Geri Git   ForumSinsi - 2006 Yılından Beri > Forum İslam > İslami Genel Konular

Yeni Konu Gönder Yanıtla
 
Konu Araçları
rasulallah, sevmeyi, sürdüreceğiz

Seni Sevmeyi Sürdüreceğiz Ya Rasulallah!

Eski 09-08-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Seni Sevmeyi Sürdüreceğiz Ya Rasulallah!



ÇAĞI KOKUTANLARA İNAT
Seni Sevmeyi Sürdüreceğiz Ya Rasulallah! SENİ SEVMEYİ SÜRDÜRECEĞİZ YA RASULALLAH!

1464 doğum yıldönümünü kutlamak Ne saadet!
Tam on dört buçuk asır milyarlarca kadın ve erkeğin göz nuru, gönül süruru, dünya huzuru, ahiret gururu olmak Ne saadet!
Senin nurlu yolunda, çağın putlarına baş eğmeden, “Ey kinleriyle geberenler, çatlasanız da, patlasanız da sevdim o güzeller güzelini!” diyebilmek Ne saadet!
İnandık ya Rasulallah! Senin rehberliğin bize iki cihan mutluluğunun kapısını aralayacak Ki sen Alemler Rabbinin hem kulu, her elçisisin
Kulusun Bize kulluk nasıl yapılır, onu öğrettin Kralların topuğuna erişemediği mülkün vardı, fakat kul gibi yaşadın, kul gibi göçtün Karşında titreyen bedeviye “Ne titriyorsun! Ben de senin gibi kuru et yiyen bir kadının oğluyum!” dediğin için, sultanlar ayak bastığın toprağı başlarında taç diye taşıdılar Sen Allah’ın dinine hizmet ettiğin için, cihangirler kendilerini senin “hizmetçin” bildiler
Kulusun Alemlere rahmet olduğun halde ayakların şişinceye kadar Rabbinin huzurunda durdun “Kendini niçin bu kadar helak ediyorsun?” diyen Aişe’ne “Ya Aişe, ben Rabbime çok şükreden bir kul olmayayım mı?” dedin
Kulusun “Muhteşem bir ahlak üzere” olduğunu Alemlerin Rabbi söyledi “Ey yaratıkların en hayırlısı!” diye çağıran adama “O dediğin İbrahim idi” derken biz haddini bilmezlere ahlak öğretiyordun Osman b Maz’un’un eşine “Sen ne diyorsun be kadın! Vallahi ben dahi yarın nefsime ne yapılacağını bilmiyorum!” derken ne kadar yüce, ne kadar asil, ne kadar büyüktün
Rasulüsün Bize mukaddes emanet nasıl taşınır, onu öğrettin Mukaddes yük belini iki büklüm etse de yıkılmadın, yılmadın Sevenlerini sevindirmek için kendin hüznü zimmetledin ve “Ben hüzünlerin peygamberiyim!” dedin Gülelim diye ağladın Niye ağladığını soranlara da “Benim bildiğimi bilseydiniz çok ağlar az gülerdiniz” dedin
Rasulüsün İnsanlığa Allah’ın verdiği bir sadakasın Onun için Hayber’in fethi arefesinde “Ya Ali, yeryüzünün tamamını fethedip bana teslim etmenden bir kişinin hidayetine vesile olman hayırlıdır!” diyecek âli cenaplığı gösterdin Onun için seni yok etmeye gelenlerin ardından ellerini açıp “İlahi! Onları affet, onlara hidayet et; çünkü onlar bilmiyorlar!” dedin
Güvendik ya Rasulallah! Çünkü sana Allah güvendi Çünkü sana düşmanların bile güvendi Allah’a imanın Allah’a güvenmek olduğunu senden öğrendik Mağara arkadaşın düşmanın ayak seslerini duyduğunda içini derin bir endişe kaplamıştı hani? İşte o zaman sen “Ey Ebubekir! Üçüncüsü Allah olan iki kişiye kim ne yapabilir ki?” diyerek imanın güvenmek demeye geldiğini öğretmiştin
Hendek günü “Biz bir yere gidemiyoruz, bu zat bize yeryüzünün hazinelerini vaat ediyor” diyen kalbi hastalıklıların yüzüne bakarak, balyozun ağzından çıkan kıvılcımı gösterip “Ben bu kıvılcımın içinde Kisra’nın sarayının yıkıntılarını görüyorum!” diyerek öğretmiştin Zamanın seni tasdik ettiğine bütün bir insanlık şahittir ya Rasulallah!
Sevdik ya Rasulallah! Sevince nasıl cennet kesilinir Onu da sen öğrettin ya Rasulallah! Taif’ten kan revan içinde dönerken Rabbine yönelip “Eğer bana gazaplı değilsen, çektiklerimin hiçbirine aldırmıyorum!” diyecek kadar sevgisine sadık kalmayı senden öğrendik
Ve buğz ettik Kötüye, batıla, küfre, zulme, zorbalığa, günaha, hainliğe, alçaklığa, kalleşliğe, kahpeliğe, nemrutluğa, firavunluğa, şeytanlığa buğzetmeyi senden öğrendik “Vallahi ey amca! Güneşi sağ elime, ayı sol elime verseler yine de davamdan vazgeçmem!” diyecek kadar kararlılığı senden öğrendik Seni Uhud’da “At Sa’d, anam babam sana feda olsun!” derken, küfrün bir önderine “Ben seni kahretmek için gönderildim!” derken gördük
Biz seni sevdikçe birileri kininden geberiyormuş; ne gam: Sevdik seni ya Rasulallah!


Alıntı Yaparak Cevapla

Seni Sevmeyi Sürdüreceğiz Ya Rasulallah!

Eski 09-08-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Seni Sevmeyi Sürdüreceğiz Ya Rasulallah!



Peygamberimizi sevmek (1) 07/04/2006 Peygamberimizi sevmenin en güzel örneğini onun ashabı verdi Onlar “Peygamber, müminlere kendi öz canlarından daha önceliklidir” ayetinin ilk muhatabıydılar Onlar, “De ki: Sizden bu çabam karşılığında bir ücret istemiyorum; istediğim tek şey içinde yakınlık olan bir sevgidir” ayetinin ilk muhatabıydılar Ayetin anahtarı, “içinde yakınlık olan” diye çevirdiğim “fi�l-kurbâ” ibaresidir Bu anlaşılmadan, ayet anlaşılamaz Ne yazık ki, bu ayet söz konusu olduğunda en az anlaşılan veya anlaşılmayan da budur İçinde yakınlık bulunan bir sevgiyi anlatmadan önce, içinde yakınlık bulunmayan bir sevgiyi tasvir etmek lazım İçinde yakınlık bulunmayan bir sevgi, uzak bir sevgidir Bunun daha açık ifadesi, “uzaktan sevmek”tir Bir başka ifadeyle, sevginin bedelini ödememek için sevilene uzak durmak, bile isteye onun yanında, yöresinde, hizasında, arkasında yer almamak, onun mücadelesine katılmamaktır Özetle, bedava sevmektir Yerel deyimle “Kuru kuru kadan alam/takır takır kurban olam” ucuzculuğudur “Böyle işi nenen de yapar” derler ya, işte öyle Sevgi hayatın en soylu, en mübarek tohumudur Bire sonsuz verir Fakat onu doğru zamanda, doğru yere, doğru biçimde ekmek gerekir Ektikten sonra çekip gitmek yerine, ona bakmak, beslemek, otunu ayıklamak, dibini görmek, sulamak, beslemek, büyütmek gerekir Yani emek vermek gerekir İşte bu sevgi, ayette Hz Peygamber�in müminlerinden istemesi caiz olan, hatta anasının ak sütü gibi helal olan, hatta hakkı olan sevgi böyle bir sevgidir Peygamberler, Allah yoluna davet karşılığında bir ücret almaktan men edilmişlerdir Kur�an birçok peygamberin dilinden “Benim ücretimi sadece Allah belirler” sözünü nakleder Fakat bu, onların, imanlarına vesile oldukları insanlardan sevgi istemelerine mani değildir Aksine bu onların hakkıdır Allah, Elçisinin “içinde yakınlık olan” bir sevgi istemesini emretmiştir Böylesine bedeli ödenmiş bir sevgi, seveni sevilenin yakınları arasına katar Değil mi ki içinde “yakınlık” bulunan bir sevgi, seveni sevilene yakın yapar! Seven sevilene yakın olunca, “ehl-i beyt”ten olur Tıpkı, Allah Rasulü�nü daha görmeden seven, sevgisinin bedelini hayatıyla ödeyen İranlı Hz Selman gibi Hz Peygamber ona “Selman bizdendir, ehl-i beytimizdendir” demişti Oysa ki Selman ne Haşimoğullarındandı, ne Kureyştendi, ne de Araptı O sadece sevdi ve sevgisinin bedelini ödedi Kendisini Rasulullah�ın yaşadığı topraklara götürmesi karşılığında, ömürlük tasarrufunu bir kervana vermişti Sırasıyla zamanının ilim ve irfan merkezleri olan Nusaybin, Harran, Şam, Ammuriye (Afyon yakınlarında) ve Tarsus�ta en yetkin üstadlara şakirt olmuştu Sonunda o, çağının hatırı sayılır bir hakîmi/filozofu olmuştu Son üstadı, kendisini göndereceği kimsenin kalmadığını söyleyerek, gelmesi beklenen peygamberin kitaplarda tarif edilen topraklarına gitmesini tavsiye etmişti Kervan yolda baskına uğrayınca, oradaki herkesle birlikte o da esir edilmişti İran�da hatırlı ve nüfuzlu bir yerel yöneticinin varlıklı çocuğu olarak doğup büyüyen Selman, Hicaz�da köle olarak bir Yahudi�ye satılmıştı Ve ilahi yardım onu sürükleye sürükleye Medine�ye getirmiş, orasını görünce, “İşte sevgilinin göçüp konacağı iki kayalık arasındaki verimli vadi” demişti Allah Rasulü�nün Kuba�ya ulaştığını duyunca, ona ilk kavuşanlar arasında o da vardı Efendisinden zar zor yarım günlük izin alarak gelmiş, sevdiğine kavuşmuştu Rasulullah bu seven ve sevgisinin bedelini ödeyen bilge adamı çok sevdi Onu en yakınlarının bulunduğu iç halkadan saydı “Ehl-i beytim” diyerek onun derdini paylaştı Eline geçen ilk savaş gelirinden pay ayırdığı ilk kimseler arasında Hz Selman da vardı Yumurta büyüklüğünde bir külçe vererek, özgürlüğünü satın alma sürecini başlatmasını emretti O, Ruhani özgürlük uğruna cismani esarete katlanmış bir bilgeydi Şimdi, iki özgürlüğü birleştirecekti İşte, Peygamberimizi sevmek budur Sevmek ve bedelini ödemek budur Emin olun ki, Rasulullah�ın “sahabe” tarifine uyan her sahabinin buna benzer sevgi hikayeleri vardır Eğer sahabe yol gösteren yıldızlar gibiyse, onu sevme iddiası güden her mümine bu yıldızlar yol gösteriyor Tıpkı, hicret gecesi suikast düzenleneceğini bile bile Rasulullah�ın yatağında yatmayı, yani göz göre göre ölüme gitmeyi kabullenen Hz Ali gibi Tıpkı, Allah yolunda infak emri gelince tüm varını yoğunu infak edip, Allah Rasulü kendisine “Çoluk çocuğuna ne bıraktın?” diye sorunca, “Allah ve Rasulü onlara yeter” diyen Hz Ebubekir gibi Tıpkı, “Artık seni nefsimden de çok seviyorum” diyen ve bunu haybeden söylemeyip ta yüreğine sindiren, bu sayede Nebi�nin “Kardeşcik, bana da dua et e mi?” diye dua istediği biri olan Hz Ömer gibi… Ve tabi ki daha 20�sinde, ömrünün baharında darağacını boylayan Hz Hubeyb gibi ve arkadaşı Hz Zeyd b Desinne gibi…


Alıntı Yaparak Cevapla

Seni Sevmeyi Sürdüreceğiz Ya Rasulallah!

Eski 09-08-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Seni Sevmeyi Sürdüreceğiz Ya Rasulallah!



Peygamberimizi sevmek (2) 09/04/2006 Hicretin 3, miladın 625 yılıdır Uhud’un yaraları henüz tazedir Medine civarındaki kabilelerden biri, içlerinden yeni Müslüman olanlar için İslâm’ı öğretecek bir muallim kadrosu istemektedir Allah Rasûlü, öz elleriyle yetiştirdiği seçkin öğretmen kadrosu arasından 6 kişilik bir ekibi gönderir Kafile bir su başında mola verince haince bir saldırıya uğrar Saldıran Huzeyl kabilesinin eşkıyasıdır Öldürmek için değil, Kureyş’e satıp para kazanmak için bu tuzağı kurduklarını söylerler Buna rağmen kafileden üçü şehid oluncaya kadar çarpışır Geri kalan üçünü esir edip Mekke’ye götürürler Abdullah b Tarık, yolda eline bağlanan ipi keserek ellerinden kaçar Geriye Zeyd b Desinne ve Hubeyb kalmıştırHain haramiler, Zeyd’i, Saffan b Ümeyye’ye satarlar O, Müslümanlar tarafından öldürülen babası Ümeyye b Halef’e karşılık olarak Zeyd’i öldürmek için satın alır Zeyd asılmaya götürülürken, yolda Ebu Süfyan karşı gelir ve ona sorar: “Şu anda senin yerinde onun (Hz Peygamber) olup; asılmasını, senin de ailenin yanında olmanı ister miydin?” der Zeyd’in cevabı açıktır: “Değil onun asılması, ayağına diken batmasına dahi gönlüm razı olmaz” der Ebu Süfyan, bunun üzerine şu itirafta bulunacaktır: “Vallahi böylesine bir bağlılık ve seygiyi dünyanın hiçbir tarafında görmedimSıra Hubeyb b Adiyy’e gelmiştir Yirmili yaşlarının başlarında, fidan gibi bir gençtir Hubeyb Kendisinden sonrasına muhteşem bir sünnet bırakmıştır: İdamdan önce kılınan iki rekat namaz Bu namaz, imanın ölüme meydan okumasıdır Bu namaz, tüm zalimlere “Hiçbir gerçek mümini ölümle korkutamazsınız!” mesajıdır Bu namaz, “Ölüme giderken dahi Rabbime karşı esas duruşumu bozmadım” mesajıdır İşte bu, âyette emredilen “içinde yakınlık bulunan” sevgidir Zira bedeli ödenmiş, hesabı verilmiş, lafta kalmamıştırŞöyle bir soru gelebilir: Allah Rasûlü vefat edip gitmiştir Şimdi biz ona sevgimizi bu şekilde ifade etmeye kalksak bile edemeyiz O halde, bizim sevgimizin de “yakın” vasfını kazanması için ne yapmamız gerek?Bu sualde yanlış bir mantık var Sahabe-i kiram, durduk yerde sevgi edebiyatı yapmadı ki Mesela; Zeyd ve Hubeyb, din öğretmek için Hz Peygamber’in görevlendirmesiyle yola düştü ve şehid edildi O, “Asılayım da sevgimi isbat edeyim” de demedi Yaptığı, İslâm’ı öğretmek için ölümü göze almaktı O da onu yaptıPeki, şimdi dini öğretme görevi Müslümanların omzundan kalktı mı? Elbette kalkmadı O halde, Hz Hubeyb’in sevgisinin çağımızdaki karşılığı, ucunda ölüm dahi olsa, İslâm’ı öğretmek için hiçbir fedakârlıktan çekinmemektir Bu, Hubeyb’in yolunu izlemektir Bu, Rasûlullah’ı sevmenin bedelini ödemektirBedeli ödenmeyen sevgi zehirlenir İşte Hıristiyanların Hz İsa’ya olan sevgisi böyle bir sevgidir Hıristiyanlar Hz İsa’yı seviyorlar; bunu kim inkâr edebilir? Hem de o kadar çok seviyorlar ki, hâşâ onu “Allah’ın oğlu” derecesine (!) yükseltiyorlar Onun iyi bir insan olması, peygamber olması, Allah’tan vahiy alması, hatta mucizevi bir doğumla dünyaya gelmesi ve kendisine karşı kurulan tuzağa karşı Allah’ın özel yardımını alması, onları tatmin etmiyor, onları kesmiyor Sonunda “Allah’tan bir parça” sayma sapıklığına düşüyorlar Hz İsa zehirli sevgi sonucu ilahlaştırılınca, Peygamber İsa buharlaşıyor Teslisçi kilise, İsa’yı model gösteremiyor Kendini takip edenlere, “İsa gibi olun” diyemiyor Nasıl desin ki? Bunu demek, “Tanrı olun” demekle eşanlamlı Bu sefer kilise uyanıklık yapıp, Hz İsa’dan boşalttığı peygamberlik makamına kendisi kuruluyor İsa’yı İsa aşkına öldüren kurucu baba Tarsus’lu Pavlus’un dilinde somutlaşıyor bu uyanıklık: “Kilise kurtuluşturSevgi işte böyle zehirleniyor Sevgiyi zehirleyenlerin bu işi bir peygamber adına yapmaları hiçbir şeyi değiştirmiyor Zehirledikleri sevgi de, dönüp kendisini zehirleyenleri zehirliyor Onları Peygamber İsa’dan mahrum ediyor Yerde yürüyen ve iz bırakan bir modelden mahrum ediyor Kim bilir, belki de sevgiyi zehirleyenlerin derdi bu: Yerde yürüyen, ahlâken model alacakları “insan” bir peygamber istememek Hıristiyanlığın şeriatsız/hukuksuz olmasının temelinde de bu zehirli sevgi yatar Bugün Hıristiyan kilisenin kendi vatanı olan Batı’da bile tükenişe geçmesi, hayata müdahil olamaması, modern çılgınlık karşısında alternatif bir model geliştirememesinin sebebi de budurVe emin olun ki; bizim modern cinnet karşısında her şeye rağmen hâlâ direniyor oluşumuzun sebebi, “insan” bir peygambere inanıyor oluşumuzdur Peygamberi ilahlaştırmayı küfür biliyor oluşumuzdur Bu hassasiyet bize haddimizi öğretti Zira biz Müslümanlar, Peygamber’e makam biçmenin, onu “terfi ettirmeye” kalkmanın, onun zaten yüksek olan makamını daha da yükseltmeye kalkışmanın haddimizi bilmemek olduğunu öğretti Biz Peygamberi terfi ettirecek “âmir” değiliz, biz onun kadrini bilmeye “memur”uz Bunu bildiğimiz içindir ki; onun “insan” olduğunu, ama “insanlığın ufku” olduğunu biliriz Onun insan olması, bize hep umut aşılar Melek peygamber isteyen sapık kavimler gibi insan soyundan umut kesmemizi engeller “O insansa” deriz, “İnsan olmak iyi bir şeydir” Ve biz de insan olmaya çabalarız Kur’an’da ona nida siğasıyla sadece bir yerde “Yâ-sîn: Ey insan!” diye hitap edilişinin sırrını, işte bu sayede anlarız Allah’ın onu neden “güzel örnek” olarak tanıttığını, bu sayede anlarız Bize kelime-i şahadeti öğretirken, neden kendisi için “O’nun kulu ve elçisi” dedirttiğini de… Biz işte bu yüzden ona kurban oluruz

Alıntı Yaparak Cevapla

Seni Sevmeyi Sürdüreceğiz Ya Rasulallah!

Eski 09-08-2012   #4
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Seni Sevmeyi Sürdüreceğiz Ya Rasulallah!



Peygamberimizi sevmek (3) 10/04/2006 Mekke’nin tescilli müşrikleri de kendilerinden önce helak oluncaya kadar inkarda direnen kafir kavimler gibi “Bize bir melek gönderilmeli değil miydi?” diyen sınıfa dahil oldular
Kur’an’ın haber verdiğine göre, Rasulullah’ı kastederek “Bu nasıl peygamber!” diyorlardı, “yiyip-içiyor ve çarşılarda geziyor” diyorlardı İnsan olmak serapa kusurdu bu mantığa göre Anlaşılan insan neslinden umut kesmiştiler Aslında onlar kendilerinden umut kesmiştiler “İnsandan adam olmaz” demeye getiriyorlardı, fakat bilinç altında “Bizden adam olmaz” demiş oluyorlardı
“Sonra altından bir saray yapsın” dediler “Şu dağı altın etsin”, “Şu vadiyi altınla doldursun” dediler “Göğe merdiven dayasın”, “Bize bir melekle görünsün” vs vs dediler
Onlar gerçekte bir peygamber değil, yeryüzünün tüm servetine hükmeden ihtişama gömülmüş bir imparator istiyorlardı
Niçin olacak, onların gözünde “Büyük adam” olmanın ölçüsü altındı, paraydı, güçtü, saltanattı, ihtişamdı, iktidardı da onun için Onlar sadece bu saydıklarımızın önünde eğilirler, bu saydıklarımızla insanlara boyun eğdirirlerdi Bunun dışında, Allah’a, “anlam”a, ahlaka, erdeme teslim olmak onların kitabında yazmazdı
Eğer istekleri gerçekleşse, onlara peygamber olarak bir melek gönderilse, veya diğer talepleri yerine gelse, inanacaklar mıydı dersiniz?
Kur’an bu soruya açık ve net bir biçimde, “hayır” diyor Pazarlıkla başlayan bir sürecin sonu iman değil, “alım-satım” işlemi olurdu Onun için de Allah, onların bu tür taleplerini ciddiye almadı “Bu vahyi göndermiş olmamız onlara mucize olarak yetmedi mi?” diye meydan okudu ve bu tavrı istiskal etti Vahiy, Rasulullah da bu yönde inşa etti O da onların bu tür taleplerini ciddiye almadı
Ve Rasulullah’ın öz ellerinde terbiye olmuş sahabe de bu tavrı gösterdi Örnek mi, örnek çok İşte bir tanesi: İslâm ordusu Bedr’e giderken yolda bir bedevi rast gelir Bedevi Hz Peygamber’e; “Sen Peygamber misin?” der “Evet” cevabını alınca, Rasulullah’ı bedevice bir teste tabi tutar: “O halde devemin karnındakinin (cinsiyeti) nedir, bil bakalım?”
Sizce, orada bulunan sahabe ne yapmıştır?
Mesela, bedeviyi ciddiye alıp Efendimizin cevabına kulak mı kesilmişlerdir? Bedeviye “Biraz dur da vahiy insin” mi demişlerdir Hayır Çünkü onlara göre Rasulullah’a böyle bir soru sormak abestir ve oradaki sahabeden biri (Seleme b Selâme), duruma hemen müdahale ederek, “O soruyu Allah Rasulü’ne sorma Bu tarafa gel bana sor, ben …” diyerek adamı tersler Adama verdiği cevabın sonu o kadar ağırdır ki, Rasulullah dahi Selâme’yi bu ağır ifadesinden dolayı kınamıştır
Ya Vakıdi’nin ve İbn Hişam’ın naklettiği şu örneğe ne dersiniz? Rasulullah Tebük seferinde devesini kaybeder Allah Rasulü sebeplere tevessül ederek tüm imkanlarla devesini aratır Bir münafık şu sözleri sarf eder: “Kendisinin peygamber olduğunu ve gökten haber aldığını söyleyen bir adam, kaybolan devesinin yerini bilmiyor, vallahi hayret!”
Alın size üçüncü örnek: Allah Rasulü vefat ettiğinde Bahreyn’de mukim Abdülkays kabilesi “Eğer peygamber olsaydı ölmezdi” diyerek dinden dönmüşlerdir
Dürüst olalım: Mevcut peygamber tasavvuruyla, bugünün sıradan Müslümanı bu örneklerdeki düşünme biçiminden hangisine yakındır sizce?
Bir Müslümanın peygamber tasavvurunun bu örneklerden hangisine yakın olduğunu anlamanın en net yolu nedir, biliyor musunuz?
El-Cevap: Allah Rasulü’nü öveyim derken gösterdiği gerekçeler ve deliller
“Kim neye talipse, Alemlere Rahmet olanda onu arar” dersek, genelleme yapmış olur muyuz? Oluruz O zaman değiştirelim ve kimseye haksızlık yapmamaya çalışalım: İnsan olmaya talip olan, peygamberimizin Allah tarafından övülen insanlığını görür ve gösterir Melekleşmeye talip olan (ki bu talebi sünnetullaha aykırı olduğu için hem gerçekleşmeyecek, hem de kendisini onulmaz yanlışlara sürükleyecektir), Allah Rasulü’nde meleklik arar Sahih haberler arasında buna örnek bulamazsa zayıflara, onlarda bulamazsa yalanlara sarılmakta bir beis görmez Onlarda da bulamazsa, çoğu zaman görüldüğü gibi kendisi uydurma yoluna gider Uydurduğuna müşteri olur, müşteri olduğunu uydurur
Ve ortaya gerçeğiyle hiç alakası olmayan, Allah’ın seçtiğine ve Kur’an’ın tanıttığına benzemeyen efsanevi ve mutasavver bir “peygamber” çıkar Çıkar çıkmasına da, ne kendisinin onu örnek alıp ahlakını üretmek gibi bir derdi vardır, ne de davranışları üretilebilecek, adımları izlenebilecek kadar yeryüzüne ve insana yakındır
Müminler! Gözünüzü ve kulağınızı dört açın! Kimse size Alemlere Rahmet olanın sırtından rüşvet vermeye kalkmasın Bunu yapanları uyarın Ama bu yola tevessül edenlere, Rasulullah aşkına, Rasulullah’ın “hassû alâ vücûhihimu’t-turâb: yüzüne toprak saçın” tavsiyesini uygulayın Bu Arap lisanında bir deyimdir: “Onu beklentisinden mahrum edin” manasına gelir Size kim, “Allah Rasul’ünü örnek alın!”, “Onu çağınıza taşıyın!”, “Onun ahlakını ‘şimdi ve burada’nızda yeniden üretin!”, “Onun mirası vahiydir: ona ihanet etmeyin”, “Onun misyonu risalettir, onu yerde bırakmayın!” diyorsa, onu dinleyin, ona uyun!

Alıntı Yaparak Cevapla
 
Üye olmanıza kesinlikle gerek yok !

Konuya yorum yazmak için sadece buraya tıklayınız.

Bu sitede 1 günde 10.000 kişiye sesinizi duyurma fırsatınız var.

IP adresleri kayıt altında tutulmaktadır. Aşağılama, hakaret, küfür vb. kötü içerikli mesaj yazan şahıslar IP adreslerinden tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulabilir.

« Önceki Konu   |   Sonraki Konu »


forumsinsi.com
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
ForumSinsi.com hakkında yapılacak tüm şikayetlerde ilgili adresimizle iletişime geçilmesi halinde kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde gereken işlemler yapılacaktır. İletişime geçmek için buraya tıklayınız.