Şengül Şirin
|
Cevap : Osmanlılarda İlim
Tarihçi Eseri
1 Enverî Düstûrnâme
2 Sükrüllah Behcetu't-Tevârih
3 Dursun Bey Târih-i Ebu'l-Feth Sultan Mehemmed Han
4 Oruç Bey Tevârih-i Âl-i Osman
5 Âsik Pasazâde Tevârih-i Âl-i Osman
6 Nesrî Mehmed Cihannüma
7 Idris-i Bitlisî Hest Behist (Sekiz Cennet)
8 Kemal Pasazâde Tevârih-i Âl-i Osman
9 Sücûdî Selimnâme
10 Celâlzâde Mustafa Selimnâme
11 Hoca Sa'düddin Efendi Tâcü't-Tevârih
12 Bostan Çelebi Süleymannâme
13 Matrakçi Nasuh Süleymannâme
14 Gelibolu Mustafa Âli Künhu'l-Ahbar
15 Selanikî Mustafa Efendi Târih-i Selanikî
Cografya:
Osmanlilar, cografya ilminde de önemli mesafeler katedip bu ilmin gelismesine hizmet etmislerdi Bu devlette cografya ile ilgili eserlerin yazilmasi XV asrin ortalarindan itibaren, fetihlerin artmasina paralel olarak artis göstermistir XVI asirda ise önemli ve mükemmel eserler meydana çikmistir Bu mükemmeliyet XVII asrin son yarisina kadar devam etmistir Fâtih Sultan Mehmed, Batlamyus'un cografyaya ait levhalarini tedkik ederek, bunlarin aslina uygun ve anlasilir bir sekilde tertip ve düzenlenmesini emretmistir Bu hususta hiç bir fedakarliktan da kaçinmamistir
Bilindigi kadari ile en eski Türkçe cografya kitabi Yazicizâde Ahmed Bican Efendi tarafindan 857 (m 1453)'de Gelibolu'da tercüme suretiyle kaleme alinanidir Ahmed Bican Efendi, bunu Kazvinî'nin "Acaibu'l-mahlukat" adli eserinden tercüme etmistir Ancak XVI yüzyilin ortalarinda Osmanli ülkesinde ünlü bir denizci ve haritaci ile karsilasiyoruz Pirî Reis adini tasiyan bu ünlü denizci ve haritacinin tamamen orijinal olan dünya atlasinin sadece birkaç parçasina sahip bulunmaktayiz 1515'te ceylan derisi üzerine çizilmis bulunan dünya haritasi, 1517'de Yavuz Sultan Selim Han'a sunulmustur Burada Pirî Reis'in "Kitab-i Bahriye'sini de zikretmek gerekir Kitab-i Bahriye, orijinal bir cografya kitabi olup, haritacilik bakimindan da önemli bir gelismislik örnegini teskil etmektedir Mütehassislar tarafindan o tarihlerde Avrupa'daki haritalarin en mükemmeli olduguna isaret edilmektedir Kitabu'l-Bahriye, Türkçe'deki ilk deniz atlasi ve portulani (rehber)dir Ak Deniz çevresini, hem kendisinin genis tecrübesi ve hem de simdi çogu kaybolmus eski haritalara dayanarak kiyi, köse, liman, sahil, sehir ve kasaba tanitir Ilkin 1521'de telif edilmis, daha sonra yeniden genisletilip 1525'de Damad Ibrahim Pasa araciligi ile Kanunî Sultan Süleyman Han'a takdim edilmistir Kitab-i Bahriye'nin tibki basimi 1935 yilinda Istanbul'da yapilmistir Kitab, manzum bir önsözle baslayip yine manzum bir sonuçla biter Önsöz dikkatli bir sekilde okunursa, yazarin kuvvetli bir arastirma ve ince bir gözlem kudretiyle zamaninin cografya eserlerini ve gezdigi her yerin durumunu inceleyerek eserini yazdigi anlasilir
XVI yüzyilin denizcilerinden Seydi Ali Reis'in vücuda getirdigi Atlas'i (Muhit) pek degerlidir Pirî Reis'ten sonra Süveys kaptani olan Galatali Seydi Ali Reis (öl 970 = 1562) Umman ve Hind denizlerindeki seferleri sonucunda bas tarafi kozmografya ve bunun kaidelerinden, diger kisimlari da Kizildeniz, Aden ve Basra körfezleri ile Umman denizi ahvalinden bahseden mükemmel bir eser vücuda getirmistir Bu eser, Hammer tarafindan Almanca'ya tercüme edilmistir
XV ve XVI yüzyil Osmanli cografyacilari ve eserleri hakkinda bilgi veren pek çok kaynaga sahip bulunmaktayiz Ancak konuyu daha fazlauzatmamak için bunlardan bir kisminin sadece isim ve eserlerini vermekle yetinmek istiyoruz:
Cografyaci Eseri
1 Ahmed Bican Acaibu'l-Mahlukat
2 Muslihiddin Mustafa b Vefa Mülheme-i Seyh Vefa
3 Kemal Reis Tuhfetu's-Selâtin
4 Ali Ekber Hitaî Hitaynâme (Çin'e seyahati anlatir)
5 Pirî Reis
a Dünya Haritasi
b Kitab-i Bahriye
6) Seydi Ali Reis
a Mir'atu'l-Memâlik
b Muhit
7 Müneccim Ahmed b Ali Kanun fi'd-Dünya
8 Ali Macar Reis 7 haritali bir kolleksiyon
9 Sipahizâde Ahmed b Ali
a Esmau'l-Buldan
b Evzau'l-Mesâlik ilâ Marifeti'l-Buldan
10 Kadi Abdurrahman Acaibu'l-Uzma (genisletilmis tercüme)
Astronomi:
Tarihimizde "Hey'et" veya "Ilm-i Hey'et" ismi ile anilan astronomi, riyazî ilimler cümlesinden oldugundan Osmanli medreselerinde matematik ve geometri ile birlikte okutulmaktaydi Osmanlilarda astronomi, esasli olarak Ali Kusçu'nun ülkeye gelmesiyle baslar Ali Kusçu'dan sonra Osmanli ülkesinde astronomi ve matematik ilimlerinin ilerlemesi için en çok çalisanlardan biri de Mirim Çelebi diye söhret bulan Mahmud b Mehmed'dir Kadizâde-i Rumî ile Ali Kusçu'nun torunudur Hocazâde ile Sinan Pasa'dan ders görmüstür Matematik, astronomi ve usturlaba dair eserler yazan bu bilgin astronom, Sultan II Bâyezid'in emriyle Ulug Bey Zic'ine "Düstûru'l-Amel ve Tashihu'l-Cedvel" adiyla Farsça bir serh yazmistir Yazar, eserde didaktik bir yol takip etmistir Nitekim bir derecelik bir yayin sinüsünü hesab etmek için çok açik misallerle bes sistem göstermistir
Mirim Çelebi, kendisini çok seven ve takdir eden Yavuz Sultan Selim (bu dönemde Anadolu kadiaskerligine kadar yükselmisti ) adina Ali Kusçu'nun Fethiye'sine bir serh yazmistir
Ali Kusçu ve yetistirmis oldugu astronomlardan sonra bu ilimde ilk ciddi gelisme hamlesine 1577 senesinde tesadüf edilmektedir Zira bu yilda Takiyüddin Mehmed b Maruf'un gayretiyle Osmanli Devleti'nde ilk rasathane kurulmustur Takiyüddin'in bu rasathânesi, Tycho Brahe'nin Uranniborg (XVI yüzyil),Ulug Bey'in Semerkand (XV yüzyil) ve Nâsiruddin Tûsî'nin Meraga (XIII yüzyil) rasathâneleriyle karsilastirilabilecek nitelikte mühim bir rasathânedir Osmanlilarin ilk rasathânesinin bilimsel seviyesinin ortaya konulmasi, bilim tarihimiz bakimindan ayri bir önem tasimaktadir Bu sebeple, o dönemin çagdas bir rasathânesiyle Takiyuddin'in kurdugu rasathânenin mukayesesi degerlendirmeye katkida bulunacaktir Gerçekten, Avrupa'nin ilk ortaçag rasathanesi Tycho Brahe'ninkidir Ayrica, büyük bir tesadüf eseri olarak her iki rasathâne de hemen hemen ayni yillarda kurulmustur
Dönemin, bu ilimdeki gelismisligini ortaya koyabilmek için iki rasathâneyi mukayese etmek gerekir Takiyüddin'in rasathânesi ile ilgili bilgi, III Sultan Murad'in Sehnâmesi'nde ve "Âlat-i Rasadiye li zic-i Sehinsahiye"de bulunmaktadir Tycho Brahe ise 1598'de yayinladigi "Astronomiae Instauratae Mecanicae" adli eserinde aletlerini, gözlemlerini ve astronomiye katkisini ayrintilari ile açiklar Bir rasathânenin bilimsel seviyesi, orada insa edilen ve kullanilan âletlerin mükemmelligine, yapilan gözlemlerin niteligine ve ayrica mevcud astronomlarin evrensel çalismalarina baglidir Sehnâmedeki resimden anlasildigina göre 16 astronom veya görevlinin çalistigi rasathânedeki bütün aletler, bizzat Takiyüddin tarafindan imal edilmislerdi Osmanli dönemindeki astronomi ile ilgili bu kisa malumattan sonra, XV ve XVI asirlarda yetisip eser yazmis olan astronomlarindan birkaçini buraya alabiliriz:
Astronom Eseri
1 Abdülvacib b Mehmed
a Manzume fi'l-Usturlâb
b Meâlimu'l-Evkat
2 Hüsameddin Tokadî Kavs-i Kuzeh (Gökkusagi hakkinda)
3 Ali Kusçu
a Hallu Eskâli'l-Kamer
b Meserretu'l-Kulûb
c Risâletu'l-Fethiyye
4 Sinan Pasa
a Fethu'l-Fethiyye
b Risâle fî halli Eskâl-i Muaddili Utarid
5 Hüseyin b Hasan el-Konevî Ravzatu'l-Müneccimîn
6 Bedreddin Mehmed Mardinî
a ed-Dürrü'l-Mensûr
b el-Fethiyye fî Ameli'l-Ceybiyye
7 Hoca Ataullah Acemî
a Risâle fî Ilmi'l-Evzân
b Usturlab
8 Mehmed b Kâtib Sinan
a Hediyetu'l-Mülûk (II Bâyezid için kaleme alinmistir )
b Mizânu'l-Kevâkib (Kanunî'ye takdim)
c Muvazzihu'l-Evkat fî Marifeti'l-Mukantarat
9 Sinaneddin Yusuf Serhu'l-Fethiyye
10 Müeyyedzâde Abdurrahman Ef Risâle fî Küreti'l-Müdahrece
11 Sinaneddin Yusuf Acemî Risâle fi'l-Hey'e
12 Mirim Çelebi
a Düstûru'l-Amel
b Risâletu'l-Ceyb
c Risâle fi'l-Kible
d Risâle fi'l-Usturlâb
13 Mirim Kösesi Mehmed Ef Kitab fî Ilmi'l-Hey'e
14 Muslihiddin Larî
a Serhu Risâle fi'l-Hey'e
b Tezkire fî Ilmi'l-Hey'e
15 Muvakkit Mustafa b Ali
a A'lamu'l-Ibâd fî Ahbari'l-Bilâd
b A'mal-i Usturlâb
c Risâletu'l-Mikat fî Ilmi'l-Evkat
16 Perviz Efendi Mirkau's-Semâ
17 Takiyuddin Mehmed
a Âlâtu'r-Rasadiye li Zic-i Sehinsahiye
b Behcetu'l-Fikr fî Haleti's-Sems ve'l-Kamer
c Cedavilu Rasadiye
d Gurubu Semsin Sebebi ve Teahhuru
e Hülasetu'l-A'mal fî Mevakiti'l-Eyyam ve'l-Leyâl
Tip:
Osmanli ülkesinde gerek sivil, gerekse askerî hayatta büyük ragbet görerek gelisen ilim subelerinden biri de tiptir Osmanli padisah ve idarecilerinin baska ülkelerden gelen hekimlere olan iltifatlari ile onlara sagladiklari imkhanlar ve Müslüman hekimlerin yetisip çogalmasina hasredilmis hastahânelerin kurulmasi (vakfiye sartlarina göre gayr-i müslim hekim tayin edilemez) tabâbetin inkisafina sebep olmustur Osmanli tabâbetine hem hastahâne, hem de tip medresesi olarak hizmet eden Bursa Dâru't-Tibbi, Osmanli Devleti'nin ilk saglik tesisidir Uludag eteklerinde, havadar ve genis bir arazide iki katli olarak insa edilen hastahânenin genis bir bahçesi vardi Hücre ve salonlarin kapilari bu bahçeye açilirdi Bu ilk Türk tip müessesesi, kisa zamanda öyle bir söhret kazandi ki, meshur tabiblerden bir çogu buranin kadrosuna dahil olabilmek için gayret sarf ediyordu
Bilinen kadari ile Anadolu'da Türkçe yazilmis en eski tip kitaplari ancak XIV yüzyila kadar çikabilmektedir Eski Anadolu türkçesi döneminde XIII yüzyildan baslayarak dinî ve edebî ürünlerin yazilmis oldugu gözönüne alindiginda tipla ilgili eserlerin oldukça geç bir tarihte yazilmaya baslandigi görülür Bunun en önemli sebebi Anadolu Selçuklu Devleti zamaninda bilim dilinin Arapça olmasidir Anadolu Beylikleri döneminde Türkçe'ye verilen önem artinca dinî ve edebî sahalarda oldugu gibi tip konusunda da Türkçe eserlerin yazildigi görülür Bu bakimdan burada Aydinoglu Beyligi'nin adini zikretmek gerekir
Osmanli döneminin ilk Türkçe telif tib kitabi olarak kabul edilen "Havâsu'l-Edviye"yi te'lif eden Ishak b Murad ile Amasya Hastahânesi bashekimi Sabuncuoglu Serafeddin ve Sultan II Murad adina 841 (m 1437)'de "Zahire-i Muradiye" adli büyük tip kitabini yazan Sinoplu Mü'min b Mukbil, sonradan Osmanli Devleti'ne gelip hizmet eden tabiblerdir
Fâtih Sultan Mehmed devri, tibbî faaliyet ve gelismeler bakimindan önemli bir devirdir Fâtih, saglik islerini organize eden ve o günün sartlarina göre çok ileri bir zihniyetin anlayisi oldugu anlasilan Hekimbasilik (Reisu'l-Etibba) müessesesini kurarak, basina Kutbeddin Ahmed'i getirmisti
Musikî, su sesi ve çiçeklerle de tedavi sistemini gelistiren Osmanli tip dünyasinda yeni metodlarla bazi hastaliklara tedavi uygulandigi görülmektedir Arastirma alanimizin disinda kalan bu konuda daha fazla teferruata girmeden sadece bazi tabiblerimizin hangi eserleri nasil meydana getirdikleri ve hangi hastaliklara çare bulduklarina kisaca temas edecegiz
873 (m 1468)'de Amasya'li Sabuncu oglu Serafeddin b Haci Ilyas'in, okudugu kitaplarla tecrübelerine dayanarak onyedi bâb üzerine te'lif ettigi tib kitabi dahilî ve haricî tedavi yollarini göstermektedir Ahmedî'nin "Tervihu'l-Ervah" adli manzum tib kitabi XV yüzyilin ortalarina dogru yazilmistir Bu eserde, anatomiye ait kisa bilgiler verildikten sonra birer birer hastaliklarin tedavisinden bahsedilmektedir XV asir sonlari ve XVI asir baslarinda yazildigi tahmin edilen "Yadigâr-i Ibn Serif" adli tibbî eser, havadan, sudan, yiyecek, içecek, spor ve hastaliklarin arâzindan bahseder Halka göre yazildigi için pek çok nüshasi bulunan bu eserde, özellikle Gelibolu'dan bahsedilmektedir Bu da müellifin Gelibolu'lu veya oraya yerlesmis bir kimse oldugunu göstermektedir Eserde, hastaliklarin belirti ve ilaçlarindan bahsedilmektedir Eser, Ibn Sina'nin Kanunu ile Ibn Baytar'in Müfredat'indan da istifade edilerek kaleme alinmistir
Daha önce kisaca temas edildigi gibi Osmanli Devleti, dis ülkelerden kendisine iltica eden veya herhangi bir sekilde gelen tabiblere fazlasiyla ragbet gösteriyordu Nitekim Timurlulardan, Ebu Said'in tabibi Kutbeddin Ahmed (öl 903 H = 1497 M ), efendisinin, Uzun Hasan'a esir düsüp öldürülmesinden sonra Osmanlilara iltica etmisti Osmanlilar, kendisine büyük bir ilgi göstererek yevmî (günlük) besyüz akça üzerinden maas baglamislardi Bunun disinda ayrica her ayda 20 bin akça gibi gayet yüksek bir meblag vermislerdi Böyle bir ragbet, disaridan bir hayli tabibin gelmesine vesile olmustu Nitekim, Sirvan'li Hekim Sükrullah, Hoca Ataullah, Hekim Lâri, Hekim Arap, Tebriz'li Kemal gibi isimler, burada ilk akla gelenler olarak zikredilebilir Böylece Osmanli bir mânâda disardaki beyin göçünü ülkesine dogru hizlandirmak suretiyle bu bransin kendi topraklarinda inkisaf edip gelismesini sagliyordu
Bu tabiblerden baska, nebatî tipla mesgul olan Altunîzâde (öl XV yüzyil sonlari) ayni zamanda operatörlük yapabilecek bilgi ve beceriye sahipti Bunun, idrar darligi çekenlere sonda ameliyati yaparak muvaffak oldugunu Sakaik-i Numaniye'den ögrenmekteyiz Bu arada, XVI asir baslarinda Necmeddin Mahmud'un "el-Hâdî fî ilmi'z-Zâdî"adli eseri, "Mecmau'l-Mücerrebât" adiyla ve ilavelerle Türkçe'ye çevrilmistir
Izmitli Muhyiddin Mehmed (öl 910 H = 1504 M ), Amasya'li Tabib Mehmed b Lütfullah ile Haci Hekim (öl 913 H = 1507 M ), lugat ilminde Bahru'l,Garaib ve tiptan Kasimiyye müellifi Amasya'li Halimî (öl 882 H = 1478 M 'den sonra), tip, matematik ve edebiyatta söhret sahibi olup teshil adli eserini yazan Perviz b Abdullah (öl 978 H = 1570 M ) ve Tabib Tebriz'li Kemal'in oglu olup mesanedeki taslara dair Türkçe bir eser yazmis olan Ahi Ahmed Çelebi (öl 930 H = 1523 M ) bu tarihlerde yetismis olan belli basli tabiblerdendi Bunlardan Muhyiddin Mehmed, Haci Hekim, Kaysunîzâde, Sinaneddin Yusuf ve Ahi Çelebi hekimbasilikta da bulunmuslardi
Ibn Kemal'in, "Rücûu's-Seyh ile's-Sabâ fi'l-Kuvveti ale'l-Bâ" isimli eseri, Arapça olup Yavuz Sultan Selim'in emri ile kaleme alinmistir Ihtiyarlarin kuvve-i bahiyyesinin artirilmasina dairdir Âli Çelebi tarafindan tercüme edilmistir yukarida adi geçen Mehmed b Lütfullah'in, II Bâyezid'in oglu ve Amasya Valisi Sehzâde Ahmed adina "Müfredât-i Tip" tarzinda Arapça bir eseriyle, kendisini himaye eden Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi nâmina yine Arapça onyedi fasil üzerine mafsal hastaliklarina dair diger bir eseri vardir 911 H (1505 M )'de Cerrah Ibrahim b Abdullah tarafindan Yunanca aslindan tercüme edilmis olan "Alaim-i Cerrahîn" ve 967 H (1559 M )'de vefat eden Ilyas b Isa'nin "Müfredât" isimli eserleri de XVI yüzyilin ilk yarisina aittirler Bu arada Atûfî Hayreddin'in (öl 948 H = 1541 M )de "Hifzu'l-Ebdân" isimli bir eseri oldugunu belirtmek gerekir Bu dönemin tibbî eserlerinden birisi de Yahudi Dotor adinda bir tabibin olup takriben 951 H (1544 M )'de ve Hekimbasi Kaysunîzâde zamaninda Kitab-i Asây-i Pirân isimli eseridir Hekim Dotor'un dede ve babasinin Ispanya'da doktor olduklari belirtilmektedir
Ele aldigimiz asirlarda, Osmanli dünyasinda tip, eczacilik ve hastahânelerle ilgili büyük bir gelisme görülmektedir Ser'iyye Sicili kayitlarinda da mesane ve ameliyatlarla ilgili bilgiler bulunmakla beraber biz, konuyu daha fazla uzatmamak için üzerinde fazla durmadik Bununla beraber Osmanli dönemi Dâru's-Sifalari ve buralarda çalisanlar hakkinda kisaca bilgi vermek ihtiyacini duydugumuzu belirtmek isteriz Böylece, nazarî tibbin yaninda amelî tibbin gerçeklestirildigi hastahaneler hakkinda da bilgi sahibi olmus olacagiz
Klasik Osmanli hastahaneleri olan Dâru's-Sifalarin mimarî özellikleri birçok arastirici tarafindan incelenmis olmakla birlikte buralarda yürütülen faaliyetler üzerinde yeterince çalisma yapilmadigi anlasilmaktadir Osmanli Dâru's-Sifalarinin vakfiyeleri dikkatle incelendiginde bu vakfiyelerde klasik Osmanli hastahanelerinin yönetiminin yanisira hekim ve diger saglik mensuplari ile ilgili degerli bilgiler bulundugu görülür Vakfiyelerde Dâru's-Sifadaki görev dagilimi, görevlilerde aranan nitelikler, sorumluluklari ve beklenen bilgi ve beceri seviyesi ile ilgili olarak bütün hizmetliler için ayri ayri teferruatli sartlar kosulmasinin, özellikle XV ve XVI yüzyillarda bir Osmanli gelenegi oldugu anlasilmaktadir Gerçekten Bursa Yildirim Dâru's-Sifasi (802/1400), Fâtih Dâru's-Sifasi (875/1470), Edirne II Bâyezid Dâru's-Sifasi (889-893 / M 1484-1488), Manisa Hafsa Sultan Dâru's-Sifasi (H 946/M 1539), Haseki Sultan Dâru's-Sifasi (H 957/M 1550), Süleymaniye Dâru's-Sifasi (H 961/M 1553-1559), Atik Valide Dâru's-Sifasi (H 990/M 1582) ve Sultanahmet Dâru's-Sifasi (H 1018-1026/M 1609-1617) gibi Dâru's-Sifalarin vakfiyeleri üzerinde yapilan bir arastirmaya göre Dâru's-Sifalarda hizmet etmek üzere tayin edileceklerde aranan nitelikler, sorumluluklari ve görevlileri tesbit edilmistir Buna göre Dâru's-Sifa görevlileri, tabib, kehhal, cerrah ve yardimci saglik mensuplari, assab, edviye-kûb, tabbah, kayyum, kâse-kes ile ferras, âb-rîzî, câme-suy, dellak gibi temizlik hizmetlileri ve nâzir, vekilharç, kâtip gibi idarî yetkililer ile mahzenci, bevvâb, gassal ve imamdan olusurdu *
Müellif (tabib, doktor) Eseri
Ahmedî
a Tervihu'l-Ervah
b Müntehab-i Sifa
2 Haci Pasa
a Kitabu'l-Feride
b Kitabu's-Saade ve'l-Ikbal
c Kitabu't-Ta'lim
d Sifau'l-Eskam ve Devau'l-Âlâm
e Müntehab-i Sifa
3 Seyhî
Kenzu'l-Menafi'
4 Mü'min b Mukbil
a Kitabu't-Tib
b Miftahu'n-Nur ve Hazainu's-Surûr
c Zahire-i Muradiye
5 Aksemseddin
a Kitabu't-Tib
b Maddetu'l-Hayat
6 Serafeddin Sabuncuoglu
a Cerrahiye-i Ilhaniye
b Mücerrebnâme
7 Bedr-i Dilsad
a Kehhalnâme
b Kemalnâme
c Muhtasaru't-Tib
8 Ibn-i Serif Yhadigâr-i Ibn-i Serif
9 Mehmed b Lütfuullah
a Müfredat-i Tib
b Mafsal Hastaliklari
10 Sükrullah Sirvanî Ilyasiye fi't-Tib
11 Kaysunîzâde Mehmed Tib Mecmuasi
12 Halimî Lütfullah Efendi Kasimiyye
13 Hekimsah Mehmed Kazvinî
a Asbabu Sitteti'z-Zaruriyye
b Mucez Serhi
c Nasihatnâme
14 Ahi Çelebi
a Risâle-i Hassatu'l-Kilye ve'l-Mesâne
b Mucez Tercümesi
15 Kaysunîzâde Mehmed b Mehmed
a ed-Dürretu'l-Muntahab
b Düsturu'l-Bimâristan
c Düsturu't,Tibbi'l-Misbah
d Zâdu'l-Mesir fî Ilaci'l-Bevâsir
16 Atufî
a Hifzu'l-Ebdân
b Ravzu'l-Insan fî Tedabir-i Sihhati'l-Ebdân
17 Ilyas b Isa Müfredât
18 Nidaî
a Baytarnâme
b Manzume-i Tib
c Menafi'n-Nâs
d Tababet-i Beseriye ve Baytariyye
19 Hekim Dotor Asay-i Pirân
20 Takiyüddin Sirazî Enisu'l-Etibba fi't-Tib
21 Mehmed Efendi Menbau'l-Hayat
22 Davud Antakî
a Bugyetu'l-Muhtac
b ed-Durretu'l-Muntahab
c Elfiye fi't-Tib
d Letaifu'l-Minhac
e Mecmau'l-Menafii'l-Bedeniyye
Riyâziye:
Kâtip Çelebi'ye göre "Riyâziye" hendese (geometri), hey'et (astronomi), hesab (matematik) ve musikî dallarina verilen müsterek bir tabirdir Günümüzde, bu ilimlerin her biri müstakil birer brans olarak varliklarini sürdürmektedirler Bu bakimdan biz riyâziye bahsinde sadece aritmatik, geometri ve cebir gibi sayi ve ölçü temeline dayanarak niceliklerin özelliklerini inceleyen matematik ilminden bahsetmek istiyoruz
Osmanli Devleti'nin kurulusu ile beraber, ahenkli bir sekilde tesis edilen ilmî müesseseler arasinda Iznik ve Bursa medreseleri ilk sirayi alirlar Bu ilk Osmanli medreselerinde fikih denilen Islâm hukuku ile kelâm yaninda aklî ilimlerden mantik ve riyazatin da ihmal edilmedigi anlasilmaktadir Adivar, su ifadelerle konuya bir açiklik getirmek ister: "Bu ilk medreselerde ne okutuldugunu açik bir sekilde bilmek pek faydali olabilirdi Fakat bu hususta kesin bilgilere sahip olmamakla birlikte, o vakitler hemen bütün ilim kitaplari Arapça yazilmis oldugundan, medreseler programinda bu dilin önemli bir yer tuttugu muhakkak olup, fikih ve kelâm yaninda aklî ilimlerden mantik ve matematigin de tamamiyle ihmal edilmedigi kestirilebilir " Muhtemelen, Adivar'in bu görüsünü oldugu gibi benimseyen ve buna ilavelerde de bulunan Sehabettin Tekindag da konu ile ilgili olarak sunlari yazar: "Bununla beraber diger Anadolu medreselerinde oldugu gibi fikih ve kelâm yaninda, aklî ilimlerden mantik ve riyazatin da ihmal edilmedigi kestirilebilir Nitekim Bursa'da dogan Türk riyazeci ve astronomu Kadizâde-i Rumî, Semerkand'a giderek Semerkand Rasathanesi müdürlügüne ve Semerkand Medresesi reisligine getirildi " O, Iznik'teki Orhan Gazi Medresesi'nden bahsederken de asagidaki bilgileri vermek suretiyle bu dönemde aklî ilimlerin ileri bir seviyede olduguna isaret eder: "Ilk Osmanli Medresesi, Iznik'te Orhan gazi tarafindan kurulan ve Iznik Orhaniyesi adini alan medresedir Orhan Gazi, gerekli vakiflarini yaptigi Iznik Orhaniyesi'nin müderrisligine naklî (ulûm-i ser'iyye) ve aklî (hikmet-i ameliye - hikmet-i nazariye) ilimlerde mütehassis bir bilgin olan Kayseri'li Serafeddin Davud (öl 1350)'u getirdi "
Daha önce de kisaca temas edildigi gibi, gerek Osmanli, gerekse daha önceki medreselerde riyâziye dersleri okutuluyordu Hele dönemimiz itibariyle bizi ilgilendiren XV ve XVI asirlarda riyâziyat denilen ilimlerde epey mesafe katedilmisti Nitekim Fâtih Sultan Mehmed'in kurdugu "Semâniye Medreseleri"nin en alt seviyesi olan "Hasiye-i Tecrid" bölümünde muhtasarat denilen Sarf, Nahiv, Hesap, Hendese ve Hey'et gibi ilimlerin tahsili, Osmanlilarda müsbet ilme verilen degeri göstermektedir Devrinin üniversitesi sayilan Sahn-i Semân'in muhtelif siniflarinda kelâm, fikih, hadis ve tefsir gibi dinî ilimlerin yaninda, matematik, astronomi ve geometri derslerinin de okutuldugu ve buradan kadi, müderris ve tabiblerin yanisira mühendislerin de yetistigi, okutulan derslerden anlasilmaktadir Kanunî Sultan Süleyman döneminde gerek okutulan dersler, gerekse müstakil fakülte diyebilecegimiz tip ve riyâziye medreselerinin açildigi görülür Konuyu daha fazla uzatmamak için Osmanli diyarinda XV ve XVI asirlarda yetiserek günümüze eser birakmis olan bazi riyâziyecilerin isim ve eserlerini vermekle yetinmek istiyoruz Böylece bu dönemde adi geçen sahada da Osmanli dünyasinin nasil bir gayret içinde oldugunu görmüs olacagiz
Riyâzeci Eseri
1 Ali b Hibetullah (öl 1402) Hulâsatü'l-Minhac fî Ilmi'l-Hisâb
Kadizâde-i Rûmî
a Muhtasar fi'l-Hisâb
b Risâle fî Istihraci'l-Ceyb
c Serhu Eskâli't-Tesis
3 Ibrahim b Mehmed el-Halebî Umdetu't-Tullâb fî Ilmi'l-Hisâb
4 Mahmud b Kadi Manyas A'cabu'l-Uccab (son kisim matematik)
5 Fethullah Sirvanî Serhu Eskâli't-Te'sis
6 Molla Lütfi Tez'ifu'l-Mezbâh
7 Haci Atmaca Mecmau'l-Kavaid
8 Alaeddin Ali Fenarî Serhu Tecnis fi'l-Hisâb
9 Hayatî el-Hüseynî Tuhfetu'l-Hisâb
10 Müslihiddin b Sinan Risâle-i Eflatuniyye (Arapça matematik)
11 Muzafferuddin Ali Sirazî Hasiye li Halli Müskilât-i Öklides
12 Matrakçi Nasuh
a Câmiu'l-Kitâb ve Kemâlu'l-Hisâb
b el-Ken'aniyye fi'l-Hisâb
13 Mehmed b Ibrahim Halebî
a Adetu'l-Hâsib ve Umdetu'l-Muhâsib
b Ref'ul-Hicâb an Kavâidi'l-Hisâb
c Tezkire (geometri ile ilgili)
14 Yusuf b Kemal Câmiu'l-Hisâb
15 Sa'dî b Halil Miftâhu'l-Müskilât
Görüldügü gibi sadece XV ve XVI asirlarda yetisen ve her biri sahalari ile ilgili eser yazanlardan sadece birkaçina isaret edildi Bu müelliflerin, eserleri sadece bizim siaret ettiklerimiz degildir Fakat konu itibariyle biz sadece alanlari ile ilgili eserleri verdik
Sonuç olarak sunu söyleyebiliriz ki, XV ve XVI asirlar, Osmanli dünyasinda, hemen her sahada ilerlemenin kayd edildigi asirlardir Bununla beraber sunu da belirtmemiz gerekir ki, çesitli sebeplerden dolayi (burada buna girmeye gerek duymuyoruz) bu asirlardan sonraki dönemlerde ayni dinamizm devam ettirilememistir Bu da ülkeyi yavas yavas bir inhitata dogru götürmüstür
|