Kent Sosyolojisi... |
|
|
#1 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kent Sosyolojisi...GİRİŞ Sosyologlar, genellikle kent denilen sosyal grubu köy topluluğunun karşıtı olarak görmüşler bu anlamda tanımlamışlardır Sosyoloji ve kent sosyoloji Batı orijinli olduğuna göre doğal olarak kent tanımlamalarının kaynağı da orası olacaktır İlk sosyolojik şehir tanımını Rene Maunier isimli sosyolog yapmıştır Ona göre kentin tek bir özelliğine göre yapılmış bu tanımları üç grupta toplamak mümkündür 1 Morfolojik tanımlar: Bu tanımda kentin köyden kütlesi yani gerek toprağın gerekse nüfusun çokluğu bakımından ayrıldığı surlar ve kalelerle çevrilmiş bir yerleşme grubu olduğu doğumların azlığı ya da evlenme oranını yüksekliği vurgulanır ![]() 2 Fonksiyonel özelliklere göre tanımlar: Zanaat fonksiyonu olan; endüstri ve ticaret merkezi; değişim, tüketim ve endüstri merkezi; kendine has hukuki fonksiyonu olan, belediye meclisi ve belediye hukuku olan sosyal grup ![]() 3 Her iki özelliği ifade eden karma tanımlar:İnsanlar, fonksiyonlar ve yerler olmak üzere üç unsurdan oluşan; kaleler ve surlar; kiliseler ve ticaret merkezleri; hem dini merkez hem de savaş zamanlarında sığınılacak bir yer, aynı zamanda ticaret fonksiyonu ![]() Türk Sosyologlarının Kent Tanımlamaları Mübeccel Kıray’a göre tarımsal olmayan üretimin yapıldığı ve daha önemlisi hem tarımsal hem de tarım dışı üretiminin dağıtımının kontrol fonksiyonlarının toplandığı belirli teknolojik seviyelere göre büyüklük, heterojenlik ve bütünleşme düzeylerine varmış yerleşme biçimleri Diğer bir sosyolog olan Yakut Sencer ise; Çoğunlukla tarım dışı kesimlerde yoğunlaşmış on binin üstünde bir nüfusu bulunan, farklılaşmış ve örgütlü bir fiziksel, toplumsal ve yönetimsel bütünlüğe sahip olan yerleşimlerdir Ayrıca Yakut Sencer kent tanımlamalarında genellikle dört ölçüt kullanıldığına işaret eder![]() 1 Demografik ölçüt Kent içi en az büyüklükteki nüfusun 10 000 olması yaygın olarak kabul görmektedir![]() 2 İşlevsel ya da ekonomik ölçütNüfusun niteliği ve bileşimi dikkate alınmaktadır Kent ile köy arasındaki temel ayırım sayısal farklılıktan önce nüfusun işlevidir Köy nüfusu ağırlıklı olarak geçimini tarımdan sağlamasına karşılık kent nüfusu tarım dışı faaliyetlere yani sanayi, ticaret ve hizmet alanlarına kaymıştır![]() 3 Toplumsal ölçütToplumsal bakımdan ayrı cinsten bireylerden oluşmuş, oldukça geniş, yoğun nüfuslu ve sürekli bir yerleşimdir ![]() 1 Resim Veriler Ve Sayım Sonuçlarının Düzenlenmesinde Kullanılan Yönetimsel ÖlçütBu anlayışa göre nüfusu ne olursa olsun il ve ilçe merkezi konumunda olan yerleşmelerdir 1930 sayılı Belediye Yasası, nüfusu 2 000’nin üzerinde olan yerleşimlerde belediye teşkilatı kurulacağını belirterek buraları kent saymıştır![]() Kenti genel anlamda tanımlayacak olursak; Kent sanayi, ticaret gibi ekonomik etkinliği olan, tarımsal ürünlerde dahil olmak üzere her türlü ürünün dağıtıldığı, sınırları belirlenmiş bir alanda yoğunlaşmış nüfusun sosyal bakımdan tabakalaştığı, mesleksel rollerin artarak farklılaştığı dikey ve yatay hareketliliğin yaygın olduğu, çeşitli sosyal grupları barındıran, sivil toplum örgütlerinin etkinliğinin gittikçe arttığı, merkezi ve yerel yönetimi temsil eden yönetsel kurumların bulunduğu, yerel, bölgesel ya da uluslar arası ilişki ağlarına sahip heterojen bir toplumdur ![]() Kentin Genel Özellikleri 1 Şehir heterojen sosyal bir gruptur![]() 2 Büyük nüfusa rağmen yerleşim alanının sınırlılığı sonucu nüfus yoğunluğu vardır![]() 3 İnsanlar mekan bakımından yakın olmalarına rağmen sosyal mesafe bakımından birbirlerinden uzaktırlar![]() 4 Şehir şahsiyetinin, ferdiyetin ve hürlüğün gelişmiş olduğu bir çevredir![]() 5 Şehirde insan arasındaki ilişkiler geleneklerin hakim olduğu informel yollarla değil, formel ve rasyonel kanunlarla düzenlenir (Aile, akraba ve hemşehri gibi gruplarda informel ilişkiler varlığını sürdürür ) Ancak genelde belirleyici olan hukuksal resmi (formel) düzenlemelerdir![]() 6 Uzmanlaşmaya dayalı farklılaşmış formel iş organizasyonları yaygınlaşmıştır![]() 7 Yol ve ulaşım imkanları ile sosyal unsurların mekansal hareketliliği ve sınıflar arasında sosyal hareketlilik ileri düzeydedir![]() 8 Şehir kültürü dinamik bir yapıya sahiptir Şehirler sosyal ilişkilere açık sosyal – kültürel değişimin yoğun yaşandığı yerlerdir 9 Şehir ekonomik imkanlar sağlık, eğitim, bilim, sanat vb bakımdan gelişmiştir![]() 10 Diğer taraftan kazalar, suç işleme, alkol, uyuşturucu bağımlılığı, sefalet, anomi (kuralsızlık) yabancılaşma vb sorunları da üretmektedir![]() Kent Türleri Kentler büyüklüklerine ve işlevlerine göre farklı isimlendirilirler Burada metropolis, metropolitan alan megalopolis ve çevre kent kavramlarını inceleyeceğiz![]() Metropolis (Büyük Kent): Belirli bir coğrafi, ekonomik, toplumsal, kültürel, yönetsel, siyasal organizasyon ve kontrol sisteminin mekanda odaklaşma noktasıdır Metropolis, karar mekanizmaları aracılığıyla, çevrenin çeşitli alanlardaki gelişmesini denetleme fonksiyonunu yerine getirir Büyük kent ülkenin dış dünya ile ilişkilerini kendi süzgecinden geçirerek çevresine yayma fonksiyonuna sahiptir![]() Metropoliten (Büyük Şehir Alanı): En genel anlamıyla nüfusun yoğun olduğu ve ekonomik, sosyal ve yönetim açısından o bölgenin merkezi durumunda bulunan “Merkezi Şehir ve şehirlerin” çevre kentleriyle oluşturdukları birimdir Metropolitan alan idari yönden çok ekonomik ve sosyal bakımdan merkezi bir konuma sahiptir Metropoliten alan ve “Megalopolis” yalnızca barındırdıkları nüfusun, yoğunluğu dolayısıyla değil, aynı zamanda kamu ve özel sektör iş kollarının buralarda faaliyet göstermesi, eğitim ve sanat yönünden birer merkez olmaları yönünden dünyanın simgesi konumundadır Megalopolis birden çok metropolutan alanı kapsar![]() Çevre Kent: Şehrin beldiye sınırları dışında oluşan özellikle şehirde bir işte çalışanların yaşadıkları ve ihtiyaçlarını önemli bir kısmını şehrin alış – veriş merkezinden sağlayanların kaldıkları bölge Çevre Kentte yaşayanların çoğu kendi konutlarında oturur, burada genellikle yeni binalar vardır, burada yaşamak daha masraflıdır Çevre kent orta ve üst düzeyde geliri olanların yaşadıkları alanları ifade etmekte olup gecekondu alanlardan farklı konumdadır![]() Metropoliten kent kavramının yanında bugün “Megakent” kavramı gündemdedir 2000’li yıllarda dünya nüfusunun yarıdan fazlasının kentlerde yaşayacağı artık kesinleşmiş durumdadır Bu kentlerden en az 23 tanesi nüfusu on milyonu aşan mega-kent konumdadır İstanbul’da Mega – kent olarak kabul edilmektedir Diğerleri Kuzey Amerika: New York, Los Angeles, Mexio City, Güney Amerika, Rio De Jenerio, Sao Paolo, Buerios Aires, Avrupa: Londra, Asya: Moskova, Pekin, Tiencin, Songhay, Seul, Tokyo, Delhi, Kalküta, Dakka, Manila, Banok, Afrika: Kahire, LagosKentlerin Tarihi İlk çalışma Ergon Ernest Bergel “kentlerin Doğuşu” adlı makalesidir Kentin doğuşuyla ilgili olarak bir “hipotez denemesi” yapar Ona göre ilk kentler metal çağında ortaya çıkmıştır Metalurjinin gelişmesi sonucu metal silah kullanan insanların taş silah kullananlara karşı asgari üstünlük sağlamalarına yol açtı Neolitik çağın çiftçileri metal silahlara sahip olanlar karşısında boyun eğdiler ve onların adına üretim yapar hale geldiler Böylece köleler ve efendiler şeklinde bir farklılaşma oldu Efendiler egemenliklerini güvence altına almak için adalarda veya tepelerde yerleşmeye başladılar Böylece tüm bölgeye hakim bir mevziden hem saldırı hem de savunma kolaymış oldu Bu asgari kaygılarla oluşan bu yerleşmeler kentlerin kuruluşunun ilk örnekleridir Bergel bu hipotezin dışında bazı uzmanların ilk kentlerin ilkel birer köy olduğu ve yavaş yavaş kentsel merkeze dönüştükleri iddialarına sahip olduklarını belirtir Ona göre sırf nüfus artışıyla kente dönüşmüş neolitik bir köy olduğuna dair kanıt yoktur Oysa o dönemde bazı kentlerin kırsal yerleşimlerinden daha büyük olmadığı hatta askeri lider, rahip, onların aileleri ve maiyetleri, elit muhafızları ancak barındıklarına dair kanıtlar vardır![]() Bergel’e göre, Antik çağda çok sayıda kent kurulmuştu Mezopotamya’da, Mısır’da, Anadolu’da, Yunanistan’da, Roma döneminde vb kentler vardır İlk kentler beylerin boyun eğdikleri köyleri denetim altında tuttukları mÜstahkem yerlerdi Antik kentler çoğunlukla beyin kendinden güçlü bir efendiye bağlılık gösterdiği hükümran birer siyasi varlık durumundaydı Başlangıçta kent ile kent devleti terimleri hemen hemen özdeşti Kentlerin kırsal hintarlandı vardı ve orada yaşayanlar tebaa durumundaydılar Kentte yaşayanların ayrıcalıklı bir hukuki konumu söz konusuydu Roma’da yönetici, sınıflar, tebaalarından o katı bir şekilde ayrı tutulmaktaydı ki bir Roma yurttaşının evlenmesinde geçerli olan prosedür yurttaş olmayanlardan farklı haklara sahipti![]() Bergel’e göre Antik kentlerde siyasal hakimiyet kesin bir biçimde kurulduktan sonra işlevsel değişiklikler oldu Ordu karargahları saraylara dönüşürken, kendilerini zafere ulaştıran tanrılar için büyük tapınaklar inşa edildi Yeni doğan ihtiyaçları karşılamak üzere zanaatkarlar çoğaldı Bunlar saraya ve tapınağa lazım olandan fazlasını üretmeye başlayınca kent pazara kentsel ürünlerin verildiği karşılığında kırsal ürünlerin alındığı bir merkeze sahip oldu O dönemde de yerel, bölgesel ve “uluslar arası” düzeyde pazarlar oluşmuştu Gemi taşımacılığının gelişmesi özellikle son Pazar türünün gelişmesini sağlamıştı![]() Mesleki uzlaşma arttıkça kent nüfusunun katmanlaşmasıyla bir aristokrasi ile ona bağlı kadrolar, tüccar sınıfı, zanaatkarlar sınıfı ve düzenli bir geçimi olmayan yoksullar sınıfı ortaya çıktı Bunların yanında kıt kanaat geçiren çiftçiler ve bütün katmanların altında ise köleler bulunuyordu![]() Kentlerin iç egemenliklerini kurduktan sonra birbirleriyle savaşmalarına değinen Bergel, bu sürecin kent devletleri içinde güçlü olanların bölgesel devlet konumuna yükselmesini sağladığını belirtir Bu olgu Yunanistan’ın aksine, Afrika – Asya’da çok erken dönemde ortaya çıktı Bir kent devletinden imparatorluğa ulaşan Roma adını koyarak kent devleti üstünlüğünü ifade etmiştir![]() Bergel’e göre Roma’nın ikiye bölünmesinden sonra Doğu Roma/Bizans imparatorluğunda kentler ileri düzeyde merkezileşmiş bir otokrasiye bağlı birer idari merkez durumuna geldiler, yurttaşlar tebaaya indirgenirken kentler derin bir uykuya daldı Batı Roma’nın parçalanması feodalizmin doğuşuna yol açmıştır Kentlerin önemi azalırken kırsal alanında köylülerin kontrolü ve köylülerin çalıştırılmasını sağlamak için şatolar kurulmuştu Bir zamanlar bir milyona yakın nüfusu olan Roma’nın nüfusu Karolenj döneminde 20 binin altına düşmüştü Orta çağın sonuna doğru zanaat ve ticaret sayesinde kentler yeniden canlanmaya başladı Krallar ve onlara bağlı feodaller arasındaki çekişmelere rağmen kentler gelişiyordu İtalya’da kent devletleri – Antik Yunandaki gibi – yeniden ortaya çıktı Bunlardan ticarette ileri olan Venedik bir dünya gücü haline geldi![]() Ortaçağ kentlerinde yurttaşlar özgürdü, ne serf ne de köleydiler; Ancak özgürlükler, hatta hareket serbestliği bile hala sınırlıydı Siyasi haklar kısıtlıydı ve bir çok ülkede kent nüfusları, her an ellerinden gidebilecek bir otoriteyle yetinmek durumundaydı Ticaretin önemi giderek daha iyi kavrandı Kentlerdeki sosyal katmanlar içinde birinci sırayı arazi sahibi kent aristokrasisi oluşturuyordu İkinci sırada – ya da soyluların olmadığı yerde birinci sırada – tüccarlar bulunuyordu Üçüncüsü lonca üyesi zanaatkarlar, dördüncü sırada statüsü daha düşük zanaat ustaları geliyordu Sabit işi olmayan hizmetkarlar, gezici esnaf ve dilenciler ise sınıf sisteminin en altında yer alıyordu En üstteki üç grup arasında sürekli iktidar mücadelesi olurken, son iki grubun hiçbir zaman siyasi hakları olmadı Berge’nin modern çağdaki değişmelerle ilgili açıklamalarını şöyle özetleyebiliriz Feodalizminden sanayi devrimine geçilirken kasabalar ve kentler büyümeye devam etti Meslekler, zanaatlar daha çok ayrıştı İşsizler, vasıfsız, sefil insanlar kentleri doldurarak bir tehdit unsuru oldular Kentli üst tabakalar aristokratların har vurup harman savurduğu, ülkedeki zenginliğin yaratılmasında kendi rollerinin önemli rolü olduğunu kavramaya başladılar Burjuvazi kendini beğenmiş soylulara göre çoğunlukla daha zeki ve eğitimli olduğu halde, bütün önemli siyasi makamlar aristokratların elindeydi ve üstelik onların çocukların askeri rütbe alma ayrıcalığına sahipti 18 yy sonlarına doğru devrimci değişmeler meydana geldi Fransız devrimi, kral ile aristokrasinin siyasi tekelini kırdıysa da burjuva sinin tam bir hakimiyet kurması için yüzyıldan fazla bir zaman geçecekti Yavaş yavaş sınıf bilinci gelişen gerçek sanayi proletaryasının ortaya çıkmasıyla “ayak takımı” ortadan kalktı![]() Modern çağın kentine ait özellikler hakkında Bergel’in söyledikleri şöyle düzenleyebiliriz: 1 Bu çağın kenti 19 yüzyılın ürünü olan kentidir![]() 2 Tek başına korunan kentler yerine ülke savunması önem kazanmıştır![]() 3 Kentlerin siyasi ayrıcalıkları ve kentlere karşı siyasi ayrımcılık ortadan kalkmıştır Kent içinde siyasi ayrıcalıklar da geçmişte kalmıştır Evrensel oy hakkı ile üst sınıfların hegemonyası da sona ermiştir![]() 4 Siyasi olarak kentler artık sadece yerel özelliği olan birer idari merkez konumundadır 5 Modern kentin sınıf yapısı artık hukuki ayrımlara dayanmaz Hukuki eşitliğin yanında grup prestiji, statü ve ekonomik koşullar bakımından farklılıkların bulunması önceden bilinmeyen gerilimler yaratmaktadır (Bergel,1996, s 7-14)Bilindiği kadarıyla ilk kentler neolitik dönemde kurulmuştur İlk kentsel yerleşmeler Mezopotamya’dan M Ö 3500, Mısır’da M Ö 3000, Çin ve Hindistan’da M Ö 2500’de görüldü Arkeolojik bulgular, ekolojik açıdan uygun yerlerde, büyük nehirlerin geçtiği verimli ovalarda kent niteliğinde yüksek nüfuslu yerleşimlerin varlığını göstermektedir Bu dönemde insanlar hayvanları evcilleştirmişler, ziraatla uğraşmaya başlamışlardır M Ö 4000 – 6000’li yıllara ait karasaban, tekerlekli kağnı, yelkenli gemi, sulama kanalları, tahıl ürünleri vb bulunması bu dönemde kentsel yaşamın varlığına ilişkin işaretler olarak kabul edilmektedir Tarihte ilk kentlerin uygun koşulların bulunduğu Mezopotamya’da Mısır’ın Nil Vadisinde, Hindistan’ın İndus vadisinde, Çin’de Sarı Nehir Kenarında kurulması şaşırtıcı değildir (Benevolo, 1995: 19, Özkalp; 289) Verimli üretim sonunda tarım ürünlerinin biriktirilmesi ve fazlasının takas edilmesi için bir komuta merkezi işlevini gören kentler gelişmiştir Tarihle mitolojiyi ayıran olayın getirdiği yenilik ilk yazılı kaynaklarda açıkça kaydedilmiştir M Ö üçüncü binin sonunda en eski Sümer Krallarının listesinin başında şöyle denmektedir “Göksel hükümdarlık yeryüzüne gelir gelmez Eridu’da gelişti ” Dünyayı iki farklı parçaya bölen çizgi, kent ile köy arasındaki sınır, zihinsel ve kurumsal örgütlenme kadar fiziksel ortama da uzun süre egemen oldu Kent çevrelenmiş bir alan ya da bir dizi alandır Kentte ev, saray ve tapınak, farklı kılınma derecelerine göre önem kazanan, çevreleri bir ölçüde kapalı alanlardır (Benevolo, 1995: 20)![]() Uzmanlar M Ö 9000 – 7000 arasını Neolitik çağın başlangıç dönemi (Proto – Neolitik safha) olarak kabul ederler M Ö 7000 – 5000 arası da Neolitik çağdır Neolitik çağa gelindiği zaman çiftçilik ve hayvancılık bir hayli ilerlemiş ve ziraatçı köy topluluğun ilk örnekleri tamamlanmış bulunuyordu Neolitik çağdaki kent olarak nitelendirebileceğimiz yerleşimlerin çoğu az bir nüfusa sahiptir Mezopotamya’da bulunan Ur kentinin 10 000 dolayında bir nüfusu vardı ve 90 hektarlık bir arazi üzerinde kurulmuştu Bu dönemde kentleşme sürecini engelleyen bazı koşullar vardı;1 Ekonomik üretim için temel kaynağın hayvan gücü olması2 Tarım üretiminin kısıtlı olması 3 Taşımacılık ve stoklama da karşılaşılan güçlükler4 Kentlere göçün zorluğu ve kentlerin güvenliğinin az oluşu KENT SOSYOLOJİSİ1 ARAŞTIRMA ALANININ TANITIMI1 1 Coğrafi KonumAydın, Doğu Avrupa, orta Asya ve orta Doğu üçgeninin tam ortasında yer alan, Türkiye’nin tarım, sanayi, iç ve dış ticaret ile turizm faaliyetlerinin bir arada bulunduğu, ekonomisi en gelişmiş bölge olan Ege Bölgesi’nin orta yerindedir ![]() Aydın ili Türkiye’nin güney batısında yer alır 37 ve 38 kuzey enlemleri ile 27 ve 29 doğu boylamları arasında yerleşmiştir Merkez ilçeyle beraber 17 ilçesi bulunmaktadır![]() Batı Ege Denizi’ne açılan aydın ili, kuzeyinde İzmir ve Manisa, doğusunda Denizli, güneyinde ise Muğla illeri ile komşudur İlin kuzeyi ve güneyi engebelidir Kuzeyde doğu batı doğrultusunda uzanan başlıca Hacettepe Tepesi, Karlıdede Tepesi, ve Aydın Dağları yer alır Güneyini Çine Çayı, Akçay, Dandalas Çayı ve kollarıyla yarılmış olan menteşe dağları kaplar Bu iki dağlık bölüm arasında, iki yandan faylarla sınırlanmış ve sonradan alüvyonlarla örtülmüş genç bir çöküntü alanı olan Büyük Menderes ovası uzanır İlin başlıca tarım alanı olan bu ova, zaman zaman özellikle batı yarısında daha çok olmak üzere, Büyük menderes ve kollarının taşkın sularıyla örtülür Ovada yer yer kopmuş menderesler, terk edilmiş çığırlar, sazlık v ebataklıklar vardır Antik çağlarda, taşkın tehlikesi nedeniyle önemli yerleşmeler, ovanın daha yüksek olan kenarlarında dağlardan inen derelerin çökelttiği birikinti konileri üzerinde kurulmuştur Birinci derecede deprem alanı olan bölge birçok kez yıkıcı depremlere sahne olmuştur Menderes ırmağı, taşıdığı alüvyonları çökelterek kendi oluşturduğu ovayı, tarih çağlarında da denize doğru ilerletmiştir Bunun sonucunda Latmos Körfezi günümüzdeki Bafa Gölü’ne dönüşmüş, Milet liman kenti ve Lade adası da kara içinde kalmıştır Verimli ovalar Akdeniz iklimi, kıyıdan Anadolu içlerine sokulmayı kolaylaştıran ve eskiden beri izlenen doğal yollar nedeniyle aydın ilinin yayıldığı alan, tarih boyunca gelişmiş zengin bir bölge olma özeliğini korumuştur Akdeniz ikliminin görülmesiyle, yazlar sıcak ve kurak, kışlar serin ve yağışlı geçmektedir Denize kıyısı olan ilçelerde yazın denizin serinletici etkisinden faydalanmaktadır Dağların kıyıya dik uzanmasıyla, ılıman iklimin iç bölgelere kadar girmesi sağlanır Soğuk ve karlı gün sayısı hemen hemen hiç görülmemektedir Bu olumlu iklim özelliklerinin görülmesi, sebze ve meyve yetiştiriciliğinin kaliteli ve yaygın olarak yapılmasında önemli bir etkeni oluşturmaktadır Bitki örtüsü olarak %39 ormanlar, %6 çayır ve meralardan oluşmaktadır![]() 1 2 TarihiBüyük Menderes Vadisi ile Aydın Dağları arasındaki eğimli yamaçta eski çağlarda kurulmuştur Asya’dan gelen, Millet ve Efes limanına ulaşan ana yolun üzerinde bulunuşu nedeniyle kent, her dönemde önemli ve hareketli bir yerleşim olmuştur Antik yerleşimi, bugünkü kent merkezinin 1 km kuzey yamacında Topyatağı Mevkiindeki Tralleis’tir Kenti önceleri tepe üstünde akropol şeklinde kurulmuştur 11 yüzyılda Aydınoğulları döneminde, “Aşağı Kale” yada “Aydın Güzelhisar” olarak adlandırılan Ortaçağ yerleşimi, topografya koşullarının daha uygun olması, Büyük menderes ovasındaki verimli tarım toprakları ve Ege kıyılarını Orta Anadolu’ya bağlayan yolun buradan geçmesi nedeniyle ova yönünde yeniden kurulmuştur 13 yüzyılın sonlarında Menteşe Beyi’nin Bizans’tan aldığı kent, daha sonra Aydınoğulları Beyliği’nin kurucusu Mehmet Beyin ve Türkmenlerin önderliğinde egemenlik altına alındı Aydınoğulları’nın yükselişi Gazi Bahaüddin Umur Bey döneminde başlar Aydınoğulları’nın denizlerde üstün olduğu dönemdir İsa Bey döneminde (1360-1390) Aydınoğulları, Osmanlılarla dost ve müttefik olmuşlardır I Beyazıd 1390’da Aydın beyliğine egemen olur 1402’de Anadolu’daki Timur tehlikesiyle Aydınoğulları da tam etki altına alındı Fetret döneminden sonra 1413’de Çelebi Mehmet döneminde Osmanlı hakimiyetine girdi Zaman zaman Osmanlılardan kopmalar olmakla birlikte II Murat döneminde Aydın Eli Osmanlı birliğine katıldı ve Aydın Sancağı adı altında Anadolu Beylerbeyliği’ne bağlandı![]() 1308 yılından itibaren yaklaşık bir yüzyıl kadar bu beyliğin yönetiminde, 15 yüzyıl başlarından itibaren de, beş yüz yıl boyunca Osmanlı Devleti’nin egemenliğinde kaldı![]() 17 yüzyılda Aydın Güzelhisar’ında, büyüklü, küçüklü, kiremit damlı, bağlı bahçeli 6770 ev ve saraylar, hanlar, hamam ve çeşmelerle bezenmiş 26 mahallesi bulunmaktaydı![]() I Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun itilâf devletlerine yenik düşmesi üzerine, 1919 yılında yunan ordusu tarafından iki defa işgal edilen Aydın, yangınlarla büyük ölçüde tahrip edildi![]() Deprem kuşağında olması ve yangınlar nedeniyle çoğunluğu ahşap bağdadi olarak yapılmış olan konutların büyük bir bölümü yok olmuştur Eğimli yokuşlu mahalleler içine dağılmış cami, han, hamam ile çok sayıda mescit Aydın’ın 19 yüzyıl dönemini yansıtan tarihi özellikleridir Kentin 20 yüzyıldaki gelişmesi, ırmak boyundaki bataklıklardan uzak, sert ve soğuk kuzey rüzgarlarına kapalı, Büyük Menderes ırmağının 10 km kuzeyinde Aydın sıradağlarının güney eteklerinde olmuştur![]() Kuzeyde yamaçlara yaslanmış bulunan kent, güney, doğu ve batıda bağ ve bahçe alanlarına açılmaktadır Kent, cumhuriyet döneminde planlı olarak gelişmiş olmasına karşın, özellikle eski mahallelerin yer aldığı orta ve kuzey kesimleri 19 yüzyıldaki yerleşme planına ait sokak ve odalar geleneksel düzenini korumaktadır Cumhuriyet döneminde çağdaş belediyecilik anlayışıyla yeniden imar edilerek düzenli hale getirilen Aydın, modern yapıları ve bulvarları ile çağdaş bir batı Anadolu kentidir![]() 2 DEMOGRAFİK – SOSYAL – EKONOMİK GÖSTERGELER2 1 Nüfus Büyüklüğü? Türkiye'nin toplam nüfusu 67 803 927, şehirlerin (il ve ilçe merkezleri) nüfusu 44 006 274, köylerin nüfusu ise 23 797 653'tür ![]() ? 1927 yılında yaklaşık 13 000 600 olan nüfusumuz 73 yılda beş kat artmıştır![]() ? Nüfusumuz 1927-1935 döneminde yılda ortalama 314 bin kişi artarken 1990-2000 döneminde yılda ortalama 1 milyon 133 bin kişi artış göstermiştir ![]() 2 2 Nüfus Artış Hızı? Yıllık nüfus artış hızı 1940-1945 döneminde binde 10 6 ile en düşük seviyede iken 1955-1960 döneminde binde 28 5 ile en yüksek seviyeye ulaşmıştır![]() ? Nüfusumuzun yıllık artış hızı 1960-1985 döneminde önemli bir değişim göstermemiş ancak 1985 yılından sonra hızla azalma sürecine girmiştir ![]() ? Yıllık nüfus artış hızı, 1980-1985 döneminde binde 24 9,1985-1990 döneminde binde 21 7 iken 1990-2000 döneminde binde 18 3'e düşmüştür![]() ? 1945 yılından sonra ilk kez 1990-2000 döneminde nüfus artış hızı binde 20'nin altına düşmüştür ![]() 2 3 Şehir (İl ve İlçe Merkezleri) Nüfusu? 1927-1950 döneminde şehirlerde bulunan nüfusun oranı önemli bir değişim göstermemiş, 1950 yılından sonra şehirlerde bulunan nüfusun oranı hızla artmıştır ![]() ? Ülkemizde şehirlerde bulunan nüfus, köylerde bulunan nüfusa göre çok büyük bir hızla artmaktadır 1990-2000 döneminde şehirlerde bulunan nüfusun yıllık artış hızı binde 26 8 iken köylerde bulunan nüfusun yıllık artış hızı binde 4 2'dir
|
|
|
|