolayı bunun mümkün olduğu öne sürülebilir; fakat, gerçekte, bu adetlerin çok dar bir çevrede ve basit bir moda şeklinde bile ortaya çıkmaları bunların bu ögenin işin içine girmesini sağlayacak biçimde yaygınlaşmaları için yeterlidir Böylece, uyulma zorunluluklarıyla, adetler gitgide yayılırlar ve sonuçta, ilk başta bir kaç kişinin fikri olan giderek "kamuoyunun fikri" haline gelir Adetlere böyle saygı göstermenin temelde insanların budalalığına saygı göstermekten başka hiçbir şey olmadığı söylenebilir, zira bu ve benzeri durumlarda doğal olarak söz konusu olan budur Zaten yaygın olarak kullanılan ve kimileri için tüm fiillerine yeterli neden oluşturan "herkesin yaptığı gibi yapmak" deyimine uygun olarak hareket etmek, kaçınılmaz olarak, tamamen bayağılaştırmaktır Kuşkusuz, bundan daha aşağı ve daha tradisyonel tutuma ters düşen bir şey düşünebilmek zordur, zira tradisyonel tutum herkesin daima, elindeki tüm imkanlar ölçüsünde, yükselmek için çaba harcamasını gerektirir, yoksa en budalaca adetlere tamamen uyarak ve aksi takdirde tüm önüne gelenlerce, yani kesinlikle budala ve gafillerce, eleştirileceği şeklinde çocukça bir korku ile geçen bir yaşamın ifade ettiği şu zihinsel hiçlik (ya da, değersizlik) türüne düşecek kadar alçalmayı değil
Arap tradisyonunun bulunduğu ülkelerde şöyle bir deyiş vardır: En önceleri insanlar bilgilerine göre değer kazanıyorlardı; sonra soy-sop hısımlık değer kazanır oldu; daha sonra da zenginlik bir üstünlük (ya da yükseklik) işareti oldu Nihayet, son zamanlarda da, sadece dış görünüşlere göre hüküm verilir oldu Burada, giderek artan bir düşüş oluşturacak biçimde, sırasıyla egemen olan dört kast görüşünün ya da bunların tekabül ettikleri doğal sınıfların görüşlerinin tam bir ifadesinin söz konusu olduğunu anlamak zor değil Dolayısıyla, adetler, tartışılmaz biçimde, artlarında hiçbir şey bulunmayan (ya da tamamen boş) dışsal görünümler düzeyiyle ilişkilidirler Yalnızca böyle görünümlere değer veren bir kamuoyuna hoş görünmek kaygısıyla adetlere uymak tamamen bir "Shudra" durumunda olmaktır
René Guénon
Türkçesi: Lütfi Fevzi Topaçoğlu
(Bu yazı René Guénon, Manevi İlimlere Giriş, -çeviren Lütfi Fevzi Topaçoğlu, İnsan Yay İst 1997- kitabından alınmıştır )
|