07-10-2012
|
#1
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Desinler
Desinler Yazısı - Desinler İclal Aydın - İclal Aydın Yazıları
Akşam üzeri yürüyorum Sokak lambalarının ışığında birbirini kovalayan adımlarımı sayıyorum Ciğerlerimdeki dar sokaklar bir ferah bir sisli bu aralar  O yüzden adımlarıma yoğunlaşıyorum  Ama bazen düşüncelerim saydığım adımların arasına giriyor
Anımsıyorum:
Yıllar önce yine bu şehirdeydim
Aynı sokaklarda yürüyordum
Mevsimlerden sonbahardı İnsanlardan konuşuyorduk Benden yaşca büyük bir arkadaşım “Hiçbir şeye takma sen kafanı, işine bak! Başardın mı hepsi susar” demişti
Başarı dediğimiz, insan hayatının odağında nasıl da önemli bir amaçtı
Ne kadar inandım ben buna!
Başarı herkese vereceğim en büyük cezaydı
Başarmak zorundaydım!
Başarmalıydım  
***
Neydi peki başarmak dediğim?
Kime göre başarmak? Neyi başarmak? Kimin alkışını almak için koşmak? Hangi ipi göğüslemek? Kim tarafından onaylanmak? Kim tarafından çok sevilmek?
Çok para kazanmak mı? Çok ünlü olmak mı? Çok izlenmek, çok okunmak, çok tanınmak mı?
Gerçekten nedir başarmak?
***
“Kabul etmek lazım ki ortada bir başarı hikâyesi var” diye başladıkları zaman yoruma, orada bir durup düşünmek gerekiyor sanırım  
Objektif olmaya gayret ettiğim durumlarda ben de böyle başladığımı görüyorum bir cümleye  
Önce vicdanıma bir sorayım bakalım: Söz konusu kişilerin hangi başarılarını gerçekten başarı kabul ediyoruz biz?
Kendilerine kazandıkları büyük serveti mi başarı kabul ediyoruz?
- “Şimdi çok para kazandım Yeterince ünlü de oldum Stratejik olarak yapılması gerekenler listesindeki her bir maddeyi tek tek uygulayarak kendimi daha da yükseltmeliyim, yürütmeliyim” fikrini en iyi uygulayan mı başarılı?
Parayı nasıl kazandığıyla değil, ne kadar kazandığıyla övünen mi başarılı?
- Yaptığı her hayır işini mutlaka kişisel reklamına çeviren mi başarılı?
- Daima kavgayı başlatan, o kavgada mutlaka iyi dayak atan, ağzı en iyi laf yapan, haksız da olsa daima üste çıkmayı marifet sayan mı başarılı?
- Ne yaptığını bilmediğimiz ama adını bir şekilde ezber ettiğimiz isimlerin arsızlığı mı başarı?
Bu halk “türlü yemeği” sever diyerek sıkıştı mı sufizme, çok sıkıştı mı Atatürk’e; daha da sıkışınca yüce Türk milletinin vicdanına sığınanlar da anketlerde “güvenilir” çıktığına göre, kim bilir belki de budur başarı?
***
Kitap satış listelerini, tiraj ve reyting raporlarını, kazandığım kavgaları, kırdığım kalpleri, aldığım zamları, bana verilen ödülleri, çekmecemde, cebimde biriktirebildiklerimi, alt ettim zanettiklerimi başarı saydığım çok oldu  
Hatta bu hep böyle oldu  Saldırganlara, kıyıcılara karşı “Ama başardık  Ama çok sattık  Ama çok izlendik  Ama sonunda biz kazandık“ dedik de vaktiyle, sonra ne kaldı geriye?
Yazarken, çizerken ve söylerken  Kendimle bitmeyen sohbetim sırasında geride bıraktığım yıllarıma yaptığım eleştirilerimden çıkardığım sonuçları paylaşıyorum sizinle  
Niyetim elime balta alıp komşunun bahçesini budamak değil  Vaktiyle yaptığım kimi hataların verdiği hasarları onarmaya çalışıyorum kendi içimde  Hâlâ anlamaya, öğrenmeye çalışıyorum  
***
Yolda yürüyorum  
Sokak lambasının ışığı düşüyor kaldırıma
“Başarı nedir peki İclal?” diye soruyorum kendime “Ne öğreteceksin peki kızına? Hani başarı en büyük cezaydı seni üzene?”
Sonra yanıt veriyorum yine kendime:
“Başarı en büyük ceza, evet! Seni üzene değil ama! Seni ezene 
Mesela eğer sen 250 bin kişinin katıldığı bir eylemde ‘Çocuklarımın derilerinin rengi ile değil, kişilikleri ile yargılanacakları bir ülkede yaşayacaklarına dair bir hayalim var’ konuşmasını yapabilen Martin Luther King olursan  Olabilirsen  Bir şeyi değiştirebiliyorsan yani yaşadığın zaman dilimi içinde  Yapabiliyorsan dünya üzerinde bir düzenin ters akışını düz etmeyi  İşte o zaman başarılısın demektir  İşte o başarı bir cezadır zulmedene  ”
Hava soğudu  
Hava çok soğudu buralarda  
Bir düzeni değiştirmek, güneşi güldürmek için mücadele edenler, bunu başarmak isteyenler, birileri “başardı” desinler diye yapmazlar bunu  
“Desinler” diye yaşamak inançsızlık taşır çünkü 
İclal Aydın
|
|
|
|