|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türkü Gözlüm
Şol gökleri kaldıranın,
Donatarak dolduranın,
“Ol!” deyince olduranın,
Cümle cihanı yaratanın,
Seni hem alnıma hem gönlüme yazanın selamı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun!
Ey gönlümdeki sızı,
Ey alnımdaki yazı,
Ey baharım,
Ey kolum kanadım,
Ey özü güzel sözü güzel,
Ey varlığı ölüm yokluğu zulüm,
Ey Türkü Gözlüm!
Nasılsın?
Kaç âlem devrettim yokluğunda, kaç kez kuyuya düştüm, kaç kez düş gördüm, kaç kez sultan oldum kaç kez köle, kaç nemrut ateşine girdim, Gülizar olmadı yandım  Temizlendi senden ayrı geçen günlerin ahı ve anların günahı  Bilesin!
Kaç asır yaşadım yokluğunda  Sustum  Kendime bile söylemedim sevdamı Her susuş rüzgâr oldu gönlümdeki ateşe; suskunluk büyüdü, ateş büyüdü, sevda büyüdü  Bilesin!
Sustum; sana değil kendime bile söyleyemedim  
Çünkü bilirim ki söylersem;
Can yanar, canan yanar  
Söylersem;
Özüm yanar sözüm yanar
Söylersem;
Dilim yanar gönlüm yanar
Söylersem;
Diyen yanar duyan yanar
Söylersem;
Zaman yanar mekân yanar  
Söylemedim, söyleyemedim Senin için biriktirdiğim kelimeleri senden gayrısına diyemem dersem kalem yanar kelam yanar ben yanarım sevdiğim, korkum yanmaktan değil kelamın heba olmasındandır  Ve Tüm bunlar söyleyeceklerimin sadece ön sözüdür Bilesin!
Şimdi gitme Ey Türkü Gözlü Güzel!
Gitme! Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Yusuf ile Züleyha eski Bir masal olarak kalmasın zihinlerde  
Gitme! Yıllar sonra yeni nesiller mektup yazsın Türkü Gözlü Güzellere  
Yüreğimin parçalanmasını umursama ama Gitme  
Tarihin mirasını Talihin yükünü reddetme Gitme  
Bülbül ve Güle olan inancımızı sarsma  
Aşk'ı bu çağın karanlığında bırakma Gitme  
Gitme! Ayrılığın masalını değil, sevda destanını okusun yeni nesiller
Sen gitme ki aşk’a olan imanımız sarsılmasın, Sen gitme ki aşk her daim var olsun
Şimdi dur ve düşün;
Dedim ya yüreğimin darmadağın olmasını umursama ama tarihin mirasını, talihin yükünü gelecek nesilleri Türkü gözlü Güzelleri, gülü, bülbülü, Leyla’yı, Şirini, Aslıyı, Züleyha’yı yaşatmayı düşün, Leyla’nın varisi Aslı’nın aslı sensin  Bilesin!
Yusuf kim, Züleyha kim? Yusuf sarayda mahkum, zindanda hükümdar  Züleyha Mısıra sultan, Yusuf’a köle  Yusuf Züleyhaya sultan, Allah’a köle  Yusuf mu haklı Züleyha mı, parmaklarını doğrayan kadınlar mı?
Şimdi Yusuf kim, Züleyha kim, kuyu nere Mısır nere  Kim köle olur kim sultan olur? Gün gelir köle bilinen sultan sultan denilen köle olur Bilesin!
Ey hayatının anlamı sevgi olan güzel, ey hayatımın anlamı sevgisi olan güzel!
Bir eski başkent kadar asil bir o kadar mahzun, seher vakti edilen dualar kadar saf ve dua ederken dökülen gözyaşları kadar temiz bir sevda bu Bilesin!
Türkü Gözlerinin ışığı gülen yüzünün nuru solmasın diye neleri feda edebileceğimi sen bile tahmin edemezsin Bilesin!
Acı hayattan daha acı, imkânsız aşktan daha imkânsız bir aşk yaşanır bu çağda  Leyla ile mecnun cennetten bakar kıskanır, Ferhat ile Şirin aşklarından utanır, Kerem ile Aslı boşa yandık diye hayıflanır Bilesin!
Gün oldu konuştun, can oldun, canan oldun tüm dertlere derman oldun sevdama ferman oldun, gün oldun güneş oldun, kurumuş toprağa rahmet oldun  
Uçurumun kenarında tutunduğum dal oldun, sonbaharda açan gülnihal oldun gönlümü aydınlatan mahcemal oldun  
Şimdi sustun  
Dilimde ah oldun, günüme siyah oldun, gönlüme eyvah oldun  Bilesin!
Yüzüne düşen gözyaşının gölgesinde bir anlık tebessüme can feda olsun ey yar! “Kanat olsa ruhuma yokluğun  Uçmam bir ömür bıraktığın yerde beklerim ” Bilesin!
Bir Kerkük hoyratı dinlerken bir hikâye düşer aklıma gene bülbül ve Beyaz Güle dair;
“Kendini gül sanan kaktüslerin, bülbül taklidi yapan kargaların istilasına uğramış bir çağda; eski zamanlardan kalma sevda mirasını yaşatan bir Beyaz Gül vardır
Kat kat perdelerin ardına sakladığı gönlünde nice sırlar barındırır Bir tebessümüne nice can adanır
O’nu en iyi tanıyan ve anlayanın tek anladığı şey aslında O’nu hiç anlayamadığı ve tanıyamadığıdır
Anlaşılmaz ve anlatılmaz bir güzelliği vardır
Bir eski başkentte kutlu bir mekânın yanında yaşadığından mıdır asaleti bilinmez Ama ilk görüşte bile fark edilir, o herkesten ve her şeyden farklıdır
Kimse görmez ağladığını kimse bilmez  Seher vakitleridir sığınağı Bilen bilir ki geceleri ansızın bir yağmur başlamışsa O ağlamaktadır
O ağladıkça yağmur yağmakta yağmur yağdıkça her damlada bir bülbül yanmaktadır
Ve şimdi bir yağmur başlar ansızın bir bülbül kanat çırpar yağmura, Gül ağlar, Yağmur yağar, Bülbül yanar  Bilesin!”
“Ve şimdi sen bu dikenler değil tenine, can damarlarına batsa, kalbini yaralasa, ruhunu canından alsa, gitmeyecek misin yani, beni kendin için değil önce yaradan sonra benim için mi seveceksin yani? Öylemi?
Sen mi bülbüllerden olmayacaksın? Yoksa güllerin kaderimi değişecek benimle? Kim, kim için nelerden vazgeçecek? Sen mi bülbüllük’den? Ben mi güllük’ten?” Diye sormuştun yıllar önce, ne sen vazgeç ne de ben  Gel mutlu sonla biten bir sevda hikâyesini beraber yazalım
Gülün güzelliğine kokusuna hayran olup ta dikeninin bir küçük çiziğine isyan eden ve gülü kınayanlardan sayma beni  
Seni sevmek Allah’a şükretmektir Şükrümden alıkoyma beni 
Şükrümden alıkoyma beni  
Ve ben şimdi ve hâlâ  
Çok Şükür 
|