Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Eğitim - Öğretim - Dersler - Genel Bilgiler > Genel Bilgiler

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
biçimi, biçmidir, devlet, monarşi, yönetim

Monarşi - Devlet Yönetim Biçimi Monarşi Nasıl Bir Yönetim Biçmidir?

Eski 09-11-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Monarşi - Devlet Yönetim Biçimi Monarşi Nasıl Bir Yönetim Biçmidir?



Monarşi - Devlet Yönetim Biçimi Monarşi Nasıl Bir Yönetim Biçmidir?
Monarşi - Devlet Yönetim Biçimi Monarşi Nasıl Bir Yönetim Biçmidir?
Monarşi
Monarşi bir hükümdarın devlet başkanı olduğu bir yönetim biçimidir Bu hükümdar, Türkçede kral, imparator, şah, padişah, prens, emir, kont, oymakbeyi gibi çeşitli adlar alabilir Bir monarşiyi diğer yönetim biçimlerinden ayıran en önemli özellik, devlet başkanının bu yetkiyi yaşamı boyunca elinde bulundurmasıdır Cumhuriyetlerde ise devlet başkanı seçimle işbaşına gelir “Monarşi” sözcüğü dilimize Fransızca Monarchie kelimesinden gelir Cezalandırma ve bağışlama yetkileri sadece hükümdarın elindedir
Siyasal otoritenin genellikle miras yoluyla bir kişinin (kral,imparator vb) üstünde toplandığı yönetim biçimidir
Monarşi kendi dışında yerleşmiş yasal ya da geleneksel bazı kuralları dikkate almak zorunda olmasından dolayı tiranlıktan ya da diktatörlükten ayrılır

Eskiçağ Monarşileri
Tarihlerinin belirli bir döneminde bütün halklar, monarşi yönetimini tanımışlar ve bu yönetim biçimine her zaman kutsal bir nitelik vermişlerdir Sürekli olarak dinsel bir atmosfer içinde tüm davranışların dinsel ve törensel biçime büründüğü bir dünyada kral, yalnızca Tanrı’nın (İbranilerde) ya da tanrıların seçtiği kişi, bazen de Mısır firavunlarında olduğu gibi Tanrı’nın kendisi olarak kabul ediliyordu Monarşinin yüksek düzeyde yer alan bu dinsel niteliği, söz konusu yönetimin ortadan kalkmasından sonra bile varlığını sürdürdü: Sözgelimi, Atina’da demokrasinin tümüyle yerleştiği dönemde, arkhon (Yunan sitelerinde özellikle de Atina’da en yüksek devlet memuru), sitenin bütün dinsel yaşamını yönetiyordu Tanrılar ve insanlar arasında aracı olan hükümdar, kendisini destekleyen ve otoritesini ortaya koyması için gerekli olan güçler tarafından, iktidarının sınırlandırıldığını görüyordu Nitekim Mısır’da, kral, birçok kez din adamlarıyla çatıştı ve uzlaşmak zorunda kaldı Aynı biçimde, Mykenai dönemi Yunanistan’ında, krallık gücü sıkı bir biçimde bürokratik bir saray yönetimine dayanıyordu; savaş zamanında komutan olan kral savaşta onunla birlikte olan savaş oligarşisini dikkate almak zorundaydı
Tarımın sulamaya dayandığı ve karmaşık bir örgütlenme gerektirdiği bölgelerde (Nil vadisi ya da Mezopotamya deltası), daha mutlak bir niteliğe bürünen monarşiler daha uzun süre varlıklarını sürdürdülerAtina,Isparta ya da ya da Roma gibi öbür yerlerdeyse oligarşi (iktidarın küçük bir azınlığın elinde olduğu yönetim) hızla kralın yetkisinin yerini aldıBununla birlikte, İskenderiye fetihlerinin ardından Yunanistan’da, Doğu monarşilerinin kutsal niteliğinden güçlü biçimde etkilenmiş bir monarşi biçimi ortaya çıktı

Feodal Monarşi
Feodal monarşi, soydan gelme monarşiden (aile ya da klan önderi durumundaki kralın, iktidarı elinde bulundurduğu, aile ve devlet hizmetinin karıştığı, ailenin gelirlerinin devletinkine denk düştüğü ve ailenin hizmetinde olanların kralın yönetimine doğrudan yardımda bulunduğu bir rejim) doğdu Söz konusu soydan gelme monarşi rejimi, Franklar dönemine (V-IX yy) raslar Bununla birlikte, Karolenjlerin ilk döneminde imparatorun otoritesi kendi topraklarının ötesine taşıyordu Bu durum, Charlemagne’ın 754‘te kutsanması ve 800‘de taç giyerek Roma imparatorlarının yerini alacak kişi olarak belirlenmesi sayesinde gerçekleşti Roma İmparatorluğu’ nun gücünü yeniden canlandırmak için yapılan bu girişim, büyük senyörlerin imparatora karşı çıkmaları sonucunda başarısızlıkla sonuçlandı Bu çatışmadan feodal monarşi doğdu: Devletin topraklarının bölünmesi; geniş prensliklerin kurulması; kralın büyük senyörler tarafından seçilmesi Söz konusu monarşi, X yy’dan XVyy’a kadar Fransa’nın, ayrıca Japonya’nın, Ming sülalesi döneminde Çin’in ve XIII yy’da Rusya’nın da yönetim biçimi oldu Büyük senyörler, krallığa ait hakları ve halk otoritesi olma haklarını etkin bir biçimde kullanıyorlardı: Adalet dağıtıp vergi topluyor, para basıyor ve topraklarında yaşayan halkı gerçek anlamda temsil ediyorlardı Kral, en üstün kişi olmakla birlikte, en azında XI yy’da, söz konusu büyük senyörler arasında en güçlü olanı değildi Kralın Reims’de kutsanması ona bir otorite ve yönetime karışan öbür kişilerin üstünde bir yer sağlıyordu ama, vasalların onayını almadan iktidarını sürdüremiyordu Bu nedenle kral, köy ve kentlerde büyük senyörlerin koruyuculuğundan sıkıntı çekenlerin tümünü koruması altına aldı ve kendi gücünü sınırlandıran bütün güçlerle çatıştı
XIV ve XV yy’larda krallık yönetimi güçlendi ve feodal nitelikteki bu monarşi bir tür yönetim monarşisine dönüştü Bu da yavaş yavaş mutlak monarşiye doğru evrim gösterdi

Mutlak Monarşi
Daha önceleri, Mısır ve Babil monarşileri için kullanılan mutlak monarşi deyimi daha çok Batı monarşileri, özellikle XVI -XVIII yy’lar arasındaki Fransız ve İspanyol monarşileri için kullanıldı
Mutlak kral (en iyi örneği Fransa’da Louis XIV‘tü) senyörler senyörüdür Kralın, senyörü olmayanlara senyör olma hakkı, buradan kaynaklanıyordu Reims’de kutsanan mutlak kral Tanrı’nın iktidarını kullanıyordu ve yalnızca Tanrı’ya hesap verirdi Bu durum ona belirli görevler yüklüyor ve özellikle Tanrı saygısı ve “gerçek inancı” savunma yükümlülüğü veriyordu Hiçbir prens dinlerin çokluğunu hoşgörüyle karşılayamazdı Bu nedenle Nantes Fermanı kabul edilmez nitelikteydi ve yürürlükten kaldırılması, mutlakiyetçiliğin mantığı gereğiydi Bununla birlikte kral, uyrukları bağlılık yeminleri bakımından “bağlı tutmak ve serbest bırakmak” gibi papaların kendi kendilerine verdikleri hakkı kabul etmiyordu Kral ile Papalık arasındaki çatışma 1682‘de yeniden alevlendi, sonra yatıştı Fransa kralı,kendini Kutsal Roma-Germen imparatoruna bağlı olarak da görmüyordu Kral yasama gücüne, yargı gücüne (son yargılama yetkisi kralındı ve her uyruk ona başvurabilirdi), vergi toplama hakkına, nişan ve rütbe verme hakkına (soyluluk unvanı verme, subay atama hakkı), para basma, barış ve savaşa karar verme hakkına sahipti

Mutlakiyetin Sınırları
Bu “mutlak” monarşi gene de sınırsız değildi Tahta geçmeye ilişkin kurallar gelenekle ve krallığın “temel yasalarıyla” belirlendiği için kral, kendisinden sonra gelecek kişiyi seçemezdi Kral naipliklerinin örgütlenmesi işini belirleyemezdi Louis XIII ve Louis XIV‘ün bu konuda aldıkları kararlar Parlamento tarafından bozuldu Kral, ülke toprağının bir bölümünü devredemezdi (bu kural, François I‘e, kötü sonuçlar veren Madrid Anlaşması’nı reddetme olanağı sağladı) Kral, ayrıcalıkları ve her bölgenin geleneklerini dikkate almak zorundaydı Krallık yasası, öbür yasalara yalnızca eklenir ve onlara herzaman egemen olamazdı
Krallık iktidarının sınırlarını iyi anlayabilmek için, yasaların yazıya geçirilmelerinin ve özellikle uygulanmalarının güçlüklerini göz önünde tutmak gerekir Unutkanlıklar, kasıtlı ya da kasıtsız savsaklamaları da bunlara eklemek gerekir Yeni devlet memurluklarının açılmasına gelince bunlar, babadan oğula geçer hale geldi Bu görevlerin sayısı, kralın mali gereksinimlerine
bağlı olarak artıyordu Yeni memurluklar açılması, bazen planlar kuran bir görevliler topluluğunun kurulmasına yol açıyordu Krallık iktidarının bir bölümünü elinde bulundurduğunun bilincinde olan bu topluluk, güç anlarda bunu hissettirmesini bildi Kral, bastırdığı parayı kuşkusuz zorla kabul ettirebiliyordu, ama uluslararası büyük tacirlerin verdikleri değere göre belirlenen paranın kurunu zorla kabul ettiremiyordu XVI yy’dan XVIII yy’a kadar, Fransa Krallığı sık sık para sıkıntısı içinde kaldı ve mali bunalım krallığın yıkılmasında etkili oldu Kral, mali alanda her istediğini yapamazdı Louis XV döneminde olduğu gibi kral, kendisine gerekli olan parayı ödünç olarak veren bankerlerle uyuşmak zorundaydı Daha adaletli vergiler getirmek istediği zaman da, ayrıcalıklı kişilerin direnişleriyle karşılaşıyordu Kral tek başına yönetmiyordu Krallığın yüksek dereceli görevlileri (baş mabeyinci, amiral, şansölye) kendisine yardım ederlerdi Monarşinin gizine ve özüne çok yakından bağlı olan, görevinden alınamayan ve kralın yokluğunda kurullara başkanlık eden şansölyeninki bir yana öbürlerinin görevleri, daha çok onursal nitelikteydi Kral, kurulu ile birlikte yönetimi sağlıyordu Simgesel de olsa her zaman kurulda hazır bulunurdu ve bu kurulun üyelerini (bunlar çoğunluktaydı) soylular sınıfından seçerdi Bu kurul yapılacak işlere göre bölünürdü “Yüksel Kurul”, önemli kararları alan kuruldu ve üyeleri “devlet bakanı” unvanını taşırlardı “Resmi Yazışmalar Kurulu” taşra ile olan yazışmaları yönetirdi “Maliye Kurulu”,”Ticaret Kurulu” (1730‘dan sonra) da vardı “Vicdan Kurulu”na daha çok kralın günah çıkarıcısı olan papaz katılırdı “Özel Devlet, Maliye, Yönetim Kurulu” öbür geri kalan işlere bakardı ve bu kurulun iki yüz kadar üyesi olabilirdi Buna kendi alanlarında kararlar alan, sürekli ya da süreksiz olarak çalışan kurullar ve dosyaları hazırlayan daireler eklenirdi
Kral,dört “devlet sekreteri” il de yönetimi sağlıyordu (Dışişleri, Savaş ve Deniz, Saray ve Protestanlık İşleri) Fouquet’nin gözden düşme olayına kadar mali işler genel nazırı da vardı Bu daha sonra, mali işler genel denetimcisi oldu
Taşra yönetimini valiler ve özellikle nazırlar yönetiyordu Bunların güçlenmeleri, Eski Rejim’in sonuna kadar arttı Yönetimin merkezileştirilmesi mutlak monarşinin istediği şeydi Kral, halkına da danışabilirdi Bu danışmayı, istediği gibi toplayıp dağıtabildiği “état généraux”lar ve aynı zamanda ileri gelen kişilerin oluşturduğu meclis aracılığıyla
yapıyordu Krallığın zayıflık dönemlerinde çokça yapılan bu toplantılar 1614‘ten 1789‘a kadarki dönemde bir yana bırakıldı, ama unutulmadı Parlamentolar üst düzeydeki adalet ve tescil organlarıydılar “Uyarma hakkı” (kral buyrultuları üzerine hukuk düzeni açısından uyarma hakkı) onlara verilmişti Bu parlamentolar monarşinin zayıflıklar gösterdiği zamanlarda bu hakkı kullanmaktan geri kalmadılar Kralın istediklerinde, kendi ayrıcalıklarına yönelik bir şey bulduklarını sandıkları zaman, bu hak onları XVIII yy’da sistemli olarak muhalefete itti Kral onları da hesaba katmak zorundaydı Kuşkusuz, sınırsız olmayan bu monarşi, gene de meşruti bir monarşi değildi

Meşruti Monarşi
Mutlak monarşiden farklı olan bu tür monarşide kral, Tanrı tarafından değil, ulus tarafından seçilir Kral ile ulus arasındaki ilişkiler bir metinle, Anayasa’yla belirlenmiştir (en azından Fransa’da böyleydi) Ulus, seçimle oluşturulmuş bir ya da birçok meclis tarafından temsil edilir Egemen olan ulusun seçtiği kral, ulusun iradesine bağlıdır Ama Anayasa’nın kendine verdiği ve Meclis ya da Meclisler karşısında elinde bulundurduğu bir yetkisi vardı Meşruti monarşi İngiltere ve Fransa’da gerçekleşmiştir Ortaçağ’a, 1215 tarihli Magna Carta’ ya (Büyük Ferman) kadar uzanan İngiliz meşruti monarşisi,Common Law dan, yani kazai içtihatları oluşturan ve belirli olaylar üzerindeki yargıç kararlarından meydana gelen bütünden doğmuştur Demek ki yasa, kral iradesine bağlı değildi, doğrudan doğruya halkı temsil eden yargı gücünden doğuyordu Doğal olarak, kral, krallığın ayrıcalıklarına sahipti Özellikle XVI yy’da Tudorlar yönetiminde kral, özel kurul ile iradesini kabul ettirmeye kalkıştı Parlamento’nun direnişi, para ve sürekli ordu olmaması yüzünden başarısızlığa uğradı Kral Fransa’da olduğu gibi, doğrudan doğruya yerel yönetim alanlarına karışamıyordu Buraların yönetimi, mali işler açısından bağımsız olan Sherif lere, sulh yargıçlarına ve bölgesel yöneticilere bırakılmıştı; “Orta sınıf” halkın içinden seçilen ve Common Law taraftarı olan bu yöneticiler, kısa sürede kendi güçlerinin bilincine vardılar Bu “orta sınıf”, Lordlar ve Avam olmak üzere iki meclise ayrılmış Parlamento’da kendini ortaya koydu Lordlar kral tarafından atanırlardı ve görev babadan oğula geçerdi Lordlar, hiç kuşkusuz pek demokratik olmayan bir yolla seçilmiş milletvekillerinden oluşan, ama gücünü ortaya koyan “orta sınıfı çok iyi temsil eden Avam Kamarası’na hemen karşı koydular Kral Avam Kamarası’nın onayını almadan yeni vergi koyamazdı Henry VIII, Anglikan dinsel bölünme hareketi sırasında ve yerine geçecek kimsenin ortaya çıkardığı sorun karşısında Avam Kamarası’na danıştı Avam Kamarası XVIII yy’da, çok önemli bir siyasal rol oynadı Parlamento, yasaların yavaş yavaş kaynağı oldu, bakanları denetledi, XVIII yy’dan başlayarak belirli süreler içinde toplanmaya başladı Torylerin (muhafazakârlar) ya da Whiglerin (liberaller) çoğunlukta olduğu Avam Kamarası Partisi’nden kabineyi oluşturma geleneği yerleşti Kral, XVIII yy’dan sonra, Avam Kamarası’nca denetlenmeye başlandı Kral “hükümdarlık yapıyordu, ama yönetmiyordu
Fransa’da iki dönem meşruti monarşi yaşandı Louis XVI, 1789‘da mutlak monarşi iktidarını kaybettikten sonra 4 Ağustos gecesi Fransızların kralı oldu, 1791‘e kadar yalnızca yasa adına hükümet etti Ama, kişiliğinin dokunulmaz olduğunun bildirilmesine karşın onun iktidarı kutsal niteliğini ve temel özelliklerini kaybetmişti 1791 Anayasası ile kral, yürütme gücünü kullanan bir ulusal temsilci haline geliyordu Buna karşılık Meclis, kralın vetosuyla yumuşatılmış da olsa, yasama gücünü elinde tutuyordu Kral tarafından atanan bakanları, Meclis görevden alamazdı Bu, İngiliz monarşisi örnek alınarak, meşruti monarşinin yasaya dayandırılması girişimiydi Rejim bir yıldan daha az ömürlü oldu, 1814‘te Restorasyon yönetimi de “Sarfa (”La Charte”) dayalı meşruti bir monarşiydi Ama bu “Şart” hükümdarın “ihsan ettiği” bir belgeydi ve ulusun iradesini dile getirmiyordu Bununla birlikte, kral, ihsan etmiş bile olsa, bu belgeye titizlikle uymak zorundaydı Bu belge 1789 yılının görüşlerine verilmiş bir ödün niteliği de taşıyordu Bu görünüm 1830 Temmuz monarşisiyle daha belirgin hale geldi Yasama yetkisi kral ve iki meclis arasında bölüşülmüştü Bu iki meclisten biri,yetkileri gittikçe azalan Yüksel Meclis, öteki belirli bir vergi ödeyen yurttaşlara tanınan oy hakkıyla seçilen Temsilciler Meclisi’dir Yürütme gücü, hükümet tarafından temsil edilir Bakanlar Meclis içinden seçilebilirdi ve bu,gerçekte bakanların Meclislerce denetlenmesi demekti Sorumlu olmayan kral, gene de Meclislerin görüşlerini dikkate almak zorundaydı Böylece, parlamento sistemine doğru adım adım gidiliyordu Her tip monarşi, devletin ve toplumun belirli bir gelişme düzeyine denk düşmüştür Denebilir ki mutlakiyetçilik kralların savaş tasarıları için kaçınılmaz olan insan ve para kaynağını bulmak isteğinden doğmuştur Meşruti monarşi, ticaret burjuvazisi ile mali burjuvazinin yükselmesine bağlıdır Günümüzde, biçimleri büyük değişiklige uğramış da olsa, meşruti monarşi bazı ülkelerde varlığını korumaktadır


Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.