Osmanlı Kadın Şairleri.. |
|
|
#1 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlı Kadın Şairleri..Osmanlıda kadın şairler kadar, kadın şairler üzerine yapılmış araştırmaları da gözden geçirmek isteyen bir araştırmacı hayal kırıklığına uğramayı peşinen göze almak zorundadır Sözünü ettiğim hayal kırıklığı kadın şair sayısının azlığı gibi bunlar üzerine yapılan araştırmaların sayısının da azlığından kaynaklanmaktadır![]() Geleneksel dönemde edebiyat tarih ve tenkidinin yerini tutan tezkirelerle sınırlı kalan edebî araştırmalarda adı geçen kadın şair sayısı iki elin parmaklarından çok az fazladır Tezkirelerin sınırlı ifade kalıplarına sıkışmış olarak birbirine benzer cümlelerle tanıtılan, bir çoğunun eserleri dahi elimize ulaşmış olmayan bu şairler hakkında doyurucu araştırmaların yapılmış olmasını zaten bekleyemeyiz![]() Tanzimat sonrasında sayılarında artış görülen kadın şairler üzerinde ise münferit ve ciddi birkaç çalışmanın varlığına rağmen; kadın şairlerimizi başlangıçtan itibaren ele alarak ortaya gerçek bir panorama çıkaracak sistemli bir çalışmanın henüz yapılmadığı aşikârdır ![]() Zeynep Hatun Mihrî Hatun Ani Hatun Fıtnat Hanım Leylâ Hanım Şeref Hanım Âdile Sultan Tevhîde Hanım Feride Hanım Hatice Nakiye Hanım Sırrî Hanım Münire Hanım Fıtnat Hanım (Trabzonlu) Habibe Hanım Hasibe Maide Hanım Hatice İffet Hanım Leylâ Hanım (Saz) Nigâr Hanım Makbule Leman İhsan Raif Şükûfe Nihal Halide Nusret Zorlutuna ZEYNEP HATUN Divan şiirinin bilinen ilk kadın şairi 15 Yüzyılda yaşamış bir kadı kızı ve bir kadı eşi Çağdaşı olan Mihri Hatun ile aralarında latifeler ve karşılıklı şiir söyleşmeleri var Divanı, Sultan Mehmet adına düzenlendi Zeynep Hatun, şiirlerinde, kadının isteklerini, açgözlülük olarak nitelendirir ve döneminin kadınının aşağılık konumundan sıyrılma isteğini anlatır Zeynep Hatun, bir şair olarak kabul görebilmek için, arzularının “merdane” olmasını ister Tıpkı alçakgönüllü bir erkek gibi, bilge olmak isteğini vurgular Yumuşaklık, sevecenlik gibi kadına özgü bazı değerleri, zayıflık ve ruhsal eksiklik diye nitelendirir Aşık Çelebi, “Mesairus Şuara” adlı kitapta, Zeynep Hatun’un yaşamının son döneminde şiiri bıraktığını, inzivaya çekildiğini anlatır![]() ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER GAZEL Keşfet nikabını yeri göğü münevver et Bu âlem anasırı firdevs-i enver et Depret lebini cüşe getir hacz-i kevseri Anber saçını çöz bu cinanı muattar et Hattın berat verdi saba yeline dedi Tez er Hatay’a Çin’i tamam et müseehhar et Yâra yolunda âşk ile derdinden ölenin Kim der sana ki hecr ile cânın mükedder et Zeynep çü dost zülfü gibi tarümarsın Divane olma şiirini divan ü defter et Zeyneb ko meyli zinet-i dunyaya zen gibi Merdane var Sade-dil ol terk-i ziver it MİHRÎ HATUN 1460 ya da 1461′de Amasya’da doğdu ve 1506′da yine burada öldü Asıl adı Mihrünnisa ya da Fahrünnisa “Mihrî” mahlasını kendisi de bir şair olan babası Mehmet Çelebi bin Yahya’dan (Belâyî) aldı Hiç evlenmedi Sultan 2 Bayezid ve oğlu Şehzade Ahmed’in Amasya Valiliği sırasında kentte toplanan bilgin ve sanatkarların meclislerine katıldı Mihrî Hatun, Zeynep Hatunla birlikte adı bilinen ilk Türk kadın şairlerinden Güzelliğiyle bölgede ün salan Mihri Hatun, sade bir dille yazdığı kaside ve gazelleriyle tanınır Diğer divan şairi kadınlardan aşkı çekinmeden kullanmasıyla ayrılır Şairi Necati Bey’i kendisine örnek aldığı, şiirlerini Necati Bey’e gönderip fikrini öğrenmeye çalıştığı iddiaları da var Söylentilere göre Necati Bey ile aralarında duygusal yakınlaşma vardı Ayrıca şiirlerinde, Müyyedzâde Abdurrahman Çelebi ve Sinan Paşazâde İskender Çelebi’ye duyduğu aşka dair ipuçlarına da rastlanır Mihri Hanım Divanı 1967′de Moskova’da basıldı![]() ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER GAZEL Ben umardım ki seni yâr-ı vefâ-dâr olasın Ne bileydim ki seni böyle cefâ-kâr olasın Hele sen kaaide-î cevrde eksik komadın Dostluk hakkı ise ancağ ola var olasın Reh-i âşkında neler çektüğüm ey dost benim Bilesin bir gün ola aşka giriftâr olasın Sözüme uymadın ey asılası dil dilerim Ser-i zülfüne anın âhiri ber-dâr olasın Sen ki cân gül-şeninin bi gül-i nev-restesisin Ne revâdır bu ki her hâr ü hasa yâr olasın Beni âzâde iken aşka giriftâr itdin Göreyim sen de benim gibi giriftâr olasın Bed-duâ etmezem ammâ ki Huda’dan dilerim Bir senin gibi cefâ-kâra hevâ-dâr olasın Şimdi bir hâldeyüz kim ilenen düşmanına Der ki Mihrî gibi sen dahi siyeh-kâr olasın ANİ HATUN Doğum tarihi bilinmiyor 1710′da Yenişehir-Fener’de yaşamını yitirdi Asıl ismi Fatma Kültürlü bir ailenin kızı olarak İstanbul’da doğdu Akıllı, bilgili ve eğitimli olan Ani Hatun, “Hace-i Zenan (Kadınların Hocası)” lâkabıyla anılmıştır Arapça öğrendi, doğu ve Batı edebiyatlarıyla ilgili çalışmalar yaptı Bir divanı olduğu sanılıyor ama bulunamadı Usta bir hattat olarak da ün yaptı Bazı metinlerde hattatlığının şairliğinden bile üstün olduğu belirtilir![]() ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER GAZEL Feramuş itti hayli dem beni yad itmeden kaldı Benim çok sevdigim mahzunu dilşad itmeden kaldı Nola t’amirine kasd itmese şah-ı cihan banım Bilür kim hatır-ı viranım abad itmeden kaldı Kalupdur bahr-i gamda fülk-i dil yok sahil-i maksud Hayıflar rüzgarim bana imdad itmeden kaldı Düşelden ran-ı aşk-ı yare zar ü natüvandır dil Ser-i kuyinde halim yare feryad itmeden kaldı Niçün derpey olur Ani ki hal-i Kays’ı bilmez mi O biçare yetürdi kendin irşad itmeden kaldı ![]() ![]() ![]() ![]() |
|
Osmanlı Kadın Şairleri.. |
|
|
#2 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlı Kadın Şairleri..FİTHAT HANIM İstanbul’da doğdu, doğum tarihi bilinmiyor 1780′de yine İstanbul’da yaşamını yitirdi Asıl adı Zübeyde Şeyhülislam Ebu İshakzade Mehmet Esad Efendi’nin kızı Özel derslerle eğitildi Küçük yaştan itibaren edebiyat ve şiirle ilgilendi Rumeli Kazaskerlerinden Mehmed Efendi ile evlendi Günümüze kadar gelen kadın şairler arasında en dikkat çekicilerden biri Aydın ve şairi bol bir çevrede yetişti, döneminin sanat-edebiyat çevrelerinde bulundu Şiirleri kadar nükteleri, Koca Ragıp Paşa ve şair Haşmet ile aralarında geçen şakalaşmalarla da bilinir Ancak günümüze ulaşan bu şakaların bir kısmının uydurma olduğu sanılıyor Türkçe’yi çok güzel kullanır, şiirlerinde zaman zaman halkın konuştuğu dile de yer verir Ama şiirlerine kadın içtenliği ve inceliği yansımaz Yayınlanmış bir divanı var Kendisini anlamayan, ruhuna denk düşmeyen, şiirle uğraşmasına bir anlam veremeyen kocası Derviş Mehmet Efendi ile evliliğinde mutlu olmadığı biliniyor![]() ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER ŞARKI Beni derdinle yeter zâr etdin Yok mu insâfın a zalim söyle Çeşm-i mestin gibi bîmâr etdin Yok mu insâfın a zalim söyle Ruhların taze gülü handandır Leblerin derd-i dile dermandır Sühanın mürde-i aşka candır Yok mu insâfın a zalim söyle Âşık-ı zâre cefâ kârındır Öldüren gamze-i hunharındır Eden ihyâ yine güftarındır Yok mu insâfın a zalim söyle Ey Sehi-kamer ü şîrin-güftâr Bülbül-i vird-i ruhun gerçi hezâr Var mıdır bencileyin âşık-ı zâr Yok mu insâfın a zalim söyle GAZEL Neşve-i cam-ı muhabbetle gönül cuş eyler Çekilen der ü gamı cümle feramuş eyler Kıl hazer alma sakın aşık-ı zarın ahın Seni bir şuh-ı sitemkara felek dun eyler Bir nigehle komadı derdimi takrire mecal Çeşm-i mestin nice guyaları hamuş eyler Hale-i mah gibi sineye çekmiş mihri Bezm-i vuslatta o kim yari deraguş eyler Sen hem gülşen-i hüsnünde figan et cü hezar Fıtnata derd-i dilin belki o gül guş eyler LEYLÂ HANIM Sudur’dan Moralı Zâde Hâmid Efendi’nin kızı ve Keçecizâde İzzet Molla’nın yeğeni Çocuk denecek yaşta babasını kaybetti, aynı dönemde evlendirildi, bir hafta içinde ayrıldı Dönemin ünlü şairleri ve dayısı olan Keçecizade İzzet Molla’dan özel ders adı Saray kadınlarıyla yakın ilişkisi olduğu bilinen, iyi eğitimli ve çok kültürlü bir şair Hazır cevaplığı ve şakacılığı ile de tanınır Mevlevî tarikatına katıldı Mihrî Hatun kadar olmasa da kadın duygularını dile getirmesi ve döneminin koşullarında bir kadın için serbest sayılabilecek söyleyişiyle dikkat çeker Edebî bir çevrede yaşadığı için verimli bir şair Şiir dili açık ve sade Bir Divanı var 1848′de yaşamını yitirdi Galata Mevlevihanesi kabristanında toprağa verildi Pür âteşim açdırma sakın ağzımı zinhâr, mısrasıyla başlayan, Zâlim beni söyletme derûnumda neler var, nakaratlı şarkısı çok ünlü![]() ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER GAZEL Yârin âşıkları ile ülfeti pek güçtür güç O peri vahşidir unsiyyeti pek güçtür güç Sakın aldanma gönül vâ’d-i visâl-i yâre Sonra derd ü elem ü mihneti pek güçtür güç Beni âfv eyle eğer meclise girdiyse rakip Çekemem doğrusu bu sıkleti pek güçtür güç Ders-i aşkı açalım dersini vaiz kapasın Zâhidin bârid olur sohbeti pek güçtür güç Sohbeti yâr ile de pekçe uzatma Leylâ O peri vahşidir ünsiyyeti pek güçtür güç GAZEL Her seherde Kâbei kûyında estikçe nesim Âşıka zülfi siyahından gelir anber şemim Naveki müjgânı gönder sinei mecruhuma Kûşei gamda dili mahzunuma olsun nedim Kalim bu aşk ile yanmaktan ey meh ruzüşeb Yok bana derdü elemden başka bir yârı kadîm Şiddeti düzahla korkutma beni gel zahida Aşkıma nisbet benim bir şey midir narı cahim Kûşei cennet dahi olsa safayab olmayız Aşk ile olduk hele külhan bucağında mukim Zulmu çok ettin bugün Leylâ’ye ey şahı cihan Ruzi mahşerde seninle eylesin bahsi azîm GAZEL Hayâli ârızın bağı gönülde gülizarımdır Açıldı dağlar kim sînede evvem beharımdır Güli ümmidim açılmaz açıldı soldu hep güller Bu gülşende figandan bihaber ancak nigârımdır Hikâyettir sana şerhi derunumdan değil şevka Senin aşkınla yanmak tabemahşer iftiharımdır Neden küstün bilir hep cürmün inkâr eylemez âşık Sebep bu infiale naleî bî ihtiyarımdır Salın ey nahli nâzım gel nolur bir kerre serv âsa Sarayındır bu gönlüm ande eşkim cuyibarımdır Emanet eyledim bir tahfecik ol şahı hubane Gönül derler anın adına Leylâ yadigârımdır ŞEREF HANIM 1809′da İstanbul’da doğdu, 1861′de yaşamını yitirdi Yenikapı Mevlevihanesi kabristanına defnedildiği sanılıyor Mehmed Nebil Bey’in kızı Şairi bol ve kültürlü bir ailenin mensubu Kadirî ve Mevlevî tarikatlarına girdiği biliniyor Sıkıntılarla dolu bir yaşam sürdü Padişah II Mahmud ve Valide Sultan’a yazdığı şiirlerinde bu sıkıntıları anlatır Geleneksel kalıplar içinde kalan şiirleri sadelikleri ve düzgün anlatımlarıyla dikkat çeker İlk kez 1867′de Matbaa-i Âmirane’de basılmış bir divanı var![]() ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER KASİDE Kasîde-i Bahâriyye der Hakk-ı Müşâriin-ileyh - Berây-ı Âlî Paşa - Açıl ey gonce-i zîbâ açıl fasl-ı bahar oldı Hezârın hasret-i dîdâr ile derdi hezâr oldı Donandı her taraf üşkûfe-i elvan ile yer yer Yine sun’-ı Cenâb-ı Kird-gârı aşikâr oldı Takarrub edicek teşrifi sultân-ı gülin nâ-gâh Dikildi tûğ-ı şâhî bağ u sahra kânı-kâr oldı Bahar erdûsını sünbül-teber tebşire geldikde Kurup çadır çiçekle muntazır her kûh-sâr oldı Bu eyyâm-ı ferah-zâye tahassür çekmeden fulya Sarardı sureta bir âşık-ı zar u nizâr oldı Meğer neşv ü nema bulmuş şarâb-ı erguvan ile Anın’çün çeşm-i dilber gibi nergis pür-humâr oldı Görüp zülf-i arûsın ziynet ü dârâtını bî-şekk Civan perçem başa çıktıkda gayet dil-figâr oldı Benefşe çıkdı her-câyî deyu ifrât-ı ye’sinden Olup sünbül perişan lâle yek-ser dâğ-dâr oldı Eder şeb-bû ile ay-çiçeği gece safa, mehtâb Görince fûl-ı bahrî yollar üzre hep nisâr oldı Düzüp zerrin kadehle bezmini çark-ı felek güya Çekildi bir kenâre cümleden sâhib-vakâr oldı Sarıldı nahl-ı leylâk üzre güya bir çiçekli şal Bakup serv u sünûber bîd-i reşkiyle çinâr oldı Şakâyıkda görince revnak ü rengi kemâlinde Hasedle zenbakın hep akl u fikri târ u mâr oldı Bilür erbabı kadrin bak alur göz ile haşhaşa Ki attâr-ı felekden ehl-i keyfe ber-güzâr oldı Karanfil yâsemen aşkile sîne çak çak etdi Ya her dem tazeye meyi etmede bî-ihtiyâr oldı ![]() Ne kabil misk-i Rûmî ıtr-ı şâhîyle ola hem-bû Girince araya şimşir bu da’vâ ber-karâr oldı Bütün ezhâre hâlât-ı hazânı etmeğe ifşa Gelüp kartopu güya tercemân-ı rûzigâr oldı Bahâriyye temam olduysa da ey hâme güya ol Gazel de söylemek şâirlere çünkim şiar oldı Yine ey gül-izâr-ı işve vakt-ı âh u zar oldı Bu da’vâya delîl ü şâhid istersen hezâr oldı Buyur geşt ü güzâr et cümle ezhârı çemen-zârın Kudûmın öpmeğe hep dîde dûz-ı intizâr oldı Görince bülbülün cûş u hürüsün fart-ı gayretle Benim de seyl-i eşkim ğıbta-bahş-ı cûy-bâr oldı Gelüp bâd-ı sabâ dedi Şeref geç bu hevâlardan Bu nazmın gerçi evrâk-ı sipihre yadigâr oldı Ne sarf etdin bahara cevher-i güftârını ancak Sebeb-i asayiş dünyâya bir âlî-tebâr oldı Edersin medh ol zât-ı şerifi et ki âlemde Senası mahz-ı farz u her sağar ü her kibar oldı Bu vasfa Hazret-i Alî Emîn Paşa sezadır kim Duây-ı devleti vird-i zeban ü her diyar oldı Makâm-ı âliyi teşrif edel’den zât-ı ülyâsı Umûr-ı hâriciyye nâzırıyle pür-vakâr oldı Huzurunda şükûfe şîşesi olmak ümidiyle Ne rütbe şimdi çeşm-i bülbüle bak i’tibâr oldı Nesîm-i lutfı ğâlibdir bahara ehl-i hâcâtın Nihâl-i maksad u amali hep pür berg ü bâr oldı Nisâr olmakda gerçi cümleye nakd ü inâyâtın Senin hakkında ise şad hezâr u bî-şümâr oldı Düşüp ümmîd-i afv ile der-i ihsanına gönlüm Bilür cürm ü kusûrın pây-mâl-i i’tizâr oldı Kerem-kârâ şeref-sadrâ sipihr-i devlete bed-râ Eğerçi bunda ıtrâ’-ı makâla ibtidâr oldı Vesîle-cûy idim neşr etdim işte bu bahaneyle Bütün ezhâr bûy-i midhatinden hisse-dâr oldı Kıyâs olsa yanında bir içim su gibidir nîsân Ki cûd u şefkatin baranı bahr-ı bî-kenâr oldı Umûrında muvaffaksın o rütbe zanneder herkes Ya Zât-ı Hızr yâ tevfik-i Bari müsteşar oldı Bekây-ı ömr ü ikbâlindir elbet matlabı halkın Vücûdın mutlaka dünyâya lutf-ı Gird-gâr oldı ![]() Penâh eden hücûm-ı ceyş-i gamdan olur asude Der-i Devlet-meâbın bir hısâr-ı üstüvâr oldı Değil fahriyye yazmak gerçi haddim kendi hakkımda Bana Zât-ı Şerifin lîk mahz-ı iftihar oldı Ederken âh ü feryâd endelib efsâne dinlemez Şeref, başla du’âya gayrı vakt-ı İhtisar oldı ![]() Akîb-i cemrede her sal meymûn fal dendikce Cihâna feyz-i nevrûzın yeter pertev-nisâr oldı Riyâz-ı ömr ü câhı haşre-dek her dem bahar olsun Denildikçe yine vakt-ı safay-ı gül-izâr oldı ![]() (Mefaîlün mefaîlün mefaîlün mefâîlün) GAZEL Dildeki dag-i füruzanım ile eğlenirim Geceler kendi çerağınım ile eğlenirim Ederim züver-i aguse-i hayalim yâri Daima hidmet-i mihmanım ile eğlenirim Söyletip çektiğini şuh-i cefakarından Sergüzeşt-i dil-i nalanım ile eğlenirim Komaz avare vü tenha beni manend-i safa Yine derd-ü gam-i cananım ile eğlenirim Dest-i ahım dokunup saz-i derunun teline Nağme-i nale vü efganım ile eğlenirim Söyleyip serd-i mihmetle nice taze gazal Şeref eş’ar-i perişanım ile eğlenirim GAZEL Dili şuride hayfa yâre, yâr ağyare maildir Bilinmez hikmeti bülbül güle, gül hare maildir Olursun pür gadab ben arzıhal etdikçe sen emma Cefakârım, mizacın çare ne ağyare maildir Şikâyet sanma rencü zahmi aşk eyler isem izhar Tabibe haste elbet derdini iş’are maildir Kaçınmaz şulei didarı yâre can atar daim Benim mürgi dilim pervane âsa nare maildir İder tahsin nazmı dilküşasın eylesen tanzir Şeref tab’ı selisim böyle hoş küftare maildir KITALAR Bir vech ile kabil değil icrayı teşekkür Şâdoldu şeref zar iki yüzden agâh Eüdi beni teltif reis oldu efendim Hem kıldı iki yüz kuruş ita bana her mah … Keramet tâ ezelden dadı Hakmış zatına bildim Benim keşfeyledin arzetmeden hali perişanım İkişer yüz kuruş mahiye ihsan eyledin hakka Şeref bir akçeye şayan değilken ey keremkânım … Kemalü ömrünü lûtfundan efzun eylesün Mevlâ Cihan durdukça dur sadrında sen ey himmeti Âli Şeref zatın maaş tahsisi ile şimdi sayende Değildi habbeye malik pür oldu ceybi amali … ÂDİLE SULTAN 1825′te İstanbul’da doğdu, 1898′de yaşamını yitirdi Sultan II Mahmut ile eşlerinden Zernigar Sultan’ın kızı, Sultan Abdülmecit’in kız kardeşi Sarayda özel eğitim gördü Kaptan-ı Derya ve sonradan Sadrazam olan Mehmet Ali Paşa ile evlendi Önce üç çocuğunu, sonra kocasını ve ardından da genç kızı Hayriye Sultan’ı kaybedince acıya boğuldu Nakşîbendi tarikatına girdi Şiirleri 1996′da “Adile Sultan Dîvânı” adıyla yayınlandı Şiirleri genellikle çocukları, eşi ve kızı Hayriye Sultan’ın ölümlerinden duyduğu derin üzüntüyü yansıtan manzumelerden oluşur Çağdaşı olan Leylâ ve Fıtnat Hanımlardan daha az başarılı bir şair sayılır Aruzun yanı sıra hece ölçüsüyle de şiirler yazdı Türbesi İstanbul Eyüp’te Bostan İskelesi yakınında İstanbul’da pek çok hayır eseri bıraktı, ayrıca babası onun adına birçok eser yaptırdı Muhibbî (Kanuni Sultan Süleyman) Divanı’nın basılmasını sağladı![]() ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER GAZEL Duymayın can ü gönül dostuma pinhan gideyim Akl ü can bana nedir bidil ü bican gideyim Cismde can gibidir gözde hayâli yârin Nice bir gurbet ü firkatle perişan gideyim Korı canımda da âşk odını yaktı alevi Yanmak âşk ile beşaret bana üryan gideyim İderim kat’ı taalluk çü bu can ü tenden O güle bülbül-i can itmede efgan gideyim Adile Kâ’be-i kulın ideyim şöyle tavaf Arz ide ruyını dildarıma mihman gideyim GAZEL Aşktır min-evvel ilâ âhir kevn ü mekân Aşktır gâhî dil ü cânda nihân gâhi ayân Aşktır eden cemâl-i pâk-i cânâna nazar Aşktır ol gonca gül rûyu için bülbül olan Aşktır dü-âlem içre cânı yâra vasl eden Aşktır dâim olan hem mahrem-i esrâr-ı cân Aşktır çün dilde misbah-ı tecellîyi yakan Aşktır bil “küntü kenz” birle miftâh-ı cinân Aşktır bî-kayd pervâz eyleyip sîmurg-veş Aşktır dost ellerini dâima seyrân eden Aşktır mir’ât-ı kalbi eyleyen sâf ü celî Aşktır dilde veren nûr-ı ziyâyı her zamân Aşktır kalbi kılan pür-nûr mihr-i mâh-veş Aşktır şem’-i cemâle karşı pervâne yanan Aşktır hem saykal-ı mir’at-ı esbâb-ı derûn Aşktır bir âteş-i cân-sûz ey dil sen de yan Aşktır beyt-i dili meyhâne-i irfân eden Aşktır Leylâları Mecnûn ü ser-gerdân eden Aşktır fehm ile iş’âr eyleyen derd-i dili Aşktır bak Âdile çarhı eden keşf ü beyân GAZEL Aşkta kanun imiş âşıklara cevr eylemek Âşık oldur kim cefâ-yı yâre sabretmek gerek Aşk nâz ü şîve evvel gösterir âşıklara Âşık ol demde ona cânı fedâ etmek gerek Âşıkın ancak murâdı dostunun maksûdudur Çekse de bin derd ü mihnet hep sebât etmek gerek Arzû-yı dü-cihândan geçmedir aşka nişân Terk-i cân edip reh-i cânâna azm etmek gerek Âftâb-âsâ bilip her zerresin nûr-ı safâ Her belâ dosttan gelir kim merhabâ etmek gerek Havf-ı a’dâ eylemez olan müsellah aşk ile Yanmadan Hakka erilmez pertev-i tevhîd gerek Nefsle cehd et tecellî eylesin aşk-ı Hudâ Beyt-i kalbi Âdile ma’mûr ü pâk etmek gerek TEVHİDE HANIM Doğum tarihi 1847 1902′de Manisa’da öldü Babası Turgutlulu Limoncuzade Fehim Efendi Annesi, İzmirli Sinanzade Ahmet Efendi’nin kızı Tahire Hanım Manisalı Veznedar Çakmak Hüsayin Efendi ile evlendi Bir kızları oldu Kızını ve ardından kocasını kaybetti Mevlevi tarikatına girdi Şiirini annesi, kızı ve kocasını art arda kaybetmenin acısı etkledi Bir divanı var 1881′de yazıldığı tahmin edilen bu divanda kendi yaşamından ve Manisa’dan izler bulunur Tevhide Hanım’ın önemi yaşadığı çağın coğrafyasını, insanlarını, kültürü ve günlük alışkanlıklarını yansıtmasıdır Divanı Gürol Pehlivan, Bülent Bayram ve Mehmet Veysi Dörtbudak hazırladı Manisa Belediyesi’nin desteğiyle yayınlandı![]() ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER GAZEL Çeşmime göründü âh bir peri âlicenâb Dün gece verdi ziyâ ‘aleme ol âfitâb Âhir çeşmime ben de âh bin cân ile müştâk iken Setrine sây eyleyip rûyına çekmiş nikâb Piyâde gezmiş yorulmuş terlemiş ol meh-likâ Seyr eyledim rûyundaki damlayan sanki gül-âb ‘Ahdinde kılmaz vefâ va’dinde hiç durmaz imiş Teşbihi etdim meşrebin sanki bir dönme dolâb Zihnini topla Tevhîde olma o bahrin gavsi Pirâhenden girîbânın alıp geri çekil yab yab GAZEL Senin mecburunum hâlâ inanmaz mısın ey şûh Benim yandığım nâra ‘aceb yazmaz mısın ey şûh Dün gece ağyâr ile lâdest tutup aldanmışsın Kuluna nevbet gelince aceb aldanmaz mısın ey şûh Gidip gülzara da’im sen edersin zevk ‘alemle Gelip hatıra ismim bir gün anmaz mısın ey şûh Cevr cânına yetmiş câna yine bilmem aceb Çekerek cefasını usanmaz mısın ey şûh Dün gece Tevhîde-zârın rahm edip hâline sen Verdiğin ikrârdan ‘aceb dönmez misin ey şûh DESTÂN-I MAĞNİSA Takrîr edem dinle nedir hâli Mağnisa’nın Söyleyim bak nedir ahvâli Mağnisa’nın Düğünde bayramda atlas hâre giyerler Bozulmaz yeşili alı Mağnisa’nın Mağnisa’nın içinde evliyâsı çok Mescidi camisi medresesi çok Hâfızı mütedâ müderrisi çok Okur bülbül gibi dili Mağnisa’nın Etraf köyden şehirlerden gelirler Handa hânelerde misâfir olurlar Sultân Camisi’ne sâf sâf dururlar Altın kemerlidir beli Mağnisa’nın Sultân Nevrûz günü Mesir saçarlar Cem olup cümle halk avuç açarlar Mollalar imâretden çorba içerler Her şehre ulaşır eli Mağnisa’nın Âşıklar pîrine eyler niyâzı Dere Kahvesi’ne asarlar sazı Karşısında bülbül eyler avâzı Açılır baharda gülü Mağnisa’nın Ulu Cami’nin vurur çanlı sa’ati Herkes vaktini bilir bulur râhatı Tüccarların budur dâim adeti Elden ele gezer malı Mağnisa’nın Bahar vakti gelir bülbül sadâsı Vardır erenlerin anda du’âsı Kışın kar ile dolar dağı ovası Akar boz bulanık seli Mağnisa’nın Çölünde Karaca Ahmed Sultân hazırken Üstünde Saruhan Baba nâzırken Sağda Hâki Baba solda Kırtık Sultân vezirken Deftede kayd olmaz vebâli Mağnisa’nın Cümle eknâf çâr köşeden gelenler Her birisi bir işe memur olanlar Kazanıp kârında bereket bulanlar Gitmez gözünden hayâli Mağnisa’nın Beldemiz üstü dağ önü mesire Bahar gelince cümle çıkarlar seyre Gel bunca evliyâları ziyâret eyle Şimdi çimendiferdir yolu Mağnisa’nın Tevhîde sözünde hilâfın yokdur Tatlıdır kavunu karbuzu çokdur Karına kaymağına hiç sözüm yokdur Namdadır yağ ile balı Mağnisa’nın ŞARKI Sana ne diyem ne söyleyem âh sana Bir himmetin yok imiş eyvâh sana Ederim bir âh-ı cân-gâh sana Gayri bundan sonra âlem bir yana Eyledin sen beni kendine meftûn Cevrin etdi dîdemi âb-ı Ceyhûn Serim sevdâya saldın aklım Mecnûn Gayri bundan sonra âlem bir yana Hevâ-yı zülfün ile hâlim tebâh Kalmadı âşıklığıma iştibâh Bir onulmaz derde düşdüm vâh bana vâh Gayri bundan sonra âlem bir yana Tîg-i hicrin hiç vermedi arayı Sînemde açdı nice pin yarayı Yazık etdin Tevhîde-i bîçâreyi Gayri bundan sonra âlem bir yana ŞARKI O yâr bana kaşın çatdı Elemim var elemim Câh-ı mihnetde bıraktı Kederim var kederim Çehr ile dün yâr geçdi Kadehde kanımı içdi Ciğerde yâreler açdı Veremim var veremim Dün meclisde iken dildâr Beni geçmiş yâre ağyâr Kendi ruhsât eylemiş yâr Haberim var haberim Gül koklamam gül üstüne Kişi kıyar mı dostuna Lâkin ağyârın üstüne Seferim var seferim Tahammülüm yok ne çâre Yüz vermesin ağyâre Arz-ı hâl yazmağa yâre Kalemim var kalemim Tevhîde bu meylim hele Ben şöyle verdim dilbere Vaz gelmem tâ be mahşere Yeminim var yeminim FERİDE HANIM 1837′de Kastamonu’da doğdu Kasmatonu ulemasından Bahar Zade Hammami Mehmet Reşit Efendi’nin kızı İlk eğitimini medresi öğretmeni olan babasından aldı Arapça ve Farsça öğrendi Güzel yazı’ya yani “hat”a merak saldı Bolulu İzzet Paşa’nın divan katipliğini yapan Ali Raif Efendi ile evlendi İstanbul’a taşındılar Feride Hanım 25 yaşında iken eşini kaybetti İstanbul’dan Kastamonu’ya giderek yaşamını burada tamamladı 1903′te öldü Şiirleri arasında epey yer tutan Muhammediye’leri ile tanınır![]() ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER BEYİT Duhterine böyle ider mi mâderi söyle bana Görmedim billâh cihanda böyle bir âzâr ana GAZEL Ah kim çıkdı elimden koynumun zer saati Hasretile kalmamışdır gönlümün hiç rahatı Yâdigar-ı yâr idi doğru gider gamhar idi Yirmibeş yıldan beru itmiş idim ünsiyeti Zer gibi zerd ola ruyi hem ayarı nakş ola Mekr ile biganeler ger eyledise sirkati Yelkavan veş ruzü şeb zevki içün çeksin taab Soksun akrebler vücudın göre rencü mihneti Kıldı rekkası felek çerh gibi sergerdan beni Nice dolaplar ile virdi bana çok zahmeti Yetdürür zinciri zülfü yâr ile bend olması Kayd olup derdü game çekmekden ise firkati Ben Feride veş gamü mihnetle ferdim dehrde Geçmedi alâmsız biçarenin bir saati (Kocasının ölümü üzerine yazdığı gazel) GAZEL Âşık isen salika âyine-i didare bak Masıvanın zulmetinden kurtulub envare bak Dürri pendin guşuna menguş idersen ey gönül … ![]() den dembedem keşf olunan esrare bakMasıvanın kesretinden fariğ ol itme nizâ Hazreti şeyhin tutub destin heman bu kâre bak Na’rei sırrı … dan haberdar olmağaÂşk yolunda terki can etmiş olan berdare bak Talibi âşkı hakikat buldu encamı necat Ey Feride sen heman ihlâs ile ezkâre bak (… okunamayan sözcükler)HATİCE NAKİYE HANIM Müneccimbaşı Osman Saib Efendi’nin kızı 1846′da ikiz kardeşiyle birlikte dünyaya geldi Sıbyan mektebinde okudu Annesini küçük yaşta kaybetti Teyzesi tarafından büyütüldü Darülmuallimat’tan mezun oldu Yenikapı Mevlevihanesi müritleri arasına girdi Ali Fuat Bey’in Maarif Nazırlığı döneminde Darülmuallimat’ta öğretmenliğe başladı Farsça ve tarih öğretti Lügati Farısiye sözlüğünü hazırladı Bir süre Mısır’da kaldı Sultan Mehmet Reşat döneminde bazı şehzade ve sultanlara öğretmenlik yaptı II Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi 1899da yaşamını yitirdi Yenikapı Mevlevihanesi Çınaraltı Kabristanı’nda toprağa verildi 40 kadar gazel, methiye, şarkı, müstezad, tahmis, terci-i bend ve kıt’a yazdı Döneminin kadın şairlerinden Şeref hanımın yeğeni idi Onun divanının ikinci basımını hazırladı Dergilerde dağınık halde olan şiirleri derlenemedi Bir bölümü Türkçe olan bu şiirlerden bazıları kardeşi Nebil Bey’in Divan’ının sonunda, bir kısmı da Ahmet Muhtar Bey tarafından yayımlandı Hiç evlenmedi![]() ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER GAZEL Bir gamze hun rize şikâr oldu bu gönlüm Şeb ta seher aşuftevü zar odu bu gönlüm Bir çaresi yok derde giriftar olub eyvah Bir gonce içün âleme har oldu bu gönlüm Gülçini visal olmak içün bağı tarabda Bir bülbüli şurideye yâr oldu bu gönlüm Gülşende edüb nağmei bülbül ana tesir Feryad ile manendi hezar oldu bu gönlüm Geçdi neyü meydan işidüb savtı hezarı Medhuş olarak maili zar oldu bu gönlüm Rüyet hevesile Nakiyye bir kez o şuhu Akdamı rekibane gubar oldu bu gönlüm ŞARKI (Hezlamiz) Olamaz bir kimse hem halin senin Yokdur eşşeklikde emsâlin senin Geçmede lanet ile salin senin Yokdur eşşeklikde emsâlin senin Benzemez etvarü halin âleme Gelmemiş mislin vücudi âdeme Kendine âdemlik isnad eyleme Yokdur eşşeklikde emsâlin senin Namını yâdeylemez emma beşer Rekş eder efkârına gâvanü har Sözlerin hayvanları hayran eder Yokdur eşşeklikde emsâlin senin Anırırken sen o savt ile heman Hep gelir şevka güruhi merkeban Ursalar şayan sana al bir palan Yokdur eşşeklikde emsâlin senin KOŞMA Eyvah aşkınla yandım Sonra cevrinle kandım Aldandım sözlerine Seni vefalı sandım Ver bir dolu içeyim Gör aşkınla niceyim O mahmur gözlerinden Ben nasıl vaz geçeyim Kadehler durmasun boş İçüb olalım serhoş Çünki ağyar sözünden Yâr ile aram bir hoş Şimdi dil biçaredir Aklım pek âvaredir Ayrılık ateşinden Ciğerim pür yaredir Sinemi hicri dağlar Gözlerim irmakdır çağlar Nakiyye’nin halini Gören kâfirler ağlar Nazan Bekiroğlu |
|
Osmanlı Kadın Şairleri.. |
|
|
#3 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlı Kadın Şairleri..Zeynep Hatun: Fatih dönemini Mihrî Hatunla birlikte temsil eden Zeynep Hatun, adı bilinen ilk Türk kadın şairi olup, kaynaklarda Amasyalı ya da Kastamonulu olduğu ifade edilmektedir Divan edebiyatının şekillenme döneminde Fatih çevresinde hissedilen verimli sanat iklimi, sanata ve sanatçıya hasredilen teşvik bu iki kadın şairin varlık göstermesinde de etkili olmuş olmalıdır Asıl adı Zeynünnisa olan Zeynep Hatun bir kadı kızıdır Bir kadı olan ve şiir çalışmalarını anlayışla karşılayan İshak Efendi ile evlenmiştir Kültürlü bir muhitte yetişmiş, Arapça, ve şiirler söyleyecek olgunlukta Farsça öğrenmiş, Mihrî Hatun ile tanışıklık kurmuştur, Şiirin yanı sıra beste yapabilecek ölçüde musıki çalışmaları da olan Zeynep Hatun 1563’de Amasya’da ölmüştür![]() Fatih adına tertip edilmiş bir Divan sahibi olup, eldeki şiirlerine bakılırsa açık ve sade bir söyleyişin sahibidir Bir kıt’asının,Senin hüsnün benim aşkım senin cevrin benim sabrım Cihanda dem-be-dem artar tükenmez bî-nihâyettir, beyti ünlüdür ![]() Mihrî Hatun: Fatih dönemi şairlerinden olan Mihrî Hatun, Zeynep Hatunla birlikte adı bilinen ilk Türk kadın şairlerindendir Amasyalıdır Asıl adı Mihrünnisa ya da Fahrünnisa olup, 1460 ya da 1461 yılında doğmuştur Mihrî mahlasını kendisi de bir şair olan babası Mehmet Çelebi bin Yahya (Belâyî)’dan almıştır![]() Dillere destan bir güzelliğin, hayranlık uyandırıcı bir kültür ve birikimin sahibi olmasına rağmen kendisine yöneltilen bütün evlilik tekliflerini geri çevirerek ömrü boyunca bekâr kalmıştır Dönemine göre serbest bir yaşantının sahibi olan Mihrî, tarihçi Hammer tarafından "Osmanlılar’ın Sapho’su” olarak isimlendirilmiştir Çevresinde platonik aşklarına dair fısıltılar daima mevcut bulunan Mihrî’nin, Müyyedzâde Abdurrahman Çelebi ve Sinan Paşazâde İskender Çelebi’ye duyduğu aşka dair ipuçlarına şiirlerinde de rastlamak mümkündür Evinde düzenlediği edebî meclisler gibi, samimi kadın duygularını çekinmeksizin şiirinde terennüm etmiş olması cihetiyle de, kendisinden sonra yetişenler arasında en çok XIX asır şairi Nigâr binti Osman’a benzetilebilir Ona erken bir Nigâr Hanım olarak bakmak mümkündür![]() Kolay söyleniyormuş izlenimi veren sade bir şiiri vardır ve bunlar arasında en başarılı bulunanları nazireleridir Dönem şairlerinden Necati’nin etkisinde kalan Mihrî’nin, şiirlerini Necati’ye gönderdiği ve onun şiirlerine nazireler yazdığı bilinmektedir![]() Necati’nin ünlü Döne Döne redifli gazeline nazire olarak yazdığı ve; Âteş-i gamda kebâb oldu ciğer döne döne Göklere çıktı duhânımla şerer döne döne matlalı gazeli bunlardan biridir ![]() 1506 yılında Amasya’da ölen Mihrî Hatun’dan geriye eser olarak Divan’ı kalmıştır ![]() Hubbî Hatun: Hubbî Hatun bir XVI asır şairi olup Divan şiirinin zirvesini teşkil eden Kanuni dönemini kadın şair olarak temsil etmektedir (Aynı asırda, Baki’nin hanımı Tutî Kadın’ın da şiir yazdığı söylenmektedir) Asıl adı Ayşe olan Hubbî Hatun da Mihrî ve Zeynep gibi Amasyalıdır Kanuni’nin süt kardeşi Şemsi Çelebi’nin Hanımıdır Bu yakınlık Hubbî Ayşe’nin saraya intisabına zemin hazırlamış, önceleri II Selim’in, sonra da III Murad’ın nedimesi olarak saray muhitinde şiiri için gerekli kültür atmosferini bulmuş, zamanın hocalarından dersler almış ve Arapça’yı çok iyi öğrenmiştir Şuara tezkirelerinde kendisinden evvelki kadın şairlerden daha kuvvetli olduğu ifade edilirse de, kadın duygularını terennümü ve lirizmi bakımından Mihrî’nin önüne geçemediği fark edilir Erkeksi bir duyuşu vardır![]() Gazel ve kasideler yazan, Hurşid ve Cemşid adlı üç bin beyti aşkın bir mesnevisi olan Hubbî Hatun 1590 yılında İstanbul’da ölmüştür ![]() Sıtkî Hatun: XVII asrın ikinci yarısında yaşayan Sıtkî Hanımın asıl adı Ümmetullah olup, bir kazasker kızıdır Kardeşi Faize Hanım da şairdir ancak Sıtkî kadar tanınmış değildir Bayramiye tarikatıne mensup olan Sıtkî Hanım gazel ve ilâhiler yazmıştır Divan’ı ile Genc-i Envâr ve Mecmuaü’l Hayal adlı basılmamış tasavvufî şiir mecmuaları bulunmaktadır 1703 yılında ölmüştür![]() Ani Hatun: Ani Fatma kültürlü bir ailenin kızı olarak İstanbul’da doğmuştur Akıllı, bilgili ve eğitimli bir kadın olup, "Hace-i Zenan (Kadınların Hocası)” lâkabıyla anılmıştır Arapça bilen, doğu ve Batı edebiyatlarını öğrenmiş bulunan Ani Hatun’un bir Divan teşkil ettiği söylenmekteyse de bu eser ele geçmiş değildir Ani Hatun bir hattat olarak da ün yapmıştır Hattatlığının şairliğinden üstün olduğu bazı tezkirelerde ifade edilmektedir 1710 yılında ölmüştür![]() Fıtnat Hanım: Asıl adı Zübeyde olan Fıtnat Hanım bir şeyhülislâm kızı olup adı bize kadar gelen kadın şairler arasında en dikkat çekicilerden birisidir Aydın ve şairi bol bir çevrede yetişmiş, edebî muhitlere girip çıkmıştır Şiirleri kadar nükteleri ve kendisi ile Koca Ragıp Paşa ve şair Haşmet çevresinde teşekkül eden latifelerle de tanınmıştır Ancak bunların bir kısmı kaba olup, orijinal yazılı kaynaklarda mevcut bulunmadığına bakılırsa uydurmadır Fıtnat Hanım kendisini anlamayan, ruhuna denk düşmeyen, şiirle uğraşmasına bir anlam veremeyen bir zât olan Derviş Mehmet Efendi ile yaptığı evlilikte hiç mutlu olamamıştır Bir Divan teşkil etmişse de şiirlerinde kadın kalbinin samimiyetini bulmak zordur 1780 yılında ölmüştür![]() Güller kızarır şerm ile ol gonce gülünce, mısraı ile başlayan şarkısı çok ünlüdür ![]() Leylâ Hanım: Bir kazasker kızı olan Leylâ Hanım, Keçecizâde İzzet Molla’nın yeğenidir Çocuk denecek yaşta evlendiyse de bir hafta üzerine, daha ilk geceden kabalıklarına tanık olduğu eşinden ayrılmıştır Saray kadınlarıyla yakın ilişkisi olduğu bilinen, iyi eğitimli ve çok kültürlü bir şairdir Hazır cevaplığı ve nüktedanlığı ile de tanınmıştır Leylâ Hanım, Mevlevî tarikatine mensup olup Mihrî Hatun kadar olmasa da kadın duygularını biraz olsun terennüm etmesiyle ve zamanına göre bir kadın için serbest sayılabilecek söyleyişleriyle dikkat çeker Edebî bir çevrede yaşamış ve yazmaktan hiç uzak kalmamış olan Leylâ Hanımın şiir dili açık ve sadedir Bir Divan’ı vardır 1847 yılında ölmüştür![]() Pür âteşim açdırma sakın ağzımı zinhâr mısraıyla başlayan Zâlim beni söyletme derûnumda neler var nakaratlı şarkısı çok ünlüdür ![]() Şeref Hanım: Şeref Hanım şairi bol ve kültürlü bir ailenin kızı olarak 1809 yılında İstanbul’da doğmuştur Kadirî ve Mevlevî tarikatlerine mensubiyeti bilinmekte olup, sıkıntılı bir ömür geçirdiği II Mahmud’a ve Valide Sultan’a yazdığı şiirlerden anlaşılmaktadır Geleneksel kalıplar içinde kalan şiirlerinde sade ve düzgün bir anlatım vardır Divan sahibidir 1861 yılında ölmüştür![]() Sırrî Hanım: Asıl adı Rahile olup Diyarbakırlıdır 1814 yılında kültürlü bir ailenin kızı olarak dünyaya gelmiştir Divan kültürüyle yetişmiş, bir müddet Bağdad’da yaşadıktan sonra İstanbul’a gelmiş, Kâmil Paşa konağının şiir-edebiyat sohbetlerine katılmış daha sonra Kâmil paşa ile evlenmiştir Kızının ölümü üzerine yazdığı içli bir Mersiye ile tanınan Sırrî Hanımın bir divan oluşturacak kadar şiiri vardır Kadirî olan Sırrî Hanım 1877’de ölmüştür![]() Âdile Sultan: Dönemi, kadın şairler bakımından diğer dönemlere nazaran daha zengin bir görüntü veren II Mahmud’un kızı olan Âdile Sultan, 1825 yılında doğmuştur Çağdaşı olan Leylâ ve Fıtnat Hanımlardan daha az başarılı bir şairdir Saray çevresinde iyi bir eğitim almış olmasına rağmen, dil, vezin ve kafiye bakımından çözük bir dili vardır Aruzun yanı sıra hece ölçüsüyle de şiirler yazmıştır Fuzulî, Şeyh Galib ve Muhıbbî (Kanuni Sultan Süleyman) etkisindedir Kızını ve kocasını kaybetmiş, bu acılar şiirini etkilemiştir Nakşıbendî tarikatine girmiş, hikemî şiirler de yazmıştır Kendi Divan’ı basılmamışsa da Muhibbî (Kanuni Sultan Süleyman) Divanı’nın basılmasını sağlamıştır 1898 yılında ölmüştür![]() Nakıye Hanım: Şeref Hanımın yeğeni olan Hatice Nakıye Hanım 1845 yılında doğmuştur Daha ziyade bir eğitimci olarak tanınır Eğitimli ve kültürlü bir kadın olarak döneminde bir hayli hizmet vermiş, II Abdülhamid tarafından bir Şefkat Nişanı ile ödüllendirilmiştir Türkçe ve Farsça şiirler yazmışsa da şairliği eğitimciliğinin gölgesinde kalmış, dergilerde dağınık halde kalan şiirleri bir araya getirilmemiştir Ancak bunların bir kısmı kardeşi Nebil Bey’in Divan’ının sonunda bir bölüm halinde, bir kısmı da Ahmet Muhtar Bey tarafından yayımlanmıştır Hiç evlenmemiş bulunan Nakıye Hanım 1879 yılında ölmüştür![]() Münire Hanım: Bir sadrazam kızı olan Münire Hanım 1825 yılında doğmuş ve iyi bir eğitim almıştır Mevlevî tarikatine mensup olup çoğu tasavvufî şiirler yazmıştır 1903 yılında ölmüştür![]() Feride Hanım: Kültürlü bir aileden gelmekte olan Feride Hanım 1837 yılında doğmuştur İlk derslerini, Arapça ve Farsça bilgisini babasından almıştır Hattatlığı da olan Feride Hanım nesih bir Kur’an yazmıştır Önce eşinin, sonra babasının ölümü üzerine içe kapanık bir hayat sürmüş, 1903 yılında ölmüştür![]() Saniye Hanım: 1836’da Trabzon’da doğan Saniye Hanım şiir zevkini de aldığı babası tarafından eğitilmiştir Divan tarzı kadar halk tarzında da şiirler yazmış, aruz kadar hece ölçüsünü de kullanmıştır Bir Divan teşkil edecek hacimde şiiri olduğu halde bunları tertip etmemiş olan Saniye Hanımın birçok şiiri de bir yangında yok olmuştur Evliliği sebebiyle bir süre Rize’de yaşayan Saniye Hanım 1905 yılında Trabzon’da ölmüştür![]() Fıtnat Hanım (Trabzonlu, Hazinedarzâde): Tanzimat yıllarında yaşadığı halde geleneksel çizgide şiirler yazan ve kendisinden yaklaşık 1,5 asır evvel yaşamış adaşı Zübeyde Fıtnat’la karıştırılmaması için imzasını "Yeni Fıtnat” olarak atan Hazinedarzâde Fıtnat Hanım 1842 yılında Trabzon’da doğmuştur Dönemin Trabzon valisi Hazinedarzâde Abdullah Paşa’nın kızıdır![]() Dört yaşında iken ailesiyle birlikte İstanbul’a gelen Fıtnat Hanımın eğitimine ailesi tarafından önem verilmiş, çok iyi derecede Farsça öğrenmesi ve tahsiline evliliğinden sonra da devam etmesi sağlanmıştır Ancak şiir ve edebiyatla uğraşmasından hoşlanmayan bir adamla yaptığı ilk evliliğinde mutlu olamadığı, kaynaklarda adı geçmeyen ilk eşinin, uzun ve güzel olduğu için Fıtnat Hanımın kirpiklerini kestirmeye kaykıştığı bilinmektedir Kocasının şiir ve edebiyatı men etmesi üzerine hattatlığa yönelen Fıtnat Hanım devrinde, bir güzellik şöhretine de sahiptir Ahmed Midhat Efendi’nin kuzeni olduğu söylenen Fıtnat Hanım, Hakkı Tarık Us’un derleyerek yayımladığı mektuplara bakılırsa "Hâce-i evvel” ile bir muaşaka da yaşamıştır Tertip edilmiş fakat basılmamış bir Divan’ı vardır Divan geleneği içinde eser veren kadın şairlerin en önemlilerinden olup çağdaşı Leylâ (Saz) Hanımla birlikte Tanzimat döneminde dergilerde açık imzası görünen ilk kadın şairlerden biridir 1911 yılında İstanbul’da ölmüştür![]() Leylâ Hanım (Saz): 1845 yılında İstanbul’da doğan Leylâ Hanım hekimbaşı İsmail Paşa’nın kızıdır Babasının görevi münasebetiyle çocukluk çağında yedi yıl kadar sarayda bulunmuş, bunun neticesinde iyi bir eğitim almıştır Şairliğinin yanı sıra bestekârlığı ile de tanınan Leylâ Hanım, Fıtnat Hanımla birlikte dergilerde açık imzasını gördüğümüz ilk kadın şairlerdendir Ancak onun da şiirinde yenilik çeşnisi yoktur Divan geleneğinin bir izleyicisi olarak yazdığı şiirlerini Solmuş Çiçekler adı altında kitaplaştırmıştır Leylâ Hanım saray çevresini ve âdetlerini anlatan anılarıyla da ünlüdür Ancak ilki bir yangında yok olan anılarını ikici kez yazmak zorunda kalmış, bunlar 1920 yılında Vakit gazetesinde yayımlandığı zaman çok ilgi çekmiş, Fransızca olarak da kitap haline getirilmiştir Leylâ Hanım 1936 yılında ölmüştür![]() Mahşah Hanım: 1864 yılında Trabzon’da doğan Mahşah Hanım özel hocalardan iyi bir eğitim alarak yetişmiştir Aruz ile Divan tarzında yazdığı şiirlerin yanı sıra, mensubu bulunduğu Nakşî, Kadirî ve Mevlevî tarikatlerinin etkisi altında hece ölçüsüyle tasavvufî şiirler de kaleme almıştır Musıki ile de uğraşan Mahşah Hanımın güftesi ve bestesi kendisine ait şarkıları vardır Mün’im Şah yahut Zafer adlı bir tiyatro oyunu da bulunan Mahşah Hanım 1933’de İstanbul’da ölmüştür![]() Buraya kadar saydığımız isimlerin dışında, daha az tanınmakla birlikte, Hatice İffet, Hasibe Maide, Feride, Habibe, Şerife Ziba, Fatma Kâmile gibi şairler de XIX asır içinde Divan geleneğini sürdürerek şiir yazmaya devam etmektedirler![]() Nigâr Hanım: Tanzimat döneminde yaşamış olmakla birlikte şiirlerinde yenileşmenin etkisini taşımayan Leylâ ve Fıtnat Hanım gibi kadın şairlerden sonra yeniliğin ilk temsilcisi olarak Nigâr Hanımdan söz etmek gerekir 1862 yılında İstanbul’da doğan Nigâr Hanım, Macar Osman Paşanın kızıdır Örtünme çağına kadar mahalle mektebinde ve bir Rum okulunda okumuş, sonra özel hocalardan ders alarak, Doğu ve Batı bilgilerini içeren kuvvetli bir eğitim görmüştür Çok iyi derecede piyano çalan, sekiz lisan bilen Nigâr Hanım bir mühtedi olan babasının ikliminde Batılı bir sanat zevki ve yaşam çeşnisine açık olarak yetişmiştir Erken yaşta evlenmiş, fakat mutlu olamayarak eşinden ayrılmıştır İlk zamanlar geleneksel çizgide değerlendirilebilirse de, önceleri Ekrem’in sonraları Servet-i Fünuncuların etkisi altında ve Fransız edebiyatını orijinalinden takip edebilmiş olmasının da avantajıyla, yenilik özelliği taşıyan şiirler vermeye başlamıştır![]() Nigâr Hanım, döneminde sosyal hayattaki değişimin kadın ölçeğindeki en önemli temsilcisidir Sadece şiiri değil; giyim-kuşamı, konuşması, davranışları, tesis ettiği edebî salonu ile de etik ve estetik bir mitin sahibesidir Şiirleri ve yaşantısıyla kadın şairler üzerinde etkili olmuş, onlara yazma ve yazdıklarını yayımlama cesareti vermiştir Dahası, kadınlar kadar erkek şairler üzerinde de etki yaratmış, hissî bir edebiyatın sirayetine katkıda bulunmuştur II Abdülhamid tarafından bir Şefkat Nişanı ile ödüllendirilen Nigâr Hanım bir dönem Hanımlara Mahsus Gazete’nin baş yazarıdır Ferdiyetçi bir muhteva taşıyan şiirinde Balkan Harbi ve I Cihan Harbinden sonra milli duyguların ağırlık kazandığı fark edilir Dil ve vezin bakımından zaman zaman çözük, fakat hakim vasfı samimiyeti olan bir şiiri vardır Sağlığında Efsus (I-I; 1887, 1890), Nîran (1896), Aks-i Sedâ (1899), Safahât-ı Kalb (1901), Elhân-ı Vatan (1916) adlı eserleri yayımlanan Nigâr Hanımın ölümünden sonra Tesir-i Aşk (1978) adlı tiyatro eseri basılmış olup döneminde oynanan (1912) fakat basılmayan Gırive adlı bir oyunu da mevcuttur Yirmi cilt kadar olduğu bilinen günlüklerinin on üçü Aşiyan müzesinde muhafaza edilmektedir Bu muazzam eser bizde Batı tarzında günlük edebiyatının da ilk örneğidir Yaşantısı, eserleri, hissedişi ile ilklere imzasını atan fakat birinci sınıf bir şair olamayan Nigâr Hanım Meşrutiyet sonrasında değişen edebî beğeniye ayak uyduramayarak geri planda kalmış, 1918 yılında İstanbul’da ölmüştür![]() Nigâr Hanıma gelinceye kadar kadın şairlerde az veya çok ölçüde fakat daima hissedilen erkek söylemi Nigâr Hanım ile etkisini kaybetmiştir O, samimi kadın duygularını terennüm eden ilk şairimizdir Türk "kadın” şiirinin Nigâr Hanımla başladığından söz etmek abartı değildir![]() Makbule Leman: Yenileşme döneminin Nigâr Hanımla birlikte burç isimlerinden biri olan Makbule Leman 1865 yılında İstanbul’da doğmuştur V Murad sarayında Kahvecibaşı İbrahim Efendinin kızıdır Bir görüşe göre Rüşdiyede okumuş, sonra özel dersler alarak yetişmiştir Bir dönem Hanımlara Mahsus Gazete’nin baş yazarı olan Makbule Leman, II Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirilmiştir Ömrünün son on dört yılını tedavisi imkânsız bir hastalığın esiri olarak yatakta geçirmiştir Kısacık ömrüne şiirlerinin yanı sıra denemeler, hikâyeler de sığdıran Makbule Leman’ın sağlığında yayımlanan şiirlerinin sayısı on ikidir Bunlar tür ayrımına gidilmeksizin Makes-i Hayal (1896) adıyla bir araya getirilmiş, ölümünden (1898) sonra bu eser, eşi tarafından, Makbule Leman hakkında yazılanlarla bir arada ikinci kez bastırılmıştır![]() Abdülhak Mihrünnisa: Abdülhak Hamid Tarhan’ın en küçük kardeşi olan Abdülhak Mihrünnisa 1864 yılında İstanbul’da doğmuştur Evlilik hayatında mutlu olamayarak boşanmıştır Dağınık halde çeşitli dergilerde ve mecmualarda kalan şiirlerinde kuvvetle ağabeyi Hamid etkisinde kaldığı görülmektedir 1943 yılında ölmüştür![]() Meşrutiyet Yılları II Meşrutiyete takaddüm eden yıllarda şöhretinin zirvesinde bulunan Nigâr Hanım, Fatma Aliye ve Emine Semiye gibi öncü kadınlar Meşrutiyetin getirdiği yeni hayatın ve değişen edebî beğeninin gereklerine ayak uydurmakta güçlük çekerler ve unutuluşun kucağına zirveden düşerler Bununla birlikte Meşrutiyet döneminde şiir ve nesir sahasında eser verecek kadın ediplerimiz, arkalarında kısık sesli ve az sayıda da olsa hemcinsleri tarafından açılmış bir yol bulurlar Meşrutiyet dönemi aydınının üzerinde fikir birliği ettiği alanlardan birisi de "kadın” meselesidir İslâmcılık, Türkçülük, Batıcılık, Osmanlıcılık başta olmak üzere dönemin belli başlı fikir akımları programlarında mutlaka "kadın” meselesine yer verirler Çözüm önerileri ve programlar az ya da çok farklılık gösterse de ortada "kadına dair” bir problem ve "kadının durumunun iyileştirilmesi” gibi bir gereklilik olduğu Meşrutiyet aydını tarafından tartışmasız olarak kabul görmektedir İyileştirme çarelerinin eğitimle iç içe durduğunun fark edilmesi (hem kadının hem erkeğin eğitimiyle) neticesinde, Meşrutiyet döneminde kadının eğitim seviyesinde önceki yıllara göre nisbî de olsa bir iyileşme fark edilir Kadın mecmualarının sayısı gibi eli kalem tutan kadın sayısında da ani bir artış fark edilir Meşrutiyetten Cumhuriyete kadar olan dönem, kendini ifade hususunda imkânları daha elverişli, lügatini nisbeten sadeleştirmiş, hece ölçüsü ve toplumsal gerçeklerle tanışık, Divan edebiyatı etkisinden uzaklaşmış bir kadın şair tipiyle karşılaşmamıza imkân hazırlamışsa da, bu şairin olgunluk noktasını yakaladığından söz etmek henüz mümkün değildir![]() İhsan Raif: 1877 yılında Beyrut’ta doğan İhsan Raif bir mutasarrıf kızıdır Babasının görevi nedeniyle pek çok yer görmek imkânını bulmuş fakat aynı nedenden dolayı düzenli bir eğitim alamamış, daha ziyade özel hocalar elinde yetiştirilmiştir Meşrutiyet devrinde parlayan en önemli kadın şairlerden birisi ve hece ölçüsüyle yazan ilk kadın şairdir O da Nigâr Hanım gibi edebî salon tesis etmiş, şiiri zaman içinde toplumsal bir muhteva kazanmıştır Sade bir dili, yalın bir anlatımı vardır 1926 yılında Paris’te ölmüştür![]() Yaşar Nezihe: 1880 yılında İstanbul’da doğan Yaşar Nezihe yoksul bir ailenin çocuğudur Annesinin ölümünden sonra baş başa kaldığı babası okuması yazması olmayan bir müstahdem olup, kızının okumasına ortam sağlayamamıştır Yoksulluğu ve eğitimsizliği ile, sosyal statüsü ve yaşam standardı yüksek ailelere mensup diğer kadın şairlerden ayrılan Yaşar Nezihe kendi kendisini yetiştirmiştir Yoksulluk ve sıkıntılar ömrü boyunca arkasını bırakmamış, yaptığı üç evlilikte de mutlu olamamış, geçimini sağlamak için evde ve dışarıda çeşitli işlerde çalışmak zorunda kalmıştır Edebiyat, sıkıntılı hayatının yegâne saadetidir Şiirlerini Bir Deste Menekşe (1915) ve Feryatlarım (1924) adlarıyla kitaplaştıran Yaşar Nezihe’nin yaşantısına âyinedarlık eden karamsar bir şiiri vardır Batı etkisi taşıyan şiiri yer yer toplumsal ve siyasî değiniler de taşır Güçlü ve dirayetli bir mizaca sahip olan Yaşar Nezihe (Bükülmez soyadını almıştır), 1935 yılında İstanbul’da ölmüştür![]() Şükûfe Nihal: 1896’da İstanbul’da doğan Şükûfe Nihal, özel hocalardan eğitim almış, Edebiyat fakültesini bitirmiştir Başlangıçta Tevfik Fikret’in etkisinde aruz ölçüsüyle şiirler yazarken zaman içinde Milli edebiyat akımının ilkelerine uygun olarak hece ölçüsünü kullanmaya başlamıştır Aruzla yazdığı şiirleri Yıldızlar ve Gölgeler (1919) adı altında kitaplaştırmıştır 1928 öncesinde heceyle yazdıkları ise Hazan Rüzgârları (1927) adlı kitabında bir araya getirilmiştir Hikâye ve roman sahasında da isim yapmış olan Şükûfe Nihal, edebî kimliğinin yanı sıra yaşantısı ve faaliyetleri ile de dikkat çeker Fatih mitinginde etkileyici bir konuşma yapmış, Türk Kadınlar Birliği’nin kurucuları arasında yer almıştır 1973’de ölmüştür
|
|
|
|