Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Eğitim - Öğretim - Dersler - Genel Bilgiler > Eğitim & Öğretim > Tarih / Coğrafya

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
eski, firavunlar, mısır

Eski Mısır Ve Firavunlar

Eski 11-25-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Eski Mısır Ve Firavunlar



Eski Mısır medeniyeti, aynı tarihlerde Mezopotamya'da kurulmuş şehir devletleriyle birlikte, tarihin en eski uygarlıklarından biri olarak bilinir Dönemin en ileri sosyal düzenine sahip devletini kuran Mısırlılar, MÖ 3000'ler civarında yazıyı bulup kullanmış, Nil nehrinden en iyi şekilde faydalanmış ve ülkenin doğal yapısı sayesinde dışarıdan gelecek saldırılara karşı korunmuşlardır Böylece Mısır medeniyeti büyük ilerleme kaydetmiştir

Eski Mısır Medeniyeti, Kuran'da inkar sisteminin en açık ve net tarif edildiği "firavun yönetiminin" geçerli olduğu bir medeniyetti Büyüklük taslamışlar, sırt çevirmişler, inkar etmişler ve bu nedenle helaka uğramışlardı Ne ileri medeniyetleri, ne sosyal ve siyasal düzenleri, ne de askeri başarıları onları helak olmaktan kurtaramamıştı

Firavunların otoritesi

Mısır uygarlığının temelinde Nil nehrinin bereketi vardı Bu nehrin hayat verici özelliği sayesinde Mısırlılar Nil vadisinde yerleşmiş ve yağmur mevsimlerine bağımlı kalmadan nehirden sağladıkları suyla tarım yapabilmişlerdi

Nil vadisinin dar ve uzunlamasına yapısı, nehrin etrafına kurulan yerleşim birimlerinin genişlemesine fazla olanak vermemiş, büyük şehirlerden oluşan bir uygarlık yerine, daha ufak çaplı kasaba ve köylerden oluşan bir medeniyet şekillenmişti Bu durum firavunların halk üzerindeki hakimiyetini iyice perçinledi

Tarihte ilk olarak, Kral Menes'in MÖ 3000 dolaylarında eski Mısır'ı büyük bir üniter devlet olarak kendi hakimiyeti altında birleştirdiği ve Mısır'ın ilk firavunu olduğu bilinir Aslında, "firavun" nitelendirmesi ilk zamanlarda Mısır kralının yaşadığı sarayı tanımlamaktayken, zamanla, Mısır krallarının ünvanı haline geldi Bu nedenle Eski Mısır'ın hükümdarları olan krallar, zamanla "firavun" olarak anılmaya başlandı

Tüm devletin ve ülke topraklarının sahibi, yöneticisi ve hükümdarı olan bu firavunlar, Eski Mısır'ın çok tanrılı çarpık dininde, en büyük tanrının dünyadaki bir yansıması olarak kabul edildiler Mısır topraklarının idaresi, paylaştırılması, gelirleri, kısaca ülke sınırları içindeki her türlü mal ve hizmet üretimi, firavun için gerçekleştiriliyordu

Yönetimdeki mutlakiyet, ülkenin yöneticisi olan firavunu, her dilediğini yaptırabilecek bir güç sahibi kılmıştı Henüz ilk sülalenin kurulmasıyla birlikte Mısır'ın ilk kralı olan Menes döneminde, Nil suyunun kanallar vasıtasıyla halka ulaştırılmasına başlanmış, ayrıca ülkede yapılan üretim, kontrol altına alınarak tüm mal ve hizmet üretiminin krala aktarılması sağlanmıştı Bu mal ve hizmetleri kral, halkının ihtiyacı olduğu oranda dağıtıyor, paylaştırıyordu Ülkede böyle bir hakimiyet kuran kralların, halkı boyunduruk altına almaları zor olmadı Mısır kralı, yani daha sonra yaygınlaşacak sıfatıyla firavun, halkının tüm ihtiyaçlarını karşılayan büyük kudret sahibi birisi olarak kutsal bir varlık sayıldı ve tanrılaştırıldı Firavunlar da, kendilerinin tanrı oldukları sapkınlığına kesin olarak inandılar

Eski Mısır'da dini inançlar

Tarihçi Heredot'a göre, Eski Mısırlılar dünyanın en "dindar" insanlarıydılar Ancak dinleri "hak din" değil, çok tanrılı sapkın bir dindi ve içinde bulundukları koyu tutuculuk sebebiyle bu sapkın dinlerinden bir türlü vazgeçemiyorlardı

Eski Mısır kavmi, içinde yaşadığı doğal çevre şartlarından çok etkilenmişti Mısır'ın doğal coğrafyası ülkeyi dış saldırılara karşı çok iyi koruyordu Mısır'ın dört bir yanı çöllerle, dağlık arazilerle ve denizlerle çevriliydi Ülkeye yapılabilecek saldırıların iki geçiş yolu bulunuyordu ve bu yolları savunmak Mısır orduları için son derece kolaydı Mısırlılar, bu doğal koşullar sayesinde dış ülkelerden soyutlandılar Ancak geçen yüzyıllar, bu soyutlanmayı koyu bir taassuba dönüştürdü Böylece Mısırlılar gelişmelere ve yeniliklere kapalı, dinleri hususunda son derece tutucu bir görünüm kazandılar Kuran'da sıkça bahsedilen "ataların dini" onların en önem verdikleri değerleri haline geldi

Bu nedenle Hz Musa ve Hz Harun, Firavun'a ve yakın çevresine hak dini tebliğ ettiklerinde, "Onlar: Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" (Yunus Suresi, 78) diyerek yüz çevirmişlerdi

Eski Mısır'ın dini birkaç kola ayrılmıştı Bunların en önemlileri Eski Mısır'ın resmi dini, halkın inanışları ve ölümden sonraki yaşam ile ilgili inanışlardan oluşuyordu

Eski Mısır'ın resmi dinine göre Firavun, kutsal bir varlıktı O, tanrılarının dünyadaki bir yansımasıydı ve görevi de dünyada insanlara adalet dağıtmak ve onları korumaktı

Halk arasında yaygın olan inanışlar son derece karışıktı ve devletin resmi dini ile çatışan bu inançlar Firavun yönetimi tarafından baskı altına alınmıştı Temelde çok tanrıya inanılıyor, bu tanrılar genellikle hayvan başlı ve insan vücutlu olarak tasvir ediliyordu Ancak bölgeden bölgeye değişebilen yerel geleneklerle de karşılaşmak mümkündü

Tarihi kaynaklarda Hz Musa öncesinde kavmi tek ilahlı dinlere çağıran Mısırlıların varlığından da bahsedilmektedir Söz konusu Mısırlılara en önemli örnek, Mısır tarihinin en dikkat çekici firavunu olan Neferkheperure Amenhotep'dir, yani IV Amenofis

Tek tanrıya inanan Firavun: IV Amenofis

IV Amenofis MÖ 1375'te tahta çıktığında yüzyılların getirdiği koyu bir tutuculuk ve gelenekçilik ile karşılaştı Bu döneme dek toplum yapısı ve halkın kraliyet sarayı ile olan ilişkileri değişmeden gelmişti Toplum, dış olaylara ve dinsel yeniliklere kesin olarak kapılarını kapalı tutuyordu Antik Yunan gezginleri tarafından da tespit edilen bu çılgın tutuculuk, yukarıda da açıkladığımız gibi, Mısır'ın doğal coğrafi koşullarından kaynaklanmaktaydı

Firavunların halka benimsettirdiği batıl din, eski ve geleneksel olan herşeye katıksız bir bağlılığı zorunlu kılıyordu Oysa IV Amenofis, bu dini benimsemiyordu Tarihçi Ernst Gombrich şöyle yazıyor:
"Eski geleneğin kutsadığı birçok alışkanlığı kaldırıp, halkının, garip bir biçimde betimlenmiş sayısız tanrısına saygı göstermek istemedi Onun için tek bir yüce tanrı vardı, o da Aton'du Aton'a taptı ve onu güneş biçiminde imgeleştirtti Öteki tanrıların rahiplerinin etkisinden korunmak için, sarayını bugünkü El-Amarna'ya taşıdı" (Ernst Gombrich, Dünya Tarihi, sf 25)
Babasının ölümünden sonra genç yaştaki IV Amenofis, büyük bir baskıya maruz kaldı Bu baskının sebebi, geleneksel çok tanrılı Mısır dinini değiştirerek tek tanrı inancına dayalı bir din getirmiş olması ve her alanda köklü değişikliklere girişmesiydi Ancak Teb önde gelenleri, bu dini tebliğ etmesine izin vermediler IV Amenofis ve ahalisi Teb şehrinden uzaklaşarak Tell El-Amarna'ya yerleştiler Burada "Akh-en-aton" adında yeni ve modern bir şehir inşa ettiler IV Amenofis de "Amon'un Hoşnutluğu" anlamına gelen adını, Akh-en-aton yani "Aton'a Boyun Eğen" olarak değiştirdi Amon, çok tanrılı Mısır dininde en büyük toteme verilen isimdi Aton ise, Amenofis'e göre "göklerin ve yerin yaratıcısı" idi, ki bu sıfatla Allah'ı kast etmiş olması kuvvetle muhtemeldir (Harun Yahya, Kavimlerin Helakı)

Hz Musa'nın gelişi

Eski Mısırlılar koyu taassupları sebebiyle putperest inanışlarından vazgeçmiyorlardı Tarih boyunca tek bir Allah'a ibadet edilmesi gerektiğini tebliğ eden kişiler gelmişti, ama Firavun'un kavmi hep eski sapkın inanışlarına geri dönmüştü Sonuçta, hem Mısır halkının hak dine karşı batıl bir sistemi benimsemiş ve hem de İsrailoğullarının köleleştirilmiş olduğu bir dönemde, Allah, Hz Musa'yı elçi (resul) olarak gönderdi Hz Musa, hem Mısır'ı hak dine davet etmek, hem de İsrailoğullarını kölelikten kurtararak doğru yola iletmekle görevlendirilmişti

Firavun'un sarayı

Hz Musa ve kardeşi Hz Harun, Allah'ın emri doğrultusunda Firavun'a gittiler ve ona hak dini tebliğ ettiler İstekleri de, artık Firavun'un İsrailoğullarına eziyet vermemesi ve onları serbest bırakarak Hz Musa ile birlikte gitmelerine izin vermesiydi Firavun için yıllarca yanında tuttuğu birinin, karşısına çıkıp böyle konuşması kabul edilemez bir durumdu Bu sebeple Firavun onu nankörlükle suçladı Öte yandan, Hz Musa'nın tebliğ ettiği hak din, Firavun'un gücünü elinden alıyor, onu diğer insanların mertebesine indiriyordu Ayrıca Firavun İsrailoğullarını serbest bırakırsa elindeki iş gücünün önemli bir kısmını kaybedecek ve Hz Musa'ya itaat etmiş olacaktı

Tüm bu sebeplerden dolayı Firavun, Hz Musa'nın anlattıklarını dinlemedi bile Aklınca onunla alay etmeye çalıştı, saçma sorular sorarak konuyu dağıtmaya çabaladı Bu arada Hz Musa ve Hz Harun'u, düzeni bozmaya çalışan kişiler olarak gösterip, suçlu çıkarmaya da çalışıyordu Sonuç olarak ne Firavun, ne de yakın çevresindeki kavmin önde gelenleri Hz Musa ve Hz Harun'a itaat etmediler

Mısır'dan çıkış

Firavun'a ve yakın çevresine Hz Musa vasıtasıyla sakınmaları gereken şeyler açıklanmış, Allah onları uyarmıştı Buna karşılık onlar isyan edip, peygamberi delilik ve yalancılıkla suçladılar Allah da onlar için alçaltıcı bir son hazırladı Ve Hz Musa'ya olacakları vahyetti Bu olaylar ayetlerde şöyle haber verilmektedir:

"Musa'ya: 'Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz' diye vahyettik Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler Biz ise uyanık bir toplumuz" (dedi) Böylelikle biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da İşte böyle; bunlara İsrailoğullarını mirasçı kıldık Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler" (Şuara Suresi, 52-61)
Tam böyle bir ortamda, İsrailoğulları yakalandıklarını zannettikleri ve Firavun'un adamları da onları yakalayacaklarını sandıkları bir sırada, Hz Musa Allah'ın yardımından asla ümit kesmedi ve ayette haber verildiği üzere; "Hayır, şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir" (Şuara Suresi, 62) dedi

Firavun'un sonu

Allah Hz Musa'ya asasını denize vurmasını vahyetti Bunun üzerine " deniz hemencecik yarıldı ve her parçası kocaman bir dağ gibi oldu" (Şuara Suresi, 63) Bu durumda, Firavun'un böyle bir mucizenin gerçekleştiğini gördüğü anda, İlahi bir müdahale ile karşı karşıya bulunduğunu anlaması gerekirdi Deniz, Firavun'un öldürmeye çalıştığı insanların önünde açılarak onlara yol veriyordu Üstelik onlar geçtikten sonra suların kapanmayacağından emin olunamazdı Ancak buna rağmen İsrailoğullarının ardından suya girdiler Büyük bir ihtimalle, Firavun ve ordusu, içinde bulundukları azgınlık ve düşmanlık sebebiyle sağlıklı düşünebilme yeteneklerini yitirdiler ve bu durumun mucizevi niteliğini kavrayamadılar

Firavun'un son anlarını Allah, Kuran'da şöyle bildirir:

"Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): "İsrailoğullarının kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi" (Yunus Suresi, 90)
Burada Hz Musa'nın bir mucizesini daha görmek mümkündür Ayette şöyle buyurulmaktadır:
"Musa dedi ki: "Rabbimiz, şüphesiz Sen, Firavun'a ve önde gelen çevresine dünya hayatında bir çekicilik (güç, ihtişam) ve mallar verdin Rabbimiz, Senin yolundan saptırmaları için (mi?) Rabbimiz, mallarını yerin dibine geçir ve onların kalplerinin üzerini şiddetle bağla; onlar acı azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyecekler" (Yunus Suresi, 88)
Bu ayetten anlaşılmaktadır ki, Hz Musa, Firavun'un ancak acı azap kendisine gelince iman edeceğini önceden haber vermişti Nitekim sular yükseldiğinde, Firavun gerçekten de iman ettiğini söylemeye başladı Ancak bu davranışın samimiyetsizliği, çok açıktı Firavun kendisini ölümden kurtarabilmek için böyle demişti

Firavun'un son anda sözde iman etmesini ve bağışlanma dilemesini Allah kabul etmemiş, Firavun ve ordusu sular altında kalarak helak olmaktan kurtulamamışlardır

" FELAKETLER TÜM MEMLEKETİ SARMIŞTI"

Firavun'un kavmine isabet eden felaketler, bazı Eski Mısır kaynaklarında da belirtilmektedir Üstteki ünlü Ipuwer Papirüsü'nde (2 Bölüm, 5-6) şöyle yazılıdır: "Felaketler tüm memleketi sarmıştı Her yerde kan vardı"

HAMAN

19 yüzyılda Mısır hiyeroglifleri çözülene dek "Haman" kavramı bilinmiyordu Hiyerogrifler çözülünce Haman'ın Firavun'un yakın bir yardımcısı ve "taş ocaklarının başı" olduğu anlaşıldı (Üstte, Mısır'daki inşaat işçileri) Dikkat edilmesi gereken nokta, bundan 1400 sene önce indirilen Kuran'da da, Haman'ın Firavun'un emrinde inşaatları yöneten bir kişi olarak anılmasıdır

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.