Prof. Dr. Sinsi
|
Bu Kadarıda Olmaz Dev Arşiv|Makaleler-Denemeler
DİL ÖĞRETİM YÖNTEMLERİ: YAKLAŞIM VE YÖNTEM TARTIŞMASI
Richards, J C ve Rodgers, T S 1986 Approaches and Methods in Language Teaching Cambridge: Cambridge University Press Sayfa 14-30'dan çeviri
Dil öğretiminde yaklaşım ve yöntemlerin doğası
  Yabancı dil öğreniminde ve dil öğretmek için kullanılan sınıfiçi teknikleri ile işlemlerinde gerçekleşen izah değişikliklerinin çeşitli tarihsel konulara ve olaylara tepkileri yansıttığı [görülmektedir] Yıllar boyunca rehber prensip gelenekler oldu Dilbilgisi-Çeviri Yöntemi dil ve dil öğrenimine yönelik zamana direnmiş ve akademik bir görüşü yansıtmaktaydı Kimi zaman, 1920'lerin sonlarında Amerikan okulları ve kolejlerinde okumanın temel hedef olması gibi, sınıfın uygulamaya yönelik gereksinimleri hem hedefleri hem de uygulamaları belirledi Diğer zamanlarda, ondokuzuncu yüzyıldaki pek çok reformcu öneride olduğu gibi, dilbilimden, psikolojiden ya da bu ikisinin karışımından türetilen dil öğretimine felsefi ve uygulamaya yönelik bir temel geliştirmekte kullanıldı 1940'lardan itibaren dil öğretiminde yöntem ve uygulamaların öğretilmesinin daha temel bir rol üstlenmesiyle birlikte, yöntemlerin doğasını bir kavrama oturtmak ve bir yöntem içindeki kuram ile uygulama arasındaki ilişkiyi daha sistemli bir biçimde incelemek için çeşitli çabalar gösterildi Bu bölümde, yaklaşım ile yöntem arasındaki ilişkiyi netleştirip yöntemlerin tanımı, analizi ve kıyaslanması için bir model sunacağız
[color="#ADAEAE"]Yaklaşım [1] ve yöntem
Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında dilbilimciler ve dil uzmanları dil öğretiminin niteliği artırmayı amaçladıklarında bunu, dillerin nasıl öğrenildiği, dile ilişkin bilgilerin hafızada nasıl temsil edildiği ve düzenlendiği, yada dilin kendisinin nasıl yapılandığına ait genel prensip ve kuramları destek alarak gerçekleştirdiler Henry Sweet (1845-1912), Otto Jespersen (1860-1943) ve Harold Palmer (1877-1949)   gibi erken dönem uygun dilbilimciler dil öğretim programları, kursları ve malzemeleri oluşturulması için kuramsal açıdan güvenilir yaklaşımlar geliştirdiler; uygulamaya yönelik pek çok ayrıntının çözülmesi işi ise diğer dilbilimcilere bırakılmıştı Sözcük bilgisi ve dilbilgisi konularının seçimi ve sıralanması gibi sorulara mantıklı yanıtlar aramalarına karşın bu uygulamalı dilbilimcilerden hiçbiri mevcut kuramların hiçbirinde bu fikirlerin ideal bir birlikteliğine rastlayamamaktaydı
Yöntemleri açıklarken, kuram ve prensip düzeyinde dil öğretimi felsefesi ile, bir dili öğretmek için kullanılacak türetilmiş uygulamalar arasındaki ayrım, merkez konumdadır Bu ayrımı netleştirmek amacıyla Amerikalı uygulamalı dilbilimci Edward Anthony tarafından 1963'te bir öneri getirildi Anthony yaklaşım, yöntem ve teknik adını verdiği üç düzeyli bir kavram ve düzenleme tanımı yapmaktaydı
Düzenleme hiyerarşiktir Düzenlemenin anahtarı, tekniklerin bir yöntemi hayata geçirmesi ve bu yöntemin de bir yaklaşıma göre tutarlı olmasıdır  
  Bir yaklaşım, dil öğretimi ve öğreniminin doğasıyla ilgilenen bir seri başlantılı varsayımdır Bir yaklaşım belitsel nitelik taşır Öğretilecek malzemenin doğasını açıklar  
  Yöntem, dil malzemesinin düzenli sunumu için genel bir plandır ve yöntemin hiçbir parçası seçilmiş yaklaşım ile çakışmaz ve her bir parçası da bu yaklaşıma dayanır Yaklaşım belitsel, yöntem iseişlemseldir
Bir yaklaşım içinde pek çok yöntem olabilir  
  Teknik, uygulamaya yöneliktir; teknik bir sınıfta gerçekte olan bitendir Belirli bir amacı gerçekleştirmekte kullanılan bir yol, manevra, ya da plandır Teknikler yöntem ile tutarlı olmalı ve buna bağlı olarak da yaklaşımla uyumlu olmalıdır (Anthony, 1963: 63-7)
Anthony'nin modeline göre, yaklaşım, dil ve dil öğrenimi hakkındaki varsayım ve inançların tanımlandığı düzeydir; yöntem, kuramın uygulamaya konulduğu ve öğretilecek becerilere, öğretilecek içeriğe, ve içeriğin öğretilme sırasına ilişkin seçimlerin yapıldığı düzeydir; teknik de sınıfiçi uygulamalarının tanımlandığı düzeydir
Anthony'nin modeli farklı öğretim önerilerinde bulunan farklı düzeylerdeki soyutlama ve somutlamayı ayırd etme konusunda yararlı bir yoldur Bu modele dayanarak Reform Hareketi sırasında getirilen önerilerin yaklaşım düzeyinde olduklarını ve Dolaysız Yöntem'in bu yaklaşımdan türemiş bir yöntem olduğunu görebiliriz Coleman Rapor'unun bir sonucu olarak ortaya çıkan Okuma Yöntem'i   aslında çoğul olarak, Okuma Yöntemleri şeklinde tanımlanmalıdır zira tek bir okuma yaklaşımını uygulamaya koymak için çeşitli yollar geliştirilmiştir
Dil öğretiminde yaklaşım ve yöntemleri kavramsal bir tabana oturtmak için başka önerilerde de bulunulmuştur Language Teaching Analysis (1965) başlıklı kitabında Mackey belki de 60'lı yılların en bilinen modelini geliştirmiştir; bu model temelde yöntem ve teknik düzeyleri üzerine eğilir Mackey'in dil öğretimi analiz modeli bir yöntemin altında yatan seçme, derecelendirme, sunu ve tekrar boyutlarına ağırlık verir Aslında, kitabının başlığına karşın[b], Mackey'nin temel hedefi ders kitaplarının ve bu kitapların temelindeki düzenleme prensiplerinin analiz edilmesidir Modeli yaklaşım düzeyini ele almayı başaramadığı gibi, ders kitaplarında tanınlananlar dışında, öğretmenlerin ve öğrenenlerin sınıfiçi davranışları ile de ilgilenmez Bu nedenle de yaklaşım ya da yöntemlerin kapsamlı bir analizi için temel alınamaz
Her ne kadar Anthony'nin orijinal önerisi basitlik ve kapsamlılık avantajlarının yanısıra kuramsal prensipler ile bu prensiplerden türeyen uygulamaları birbirinden ayırma konusunda faydalı olmaksaysa da, bir yöntemin doğasına gerekli ilgiyi verememektedir Örneğin, bir yöntemde varsayılan öğretmen ve öğrenen rolleri konusunda hiçbirşey söylenmediği gibi uygulamadaki malzemeler ya da bunların almaları beklenen dorm konusunda da birşey söylenmemektedir Bir yaklaşımın bir yöntem içinde nasıl gerçekleştirilebileceğini ya da yöntem ile tekniğin nasıl bağlantılı olduklarını açıklayamamaktadır Yaklaşım ve yöntemlerin analiz ve tartışması için daha kapsamlı bir model oluşturmak için, biz Anthony'nin orijinal modelini elden geçirdik ve genişlettik Daha fazla netlik isteyen temel alanlar, Anthony'nin terimleri ile, yöntem ve teknik Yaklaşım ve yöntemin yapı düzeyinde - hedeflerin, programın ve içeriğin saptandığı ve öğretmenin, öğrenenlerin ve sınıfiçi malzemelerin rollerinin belirlendiği düzeyde - ele alındıklarını görmekteyiz Uygulama safhasına (Anthony'nin modelinde teknik düzeyi) biz biraz daha kapsamlı bir terim olan işlem ile değiniyoruz Böylece, bir yöntem kuram açısından bir yaklaşım ile bağlantılıdır, düzenleme açısından bir yapı ile belirlenir ve uygulama açısından da bir işlem ile gerçekleştirilir Bu bölümün geri kalanında yaklaşım, yapı ve işlem arasındaki ilişkiyi belirleyip bu çevçeveyi dil öğretimindeki bazı yöntem ve yaklaşımları kıyaslamakta kullanacağız Bu kitabın geri kalan bölümlerinde burada sunmakta olduğumuz modeli yaygın yaklaşım ve yöntemlerin anlatılmasında temel alacağız
Yaklaşım
Anthony'nin anlatımından yola çıkarsak, yaklaşım, dil öğretiminde uygulama kaynağı olan dil ve dil öğrenme teorilerini anlatmaktadır Sırasıyla, yaklaşımın dilbilimsel ve psikodilbilimsel yönlerini inceleyeceğiz
Dil Kuramı
Dil ve dilde yetkinliğin doğasına ilişkin en az üç farklı kuramsal görüş, dil öğretimindeki güncel yaklaışm ve yöntemleri açıktan ya da pek de açık olmayan ifadelerle anlatmaktadır Bunlardan ilki ve üçü arasında en geleneksel olanı, dili anlamın kodlanması için birbiri ile yapısal bakımdan ilişkili bir sistem olarak gören yapısal görüş'tür [b] Dil öğreniminin hedefi bu sistemin unsurlarında ustalık kazanmak olarak görülür; bu unsurlar gelende fonolojik birimler (örneğin fonemler), dilbilgisel birimler (örneğin, tümcecikler, kalıplar, tümceler), dilbilgisel operasyonlar (örneğin, unsurların eklemesi, değiştirilmesi, bağlanması ve dönüştürülmesi) ve sözcüğe ilişkin unsurlar (örneğin, işlev sözcükleri ve yapı sözcükleri) olarak tanımlanmaktadır   , İşitsel-Dilsel Yöntem ve yakın zamanlara ait Toplu Fiziksel Tepki   ve Sessiz Yöntem   bu özel dil görüşünü barındırmaktadır
İkinci dil görüşü, dilin işlevsel anlamın ifadesi için bir araç olduğunu savunan işlevsel görüş'tür [b] Dil öğrenimindeki iletişimsel hareket bu dil görüşünü benimser    Bu kuram dilin sadece dilbilgisel nitelikleri yerine anlamsal ve iletişimsel niteliklerini vurgular ve dil öğretim içeriğinin belirlenmesi ve düzenlenmesini de yapı ve dilbilgisi unsurları yolu ile yapmak yerine anlam ve işlev kategorileri yolu ile yapar Wilkins'in Notional Syllabuses[b] (1976) başlıklı çalışması program oluşturmaya yönelik bu dil görüşünün niteliklerini yorumlama çabasını göstermektedir Kavramsal bir program yalnızca dilbilgisi ve lexis unsurlarını içermekle kalmayıp, öğrenenlerin iletişimde bulunmak için gereksinim duydukları konuları, kavramları ve fikirleri de belirtecektir Aynı şekilde, özel amaçlar için İngilizce (ESP)[b] akımı da yapısal bir dil kuramından değil, öğrenenlerin gereksinimlerinin işlevsel bir listesinden yola çıkar (Robinson, 1980)
Üçüncü dil görüşü karşılıklı etkileşimsel görüş[b] olarak adlandırılabilir Bu görüş dili, kişiler arası ilişkilerin gerçekleşmesi ve fertler arasında toplumsal etkileşimlerin uygulanması için bir vasıta olarak görmektedir Dil, toplumsal ilişkilerin yaratılması ve sürdürülmesi için bir araç olarak görülür Dil öğretimine karşılıklı etkileşimsel yaklaşımların gelişimi sürecince sorgulanan alanlar karşılıklı etkileşim analizi, konuşma analizi ve köken yöntembilimdir Karşılıklı etkileşimsel kuramlar konuşma değişikliklerinde görülen hareket, kullanım, görüşme ve etkileşim kalıplarına ağırlık verirler Bu görüşe göre, dil öğretim içeriği karşılıklı değişim ve karşılıklı etkileşim kalıpları tarafından tanımlanıp düzenlenebileceği gibi, karşılıklı etkileşimde bulunan öğrenenlerin eğilimleri tarafından şekillendirilecek biçimde tanımlanmadan da bırakılabilir
Yapısal, işlevsel ya da karşılıklı etkileşimsel dil modelleri (ya da onların farklı türevleri) örneğin İşitsel-Dilsel gibi belirli bir öğretim yöntemin ortaya çıkmasını dürtüleyecek temelleri ve kuramsal çerçeveyi temin edebilir Fakat, kendi başlarına ek------ler ve dil öğrenim teorileri tarafından tamamlanmaları gerekir Şimdi bu boyuta geçiyoruz
Dil Öğrenme Kuramı
Her ne kadar dilin doğasına ilişkin teoriler bir öğretim yöntemi için temel sağlayabilseler de, diğer yöntemler öncelikle bir dil öğrenme kuramından türerler Bir yaklaşım ya da yöntemin temelini oluşturan bir öğrenme kuramı iki soruyu yanıtlar: (a) Dil öğreniminde etken olan psikodilbilimsel ve bilişsel süreçler nelerdir? ve (b) Bu öğrenme süreçlerinin harekete geçirilebilmesi için karşılanması gereken koşullar nelerdir? Bir yöntemle yaklaşım düzeyinde bağlantılı olan öğrenme kuramları bu boyutlardan ikisini ya da birini vurgulayabilir Süreçe yönelik kuramlar alışkanlık oluşumu, tümevarım, çıkarımda bulunma, hipotez sınama ve genelleştirme gibi öğrenme süreçlerine ağırlık verirler Koşula yönelik kuramlar dil öğreniminin yer aldığı insan fiziksel ortam ile insanın doğasına ağırlık verirler
Stephen D Krashen'ın (1981) ikinci dil gelişimine ilişkin Denetim Modeli [b], üzerine bir yöntemin (Doğal Yaklaşım) inşa edildiği   bir öğrenme kuramı örneğidir Denetim kuramı dilin hem süreç hem de koşul boyutlarına hitap etmektedir Süreç boyutunda, Krashen edinme ile öğrenme ayrımını yapmaktadır Edinme [b] dili iletişim için kullanma yolu ile dil kurallarının doğal olarak alınmasını anlatır Öğrenme [b] dil kurallarının akademik anlamda çalışılmasıdır ve bilinçli bir süreçtir Ancak, Krashen'a göre, öğrenme yalnızca bir "denetçi" olarak mevcuttur Denetçi, akademik anlamda çalışma yolu ile öğrenilen ve edinilmiş sistem yolu ile üretilen sözlerin denetlenmesinde göreve çağrılan bilinçli dilbilgisi bilgisi repertuarıdır Krashen'ın kuramı "edinme"nin gerçekleşmesi için gereken koşulları da içermektedir Krashen bu koşulları öğrenenin aldığı "girdi"ler[b] türünden nitelendirir Girdinin kavranabilir, öğrenenin edincinin[b] bir parça üzerinde, ilginç ya da uygun, dilbilgisel açıdan sıralanmamış, yeterli nicelikte ve endişeden uzak bağlamlarda yaşanılır türden olmalıdır
Tracy D Terrell'ın Doğal Yaklaşım'ı (1977) belirli bir dil görüşü yerine doğrudan bir öğrenme kuramından türeyen bir yöntem örneğidir Doğal Yaklaşım hem süreçleri hem de koşulları tanımlayan bir öğrenme kuramına dayanmaktaysa da, Danışmanla Öğrenme ve Sessiz Yöntem gibi yöntemlerin temelini oluşturan öğrenme kuramı, öğrenme süreçlerinin kendilerinin ne olmaları gerekeceğini belirtmeden, öğrenmenin gerçekleşmesi için gerekli olan koşullara hitap etmektedir   
Danışmanla Öğrenme konusunda yazan Charles A Curran (1972), örneğin, özellikle başarılı öğrenme için gereken koşullar üzerinde durmaktadır Curran sınıf atmosferinin hayati bir unsur olduğuna inanmaktadır ve yöntemi de pek çok öğrenenin yaşayabileceği baskı ve güvensizlik duygularını düzeltme yolunu aramaktadır James Asher'ın Toplu Fiziksel Tepki (Asher, 1977) yöntemi de aynı şekilde bir dilin doğası kuramı yerine dil öğrenme kuramından türemiş bir yöntemdir   Asher'ın öğrenme teorisi dilin hem süreç hem de koşul yönlerine hitap eder Çocuğun öğreniminin motor aktivite üzerine, yani dili eylem ile koordine etme üzerine dayandığı inancına ve bunun da yetişkinlere yabancı dil öğretiminde temel olması gerektiği inancına dayanır Dil üretimi ile dili kavramanın bedenin hareketleri ve fizikselk eylemler ile uyum içinde yürütülmesinin dil öğreniminde başarı için koşulları sağlayacağı düşünülür Caleb Gattegno'nun Sessiz Yöntem'i (1972, 1976) benzer şekilde, gerçekleştirilecek başarılı öğrenmenin koşullarına yönelik bir kuram çevresinde oluşturulmuştur Gattegno'nun yazdıkları, öğrenenlerin öğrenme konusunda kendilerini güvende hissetmelerine olan gereksinime ve öğrenme üzerinde bilinçli denetimleri olduğunu hissetmeleri gereksinime değinmektedir Bu yöntemde kullanılan tekniklerden pek çoğu öğrenenleri, kendi öğrenme potansiyellerini yükseltmek için kendi zekalarını bilinçli bir şekilde kullanmaları konusunda eğitecek biçimde oluşturulmuştur
Çoğu zaman, çeşitli dil kuramları ile dil öğrenme kuramları arasında doğal bir yakınlık olduğu gözlenir; ancak, gözlemlediğimiz yöntemlerin yanısıra, farklı dil kuramı ve öğrenme kuramı çiftlerinin de birlikte işleyebilecekleri durumlar düşünülebilir Dilsel bir kuram olan yapısalcılığın[b] bir öğrenme kuramı olan davranışçılığa[b] bağlanması İşitsel-Dilsel Yöntem'i ortaya çıkardı Ancak, bu bağlantı kaçınılmaz değildi Örneğin bilişsel kod savunucuları   yapısalcılığın daha kapsamlı bir modelini daha düşünsel ve daha az davranışçı bir öğrenme teorisiyle bağdaştırmaya çabaladılar
Şu halde, yaklaşım düzeyinde kuramsal prensiplerle ilgilenmekteyiz Dil kuramı açısından, bir dil edinci modeli ile ve dilsel düzenleme ve dil kullanımının temel niteliklerinin açıklanmasıyla ilgilenmekteyiz Bu prensipler bizi "bir" yönteme götürür ya da götürmez Örneğin, öğretmenler belirli bir dil görüşünden ve belirli bir öğrenme kuramından yola çıkarak kendi öğretme işlemlerini gerçekleştirebilirler Öğrenenlerin verimliliğine ve sınıfiçi malzemesine olan tepkilerine bağlı olarak öğretme/öğrenme işlemlerini sürekli elden geçirebilir, çeşitlendirebilir ve değiştirebilirler Dil ve dil öğrenimi konusunda benzer inançlara sahip bir grup öğretmen (örneğin, benzer bir yaklaşımı paylaşanlar), bu prensipleri farklı yollardan uygulayabilirler Yaklaşım işleme koymak demek değildir Kuram belirgin bir öğrenme teknik ve aktiviteleri seti saptamaz Kuram ile uygulamayı (ya da yaklaşım ile işleme koymayı) birbirine bağlayan şey, bizim oluşum adını verdiğimiz niteliktir
[color="#ADAEAE"]Oluşum
Bir yaklaşımın bir yönteme yol açması için öğretim sistemi için bir oluşum geliştirmek gerekir Oluşum, (a) yöntemin hedefleri nedir, (b) yöntem içinde dil içeriği nasıl seçilir ve düzenlenir, yani, yöntemin bütünleştiği program modeli nedir, (c) yöntemin savunduğu öğrenme görevleri ve öğretme aktiviteleri tipleri nelerdir, (d) öğrenenlerin rolleri nelerdir, (e) öğretmenlerin rolleri nelerdir, (f) öğretim malzemelerinin rolü nedir) sorularını göz önünde bulundurduğumuz yöntem analiz düzeyidir
Hedefler
Bir yöntemin odak noktasını farklı dil ve dil öğrenimi kuramları etkileyecektir; yani, bu kuramlar yöntemin neyi başarmak üzere yola çıktığını belirlerler Ancak, belirli öğrenme hedeflerinin belirlenmesi yaklaşımın değil oluşumun bir ürünüdür Bazı yöntemler temelde sözel becerilere apırlık verir ve okuma ile yazma becerilerinin ikincil olduğunu, bunların sözel becerilerinin transferinden türediklerini söylerler Bazı yöntemler genel iletişim becerilerini öğretme iddiasını taşırlar ve kendisini anlamlı bir ifade edebilme ve anlaşılır olabilmeye dilbilgisel doğruluk ya da kusursuz telaffuzdan daha fazla öncelik tanırlar Diğerleri en baştan itibaren doğru dilbilgisine ve telaffuza daha fazla ağırlık verir Bazı yöntemler bir dilin temel dilbilgisi ve sözcük bilgisini öğretmeyi amaçlarlar Diğerleri hedeflerini dilsel açıdan değil de öğrenme davranışı açısından, yani, öğrenenin öğretim sonunda edinmesi beklenen süreçler ya da yetenekler ölçüsünden tanımlarlar Örneğin, Gattegno "Öğrenme bir bilgi birikimi sağlama aracı olarak değil yapılmakta olanda daha yetkin bir öğrenen haline gelmenin bir yolu olarak görülür (1972: 89) demektedir Bu süreçe yönelik hedef, daha geleneksel yöntemlerin dilsel açıdan yönlendirilmiş ya da ürüne yönelik hedeflerine bir karşıt oluşturabilir Bir yöntemin ne ölçüde süreçe yönelik ya da ürüne yönelik hedefler içerdiği, sözcükbilgisi edinimine ne kadar önem verildiği ve yöntem içinde dilbilgisi ya da telaffuz hatalarının nasıl ele alındığı incelendiğinde ortaya çıkabilir
İçerik seçimi ve düzenlenmesi: program[17]
Tüm dil öğretme yöntemleri erek dilin kullanımını içerir Böylece tüm yöntemler bir kurs ya da yöntem içinde kullanılacak dil maddelerinin (sözcükler, tümce yapıları, zamanlar, yapılar, işlevler, başlıklar, vs ) seçimine ilişkin açık ya da gizli kararlar verirler Dil içeriğinin seçimine ilişkin kararlar hem konusal içerik açısından hem de dilsel içerik ile ilişkilidir Kısaca anlatmak gerekirse, insan ne hakkında konuşacağı (konusal içerik) ve o konuda nasıl konuşacağına (dilsel içerik) karar verir Örneğin ESP kurslarının konusal içerikli olması gerekir Durumsal Dil Öğrenimi ve İşitsel-Dilsel Yöntem gibi yapısal tabanlı yöntemlerin dilsel içerikli olmaları gerekir Yöntemlerin tipik ayrılığı, çevresinde dil öğretiminin örüleceği uygun dil ve konu içeriğine ve bir kurs içindeki içeriğin sıralanmasında kullanılan prensiplere ilişkin görüşlerindeki farklılıklardır İçerik konusu, bir kursta benimsenen programın tamamını ve kullanılacak ders malzemesini, yöntemin benimsediği sınıflandırma prensipleriyle birlikte şekillendiren seçim prensiplerini (Mackey, 1965) kapsar Dilbilgisi tabanlı kurslarda sınıflandırma ve sıralama sorunu genelde unsurların zorluk derecesine ya da sıklık derecesine göre belirlenir İletişim ya da işlevsellik tabanlı kurslarda (örneğin, ESP programlarında) sınıflandırma öğrenenlerin iletişimsel gereksinimlerine göre olabilir
Geleneksel açıdan program terimi bir kurs ya da yöntem içinde dilsel içeriğin belirlendiği form için kullanılmaktadır Kaçınılmaz olarak, bu terim süreç tabanlı yöntemlerden çok ürün tabanlı yöntemler ilişkili kullanılmaktadır İşitsel-Dilsel, Yapısal-Durumsal ve kavramsal-işlevsel yöntemlerdeki programlar ve program prensipleri ile ESP yaklaşımlarındaki program ve prensipleri kolaylıkla tanımlanabilir Durumsal ve İşitsel-Dilsel Yöntem'in temelini oluşturan program bir dilbilgisel konu ve yapıdan oluşmaktadır ve buna çoğu zaman ilişkili bir sözcük listesi eşlik etmektedir (Fries ve Fries, 1961; Alexander et al , 1975) Kavramsal-işlevsel programlar bir kursun iletişimsel içeriğini işlevler, kavramlar, başlıklar ve sözcük bilgisi açısından belirlemektedir Bu tür programlar genellikle öğretme eyleminden önce belirlenirler ve bu nedenle de "a priori[b] programlar" olarak tanınırlar
Ancak, program terimi dil içeriği endişesinin ikincil önem taşıdığı süreçe dayalı yöntemlerde daha az kullanılır Örneğin, Danışmanla Öğrenme'de bbu türden bir program bulunmaz Ne dilsel içerik ne de konusal içerik öğreden belirtilmez Öğrenenler, hakkında konuşmayı istedikleri başlıkları seçerek içeriği kendileri belirlerler Daha sonra bu içerik erek dile tercüme ediler ve karşılıklı etkileşim ve dil alıştırması için temel olarak kullanılır Danışmanla Öğrenme prensiplerine göre düzenlenmiş bir kursta ne tür dilsel içeriğin ortaya çıktığını ve alıştırmasının yapıldığını bulabilmek için dersin kaydedilmesi ve ardından hangi dil maddelerinin işlenmiş olduğunun belirlenmesi gerekir Bu da program tanımına a posteriori[b] bir yaklaşım olur; yani, derste işlenenlerin incelenmesi ile program oluşturulmaktadır Sessiz Yöntem ve Toplu Fiziksel Tepki gibi yöntemlerde, ders kayıtlarının, öğretmenlerin notlarının ve öğretmenlerin sağladıkları metinlerin incelenmesi, bu yöntemlerin altında yatan programların sözcüksel-dilbilgisel olduğunu ortaya koymaktadır Her ikisinde de dilbilgisine ve dilbilgisel doğruluğa büyük önem verilmektedir
Öğrenme ve Öğretme Aktiviteleri Tipleri
Önceden ister ürün ister süreç açısından tanımlanmış olsun, bir yöntemin hedefleri öğretim süreci, sınıftaki öğretmen, öğrenenler ve ders malzemesi arasındaki yönlendirilmiş karşılıklı etkileşim yolu ile gerçekleşmektedir Yönemler arasında yaklaşım düzeyindeki farklılıklar sınıf için farklı türden öğrenme ve öğretme aktivitelerinin seçimi ile kendisini belli eder Dilbilgisel doğruluğa önem veren öğretme aktiviteleri iletişimsel becerilere önem verenlerden çok farklı olabilir Dil ediniminde belirli psikodilbilimsel süreçlerin gelişmesine ağırlık verecek biçimde oluşturulmuş aktiviteler dilbilgisibnin belirli niteliklerinde ustalık kazandırmak için hazırlanmış olanlardan farklı olacaktır Bir yöntemin savunduğu aktivite tipleri - yöntem analizinde oluşum düzeyindeki üçüncü unsur - çoğu zaman yöntemleri birbirindden ayırmakta yardımcı olur Örneğin, İşitsel-Dilsel Yöntem diyalogları ve kalıp alıştırmalarını yoğun olarak kullanır Sessiz Yöntem özel tabloların ve renkli çubukların kullanımını içeren problem çözme aktiviteleri uygular İletişimsel dil öğretimi kuramcıları bir "bilgi boşluğu"[b] ve "bilgi transferi" içeren görevlerin kullanımını savunmaktadır; yani, öğrenenler aynı görev üzerinde çalışmaktadır, fakat her bir öğrenen görevi tamamlamak için farklı bilgiye sahiptir
Yaklaşım düzeyindeki farklı felsefeler hem farklı aktivite türleri kullanımına hem de belirli aktivite tiplerinin farklı kullanımlarına yansıtabilir Örneğin, karşılıklı etkileşime dayalı oyunlar çoğu zaman işitsel-dilsel kurslarda motivasyon için ve kalıp tekrarı alıştırmalarından bir geçiş sağlamak için kullanılırlar İletişimsel dil öğretiminde aynı oyunlar belirli karşılıklı etkileşim alışverişini sunmak ya da alıştırmasını yapmak için kullanılabilirler Yöntemlerdeki aktivite tiplerindeki farklılıklar da farklı düzenlemeler ve öğrenen gruplamaları gerektirebilir Koro halinde sözel tekrarın önemini vurgulayan bir yöntem, ikili çalışmayı gerektiren problem çözme/bilgi alışverişi aktiviteleri kullanan bir yöntemden farklı sınıf için gruplamaları kullanacaktır Böylece, yöntemlerdeki aktivite tipleri, diyalog, komutlara tepki vermek, grup içinde problem çözmek, bilgi alışveriş aktiviteleri, doğaçlamalar, soru-yanıt, ya da tekrar alıştırmaları gibi, yöntemin savunduğu başlıca öğrenme ve öğretme aktiviteleri kategorilerini içerirler
Öğrenme süreçleri, programlar ve öğrenme aktiviteleri hakkında bulundukları farklı varsayımlardan ötürü, yöntemler öğretim sürecindeki öğretmenlere, öğrenenlere ve ders malzemelerine de farklı nitelik ve işlevler yüklerler Bunlar da yöntem analizinde oluşum başlığının diğer üç bileşenini oluşturmaktalar
Öğrenenin Rolleri
Bir öğretim sisteminin oluşumu öğrenenlerin nasıl görüldükleir konusundan büyük ölçüde etkilenecektir Bir yöntem öğrenenlerin öğrenme sürecine katkılarına ilişkin sorulara açık ya da kapalı yanıtlar verecektir Bu, öğrenenlerin yaptıkları aktivite tiplerinde, öğrenenlerin öğrenme üzerindeki denetimlerinin seviyesinde, benimsenen öğrenen gruplandırılması yapısında, öğrenenlerin diğerlerinin öğrenimini etkileme düzeyinde ve öğrencinin işleme koyan, uygulayan, başlatan, problem çözen gibi rollerden hangisini üstlendiğinde görülür
İşitsel-Dilsel Yöntem'e yönelik eleştirilerden çoğu işitsel-dilsel yöntembilimde öğrenenlere verilen çok sınırlı rollerin farkedilmesinden kaynaklanmaktadır Öğrenenlere, öğrenimleri tekrar alıştırmasının doğrudan bir sonucu olan etki-tepki mekanizmaları olarak görülmekteydi Daha yeni yöntemler öğrenenlerin rollerine ve öğrenenler arasındaki farklılıklara daha fazla ilgi göstermektedir Johnson ve Paulston (1976) dil öğrenimine ferdi bir yaklaşımda öğrenenlerin rollerini şu terimlerle dile getirmekteler: (a) Öğrenenler kendi öğrenme programlarını planlar ve böylece sınıfta yaşacaklarının tüm sorumluluğunu taşırlar (b) Öğrenenler kendi ilerlemelerini denetler ve değerlendirirler (c) Öğrenenler bir grubun üyesidirler ve birbirleri ile karşılıklı etkileşimde bulunarak öğrenirler (d) Öğrenenler diğer öğrenenlere eğitmenlik yaparlar (e) Öğrenenler öğretmenden, diğer öğrencilerden ve diğer öğretim kaynaklarından öğrenirler Danışmanla Öğrenme, öğrenenleri gelişecek biçimde değişen rollere sahip kişiler olarak görür ve Curran (1976) bu gelişmeyi önermek için ontojenik bir mecaz kullanır Gelişme süreçlerini, öğretmene tamamen bağımlılığı içeren 1 aşamadan tamamen bağımsızlığın elde edildiği 5 aşamaya kadar uzanan beş aşamaya ayırır Bu öğrenen aşamalarını Curran bir çocuğun embriyo halinden çocukluk ve ergenliğin geçilmesi sonucunda bağımsız yetişkinliğe geçilmesi olarak görür
Öğretmenin Rolleri
Bir eğitim sisteminde öğrenenlerin rolleri öğretmenin konumu ve işlevi ile yakından ilişkilidir Öğretmenin rolleri, benzer şekilde, yaklaşım düzeyindeki dil ve dil öğrenimine ilişkin varsayımlarla tamamen bağlantılıdır Bazı yöntemler öğretmene bir bilgi ve yönetme kaynağı olarak tamamen bağımlıdırlar; diğerleri öğretmenin rolünü katalizör, danışman, rehber ve öğrenme modeli olarak görürler; daha başkaları öğretmenin inisiyatifini sınırlamak ve eğitsel içerik ile yönlendirmeleri metinlere ya da ders planlarına katmak yolu ile "öğretmen gerektirmez" bir eğitim sistemi oluşturmaya çalışırlar Öğretmen ve öğrenen rolleri, belirli bir yöntemin kullanılmakta olduğu sınıfların karşılıklı etkileşim özelliklerinin tipini tanımlarlar
Yöntemlerde öğretmenin rolleri şu konularla bağlantılıdır: (a) öğretmenlerin yerine getirmeleri beklenen işlev türleri - örneğin, uygulama yöneticisi mi, danışman mı, yoksa bir model mi; (b) öğrenimin nasıl gerçekleştiği üzerinde öğretmenin denetiminin derecesi; (c) neyin öğretildiğinin içeriğini saptamada öğretmenin sorumluluğunun derecesi; (d) öğretmenle öğrenenler arasında gelişen karşılıklı etkileşim yapıları Yöntemler öğretmenin rollerine ve bunların gerçekleştirilmesine büyük önem verirler Klasik İşitsel-Dilsel Yöntem'de, öğretmen dil ve dil öğreniminin temel kaynağı olarak görülür Fakat, öğretmen yönetiminin daha az olduğu öğrenme yine de öğretmenden çok ayrıntılı ve hatta bazan çok daha tapelkar roller isteyebilir Örneğin, Sessiz Yöntem'de öğretmenin rolü ayrıntılı bir öğretmen eğitimine ve yöntem konusunda bilgilendirilmeye dayanır Sadece kendi rollerinden ve tüm öğrenenlerin rollerinden emin olan öğretmenler geleneksel ders kitabına dayalı öğretme eyleminden ayrılma riskine atılacaktır
Bazı yöntemlerde öğretmenin rolü ayrıntılı olarak belirtilmiştir Öğrenime farklı yaklaşımlar, sınıfta öğretmenlerle öğrenenler arasında belirgin etkileşim yapıları yaratan öğretmen rolleri tanımlamaktadır Bunlar öğrenme sorumluluğunu aşamalı olarak öğretmenden öğrenene aktarmak üzere oluşturulmuştur Danışmanla Öğrenme öğretmenin rolünü psikolojik bir danışman rolü olarak görür ve öğretmenin rolünün etkili olması danışmanlık becerilerinin ve niteliklerinin (sıcak ilgi, duyarlılık ve kabullenme) bir ölçütüdür
Bu örneklerin gösterdiği gibi, öğrene ve öğretmenin potansiyel rol ilişkisi çok ve çeşitlidir Asimetrik ilişkiler mevcut olabilir - yönetmen ile orkestra üyesi, terapist ile hasta, antrenör ile oyuncu arasındaki gibi Bazı çağdaş yöntemler daha simetrik öğrenen-öğretmen ilişkileri türleri peşindedir - arkadaş ile arkadaş, meslekdaş ile meslekdaş, takım arkadaşı ile takım arkadaşı gibi Öğretmenin rolü hem yöntemin hedeflerini hem de yöntemin üzerine oluşturulduğu öğrenme kuramını tamamen yansıtır, zira bir yöntemin başarısı öğretmenin başarılı dil öğrenimi için içerik sağlayabilme ya da koşul sağlayabilme derecesine bağlı olabilir
Ders Malzemesinin Rolü
Oluşum düzeyindeki son bileşen öğretim sistemi içinde ders malzemesinin rolüyle ilgilidir Hedefler, içerik (yani, program) öğrenme aktiviteleri ve öğrenen ve öğretmen rolleri açısından saptananlar sistem içindeki malzemelerin işlevini açığa kavuşturur Program dilsel içeriği dil unsurları (yapılar, başlıklar, kavramlar, işlevler) ya da bazı durumlarda görevler (bkz Johnson, 1982; Prabhu, 1983) cinsinden tanımlar Ayrıca dil öğreniminin hedeflerini konuşma, dinleme, okuma, ya da yazma becerileri cinsinden tanımlar Eğitim malzemeleri de program olmadığı zamanlarda bile konusal içeriği belirler ve belirli program maddelerinin ya da görevlerinin gerektirdiği zaman, dikkat ve ayrıntı miktarını saptayarak program maddelerinin işlenme yoğunluğunu tanımlar ya da önerirler Eğitsel malzelemeler ayrıca programın amaçlarını oluşturan tek tek öğrenme hedeflerini gün gün tanımlar ya da önerirler Öğrenmenin öğretmen tarafından başlatılıp denetlenmesi varsayımına göre tasarlanmış malzemeler, öğrencinin kendi başına çalışması ya da bir diğer öğrenenin nezaretinde çalışması için tasarlanmış malzemelerden çok farklı gereksinimleri karşılamalıdır Bazı yöntemler var olan malzemelerin, bulunan malzemelerin ve gerçek malzemelerin eğitsel kullanımı öngörür Bazıları, dil konusunda kusursuz sayılamayacak tecrübesiz öğretmenlerin bile kullanarak öğretebilecekleri öğretmenden bağımsız malzemeler gerektirirler Bazı malzemeler erek dilde anadil konuşanına yakın edinçe sahip özel eğitimli öğretmenlere gereksinim gösterir Bazıları, öğrenimin bağımsız bir biçimde gerçekleşebilmesi için öğretmenin yerini alacak biçimdde tasarlanmıştır Bazı malzemeler sınıfta pek çok eğitsel kalıbı kendileri verirler; diğerleri sınıfta karşılıklı etkileşimi engellerler; daha başkaları öğretmen ile öğrenen ve öğrenen ile öğrenen arasındaki etkileşim konusunda tarafsızdır
Bir yöntem ya da eğitsel sistem içindeki ders malzemelerinin rolü, malzemelerin temel hedefi (örneğin, içeriği sunmak, içeriğin alıştırmasını yaptırmak, öğrenenler arasında iletişimi sağlamak, ya da öğrenenlerin öğretmenin yardımı olmaksızın içeriği öğrenmelerini sağlamak), malzemelerin formu (örneğin, ders kitabı, görsel-işitsel malzemeler, bilgisayar programı), malzemelerin diğer girdi kaynakları ile ilişkisi (yani, temel girdi kaynağı mı oldukları, yoksa temel girdi kaynağının ufak bir parçası mı oldukları) ve öğretmenlerin yetenekleri (örneğin, dildeki edinçleri ya da eğitim ve tecrübe düzeyleri) ile bağlantılı kararları yansıtacaktır
Bir eğitsel sistem için meydana getirilen bir oluşum programı, öğretmenleri ve öğrenenleri destekleyecek biçimde belirli malzeme rolleri dile getirebilir Örneğin, işlevsel/iletişimsel yöntemdeki ders malzemelerinin rolü şu terimlerle belirtilebilir:
1 Malzemeler yorumlama, ifade etme ve karşılıklı tartışma türü iletişimsel yeteneklere ağırlık verecektir
2 Malzemeler, dilbilgisel formun sunulması yerine anlaşılabilir, uygun ve ilginç bilgi alışverişine ağırlık verecektir
3 Malzemeler, öğrenenlerin farklı aktivite ve görecvler yolu ile kendi erinçlerini geliştirebilmekte kullanabilecekleri farklı türden metinler ve farklı ortamlar içerecektir
Kıyaslama açısından, ferde yönelik bir eğitim sisteminde ders malzemelerinin rolü aşağıdaki nitelikleri içerebilir:
1 Malzemeler öğrenenlerin kendi öğrenme hızlarında ilerlemelerini sağlayacaktır
2 Malzemeler farklı öğrenme biçemlerine olanak tanıyacaktır
3 Malzemeler bağımsız çalışma ve kullanım için olanaklar sağlayacaktır
4 Malzemeler kendi kendini değerlendirme öğrenmede ilerleme için olanaklar sağlayacaktır
Danışmanla Öğrenme gibi bir yöntemin içeriğinin öğrenenlerin ilgilerinin bir ürünü olması varsayılır, zira öğrenenler kendi konusal içeriklerini üretirler Bu durumda yöntemde hiçbir dilsel içerik ya da malzemenin belirtilmemesi gerekecektir Öte yandan, Danışmanla Öğrenme öğrenenlerin sözcük bilgisinde, dilbilgisinde ve telaffuzda ustalık gibi belirli dilsel mekanizmalarda ustalığa gereksinimleri olduğunu kabul etmektedir Danışmanla Öğrenme, bu konuları öğretmenin bir danıçman olarak üstlendiği temel rolün dışında görmektedir Böylece Danışmanla Öğrenme, öğretmenin bir öğrenme danışmanını olan rolünü daha da artan ölçülerde oynayabilmesini sağlamak amacı ile, dilin bazı daha mekanik yönlerinin öğrenilmesini desteklemek için öğretme makinalarının ve diğer programlanmış malzemelerin kullanımını önermektedir
İşlem
Bir yöntem içinde kavram oluşturma ve düzenleme sağlamanın son aşaması işlem[b] olarak adlandırdığımız bölümdür Bu, belirli bir yönteme göre bir dili öğretirken devreye giren gerçek, her bir anıyla tekniklerin uygulamaların ve davranışların içerildiği aşamadır Bir yöntemin yaklaşım ve oluşumu sınıfta nasıl gerçekleştirdiğini bu aşamada anlatmaktayız Oluşum aşamasında, bir yöntemin dil ve öğrenmeye ilişkin kuramsal varsayımlarının bir sonucu olarak çeşitli öğretme aktiviteleri önereceğini gördük İşlem aşamasında, bu görev ve aktivitelerin nasıl ders haline getirildikleri ve öğretme ve öğrenme için nasıl temel olarak kullanıldıklarıyla ilgilenmekteyiz İşlem aşamasında bir yöntemin üç boyutu vardır: (a) dile ilişkin yeni maddelerin sunulması ve erek dilin form ile ilgili yönlerini, iletişimsel ya da diğer yönlerini netleştirmek ve sergilemek için öğretme aktivitelerinin kullanımı (tekrar alıştırmaları, diyaloglar, bilgi boşluğu, vs; (b) öğretme aktivitelerinin dilin alıştırmasının yapılması için kullanımı yolları; ve (c) söz ya da tümcelerinin formu ya da içeriği konusunda öğrenenlere veri sağlamakta kullanılan işlemler ve teknikler
Şu halde işlem, bir yöntemin dil öğretiminin sunu, alıştırma ve veri sağlama yönleri üzerine dikkatini odaklamaktadır Örnek olarak aşağıda, Stevick'in (1980: 44-5) anlatımına göre, Sessiz Yöntem'de başlangıç dersinin işleme koyma yönlerinin tanımı anlatılmakta:
1 Öğretmen duvar panosundaki anlamsız simgeleri işaret eder Simgeler konuşma dilinin hecelerini temsil etmektedir Öğrenciler sesleri önce koro halinde, sonra teker teker yüksek sesle oturlar
2 Öğrencilerin heceleri telaffuz edebilir düzeye gelmelerinin ardından, öğretmen sayılarda dahil olmak üzere dilde sık kullanılan sözcüklerin bulunduğu ikinci bir panoya geçer Öğretmen uzun sayıların telaffuz edilmesini sağlar
3 Öğretmen renkli çubuklar ve el-yüz hareketlerini kullanarak öğrencilerin gerekli sözcükleri ve dilbilgisi yapılarını üretmelerini sağlar
Sessiz Yöntem'de hataların düzeltilmesi konusunda Stevick şunları söylemekte
Öğrenciler öğretmenin dediklerine doğru yanııt verdiklerinde öğretmen genelde, yapılanın doğru olduğunu açıktan onaylayacak şekilde tepki vermez Diğer yandan, eğer öğrencinin yanıtı yanlış ise, öğretmen o öğrencinin sözcük ya da tümcecik üzerinde daha fazla alıştırma yapması gerektiğini belirtir; gerekli görürse, ilave çalışmanın tam olarak nerede yapılacağını da öğrenciye gösterir (1980: 45)
Finnocchiaro ve Brumfit (1983) kavramsal-işlevsel bir yaklaşım olarak adlandırdıkları yaklaşımda dersin işleme safhalarını nasıl ele alınacağını göstermektedir
1 Kısa bir diyalog ya da birkaç diyaloğun sunulması
2 Diyalogdaki her birsözünsözlü alıştırması
3 Diyalogdaki konu ve duruma dayalı sorular ve yanıtlar
4 Öğrencilerin kişisel tecrübesine ilişkilendirilmiş ama diyaloğun temasına uygun olan sorular ve yanıtlar
5 Diyalogda kullanılan iletişim ifadelerinin ya da işlevi örnekleyen yapılardan birinin incelenmesi
6 Öğrenenler tarafından, yapının işlevsel ifadesini oluşturan genellemelerin ve kuralların keşfedilmesi
7 Sözel tanıma, yoruma yönelik işlemler
8 Rehberli iletişimden serbest iletişime doğru giden sözel üretim aktiviteleri
Yöntemlerin işlem düzeyinde en belirgin biçimde niteliklerini ortaya koymalarını bekleyebilsek de sınıfiçi gözlemleri öğretmenlerin bir yöntemin savunduğu işlemleri her zaman da izlemediklerini ortaya koymaktadır  
Bir yöntemi oluşturan ve yaklaşım, oluşum ve işlem başlıkları altında tanımladığımız unsurlar ve alt unsurlar Şekil 1'de özetlenmektedir
Yöntem
Yaklaşım Oluşum İşlem
a Dilin doğasına ilişkin bir kuram
- dil yeterliliğinin doğasına ilişkin bir açıklama
- dil yapısının temel birimlerine ilişkin bir açıklama
b Dil öğreniminin doğasına ilişkin bir kuram
- dil öğreniminde devreye giren psikodilbilimsel ve bilişsel süreçlerin bir açıklaması
- bu süreçlerin başarıyla kullanımına izin veren koşullarun bir açıklaması
a Yöntemin genel ve özel hedefleri
b Bir program modeli
- dilsel ve/veya konuya dayalı içeriğin seçimi ve düzenlenmesi için kıstaslar
c Öğrenme ve öğretme aktiviteleri tipleri
- sınıfta ve malzemelerde kullanılacak görevlerin ve alıştırma aktivitelerinin türleri
d Öğrenenin rolleri
- öğrenenler için saptanan öğrenme görevi tipleri
- öğrenenlerin öğrenmenin içeriği üzerindeki kontrolun derecesi
- önerilen ya da ima edilen öğrenen gruplanmalarının yapıları
- öğrenenlerin diğer öğrenenlerin öğrenmesi üzerindeki etkisinin derecesi
e Öğretmenin rolleri
- öğretmenlerin yerine getirdiği işlev tipleri
- öğretmenin öğrenme üzerindeki etkisinin derecesi
- öğretmenin öğrenmenin içeriğini saptama derecesi
f Ders malzemesinin rolü
- malzemelerin temel işlevi
- malzemelerin aldığı form (ders kitabı, işitsel-görsel gibi)
- malzemelerin diğer girdi ile ilişkisi
- öğretmenler ve öğrenenler hakkında yapılan varsayımlar
a Sınıf teknikleri, uygulamaları ve yöntem uygulandığında gözlemlenen davranışlar
- zaman, yer ve öğretmen tarafından kullanılan gereçler türünden kaynaklar
- derslerde gözlemlenen karşılıklı etkileşim kalıpları
- yöntem kullanıldığında öğretmenler ve öğrenenlerce kullanılan taktikler ve stratejiler
Şekil 2 1 Bir yöntemi oluşturan unsur ve alt unsurların özeti
Sonuç
Bu bölümde sunulan model, her yöntemin burada tanımlanan yaklaşım, oluşum ve işlem düzeylerinde tarif edilebileceğini göstermektedir Ancak, pek az yöntem tüm bu boyutlara bire bir uymaktadır Bu kitabın geri kalan bölümlerinde, yaklaşım, oluşum ve işlem niteliklerinden her birini bugün kullanımda olan temel dil öğretim yaklaşım ve yöntemlerine göre işleyeceğiz Bunu yaparken de, öğretme aktiviteleri için hangi kıstasların kullanıldığını, öğrenme kuramı hakkında ne tür iddialarda bulunulduğu, bu tür bir programın uygulandığı gibi konuları kesin olarak saptayabilmek için yöntemi geliştirenlerin yazdıklarına danışacağız
Burada sunulan model yöntemin gelişmesinin, düzgün bir şekilde, yaklaşımdan oluşum yolu ile işleme biçiminde olduğu anlamını taşımamamtadır Bu türden bir gelişme formülünün mümkün olup olmadığı tartışma götürür; bizim modelimiz kesinlikle bu türden tipik durumları tanımlamamakta Yöntemler bu üç kategoriden herhangi birinden türeyebilirler Örneğin, insan yararlı olduğunu farkettiği bir seri öğretim yoluna rasgelebilir ya da keşfedebilir ve ardından bu yolları açıklayacak ya da haklı çıkaracak bir oluşum ve kuramsal yaklaşım geliştirebilir Çoğu yöntembilimci önerilerini bir yöntem olarak adlandırmayı reddederler; oysa, eğer burada anlatılan her bir düzeyde açıklamalar getirilebiliyorsa, önerilen şeyin aslında bir yöntem konumuna sahip olduğunu ileri sürebiliriz Şimdi günümüzde kullanılan temel yaklaşımlar ve yöntemlere dönelim ve bunları yaklaşım, oluşum ve işlem düzeylerindeki kararlarını nasıl yansıttıkları açısından inceleyelim
Kaynakça
Alexander, L G , W S Allen, R A Close, ve R J O'Neill 1975 English Grammatical Structure London: Longman Anthony, E M 1963 "Approach, method and technique " English Language Teaching 17: 63-7
Asher, James J 1977 Learning Another Language Through Actions: The Complete Teacher's Guidebook Los Gatos, Cal : Sky Oaks Productions
Bosco, F J , ve R J Di Pietro 1970 "Instructional strategies: their psychological and linguistic bases" International Review of Applied Linguistics 8: 1-19
Breen, M P , ve C Candlin 1980 "The essentials of a communicative curriculum in language teaching " Applied Linguistics 1(2): 89-112
Curran, C A 1972 Counseling-Learning: A Whole-Person Model for Education New York: Grune and Stratton
Curran, C A 1976 Counseling-Learning in Second LAnguages Apple River, Ill : Apple River Press
Finocchiaro, M , ve C Brumfit 1982 The Functional-Notional Approach: From Theory to Practice New York: Oxford University Press
Fries, C C , ve A C Fries 1961 Foundations for English Teaching Tokyo: Kenkyusha
Gattegno, C 1972 Teaching Foreign LAnguages in Schools: The Sİlent Way 2 basım New York: Educational Solutions
Gattegno, C 1976 The Common Sense of Teaching Foreing Languages New York: Educational Solutions
Johnson, F , ve C B Paulston 1976 Individualizing in the Language Classroom Cambridge, Mass : Jacaranda
Johnson, K 1982 Communicative Syllabus Design and Methodology Oxford: Pergamon
Krashen, S D 1981 Second Language Acquisition and Second Language Learning Oxford: Pergamon
Mackey, W F 1965 Language Teaching Analysis London: Longman
Prahbu, N 1983 "Procedural syllabuses " RELC Semineri, Singapur'da sunu
Robinson, P 1980 ESP (English for Specific Purposes) Oxford: Pergamon
Stevick, E W 1980 Teaching Languages: A Way and Ways Rowley, Mass : Newbury House
Terrell, T D 1977 "A natural approach to acquisition and learning of a language " Modern Language Journal 61(7): 325-36
Wilkins, D A 1976 Notional Syllabuses: A Taxonomy and Its Relevance to Foreign Language Curriculum Development Oxford: Oxford University Press
NOTLAR
1 Approach
2 Method
3 Language Teaching Analysis = Dil Öğretim Analizi
4 structural view
5 functional view
6 Kavramsal Programlar
7 English for Specific Purposes
8 interactional view
9 Monitor Model Türkçe'ye Monitör Modeli olarak aktarılmış bu hipotezin Denetim Modeli şeklinde ele alınması uygun olabilir
10 acquisition
11 learning
12 input
13 competence
14 structualism
15 behaviorism
16 Design
17 syllabus
18 öncül
19 artcıl
20 information gap
21 procedure
DİL ÖĞRETİM YÖNTEMLERİ: DİLBİLGİSİ TERCÜME YÖNTEMİ
Dil öğretiminin kısa bir tarihçesi
Dil öğretim yöntemlerinin tarihini kısaca inceleyen bu bölüm çağdaş yöntemlerin tartışılması için bir zemin hazırlamakta ve bu yöntemleri analiz ederken temel alacağımız konuları ele almaktadır Bu tarihsel boyuttan bakıldığında, modern yöntem niteliklerinin doğuşuna neden olan endişelerin, yabancı dillerin nasıl öğretilmesi gerektiğine ilişkin tartışmaların merkezinde yer alan endişelere benzediği görülebilmekte Tarih boyunca dil öğretim yöntemlerinde görülen değişiklikler öğrencilerin gereksinim duydukları yeterlik derecesindeki değişiklikleri de yansıtmaktadır; örneğin, dil öğreniminin amacı olarak okuma-anlama becerisinden sözel yeterliğe doğru bir kayış görülmektedir Yöntemlerdeki değişiklikler aynı zamanda dilin doğası ve dil öğrenimine ilişkin kuramlerdeki değişiklikleri de yansıtmaktadır
Bugünün dünya nüfusunun yaklaşık yüzde altmışının çokdilli olduğu tahmin edilmektedir Çağdaş ve tarihsel açılardan bakıldığında, ikidillilik ile çokdilliliğin bir istisna olmaktan çok bir norm oldukları görülür Şu halde, tarih boyunca yabancı dil öğreniminin her zaman önemli bir rol oynadığını söylemek yanlış olmaz Nasıl ki bugün İngilizce dünyada en yaygın kullanılan yabancı dilse, beşyüz yıl önce bu dil Batı dünyasında eğitim, ticaret, din ve yönetim alanlarında baskın olan Latince'ydi Ancak, onaltıncı yüzyılda Avrupa'daki politik değişikliklerin sonucu olarak Fransızca, İtalyanca ve İngilizce önem kazandı ve Latince sözlü ve yazılı iletişim aracı olma niteliğini yavaş yavaş yitirdi
Latince'nin yaşayan bir dil olma konumundan okul programlarında "istisnai" bir ders olma konumuna geçmesiyle, Latince öğrenimi farklı bir işlev üstlendi Virgil, Ovid ve Cicero'nun eserlerinin yazıldığı klasik Latince'nin öğrenilmesi ve dilbilgisi ile söz sanatının analiz edilmesi onyedinci yüzyıldan ondokuzuncu yüzyıla kadar yabancı dil öğrenimini için bir model halini aldı Onaltıncı, onyedinci ve onsekizinci yüzyıllarda "dilbilgisi okulu"na giren öğrencilere ilk olarak Latinceye giriş dersi verilmekteydi ve bu da dilbilgisinin ezberlenmesi, ad çekimi ve yüklem çekimlerinin incelenmesi, çeviri ve bazan paralel ikidilli metin ve diyaloglar kullanılması yoluyla örnek tümcelerin yazılması uygulamalarıyla gerçekleştirilmekteydi (Kelly, 1969; Howatt, 1983) Temel yeterlik edinildikten sonra öğrencilere dilbilgisi ve söz sanatı konusunda ileri düzeu çalışmalar sunulmaktaydı Okulda öğrenim öğrenciler için işkence benzeri bir uygulama olsa gerek, zira bilgide hatalar olması çoğu kez şiddetli cezalandırmayla karşılanmaktaydı Eğitime alternatif yaklaşımlar getirme çabaları da arasıra görülmekteydi; örneğin, onaltıncı yüzyılda Roger Ascham ve Montaigne ile onyedinci yüzyılda Comenius ve John Locke program reformuna ve Latince'nin öğretilme tarzına yönelik belirgin önerilerde bulunmuşlardı (Kelly, 1969; Howatt, 1984), fakat Latince (ve bir ölçüde Yunanca) o kadar uzun süredir klasik ve bunun sonucu olarak da en ideal dil formu olarak kabul edilegelmişti ki okul programında dil öğreniminin rolüne ilişkin fikirlerin Latince'nin yerleşik konumuna yönelik olması şaşırtıcı değildi
Latince'nin gerilemesi beraberinde Latince'nin öğretilmesi için yeni bir neden getirdi Latince'nin zihinsel yetenekleri geliştirdiği söylendi ve Latince dilbilgisinnin incelenmesi kendi başına bir amaç halini aldı
Latin dili normal bir iletişim aracı olma niteliğini kaybedince ve onun yerini yerel diller alınca, o zaman büyük bir hızla bir "zihin cimnastiği", üstün bir "ölü" dil, her türden yüksek öğrenim şeklinin temelini oluşturacak yeri doldurulamaz disiplinli ve sistematik bir inceleme kaynağı haline geldi (Titone, 1968: 26 içinde V Mallison)
Onsekizinci yüzyılda "modern" diller Avrupa okullarının programlarına girmeye başladıkça, bu diller Latince öğretiminde kullanılan temel işlemlere göre öğretildiler Ders kitapları soyut dilbilgisi kurallarının anlatımından, sözcük listelerinden ve çeviri için tümcelerden oluşmaktaydı Dili konuşmak hedef değildi ve sözel alıştırma öğrencilerin çevirisini yaptıkları tümceleri yüksek sesle okumalarından ibaretti Tümceler dilin dilbilgisel sistemini yansıtacak biçimde oluşturuldukları için gerçek iletişim dili ile hiçbir ilişkileri yoktu Öğrenciler aşağıdakine benzer türden tümceleri çevirmeye çabalarlardı:
Felsefeci tavuğun alt çenesini çekti
Oğullarım Dük'ün aynalarını satın aldılar
Teyzemin kedisi amcamın köpeğinden daha sadık değil
(Titone, 1968: 28)
Ondokuzuncu yüzyıla gelindiğinde Latince'nin incelenmesine dayalı bu yaklaşım okullarda yabancı dilin incelenmesinde standart yol haline gelmişti Bu nedenle ondokuzuncu yüzyılda tipik bir ders kitabı dilbilgisi konuları çevresinde düzenlenmiş bölüm ya da derslerden oluşmaktaydı Her bir dilbilgisi konusu listelenmekte, kullanımına ilişkin kurallar açıklanmakta ve örnek tümcelerle desteklenmekteydi
Ondokuzuncu yüzyılın ders kitabı yazarları yabancı dili, önce açıklanacak ardından da ezberlenecek dondurulmuş biçimbirim ve syntax kuralları şeklinde kodlamaya kararlıydılar Sözel çalışma hemen hemen sıfıra indirilmişken rastgele hazırlanmış bir avuç yazılı alıştırma bir tür kuralların eki halinde kullanılmaktaydı Bu dönemde yayınlanan pek çok kitap içinde Seidenstücker ve Plötz tarafından yazılanlar belki de en tipik olanlardı   [Seidenstücker] belirli kuralları örneklemek için malzemesini bağlantısız tümcelere indirgemişti Kitabı dikkatle ikiye bölmekte, birinci kısım kuralları ve gerekli paradigmayı vermekte, ikinci kısım da Almanca'ya çeviri için Fransızca tümceler ve Fransızca'ya çeviri için de Almanca tümceler vermekteydi İlk amaç öğrencilerin verilen kuralları uygun alıştırmalar yolu ile uygulamalarıydı   [Plötz] tarafından yazılan ve yukarıda açıklandığı biçimde ikiye bölünen ders kitaplarında tek öğretim şekli mekanik çeviriydi Tipik tümceler: 'Senin bir kitabın var Ev güzeldir Sakin bir köpeği var Bizim bir ekmeğimiz var [  ] Kapı siyahtır Onun bir kitabı ve bir köpeği var Babanın atı çok sakindi ' (Titone, 1968: 27)
Dil öğretimine bu yaklaşım Dilbilgisi-Çeviri Yöntemi olarak bilinir hale geldi
Dilbilgisi-Çeviri Yöntemi
Bu yöntemin öncü destekçilerinin isimlerinin de göstereceği gibi (Johann Seidenstücker, Karl Plötz, H S Ollendorf, ve Johann Meidinger), Dilbilgisi-Çeviri Alman öğretiminin bir ürünüydü ve daha az tanınmış bir eleştirmenin belirttiği gibi, amacı "bir şeyin kendisini bilmektense o şey ile ilgili herşeyi bilmek" (W H D Rouse, Kelly 1969: 53 içinde) idi Dilbilgisi-Çeviri aslında Amerika Birleşik Devletleri'nde ilk başlarda Prusya Yöntemi olarak tanındı (Amerikalı bir klasik diller öğretmeni olan B Sears tarafından yazılmış ve 1845'te basılmış bir kitap The Ciceronian or the Prussian Method of Teaching the Elements of the Latin Language [Kelly 1969] [Latin Dilinin Unsurlarının Öğretilmesinde Çiçero ya da Prusya Yöntemi] başlığını taşımaktaydı) Dilbilgisi-Çeviri Yöntemi'nin temel özellikleri şunlardı:
1 Yabancı dil çalışmasının hedefi bir dili o dilin edebiyatını okumak için öğrenmek ya da yabancı dil çalışmasından kaynaklanan zihinsel disiplinden ve entellektüel gelişmeden yararlanmaktır Dilbilgisi-Çeviri bir dili araştırmanın bir yoludur ve işe önce dilin dilbilgisi kurallarının ayrıntılı bir analizi ile başlar; sonra bu bilgiyi metinleri kaynak dilden hedef dile ve hedef dilden kaynak dile çeviri yapma göreviyle uygulamaya koyma gelir Dil öğrenimini, yabancı dilin biçimini ve sözdiziminianlayıp yönlendirmek için kuralların ve gerçeklerin ezberlenmesi olarak görür "Anadil, ikinci dilin ediniminde bir değinme sistemi olarak korunur" (Stern, 1983: 455)
2 Okuma ve yazma temel noktalardır; konuşma ya da dinlemeye verilen sistematik önem çok az ya da hemen hiçtir
3 Sözcük seçimi sadece kullanılmakta olan okuma metinlerine dayanır ve sözcükler iki dilde sözcük listeleri, sözlük çalışması, ve ezber yolu ile öğretilir Tipik bir Dilbilgisi-Çeviri metninde, sözcükleri ve karşı dildeki anlamlarını içeren bir liste verilir ve çeviri alıştırmaları yer alır
4 Tümce temel öğretim ve dil alıştırması ünitesidir Dersin çoğu tümcelerin hedef dilden kaynak dile, kaynak dilden de hedef dile çevirisi ile geçer ve yöntemin belirgin özelliği tümcenin odak teşkil etmesidir Dil öğretim çalışmasına daha önceki yaklaşımlar dilbilgisini yabancı bir dildeki metinlerin incelenmesinde bir yardımcı olarak kullandılar Ancak bunun orta okullardaki öğrenciler için çok zor olduğu düşünüldü ve tümce üzerindeki ilgi dil öğrenimini kolaylaştırmak için bir çabaydı (ayrıntı için Howatt 1984: 131)
5 Doğruluk ve kesinlik vurgulanır Öğrencilerden çeviride üst düzeylere gelmeleri istenir, bunun nedeni "içten gelen bir ahlak değerinin yanısıra, yüzyılda ortaya çıkan ve sayıları hızla artan yazılı sınavları geçmek için bir koşul olan doğruluk ve kesinliğin şaşmaz standartlarına verilen büyük öncelik" (Howatt 1984: 132)'dir
6 Dilbilgisi tümdengelime göre öğretilir - yani, önce dilbilgisi kuralları sunulup incelenir, sonra çeviri yolu ile alıştırması yapılır Çoğu Dilbilgisi-Çeviri kitabında, kitap boyunca dilbilgisi konularının sıralamasına dayanan bir program izlenmekteydi ve dilbilgisini organize ve sistematik bir yoldan öğretme çabası vardı
7 Öğrencilerin ana dili dersin dilidir Yeni maddelerin açıklanmasında ve yabancı dil ile öğrencilerin ana dili arasında yapılması gereken kıyaslamaların gerçekleşmesinde kullanılır
Dilbilgisi-Çeviri 1840'lardan 1940'lara kadar Avrupa'ya ve yabancı dil öğretimine hakim oldu ve uyarlanmış formda bugün de dünyanın bazı yörelerinde kullanılmaya devam etmektedir En iyi hali ile, Howatt'ın (1984) belirttiği gibi, hiç de eleştirmenlerin söylediği türden bir korku unsuru değildi Bu yöntemin en kötü örnekleri Fransızca ve Almanca çalışmanın klasik dilleri çalışmaktan hiç de daha az zor olmadığını sergilemek isteyenler tarafından dil öğretim dünyasına sunuldu Bunun sonucunda da binlerce okul öğrencisi tarafından nefretle hatırlanan tür Dilbilgisi-Çeviri oluştu zira bu öğrenciler için dil öğrenmek hiç kullanılamayacak dilbilgisi kuralları ve sözcüklere ait sonsuz sayıdaki listenin ezberlenme tecrübesi, resmi ya da edebi düzyazının kusursuz çevirisinin üretilmeye çalışılması anlamını taşımaktaydı Her ne kadar Dilbilgisi-Çeviri çoğu kez öğrencilerin bunalmasına neden olmaktaysa da, öğretmenden çok az talepte bulunur Edebi metinlerin anlaşılmasının yabancı dil çalışmasının temel odağı olduğu durumlarda ve konuşma bilgisini edinmeye çok az gereksinim olduğu durumlarda hala kullanılmaktadır Günümüzde üniversitelerde yabancı dil öğretimi için kullanılan kitaplar çoğu kez Dilbilgisi-Çeviri'nin prensiplerini yansıtırlar Bu kitaplar genelde dil öğretimi ya da uygulamalı dilbilim yerine edebiyat eğitimi görmüş kişilerin yazdığı kitaplardır Sonuç olarak, Dilbilgisi-Çeviri'nin hala yaygın bir biçimde uygulanmasına rağmen hiçbir destekçisi olmadığını söylemek doğru olabilir Kuramı olmayan bir yüntemdir Onu haklı çıkarmaya, dilbilim, psikoloji ya da eğitsel kuram ile bağdaştırmaya çabalayan hiçbir çalışma bulunmamaktadır
Ondokuzuncu yüzyılın ortalarında ve sonlarında Dilbilgisi-Çeviri'ye olan tepki birkaç Avrupa ülkesinde gitgide arttı Yenilikçi Hareket diye anılan bu hareket yeni dil öğretim yollarının temellerini attı ve günümüze kadar süregelen tartışmaları doğurdu
Ondokuzuncu yüzyılda dil öğretim özellikleri
Ondokuzuncu yüzyıla doğru Dilbilgisi-Çeviri Yöntem'inin sorgulanmasına ve reddine çeşitli unsurlar katkıda bulundular Avrupalılar arasında iletişim olanaklarının artması yabancı dillerde sözel yeterliliğe talebi yarattı Önceleri bu talep özel çalışma için hazırlanmış konuşma kitapları ve rehber konuşma kitapları için bir pazar oluşturdu, fakat dil öğretim uzmanları da dikkatlerini modern dillerin orta okullarda öğretilme yoluna çevirdiler Eğitim sisteminin sorumluluklarını yerine getiremediği daha sık dile getirilir oldu Almanya, İngiltere, Fransa ve Avrupa'nın diğer bölümlerinde, dil öğretim uzmanları - fert olarak - her biri modern dillerin öğretiminde reform oluşturacak özel bir yöntem öneren yeni dil öğretim yaklaşımları geliştirdiler Bu uzmanlardan C Marcel, T Prendergast ve F Gouin gibi bazıları görüşleri tarih içinde önem taşısa da sürekli bir etki sağlayamadılar
Fransız C Marcel (1793-1896) çocuğun dil öğrenimine dil öğretimi için bir model olarak değindi, öğrenmede anlamın önemini vurguladı, okuma becerisinin diğer becerilerden önce öğretilmesi gerektiğini savundu ve dil öğretimini daha geniş bir eğitsel çevçeveye oturtmaya çalıştı İngiliz T Prendergast (1806-1886) çocukların sözleri çözümlemek için bağlamsal ve durumsal ipuçlarını kullandıkları ve konuşurken ezberlenmiş tümcecikler ve "usul"leri kullandıkları gözlemini ilk kaydeden kişiydi Dil öğrenen kişilere dildeki en temel yapısal kalıpların öğretilmesine dayanan ilk "yapısal program" Prendergast tarafından önerildi Bu yolla Prendergast 1920 ve 30'lu yıllarda ele alınacak ve Bölüm 3'te işlenen bir konuyu ortaya atmış oluyordu Fransız F Gouin (1831-1896) belki de ondokuzuncu yüzyıl reformcuları arasında en tanınanıdır Gouin, çocuğun dil kullanımına yönelik kendi gözlemlerine dayanan bir yabancı dil öğretim yaklaşımı geliştirdi Dil öğreniminin, bir seri ilişkili eylemden oluşan olaylarla başa çıkmak için dilin kullanımı yoluyla gerçekleştiğine inanmaktaydı Yöntemi sözel dili düzenlemek ve sunmak için durumlar ve temalar kullandı; bunlar, odun kesmek ve kapı açmak gibi eylemlerle ilişkili tümce dizilerini içeren ünlü Gouin "seri"leriydi Gouin yöntemine göre ders vermek için okullar kurdu ve bu sistem bir süre oldukça popülerdi Bir yabancı dil kursunun ilk dersinde aşağıdaki seri öğrenilirdi:
Kapıya doğru yürüyorum Yürüyorum
Kapının yakınına gidiyorum Yakınına gidiyorum
Kapının daha yakınına gidiyorum Daha yakınına gidiyorum
Kapıya gidiyorum Gidiyorum
Kapıda duruyorum Duruyorum
Kolumu uzatıyorum Uzatıyorum
Kapı kolunu tutuyorum Tutuyorum
Kolu çeviriyorum Çeviriyorum
Kapıyı açıyorum Açıyorum
Kapıyı çekiyorum Çekiyorum
Kapı hareket ediyor hareket ediyor
Kapı menteşelerinde dönüyor dönüyor
Kapı dönüyor, dönüyor dönüyor
Kapıyı tamamen açıyorum Açıyorum
Kapı kolunu bırakıyorum bırakıyorum
(Titone, 1968: 35)
Gouin'in, yeni ders malzemelerinin anlamlarını netleştiren bir bağlamda sunma gereksinimini ve sözlerin anlamlarını yansıtmak için beden hareketlerinin ve alıştırmaları kullanımını vurgulaması, sonraları Durumsal Dil Öğretimi   ve Toplu Fiziksel Tepki   gibi yaklaşım ve yöntemlerin bir bölümü haline gelecek olan uygulamalardır
Bu gibi dil uzmanlarının ferdi çalışmaları, yaşadıkları dönemlerin değişen koşullarını yansıtmaktadır Eğitimciler, yabancı dil programlarının hedefi olarak okuma-anlama, dilbilgisi ya da edebiyatın takdir edilmesi yerine konuşma yetkinliğine olan gereksinimi kabul ettiler; çocukların dili nasıl öğrendiklerine ilgi duyulmaya başlandı ve bu ilgi de çocuğun dil öğrenimine ilişkin gözlemler (ya da, daha genel olarak, görüşler) yolu ile öğretme prensipleri geliştirilmesini başlattı Fakat Marcel, Prendergast, Gouin ve diğer uzmanların fikir ve yöntemleri yerleşik eğitim çevreleri dışında geliştirilmişti ve bu nedenle de daha geniş yaygınlaşma, kabul ve uygulama yolundan yoksundu Bu kişiler dil öğretim mesleğinde yeni fikirlerin eğitsel bir hareket haline gelmelerini sağlayacak yeterli düzenli yapılaşmanın (örneğin, profesyonel dernekler, yayınlar ve konferanslar şeklinde) bulunmadığı bir zamanda yazmaktaydılar Ancak bu durum ondokuzuncu yüzyılın sonuna doğru, reforma yatkın öğretmen ve dilbilimcilerin ilgilerinin kesiştiği daha bütünsel bir çaba ortaya çıktığında, değişmeye başladı Öğretmenler ve dilbilimciler dil öğretimine yeni yaklaşımlarda bulunmanın gerekliliği hakkında yazmaya başladılar ve bu kişilerin yazıları, kitapları konuşmaları ve makaleleri yolu ile daha yaygın pedagojik reformların temelleri atıldı Bu çaba da dil öğretiminde Reform Hareketi adını aldı
Kaynakça
Howatt, A P R 1984 A History of English Language Teaching Oxford: Oxford University Press
Kelly, L G 1969 25 Centuries of Language Teaching Rowley, Mass: Newbury House
Stern, H H 1983 Fundamental Concepts of Language Teaching Oxford: Oxford University Press
Titone, R 1968 Teaching Foreign Languages: An Historical Sketch Washington, D C : Georgetown University Press
(Gür, H 1995 "Dil öğretim yöntemleri: Dilbilgisi Tercüme Yöntemi, Doğal Yöntem, Doğrudan Yöntem " Dil Dergisi Sayı 32 Sayfa 28-34) Approaches and Methods in Language Teaching başlıklı kitaptan çeviri
DİL ÖĞRETİM YÖNTEMLERİ: DOĞAL YAKLAŞIM
Tarihçesi
1977'de California'da İspanyolca öğretmekte olan Tracy Terrell "Doğal Yaklaşım adını verdiği 'yeni' bir dil öğretim felsefesi" (Terrell 1977; 1982: 121) ile ilgili ana hatları sundu Bu, araştırmacıların ikinci dil edinimini incelerken tanımladıkları "doğal" prensiplerle uyum içinde olan bir dil öğretimini amaçlamaktaydı Doğal Yaklaşım Terrell'ın İspanyolca öğretirken edindiği tecrübelerden kaynaklanmaktaydı Geçen zaman içinde Terrell ve başkaları Doğal Yaklaşım'ı temel düzeyden yüksek düzeye kadar çeşitli dillerde uygulama konusunda çalışmalar sürdürdüler Bu arada Güney California Üniversitesi'nde uygulamalı dilbilimci olan Stephen Krashen ile bir anlamda gücünü birleştiren Terrell, Krashen'ın ikinci dil edinimi konusunda ileri sürdüğü ve büyük yankılar yaratan kuramına dayanan kuramk bir mantık oluşturmayı amaçladı Krashen ve Terrell'ın Doğal Yaklaşım'a ilişkin prensip ve uygulamalar hakkındaki ortak görüşleri 1983 senesinde The Natural Approach başlığı altında yayınlandı Doğal Yaklaşım   diğer dil öğretim yaklaşımlarından çok daha fazla ilgi uyandırdı; bunun başlıca nedeni de Krashen tarafından sağlanan destekti Krashen ve Terrell'ın kitabı Krashen tarafından hazırlanan ve onun ikinci dil edinimi konusundaki görüşlerini (Krashen 1981: 1982) özetleyen kuram bölümleri ve geniş ölçüde Terrell tarafından hazırlanmış, uygulama ve sınıf içi teknikleri ele alan bölümleri içerir
Krashen ve Terrell Doğal Yaklaşım'ı dil öğretimine "geleneksel" yaklaşım olarak nitelendirdiler Geleneksel yaklaşımlar "ana dile gerek olmaksızın iletişime dayalı durumlarda dilin kullanımına dayalı" yaklaşımlar olarak açıklanmaktadır ve bu tanıma, kuşkusuz "dilbilgisi analizine, dilbilgisi tekrar alıştırmasına ya da belirgin bir dilbilgisi kuramına da gerek duymayan" ifadesini eklemek gerekecektir Krashen ve Terrell bu tür "yaklaşımlar doğal, psikolojik, fonetik, yeni, reformcu, doğrudan analitik vs olarak adlandırılmıştır" (Krashen ve Terrell, 1983: 9) demektedirler Doğal Yaklaşım yazarlarının kendi yaklaşımlarını Doğal Yöntem   ile ilişkilendirmeleri, bazı kimseleri Doğal Yaklaşım ile Doğal Yöntem'in eşanlamlı terimler olduğunu düşünmelerine neden olmuştur Her ne kadar paylaştıkları noktalar varsa da Doğal Yaklaşım ile eski Doğal Yöntem arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır ve bunların belirtilmesi yararlı olacaktır
Doğal Yöntem, yüzyılın başlangıcında Doğrudan Yöntem   haline gelen uygulamanın bir diğer adıdır Modern Language Association[b] tarafından, dil öğretiminin durumu ile ilgili sunulan 1901 tarihli bir raporda ("Committee of 12"[b] tarafından hazırlanan rapor) şöyle anlatılmaktadır:
En aşırı şekli ile, bu yöntem öğretmen tarafından sağlanan monologların öğrenci ile öğretmen arasında soru-yanıt alışverişine dönüşmesini içermekteydi ve bunların tümü de yabancı dildeydi   Konuşmaya büyük ölçüde pantomim eşlik etmekteydi Bu pantomimin, dikkatli dinlemenin ve büyük miktardaki tekrarın yardımı ile öğrenci çeşitli eylem ve nesneleri belirgin ses kombinasyonları ile bağdaştırır hale gelmekte ve sonunda yabancı sözcükleri ya da tümcecikleri üretir hale gelmekteydi   Konuşma diliyle yeterince karşı karşıya kalınmadıkça, öğrenciye yabancı dil yazılı formda sunulmamaktaydı Dilbilgisinin incelenmesi daha da geç bir döneme bırakılmaktaydı (Cole, 1931: 58)
Doğrudan Yöntem hakkında kullanılan doğal terimi, yalnızca, yöntemin temelini oluşturan prensiplerin çocuğun dil öğrenimindeki prensiplere benzediği düşüncesini yansıtmaktaydı Benzer şekilde, Krashen ve Terrell tarafından tanımlandığı şekli ile Doğal Yaklaşım'ın başarılı ikinci dil ediniminde mevcut olan doğal prensiplere uygun olduğu düşünülmektedir Ancak, Doğal Yöntem'in aksine, Doğal Yaklaşım öğretmen monologlarına, doğrudan tekrara ve yapıya yönelik soru-yanıtlara daha az yer, hedef dile ait tümcelerin doğru üretimine de daha az önem vermektedir Doğal Yaklaşım'da alıştırma yerine hedef dile "maruz kalma durumuna - yani "girdi"ye,[b] öğrenme için duygusal açıdan hazır olma durumunun sağlanmasına, öğrencilerin dil üretmeden önce uzunca bir süre duymalarına, ve kavranabilir girdi[b] kaynağı olarak yazılı ve diğer türden malzemelerin kullanımına önem verilmektedir; Doğal Yaklaşım'ın kavramaya verdiği temel rol, bu yaklaşımı dil öğretiminin kavramaya-dayalı diğer yaklaşımlarına bağlamaktadır  [b]
Yaklaşım
Dil kuramı
Krashen ve Terrell iletişimi dilin temel işlevi olarak görürler ve yaklaşımlar da iletişimsel yeteneklerin öğretilmesini hedef aldığı için, Doğal Yaklaşım'dan iletişimsel bir yaklaşım örneği olarak söz etmektedirler Doğal Yaklaşım "bugün geliştirilmekte olan diğer iletişimsel yaklaşımlarla benzerlik göstermektedir" (Krashen ve Terrell, 1983: 17) Dilbilgisini dilin temel bileşeni olarak gören İşitsel-Dilsel Yöntem gibi eski dil öğretim yöntemlerini reddederler Krashen ve Terrell'a göre, bu yöntemlerin temel sorunu "gerçek dil edinim kuramlerine göre değil başka şeylerin kuramlerine, örneğin dilin yapısına ilişkin kuramlara göre" (1983: 1) oluşturulmuş olmalarıydı Ancak, İletişimsel Dil Öğretimi'ni savunanların aksine   Krashen ve Terrell bir dil kuramına pek önem vermemektedirler Öyle ki, Krashen'a yönelik yakın tarihli bir eleştiri, onun hiçbir dil kuramı olmadığını ileri sürmektedir (Gregg, 1984) Krashen ve Terrell'ın dilin doğasına yönelik olarak açıkladıkları, anlamın öncelik taşıdığını vurgulamaktadır Sözcük bilgisinin önemi vurgulanırken, bir dilin temelde söz varlığından oluştuğu, dilbilgisinin yalnızca tümceler üretmek için bu söz varlığının nasıl kullanılacağını saptayacağı görüşü desteklenmektedir Bu görüıü desteklemek için Terrell Dwight Bolinger'in şu görüşünü örnek göstermektedir:
Söz varlığındaki bilginin niceliği dilin herhangi bir unsurunun niceliğini kat kat aşmaktadır ve artıkbilgi[b] kavramı söz konusu olduğunda, sadece sözcüklerden oluşan bir mesajı yeniden yapılandırmak, sadece yapısal ilişkilerden oluşan bir mesajı yeniden yapılandırmaktan daha kolaydır Burada önemli olan gerçek, dilbilgisinin oynadığı yan roldür En önemli olan şey sözcükleri edinmektir (Bolinger, Terrell 1977: 333 içinde)
Dil anlamın ve mesajların iletilmesi için bir araç olarak görülür Krashen ve Terrell "edinim ancak insanlar hedef dildeki mesajları anladıklarında gerçekleşebilir" (Krashen ve Terrell, 1983: 19) görüşünü savunmaktadırlar Ancak, dile iletişimsel açıdan yaklaştıklarını duyurmalarına karşın, işitsel-dilsel yöntem savunucuları gibi dil öğrenimini yapıların aşamalar halinde edinilmesi olarak görürler "Girdi hipotezine göre, dil edinmekte olan kişilerin hedef dilin ediniminde bir sonraki safhaya geçebilmeleri için bir sonraki safhanın parçası olan bir yapısı içeren girdi dili anlamaları gerekir" (Krashen ve Terrell, 1983: 32) Krashen bunu "I+1"[b] formülü ile (yani, öğrencilerin o anki düzeyinden bir fazla ileri düzeyde yapıları içeren girdi) açıklar Bizce, Krashen'ın kullandığı yapı kavramı, Leonard Bloomfield ve Charles Fries'ın yapı kavramından kastettikleri anlam ile benzeşmektedir Böylece, Doğal Yaklaşım, dil öğrenmekte olan kişinin I+1 düzeydeki yapıları içeren "girdi" ile karşı karşıya kalarak ustalık kazanabileceği, yapısal karmaşıklık taşıyan bir dilbilimsel hiyerarşi düşüncesindedir
Bu durumda karşımızda söz varlığı, yapılar ve mesajlardan oluşan bir dil anlayışı yer almakta Bu türden bir görüşte, mesajların Doğal Yaklaşım'da birinci dereceden önemli sayılmaları dışında, yeni sayılabilecek hiçbir şey olmadığı ortadadır Hem algılama hem de üretme için mevcut olan söz varlığının, mesajların yapılandırılmasında ve yorumunda önemli oldukları kabul edilir Mesajlardaki söz varlığı unsurlarının dilbilgisel açıdan yapılanmış olmaları gerekmektedir ve daha karmaşık mesajlar daha karmaşık dilbilgisi yapıları sergileyecektir Bu türden dilbilgisi yapılanmasını tanısalar da, Krashen ve Terrell dilbilgisi yapılarının dil öğretmeni tarafından, dil öğrencisi tarafından açık analizinin gerekmediği, dil öğretme malzemeleri içinde bu unsurlara önem verilmesi gerekmeyeceği düşüncesindedirler
Öğrenme kuramı
Krashen ve Terrell Doğal Yaklaşım'ın dayandığı kuramk tabana ve yöntemin bu türden bir tabana sahip olma açısından benzersizliğine sık sık değinmektedirler "Bu yöntem çeşitli farklı dil edinimi ve öğrenme bağlamlarına ilişkin pek çok bilimsel inceleme tarafından desteklenen ampirik tabanlı bir ikinci dil edinim kuramına dayanmaktadır" (Krashen ve Terrell, 1983: 1) Kuram ve araştırma Krashen'ın dil edinimi konusundaki görüşleri dayanmaktadır ve bu görüşler Krashen'ın dil edinim kuramı olarak anılmaktadır Krashen'ın görüşleri çeıitli çalşımalarda (örneğin, Krashen 1982) kapsamlı bir biçimde ele alındığı için, bu bölümde Krashen'ın görüşlerini ya da bunlara yönelik eleştirileri sunmayacağız (Ayrıntılı eleştirel çalışmalar için, Gregg 1984 ve McLaughlin 1978) Ancak, yöntemin temel niteliklerini özet halinde sunmak gerekmekte zira Doğal Yaklaşım'ın oluşum[b] ve işlemleri[b] bunlara dayanmakta
EDİNME/ÖĞRENME HİPOTEZİ
Edinme/öğrenme Hipotezi'ne göre, ikinci dil ya da yabancı dilde yeterliğin geliştirilmesi iki farklı yoldan olmaktadır Edinme, çocuğun birinci dil gelişimine paralel olan "doğal" yoldur Edinme, dili anlama ve dili anlamlı iletişim için kullanma yolu ile dilde yeterliğin doğal gelişimini içeren, bilinçdışı bir süreci anlatır Buna zıt olarak öğrenme bir dilin kurallarına ilişkin bilginin bilinçli şekilde geliştirilmesi sürecini anlatır Öğrenme bir dilin formları hakkında bilginin alınması ve bu bilginin ifade edilmesi ile sonuçlanır "Öğrenme" süreci için formel öğretme gerekir ve hataların düzeltilmesi öğrenilen kuralların geliştirilmesine yardımcı olur Bu kurama göre, öğrenme süreci kişiyi edinme sürecine götüremez
DENETİM HİPOTEZİ
Edinilmiş dil sisteminin, ikinci dilde ya da yabancş dilde iletiıimde bulunduğumuzda tümcelerimizi başlattığı söylenir Bilinçli öğrenme, edinilmiş sistemin ürettiklerini denetleyen ve onaran bir gözlemci ya da düzeltici işlevini görmektedir Denetim Hipotezi iletişimde bulunduğumuzda öğrenilmiş bilginin bizi düzeltmesine güvenebileceğimiz, ancak, bilinçli öğrenmenin (yani, öğrenilmiş sistemin) tek işlevinin olduğunu ileri sürer Denetlemenin başarılı kullanımını üç koşul sınırlamaktadır:
1 Süre Öğrencinin öğrenilmiş bir kuralı seçmesi ve uygulaması için yeterli süre olmalıdır
2 Form üzerinde yoğunlaşma Dili kullanan kişi doğru üretim üzerinde ya da üretimin formu üzerinde yoğunlaştırılmalıdır
3 Kuralları bilmek Üretimde bulunan kişi kuralları bilmelidir Denetleme sistemi, iki açıdan basit olan kurallarla en iyi sonucu verir: kuralların açıklanması kolay olmalıdır ve karmaşık hareket ve düzenlemeleri gerektirmemelidir
DOĞAL SIRALAMA[10] HİPOTEZİ
Doğal Sıralama Hipotezi'ne göre, dilbilgisi yapılarının edinimi önceden tahmin edilebilir bir sıralama izler Yapılan araştırmaların belirli dilbilgisi yapılarının ya da morfemlerin İngilizce'nin birinci dil olarak ediniminde diğerlerinden önce geldiğini gösterdiği ve benzer bir doğal sıralamanın ikinci dil ediniminde de bulunduğu söylenmektedir Hatalar doğal gelişme süreçlerinin işaretleridir ve edinme esnasında (ama öğrenme esnasında değil) ana dilleri ne olursa olsun öğrenciler benzer gelişme hatalarını sergilemektedirler
GİRDİ HİPOTEZİ
Girdi Hipotezi, dil öğrenen kişinin maruz kaldığı dil (yani, girdi) ile dil edinimi arasındaki ilişkiyi açıklama iddiasındadır Dört temel konuyu içerir:
Birincisi, bu hipotez öğrenme ile değil edinme ile ilgilidir
İkincisi, öğrenciler dili, en iyi şekilde, o anki edinç[b] düzeylerinin bir parça ötesinde olan girdiyi anlayarak edinirler
Dil edinmekte olan bir kişi I ile anlatılabilecek bir düzeyden (burada I bu kişinin edinç düzeyini temsil etmektedir) bir I+1 düzeyine (I+1 düzeyi, I düzeyini bir doğal sıralamaya göre izleyen düzeydir) "geçebilir"; bunu da I+1 içeren bir dili anlayarak yapar (Krashen ve Terrell 1983: 32)
Duruma ve bağlama dayanan ipuçları, dil-dışı[b] bilgi, ve dünya hakkındaki bilgi, edinmeyi mümkün kılar
Üçüncüsü, konuşma yeteneği doğrudan öğretilemez; bu yetenek zaman içinde, dil edinmekte olan kişi girdiyi anlayarak dilsel edinç oluşturunca kendiliğinden oluşur
Dördüncüsü, eğer yeterli miktarda kavranabilir girdi mevcutsa, I+1 genelde otomatik olarak oluşacaktır Kavranabilir girdi, dil öğrenmekte olan kişinin, bağlama dayanarak ve dili kullanarak anladığı sözceleri anlatmaktadır Bir konuşmacı, dil edinmekte olan kişinin mesajı anlaması için dili kullandığında, konuşmacı karşısındakinin mevcut edinç düzeyine bir yapılar "ağı sermektedir" ve bu da pek çok I+1 örneğini barındıracaktır Bu nedenle, girdinin dil öğrenmekte olan kişinin mevcut dilsel erincine göre kusursuz biçimde ayarlanmış olması gerekmediği gibi, öğrencilerin birbirinden çok farklı erinç düzeylerine sahip oldukları bir dil sınıfında bunun yapılması da aslında olanaksızdır
Nasıl ki çocuk anadilini kendi mevcut anlama düzeyine göre kabaca ayarlanmış "bakıcı konuşması"13 örnekleri ile edinirse, bir ikinci dili edinmekte olan yetişkinlere de ikinci dilin kavranmasını mümkün kılacak basit kodlar sağlanır Bu türden bir kod, anadil konuşanların yabancılarla yaptıkları iletişimi basitleıtirmek için kullandıkları "yabancı konuşması"14dır Bu konuşmanın özelliği, daha yavaş gelişmesi, tekrarlar, yinelemeler, ne/nasıl/kim gibi karmaşık sorular yerine evet/hayır soruları içermesi gibi unsurlar yolu ile sınırlar dil edincine sahip kişiler için mesajları daha anlaşılır yapmaktır
ETKİLİ FİLTRE HİPOTEZİ[15]
Krashen dil öğrenmekte olan kişinin duygusal durum ya da tutumlarını, edinim için gerekli olan girdiyi geçiren, engelleyen ya da durduran ayarlanabilir bir filtre olarak görmektedir Gerekli girdinin yalnızca çok az bir bölümünü engellediği ya da durdurduğu için, alçak bir filtre tercih edilmektedir Bu hipotezin dayandığı ikinci dil edinimi araştırmalarına göre, ikinci dil edinimi ile ilgili üç tür etkili ya da tutumsal değişken bulunmaktadır:
1 Nedenlilik [b] Yüksek nedenliliğe sahip dil öğrencileri genelde daha başarılıdır
2 Özgüven Özgüvene ve kendi gelişmesine ilişkin olumlu görüşlere sahip dil öğrencileri daha başarılıdır
3 Heyecan Kişinin ve sınıfın endişeye yakın bir heyecandan uzak olmaları ikin dil edinimi açısından daha yararlıdır
Etkili Filtre Hipotezi alçak bir filtreye sahip olan dil edinmekte olan kişilerin daha fazla girdi arayıp aldıklarını, güvenle etkileşimde bulunduklarını ve aldıkları girdiyi kabul etmeye daha hazır olduklarını belirtmektedir Heyecan dolu dil öğrencilerinin etkili filtresi yüksek olmaktadır ve bu da edinmenin gerçekleşmesini engellemektedir Etkili filtrenin (örneğin korku ya da çekinme) yetişkinliğe geçişin ilk dönemlerinde ortaya çıktığına ve bu gerçeğin de çocukların ikinci bir dili öğrenme konusunda yetişkinlere olan bariz üstünlüğünün nedeni olabileceğine inanılmaktadır
Bu beş hipotezin dil öğretimi açısından belirgin varsayımları bulunmaktadır Bunlar, özetle şunlardır:
1 Olabildiğince kavranabilir girdi sunulmalıdır
2 Kavramaya yardımcı olan her şey önemlidir Görsel araçlar kadar, sözdizimsel yapının incelenmesi yerine, geniş bir sözcük bilgisi dağarcığına maruz kalmak da yararlıdır
3 Sınıfta ağırlık dinleme ve okumada olmalıdır; konuşmanın kendi kendine "ortaya çıkması"na imkan sağlanmalıdır
4 Etkili filtrenin azaltılması için, öğrencilere sunulan çalışma formdan ziyade anlamlı iletişime dönük olmalıdır; rahat bir sınıf ortamına katkıda bulunabilmesi için, girdinin ilginç olması gerekir
|