|
Prof. Dr. Sinsi
|
&Quot; Lebbeyk Yâr &Quot;
" Bilmiş olun ki , kalpler ancak Allah'ın zikriyle huzur bulur " ayet-i kerimesini her okuyuş,
" Hani ya aşkını O'na vermiştin ; ispat et gönül, zamanı geldi " diye içimizi peşimize takıyor
Zira bu alemde daimi değildik , bir süre konar sonra göçerdik
O halde , gaflet daha fazla saadete galebe çalmadan ,
" İnsana şah damarından daha yakınız " buyuran Allahu Teala ' ya
yakınlığımızın derecesini ölçmek için vücudun kıblegâhı sayılan kalbe bir davetimiz olmalı
Belki aniydi hesapsızdı seslenişimiz
" Hey gönül nereden su alıp batıyorsun ? " diye soramamıştık bile
Kimbilir belki de rahmetin tecellisi olarak dünya, nefis ve şeytanın sultası
altındaki aksak yürüyüşümüze rağmen fıtrattan gelen bir ihtiyaçtı bu davet
Bilmiyor olsak ta huzur ve sükûnetin o mahalde kalıp kalmadığını
" Yar sana daim nazar eder , seni gafil görürse güzâr eyler " diyene kulak verilmeliydi
Zira sevilenden gelen sitem , sevene kederdi
Onun içindir ki , yakayı tümüyle kaptırmadan , dünya ve nefsin meşguliyetleriyle kararan ,
katılaşan kalbi huzur iklimine sürmeliydi
Aşık Paşa ' nın ;
" Gönül masiva kaygısındna temizlenmedikçe tecelligâh olmaz " sözü ,
sefa ile cefanın bir yerde barınamayacağı gerçeğini yüzümüze vuruyorken ,
ifsattan selamete çevirmeliydi viraneliğimizi
Eğer namaz , oruç , salâvat , ilim talebi ve Kur'an tilaveti ile gönül derdini artıran
iştiyakları bitirip , pusu kuran , aldatan nefsin ve şeytanın sırtını yere verecek
kıvama gelemiyorsak , bunların yanında halimizi deşecek
daha fazlasına ihtiyacımız var demekti
Nefsimizin özel bir terbiye ve tedaviye tabi tutacak ,
sadece biz ve O (c c ) arasında, meleklerin dahi bilip kalem oynatamayacağı
bir hale varmalıydık Bu arayış ölüm döşeğinde elinden tesbihi bırakmayıp,
" Beni Allah Teala ' ya yaklaştıran bu nesneyi terk edemem " buyuran
Cüneyd - i Bağdadi ' nin (k s ) halini getiriyor gözümüzün önüne 
Yordam gösteren bu tabiata ram olup , varlığının ve bu alemin sırrına vakıf
olan ehl-i hikmetin yoluna yoldaş olmalı , nefsin çirkin sıfatlarına
şifa akıtacak gıdayı vermek için kalbe lafz-ı Celal birbiri ardınca akmalıydı
" Allah 'ı çokça zikreden erkekler ve kadınlar varya Allah onlar için
bir mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır " müjdesine nail olabilmek ümidiyle ,
dünyaya set çeken örtünün altında evvela " estağfirullah " dilenip ,
tesbihe gitmeliydi el Silkelemeli tüm tozları ve fark etmeliydi gayeyi ;
" İlâhi ente maksûdi ve rıdâke matlûbi " bilinci ile
Her halükârda O 'nun (c c ) zikrini yapmaya layık değilizdir
tüm hata ve günahlarımıza rağmen
Ama zatına mahsus lütuf kapısına dayayıp ümidimizi,
" olmalı , olacak gayret ve himmet ile " deyip her defasında yedeklemeli niyetlerimizi
Bütün Allah dostlarının tecrübe ve tespitlerine göre;
kalbin temizlenmesi ve nefsin terbiyesi için en etkili ilaç Allah Teala 'yı zikretmektir
Lakin zikrullahın ardından tespihi kılıfına sokup, özümüze zikre devam ettiremiyorsak
sadakatimiz eksik demektir Değil mi ki , kirli nazarlarda dolaşan gözle ,
zulümle ortak mesaisi olan el ve dil ile yapılan zikrin,
gaflet vadisindeki sayıklamalardan öteye geçmesi muhaldir
El ayasında birleştirmek değil , kalpte toplamaksa zikir ,
O 'nu (c c ) anmayı taksim etmeli her hale
Sabır şükür ve tefekkür eşliğinde
Öğrenirken, öğretirken, hizmette, selamda, kelamda, aş ve iş telaşında
her daim O'nunla (c c ) olunabilirse işte bu farzların akabinde
fazileti cem edip, kuşanabilmektir
Başka bir ifadeyle Muhammed Parisa Hazretlerinin ;" El kârda, gönül yârda "
şeklinde özetlediği manaya erişebilmektir
İşte vücuda yayılıp bütün duygu ve düşünceyi tesiri altına alan
bu çeşit aşktır ki , kül eder kalpteki siyahı , nefsinde öldürüp ruhta diriltir insanı
Öyleyse, harap kalplerimizi mamur edecek reçeteye sarılıp,
evvela dile vurulan zikir, oradan kalbe ve sonra özümüze inip,
etrafa saçılmalı ki , " Lebbeyk Yâr "  diyebilmeli  
|