Sedat Umran Kimdir? (Sedat Umran Hakkında) |
|
|
#1 |
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Sedat Umran Kimdir? (Sedat Umran Hakkında)LEKE Takılıp kalmış bir noktada Gölgesini içine düşürerek; Leke sabrın gücüyle büyür Tek başına Uzanır güneşe dek, Arınır kirinden; Yürüyen ak lekeleri olur göğün, Mavi gök-uykusunun düş lekeleri, Leke aşmaz sınırını, Kendini bilir, Durur bütün oturmuşluğuyla; Dağıtmaz, yaymaz gücünü Siz dokunmayınca ![]() Leke lekelenmekten korkmaz, Kurtulmuş geleceğin ürkütüsünden, Alabildiğine özgür; Sevincimin kumaşında parlayan Üzüntü lekeleridir, Silip de bir türlü çıkaramadığım İçimin dökülen mürekkebidir Sedat UMRAN ![]() Şiir serbest nazım şeklindedir Liriktir Sembolist bir şair olan sanatçı eşyaları, nesneleri küçük şeyleri şiirlerde değişik anlamlar yükleyerek incelemiştir Buradaki leke düş lekesidir Soyut bir kavramın somut bir leke gibi işlendiğini görüyoruz ALINTI BİR YAZIYLA SANATÇINI EDEBİ YÖNÜNÜ TANIYALIM Onunla 1950’li yılların son aylarında tanıştık O zamanların tek üniversite semti Beyazıt’ta, bekârlara kiralanan apartmanlardan birinde, müstakil odalarımız vardı: Sedat Umran’ın, rahmetli gazeteci İrfan Derman’ın ve benim Sedat ile 40 yılı aşacak dostluğu gönüllerimize ekmiştik Sedat her an şiir hisseden, düşünen ve yaşayan biriydi; şimdi de öyle Akşamları Beyazıt’tan Taksim’e kadar yürür, kahvehanelerde konaklaya konaklaya şiir konuşur; sabaha karşı yorgun argın apartmanımıza döner, ertesi gün çakı gibi yataklarımızdan fırlardık Sedat; bilincinde yoğurup biçimlendirme aşamasında olduğu şiirlerini bana okur, yankısını almak isterdi Gecenin karanlığında şiir şiir ışıldayan deniz feneriydi, şimdi de öyle Dil; kişilerin, olayların, nesnelerin, kavramların; söz olarak adlandırılmasıdır Sedat; sözden söze konarak petek petek bal üreten dil arısıdır Sedat Umran 1926’da İstanbul’da doğdu 1948’de İ Ü Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi Çeşitli kuruluşlarda mütercimlik yaptı 1974’te İzmit Sümerbank Boru Fabrikası mütercimi iken emekli oldu Almanca’dan yaptığı çok sayıda çevirisi vardır İlk şiir kitabı ‘Meş’aleler’ kendi yayını olarak 1949’da çıktı İkinci kitabı ‘Leke’, 1979’da Soyut dergisi yayınları arasında yayımlandı Umran, edebiyat dünyasında trajik ben’in ıztırabını ve eşyanın iç dünyasını yansıtan bu kitabı ile tanındı Sevgi şiirlerinden oluşan “Gittin Taş Atarak Denizlerime” isimli şiir kitabı 1990’da Akabe Yayınevi tarafından basıldı Şairin son 20 yıldır değişik dergilerde yer alan şiirlerinin toplandığı “Kara Işıldak” 1993’te İz yayıncılık tarafından yayınlandı Şiirindeki son merhaleyi yansıtan 100 mısralık 25 dörtlüğü, “Kış Dörtlükleri” üst başlığı altında Türk Edebiyatı Dergisinde yayınlandı Sedat Umran’ı bir de eleştirmenlerinden dinleyelim: Müslüm Yücel: … Doğa’da olan her şey Umran’ın şiirinde bir araya gelmiştir Metafizik, din kaynaklı bir dünya görüşü yoktur Umran’ın (…) Umran doğa’nın her gün yeniden doğuşu ve her yeni doğuşta insana yeni bir şeyler verişi karşısında görkemli bir coşku yaşar ‘Çocuk ve Deniz’ adlı şiir buna verilecek tipik bir örnektir "Çocuklar sırtlarında kurşun işlemez gömleği düşlerin" diyerek kendi evreninden çıkıp çocuğun evrenine giren Umran, ölüm ile ölümsüzlük arasında bir çıkış bularak bütün yaşananları bir coşkuya çevirir (…) En önemli şiirlerinin toplandığı “Leke”de Umran İkinci Yeni ile Yahya Kemal ve Ahmet Haşim arasında kendine bir çıkış aramaktadır “Balya”, “Bunak”, “Lokanta” ve “Mahkeme” gibi şiirlerde Garip şiiri ile İkinci Yeni’nin tipik izleri vardır Zaman zaman taşlamaya varan söylem, zaman zaman kendini nüktedanlığa vuran bir dil “Leke”de belirgindir Diğer yandan Ahmet Haşim gibi eşyanın ruhuna nüfuz etme söz konusudur Haşim çizgisi, imge aracılığıyla nesnenin kendisi olma hâli daha ağır basar Şiir nesnenin içine girmek, orada kendini hissettirmek durumundadır İç dünya, dış dünya ile ilişkilendirilerek verilmez, bunun yerine nesnenin insanda yarattığı etkiye ağırlık verilir Şair duygularını, düşüncelerini bir araya getirerek gerçeğin kendisine değil, belirtilerine varmak ister “Gittin Taş Atarak Denizlerime” ve “Kara Işıldak”taki şiirlerde ise nesnenin yerine imge geçer Kelimelerin bizde yarattığı imgeler ön plana alınır ve bu bakıştan hareketle her şeyi bir insana anlatma ihtiyacı doğar Gül’e yazılan şiirlerde nesne gül içinde yerini arayıp durur, her şey gül’den –Gül’e uzanan bir hat üzerinde gelişir ” (REF: Sonsuzluk Atı, Virgül, Ekim 2001, s 40;41) Olcay Yazıcı: Hafızamı yokluyorum Usta şair Sedat Umran için, sanatının 60 yılında bir vefa göstergesi olarak, yüreğe sindirilmemiş değerlendirmelere, samimi olmayan övgülere tevessül etmeden neler söylenebilir? Bu soruya kendimce bir cevap arama denemesinde bulunacağım Sedat Umran, fizikle matematik ilintisini/ilmini kurabilen, derin ve usta bir isim Şiiri bir hobi olarak değil, yaşama düşünme ve mistik boyutta duyumsama tarzı olarak benimsemiş Her ne kadar “Nesnelerin şairi’’ diye tanımlansa da, aslında o aşkın ve aşkın (öte) olanın şairi Sevdalı ve lirik, ama arabesk değil Fizik âlemi, nesneleri, objeleri mercek altına alan, onlara herkesin baktığının dışından ve ötesinden bakan, adeta “Eşyanın dilini/Şifresini çözen”, “Nesnelere bir insan kimliği yükleyen, onlara şahsiyet ve haysiyet kazandıran”; bu yönüyle dünya edebiyatında eşi ve benzeri bulunmayan, farklı bir şiir dili/farklı bir şiir sembolü/farklı bir şiir iklimi olan kişi ![]() TURAN KARATAŞ BEN NE ZAMAN BİR GÜL KOKLASAM / ELİMDEKİ GÜL DAHA ÇOK GÜL OLUR 01 Kasım 2007 Yazımın başlığına iki güzel dizesini koyduğum Sedat Umran adeta şiir soluyan, o çok bilinen ifadeyle şiirle nefes alıp veren bir adamdır Allah sağlıklı ömür versin 82 yaşını ikmal etmek üzere Muhtemelen ömrünün her anında bir şekilde şiire bir yol bulmuş, onunla bir an geçirmiş olmalıdır Bu ömrün bir saati yok ki şiirsiz geçmiş olsun O şimdilerde ahir ömründe sessiz sedasız yaşıyor Gözlere nihan, sanki unutulmuş gibi![]() Şiir yaşını tamamlamış birçok şair gibi, Sedat Umran da evvelce yayımlanan kitaplarından ürünler seçerek yeni kitaplar oluşturuyor Bu seçmelerin arasına yeni ürünler koyup koymadığını bilmiyorum ) Şiirlerinden -şüphesiz beğendiklerini- seçerek bir araya getirdiği ilk kitabı Sedat Umran’dan Seçmeler (Ötüken, 1995) adıyla çıkarmıştı Bu yıl da Devin Uyanışı (Kartal Belediyesi Kültür Yayınları) adlı yeni bir seçkiyle kendisini hatırlattı![]() Şairimizin ilk seçmeler kitabını okuduğumda, defterime sıcağı sıcağına şu satırları yazmışım: Kestirme bir yargı olacak ama Sedat Umran vasatın üstünde bir şair İyi şiire yaklaşan ürünleri var 517 şiirinin içinden seçip bize sunduğu 152 örneğin bende oluşturduğu kanaat bu İyi bir şiirini hatırlıyorum “Gittin Taş Atarak Denizlerime”, bu seçkiye almamış Bu kitaptaki ürünlere bakarak şu denebilir: Sedat Umran ‘küçük şeyler’ şairi İğne, makas, fermuar, düğme, vida, mum, pergel, sabun, astar, musluk, paspas, semaver gibi hayatımızın önemsiz yanlarını dolduran “eşya”yı ve kimi nesneleri şiirine konu etmiştir Bir de hayvan(cık)ları: Kırkayak, kelebek, karınca, ateş böceği, yarasa, pire, hindi, kuğu, manda… Ahmet İnam’ın çok doğru bir deyişiyle dünyanın [siz buna ‘yaşama’nın deyin] en şiirsiz yerlerinden şiir emmeye çalışmıştır Bir de “eşyanın yorgun üfürükçüsü” diyor onun için İnam![]() Devin Uyanışı, bir önceki seçmelerden bazı örneklerin çıkarılması ve yenilerin eklenmesiyle oluşturulmuş Tabiatıyla yukarıdaki belirlemeler, Umran’ın bu kitabı için de geçerlidir Dahası, Sedat Umran şiiri bağlamında da yukarıdaki hükümleri ihtiyatla söyleyebiliriz![]() Umran, sembolist bir şairdir; eşyanın dilini arayan Hemen her şiirinde teşhise başvurarak eşyanın sezilmeyen gizemini (ruhunu mu demeli) keşfetmeye, ona can katmaya, nesnelerin ve hayvanların bize duyuramadıkları sessiz dilini dile getirmeye çalışıyor Nesnelerin ürperten sesini, üşüten yankısını iletmeye uğraşmak az şey değildir İnancımıza göre, “bütün varlıkların kendilerine has bir hayatı, bir canlılığı vardır; hatta taş ve maden gibi ‘cansız’ cisimler bile böyledir Ve her varlık, kendisini Yaradan karşısında (kulluk) vazifesini yerine getirir ” Başka bir deyişle, her varlık lisan-ı hâlince Yaradan’ını anar, onu tesbih eder Bununla birlikte, insan eliyle imal edilen ‘eşya’nın da bir “lisan-ı hafî” ile bize bir şeyler fısıldadığını düşünenler ve bunu duyanlar az değildir Sedat Umran, iktidarınca işte bu “gizli dili” sese/ söze kalbetmeye çalışıyor Yer yer bunun fevkalade üstesinden geliyor da Tanpınar’ın Ahmet Haşim için söylediği “eşyadaki gizli mutabakatları yakalayan ve tabiatın cevherini sızdıran” tavsifi, Sedat Umran için de rahatlıkla kabul edilebilir![]() Sedat Umran’ın gözüyle bakınca eşyaya ya da hayvanata veyahut varlıklara şunları görmek olasıdır: Tren, istasyonların şımartılmış çocuğudur Aşk yerine parmak uçlarımızın sıcaklığını duyan daktilo, fısıltımızı yüreğinin kanıyla yazmıştır İğne çıplak gövdesiyle utanarak yaşamıştır Karatahtanın içi ak tebeşirin çizgisiyle ışıldar ve bir silgi ara sıra yüzünü okşadığında toz halinde dökülür iğreti sevinci Sakız ezile ezile incelir ama yine de kopmaz Balonlar hafifliğin gemileridir gökyüzünde yüzen Toz sessizliğin kuluçkası, delik ayıbın keskin gözüdür Kaplumbağalar kaderi sırtlarında bir yük gibi taşırlar, arıların damarlarında kan yerine çiçek kokusu dolaşır; kimsesiz böceklerin cenaze kaldırıcıları olan karıncalar sabrın dolambaçlı yollarında yalnızca kendilerinin bildiği bir gizi kulaktan kulağa fısıldayarak yürürler Güller sessizliğin diliyle şiir okurlar![]() Şair, her gün içinde bin umut parçalandığı için (mi) sesinden hüznü eksik etmez Örneğin “Leke” şiirini şu dizelerle bitirir: “sevincimin kumaşında parlayan/ üzüntü lekeleridir/ silip de bir türlü çıkaramadığım/ içimin dökülen mürekkebidir ” (s 64) Umran’ın şiirinde hüznün en çok ölümle birlik yoğunlaştığını görmekteyiz “Kara Işıldak “ ölüm, her insan teki gibi, Sedat Umran’ın da kurtulamadığı bir düşüncedir “Heykelin Düşü” bile bu düşünüşten/ duygudan nasibini alır Yine bu bağlamda “Unutulan Ölü”nün feryadı hazindir: “Ben ölüyüm/ eldivenlerimde kaldı sıcaklığı ellerimin/ gözlerimdeki korku aynalarda/ gülüşümden uçurtmalar yaptınız, ama uçuramadınız/ sevincinizin göklerinde ”Umran, genel yaşayışta çokça aksayan insan yanlarımızı görmeyi de ihmal etmez Bu bağlamda “Dilenciler” ve “ “Topal” şiirleri iki iyi örnektir Şu dizelerde bir insanın yazıklanışıyla birlik toplumun ahenksizliği de hissedilir:Denedim yıllar yılı sallanmadan gitmeyi Adımlarım ufaldı, ben büyüdüm ayakta Biriktirdim eksik kalan yürüyüşümden Atmaya kıyamadığım adımlarımı… (s 110)Öte yandan, çok uzaklardan, korlu bir aşkın küllenen ocağından kıvılcımlar düşer Sedat Umran’ın şiir kitabının sayfalarına: İÇİMDEKİ İLKBAHAR Uzak ırmaklar gibi gözlerin Yansıtır ışıltısını bakışlarıma Ben kaç bahar, kaç yaz sığdırdım Sen yanımdayken kışlarıma… (s 21)Bir başka şiirinde de “Canan İçin” şu dizeleri okuruz: Bir serinlik yayılır saçının ormanından Kalbimin ateşini körükler gibi olur Boğulsam da ne çıkar mutluluk dumanından Ruhum hava yerine güzelliğini solur… (s 38)Yer yer taassuba varan biçimcilik (bilhassa kafiye tutkusu), Sedat Umran şiirinin karabasanıdır desek, abartmış olmayız Öyle örnekler var ki, şiiri boğan kıskacına ve yapaylığına rağmen, şair kafiyeden vazgeçmemiştir![]() Şairin gençlik yıllarında zihninde yer eden, kulağında kalan kimi seslerden (Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Ziya Osman, Cahit Sıtkı, Behçet Necatigil) bazı ürünlerinde yer yer izler görülür Bu ustaların edasından, kimi örneklerde tümüyle uzaklaşmış değildir![]() Bir de benim gördüğüm, bir rubai şairi gibi, asıl düşüncelerini sona saklıyor Sedat Umran Bu sebepten olsa gerek şiirlerinin daha ziyade son kısımlarını beğendim![]() Hâsılı, Sedat Umran Devin Uyanışı’yla bir demet şiirini okura sunmuş ve ondan teveccüh beklemektedir Eşyanın dilini, varlıkların ruhunu keşfetmek isteyenler, onlara bir de Umran’ın gözüyle baksınlar![]() Hayatı şiir, şiiri hayat olan adam 24 Saatini dolu dolu şiirle, aşkla sevdayla yaşayan mistik kâşif Bu yönüyle, o bir simyacı Kışı düşe, düşü kuşa çeviren; dünyevi ve ulvi aşkın, elbette ruh yüceliğinin ve aşk estetiğinin fethine çıkan seyyah Senelerdir çiğneyip geçtiğimiz, şiire konu olabileceğini aklımızın ucundan geçirmediğimiz paspas bezine karşı acıma hissi duymayı, onun hüzün verici kaderiyle kederlenmeyi, Sedat Umran’dan öğrendik (…) (REF: Nesneden Özneye Sedat Umran, Broy, Mart 2003, sayı 17, s 36)
|
|
|
|