Yalnız Mesajı Göster

Antik Çağda Dogu Karadeniz!!

Eski 08-10-2012   #7
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Antik Çağda Dogu Karadeniz!!



LAZİ KRALLIĞININ KURULUŞU (Sf62-63)


Doğu Karadeniz’de yerel güç dengelerinin, savaşlar ve göç hareketleriyle tamamen değişmesi, yeni bazı derebeyliklerin ve prensliklerin ortaya çıkmasına da zemin hazırlamıştır Nüfusları ve etkinlikleri açısından ağırlıklı olmamalarına rağmen, güneye sarkan Sarmat kökenli yeni bazı unsurlarda, muhtemelen bu yeni oluşumlara farklı oranlarda katılmışlardır Bu süreçte ortaya çıkan, birbirinden bağımsız irili ufaklı derebeylikler içinde, özellikle Romalılarla iyi geçinenler, imparatorluğun desteğini arkalarına alarak güçlenmeye başlamışlr ve diğer kabileleri de egemenlikleri altında birleştirmeye girişerek, zamanla küçük krallıklar haline dönüşmüşlerdir
Her biri Roma İmparatorluğu’nun doğal müttefiği olan bu küçük yerel krallıklardan birisi, bugünkü Trabzon ile Batum kentleri arasındaki sahil şeridine egemen olan Heniokhi krallığıdır Romalıların eski düşmanları olan Heniokhiler, sahilin ardındaki dağlık kesimde yaşayan ve daha önceki çağlarda “makron” adıyla kaydedilen makheloni kabilesini de egemenlikleri altına alarak bölgede Romalıların en önemli müttefiklerinden biri olmuşlardır Cassius Dio’nun kayıtlarına göre MS 114 yılında, Heniokhi- Makheloni kralı Ankhialus, Stala civarında kamp kuran Roma imparatoru Trajan’ı ziyaret etmiş ve kendisinden çeşitli armağanlar almıştır [Cary, E (1925)]
Daha ötede, Phasis nehrinin kuzeyinde etkin olan Lazi derebeyliğide, benzer şekilde Roma imapratorluğunu desteğini arkasına alarak, Kolkhanın merkezi bölgelerinde egemenlik alanını genişletmeye başlamış ve bir üsre sonra yeni Kolkha krallığı olarak ortaya çıkacak olan oluşumun temelleri de bu dönemde atılmıştır Sonraki çağlarda yaşamış oloan Bizanslı Suidas, kayıtlarında, MS 117 yılında Roma imparatoru olan Hadrianus’un, Dometianus isimli birini;”Lazilerin ve Kolkhaların kralı” olarak tayin ettiğine dair bilgi aktarmaktadır [Müller, K (1855)] Herhangi bir tanıklığa dayanmasa da, bu aktarma bilgi; Lazi derebeyliğinin nderliğinde birleşmekte olan Kolkha kabilelerinin, yeni bir krallığın kurulması sürecinde, o ıralar en kudretli dönemini yaşayan “dostve müttefik” Roma İmparatorluğu’nun hegemonyası altında olduklarını göstermektedir


ARRİANUS’UN RAPORU (Sf64-66)

Roma İmparatorluğu’Nun Kapadokya valisi olan Arrianus MS 130’lu yılların başında gerçekleştirdiği Karadeniz seyehati ile ilgili olarak, İmparator Hadrianus’a hitaben bir rapor yazmıştır Bu rapor, Trapezus’dan itibaren tüm Doğu Karadeniz sahillerinin durumu ile ilgili ayrıntılı bilgiler içermektedir
Raporunda, özellikle Trapezus kenti ile ilgili gözlemlerini ve çalışmalarını aktaran Arrianus’Un buradaki bir tapınağın yazıtı ile ilgili yorumu oldukça ilgi çekicidir Arrianus, yerli yazıcılar tarafından yazılmış olduğu için, bu yazıttaki Yunanca yazıları hatalarla dolu olduğunu açıklar ve imparatora, bu yazıları tekrar doğru bir şekilde yazdıracağını bildirir [Eğer bir gün, Doğu Karadeniz yerlileri tarafından “hatalı” şekilde yazılmış olan bu Yunanca yazıtın kalıntıları ortaya çıkarsa, bölgenin o yıllardaki kültürel dokusu ile ilgili bazı verilere ulaşılabileceği şüphesizdir]Arrianus, raporunun sonraki bölümlerinde de Trapezus’dan itibaren sahil boyunca, doğuya doğru gerçekeştirdiği bir deniz yolculuğunun notlarını aktarır
Buna göre, Trapezus’dan ayrıldıktan sonra, önce Hysus limanına uğrarlar [Bugünkü Araklı civarı], oradam sonra da Ophis deresine ulaşılır Arrianus’A göre, bu dere Kolkha bölgesi ile Thiannika [Farklı kaynaklarda, Tzanika ya da Sannika olarak da geçer] arasındaki sınırı oluşturmaktadır
Bugünkü Of civarında olan bu sınır gerçekte, Roma İmparatorluğunun o yıllardaki doğu sınırıdır Sınırın ötesinde, doğrudan Roma hakimiyeti dışında olan tüm toplulukların “Kolkha” kimliği altında tanımlanması önemli bir ayrıntıdır Sınırın beri tarafındaki yerlileri, onlardan ayırt etmek içinde, aslında sahilden içeride, yüksek kesimlerde yaşamakta olan Sanni kabilesinin adı, bölge ismi olarak kullanılmaktadır ve raporda bu bölgenin adı da muhtemelen hatalı olarak, Tzanika ya da Sannika yerine “Thiannika” olarak yazılmıştır Snırın öte tarafında Pfhasis nehrine kadar olan akarsular, Psykro, Kalo [İyidere], Rizi [Bugünkü Rize], Askuro [Aynı eresin anonymous kopyasında Askurna olarak geçer], Adeino [Aynı eserin anonymous kopyasında Adina olarak geçer], Zagatis [ Farlı kopyalarda Zaggalis, Zagalo ya da Zagalis olarak geçer], Athena, Prytanis [Bugünkü Furtuna deresi], Arkhabi, Apsaros, Bathe, İsi ve Mogro olarak sıralanırlar Phasis’in kuzeyindeki akarsular ise, eski adı Dioskuria olan, Sebastopolis kentine kadar, Karien, Khobo [Bugünkü Khobi nehri], Sigamo, Tarsura, Hippos ve Astelephos olarak sıralanırlar
Bir sonraki bölümde de, Trapezus ile Dioskuria arasındaki bu bölgede yaşayan toplumlardan bahsedilir Buna göre, Trapezus kentinin de dahil olduğu ve doğrudan Roma’ya bağlı olan Sannika bölgesinde Sanni kabilesi yaşamaktadır Sınırın hemen öte tarafında ise kralo Ankhialus yönetimindeki, Heniokhi ve Makhelon kabilelerini kapsayan küçük bir yerli krallık bulunur Bugünkü Of ile Batum arasındaki sahil şeridinde yerleşik olan ve Heniokhi olarak isimlendirilen bu toplum muhtemelen küçük yerli denizci kabilelerden oluşmaktadır Kralları olan Ankhialus’Un sarayı bugünkü Ardeşen yakınlarında, Furtuna Deresi ağzında bulunmaktadır Heniokhilerin, aynı sahiin yüksek kesimlerinde yaşayan ve farklı kaynaklarda Makron olarak da adlandırılan, dağlı Makhelon kabilesi de egemenlik alanına almış olduları anlaşılmaktadır
Onların doğusunda da, bugünkü Adzara ve Guria bölgelerinin iç kesimleinde, İberia krallığına bağlı olan Zydrit kabilesi yer alır [Bu bilgi , Kolkha bölgesindeki otorite boşuğundan yararlanan, doğudaki İberia krallığının ölgeye yönelik ilk yayılma girişimini yansıtmaktadır] Bu bölgenin kuzeyinde ise, sırasıyla Malassas liderliğindeki Lazi krallığı; İulianos liderliğindei Apsila; Resmagas liderliğindeki Abaski ve Spadagas liderliğindeki Saniga krallıkları [Tüm bu yerel hanedanlardan, Arrianus’un kayıtlarında birer kral olarak bahsedilsede, gerçekte, her biri, birleşik Kolkha krallığının ardından ortaya çıkan yerel derebeyliklerin uzantılarıdır ve içlerinde en güçlüleri olan Heniokhiler ve Lazlar da dahil olmak üzere, henüz hiç birisi diğer kabilelerin tamamına üstünlük kuramamıştır] Yer almaktadır[Müller, K (1855)]



PTOLEMEUS’UN NOTLARI (Sf68-70)


Aynı dönemde Doğu Karadeniz’le ilgili bilgiler veren bir başka kaynak da, günümüze ulaşabilen kopyaların aslına uygunluğu ve güvenililirliği oldukça şüpheli ola, Ptolemeus’un “Geographica” isimli eseridir
MS 138 yılında, Antoninus Pius Roma imparatoru olduğu sırada, mısır’ın İskenderiye kentindematematik ve astronomi çalışmaları yürütmekte olan Ptolemeus bu imparatorun saltanatı döneminde, modern anlamda bilinen en eski coğrafya atlasını yayınlamıştır Ptolemeus; başta çağdaşı Marinus olmak üzere, diğer eski coğrafyacıların eserlerinden de yararlanarak hazırladığı bu atlasta, kendi geliştirdiği koordinat sistemini kullanmış ve yaşadığı dönemin dünyasına ait tüm coğrafi bilgilerin ayrıntılı bir dökümünü yapmıştır İlk yayın tarihi belirsiz olmakla birlikte, yaygın bir varsayımla; en geç MS 150 yılına doğru yayınlanmış olabileceği düşünülmektedir [Grumbles, G(1995)]
Ptolemeus, antik çağlardan beri batılı kaynaklarda Kolkhis olarak isimlendirilen Doğu Karadeniz sahillerini üç ayrı bölüm olarak ele alır Kerasus ve Trapezus kentlerini de içine alarak Phasis nehrinin güneyine kadar uzanan batı kesimi doğrudan Roma imparatorluğu sınırlarına dahildir ve idari yapılanmada “Karadeniz Kapadkyası” adı altında, Kapadokya eyaletine bağlı bir alt bölge olarak yönetilmektedir Bu bölgenin kıyı kesimindeki yerleşim birimleri batıdan doğuya doğru şöyle sıralanır; İskhoolis; Kerasus; Pharnakia; Hyssi limanı;[Muhtemelen bir hata sonucu Trabzon’un batısında gösterilen bu limanın aslında daha doğuda bugünkü Aralı civarında kurulu olduğu bilinmektedir Mısırlı coğrafyacı’nın bu tür bazı hataları, onun bölgeye ilişkin bilgilerinin oldukça sağlıksız olduğunu göstermektedir]; Trapezus, Kissius; Pitiusa [Pitiusa, bugünkü Of kasabasının bilinen en eski ismidir Latince kaynaklarda bu şekilde kaydedilen isim, sonraki Bizans kaynaklarında, sırasıyla; Opius, Ophius ve Ophis şekillerine dönüşecektir Hatta, Ptolemeus’un haritasında, “Pitiusa” olarak gösterilen bu isim, 19yüzyılda eseri yeniden yayınlayan CMüller tarafından da , “Ophius” olark düzeltilmiştir (!)]; Rhizus limanı; Athena burnu; Khordyle; Arkahabis nehrinin ağzında Morthula; Ksyline nehrinin ağzında Kissa; Apsorrus nehrinin ağzında Apsorrus ve Sebastopolis Bu bölgenin, bugünkü Zigana dağlarının kuzey yamaçlarını oluşturan iç kesimlerinde ise; Aza, Kokalia; Asiba; Mardra ve Kamuresarbum, belli başı yerleşimler olarak sıralanır
Ptolemeus’a göre; Kolkhis’in, Roma impratorluğu dışında kalan merkezi kesimi ise sahilde Phasis nehrinin güneyinden, kuzeydeki Koraksi nehrine kadar uzanmakta ve bu kıyı şeridinin tamamı Lazi kabilesinin kontrolü altına girmiş bulunmaktadır Onların hemen bitişiğinde iç kesimde ise Manrali kabilesi yerleşiktir ve yaşadıkları bölge Ekritika olarak adlandırılır Lazilerin egemen olduğu sahil şeridinde yer alan yerleşim birimleri, güneyden kuzeye sırasıyla, Phasis kenti; Khariustus nehri ağzındaki Aia kenti; Sigane; Kyane nehri ağzındaki Neapolis ve Hippus nehri ağzındaki Dioskuria’dır
Kolkhis’in iç kısımlarındaki belli başlı yerleşim birimleri de; Mekhles, Sarake, Madia, Surium ve Zadris olarak sıralanır [Stevenson,EL (1932)]
Ptolemeus, kitabında Kolkhis ile ilgili bilgileri aktardığı 9bölümün ardından, bir sonraki 10bölümde; Kolkhis kültürünün daha doğudaki arkaik uzantılarını ihtiva eden ve o sıralar Roma himayesindeki diğer bir krallık olan İberia ülkesinden de kısaca bahseder Asırlar sonra Gürcü” adıyla tarh sahnesine çıkarak, tüm Güney Kafkasya’yı egemenliği altına alacak olan Kartveli kabilesinin de çıkış yeri olan İberia topraklarında, Ptolemeus’a göre o yıllarda belli başlı yerleşim birişimleri şunlardır; Lubi, Agina, Vasaeda, Varika, Sura, Artanissa, Mestleta, Zalissa ve Harmastika
Ptolemeus, Kolkha’nın kuzeyinde ise, tüm Kuzey Kafkasya’yı topraklarına katmış olan Sarmat ülkesinin bulunduğunu belirtir Buna göre, Koraks nehrinden itibaren kuzeye doğru Karadeniz’in doğu yakasında, eski Heniokhi, Kerkitae ve Akhaei kabilelerinin isimleri hala yaşamakta, Kafkas dağlarının güneye bakan yüksek yamaçlarında da; Kukunda; batrakhe ve Naana isimli yerleşim birimleri ile Suani kabilesinin toprakları yer almaktadır [Stevenson,EL (1932)]


LAZİ KRALLIĞININ GELİŞİMİ (72-74)

Ms 161 yılında Roma imparatoru Pius’un ölümünün ardından, taip eden dönemde, Lazi hanedanı ekonomik gelişim ve siyasi bağımsızlık açısından oldukça önemli gelişmeler kaydetmiştir Krallığın güçlenmesine paralel olarak yerel feodal yapı da, muhtemelen, özellikle köle ticareti sayesinde büyük ekonomik güç kazanmışve bu ekonomik gelişim de, güçlü bir yerel elit tabakanın oluşumunu beraberinde getirmiştir
Sahil kesimindeki ticaret merkezlerinde bulunan bu döneme ait arkeolojik bulgular, özellikle de yerel feodallere ait süs eşyaları ve mücehverler, batı tarzı yaşam biçimi ve geleneklerin, bu dönemde zenginler arasında oldukça populer hale geldiğini göstermektedir
Bu tür batı kaynaklı ithal geleneklerin en ilginç olanlarından biri de, kabartma resimli portrelerdir Sokhumi kenti yakınlarında bulunan bu tür kabartmada üç yerli feodalin portreleri resmedilmiş ve bu kişilerin isimleri Latin harfleriyle Vanokh, Thyezan, Ninas olarak kaydedilmiştir Roma kültüründe oldukça yaygın olan portreli madalyonların ve mücehverlerin bir benzeride, Enguri nehri yakınlarındaki Kldeeti mevkiinde ortaya çıkarılan eski bir Kolkha mezarlığında bulunmuştur Burada, Laz feodallerinden ya da krallarından birine ait olduğu sanılan ve üzerinde, saçları ilginç bir stilde toplanmış, sakallı bir insan portresi yer alanaltın bir broş bulunmuştur [Braund,D (1994)] Üzerinde herhangi bir yazı bulunmayan bu portrenin bir Laz kralına ait olması güçlü bir ihtimal olarak değerlendirilmektedir Lazi Krallığı’nın bu gelişme döneminde, Lazi hanedanına mensup kralların isimleri batılı kaynaklarda pek geçmemiştir Bunun da en önemli nedeni, kuşkusuz, bu dönemde Romalıların Kolkha’daki etkinliklerinin azalmış olmasıdır
Romalıların bu yıllarda pek bahsetmedikleri Lazi hanedanından, Kommagene Krallığı topraklarında yetişen ünlü hiciv yazarı Samsatlı Lucian, MS 163 yılına doğru yazdığı tahin edilen,” Toxaris” isimli öyküsünde bahsetmekte ve Tigrapat isimli bir Laz prensinin ismini anmaktadır [Harmon, AM (1936)]Kırım bölgesinde geçen bu öyküde, adı geçen bu prensin gerçekten yaşadığına dair sağlam bir kayıt yoktur Ancak, metinde geçen diğer bazı ifadeleri değerlendiren araştırmacılar, bu öykünün gerçek bir takım gözlemleriyansıttığını, dolayısıyla da Lucian’ın Karadeniz’i gerçekten görmüş olabileceğini düşünmektedirler [Amberger, JC (1996)]Öyküde geçen ismin gerçekliği kesin olmasa da, Sarmatlı bir yazarı, bu yıllarda bir Laz hükümdarından bahsetmiş olması, Kolkhalıların eskiden olduğu gibi, yeni isimleri ile de, en azından öykülere ve şiirlere konu olmaya devam ettiklerini göstermektedir
Bu yıllarda bölgede artık bir derebeylik olmaktan çıkıp, güçlü bir otorite haline gelmeye başlayan Lazi hanedanı, Phasis havzasında yeni Kolkha Krallığı’nın merkezi gücü olarak, diğer derebeylikleri de aynı açtı altında birleştirmek için uzun bir mücadeleye girişmiştir Aradan, yaklaşık yüz yıllık bir zaman geçtikten sonra, Goth istilası vesilesiyle, bölgeden bahseden kayıtlar, burada tekrar, küçük ama güçlü bir Kolkha Krallığı’nın varlığını bildireceklerdir Bu yeni oluşum, Lazi hanedanı önderliğinde kurulan yeni Kolkha krallığdır ve derebeylikler döneminden, tekrar birleşik Kolkha Krallığı dönemine geçiş, arada geçen bu yaklaşık yüzyıllık karanlık dönemde gerçekleşmiştir Söçz konusu Goth istilasının da, ülkenin siyasi yükselişi ve buna paralel olan ekonomik gelişim ile ilgili olduğu şüphesizdir Doğu Karadeniz’deki ekonomik canlılık, Kolkha Krallığı’nın, tarih boyunca sürekli ticari ilişkiler içinde olduğu Kırım bölgesi ve buradaki Bosporan krallığı aracılığıyla, istilacı Goth kavimlerinin de dikkatini çekmiş olmalıdır


GOTH İSTİLASI (Sf75-77)


Traihçi Zosimus’un aktardığı bilgilere göre; MS 255 yılında Karadeniz’in kuzeyindeki, Bosporan Krallığı’Nı istila eden Goth kabilelerinden Boraniler, buradan saüğladıkları gemiler ve rehberlerle birlikte Doğu Karadeniz seferine çıkarlar İlk hedefleri Kolkha’nın kuzeyinde bir Roma garnizonu olan Pitius kentidir Ancak, burada büyük bir hezimete uğrarlar Daha sonra, Bosporanlardan aldıkları gemilerle tekrar yeni bir donanma oluştururlar ve daha hazırlıklı bir şekilde aynı bölgeye ikinci bir sefere çıkarlar Bu kez önce, meşhur Artemis tapınağının ve Kolkha kralı Aiet’İn sarayının bulunduğu Phasis bölgesine giderler Gemilerini buraya demirleyen Boraniler, burada bulunan tapınağı yağmalamak için başarısız bir girişim de bulnurlar ve ardından da tekrar kuzeydeki Pitius kentine yönelirler [Ridley, RT1982]
Boranilerin, Phasis çevresinde tutunamayışları, büyük olasılıkla, o dönemde oldukça güçlü olan Lazi Krallığının varlığı ile ilişkilidir Kolkhi hanedanının mirasçısı olarak, eski krallığı tekrar canlandırmaya çalışan Lazilerin, isimleri geçmese de, daha önceki ve daha sonraki kaynaklarn kayıtlarından, bu yıllarda Phasis nehri çevresinde oldukça güçlü bir konumda ldukları kesin olarak bilinmektedir Zosimus’un, sarayının varlığından sözettiği Aiet de muhtemelen Lazi hanedanına mensup, dönemin Kolkha kralı olmalıdır Zira, daha önce Strabo’nun da belirttiği gibi, Kolkhalılar arasında efsanevi kral Aiet’in ismi ve hatırası hala yaşamaktaydı [Henüz tespit edilememiş olsa da, Kolkha tarihi boyunca bir çok kralın , Helenistik kaynaklardn öğrendikleri bu ismi kullanmış olmaları muhtemeldir Bir kaç yüzyıl sonra, bölge ile ilgili bilgiler veren Agatthias’ın kayıtlarında da, Laz ileri gelenlerinden birinin adını “Aiet” olarak geçmesi, bu ismin Kolkha eliti arasında o yıllarda bile hala yaşadığını göstermektedir Dolayısıyla, Zosimus’un bahsettiği bu isim, ilk bakışta mitolojik Aiet’i ifade ettiği izlenimini verse de gerçekte bahsedilen, muhtemelen dönemin Lazi krallığıdır ve bu kral, belki de, bu topraklarda hüküğm sürmüş olan Aiet isimli onlarca kraldan sadece bir tanesidir] Yağma için gelen Boranilerin Artemis tapınağına yönelik saldırılarının başarısız olması ve kısa sürede bölgeyi terketmiş olmalar, Aiet dönemindeki lazi Krallığının askeri çıdan oldukça güçlü olduğunu göstermektedir Zira, aynı Boraniler bu bölgeden çekildikten sonra kuzeyde güçlü bir Roma garnizonu ola Pitius kentini kolayca ele geçirmişlerdir Yaz aylarında, ele geçirdikleri tutsaklarla birlikte Pitius kentinde konaklayan Boraniler bir süre sonra da donanmalarıyla birlikte Trapezus’a doğru yola çıkarlar Bu sırada Trapezus’da, önlem olarak, kentteki garnizona, dışarıdan onbin askerlik bir takviye alınmıştı Zosimus’a göre, alınan tüm tedbirlere rağmen, Boranilerin saldırısı, Trapezus için tam anlamıyla bir felaket olmuştur;

Onlar kente saldırdıklarında, iki ayrı surla çevrilmiş bu korunaklı kenti, ele geçirebi
leceklerini akıllarından bile geçirmiyorlardı Bununla birlikte, şehirdeki askerler iyice miskinliğe ve ayyaşlığa kapılmışlar, surların üzerindeki nöbetçiler bile görevlerini ihmal ederek sefaya, aleme dalmışlardı İstilacılar, tırmanmak için hazırladıkları ağaçları önceden surların önüne yığdılar Kısa bir üsre sonra da, gece olduğunda, surlara tırmanarak şehre girdiler Bu ani ve beklenmedik saldırı, askerlerde paniğe neden oldu ve bir kısmı kentin muhtelif kapılarından dışarıya kaçtı, diğerleri ise düşman tarafından öldürüldü Böylece şehir zaptedildi İstilacılar sayılamayacak miktarda para ve çok sayıda esir ele geçirdiler, çünkü tüm bölge halkı, korunaklı olduğu için kentte toplanmıştı Daha sonra tapınakları, evleri ve güzelliği ya da büyüklüğü ile dikkate değer olan her şeyi yıktılar Çevredeki bölgeyi de istila ettikten sonra, muazzam bir ganimet öreni düzenleyerek, tekrar ülkelerine geri döndüler” (Zosimus; Nea Historia, I33) [Ridley, RT(1982)]

Sadece Doğu Karadeniz’de değil, Anadolu’da da etkili olan bu istilaların ne kadar süre devam ettiği bilinmemektedir Ancak, yüzyıllar sonra, bir Bizans imparatoru tarafından kaleme alınan bir eserde; MS 284 yılında imparator olan Diocletianus zamanında, Bosporanlıların Laz ülkesini istila ederek, Halys [Bugünkü Kızılırmak] nehrine kadar ulaştıklarının anlatılması [Moravcsik, G Ve Jenkins,RJH (1967)]


LAZİ KRALLIĞININ YÜKSELİŞİ (78-85)


Lazi Krallığı’nın yükseliş devri, Roma İmparatorlğu’nun Docletianus döneminin ardından bölünme sürecine girişiyle aynı yıllara denk düşmektedir İç sorunlarıyla ve de özellikle toplumsal bir tehdit haline gelmeye başlayan Hristiyanlıkla mücadele Eden Romalılar açısından, Doğu Karadeniz’deki ticari ve askeri çıkarlar ikinci plana düşmüştürMuhtemelen bu durumdan yararlanan Lazi krallığı, bu dönemde oldukça güçlenmiş ve eski Kolkha Krallığının tarihsel toprakları üzerinde kalıcı bir egemenlik kurmuştur Bu dönemde, Doğu Karadenzi’de, Kolkha sahillerinin iki ucunda yer alan kadim Roma garnizonları Trapezus ve Pitius, bölgede Roma varlığını ve etkisini sembolik olarak da olsa devam ettiren iki önemliş kenttir Tehlikeli bir halk hareketine dönüşmek üzere olan Hristiyan akımları denetim altına almaya karar veren Roma İmparatorluğu, MS 325 yılında, Hristiyanlığı başıbozuk bir halk hareketi olmaktan çıkarıp, ilk kez kurumsal bir yapıya kavuşturmayı amaçlayan İznik konsülünü organize etmiş ve bu konsüle Doğu Karadeniz’deki Roma kentleri; Trapezus ve Pitius’tan [Petrides,S(1913)] da iki hristiyan dinadamıda temsilci olarak katılmıştır Bu bilgiler, Doğu Karadeniz2de hristiyanlığın geçmişine ilişkin en eski kayıtlardır Önceleri sadaece bölgede yaşayan Romalılara hitap eden hristiyanlık, iki yüz yıl kadar sonra, yerli halk üzerinde de ekili olmaya başlayacak ve bu gelişmelerde de kuşkusuz, MS 337 yılından itibaren Hristiyanlığı resmi din olaak kabul eden Roma yönetminin büyük etkisi olacaktır Hristiyanlıkla ilgili gelişmelere odaklanan bu dönemin tarihçileri, ne yazık ki eserlerinde Lazi Krallığı’Nın durumu ile ilgili kayıtlara pek yer vermemişlerdir Marcellinus’Un “Res Gestae” isimli eserinde, İmparator Julian’ın MS 363 yılındaki İran seferi dönemine ilişkin bölümlerinde, Doğu Karadeniz sahilleri ile ilgili bilgiler verilir Ancak bu bilgilerin, yazarın gözlemlerine ve güncel bilgilerine değil, eski coğrafya kitaplarından yapmış olduğu alıntılara dayandığı kesin olarak saptanmıştır [Drijvers, JW (1995)] Yine aynı dönemde Pacatus tarafından yazılan ve MS 389 yılına tarihlenen bir eserde, Kolkha ülkesinin, Roma imparatorluğundan ayrı bağımsız bir ülke olduğu vurgulanmaktadır [Zuckerman, C (1989)]


Ms 396 yılı civarında yazıldığı düşünülen Notitia Dignitatum isimli resmi bir belgede, Roma İmparatorluğu’nun askeri ve idari yapılanmasına ilişkin durumu rapor edilmiştir [Seeck] Tüm eyalet ve bağlı bölgelerdeki kale ve askeri birliklerin ayrıntılı olarak sıralandığı bu raporun, Doğu Karadeniz ile ilgili kısmının topografyası üzerine en ciddi çalışmalardan biri C Zuckerman tarafından gerçekleştirilmiştir Bölgede, aynı isimleri taşıyan farklı yerlere sıkça rastlanışlması nedeniyle ortaya çıkan karışıklıklar, Zuckerman’ın tahlilleriyle olabildiğince giderilmiş ve bu çalışma ile listede adı geçen garnizonlardan bazılarnın yerleri yaklaşık olarak netlik kazanmıştır [Zuckerman, C (1989)] Buna göre;

Yssi porto; Yssi limanı: Trapezus’un 30 km doğusunda, Karadere nehri ağzında, bugünkü Araklı yakınlarındadır

Kaene Parembole; Bu yıllarda Romalıların en doğudaki sınır karakolu olan bu yer, Rize’nin 15 km Batısında, Kalo deresi ağzında, bugünkü İyidere yakınlarındadır

Khaszanenika; Trapezus’un yaklaşık 25 kmgüneyindedir

Mokhora; Bazı yazarlar, bu yeri o sırada bağımsız bir devlet olan Kolkha’nın topraklarındaki Mokherisis kalesi ile karıştırmışlardır Oysa, bu listede Mokhora ismiyle geçen bu yer, gerçekte, Trapezus’un yaklaşık 55 km Güneyindedir

Tamamı, idari açıdan Armeni düklüğüne bağlı olan bu garnizonlardan bazılarının yerleri ise tartışmalıdır,

Pithia; Bugünkü Of’un bilinen en eski olan Pitiusa’yı çağrıştırıyor olmakla birlikte, Romanın kuzey Kolkha’daki deniz aşırı askeri üssü Pityus’u ifade ediyor olması da güçlü bir ihtimaldir

Ziganne; Bu garnizonun yeri de benzer isimler taşıyan farklı yerler olması nedeniyle kesin değildir Ancak, yine Kolkha sahillerinde, Sigami ya da Zigani olarak da bilinen Roma kalesini ifade ediyor olması en güçlü ihtimaldir

Sebastopolis; Burası da muhtemelen, bugünkü Sokhumi civarında, eski Dioskuri kentinin yerine kurulan Roma kalesi Sebastopolis olmalıdır

Sisila; Sonraki dönemlerde, Prokopius tarafından Sisilis olarak anılan ve Trapezus’un güneyinde yer alan bir kalenin ismi ilebenzerlik göstermekle birlikte, kesin olarak nerede olduğu bilinmemektedir

Aynı yüzyılda Doğu Karadenizde köle ticareti yoğun bir şekilde devam etmektedir Özellikle Bizans sarayında, üstlendikleri önemli görevler nedeniyle, hadım edilmiş Kolkha menşeli devşirmelerin isimlerine sıkça rastlanmaktadır Bunlardan en çok bilinenler, Bizans sarayında önemli sörevler üstlenmiş olan Subarmakh ve Pharisman isimli devşirmelerdir[Braund,D (1994) ]
Yüzyılın ilk yarrısında, Batılı kaynaklarda Kolkha Krallığı’nın durumu ilgili bilgilere pek rastlanmaması; bu yıllarda Goth ve Hun istilaları ile boğuşan Romalıların, Doğu Karadeniz’de etkinliklerinin azalmış olmasından kaynaklanır Aynı yıllarda, Lazi hanedanı, muhtemeln en güçlü dönemini yaşamaktadır ve tüm bölge kabileleri, krallığın çatısı altında toplanmaktadır Suani kabilesinin de bu yıllarda Kolkha Krallığı’na dahil olduğuna dair bir bilgi, bir sonraki yüzyılın tarihçisi Menander tarafından bildirilir Buna göre, İran ve Bizans arasında Suani bölgesinin egemenliği üzerine çıkan anlaşmazlıkta, Bizans elçisii Petrus, İran şahına, Suani prenslerinin MS 420’li yıllardan beri Laz krallarına bağlı olduğunu ispatlayn bir belge sunmuştur Bir “Laz kral sitesi” olan bu belge de, aynı yüzyılın sonuna kadar, her Laz kralının karşısında, ona bağlı olan Suani prensinin adı kayıtlıdır [Blockley, RC (1985)] 5yüzyıl’ın ilk yarısında Kolkha’da Bizans etkinliğinin en alt düzeyde olduğu dikkate alınırsa;içeriği günümüze ulaşmayan bu kral çizelgesinin varlığı, Laz krallarının da, kendilerine özgü bir devlet arşivine sahip oldularını göstermektedir Egemenlik alanlarını Kafkas dapğlarının yüksek zirvelerine kadar gemnişleten Lazlar, yüyılın ikinci yarısına kadar, muhtemeln en parlak dönemlerini yaşamışlardır
MS 450’li yllardan sonra, Orta Avrupa’da Goth ve Hun tehditlerin etkisini azaltması ile birlikte, Bizanslılar, doğuda tekrar yayılmacı siyasetlerine hız vermişler, aynı yıllardan itibaren de Doğu Karadeniz ileilgii gelişmeler tekrar resmi kayıtlara geçmeye başlamıştır
MS yılına doğru, Bizanslıların Lazlara karşı ikinci bir saldırının içerisinde olduklarını bildiren Priskus’a göre, o sıralarda, düzenlenecek olan bu seferle ilgili planlar müzakere edilmektedir İlk saldırının zamanı ve sonuçları ile ilgili kayıtlar günümüze ulaşmamıştır Ancak, Bizanslıların bu sefer sırasında izlenecek rota konusundaki tereddütleri; bir önceki seferde olduğu gibi deniz yolunu kullanmalarının oldukça riskli olduğunu; Doğu Karadeniz sahillerinde, donanmaları için barınma imkanı olmadığını belirtirler ve en uygun yolun karadan gitmek olduğuna karar verirler Ancak, Kolkha ülkesine varabilmek için o sıralar İran egemenliğinde olan Armenia topraklarından geçmek zorunda olduklarından , İran’a bir elçi heyeti göndererek, bu bölgeden eçiş izni ister Bu sırada, gelişmelerden haberdar olan Laz kralı Gubaz I de diplomatik girişimlerde bulunarak, bu seferi önlemeye çalışır İlk önce İran’a bir elçi heyeti göndererek destek ister Bizans’ın resmi tarihçisi Priskus’a göre, o sırada doğuda Hunlarla savaş halinde olan Şahı, “kendisinden yardım isteyen Lazları başından defetmiştir” (!) Bunun üzerine Gubaz I, ikinci bir elçi heyetini de İstanbul’a göndererek, savaşı önlemeye çalışır Büyük ihtimalle, aslında sadece önceki savaşın intikamına yönelik olan bu seferin, resmi gerekçesi de, bir ültimatom olarak Laz elçilere açıklanır;

Gobaz [Laz Kralı Gubaz I] Bizanslılara bir elçi heyeti gönderdi Bizanslılar, Gobaz tarafından gönderilen elçilere, eğer Gobaz kendisi hükümdarlıktan ayrılırsa ya da oğlunun yetkilerine son verirse düşmanlıklarından vazgeçeceklerini, zira yerleşik geleneklere aykırı olarak, ikisinin birden ülkeyi yönetmesinin uygun olmadığını söylediler Sadece biri ya da diğeri, yani yada Gobaz ya da oğlu Kolkhida kralı olabilirdi” (Priskus,332) [Blockley, RC]

Geri dönen elçilerden, bu ültimatomu öğrenen Gubaz I, kedisine sunulan tercih hakkını kullanarak, tüm krallık yetkilerini ve kraliyet armalarını oğluna devreder İstanbul’a tekrar elçiler göndererek, artık ülkeyi tek kral olarak oğlunun yönettiğini bildirir ve bir süre sonra da imparator tarafından görüşmek için İstanbul’a çağrılır

Ancak, kilise kaynaklarınd da, ms 465 yılında Gubaz I’in İstanbul’da bulunduğundan bahsedilmesi ve kendisinden hala Laz kralı olarak söz edilmesi, kronolojik bir çelişki gibi görünmektedir Bu kaynağa göre, Aziz Daniel, Gubaz I’e telkin ve öğütlerde bulunmuş , ayrıca Bizans imparatoru ile onun arasında arabuluculuk yapmıştı;

Alıntı Yaparak Cevapla