Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Eğitim - Öğretim - Dersler - Genel Bilgiler > Eğitim & Öğretim > Tarih / Coğrafya

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
dersim, gerçekler, isyanı, yalanlar

Dersim İsyanı: Yalanlar Ve Gerçekler

Eski 10-06-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Dersim İsyanı: Yalanlar Ve Gerçekler



Dersim’de ne oldu?
Atatürk ne yaptı?

Dersim isyanıyla ilgili atılan en büyük yalan ise isyanın büyük bir katliamla bastırıldığıdır Doğru, isyan çok sert bir şekilde, isyancılarla çarpışa çarpışa bastırılmıştır ancak iddia edildiği gibi bir katliam yoktur PKK’lıların iddialarına göre toplam 90000 insan öldürülmüş, 100000 kişi ise sürülmüştür Halbuki 1935 nüfus sayımına göre Tunceli’nin toplam nüfusu 101 bindir! Zorunlu göçe tabi tutulan insan sayısı ise yaklaşık 5 bindir
Zaten 1940 nüfus sayımında Tunceli’nin nüfusu 95 bindir
Resmi rakamlara göre, ilk Dersim harekâtında öldürülen isyancı sayıcı sadece 265′tir, şehit asker sayısı ise 29 Toplam idam edilen sayısı ise 7′dir! Bunlar da elebaşları olan aşiret reisleridir
İşte Atatürk iktidarının verdiği rakamlar
İsteyen Atatürk’e inansın, isteyen PKK’ya… Seçim serbest!

Dersim niye isyan etti?

Naşit Uluğ’un 1938′de basılmış “Tunceli Medeniyete Açılıyor” isimli kitabını okumadan Dersim isyanının niye çıktığı, Atatürk’ün bu isyanı bastırmaya neden bu kadar önem verdiği anlaşılamaz Kitapta şu değerlendirme yapılıyor:

“Doğu illerimizdeki kötülüklerin başında memleketin emniyet ve asayişini tehdit eden hıyanet ve şekavet ocakları vardı Halkı esir gibi kullanan derebeylik ve toprak ağalığının yanında, bunların daha korkuncu olarak aşiret sistemi geliyordu Bu sistem, Kemalist rejim muvacehesinde fiili bir isyan ve itaatsizlikten farklı görünmüyordu

Gerçekten de doğu illerindeki aşiret yapısı, Atatürk’ün en çok mücadele ettiği düşmanlardan birisiydi Yüzlerce yıldır, bölgede feodal bir baskı düzeni kurmuş olan Kürt aşiretleri en başından itibaren Atatürk’ün bu medeniyet projesine karşı çıktılar Ve kendi gerici toplumsal yapılarını devam ettirmeye çalıştılar Kurtuluş Savaşı’yla kovulmuş emperyalistler de Kürt aşiretlerinin bu gerici isyanlarını her seferinde destekledi

1937 ve 1938′deki Dersim isyanları Atatürk dönemi Kürt isyanlarının en sonuncusudur Tabii, Atatürk bu isyanları bugünkü AKP iktidarı gibi izlememiş, isyancılarla anlaşmamış, isyancıların ardındaki emperyalistlere teslim olmamış ve Türk milletini bölecek adımlara izin vermemişti Dersim isyanı “açılımlar”la ve isyancıların bölücü emelleriyle uzlaşılarak değil, askeri bir harekâtla bastırıldı Aynen Şeyh Sait ve Ağrı isyanı ve diğer Kürt isyanlarında yapıldığı gibi…

Bugün feryat figan eden Kürtçülerin derdi de işte budur Türk devletinin PKK terörüne teslim olmasını ve bir Kürt devletine göz yummasını isteyenler, Atatürk’ün Dersim isyanını bastırmak için yaptıklarına tabii ki karşı çıkacaktır

Amaçları Atatürk’e saldırmak

Dersim isyanıyla ilgili yürütülen Kürtçü propagandanın kökeninde derin bir Atatürk düşmanlığı yatıyor Atatürk’e açıktan saldırmaya cesaret edemeyen Kürtçüler, “Dersim’de katliam yaşandı” yalanlarıyla bunu dolaylı yollardan gerçekleştirmeye çalışıyor

Halbuki, Kürtçülerin iddiasının aksine Dersim isyanı bastırılırken bir “Kürt katliamı” kesinlikle yaşanmamıştır Aşiretleri tasfiye eden, Doğu insanımızı sömüren derebeylik rejimini ortadan kaldıran Atatürk devrimlerine karşı direnen gericilerle mücadele edilmiştir, o kadar

Dersim isyanı askeri bir harekâtla bastırılmıştır, ancak bu harekâtta iddia edildiği gibi büyük katliamlar falan yaşanmamıştır Kürtçülerin “90 bin kişi öldürüldü, 100 bin kişi zorla göç ettirildi” iddiaları bir hayalden başka bir şey değildir Yalnızca nüfus rakamlarına bakmak bile bu yalanı ortaya koymak için yeterlidir

İsyan öncesi Tunceli nüfusu 1935 rakamlarına göre 100 bindir İsyan sonrasındaki 1940 sayımındaysa 95 bindir Aradaki 5 bin fark da isyan sonrası zorunlu göçe tabi tutulan aşiretlerin nüfusudur Hangi aşiretten kaç kişinin zorunlu iskana tabi tutulduğu belgelerde de sabittir ve bunun toplamı da 3470′tir!

Üstelik, 1940 yılı sayımındaki 95 bin nüfus o dönem için çok büyük bir rakamdır Tunceli’de bugün bile, 2008 rakamlarına göre, 87 bin kişinin yaşadığını düşünürsek, iddia edildiği gibi bir katliamın yaşanmadığı kolaylıkla ortaya çıkar

Atatürk isyana hazırlıklıydı

Kürtçüler Dersim’de sistemli bir katliam yaşandığını iddia ediyor Halbuki durum böyle değildir Dersim isyanı için Kürt aşiretleri yıllarca hazırlık yapmış, Atatürk liderliğindeki Türk devleti de isyan başlayana kadar askeri hiçbir harekâta girişmemiştir Kemalist iktidarın 30′lu yıllarda Tunceli’de yaptıklarını incelersek bu gerçeği görebiliriz

1930′daki Ağrı isyanının bastırılmasının ardından Doğu Anadolu’daki gücüne büyük darbe vurulan Kürtçülüğün Dersim dışında tutunabilecek bir yeri kalmamıştı Dersim’deki Kürt aşiretlerinin bir ayaklanmaya hazırlandığı daha 30′ların başlarında tespit edilmişti Pek çok resmi raporun yanı sıra Başbakan İnönü ve Ekonomi Bakanı Bayar’ın Şark Raporları da, bu konuda uyarılarla doludur

Atatürk de isyanı elleri kolları bağlı beklemez 1935′te “Tunceli Vilayetinin Kurulmasına İlişkin Kanun” kabul edilir O zamana kadar Dersim olarak bilinen yöreye Tunceli ismi verilir

Ancak Atatürk Tunceli’de yalnızca askeri önlemler almaz, Tunceli’ye “medeniyet” götürülür Yüzlerce yıldır şehir merkezlerinden kopuk yaşamış Tunceli köyleri yapılan yol ve köprülerle “medeniyet”le tanışır Hastane yapılır, doktor götürülür Okul yapılır, öğretmen götürülür Mahkeme yapılır, adalet götürülür… Köylüyü baskı ve zulüm altında tutan aşiret reislerinin silahlarına el konulur… Tabii tüm bu “medenileşme” hareketi gerici Kürt aşiretlerinin direnişiyle karşılaşır

Ve… 1937 yılının 21 Martında, yani bugün PKK’lıların da ayaklanma günü olarak kutladığı Nevruzda, Seyit Rıza liderliğindeki Abasan Aşireti, Harçik Köprüsü’nü yakarak isyanı başlatır Aynı gece bir karakolumuzu basarak 33 askerimizi şehit ederler 1920 Koçgiri isyanını liderlerinden ve Ağrı isyanına da katılmış Alişer ile Nuri Dersimi de isyancılar arasındadır

Ertesi gün Pah Hükümet Konağı, ilçede yeni kurulmuş ilkokul ve hastane de ateşe verilir İsyanın hedefi açıktır: Atatürk Cumhuriyeti’nin götürdüğü “medeniyet”in bütün simgeleri…

Tabii Atatürk, isyanın hemen bastırılmasını emreder Ve dönemin Tunceli Valisi Korg Abdullah Alpdoğan’ın komutasındaki 20 bin kişilik bir kuvvetle isyan bastırılır Elebaşları idam edilir

“Dersim Harekâtı” olarak bilinen bu isyan bastırma operasyonu, bölgedeki aşiretlerin gücü tamamen kırılana kadar sürer Aşiretlerin önde gelenleri, Tunceli dışına sürülür ve bölgede Cumhuriyet rejimi tam anlamıyla tesis edilir

Varan 1: İsyanın lideri Seyit Rıza bir tarikat şeyhi ve aşiret reisiydi

Kendisine solcuyum, ilericiyim, sosyalistim diyen bir insanın Dersim isyanını savunması kadar komik bir şey olamaz Çünkü Dersim isyanı kesinlikle bir halk hareketi ya da ilerici bir ayaklanma değildir

İsyanın lideri Seyit Rıza, Dersimli bir aşiret reisidir Ve Atatürk Dersim’deki aşiret yapısını ortadan kaldırmak istediği için ayaklanmıştır Seyit de zaten bir isim değil, Peygamber soyundan gelen Şeyh anlamında yerel bir dini ünvandır! Anlayacağınız, Dersim isyanı, bir derebeyinin, bir dini liderin, bir tarikat şeyhinin, bir aşiret reisinin Atatürk Cumhuriyeti’ne karşı ayaklanmasından başka bir şey değildir Bu anlamda Menemen ayaklanmasından hiçbir farkı yoktur

Varan 2: İsyancılar Fransız işbirlikçisiydi

Bütün diğer Kürt isyanları gibi Dersim isyanı da emperyalistlerin kışkırtma ve desteğiyle başlamıştır Nasıl Şeyh Sait isyanı Musul-Kerkük meselesinin görüşüldüğü bir dönemde İngilizler için bir koz olduysa, Dersim isyanı da Hatay meselesinin tartışıldığı bir dö*nemde Fransızlar tarafından kullanılmıştır Nitekim, isyancıların üzerinden Fransız ordusuna ait silahlar çıkmıştır Elebaşlarından Nuri Dersimi de, isyan bastırılınca Fransız mandası altındaki Suriye’ye kaçmış ve Fransız Hükümeti’nin koruması altında yaşamıştır Bugün “Dersim’de katliam yaşandı” yalanlarının da AB koruması altındaki sempozyumlarda dile getirilmesi bu nedenle bir tesadüf değilir

Varan 3: Seyit Rıza İngiltere’den destek istedi

Dersim isyanının lideri Seyit Rıza’nın isyan sırasında İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği 30 Temmuz 1937 tarihli şu mektup Kürt isyanlarının işbirlikçi karakterinin en açık delillerinden birisidir:

“Büyük Britanya Dışişleri Bakanlığına,

Yıllardır, Türk Hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışıyor ve bu amaçla halkı eziyor, Kürtçe yayınları ve gazeteleri yasaklıyor, anadilini konuşan insanlara işkence ediyor ve sistematik olarak insanları Kürdistan’ın bereketli topraklarından söküp Anadolu’nun çorak bölgelerine göçe zorluyor ve birçoğu oralarda telef oluyor Türk Hükümeti son olarak, hükümetle yapılan anlaşma gereği, bu işkencelerin dışında tutulan Dersim’e de girmeye çalıştı Bu olay karşısında Kürtler, uzak sürgün yollarında yok olmaktansa, 1930’da Ağrı Dağında, Zilan vadisinde ve Beyazıt’ta yaptıkları gibi, kendilerini savunmak üzere silaha sarıldılar Üç aydan beri ülkemi, acımasız bir savaş kırıp geçiriyor Savaş araçları bakımından eşitsizliğe rağmen ve bombardıman uçaklarının yangın bombaları, zehirli gaz bombaları atmalarına rağmen, ben ve arkadaşlarım Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık Direncimiz karşısında Türk uçakları köyleri bombalıyor, ateşe veriyor, savunmasız kadın ve çocukları öldürüyor ve böylelikle Türk Hükümeti, başarısızlığının intikamını tüm Kürdistan’da işkence yaparak almak istiyor Hapisler, ağzına kadar masum Kürtlerle doludur Aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor veya Türkiye’nin ücra köşelerine sürgüne gönderiliyor Ülkelerinde bulunan 3 milyon Kürt, barış içinde yaşamak, özgür, kendi ırkını, dilini, geleceğini, kültürünü ve uygarlığını korumak istiyor; benim sesimle ekselanslarınızdan maruz bulunduğu zulüm ve adaletsizliğe son vermek için, Kürt halkını hükümetinizin yüksek ahlakî etkisinden yararlandırmanızı diliyor Sayın Bakan, en derin saygılarımızı sunmaktan onur duyarım

Seyit Rıza Dersim Başkomutanı”

Varan 4: Türk komünistleri ve Komünist Enternasyonal de isyana karşı çıktı

O dönem Türkiye Komünist Partisi de Komünist Enternasyonal de Dersim isyanının feodal ve gerici bir ayaklanma olduğunu tespit etmişti:

“İki ayı aşkındır Ankara Hükümeti, Dersim bölgesindeki Kürt aşiretlerinin yeni bir gerici ayaklanmasını bastırmakla uğraşıyor Feodal unsurlar, Kemalist Parti tarafından gerçekleştirilen reformlara rağmen, bugüne kadar ülkenin bu sapa bölgesinde barınmayı başarmışlardır Dersim, Türkiye’nin ulusal ekonomisinin dışında kalmaktaydı Öyle ki başka bir vilayetten hiçbir tüccar, Dersim’de iş yapmayı göze alamazdı Devletin Dersim’de askerlik yükümlülüğünü gerçekleştirmesi ve yasal vergileri toplaması, bugüne kadar mümkün olmamıştır Dersim’in hakim tabakaları, yürürlükteki yasalara rağmen, kendi yasa dışı ayrıcalıklarını koruyabilmişlerdir (…) Amacı, göçebeliğe son verme ve aşiret reisleriyle (şeyhler, beyler, ağalar ve seyyitler) onların kiralık adamlarını Batı Anadolu’nun modernleşmiş vilayetlerine sürme hedefini güden bir reform planını zorla uygulamaktı Bugün, Kemalist hükümetin enerjik reformları yüzünden kendi iktidarlarını tehdit altında hisseden feodal unsurların ümitsiz direnişiyle karşı karşıya bulunuyoruz İsyanın arefesinde Tapu Kadastro İdaresi, feodal aşiret reislerinin elinde bulunan halka ait malların incelenmesi ve saptanmasına ilişkin hükümet önlemlerini uygulamaya başlamıştı Bu durumda feodalizm, kendi yasadışı egemenliğinin iktisadi temellerini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu hissetti İşte, özellikle bu önlem, isyana yol açan neden olmuştur

Komintern, 1925’teki Şeyh Sait isyanına da şu gerekçelerle karşı çıkmıştı: “Mustafa Kemal, genel olarak ulusal kurtuluş hareketini temsil etmekte ve Türkiye’nin demokratlaşması ve feodal kalıntılar ile Müslüman din adamlarının etkisinden kurtarılması için çalışmaktadır Kemal’e karşı, ilk olarak emperyalizm, ikinci olarak feodal ağalar, üçüncü olarak din adamları ve dördüncü olarak liman şehirlerinin yabancı sermayeye bağlı ticaret burjuvazisi mücadele etmektedir

Varan 5: İsyan Atatürk’ün baskıları değil

Atatürk döneminde yapılan köprü ve yollar yüzünden çıktı

21 Mart 1937′de isyancılar tarafından yıkılan Harçik Köprüsü

Dersim isyanı iddia edildiği gibi Atatürk Cumhuriyeti’nin Kürtlere yönelik baskıları yüzünden başlamamıştır Halka baskı yapmak bir yana, Atatürk, Dersim’deki aşiret yapısını dağıtarak Tunceli halkını özgürleştirmek için büyük çaba göstermekteydi Şehrin ismi bu yüzden Osmanlı dönemini çağrıştıran Dersim bırakılarak Tunceli olarak değiştirilmişti Bu nedenle bugün Tunceli ismine tahammül edemeyenlerin, Atatürk’ün Şapka Devrimine karşı çıkanlardan hiçbir farkı yoktur Çünkü Dersim ismi isyanın değil, halk üzerindeki feodal baskının simgesidir Tunceli ise o derebeylik baskısını kaldırmak isteyen Atatürk devrimciliğini simgeler

Ancak çıkarları zedelenen aşiretler ve “seyit” denilen din adamları Atatürkçü devrimlere karşı çıktılar Menemen’de yaşanan gerici isyanın bir benzeri böylece Dersim’de başlamış oldu İsyancıların ilk hedefi de devletin binbir zorluk ve masrafla yaptığı köprüler oldu Munzur etrafındaki iki dağlık bölgeyi birbirine bağlayan Harçik Köprüsü ilk hedefti Gericiler, “medeniyet”in bir örneği sayılan köprüye bile tahammül edememişti!

Özgür Erdem

Dersim isyanıyla ilgili atılan en büyük yalan ise isyanın büyük bir katliamla bastırıldığıdır Doğru, isyan çok sert bir şekilde, isyancılarla çarpışa çarpışa bastırılmıştır ancak iddia edildiği gibi bir katliam yoktur PKK’lıların iddialarına göre toplam 90000 insan öldürülmüş, 100000 kişi ise sürülmüştür Halbuki 1935 nüfus sayımına göre Tunceli’nin toplam nüfusu 101 bindir! Zorunlu göçe tabi tutulan insan sayısı ise yaklaşık 5 bindir
Zaten 1940 nüfus sayımında Tunceli’nin nüfusu 95 bindir
Resmi rakamlara göre, ilk Dersim harekâtında öldürülen isyancı sayıcı sadece 265′tir, şehit asker sayısı ise 29 Toplam idam edilen sayısı ise 7′dir! Bunlar da elebaşları olan aşiret reisleridir
İşte Atatürk iktidarının verdiği rakamlar

Binbir yalanına rakamlarla bile yalan ekleyen zihniyeti şiddetle kınıyor, şehitlerimize Allah'tan rahmet değerli ailelerine sabırlar diliyorum



Alıntı Yaparak Cevapla

Dersim İsyanı: Yalanlar Ve Gerçekler

Eski 10-06-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Dersim İsyanı: Yalanlar Ve Gerçekler



Bu güzel paylaşım için teşekkür ederim Sanırım Genelkurmay bilgilerine göre ölen sayısı 6300 civarında Önemli bir rakam Fakat madalyonun öteki yüzüne bakmak lazım Dünyanın neresine giderseniz gidin asi baş kesilir Hiçbir devlet, kendi egemenlik haklarının içindeki bir bölgenin kendisine isyan etmesine seyirci kalmaz, kalamaz Çünkü bu egemenlik haklarına terstir Burada da durum farklı değildir
Bölge yüzyıllar boyu oradaki bir kaç büyük aşiretin elinde kalmış ve devletten bağımsız gibi hareket etmiştir Bölgenin sarp yapısı, çetin coğrafi konum vb sebeplerden Osmanlı dahi bölgede tam bir hakimiyet kuramamış ve genelde görmezden gelmiştir Bölge ne devlete asker ne de vergi vermiyor, üstüne de eşkiyalık, haramilik gırla gidiyor
Cumhuriyet döneminde artık işler değişiyor Merkezi devlet anlayışı var ve bölge buna bazı büyük aşiretler vasıtasıyla karşı çıkıyor Bu aşiretler ellerindeki gücü kaybetmek istemiyorlar Aslında bölgedeki fakir halk ve küçük aşiretler de durumdan şikayetçi, devletin buraya gelmelerini istiyorlar fakat büyük aşiretlere karşı çıkamıyorlar Devleti istemelerinin sebebi ise bölgedeki düzensizlik ve büyük aşiretlerin zulümleri
Cumhuriyet hükümeti bölgeyi idare altına almak ve medenileştirmek için bazı kanunlar çıkarıyor ve yol, hastane, okul gibi kurumları bölgeye götürüyor Bölgenin duruma karşı çıkacağını bilen hükümet, geniş yetkili biz asker valiyi bölgeye atayarak önlem almaya çalışıyor Asker vali Korgeneral Abdullah Alpdoğan geniş yetkilerle yollanır Alpdoğan, önce bütün aşiret reislerini ve bölge ileri gelenlerini toplayıp yapılan kanun hakkında ve yapılacaklar hakkında onları bilgilendirir tabi bunu yaparken de aba altından sopayı göstererek buna karşı çıkılması durumunda kan döküleceğini ima eder Herkes orada Alpdoğan'ı onaylar gibi görünür özellikle de büyük aşiret reisleri Fakat bir müddet sonra Seyit Rıza adındaki aşiret reisi önderliğinde isyan çıkar Seyit Rıza'nın bu isyana önderlik etmesinde aşiretinin büyük olması yanında "Seyyitlik" sıfatının da olması büyük önem taşır Seyyit, Peygamber Efendimizin soyundan geldiğini göstermektedir Bu ne kadar doğru bir bilgi onu bilmiyorum ama bu sıfatının olması onun sözünün geçerli olmasını sağlıyor
İsyan bölgedeki köprülerin, hastane ve okulların yakılması ve jandarma karakoluna baskın yapılıp askerlerin şehit edilmesiyle başlıyor Alpdoğan, bu durum üzerine hemen bölgeye takviye kuvvetleri yönlendiriyor, fakat bölgenin coğrafi şartları çok kötü olduğundan fazla bir varlık gösteremiyor Çünkü isyancılar bölgeyi ve oradaki mağaraları, kaçış yollarını avuçlarının içi gibi biliyorlar Bu da onlara üstünlük sağlıyor Bunun üzerine Alpdoğan, hava desteği istiyor ve isyancılar hava desteğiyle bertaraf ediliyor Asilerin ileri gelenleri idam ediliyor
Belki isyan orantısız bir güçle bastırılıyor ve arada masum insanlar ölüyor Ama bunu katliam olarak göstermek hainlikten başka bir şey değildir bana göre Dönemin şartlarını düşünmeden be konu hakkında yeterli bilgi olmadan yorum yapmak insanları yanlışa götürür Düşünün yeni bir devlet kurulmuş ve Musul sorunu, Hatay Sorunu gibi sorunların yanında içinizde böyle başkaldırılar olsun Ayrıca İkinci Dünya Savaşı kapıda Herkes birbirine bilenmiş savaş tamtamları çalıyor Böyle bir ortamda dıştan gelebilecek bir saldırıya karşı koyabilmek için içeride güçlü olmalısınız Zira bu isyanda da İngiltere ve Fransa'nın parmağının olduğu da aşikardır
Bu olayların şimdi tekrar alevlenmesi ve o dönem hükümeti üzerinden Atatürk ile hesaplaşılmaya gidilmesini manidar buluyorum Böyle hatalara düşmemek lazım
Ayrıca devlet özür dilesin diyenlere de tepkiliyim Devlet niye özür dileyecekmiş ki ? İsyan edenlere gerekli cezayı verdiği için mi ? Nasreddin Hoca'nın da dediği gibi "Hırsızın hiç mi kabahati yok?"

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.