Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Kültür - San'at & Eğitim > Ülke & Şehirler > Türkiye

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
ağri, gezgin, gözüyle

Ağri Gezgin Gözüyle

Eski 11-04-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Ağri Gezgin Gözüyle



Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Murat-Van bölümü içinde kalan yüksek Anadolu yaylasının devamı üzerinde yer alan Ağrı, deniz seviyesinden 1640 m yükseklikte kurulmuştur Anadolunun İranla bağlantısını sağlayan yolun üzerinde bulunması ile önemi artan Ağrı İli, doğusunda İran, batısında Muş ve Erzurum, kuzeyinde Kars, güneyinde Van ve Bitlis ile kuzeydoğusunda Iğdır ili ile çevrilidir

Yüzölçümü 11376 kilometre karedir Topraklarının %46sını dağlık alanlar, %29unu ovalar, %18ini platolar ve %7sini yaylalar oluşturmaktadır

1834 yılında bucak, 1869 yılında ilçe olan Ağrı, 1927 yılında il merkezi olmuştur 5165m yüksekliğiyle Türkiyenin en büyük dağı olan Ağrı Dağından dolayı da Ağrı adını almıştır

Ağrının kuruluşundan buyana ekonomik etkinliğini hayvancılık karşılamaktadır Türkiye çapında önem taşıyan koyunculuk, Ağrı ve Tendürek Dağları üzerindeki yaylalarda göçerler tarafından yapılmaktadır Ayrıca Merkez İlçede kurulan hayvan pazarı Doğu Anadolunun önemli pazarlarından birisidir Burada açılan süt ve yem fabrikaları ile et kombinaları hayvancılığın gelişmesinde etken olmaktadır



Ağrı, Orta Asyadan gelen kavimlerin Anadoluya girişleri sırasında bir geçiş oluşturmuş, dolayısıyla bir çok uygarlığa sahne olmuştur Ancak bu uygarlıklar, Ağrıyı bir giriş kapısı olarak gördüklerinden burada çok köklü bir uygarlık oluşturamamışlardır Bölgede egemenlik kurdukları sanılan Hititlerin güçlerini yitirmeleri üzerine, MÖ1340-MÖ1200 tarihleri arasında Hurriler bölgeye yerleşmişlerdir Hurriler krallık merkezi olan Urfadan uzak olan Ağrıyı ellerinde tutamamışlardır En köklü uygarlığı Urartular oluşturmuştur

Urartunun Van Gölünün kuzey ve kuzeydoğusundaki ülkeler üzerine, Kral İspuini ( MÖ825-MÖ810 ) döneminde seferler başlamış, Kral Menua ( MÖ810-MÖ786 ) döneminde bu akınlar daha da ağırlık kazanmıştır Kuzeye ve kuzeydoğuya giden yollar üzerinde inşa edilen kaleler, buraya yapılan seferlerin önceden planlandığını göstermektedir

Ağrı Dağının yamaçlarında, Karakoyunlu ve Taşburun köylerinin arasında ele geçen bir Urartu yazıtı Kral Menuanın bu bölgedeki egemenliğini kanıtlamaktadır712 yıllarında Kızılırmak boylarına kadar uzanan Kimmerler, Ağrıda geçici de olsa bir hakimiyet kurmuşlardır Medler ( MÖ708-MÖ555 ) Asur Devletinin yıkılması ile birlikte bir yayılma sürecine girmiş, bunun sonucu olarak ta Ağrı ve çevresini topraklarına katmışlardır Medlerin yıkılması ile birlikte Persler; Büyük İskenderin Pers Kralı lll Dariusu yenerek Anadoluyu ele geçirdiği ( MÖ331 ) zamana kadar bölgede yaşamışlardır Büyük İskenderin ölümü üzerine oluşan boşluktan faydalanan Ermeniler bölgeyi ele geçirmişlerdir Doğu Anadoluya gelip bölgeye, MÖ680 yılında gelip yerleşenler Sakalardır Murat Nehri ve Doğubeyazıt çevrelerine kısa sürede yerleşmişlerdir Daha sonraları Arsaklılar ve Artaksıyaslı Krallığı, Ağrı ve çevresine hakim olmuştur Bölge, Hz Osman zamanında Arap orduları tarafından fethedilmiştir 872 yılına kadar Abbasilerin egemenliği altında kalan Ağrı, daha sonra Bizansın eline geçmiştir



1071 Malazgirt Savaşı sonrası bölgeye Türk boyları gelmeye başlamıştır Ağrı, yüzyıla yakın bir süre Sökmenli Devletinin sınırları içine girmiştir 1027-1225 yılları arasında Ani Atabekleri, 1239da Moğollar, 1256-1358 yılları arasında İlhanlılar Ağrıda hüküm sürmüşlerdir İlhanlılar zaman zaman kurultaylarını Ağrı Dağında yapmış, Anadolu ve İranı buradan yönetmişlerdir 1393de Timur, Ağrı bölgesini ele geçirmiştir 1405-1468 tarihleri arasında Ağrı, Karakoyunlu toprakları içinde yer almış, Karakoyunlular yıkılınca da Akkoyunluların egemenliğine geçmiştir

Yavuz Sultan Selim tarafından Çaldıran Savaşından (1514) sonra Ağrı yöresi sonrası Osmanlı topraklarına katılmıştır Osmanlı döneminde Şorbulak ismiyle anılan ilin adı, Ermeniler zamanında Karakilise olarak değiştirilmiştir Kazım Karabekir Paşa zamanında Karakilise ismi değiştirilerek Karaköse diye adlandırılmıştır Nuh Tufanı ile ilgisinden dolayı Tevratta adı geçen Ararat Dağı ve ülkesinin, Ağrı ve çevresinin olduğu sanılmaktadır Bu konuda yabancı ve yerli araştırmacılar Ağrı Dağı ile ilgili araştırmalarını yoğunlaştırarak Nuhun gemisinin kalıntılarını araştırmaktadırlar Bugüne kadar bu konuda her hangi bir olumlu sonuca ulaşılamamıştır



Ağrı ve yöresinde tarihi eser olarak günümüze ulaşanlar;

Doğubeyazıtın 5 kmdoğusunda Belleburç denilen yerdeki Doğubeyazıt Kalesi, Kalenin doğusunda, güney eteğinde Beyazıt Eski Cami, Diyadinin güneyinde, Murat Irmağı kıyısında Diyadin Kalesi, Diyadin İlçe Merkezi yakınlarında Avnik Kalesi, Avnik kalesi yakınlarında Kuje Kalesi, Doğubeyazıtta İshak Paşa Sarayı, Balıklıgöl Köyünde Kızılziyaret Kalesi, Merkez ilçenin 20 km uzağında yer alan Yukarı Küpkıran ile Güneysu köyü arasında Küpkıran Kalesi,Küpkıran Köyü ile Kalender Köyü arasında Pazı Kalesi, Eleşkirtin 14 km uzaklığındaki Toprakkale, Hamur İlçe Merkezinden geçen dere üzerindeki kayalıkta Havaran Kalesi, Hamur Karlıca (Şoşik) Köyünde Şoşik Kalesi, Karlıca Köyünde Karlıca Kız Kalesi, Tutakın 15 km batısındaki Dönertaş (Kalekul) Köyü yakınlarında Kan Kalesi, Tutak yakınında Kadavin Dağında Zencir Kale, Hamur İlçe Merkezindeki Hamur Kümbeti, Toprakkale Köyünde Toprakkale Camisi, Doğubeyazıtın doğusunda, kalenin eteğinde Beyazıt Eski Cami, Taşlıçayın 18 kmdoğusunda Taşteker Köyünde Üçkilise, Tutakın 26 km batısında Dayapınarı (Noktulu) Köyü yakınında Karagöz Kilisesi, Patnosun 2 km kuzeybatısında Patnos Kalesi olarak tanınan Aznavur Tepe, Patnosun 1 km güneydoğusunda Değirmentepede Urartular tarafından kurulmuş Girik Tepedir

Alıntı Yaparak Cevapla

Ağri Gezgin Gözüyle

Eski 11-04-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Ağri Gezgin Gözüyle




TARİHİ VE KÜLTÜREL ESERLER DOĞU BEYAZIT KALESİ:

Doğubeyazıt'ın 5km doğusunda, Eski Beyazıt'ın kuzeydoğusundaki Belleburç denilen yerde bulunmaktadır Bugün için harap bir vaziyet arz etmektedir Yapanı ve yaptıranı bilinmeyen kalede, Urartu mezarları ve antik çağlara ait kalıntılar bulunmaktadır Kale plan olarak üç bölümden meydana gelmiştir Orta bölümde tapınak ve mağaralar mevcuttur Kalenin etrafını çeviren surlar tamamen kaybolmuştur Kalenin Urartular tarafından yapıldığı sanılmaktadır

BEYAZIT ESKİ CAMİ:

Doğubeyazıt'ın doğusunda, Kalenin güney eteğinde bulunmaktadır Cami, muhtemelen Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılmıştır Caminin taç kapısı üzerindeki onarım kitabesinden H1096 (M1687) 'da onarım gördüğü anlaşılmaktadır Kare planlı, tek kubbeli cami plan tipindedir Harim mekanı 1150m çapında bir kubbe ile örtülüdür Beş gözlü son cemaat yeri yıkılmıştır Üzerinde herhangi bir süslemesi bulunmayan cami, değişik renklerdeki taşların karışık bir biçimde kullanılmasıyla yapılmıştır

DİYADİN KALESİ:

Diyadin ilçe merkezinin güneyinde, Murat Irmağı'nın kıyısındaki kayalıklar üzerinde kurulmuştur Yapanı ve yaptıranı belli değildir Evliya Çelebi, Uzun Hasan oğlu Ziyaüddin tarafından yaptırıldığını belirtmektedir Kale, yapılış tarzı ve kullanılan malzeme bakımından Urartu kalelerine benzemektedir Birçok dönemde tamir ettirilen kale, bugün harap bir vaziyettedir

AVNİK KALESİ:

Koçbaşı Kalesi olarakta bilinen yapı Diyadin ilçe merkezine 29 km mesafede, Yankaya (Ali Hido) mezrasında, Aladağ'ın yüksek bir yerindedir Taşlarının sökülüp, ev yapımında kullanılmasından dolayı, bıgün ancak temelleri günümüze gelebilmiştir

KUJE KALESİ:

Avnik Kalesi'ne yakın bir yerde bulunan küçük çapta bir kaledir Günümüze ancak kalıntıları ulaşabilmiştir

MEYA (GÜNBULDU) MAĞARALARI:

Diyadin ilçe merkezine 12 km uzaklıktaki Günbuldu köyündedir Antik bir kent görünümündeki yerleşim yerinde mağaralar ve tarihi kalıntılar köyün 400 m uzağında bulunmaktadır Kayalara oyularak yapılmış, barınma yerleri, tapınak, ibadethane, oda ve mağaralar oldukça ilgi çekicidir Barınarak ve ibadethanelerde değişik inançların izleri görülmektedirOldukça tahrip edilmiş kentten, günümüze mihrap, haçlı taşlar ve mezarlar kalmıştırBuradan çıkarılan iki koç heykeli, şu anda il merkezinde bulunmaktadır

İSHAKPAŞA SARAYI :

Dogubeyazıt'ın 8 km güneydoğusunda, Eski Doğubeyazıt'ın kayalıkları üzerindedir Sarayın harem girişi üzerinde bulunan kitabesinde; "Bin yüz ile doksan dokuz oldu buna tarih, İshaka meram üzere kem kıl dü cihanı" yazılıdır Buradan yapının H1199 (M1784) tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır Kitabede adı geçen İshak ise, IIİshak Paşa'dır Yapı yaklaşık yüz yıllık bir dönem içerisinde tamamlanmıştır Dolayısıyla 1634-1680 yılları arasında Beyazıt Sancakbeyliği'ni yapan Çolak Abdi Paşa döneminde yapının imarına başlanılmış ve 1784 yılında IIİshak Paşa döneminde yapı tamamlanmıştır İki avlu ve bu avlularda yapılmış bölümlerden oluşan sarayda, binalar "U" şeklinde düzenlenmiştir Birinci avluya girişi sağlayan taç kapı, dışa doğru çıkıntılıdır Her iki yönden yuvarlak altışar sütunla takviye edilmiştir Yüzey yuvarlak kemerli, mukarnas kavsaralı bir niş içine alınmıştır

Asıl giriş kapısı basık kemerli olarak düzenlenmiştir Taç kapı; kabartma bitki motifleri, stilize ağaçlar, mukarnası andıran bezemeler ve kemerlerle süslenmiştir Birinci avluda; nöbetçi odası, çeşme, muhafız koğuşları, zindan ile at koşum ve araba yerleri bulunur Orta avlu, dört tarafı çeşitli binalar ile çevrilmiş olup, dikdörtgen planlıdır Bu kısımda, hizmetli odaları, selamlık, cami ve türbe yer alır Dikdörgen planlı caminin, harim kısmı kare planlı olup üzeri yüksek kasnaklı tromplu bir kubbe ile örtülüdür Önünde üzeri teras şeklinde düzenlenmiş kapalı bir son cemaat yeri bulunur Cami iç mekanında, ampir üslubu hatırlatan süslemelere sahiptir Caminin güneyinde yer alan Çolak Abdi Paşa Türbesi, Selçuklu tarzına uygun olarak, iki kat halinde yapılmıştır Orta avludan bir kapıyla, dikdörtgen planlı harem dairelerine geçilir Bu bölümde ayrıca hamam, kiler, aşhane ve tuvalet gibi kısımlar bulunmaktadır Sonuç olarak, İshak Paşa Sarayı farklı üslup ve bezeme şekilleriyle inşa edilmiş olup, ortaçağ şatolarını anımsatan gösterişli bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır



ANZAVUR TEPE:

Patnos ilçe merkezinin 2km kuzeybatısında yer almaktadır Patnos Kalesi olarak da bilinir Urartular'dan kalma antik bir kenttir Saray, tapınak ve bina kalıntılarının olduğu tespit edilmiştir Kale Kral Menua ve IArgişti, tapınak ise İspuını zamanında yapılmıştır Oldukça harap olan kentten günümüze Ancak tapınak,kale ve bazı binaların kalıntıları ulaşmıştır

GİRİK TEPE:

Patnos'un 1km güneydoğusundadır Değirmentepe olarak da bilinir Urartular'a ait bu antik kent, Kral Menua ve oğlu IArgişti dönemlerinde kurulmuştur 1960-1963 yılları arasında yapılan kazılar neticesinde, yanmış bir iç avlu, taht odası, salonlar, kiler ve mutfak ortaya çıkarılmıştır Ayrıca buradan çok sayıda yüzük, küpe, bilezik, kemer, mühür, altın ve tunçtan yapılmış süs eşyaları elde edilmiştir

TOKLUCA KALESİ :

Diyadin ilçe merkezine 19 km uzaklıktaki Tokluca köyünde bulunmaktadır Yapıda yer altına inen merdivenler mevcuttur Ancak bu merdivenli yolun nereye ulaştığı bilinmemektedir

ÜÇKİLİSE:

Taşlıçay'ın 18 km doğusunda yer alan bugünkü Taşteker köyüdür Birçok kaynakta adına rastladığımız Üçkilisenin kutsallığı MÖ'ye dayanır Arsaklı Türkleri burada Bagavan adında bir Güneş Tapınağı yapmışlardır Sonradan Ermeniler tarafından bir manastır inşa edilmiştir Ancak bahsedilen ve diğer tarihi değerler yok edilmiştir Ermenilerin yaptırdığı manastır, 1950 yılında sökülmüş, taşları Ağrı Merkez Camii'nin yapımında kullanılmıştır Nuh Peygamber'in mezarının burada olduğuna ilişkin bir inanışta vardır

KIZILZİYARET KALESİ:

Balıklı Göl yakınlarındaki aynı adı taşıyan köyde bulunmaktadır Hangi dönemde yaptırıldığı bilinmeyen yapının yapanı ve yaptıranı bilinmemektedir 1918 yılında yöre terk edilip barınak ve kale surları tahrip edildiğinden dolayı, kale harap bir görünüm arz etmektedir

KÜPKIRAN (HAREBEGÖL) KALESİ:

Merkez ilçenin 20 km uzağında yer alan Yukarı Küpkıran ile Güneysu köyü arasında bulunmaktadır Kale Harabegöl Kalesi olarak ta bilinir Kalenin kimin tarafından, hangi tarihte yaptırıldığı bilinmemektedir

PAZI KALESİ:

Küpkıran köyü ile Kalender köyü arasındaki kaledir Pazı Kalesi, Eyüp Paşa Kalesi adı ile de anılmaktadır Ağrı Ovası'na hakim bir tepe üzerinde kurulan kale, küçük boyutlu olup basit bir yapıya sahiptir Kale oldukça tahrip olmuş, tanınmayacak bir hale gelmiştir

TOPRAKKALE:

Eleşkirt'e 14 km mesafedeki antik kenttir Toprakkale'nin yapım tarihi bilinmemekle birlikte, Urartular döneminde yapıldığı sanılmaktadır Urartuların burada bir kale yaptırdıkları ve küçük Arsaklılar'ın burayı yeniden imar ettikleri bilinmektedir Tapınak ve yerleşim yerleri tamamen harap bir hale getirilmiş, kale burçları ve bazı duvar kalıntıları günümüze gelebilmiştir

TOPRAKKALE CAMİİ:

Cami ile aynı adı taşıyan köyde, bulunmaktadır Cami üzerinde yer alan kitabeden, 1684 yılında Mirza bin Abdi Paşa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır Cami, kare planlı, tek kubbeli bir plan arz etmektedir 12,50x12,50m ölçülerindeki cami, 820m çapındaki tromp geçişli bir kubbe ile örtülmüştür 14 ahşap direk üzerine oturtulan son cemaat yerinin bir kısmı sonradan yapılmıştırBeden duvarlarında 6, kubbe kasnağında ise birer atlamalı olarak 4 adet pencereye yer verilmiştir Beden duvarlarının köşeleri, taç kapı ve pencere etrafları kesme taştan, diğer kısımlar ise moloz taşlarla yapılmıştır

YÖRESEL ETKİNLİKLER :

Aşıklar Bayramı 1 -3 Ocak / AĞRI
Halk Oyunları Gösterileri 15 Ocak / AĞRI
Hamur İlçesinin Kurtuluşu 14 Nisan / AĞRI
Tutak İlçesinin Kurtuluşu 14 Nisan / AĞRI
Patnos İlçesinin Kurtuluşu 14 Nisan / AĞRI
Diyadin İlçesinin Kurtuluşu 14 Nisan / AĞRI
Taşlıçay İlçesinin Kurtuluşu 14 Nisan / AĞRI
Doğubayazıt İlçesinin Kurtuluşu 14 Nisan / AĞRI
Ağrı İlinin Kurtuluşu 15 Nisan / AĞRI
Eleşkirt İlçesinin Kurtuluşu 16 Nisan / AĞRI

Alıntı Yaparak Cevapla

Ağri Gezgin Gözüyle

Eski 11-04-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Ağri Gezgin Gözüyle



Ağrı Sözlü Tarih

AĞRI DAĞI EFSANELERİ
Efsanelerin en eskisi, 1404 yılında İspanyol elçisi Claviyenin, Karakoyunlu Türkmenlerinden duyduğu ve yazıya aktardığı efsane Allahuekber, Süphan, Elegez ve Ağrı Dağının adlarının Nuh Peygamber tarafından verildiği anlatılan ve Claviye tarafından yazıya geçirilen efsane şöyle: “Nuh Peygamber, suların bütün dünyayı kapladığı sırada suda yaşayanlardan başka her türlü hayvanlardan erkekli dişili birer çift alıp üç oğlu ve üç gelini ile gemiye kapanıp, canlarını kurtardılar Bir gün geminin demiri bir dağın tepesine ilişip içindekileri yer oynamasından korkuya düşürürken, Nuh Peygember hayretle (Allahuekber) dedi ve bu yerin adını belledi Aradan günler geçtikten sonra yine bir sarsıntı olmuştu Peygember yine şaşırarak (Süphanallah) dedi ve burayı da belledi Sonunda sular çekilip, azalınca, gemi bir dağın tepesine oturup, kızakladı ve kaldı Hazreti Nuh ve oğulları küreklere asıldılarsa da gemiyi yürütemediler Bu arada Nuh Peygember (Ne ağır dağ) dedi Sonradan bütün sular çekilince, gemiden indiler ve secdeye vardılar Gemideki son erzak kırıntıları ve kalıntılarını Sürmeli Çukurunda herkes çıkarıp, buğday, arpa, pirinç, nohut, mercimek, üzüm, ceviz, fındık, fıstık, incir, dut kurusu, pekmez ve balı karıştırarak son yemeği (aşure aşı) bir arada yediler Nuh Peygember, sofrasını silkeleyip Sürmeli Çukuruna döktüğünde bu Iğdır Ovası çok bereketli olmuştur Dağın adı da geçen zaman içinde Ağrıya dönüşmüştür

DİĞER EFSANELERDEN BAZILARI

Ağrı Dağıyla ilgili “Büyük ve Küçük Bacı” efsanesi ise şöyle: “Çok eski zamanlarda Sürmeli Çukuru uçsuz bucaksız, düzlükler halindeydi Ağrı Dağının yerinde büyük bir orman vardı Günlerden bir gün iki bacı elele vererek evlerine odun getirmek üzere ormana giderler Birkaç günde vardıkları bu ormanda çerden çöpten toplayıp, birer yük hazırlarlar Sıra sırtlarına almaya gelince büyük bacı, (Bacı bacı kurban olam Ne olur gel sırtıma bu yükü kaldır) der Küçük bacı kaldırmaz ve üstelik de (Canın çıksın kendin kaldır) der Büyük bacı yalvarır, yakarır olmaz Çaresiz kalır (Gel ben senin sırtına kaldırayım) der Küçük bacı buna da razı olmaz Aralarında bir kavga başlar Saç saça kavgada, ikisi de kan ter içinde kalır Hareket edemezler ve birbirlerine beddua etmeye devam ederler Küçük bacı (Allah seni öyle bir dağ etsin ki, yaz, kış başında kar eksik olmasın) Büyük bacı da (Sen de öyle bir dağ olasın ki, başından yılan, çıyan eksik olmasın) Tanrı beddualarını kabul eder, büyük bacı Büyük Ağrı Dağı olur, başında yaz, kış kar eksik olmaz Küçük bacı da Küçük Ağrı Dağı olur ve tepesinde yılan ve çıyan eksik olmaz

AĞRI DAĞINDAKİ DEVLER

“Zaloğlu Rüstem ile devler uzun yıllar mücadele etmişler Bu mücadelenin en önemlisi Ağrı Dağında olmuş Devleri mağlubiyete uğratan Rüstem, onların ancak Ağrı Dağında toplanmasını sağlamış ve insanlığa çok kötülükleri dokunan bu mahlukların neslinin türememesi için Tanrıya el açmış (Tanrım, biz ölüp gideceği Artık bizim gibi kuvvetli kimse yaratmayacaksın Bu durumda bunları, Ağrı Dağından aşağı indirme) Bu dilek Tanrı tarafından kabul edilerek, devler tılsıma dönüştürülür

YAŞAR KEMALİN AĞRI DAĞI EFSANESİ

Roman kahramanı Ahmet, İshak Paşa Sarayında oturan Beyazıt Paşası Mahmut Hanın kızı Gülşahı sever Ama yörenin töreleri çok önemli engeller teşkil eder Efsane, Ahmedin dağda bir deprem yüzünden, yamaçtaki Küp Gölünün derinliklerinde yitip gitmesi ile mutsuz ve acılı sonla biter

Alıntı Yaparak Cevapla

Ağri Gezgin Gözüyle

Eski 11-04-2012   #4
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Ağri Gezgin Gözüyle



Ağrı Kaleleri

Doğubeyazıt Kalesi (Doğubeyazıt)



Doğubeyazıtın 5 km doğusunda, Eski Beyazıtın da kuzeydoğusundaki Belleburç denilen yerde bulunmaktadır Kayalıklar üzerindeki bu kalenin yapım tarihi bilinmemektedir Büyük olasılıkla kale Urartular döneminden kalmıştır Günümüze oldukça harap bir durumda gelen kalenin içerisinde Urartu mezarları ile Antik Çağlardan kalma mimari kalıntılar bulunmaktadır

Üç bölümden meydana gelen kalenin orta bölümünde mağaralar ve bir mabet kalıntısı bulunmaktadır Kalenin çevresini kuşatan surlar yıkılmıştır

Diyadin Kalesi (Diyadin)

Diyadin ilçe merkezinin güneyinde, Murat Irmağı kıyısında kayalıklar üzerinde yer alan bu kalenin ne zaman ve kimler tarafından yaptırıldığı belli değildir Evliya Çelebi burasının Uzun Hasan Oğlu Ziyaüddin tarafından yaptırıldığını ileri sürerse de, kalenin Urartular döneminden kaldığı sanılmaktadır

Günümüze harap bir durumda gelmiştir

Toprakkale (Eleşkirt)

Eleşkirtin 15 km kuzeydoğusunda Toprakkale Köyünde bulunan bu kalenin ne zaman ve kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir Ancak, Urartuların burada önemli bir yerleşim yeri olduğu ve çok sayıda kale yaptırdıkları dikkate alınacak olursa, bu kalenin de Urartu dönemine ait olduğu sanılmaktadır Bu kale Arsaklar tarafından onarılmıştır Kalenin mabedi ve yerleşim yerleri tamamen yıkılmıştır Günümüze yalnızca burç ve duvar kalıntıları gelmiştir

Patnos Kalesi (Aznavur Tepe) (Patnos)

Patnos ilçe merkezinin 2 km kuzeybatısındaki Patnos Kalesi Urartulardan kalmıştır Urartu kralı Menua ve IArgişti zamanında yapılmıştır Kale içerisindeki mabedi de yine Urartu kralı İspiuni yaptırmıştır Kale çevresinde Urartu dönemine ait antik bir kentin olduğu sanılmaktadır Kaleden günümüze mabet ve bazı yapı kalıntıları ulaşmıştır

Avnik Kalesi (Diyadin)

Diyadin ilçe merkezine 29 kmlik bir uzaklıkta, Aladağın en yüksek yerinde olan Avnik Kalesi, Koçbaşı Kalesi olarak da tanınmaktadır Kalenin ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemekle birlikte, Urartu dönemine ait olduğu sanılmaktadır Günümüze yalnızca temelleri gelebilmiştir Kalenin taşları çevre köylüleri tarafından yerlerinden sökülerek ev yapımında kullanılmıştır

Kuje Kalesi (Diyadin)

Diyadin ilçe merkezine ve Avnik Kalesine yakın bir yerde yer almaktadır Kalenin ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı kesinlik kazanamamıştır Büyük olasılıkla Urartular dönemine ait küçük ölçüde bir karakol kalesidir Günümüze yalnızca duvar ve temel kalıntıları gelebilmiştir

Şoşik Kalesi (Hamur)

Hamur ilçesine 34 km uzaklıktaki Karlıca (Şoşik) Köyünde yer alan bu kalenin de ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir Akkoyunlular zamanından kaldığı ileri sürülmüşse de bu iddia kesinlik kazanamamıştır Günümüze kalenin blok taşlardan yapılmış merdivenleri, ibadet yeri, iki odası ve bir de hamamı gelebilmiştir

Havran Kalesi (Hamur)

Hamur ilçe merkezinden geçen Hamur Deresinin yaklaşık 100 m yukarısında, sarp bir kayalık üzerinde bulunan bu kalenin ne zaman ve kim tarafından yapıldığı kesinlik kazanmamıştır Bununla beraber günümüze ulaşabilen kalıntılardan Selçuklular zamanında yapıldığı sanılmaktadır

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında kale tahrip edilmiştir

Kan Kalesi (Kale-i Hum) (Tutak)

Tutak İlçesinin 20 km güneydoğusunda Dönertaş (Kalekul) Köyü yakınlarındaki bu kalenin de ne zaman ve kimler tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir Günümüze yalnızca temel kalıntıları ulaşabilmiştir

Kız (Karlıca) Kalesi

Hamur İlçesinin Karlıca Köyünde, Şoşik Kalesinin 2 km doğusunda yer alan Kız Kalesinin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir Büyük olasılıkla bu kalenin de Şoşik Kalesi gibi Akkoyunlular döneminden kaldığı sanılmaktadır Söylentiye göre, bu kaleyi Şoşik Kalesi Beyi kızı için yaptırmıştır

Zencir Kale (Tutak)

Tutak İlçesi yakınlarındaki Katavin Dağında bulunan bu kalenin de ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir Günümüze harap ve yıkık durumda gelebilmiştir Üzerinde herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır

Tokluca Kalesi (Diyadin)

Diyadin ilçe merkezine 19 km uzaklıktaki Tokluca Köyündeki kalenin ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir Günümüze yalnızca kayalar arasından yer altına inen merdivenleri ulaşabilmiştir

Pazı Kalesi (Merkez)

Ağrı Küpkıran ve kalender Köyleri arasında yer alan bu kale, Ağrı Ovasına hakim bir tepe üzerinde kurulmuştur Ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı kesinlik kazanamamıştır Eyüp Paşa Kalesi ismi ile anılan bu kale, küçük ölçüde basit bir gözetleme kalesidir Günümüze çok harap durumda olan kalıntıları gelebilmiştir

Küpkıran Kalesi (Merkez)

Ağrıya 20 km uzaklıkta Yukarı Küpkıran ve Güneysu Köyü arasında yer alan bu kalenin de ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir Günümüze yalnızca temel kalıntıları ile bazı duvar parçaları gelebilmiştir Bu kale ile ilgili de herhangi bir araştırma yapılmamıştır

Alıntı Yaparak Cevapla

Ağri Gezgin Gözüyle

Eski 11-04-2012   #5
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Ağri Gezgin Gözüyle



Ağrı İshak Paşa Sarayı



Doğubeyazıtın 8 km güneydoğusunda, Eski Doğubeyazıt kayalıkları üzerinde yer alan İshak Paşa Sarayı çevreye hakim bir konumdadır Sarayın harem dairesinin giriş kapısı üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre 1784 yılında İshak Paşa tarafından yaptırılmıştır

Osmanlı döneminde Çıldır Livası Mutasarrıfı olan İshak Paşa vezirlik rütbesiyle Çıldır ve Ahıska valiliği yapmıştır Bu dönemde İshak Paşa Sarayı ve külliyesini yaptırmıştır Sultan IIISelim zamanında İran sefiri İstanbula giderken burada konuk olmuş ve sarayın ihtişamını padişaha anlatmıştır Ancak bu durum padişahın ihtişamına gölge düşürdüğü düşüncesi ile İshak Paşa gözden düşmüştür

Sarayın çevresi aynı zamanda bir yerleşim merkezi idi Ovanın çevresinde halkın yaşadığı evler, camiler bulunuyordu Bugün bu yapıların hemen hemen hepsi yıkılmış, yalnızca çok az sayıda mezar taşı günümüze ulaşabilmiştir



Bazı kaynaklara göre sarayın yapımını Doğubeyazıt sancak beyi Çolak Abdi Paşa 1685te başlatmış ve oğlu İshak Paşa devam etmiş, İshak Paşanın oğlu Mehmet Paşa da 1784te tamamlamıştır Bu duruma göre sarayın yapımı doksan dokuz yıl sürmüş ve 7600 m2lik bir alana yayılmıştır

Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan İshak Paşa Sarayı Orta Asya, Selçuklu, İran ve Osmanlı mimari özelliklerini bünyesinde toplamıştır Örneğin; İshak Paşa külliyesindeki caminin kubbeleri Türk-İslam kubbelerini, saray kompleksi Topkapı Sarayını yapı topluluğunun kapıları da Selçuklu üslubundadır

İshak Paşa Külliyesi iki avlu ve bu avluların çevresinde kurulmuş yapılardan meydana gelmiştir Birinci avludaki yapıların çoğu yıkıldığından günümüze ulaşamamıştır Birinci avluda nöbetçi odası, muhafız koğuşları, zindan, at koşum yerleri ve arabaların korunduğu mekânlar ile çeşme bulunmaktadır

Sarayın ikinci avlusunun dört tarafı bina grupları ile çevrelenmiş olup, dikdörtgen bir plân göstermektedir Bunlardan orta avlu etrafında, sağ taraftaki selamlık kare bir alanı kaplamaktadır Selamlığın arkasında harem dairesi yer alır Harem ile selamlık arasındaki alana da cami ile türbe yerleştirilmiştir

Yapının bütününde Osmanlı saray mimari geleneği uygulanmış, bu yüzden de yapılar iç içe gruplar halinde toplanmıştır Külliyenin birinci avlu etrafındaki bölümü giriş kapısı çevresi ve duvarları dışında tahrip olmuştur Buradaki büyük giriş kapısı ana duvarlardan dışa doğru çıkıntı meydana getirmiştir Kapının tüm yüzeyi kabartma bitki motifleri, stilize ağaçlar, mukarnası andıran bezemeler ve geniş alanı hareketlendiren kemerler ile kaplanmıştır Bu kapı üzerine iki sıra halinde sekiz kartuş içerisine bir kitabe oturtulmuştur



Sarayın ikinci avlusu dikdörtgen planda olup buradaki yapılar ve harem dairesi karışık bir düzen göstermektedir Burada cami, türbe ve çeşitli ihtiyaçların görüldüğü hamam, kiler, aşhane, merasim salonu, fırın bulunmaktadır

İshak Paşa Sarayı mimari planının yanı sıra taş işçiliği ve duvar süslemeleri bakımından da çok önemli bir eserdir Ne var ki, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşında Ruslar burasını karargâh olarak kullanmış ve saraya ait değerli eşyaları birlikte götürmüşlerdir Nitekim sarayın 13x6,5 m ölçüsündeki çelik kabartmalı, altın kaplamalı kapısı bugün Moskova Müzesindedir

İshak Paşa Sarayının saray bölümü 366 odalı olup, bu odalar iki katın içerisine yerleştirilmiştir Odaların her birisinde taştan ocakları bulunmaktadır Taş duvarların arasında geçen ısıtma tesisatı ile sarayda merkezi bir ısıtma sistemi kurulmuştur Sarayın 20x3 m ölçüsündeki kabul salonunun döşemesi ve duvarları taştandır Bu duvarlar Osmanlı yazı sanatının örnekleri, ayet ve çeşitli beyitleri ile süslenmiştir Buradaki “İshak meram üzere kerem kıldı cihanı Bin yüz doksan dokuz buna oldu tarih” beytinden sarayın 1784te tamamlandığı anlaşılmaktadır



Girişin sağında yer alan selamlık ve haremin sonunda cami ve türbe bulunmaktadır İshak Paşa Külliyesi içerisinde yer alan cami dikdörtgen plânlı olup, üzeri trompların desteklediği yüksek bir kubbe ile örtülmüştür Caminin önü teras şeklinde olup buraya kapalı bir son cemaat yeri eklenmiştir Kubbesi ile birlikte cami, kesme taştan inşa edilmiş, pencere kenarlarında ve bazı duvarlar zengin bitki motifleri ve mimari elemanlarla bezenmiştir Ayrıca iç mekanda da ampir üslubunu hatırlatan süslemeler bulunmaktadır

Caminin ibadet mekânı yuvarlak kemerli konturlarla bezenmiş olup, bunların aralarına yuvarlak madalyonlar ve bitkisel motifler yerleştirilmiştir Kubbe dıştan çok büyük olarak görülmesine rağmen, içeriden oldukça küçük ve basıktır Kubbe, Orta Asya ve Selçuklu türbelerinde olduğu gibi burada da iki katlıdır Kuşkusuz bunun da nedeni İshak Paşa Camisinin Orta Asyaya ve İrana yakınlığından kaynaklanmaktadır

Caminin güneyinde Selçuklu üslubunu andıran iki katlı Çolak Abdi Paşanın türbesi bulunmaktadır Türbe içerisinde Çolak Abdi Paşa, İshak Paşa ve aile yakınları gömülüdür Sekizgen planlı, kesme taştan yapılmış olan bu türbenin iki katlı oluşu Selçuklu geleneğinin bu dönemde de sürdüğünü göstermektedir Aynı zamanda bu türbe Selçuklu kümbetlerini de hatırlatmaktadır Türbenin alt katı cenazenin gömüldüğü cenazelik veya mumyalık bölümüdür Osmanlı mimarisinde, Erken Osmanlı dönemi dışında cenazelik bölümleri türbelerde görülmemektedir İshak Paşa Sarayında bu tür bir Selçuklu türbe mimarisinin uygulanması oldukça ilginçtir Türbenin duvarları da camide olduğu gibi çeşitli bitkisel motiflerle bezenmiştir

Alıntı Yaparak Cevapla

Ağri Gezgin Gözüyle

Eski 11-04-2012   #6
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Ağri Gezgin Gözüyle



Ağrı Camileri

Beyazıt Eski Cami (Doğubeyazıt)

Doğubeyazıtın doğusunda, Doğubeyazıt Kalesinin güney eteğindeki camiyi, Yavuz Sultan selimin yaptırdığı söylenmektedir Caminin giriş kapısı üzerindeki kitabeden de 1687 yılında onarıldığı anlaşılmaktadır Kare planlı caminin üzeri 11,50 m çapında bir kubbe ile örtülmüştür Yöresel, farklı renkli taşların kullanıldığı cami içerisinde herhangi bir süsleme elemanı bulunmamaktadır Orijinalinde beş bölümlü bir son cemaat yerinin bulunduğu duvarlar üzerindeki izlerden anlaşılmaktadır

Toprakkale Camisi (Eleşkirt)

Toprakkale Köyündeki bu camiyi Abdülakif Oğlu Mirza Bey 1687 yılında yaptırmıştır Kare planlı, 12,5x12,5 m ölçüsündeki caminin üzeri, 820 m çapında tromplu sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür Caminin içerisi duvarlardaki altı, kubbe kasnağındaki dört pencere ile aydınlatılmıştır Duvarlar köşelerde ve giriş kapısı, pencere kenarlarında kesme taştan, diğer bölümleri de moloz taştan yapılmıştır 14 ahşap sütunun taşıdığı son cemaat yerinin büyük bir kısmı geç devirlerde onarılmıştır

Harap durumda olan Toprakkale Camisi Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1963 yılında onarılmıştır

Ağrı Merkez Cami (Merkez)



Ağrı İlinin merkezinde bulunan bu cami, 1950 yılında Üç Kiliselerin taşlarından yapılmıştır Mimari özelliği olmayan basit bir cami olup, ibadet mekanının orta bölümü küçük bir kubbe ile örtülmüştür Üç kenarı iki sıra halinde dörder pencere ile içerisi aydınlatılmıştır Girişin önüne kapalı bir son cemaat yeri eklenmiş, bunun soluna da kesme taştan iki şerefeli bir minare yerleştirilmiştir

Alıntı Yaparak Cevapla

Ağri Gezgin Gözüyle

Eski 11-04-2012   #7
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Ağri Gezgin Gözüyle



Ağrı Hamur (İbrahim Paşa) Kümbeti



Hamur ilçe merkezinde, İshak Paşanın torunlarından İbrahim Paşa ile ailesinin gömülü bulunduğu kümbet, giriş kapısı üzerindeki kitabeden öğrenildiğine göre 1802 yılında yaptırılmıştır

Selçuklu ve Osmanlı kümbetlerinden farklı bir plan özelliği gösteren bu kümbet, Kırşehirdeki Aşık Paşa Türbesine benzemektedir Güney tarafından orijinal olmayan bir kapı vasıtası ile içerisine girilen kümbet, dikdörtgen planlı olup, üzeri ayna tonozlu bir sistemle örtülmüştür

Kesme taştan yapılmıştır Ayrıca cephelerde dört sıra halinde bazalt taşı ile hareketli bir görünüm sağlanmıştır Türbenin doğusunda üç, batısında da iki penceresi bulunmaktadır İç kısımdaki bitkisel motifler, yıldızlar ve yazılar tahrip edilmiştir

Alıntı Yaparak Cevapla

Ağri Gezgin Gözüyle

Eski 11-04-2012   #8
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Ağri Gezgin Gözüyle



Ağrı Kiliseleri

Karagöz Kilisesi (Tutak)

Tutak ilçesinin 26 km batısındaki Dayapınarı (Noktulu) Köyü yakınındaki bu kilise kayalara oyularak yer altına yapılmıştır Benzeri Hamurun Beklemez Köyü yakınında olan bu kilisenin içerisine merdivenlerle inilmektedir Yapım tarihi konusunda herhangi bir bilgi bulunmamakla beraber Erken Bizans döneminde yapıldığı sanılmaktadır

Üç Kilise (Taşlıçay)

Taşlıçayın 18 km doğusunda, Taşteker Köyünde bulunan bu kilisenin bulunduğu yerde Şaman Dinine ait bir mabet bulunduğu sanılmaktadır Sonraki dönemde Ermeniler tarafından buraya bir manastır yapılmışsa da 1950 yıllarında bu taşlar yerlerinden sökülerek Ağrı Merkez Camisinin yapımında kullanılmıştır Günümüze bu kiliseden belirli bir iz ve kalıntı gelmemiştir

Alıntı Yaparak Cevapla

Ağri Gezgin Gözüyle

Eski 11-04-2012   #9
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Ağri Gezgin Gözüyle



Ağrı Mağaraları

Günbuldu (Meya) Mağaraları (Diyadin)

Diyadin ilçe merkezine 12 km uzaklıktaki Günbuldu Köyünün 400 m uzağındaki kayalara oyularak yapılmış kalıntılar bulunmaktadır Bunlar, barınma yerleri, mabet ve odalardır Büyük olasılıkla Hıristiyanlık dönemine ait bir ibadet merkezidir Nitekim burada apsit, üzerinde haç motifleri bulunan taşlar ve mezarlarla karşılaşılmıştır Bu mağarada iki koç heykeli bulunmuştur

Buz Mağarası (Merkez)



Küçük Ağrı Dağının güney eteğinde, Hallaç Köyü'ne 3 km uzaklıktaki Buz Mağarası 8 m derinliğinde 100 m uzunluğunda ve 50 m genişliğindedir

Mağara içerisinde bazalt lavlar, kayalar, sarkıt ve dikitler bulunmaktadır Bu buzdan sarkıt ve dikitler ışığa göre renk değiştirmektedir Mağara kış aylarında sıcak, yaz aylarında ise; soğuktur Mağara ağzından sürekli sıcak ve soğuk hava akımı olmaktadır

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.