07-11-2012
|
#1
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Dinle İnsanı Ki Ayrılıklardan Şikâyet Etmede
Telefondaki hiç tanımadığım biri  Genç bir adam Birkaç ay önce yolumuz bir biçimde kesişmiş
Belli ki ben hafifçe deli bir günümdeymişim; onun da kendini işgüzarlık rüzgarına fena kaptırdığı bir anmış Birbirimize öfkelenmişiz
Hiç iz bırakmamış bende o anın öfkesi; geçip gitmişim
O hatırlatıyor! Çünkü hiç unutmamış!
Hatırladıkça hem ona, hem de kendime kızıyorum İçimde yine öfke kabarcıkları oluşuyor ağır ağır
Konuşuyorum, konuşuyorum
Sonra bir an  sustuğum an 
Genç adamın sesini fark ediyorum
Konuşurkenki sesini  
İrkiliyorum
Sanki karşımdaymış gibi 
İçinde bulutlar gezen gözlerini,bana haksızlık ettin der gibi yan duruşunu görür gibi oluyorum
Kırgınlık bu!
Bana kızdığını sanıyor ama kırgın  
Çırılçıplak kalp kırıklığı bu!
Çünkü öyle olacağı hiç aklıma gelmemiş olsa bile şimdi kavrıyorum ki, benim yüzümden azar işitmiş, kaba davranışlara muhatap olmuş!
Ve dinlemeye başlıyorum
Dinledikçe anlıyorum onu
İçinde biriken duyguları, anlatmak istediğini, olup biteni; hepsini anlıyorum
Onu dinleyince kendi yanlışımı anlıyorum!
Özür diliyorum bütün içtenliğimle; helalleşerek kapatıyoruz telefonu
Büyük bir yük kalkmış gibi ferahlıyorum Beni aydınlatan o kısacık ana; karşımdakini dinlemeye başladığım o ana şükrediyorum
***
Basmakalıp yargılar pek gözdedirler, biliyorum
Bakmak görmek değildir, asıl olan görmektir derler
Oysa öyle bir hayat yaşıyoruz ki, bakmıyoruz, durup bakmıyoruz bile
Onca koşuşturma içinde sevdiklerimiz, en çok önem verdiklerimiz bile bir hızlı trenin penceresinden görünen ağaçlar gibi akıp gidiyorlar Görmek, görmesini bilmek, görerek anlamak değerli olan elbette
Ama bakmadan olur mu?
Ancak bakarsak göreceğiz
Bir dursak  durup baksak göreceğiz!
Dinlemek için de aynı şey geçerli
Kimse birbirini dinlemiyor
Müthiş bir kayıtsızlık hali içindeyiz ve işittiklerimiz baştan aşağı gürültü!
Ama herkes anlamak ve anlaşılmak için tepiniyor!
Oysa  
Bir dursak  durup dinlesek birbirimizi anlayacağız, belki, ne güzel bir ihtimaldir ki, anlaşacağız da!
***
Dinlemek, sadece anlama-anlaşma aşaması için bir geçiş aşaması olarak görülmemeli!
Bu yanlış olur, eksik kalır
Dinlemek başlıbaşına derin ve dolgun bir eylemdir
Hayır müzikten değil, başka bir şeyden söz ediyorum
Severken sen konuş deriz Anlat ne olur! Sözlerin anlatsın, gözlerin, ellerin, tenin anlatsın deriz sanki
Mesela aşkların başlangıcına bakın (ki aşk başlangıçlardadır, başlangıçta kalmaktır) dil neredeyse tutulur; kulaklar ve kalp açıldıkça açılır; sevgiliyi dinleyerek içine çekmek için  
Dinlemek sevmektir; sevmek dinlemek!
Şair,İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı derken ne yapıyordu sanıyorsunuz İstanbul'u bütün kalbiyle sevdiğini anlatmaya çalışıyordu
Ama ne zordur öyle sevmek; ne zordur sevdiklerimizi bile özenle, dikkatle dinlemek!
Oysa itiraf edelim ki, çoğu zaman sözümüze itaat edilmesini sevilmek diye değerlendiriyoruz; karşımızdakini dinlemeye hiç yanaşmadan konuşmayı da sevmek sanıyoruz
***
Dinlemek deyince  
Attila İlhan'ın çok sevdiğim Cinayet Saati adlı şiiri geliyor aklım
Haliçte bir vapuru vurdular dört kişi diye başlayan şiiri  
O şiirin bir bölümü şöyledir:
Cinayeti kör bir kayıkçı gördü
Ben gördüm kulaklarım gördü
Vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü
Hiçbiriniz orada yoktunuz
Yoktuk! Çünkü ne gözlerimiz ne de kulaklarımız görüyor çok zamandır! 
(Not: Bir de iç ses denilen bir şeyden söz edilir malum! Onu dinlemek nasıl bir şey! Gizemciler ne diyor? Modern ilişki psikologları bu sesi dinlemek konusunda ne düşünüyorlar? Benim aklımdan neler geçiyor? Haftaya belki!)
Haşmet Babaoğlu'dan yine : ))
|
|
|
|