Osmanlı Dönemindeki Kadın Şairler |
|
|
#1 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlı Dönemindeki Kadın Şairler600 yıllık bir zaman diliminde (1300-1900) Osmanlı Şiir geleneğinde ürün vermiş ve günümüzde bilinen kadın şair sayısı ne yazık ki çok az Kronolojik olarak isimler şöyle; Zeynep Hanım, Mihri Hatun, Ani Fatma Hanım, Fitnat Hanım, Şeref Hanım, Adile Sultan, Leyla Hanım, Leyla (Saz), Nigar Hanım, Şükufe Nihal Başar, Hubbi Ayşe Hanım, Sırrı Hanım, Nesibe Hanım, Saffet Hanım, Sıtkı Hanım, Şeref Hanım, Tuti Hanım Bektaşi geleneğinde ürün veren Halk Ozanı kadınlar ise; Emine Beyza Bacı, Banu Cevheriye Çankırılı, Arife (Bacı) ve Ayşe (Çukurovalı) Yukarıda, kısaca değinerek erkekler tarafından kurulduğunu vurguladığımız ve öğretileni yansıtma temelinde, erkek söylemi, erkek düşünce tarzı, inançları ve arzularıyla inşa edilmiş Osmanlı şiir geleneği içinde bir kadın, şiir yazmaya nasıl cesaret edebilirdi? Ama, her şeye karşın, dünyada olduğu gibi, Anadolu’da da şiir yazan ve günümüze kalabilme başarısı gösteren kadınlar var elbet Peki, neydi bu kadınların ortak paydası?Konuya buradan yaklaşınca, ilk ortak nokta, mensup oldukları sosyal sınıf olarak karşımıza çıkıyor Pek az insanın okur-yazar olduğu bir dönemde, klasik şiirin üretildiği ve sunulduğu yer, doğal ki, imparatorluğun yüksek sınıfına mensup insanların çevresiydi Ve bu kadınlar da, Bektaşi geleneği içinde varlık gösteren kadın ozanlar dışında, hep bu yüksek sınıfın mensubu kadınlardı Ya saray çevresinde, farklı yetenekleriyle öne çıkabilmiş kalfa kadın, ya padişah kızı, ya yüksek sınıftan birinin yakını, örneğin bir kadı kızı, ya da karısı![]() ![]() İkinci ortak özellik de, hemen hepsinin, o dönemde yazılan temalarla, yaygın sözcük ve kalıpların gücüyle ilerlemiş olduklarıdır Belki Mihri Hatun’un farklılığını, kendi kişisel duygu ve düşüncelerini yazdığı şiire aktarmış ilk, belki de o dönemde tek kadın şair olduğunu Vurgulayarak belirmek gerek Ama o da klişeleri kullanmış, egemen metafor ve söylem biçiminin dışına çıkamamıştır Bir diğer ortak özelliğe gelince; hemen hepsi, kendilerini şiir ortamına kabul ettirebilmek, bir Divan şairi olarak tanınabilmek için, şarklı erkek söylemiyle düş kırıklıklarını gizlemiş, şiirlerinde cinsiyetleriyle ilgili hiçbir ipucu verememiş, erkek egemen söylem biçimiyle açıkça aynılaştırılmış bir sesi kullanmış, ya da kullanmak zorunda kalmış olmalarıdır Dönem dönem yazılan ve içinde şairlere ait biyografi ve bilgilerin yer aldığı, Tezkirat-ı Şuara’larda kadın şair adına ya çok az rastlanır, ya da hiç rastlanmaz Bu şairlerin hiç biri, yerleşik kalıpların değişen parçalarından biri olamamıştır Ta ki, 1780 yılında ölen Fitnat Hanım’a gelinceye dek Daha önce, kadın şairler, erkeklerin metaforlarını takip etmek zorunda kalmışlardır Kadınların kendi kişiliklerini şiirde belirtmesi, kadınlıklarını yansıtabilmeleri ise ancak çok yakın tarihlerde mümkün olabilmiştir Bu şairlerin kısa yaşam öykülerinden ve şiirlerinden örnekler vererek sözümüzü tamamlamadan önce; Cumhuriyet döneminin ilk önemli kadın şairi olan Yaşar Nezihe Bükülmez’i de saygıyla yad etmek isterim Egemen çevrelerce sürekli dışlanan iftira ve yalanlarla karalanan bu şair, yoksulluklar acılar ve yakınlarının ölümleriyle acılaşan yaşamında yılmamış ve şiir yazmayı sürdürmüştür Kadını şiirin öznesi değil, nesnesi olarak görmeye koşullanmış anlayış ne yazık ki günümüzde de, ayni katılıkta olmasa bile sürüyor ne yazık ki Ama ben inanıyorum ki, kadınlar diğer bütün alanlarda olduğu gibi şiirde de hak ettiği yeri almak üzeredir![]() Divan şiirinde bilinen ilk kadın şair Zeynep Hatun 15 Yüzyılda yaşamış bir kadı kızı ve bir kadı karısıdır Zeynep Hatun Çağdaşı olan Mihri Hatun ile aralarında latifeler ve karşılıklı şiir söyleşmeleri vardır Divani Sultan Mehmet adına düzenlenmiştir
|
|
Osmanlı Dönemindeki Kadın Şairler |
|
|
#2 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlı Dönemindeki Kadın ŞairlerGAZEL Keşfet nikabını yeri göğü münevver et Bu alem anasırı firdevs-i enver et Depret lebini cüşe getir hacz-i kevseri Anber saçını çöz bu cinanı muattar et Hattın berat verdi saba yeline dedi Tez er Hatay'a Çin'i tamam et müseehhar et Yara yolunda aşk ile derdinden ölenin Kim der sana ki hecr ile canın mükedder et Zeynep çü dost zülfü gibi tarümarsın Divane olma şiirini divan ü defter et Zeyneb ko meyli zinet-i dunyaya zen gibi Merdane var Sade-dil ol terk-i ziver it Günümüz diliyle; Aç yüzünün örtüsünü yeri göğü aydınlat Bu maddeler dünyasını nurlu cennet et Dudaklarını kımıldat kevser havuzunu coştur Amber kokulu saçını çöz, bu dünyayı kokularla doldur Yüzündeki tüyler, sabah yeline ferman yazdı ve dedi: Çabuk git Hatay ile Çin ülkelerini zaptet Sevgiliye, yolunda aşk ile derdinden ölenin Ayrılıkla canını kederle et diye kim söyler ? Zeynep, dost sevgili saçları gibi darmadağınıksın Deli olma şiirlerini divan ve defter durumuna getir Zeynep, dünyaya isteklerini kadın gibi bildir Var sade ol ve dilini sadeleştir ![]() Zeynep Hatun, şiirlerinde, sadece erkek söylemini kullanmakla kalmamış, şiirlerinde kadının patriyarkal nosyonunu yaygınlaştırıcı bir söylem de kullanmıştır Kadının isteklerini, açgözlülük olarak nitelendirir ama aşağılık konumundan sıyrılma isteğini de anlatır Zeynep Hatun, bir şair olarak kabul görebilmek için, arzularının “merdane” olmasını ister Tıpkı alçakgönüllü bir erkek gibi, bilge olmak isteğini vurgular Kadının, baskın egemen erkek hukukta vurgulanan bazı olumsuz özelliklere sahip olduğunu kabul eder Yumuşaklık, sevecenlik![]() ![]() gibi bazı kadına özgü değerleri, zayıflık ve ruhsal eksiklik diye nitelendirir![]() Aşık Çelebi, “Mesairus Şuara” adlı kitapta, Zeynep Hatun’un son dönemde şiiri bıraktığını yazar Diğer erkek şairlerle görüşmeyi kesmiş ve kocasının baskısı altında yaşamayı sürdürmüştür Bu durum “münasip ve erdemli bir davranış” olarak görülür “ Zeynep ere varup, eri hukminde olup şi’rden ve rical ile musahibetten çekinmiş” der ve bu durumu olumlar bir ifade kullanır Aşık Çelebi Bu, diğer erkeklerin ortak fikridir zaten Çünkü kadının eline, erkeklik sembolu olarak görülen bir kalem alıp şiir yazmaya kalkışması, Erkek dünyasına bir saldırı olarak bakılmasa bile en azından uygunsuz, saçma ve kadınlık erdemlerini küçültücü bir durum olarak görülmektedir![]() Mihri Hatun (1460- 1506) Amasya'da dogdu, Kadı Mehmet Çelebi'nin kızıdır İyi bir öğrenim görmüş, Arapça ve Farsça'yı öğrenmiştir Sultan II Beyazid'in ve onun oğlu şehzade Ahmed'inAmasya valilikleri sırasında bu şehirde toplanan alim ve sanatkarların meclislerine devam etti Hiç evlenmedi, Amasya'da oldu Sade bir dille yazdığı kaside ve gazelleri ile tanınır Kadın divan sairleri içinde kendi aşk duygularını rahatça ve samimi bir şekilde yazması bakımından farklı bir yere sahiptir Divani Moskova'da basıldı (1967)Gazel Habdan açtım gözüm nagah kaldırdım seri Karşıma gördüm durur bir mah-cehre dilberi Talim sa'd oldu yahut kadre erdim galiba Kim mahallem içre gördüm gice doğmuş müşteri Nur akar gördüm cemalinden egerçi zahira Kendisi benzer Muselmana libası kaferi Gözümü açıp yumunca oldu çeşmimden nihan Söyle teşhis eyledim kim ya melektir ya peri Erdi cun ab-hayate mihri ölmez hasredek Gördu çun seb zulmetinde ol ayan İskenderi Uykudan açtım gözümü ansızın kaldırdım başımı Karşımda durur gördüm bir ay yüzlü güzeli Kısmetim kutlu oldu ya da itibarlandım galiba Ki mahallemde geceleyin Musteri yıldızının doğduğunu gördüm Yüzünden nur akan gördüm ise de Kendisi Müslümana benziyor, giysisi ise kafir giysisi Gözümü açıp yumunca gözümün önünden kayboldu Şöyle belirledim ki, sevgili ya melektir ya da peri Mihri kıyamete dek ölmez, çünkü o olumsuzluk suyuna erdi Gördü, çünkü o gece karanlığında apaçık İskender'i 15 yüzyılda, Mihri Hatun’a yönelik olarak şair Necati Bey’in koyduğu tavır yukarıda söz ettiğimiz anlayışın somut yansımalarından biridir Mihri Hatun, Necati Bey’in bir şiirine bir nazire yazınca, Necati Bey, Mihri Hatun’u bu cüretkar davranışı için cezalandırmak amacıyla şu gazeli yazar;Ey benum si'rume nazire diyen Cikma rah-i edebden eyle hazer Dime ki iste vezn u kafiyede Si'rum oldi Necatiye hem-ser Asıl sorun ise, Sultan II Beyazıd’dan; Bir kadının bir erkekten, yani, Necati Bey’e verilenden daha yüksek bir ihsan (para) aldığı için Mihri Hatun’a duyduğu öfkedir![]() Ani Fatma Hanim (?-1710) Genç yaşında güzel yazı yazmak ve şiir söylemek hevesine düşen Ani, cağının oldukça tanınmış şairlerindendir 1710'da Yenişehir-Fener'de oldu Divanı varsada basılmamıştır ![]() GAZEL Feramuş itti hayli dem beni yad itmeden kaldı Benim çok sevdigim mahzunu dilşad itmeden kaldı Nola t'amirine kasd itmese şah-ı cihan banım Bilür kim hatır-ı viranım abad itmeden kaldı Kalupdur bahr-i gamda fülk-i dil yok sahil-i maksud Hayıflar rüzgarim bana imdad itmeden kaldı Düşelden ran-ı aşk-ı yare zar ü natüvandır dil Ser-i kuyinde halim yare feryad itmeden kaldı Niçün derpey olur Ani ki hal-i Kays'ı bilmez mi O biçare yetürdi kendin irşad itmeden kaldı *** Unuttu hayli zaman, beni anmadan kaldı Benim çok sevdiğim, üzgünü mutlu etmeden kaldı Ne olur onarmaya girişmese Tanrım Bilir ki yıkık gönlüm şen etmeden kaldı Gönül gemisi gam denizinde kalmıştır, ulaşılacak kıyı (görünürde) yok Üzülür zamanım bana yardım etmeden kaldı Sevgilinin aşkının yoluna döşeli gönül, güçsüz ve ağlayandır Sevgiliye yolun başında halimi (ağlayarak) anlatmadan kaldı Niçin ardı sıra (gider) Ani, ki Kays'ın durumunu bilmez mi O çaresiz kendini yitirdi, doğru yolu bulamadan kaldı *** Fitnat Hanim (?-1780) Divan sairi Asil adi Zübeyde'dir Seyhülislam Ebu İshakzade Mehmet Esat Efendi'nin kızıdır İstanbul'da doğan Fıtnat Hanım, iyi bir öğrenim gördü Küçük yaştan itibaren edebiyatla uğraştı Divan şiirin genel karakterine uygun, erkekçe bir söyleyişi, başarılı bir nazım ustalığı vardır İstanbul ağzını, halk deyimlerimiz Naili'nin edasıyla, Nedim'in çapkın havasıyla kolaylıkla bize aktarır Divanında hikmetlerle müsammatlar, gazellerle kasideler, şarkılarla tarihler uyumlu bir dil ustalığı içerisinde yer alır İlim ve kültürden uzak biri ile evlendiği için mutsuz bir hayat surdu İstanbul'da öldü Fitnat Hanım, bir Divan oluştururken, erkek ustalara bir mesaj vermek için, bütün kalıplaşmış söylem biçimlerinin yanına çıkmalar yaparak, farklıanlatımlarla yeniden ifade edilmiş, ayni anlama gelen dizeler yazar ve şiirde nasıl kullandığını açıklar Böylece geleneği değiştirmek ister Bu çabası, ne yazık ki otoriteler tarafından “basit ve düz anlatım” olarak karşılanır Böylece, Fitnat Hanım’ın bu çıkışı, önemsiz ve gelenek için tehditten uzak hale getirilmiş olur![]() GAZEL Neşve-i cam-ı muhabbetle gönül cuş eyler Çekilen der ü gamı cümle feramuş eyler Kıl hazer alma sakın aşık-ı zarın ahın Seni bir şuh-ı sitemkara felek dun eyler Bir nigehle komadı derdimi takrire mecal Çeşm-i mestin nice guyaları hamuş eyler Hale-i mah gibi sineye çekmiş mihri Bezm-i vuslatta o kim yari deraguş eyler Sen hem gülşen-i hüsnünde figan et cü hezar Fıtnata derd-i dilin belki o gül guş eyler *** Gönül sevgi kadehinin neşesiyle coşar Çekilen dert ve üzüntüyü bütünüyle unutur ağlayan aşığın ahini alma sakin Seni bir zulmedici güzele keder düşkün eyler Bir bakışla derdimi anlatmaya derman koymadı Sarhoş gözün nice söyleyenleri susturur Ay haleleri gibi güneşi göğsüne cekmis O ki kavuşma meclisinde sevgiliyi kucaklar Sen hemen güzelliğinin gül bahçesinde binlerce kez ağla Ey Fitnat, bekli gönül derdini o gül (sevgili) dinler *** Şeref Hanim (19 Yüzyıl)Hakkında herhangi bir bilgi bulunamadı ![]() GAZEL Dildeki dag-i füruzanım ile eğlenirim Geceler kendi çerağınım ile eğlenirim Ederim züver-i aguse-i hayalim yari Daima hidmet-i mihmanım ile eğlenirim Söyletip çektiğini şuh-i cefakarından Sergüzeşt-i dil-i nalanım ile eğlenirim Komaz avare vü tenha beni manend-i safa Yine derd-ü gam-i c*****m ile eglenirim Dest-i ahım dokunup saz-i derunun teline Nağme-i nale vü efganım ile eğlenirim Söyleyip serd-i mihmetle nice taze gazal ŞEREF eş'ar-i perişanım ile eğlenirim *** Gönlümdeki yanan yaralarimla eğlenirim Geceleri kendi çirağanımla eğlenirim Sevgiliyi hayalimin kucaginin susu yaparim Surekli bu konuguma hizmet etmekle eğlenirim Söyletip cektiğimi eziyet edici sevgilisinden Aglayan gönlumun seruveniyle eğlenirim Safa gibi beni serbest ve yalniz birakmaz Yine sevgilimin dert ve uzuntusuyle eğlenirim Ahımın eli dokunup icimin sazinin teline İnilti ve ağlayislarimin ezgisiyle eğlenirim Sikinti etkisiyle nice yeni gazel söyleyerek Seref, perisan siirlerimle eğlenirim *** Adile Sultan (1825-1898) İstanbul'da doğmuştur Osmanlı hükümdarı II Mahmut'un kızıdır Şiirleri genellikle münacaatt, na't, medhiye, mersiye, gazel ve şairin eşinin ve kızının ölümlerinden duyduğu derin üzüntüyü yansıtan manzumelerden oluşmuştur![]() GAZEL Duymayın can ü gönül dostuma pinhan gideyim Akl ü can bana nedir bidil ü bican gideyim Cismde can gibidir gözde hayali yarin Nice bir gurbet ü firkatle perisan gideyim Korı canımda da aşk odını yaktı alevi Yanmak aşk ile beşaret bana üryan gideyim İderim kat'ı taalluk çü bu can ü tenden O güle bülbül-i can itmede efgan gideyim Adile Ka'be-i kulın ideyim şöyle tavaf Arz ide ruyını dildarıma mihman gideyim *** Duymasın can ve gönül, dostuma gizlice gideyim Akıl ve can bana nedir, aşık ve cansız gideyim Bedende can gibidir, güzde hayali yarin Nice bir gurbet ve ayrılıkla perişan gideyim Koru canımda da aşk ateşini yaktı alevi Yanmak, aşk ile müjde bana, çıplak gideyim Bu can ve bedenden ilgiyi keserim, çünkü O sevgiliye can bülbülü ağlayarak gideyim Adile, mahallenin Kabesini söyle tavaf edeyim (Sevgili) yüzünü göstere, sevgilime konuk gideyim *** Leyla Hanım (?- 1847) İstanbul'da doğdu Dönemin ünlü şairlerinden Keçecizade İzzet Molla'dan aldığı özel derslerle yetiştirildi Yasadığı dönemin edebiyat çevrelerince beğenilerek karşılanan lirik gazeller yazdı Yayımlanmamış divanı vardır![]() DİVAN Yarin asiklari ile ulfeti pek güçtür güç O peri vahşidir unsiyyeti pek güçtür güç Sakin aldanma gönül va'd-i visal-i yare Sonra derd ü elem ü mihneti pek güçtür güç Beni afv eyle eğer meclise girdiyse rakip Çekemem doğrusu su sıkleti pek güçtür güç Ders-i aşkı açalım dersini vaiz kapasın Zahidin barid olur sohbeti pek güçtür güç Sohbeti yar ile de pekçe uzatma Leyla O peri vahşidir ünsiyyeti pek güçtür güç *** Sevgilinin aşıklar ile bir arada bulunmaya alışması çok güçtür güç O peri yabanıldır, insanlara alışması çok güçtür güç Sakin aldanma gönül, sevgilinin kavuşma vaadine Sonra derdi, elemi ve sıkıntısı çok güçtür güç Beni affeyleye eğer meclise girdiyse rakip Çekemem doğrusu su ağırlığı çok güçtür güç Aşk dersini açalım, vaiz dersini kapasın Zahidin soğuk olur sohbeti çok güçtür güç Sevgiliyle sohbeti çok uzatma Leyla O peri yabanıldır, insanlara alışması çok güçtür güç |
|
|
|