Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Kültür - San'at & Eğitim > Kültür-Sanat > Makaleler

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
entrika, merkezi, miydi, osmanlı, sarayı

Osmanlı Sarayı Entrika Merkezi Miydi?

Eski 04-29-2009   #1
GöKKuŞaĞı
Varsayılan

Osmanlı Sarayı Entrika Merkezi Miydi?



Nejla Aydın/ İstanbul; Sümeyye Duman/ Bolu; Gürbüz Ayık/ Adıyaman; Sürre Dağlıç/ Van;
Yabancı yazarların kaleminden Topkapı Sarayı’nı ve saraydaki harem hayatını anlatan kitaplar okuduklarını, kafalarının allak-bullak olduğunu belirtiyorlar ve mealen aynı suali soruyorlar:
“Osmanlı sarayı bir entrika merkezi miydi: Harem hayatı yazıldığı gibi midir?”
Tabii ki öyle değildir Öyle olsaydı Osmanlı, kurulduktan birkaç sene sonra beylik, 20 yıl içinde devlet, 150 yılda imparatorluk olabilir miydi?
Yabancı yazarlar ve bize yabancılaşmış yazarlar gerçek sarayı, gerçek haremi değil, “Şark masalları”ndan fışkırmış sarayla, haremi anlatıyorlar
Bu yüzden, “Topkapı Sarayı” denilince, yabancı yazarların kafasında her türlü entrikanın döndüğü, her gece esrarengiz cinayetlerin işlendiği, zehir şişelerinin elden ele dolaştığı, “cariye” adı altında seks kölelerinin çalıştırıldığı, her türlü zevk, sefahat ve gizemin yaşandığı bir mekân canlanıyor Aslında bu Osmanlı sarayı değil, Avrupalı imparatorlarla kralların sarayıdır…
O saraylarda tarih boyunca her türlü ahlak düşkünlüğü ve insanlık dışı uygulamalar yaşanmıştır
Hâlbuki Topkapı Sarayında hukuk vardır, ahlâk vardır, sınırlar vardır
Saray gerek mimari, gerekse yaşayanlar bakımından İslâmın ruhuna uygundur
Öncelikle günde beş vakit ezan okunup namazlar cemaatle kılınır, Hırka-i Saadet Dairesi’nde yirmi dört saat Kur’an okunurdu…
Enderun’da, geleceğin yöneticilerine yüksek eğitim verilir, bazı birimlerinde hat, tezhip vs gibi İslâmî sanatlar öğretilir, mûsiki dersleri verilir, ayrıca da devlet yönetilirdi
Öte yandan Topkapı Sarayı padişahın hem evi, hem bürosu, hem de devlet merkeziydi
Dini hayat çoğunlukla Şeyhülislâm tarafından denetlenir, namazda, oruçta ihmal olup olmadığı gözlemlenirdi
Harem, Batılı romancıların anlatımında ısrarla işlendiği gibi bir entrika merkezi değil, özenle seçilmiş, her türlü sınavdan geçirilmiş, ahlâki duruşu belirlenmiş güvenilir birkaç hadım “Haremağası” dışında, hiçbir erkeğin giremeyeceği müstesna bir yerleşim ve yaşam birimiydi
Padişahlar bile canları her istediğinde pervasızca hareme giremezler, “Valide Sultan”dan (padişahın annesi ve haremin başkomutanı) “izin” aldıktan ve yolu yordamı (günü, saati) belirlendikten sonra hareme girebilirlerdi
Padişah haremde gözükünce, köşe başlarını tutmuş ak ve kara hadımlar, bastonlarını döşemelere vura vura, “Hünkâr, destuuurrr!” diye bağırır, harem halkını uyarırlardı
Bu esnada namahrem olanlar kaçışır, padişah bütün cariyeleri bir arada hiç görmezdi
Yani, Avrupalı kimi sorumsuz, kimi bilgisiz, kimi İslâm-Türk düşmanı yazarlarla, körü körüne Osmanlı düşmanı “bizden” yazarların iddia ettikleri gibi, padişah uluorta hareme dalamaz, karpuz seçer gibi, cariyelerin içinden birini ayırıp yatak odasına sürükleyemezdi
Gerektiğinde bu seçimi Valide Sultan yapardı Padişaha uygun bir “eş” seçer, padişaha sadece onay vermek kalırdı
Padişahlar çok evlilik yapmaya bir bakıma mecburdular Çünkü devlet sürekli savaş halindeydi Bu durumda, babalarıyla savaşlara katılan şehzadelerden kaçının sağ kalacağı bilinemezdi Üstelik sık sık salgın hastalık çıkar, bazı şehzadeler de bu şekilde ölürdü
Bu bakımdan padişah, mümkün olduğu kadar çok erkek çocuk sahibi olmak zorundaydı Yoksa Osmanlı tahtı varissiz kalabilirdi
Batılı yazarlar, özellikle de romancılar bunları bilmeden, gerçekleri ise tamamen görmezden gelerek çalakalem “biz”i yazıyorlar Gençlerimiz de sözde tarihlerini “roman tadında” öğrenip mutlu oluyor
Bu yüzden Avrupalı romancıların kaleminden çıkmış hayali harem hikâyeleri Avrupa’dan çok bizde revaç buluyor, bizde çok okunuyor
Oysa bu tür kitaplar hiçbir gerçek kaynağa dayanmıyor Bırakınız kaynağı bu yazarların çoğu gerçek haremi görmemişler bile
Batılı ressamların “Veronese Serisi” denen tablolarında hayal ederek çizdikleri “Şark Masalı” türünden saray resimlerine bakarak roman yazıyorlar…
Oysa çizilen tabloların gerçekle ilgisi yoktur Bu gibi tablolarda Osmanlı padişahlarının alabildiğine şişman, ablak suratlı, yağlı ve çirkin gösterildiğine dikkat çekmek isterim
Vaktiyle İstanbul’a gelen Batılı gezginlerden bazıları görmeleri mümkün olmayan haremi kendi entrikacı ruhlarının yansıması şeklinde anlatmış, yüzlerce yıl sonra onların torunları dedelerinin hayalhanelerinden uydurdukları tasvirleri esas alarak Osmanlı sarayı ve harem hayatı hakkında uyduruk romanlar yazmışlardır
Bunların tarihi gerçeklerle hiçbir ilgisi yoktur…
Bunları yazanların amacı Osmanlı’yı karalamaktan ibarettir
Yani bu da bir bakıma “Tarihin Ergenekon çetesi”dir!

Yavuz Bahadıroğlu/Vakit

__________________
Bıçak soksan gölgeme, Sıcacık kanım damlar
Girde bak bir ülkeme: Başsız başsız adamlar
NFK





GaLiBa Bu GeCe YaĞMuRDa GöKKuŞaĞı MiSali
GüLeRKeN aĞLaMaNıN ZaMaNı
Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.