|
|||||||
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| eshabi, evliyalardan, hikayeler, kiramdan, tarihimizden |
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler |
|
|
#16 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden HikâyelerHZ ÖMER (R A )'İN MES'ULİYETİ- Emirül - Mü'minin Hazreti Ömer halife olmuştu Esbaptan Ebu Ubeyde Hazretleri onu ziyarete gitti Hazreti Ömer'in huzuruna çıktığında onu ağlar vaziyette bulup sebebini sordu: — Ey mü'minlerin halifesi! Seni ağlatan nedir? Bir çaresi varsa halline çalışalım, dediğinde Hazreti Ömer (r a ) şöyle buyurdu: — Ya Eba Ubeyde! Ben ağlamayayım da kim ağlasın? öyle ağır bir yükün altına girdim ki Dicle kenarında bir oğlağın ayağı kırılsa benden sorulacak, önce Allah (C C ) Hazretlerine kendi nefsimin, daha sonra da mükellef bulunduğum hükmüm altındakilerin hesabını vereceğim Ben ağlamayayım da kim ağlasın? * * * |
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler |
|
|
#17 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden HikâyelerKALB VE DÎL, HEM ÇOK TEMÎZ, HEM PİS Hazreti Lokman (Lokman Hekim), yanında yardımcısı ile ava çıkmıştı Avdan dönerken bir kabile reisi Lokman Hekim'e bir gece misafir kalması için ısrar etti Lokman Hazretleri de kabul ederek o gece misafir kaldı Kabile reisi Hazreti Lokman için bir koyun kestirdi Hazreti Lokman çömezine: — Kesilen hayvanın en temiz iki azasını kes bana getir, dedi Çömezi gidip koyunun kalbini ve dilini kesti getirdi Hazreti Lokman: — Aferin bildin, dedi İkinci gün başka bir kabile reisi, Hazreti Lokman'a bir gece de kendisinde misafir kalması ve evini şereflendirmesi için ısrar edince, Lokman Hazretleri onu da kırmayıp bir gece de onun evinde kaldı Orada da ziyafet olarak bir koyun kestiler Hazreti Lokman gene çömezine bu sefer: — Hayvanın bana en pis yerinden ikisini kes getir, dedi Yardımcısı yine hayvanın dilini ve kalbini kesip önüne koydu Lokman Hazretleri çömezine: — Aferin bunu da bildin Hakikaten insanın ve hayvanın en pis ve temiz yeri, kalbi ve lisanıdır, buyurdu * * * |
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler |
|
|
#18 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden HikâyelerNAFAKASI BİTİNCE ÖMRÜ DE BİTTİ Zamanın halifesi Harun Reşit, baş kadı Imam-ı Ebû Yusuf'la büyük velî Davud-u Taî Hazretlerini ziyarete gitmişti Davud-u Taî Hazretlerinin evine varıp kapısını çaldılar Kapıyı büyük velînin yaşlı annesi açtı Harun Reşit ve Ebû Yusuf yaşlı kadına Davud'la görüşmek istediklerini söylediler Kadın içeri girip görüşmek istediklerini söyleyince, Davud-u Taî Hazretleri: — Benim dünya ehli kimselerle işim yok, diyerek kabul etmedi Halife ve Ebû Yusuf, Şeyhin annesinden" görüşmelerini temin etmesini rica ettiler Annesi gelip tekrar kabul etmesini isteyince, Davud-u Taî Hazretleri: — Anneye itaat Allah'ın emri olmasaydı; görüşmeyi kabul etmezdim ![]() ![]() Fakat anneme isyan etmiş olmaktan korkarım, dedi ve görüşmeyi kabul etti Halife ve -baş kadı içeri girdiler Hazreti Davud, halifenin elini sıktıktan sonra: — Eğer ateşte yanmayacak olsaydı ne zarif ve güzel bir el, dedi ve birçok nasihatta bulundu Ayrılacakları zaman halife, Davud-u Taî Hazretlerine bir kese altın vermek istedi Fakat Davud Hazretleri kabul etmeyerek: — Harcamak için helâl mirasım olan evimi sattım Onun parası bitince de ömrümü sona erdirmesi için Allah'a dua ettim, dedi Harun Reşit parayı vermeden oradan ayrıldılar Aradan hayli zaman geçmişti ![]() Ebû Yusuf Hazretleri, Davud-u Taî Hazretlerinin irtihal ettiğini söyledi Hakikaten büyük veli o gün irtihali dar-i beka etmişlerdi İmam-ı Ebû Yusuf'a bunu nereden bildiğini sordular O şöyle anlattı: — Davud Hazretlerinin yakınlarından onun ne kadar parası olduğunu ve günlük ihtiyacı için ne kadar sarf ettiğini öğrendim Hesap ettiğimde bugün parasının bitmesi lâzımdı Parası bitince de ömrü bitmiş olacaktı Çünkü Allah'a (C C ) öyle dua etmişti Allah onun duasını reddetmez kabul eder * * * |
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler |
|
|
#19 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden HikâyelerÎBRETLİ BİR HADİSE Osmanlı Padişahlarından I Mahmut, Medine-i Münevvere'ye gitmişti O zaman Medine'de Harem muhafızı olarak bulunan Hacı Beşir Ağaya: — Harem'i Şerifte, kaldığın bu zaman zarfında fevkalâde bir hâdise ile karşılaştığın oldu mu? diye sordu Harem-i Şerifin bekçisi Beşir Ağa başından geçen bir hâdiseyi şöyle anlattı: — Ravza-i Mutahharedeki Gbrü kapısı bazı geceler seher vakti açılır, fakat içeri kimsenin girdiğini göremezdim Bir defasında kararımı verdim, her gece sabaha kadar uyanık kalacak, ne pahasına olursa olsun gelenin kim olduğunu öğrenecektim Bir gece kapı yine açıldı Hemen kapıya koştum, içeri bir zat girdi Kim olduğunu sordum Bana, Konya Hadimli olduğunu ve isminin Muhammed olduğunu söyledi Ziyaret sebebi nedir? diye sordum Birgivı Hazretlerinin «Tarikat-ı Muhammediyye» isimli kitabını serhettiğini, şüphe ettiği bazı yerleri Resûlüllah'ın bizzat kendisinden öğrenmeye geldiğini söyledi Kendisini odama götürdüm Bir müddet kaldıktan sonra benden izin isteyerek ayrıldı Ben, sabah namazından sonra gene odama şeref vermesini rica ettim «Memleketimde imamlık vazifem var! Bana izin ver» dedi ve ayrılıp gitti Bundan sonra da arada sırada gelirdi, kendisiyle görüşürdük ![]() ![]() » I Mahmut, Hacı Beşir Ağa'nın ağzından bunları dinledi Hâdisenin doğruluğuna iyice kanaat getirmek için de memleketin birçok alimleri ile beraber Hadimli Muhammed efendiyi İstanbul'a davet etti Sonra Hacı Beşir Ağa'yı çağırarak gelen topluluğu ona gösterdi Hacı Beşir Ağa, o kadar- topluluk içinde Muhammed Hadimi Hazretlerini tanıyarak yanına vardı, — Hoşgeldiniz! dedi Padişah ve orada bulunan zevat da hâdisenin doğruluğuna iyice inanmış oldular Allah onların şefaatindan mahrum etmesin (Amin) * * * |
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler |
|
|
#20 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden HikâyelerALLAH'IN EVİ CAMİ DEĞİL, KALBDİR Osmanlı Sultanlarından Yıldırım Beyazıd, Osmanlı imparatorluğunun merkezi olan Bursa'da bir cami yaptırmıştı Caminin inşaatı tamamlandıktan sonra o zamanın mânevi büyüklerinden Emir Sultan Hazretlerini de yanına alarak camiyi gezdi Caminin yapılışını kendisi beğenen Yıldırım, yanında bulunan Emir Sultan Hazretlerine: — Nasıl cami güzel olmuş mu, beğendin mi? diye sordu Bazı rivayetlere göre içki içtiği bildirilen Yıldırım'a Emir Sultan Hazretleri: — Sultanım, cami çok güzel olmuş Lâkin bir eksikliği var![]() O da bir köşesine bir meyhane yaptırmayı unutmuşsunuz, dedi Padişah Yıldırım, bu sözlere sinirlenmişti Hiddetle : — Ne demek! Hiç Allah'ın evinde meyhane olur mu? diye gürledi Çünkü Yıldırım Beyazıd, kendisinin içki içtiğini kimsenin bilmediğini sanıyordu ![]() ![]() Mânevi Sultanların her şeyden haberdar olacağını hiç düşünmemişti Emir Sultan Hazretleri: — Allah'ın asıl evi, insanın kalbidir Sen kendi yaptığın bir yapıya içkiyi koymak istemiyorsun da nasıl Allah'ın (C C ) yapısı olan kalbe o haram şeyi koyabiliyorsun? buyurunca Yıldırım Han hatasını anlayarak bir daha içki sofrası hazırlatmadı, içki de içmedi Yıldırım Beyazıd'ın yaptırdığı cami Bursa'daki Ulu Camidir * * * |
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler |
|
|
#21 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden HikâyelerNAMAZ KILINIRKEN PATLAYAN MERMİ Girit Adasının fethi, yani Venediklilerden alınışı zamanında idi ![]() ![]() Osmanlılar Girit'teki Kandiye Kalesini almak için var güçleriyle çarpışıyorlardı Venedikliler de sonuna kadar direniyorlardı O zaman Venedikliler Kandiye Kalesini savunmak için humbara isimli toplar kullanıyorlardı Bir gün Osmanlı Ordusu Kumandanlarından Zeynel Bey, namaz kılıyordu Namaz anında seccadesinin önüne bir bumbara mermisi düştü Namazı bozup kaçmayan Zeynel Bey, namaza devam ederek secdeye vardı Secde anında iken de bumbara büyük bir gürültü ile patladı Fakat Zeynel beye hiçbir şey olmamıştı O gayet sakin bir vaziyette namazını bitirdi ve doğruca baş kumandanın huzuruna - çıkarak durumu anlattı: — Yalnız humbaranın patlamasını bekleyerek secdede biraz fazla kaldım Acaba namazıma bir zararı oldu mu? diye sordu Zeynel Bey'in bu kahramanlığı kumandanın hoşuna gitmişti Namaza bir halel gelmediğini söyledi ve Zeynel Beye de çıkarıp bir kese altın verdi İşte ecdâd bu toprakları böyle kazanmışlar, bizler de masa başında düşmana centilmenlik olsun diye Lozan'da, şurda - burda ikram etmişiz ![]() ![]() * * * |
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler |
|
|
#22 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden HikâyelerSENDE ÇOCUK, BENDE KUYRUK ACISI OLDUKÇA DOST OLAMAYIZ Eski zamanda bir beldede fakir bir adam varmış O kadar fakirmiş ki köyün çobanı bile ondan zenginmiş Bir gün dağda oduna giderken sıcaktan bunalmış vaziyette ağzını ayırmış sanki «Su! Su!» diye bağıran bir yılan görmüş Adamcağız kendi kendine yılanı sulaması lâzım geldiğini düşünmüş Araya araya bir miktar su bularak yılanın üzerine dökmüş Yılan da hakikaten susuzluktan yanmakta olduğundan adamın döktüğü suyu büyük bir zevkle yalamaya başlamış ve adamdan memnun olduğunu belirten bir tavırla oradan çekilip gitmiş Birkaç gün sonra, adam yine ormana gittiğinde yılanı görmüş, yılan da adamı görünce boynunu bir tarafa kıvırarak: — Ne yapayım ben? der gibi çekip gitmiş ![]() ![]() Fakat adam dağdaki işini bitirip de evine dönerken yine yılanla karşılaşmış Fakat bu sefer yılanın ağzında bir altın varmış, adamı görünce oraya, adamın geçeceği yola bırakıp çekip gitmiş Adam da altını alarak eve gelmiş, ikinci gün yılandan memnun olduğu için sevinçle bir kaba süt doldurarak yılanı gördüğü yere varmış ki yılan yine ağzında bir altınla adamı bekliyor Adam sütü bir yere bırakmış yılan da hemen ağzındaki altını bırakarak süde koşmuş Adam da altını alarak geri dönmüş ve arkadaşlık başlamış Yani adamdan süt, yılandan altın![]() ![]() Derken adam zengin olup hacca gitmeye karar vermiş, oğluna da meseleyi uzun uzun anlatarak hergün bir şişe süt götürüp altım almasını söylemiş Adam hacca gittikten sonra çocuk, bir gün sütü götürmüş altını almış, ikinci gün, ben demiş her gün süt getireceğime yılanı takip eder altının yerini öğrenir onu öldürürüm Ondan sonra da altınların tamamını alır yılana süt getirmekten kurtulurum, demiş Hakikaten ikinci gün sütü getirip altını aldıktan sonra, gitmeyip yılanı beklemiş, yılan sütü içip giderken de yılanı sessizce takip etmeye başlamış Yılan tam deliğine başını sokmuş, kuyruğunu da çekeceği zaman çocuk elindeki balta ile yılanın kuyruğunu kesmiş Fakat yılan can havliyle çıkarak Çocuğu sokup öldürmüş ve deliğine geri girmiş ama ölmemiş Adam haccdan gelip durumu öğrenmiş ama yine de yılana minnettar olduğu için süt götürmeyi ihmal etmemiş Bir gün sütü götürdüğünde yılana: — Kabahat bizim çocukta, ben sana süt getirmeye devam edeyim, sen de bana altın getirmeye devam et! dediğinde yılan getirilen sütü içip lisanı haliyle şöyle demiş — Arkadaş, bu zamana kadar böyle devam ettik Fakat bende kuyruk, sende de çocuk acısı olduğu müddetçe biz dost olamayız En iyisi sen rızkını, ben de rızkımı başka yerden arayalım, deyip çekip gitmiş İşte meşhur darb-i mesel böyle vuku bulmuş * * * |
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler |
|
|
#23 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden HikâyelerHASAN BASRÎ HAZRETLERİNİN CİNLERE DUASI Hasan-ı Basrî Hazretleri'nin yakın dostlarından biri olan Ebû Şeybe Hazretleri bir gün Hasan-ı Basrî Hazretlerinin devamlı namaz kıldığı camiye sabah erken varmıştı Cami kapısı dışardan kitli olduğu halde içerden kalabalık bir cemaat tarafından «Âmîn! âmin!» diye dua edildiğini duydu Ebû Şeybe büyük bir meraka kapılmış, ne olacak diye neticeyi bekliyordu Biraz sonra içerde Hasan-ı Basrî Hazretlerinin olduğunu gördü! Daha fazla dayanamayan Ebû Şeybe Hazretleri: — O kalabalık cemaat ne idi, ya Hasan-ı Basrî? diye sordu Hasan-ı Basrî Hazretleri, oradaki esrarı şöyle anlattılar: — Ya Ebû Şeybe! Onlar cinlerdi Her gün benim dua etmemi isterler Ben dua ederim, onlar da «âmîn!» derler Sen bu hâdiseye şahit oldun, başka kimseye sakın söyleme, buyurdu * * * |
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler |
|
|
#24 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden HikâyelerCARİYENİN RÜYASI VE HALİFE Emevî halifelerinden Ömer bin Abdülaziz, son derece mütteki bir hükümdardı Çok mütevazi bir hayat yaşar, hatta değiştirmek için bile iki takımdan fazla elbise bulundurmazdı Milletine gayet adaletle hükmeden Ömer bin Abdülaziz'in cariyelerinden birisi, bir gün bir rüya görmüştü Halifenin huzuruna çıkıp anlatmak istedi Halife, cariyesine rüyasını anlatmasını söylediğinde, cariye şöyle anlattı: — Ey Emîrel - mü'minin rüyamda kıyamet kopmuş, insanlara Sırat Köprüsünden geçmeleri için emrediliyor, bazıları geçiyor, bazıları geçemiyor Bu arada sıra sizden evvel geçen halifelere geldi Evvel Abdülmelik Ibni Mervan'a «Geç!» dediler Dikkat ettim gecemeyip düştü Ondan sonra sıra ile diğer halifelere «Geç!» diye emrolundu Bunların bazıları geçti bazıları geçemedi Nihayet sıra size gelmişti, diye anlatırken, cariye daha sözünü tamamlamadan, Ömer bin Abdülaziz «Allah!» diye bağırmaya başladı Rüyayı anlatan cariye, ne yapacağını şaşırmış vaziyette: — Ey Emîrel - mü'minin siz vallahi Sırattan çabuk geçtiniz, dedi ama, Ömer bin Abdülaziz cariyenin bu sözünü duyamamıştı Çünkü Allah korkusundan heyecana kapılmış ve tamamen kendinden geçmişti Allah (C C ) rahmetine gark eylesin * * * |
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler |
|
|
#25 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden HikâyelerHATEM-İ TAİ'DEN DAHA CÖMERT Cömertliği meşhur Hatem-i Taî'ye: — Senden daha cömert bir kimse var mı acaba? diye sordular O: — «Evet! var», dedi ve başından geçen bir hâdiseyi şöyle anlattı: Birgün bir seferim zamanında bir gence misafir olmuştum Genç, fakir bir kimse olmasına rağmen bana bir koyun kesip hazırlattı, önüme koyunun böbreği geldiğinde: «Ben koyunun böbreklerini çok severdim» dedim Bir ara ev sahibi genç ortalıktan kayboldu Biraz sonra baktım ki varı yoğu olan yedi koyunun yedisini de kesmiş böbreklerini hazırlamış, önüme getirdi Ben şaşkınlık içerisinde kalmıştım Çünkü biliyordum ki, genç fakir bir kimse idi «Niçin benim için, varın yoğun olan yedi koyunu kestin Ben sana böyle yap demedim Sadece koyun böbreğini sevdiğimi Söyledim» dediğimde; bana şu karşılığı verdi: «Bana Tanrı misafiri gelmiş, hiç onun sevdiği bir şeyi ikram etmemem olur mu?» dedi Gencin bu misafirperverliğine hayran kalmıştım, gözlerim yaşardı ![]() ![]() diye anlattı Hatem-i Taî'ye: — Onun iyiliğine karşı sen ne yaptın? diye sordular O: — Derhal üçyüz deve, beşyüz koyun gönderdim, deyince ![]() ![]() — Demek ki sen ondan daha cömertmişsin, dediler Hatem-i Taî: — Hayır! O benden cömert, çünkü o bana nesi varsa ikram etti, bense ona sadece malımın bir azını gönderdim, dedi * * * |
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler |
|
|
#26 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden HikâyelerHZ ÖMER'İN NİL NEHRİNE MEKTUBUHz Ömer halife iken, Amr bin As (r a )'ı, Mısır'ın fethi için vazifelendirmiş, Mısır fetholunduktan sonra da onu Mısır'a vali tâyin etmişti Bir gün Mısır halkı valinin huzuruna çıkarak şöyle dediler: — Ya Amr, Nil Nehrinin bir adeti vardır, o adet yerine getirilmezse nehrin suyu çoğalmaz, kesilir ![]() ![]() Halk da açlık sıkıntısı ile karşı karşıya kalır, dediler Amr bin As Hazretleri: — O adeti nedir? diye sordu Onlar: — Biz her sene bir fakiri altın ve paralarla kandırır, çocuğunu Nil nehrine atarız, ondan sonra nehrin suyu çoğalır, halk da ondan istifade ederek kazanç sağlar, dediler Amr bin As Hazretleri, bu cahiliyetten kalma bir adettir diyerek buna müsaade etmedi ve Halife Hazreti Ömer'e meseleyi anlatan bir mektup yazdı Hazreti Ömer (r a ), Valiye yazdığı cevabî mektupta: — Kabul etmemekle çok iyi etmişsin Sana gönderdiğim mektupla bir mektup daha gönderiyorum, onu Nil Nehrine at, dedi Hazreti Ömer'in Nil Nehrine yazdığı mektupta şöyle yazılı idi: — Ya Nil! Akacaksan Allah'ın izniyle daha evvel nasıl akıyorsan öyle ak! Eğer akmazsan kıyamete kadar bir daha akma! Hazreti Ömer'in Nil Nehrine yazdığı mektubu, vali nehre attı Ertesi günü nehrin sularının onaltı metre yükseldiği görüldü!![]() * * * |
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler |
|
|
#27 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden HikâyelerŞAŞI İNSAN VE PEYGAMBERLERE İMAN Hoca Muslihiddin Efendi, talebe okutuyordu Talebelerinden birisi şaşı gözlü idi; yani biri iki görürdü Hoca Efendi talebelerine bir misâl anlatmak için dolabın içine bir şişe koymuştu Şaşı olan talebeye: — Zeynel Efendi dolapta bir şişe var, onu bana ver! dedi Zeynel Efendi: — Hocam burada iki tane şişe var hangisini vereyim? dedi Hoca Muslihiddin: — Hayır! Orada iki değil bir şişe var! dediyse de talebe biri iki görüyor ve dolapta iki şişe olduğunu ısrarla iddia ediyordu Hoca Muslihiddin Efendi: — Mademki iki şişe var, birisini kır da öbürünü bana getir, dedi Talebe şişenin birini kırınca ötekisinin de yok olduğunu gördü Muslihiddin Efendi talebelerine: — Görüyorsunuz değil mi? İşte Peygamberlerin birine inanıp birine inanmayan, bu şaşı arkadaşınız gibidir Halbuki Peygamberlerin tamamı bir sayılır, yani birine inanmak diğerine de inanmayı icabettirir İsa Peygamber ne demişse, Musa Peygamber de onu söylemiştir, İbrahim Peygamber ne söylemişse, bizim Peygamberimiz Hazreti Muhammed (s a v ) de aynı şeyi söylemiş ve hepsini kabul etmiştir Peygamberlere inanmak mevzuunda hıristiyanlar bu şaşı arkadaşınız gibi oluyorlar, buyurdu * * * |
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler |
|
|
#28 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden HikâyelerHAKİM-ÜL HARAMEYN DEĞİL, HADİMÜL HARAMEYN Yavuz Sultan Selim, Mısır'ı fethetmiş ve hilâfet 1516 yılında Abbasilerden Osmanlılara geçmişti Bir cuma günü Ümeyye Camünde cuma namazı kılınacaktı Yavuz Sultan Selim de, camide idi Şam valisi hükümdarın namaz kılacağı yere yeşil atlastan bir seccade sererek namaz kılınacak yeri ayırmıştı Yavuz, namaz kılacağı yerde diğer cemaattan ayrı olarak serilmiş bu seccadeleri görünce hiddetlenerek: — Burası ibadet yeridir, padişah sarayı değildir, dedi ve atlas seccadelerin kaldırılmasını emretti Kendisi de, cemaatla beraber camide namaz kılmaya başladı Sıra Cuma hutbesine gelmişti ki, imam çıkarak hutbeyi okumaya başladı Hutbenin mukaddimesinde halifelerin ismi zikredilirken imam efendi Yavuz Sultan Selim'i kastederek: — Hakimülharameynişşerifeyn (Mekke ve Medine'nin hükümdarı) dedi İmam efendinin bu sözlerini duyan Koca Yavuz hemen oturduğu yerden ayağa kalkarak: — İmam efendi! Okuduğunuz hutbedeki Hakimülharameyn lâfzını, hadimül harameyn olarak değiştir Zira ben, Hakimül Harameyn değil; olsa olsa, o mübarek beldelerin hizmetçisi olabilirim, dedi * * * |
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler |
|
|
#29 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden HikâyelerBEHLÜL'E GÖRE ÜÇ KAFA Behlül Dana Hazretleri, bir gün pazara üç tane kuru kafa getirerek satmaya başlamış ve her üçüne de ayrı ayrı fiyat takdir etmişti Bu kafaları kaça satıyorsun diyenlere, birini bir paraya, birini on paraya, birini de ağırlığınca paraya sattığını söyledi Behlül'ün bu tuhaf hareketlerini seyrederlerken biri dayanamayarak: — Ey Behlül! Bunların üçü de kurumuş kafalar olduğu halde sen üçüne de ayrı ayrı fiyat biçiyorsun Bunların birbirlerinden ne farkı var ki? dedi Behlül Dana Hazretleri, bundaki esrarı şöyle anlattı: — Şu birincisi, taş kafadır Bunun değeri hepsinden düşük Çünkü hu hiç nasihat dinlemez ve ihtiyaç da duymaz, ikincisi, yani on paralık kafa ise nasihat dinler ama tutmaz![]() ![]() Bir tarafından girer öbür tarafından çıkar Bunun adı da boş kafadır Üçüncüsü ise tam kafadır Hem dinler, onunla amel eder, hem de başkasına öğretir, İşte en kıymetli kafa budur Bunu da ağırlığınca paraya veriyorum, dedi Tabii ki bunda anlayanlar için büyük hikmetler gizlidir Velilerin hareketi ilk nazarda tuhaf gibi olsa da o çok değerlidir aslında![]() ![]() * * * |
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden Hikâyeler |
|
|
#30 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Eshab-İ Kiram'dan, Evliyalardan, Tarihimizden HikâyelerBAYKUŞLAR VE NUŞİREVAN Adaletiyle meşhur İran Hükümdarlarından Nuşirevan tahta geçtiği ilk yıllarda, halka karşı o kadar zalim ve gaddarca davranmış, o kadar zevk-ü sefasına düşkünmüş ki, millet artık canından bıkar hale gelmiş, en ufak ses çıkaran olsa kellesi gidermiş İşte bu zalim hükümdar Nuşirevan, bir gün maiyetiyle beraber ava çıkmıştı Yanında gayet zeki bir de veziri vardı Avlanırken bir ara diğerlerinden ayrılan hükümdar, yanında veziri olduğu halde bir suyun başına varıp atından indi ve bir müddet istirahata çekildi Yeşillikler üzerinde otururlarken, iki baykuş gelip yakınlarına kondu ve ötmeye başladılar Baykuşların o nağmeleri Nuşiveran'ın hoşuna gitmiş olacak ki, vezirine: — însan şu kuşların dilinden anlasa da ne dediklerini bilse ![]() ![]() Kim-bilir bu kuşlar şimdi neler söylüyorlardır? dedi Vezirin, derdini anlatması için büyük fırsat doğmuştu: — Sultanım ben bu kuşların ne dediklerini biliyorum Eğer müsaade eder ve beni bağışlarsanız bu kuşların ne söylediklerini size bildireyim, dedi Nuşirevan, hayretle: — Gazabımdan emin olabilirsin, anlat, dedi Vezir: — Sultanım affınıza sığınarak arzediyorum Bu kuşların birisi, diğerinin kızını oğluna istiyor Öbürü de; tabiiyeti icabı kızımı sana veririm, yalnız başlık parası olarak bir harabe isterim, diyor Oğlanın babası ise bu halinden memnun vaziyette; deliye bak, Nuşirevan hükümdar olduğu müddetçe, ben sana bir değil on harabe veririm Yeter ki sen kızı oğluma ver diyor, işte padişahım kuşların konuştukları bundan ibarettir, dedi Nuşirevan vezirinden memnun olmuştu, ne demek istediğini anladı ve doğru avdan sarayına dönerek, o andan itibaren hal ve vaziyetini tamamen değiştirdi Öyle adil, Öyle halkını gözetir oldu ki öleceği zaman Nuşirevan'ın memleketinde bir tane harabe kalmamış, her yer mağrur ve müreffeh olmuştu Nerede o guurlu idareciler, nerede o hükümdarlar? * * * |
|
|
|