Yalnız Mesajı Göster

Seyfeddîn-İ Fârûkî

Eski 08-02-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Seyfeddîn-İ Fârûkî




Seyfeddîn-i Fârûkî hazretleri insanlara maddî ve mânevî her türlü yardımı yapardı Yardımlaşmanın önemini belirterek buyurdu ki:

"Allahü teâlâya hamd olsun İki cihânın efendisi Muhammed aleyhisselâma salât ü selâm olsun Allahü teâlâya vâsıl olanların imâmı, hadîs âlimlerinin önderi; yüz bin hadîs-i şerîfi ezbere bilen Hâfız Abdülazîm Münzirî, Kırk Hadîs-i Şerîf adlı kitâbında, İbn-i Ömer'den (radıyallahü anh) rivâyet ediyor: "Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz buyurdular ki: "Kim ki bir mümin kardeşinin ihtiyâcını temin ederse, mahşer günü ameller tartılırken terâzinin başında duracağım Benden imdâd isteyince, o zâta mutlaka şefâat edeceğim" İbn-i Abbâs Peygamber efendimizden şöyle rivâyet etmiştir: "Hayır ve şer Allahü teâlâ hazretlerindendir Hayır anahtarları ellerine verilmiş olanlara müjdeler olsun Şer anahtarları ellerine verilen kimselere yazıklar olsun" Enes bin Mâlik'ten (radıyallahü anh) rivâyet olunmuştur; "Bütün mahlûkâtı Allahü teâlâ yaratmıştır Onların her türlü ihtiyâcını irâde ederek, yaratıp göndermektedir Allahü teâlânın rızâsı için O'nun kullarına kim daha çok hizmet ederse, Allahü teâlâ da o kullarını o kadar çok sever" Afv el-Müzenî babasından o da dedesinden (rıdvânullahi aleyhim ecmaîn) şöyle rivâyet eder: "Peygamber efendimiz buyurdular ki: "Allahü teâlâ, insanların ihtiyaçlarını gördürmek için öyle kullar yaratmıştır ki, onlara Cehennem azâbı yoktur Kıyâmet günü olunca onlar için nûrdan kürsüler hazır olur İnsanlar hesâba çekilirken onlar Allahü teâlâ ile sohbet ederler" Ali ibni Ebî Tâlib (radıyallahü anh) rivâyet ettiPeygamber efendimiz buyurdular ki: "Kim ki bir mümin kardeşine yardım ve ihtiyâcını temin etmek için harekete geçip yürürse, Allahü teâlânın yolunda harb eden mücâhidler sevâbı verilir" Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) şöyle rivâyet etti Peygamber efendimiz buyurdular ki: "Kim ki bir müslüman kardeşinin ihtiyâcını temin ederse, Allahü teâlânın yakın dostu ve velî kulu olur Bir kimse mümin kardeşinin sıkıntısını gidererek sevindirirse, Allahü teâlâ o mümine mahşerde, sırâtı geçerken iki tâne nûrdan ışık verir Bu iki nûrun ziyâsının kudretini yalnız Allahü teâlâ verir" Vesselâm evvelen ve âhiren"

Allah adamlarını ve evliyâyı sevmenin önemiyle ilgili olarak da buyurdu ki:

"Bu büyükleri sevme saâdetiyle, hiçbir üstünlük ölçülemez Bu büyüklere muhabbet, bir kimsenin en üstün vasfı olmalıdır Bu sebeple sonsuz derecelere yükselmek ümîd edilir Allah adamlarını sevmenin insana kazandıracağı üstünlükler ve dereceler, ifâde edilemez, kitaplara sığdırılamaz Vesselâm"

Seyfeddîn-iFârûkî hazretleri çeşitli zamanlardaki sohbetlerinde buyurdu ki:

Hadîs-i şerîfte buyruldu ki: "İslâm ve sultan ikiz kardeş gibidir O ikisinden birisi ancak diğeri ile iyi olur Temeli olmayan bir şey yıkılır Muhâfızı olmayan bir şey de zâyi olur"

Bekara sûresi 201 âyet-i kerîmesinde meâlen; "Kimi de; "Ey Rabbimiz! Bize dünyâda da iyi hâl ver, âhirette de iyi hâl ver ve bizi o ateş (Cehennem) azâbından koru" der" buyruldu İmâm-ı Fahreddîn-i Râzî bu âyet-i kerîmenin tefsîrinde buyurdu ki:

"Allahü teâlâya duâ edenler iki kısımdır: Birinci kısım, sâdece dünyâlık elde etmek için duâ ederler İkinci kısım hem dünyâ, hem de âhiret için duâ ederler Üçüncü bir kısım daha vardır ki, onlar sâdece âhiret için duâ ederler Sâdece âhiret için duâ etmenin doğru olup olmadığı husûsunda âlimler ihtilâf ettiler Âlimlerin ekserîsi, sırf böyle duâ etmenin doğru olmayacağını söylediler Çünkü insan muhtâç ve zayıf bir varlıktır Ne dünyânın elem ve acılarına, ne de âhiretin sıkıntı ve meşakkatlarına güçleri yetmez En uygun olanı dünyâ ve âhiretteki kötülüklerden Allahü teâlâya sığınmak, her iki âlemde de iyi hâl üzere bulunmayıO'ndan istemektir"

Yine Fahreddîn-i Râzî tefsîrinde, Enes bin Mâlik'in şöyle anlattığını haber veriyor: "Bir defâsında Resûlullah efendimiz bir zâtın ziyâretine gitti Hastalık sebebiyle o kimse gâyet zayıf ve hâlsiz düşmüştü Resûlullah efendimiz o kimseye; "Sen Allahü teâlâya nasıl duâ ederdin?" diye sordu O da; "Ben; "Allah'ım! Âhirette eziyette olmayayım da dünyâda nasıl olursam olayım Âhirette sıkıntı çekeceksem onu bana dünyâda ver" diye duâ ederdim" dedi Bunun üzerine Resûlullah buyurdu ki: "Senin buna gücün yetmez Sen şöyle de: "Rabbimiz! Bize dünyâda da âhirette de iyilik ver Bizi Cehennem azâbından koru!" Sonra Resûlullah efendimiz o kimseye duâ etti O kimse Allahü teâlânın izni ile şifâ buldu

Eğer Allahü teâlâ kullarına, hiç dert ve elem vermemiş olsa veya çok az vermiş olsaydı, insanlar O'na ibâdet etmekten ve O'nu zikretmekten gâfil olurlardı İnsanın, dünyâ ve âhiret saâdetine, Allahü teâlânın rahmetine kavuşabilmesi için, ibâdet ve tâatten ve zikrden geri kalmaması şarttır Buna göre herkes Allahü teâlânın rahmetine muhtactır Bu durumda iyi düşünce, dert ve sıkıntıların, aslında birer nîmet ve insanı Allahü teâlâya çeken birer kemend oldukları anlaşılır"

Ömrünü, İslâmiyetin emir ve yasaklarını öğrenmek, öğretmek ve insanlara anlatarak onların dünyâda ve âhirette saâdete, kurtuluşa ermeleri için sarf eden Muhammed Seyfeddîn hazretleri bin dört yüz velî yetiştirdi Bir çok velî ve mürşid-i kâmil yetiştirip, insanların hidâyete kavuşmalarına vesîle oldu Seyyid Nûr Muhammed Bedâyûnî, yetiştirdiği talebelerinin en büyüğü ve kâmilidir Sekiz oğlu vardı Üçü kendi huzûrunda kemâle geldi Beşi henüz küçüktü Büyük olan oğulları Şeyh Muhammed A'zam, Şeyh Muhammed Hüseyin ve Şeyh Muhammed Şuayb'dır Diğer oğulları; Muhammed Îsâ, Muhammed Mûsâ, Muhammed Kelimetullah, Muhammed Osman ve Abdurrahmân'dır Altı kızı vardı Bunlar; Cennet, Habîbe, Sâire, Şehrî, Refîunnisâ ve Zehrâ'dır

Mektûbât-ı Seyfiyye adlı bir eseri olup, içinde yüz doksan mektup vardır Bu kıymetli eseri, oğlu Muhammed A'zam toplayıp kitap hâline getirmiş, Hindistan'ın Haydarâbâd şehrinde basılmıştır

İNKÂR MI EDİYORSUN

Halktan birisi Seyfeddîn-i Fârûkî'nin büyüklüğünü inkâr ederek kabul göstermemişti O gece rüyâsında bir grup gece bekçisi gelip onu şiddetli bir şekilde döğmeye başladılar ve; "Allahü teâlânın sevgilisi olduğu hâlde, sen Muhammed Seyfeddîn hazretlerinin üstünlüğünü inkâr ediyorsun öyle mi?" dediler Bu korkuyla uyanıp, yaptığına tövbe etti ve onun talebeleri arasına girdi

SULTAN HÜRMET EDERDİ

İmâm-ı Rabbânî’nin, torunu olan bu zât,
Serhend şehrinde doğup, orada etti vefât

Beşinci oğlu idi, o, Muhammed Ma’sûm’un,
Çok kişi yola geldi, sohbetiyle sırf onun

Uzun boylu ve esmer, iri gözlü, heybetli,
Zât olup, sakalının, iki yanı seyrekti

O dünyâya gelince, gök yüzünden bir melek,
Müjdeledi doğumu, herkese görünerek

Henüz küçük yaşında, ezberledi Kur’ânı,
Hep ilim öğrenmekle, geçiyordu her ânı

Mübârek babasından, tahsîl görüp, sonunda,
Çıktı çok yükseklere, o tasavvuf yolunda

Zamânın sultânını, dînî yönden terbiye,
Etmek için emîrle, gitti sonra Delhi’ye

Lâkin şehre girmeden, yanlarından kapının,
Put’a benzer heykeller, görüp durdu ansızın

Buyurdu ki: Sultana, gidip haber veriniz
Bu heykeller kalkmadan, bu şehre girmeyiz biz

Âlemgir Hân da bunu, emir telâkkî edip,
Kaldırttı o putları, aynı gün emir verip

Talebesi oldu ve gösterdi saygı, hürmet
Verdi dînî sahada, yetki ve selâhiyyet

Hindistan’da yayılmış, her bid’at ve kötü hâl,
Onun bereketiyle ortadan kalktı derhâl

Unutulmuş sünnetler, çıkarıldı ortaya,
İslâmiyet bu yerde, yeniden oldu ihya

Çok devlet adamları, kumandanlar, vezirler,
Onun sohbetleriyle, hidâyete erdiler

Ona öyle saygılı, olurlardı ki hattâ,
O otur demedikçe, beklerlerdi ayakta

Sohbetinde binlerce, fâsık, fâcir ve kâfir,
Hidâyete ererek, kalbleri oldu tenvîr

Öyle çok kalabalık, idi ki sohbetleri,
İzdihamdan kolayca, girilmezdi içeri

Hattâ bir gün sultanın, oğlu şehzâde A’zam,
Geldiğinde gördü ki, kapıda bir izdiham

Kalabalık içinden, zor geçerek, o bile,
Güçlükle şereflendi, onun sohbeti ile

Hattâ öyle oldu ki, sarık düştü başından,
Çıkacak gibi oldu, kaftanı arkasından

Akşam avdet edince, babasının yanına,
Gördüğü izdihamı, anlattı aynen ona

Sultan bunu duyunca, çok sevinip dedi ki:
“Allahü teâlâya, şükürler ederim ki,

Öyle büyük bir velî, nasîb etti ki bana,
Zor girebiliyoruz, bizler bile yanına

Ve lâkin o devirde, biri vardı mâlesef,
Hiç onun sohbetiyle, olmamıştı müşerref

Kendini bir şey sanan, o câhil ve bî-edeb,
Bu büyük evliyâyı, inkâr ediyordu hep

Bir gece rüyâsında, bekçilerden bir grup,
Sopalarla bu zâtı, dövdüler hayli vurup

Dediler ki: “Allah'ın, bir sevgili kulunu,
Nasıl inkâr edip de, sevmezsin hem de onu?”

Bu korkuyla uyanıp, nazar etti kalbine,
Gördü ki sevgi dolmuş, o düşmanlık yerine

DUÂ ORDUSU

Seyfeddîn-i Fârûkî hazretleri, Mektûbât'ında yer alan ve zamânın sultânına yazdığı mektupta şöyle buyurdu:

"Sûre-i Hacc'ın 40 âyet-i kerîmesinde meâlen; "Allahü teâlânın dînine kim yardım ederse, Allahü teâlâ da o kimseye yardım eder" buyrulmaktadır Peygamber efendimiz buyurdular ki: "İstihâre yapan ümidsizliğe düşmez İstişâre eden de pişmân olmaz"Mektûbunuzda yazmış olduğunuz yukarıdaki âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf tarafımızdan okunarak anlaşıldı Bu fakîr, duâların kabûl olduğu ve fakîrlerin sohbet ettiği zamanlarda, âfâkî ve enfûsî (içteki ve dıştaki) bütün düşmanlarınıza gâlib gelmeniz ve büyük zaferlere kavuşmanız için Allahü teâlâya yalvarıyor ve O'ndan yardım diliyorum Çünkü Hind yarımadasında ve Asya kıtasında İslâmın kuvvetlenmesi ve yayılması, duâ ordusunun yardımıyla, kazanacağınız kesin zaferlere ve netîcede devletinizin güçlenmesine bağlıdır

Yardım iki kısımdır: Birinci kısmı, görünen sebeplere bağlı kılmışlardır Bu ise yardımın sûreti, zâhiri ve bedeni gibidir Zaferin maddî sebebini ve zâhirini teşkil eden sebep, muhârebe meydanlarında harb eden gazâ ordularıdır İkinci kısım ise, yardımın mânevî kısmını ve rûhunu teşkil eden, gözle görülmeyen duâ ordularıdır Mânevî ordular, maddî ordulardan daha kıymetlidir ve yardımın özü ve rûhudur Yardımları, sebepleri, fethi ve zaferi isteyip yaratan Allahü teâlâdır Enfâl sûresi 10 âyet-i kerîmesinde meâlen; "Yardım, yalnız Allahü teâlâdan gelmektedir" buyrulmaktadır"

Duâ ordusu, hakîkî yardımı gönderenAllahü teâlâ ile yine O'nun yarattığı zâhirî sebep olan gazâ ordusu arasında vâsıta ve delîldir Ayrıca duâlar, kazâyı ve belâyı def eder Hep doğru söyleyici Peygamber efendimiz buyurdular ki: "Kazâyı hiç bir şey geri çeviremez Yalnız duâ geri çevirebilir" Duâdaki bu tesir bu kudret, silâhlarda aslâ yoktur Duâ ordusu görünüşte zayıf, âciz olsa da, gazâ ordusundan daha kuvvetlidir Aynı şekilde duâ ordusu rûh gibidir, gazâ ordusu da maddî beden gibidir Gazâ ordusunun duâ ordusuna sığınmasından başka çaresi yoktur Çünkü, rûhsuz beden, kuvvet alamaz, zaferler elde edemez Nitekim sevgiliPeygamberimiz, Muhâcirînin fakirlerini vesîle ederek, Allahü teâlâya duâ ederlerdi Her ne kadar bu fakîr, duâ ordusundan sayılmaya lâyık değilsem de, yalnız ismim fakîr olduğu için duâlarımın kabûl olma ihtimâlini düşünerek, dâimâ ümidliyim ve devamlı sizin zaferiniz için duâ ediyorum Hazırlandığınız Dekken seferinde, Allahü teâlâ sizlere gâlibiyet ve zaferler nasîb eylesin Bekara sûresi 127 ayet-i kerîmesinde meâlen; "Yâ Rabbî! Sen duâlarımızı işitirsin, arzularımızı bilirsin, duâlarımızı kabûl eyle" buyrulmaktadır Vesselâm"

1) Umdetü'l-Makâmât; s392
2) Mektûbât-ı Seyfiyye
3) Reşâhât Zeyli; s46-49
4) Câmiu Kerâmâti'l-Evliyâ; c1, s204
5) İrgâmü'l-Merîd; s75
6) Hadâikü'l-Verdiyye; s199
7) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (49 Baskı) s1141
8) Makâmât-ı Ahyâr; s57
9) Hadîkatü'l-Evliyâ; s112
10) Âdâb; s63
11) İslâm ÂlimleriAnsiklopedisi; c16, s173

Alıntı Yaparak Cevapla