Yalnız Mesajı Göster

Hadîs Rivayetiyle İlgili Bazı Âdablar

Eski 10-28-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Hadîs Rivayetiyle İlgili Bazı Âdablar



Hadîs Rivayetiyle İlgili Bazı Âdablar
1- İcâzet
2- Başkasının Nüshasından Rivâyet Meselesi
3- Ezber Ve Kitaptan Rivayet Meselesi
4- Unutulan Bir Hadîsin Rivâyeti Meselesi
5- Hâfız Olmayan Âmâ İle Ümmî Olan Basîr´in Rivayetleri Meselesi
6- Yazılmış Olanla Ezberlenmiş Olan Arasında İhtilaf Çıkarsa
7- Hadîsin Lâfzen Veya Manen Rivayeti
8- Lahn´ın Düzeltilmesi Meselesi
9- Hadîsin İhtisar Edilmesi Meselesi
10- Hadîsin Takti´i (Bölünerek Rivâyeti)
11- Bir Hadîsi Birden Fazla Senedle Rivayet
12- Rivâyetlerin Birleştirilmesi (Telfîk-i Rivâyât)

Hadîs rivayetinde bir kısım âdab mevcuttur Âlimler bu âdabı tesbit ederken, rivâyetlerin asla uygun olmasını sağlamayı düşünmüşlerdir Aşağıda belirtilen hususlara riâyet ve hatta teşeddüt nisbetinde asla uygunluk nisbeti artar ve rivayetin sıhhati hususunda güven meydana gelir

Günümüzde, hadîs ta´lim ve taallümünde bu âdab ve şartlara uymak diye bir mesele söz konusu olmamakla beraber, selef dediğimiz ilk üç asır mensuplarının hadîs konusunda gösterdikleri titizlik ve gayreti, haşyet ve saygıyı bilmekte, anlamakta fayda var Böylece dinimizin ikinci mühim kaynağı olan Sünnet hakkında, kalplere sokulmaya çalışılan şüphe ve teşvîşe karşı hazırlıklı olur, onların yersizliğini daha kolay anlarız Bu sebeple hadîs ulemasının, usûl kitaplarında yer verdikleri âdablardan mühim olanlarını burada açıklamaya çalışacağız

1- İcâzet

Bir râvi, şeyhinden hâfıza veya kitâbet (yazı) yoluyla almış olduğu hadîsleri rivâyet edebilmek için şeyhinin iznine muhtaçtır Böyle bir rivâyet izni olmadan hadîs rivâyet edemez Rivâyetin azami nisbette asla uygunluğunu sağlayan âdab ve tedbirlerden biri ve belki de birincisi olarak zikretmede gerek var Bu icâzet, şeyhten tahammül edilmiş (öğrenilmiş, alınmış) olan rivâyetlerin aynı şeyhe arz edilerek, aslına uygun mu değil mi, bir hata var mı yok mu kontrol etmesinden sonra şeyh tarafından verilir

2- Başkasının Nüshasından Rivâyet Meselesi

Râvi, mesmuatından olan bir şeyi rivâyet etmek isteyince, semâi hangi nüshadan vâki olmuş ise, o nüshadan, yahud güvenilen (sika) biri tarafından o nüsha ile mukabele edilmiş diğer bir nüshadan rivâyet etmelidir Kendi nüshasını bırakıp da şeyhinin aslından, yâhud şeyhinin nüshasından yazılıp sıhhatine kalben mutmain olduğu başka nüshadan rivayet etmek isterse bu, -Hatîb´in dediğine göre- muhaddislerin kâhir ekseriyetine göre câiz değildir Bununla beraber Hatîbu´l-Bağdadî, Eyyub Sahtiyânî (V 131 /748) ile Muhammed İbnu Bekr-i Bürsânî´den (V 203/818) rivâyete ruhsatı da nakleder Ebu Nasr İbnu´s-Sabbâğ´ın (477/1084) da: "Kendi işitmiş olduğu hadîsleri ihtiva etmemekle berâber şeyhinin huzurunda okunmuş bir kitaptan yahut kendi işittiği hadîsleri ihtiva eden nüsha ile mukabele edilmemiş bir nüshadan rivayet etmek katiyen câiz değildir" dediği kaydedilir Çünkü bu durumlarda, bu nüshalarda, kendi işitmiş bulunduğu nüshada yer almayan bâzı ziyade rivâyetler bulunabilir ki bunları şeyhine nisbet ederek rivâyet etmesi câiz değildir İbnu´s-Salâh (643/ 1245) böyle bir rivayetin bir şartla câiz olabileceğini söylemiştir: "Şayet, şeyhi, kendisine bütün rivayetlerini rivâyet edebileceğine dair icâzet-i âmme vermişse"

3- Ezber Ve Kitaptan Rivayet Meselesi

Selef ulemâsından bâzıları, her ne kadar, hadîslerin yazılmasını câiz görmüşse de, râvinin sâdece yazıyla yetinmesini uygun bulmamıştır Bunlara göre yazılsın yazılmasın hadîsin ezberlenmesi esas prensiptir Çünkü muhaddisin kitabına gıyâbında hile karıştırılabilir, bir şeyler sokuşturulabilir İmam-ı Azam Ebû Hanîfe Hazretleriyle İmam-Mâlik hazretlerine (rahime hümullah) göre, râvinin ezberden rivâyet ettiği ve tezekkürde bulunduğu hadîsten başkasıyla ihticâc edilmez Şafiiyye´den Ebu Bekr es-Saydalânî el-Mervezî de bu görüştedir Hâkim´in kaydına göre İmam Mâlik´e:

"- Sika olduğu halde hadîsini ezberlememiş kimseden ilim alınır mı?" diye sorulunca:

"- Hayır!" cevabını vermiştir Tekrar:

"- Ya sika olduğu halde, "bu hadîsleri dinlemiştim" diyerek bir kitap gösterse?" diye sorulmuş:

"- Böylesinden de alınmaz Gece kendisinden habersizce bâzı şeyler ziyâde edilmesinden korkarım" diye açıklamada bulunmuştur

Râvi hakkında bilgi verirken görüleceği üzere, hadîs almada böylesine sıkı bir şart konulmuş olsaydı bize çok az sayıda hadîs intikal ederdi Bu sebeple cumhur, âdabına uygun şekilde hadîs rivâyet eden râviden hadîs almayı prensip kabul etmiştir Râvi, rivâyetini iyice zabtedmiş, kitabını şeyhindeki asıl´la veya bu asılla mukâbele edilmiş (karşılaştırılmış) bir fer´ ile mukâbele etmiş ise, ondan rivâyet etmesi câizdir

Kitaptan rivayeti câiz addeden bazıları, teşeddüd göstererek, bu cevaz, kitabın sahibinin elinden herhangi bir sebeple çıkmaması şartını koşmuştur Yitirir, bir başkasına iâreten verirse artık ondan rivâyeti câiz olmaz Zira kitaba bir şeyler sokuşturulmuş olma ihtimali vardır

Dediğimiz gibi cumhur bunu da ifratkâr bularak mukabele edilmiş bulunan bir kitap, bir müddet sâhibinin elinden çıkmış bile bulunsa, kitabın herhangi bir tahrîfe uğramadığı kanaatine varırsa ondan rivâyeti câizdir Ve hele kitabın mâruz kalması muhtemel tahrifât ve tegayyûratı farkedecek ilim ve kudrette olursa o kitaptan rivayet etmesinde bir beis yoktur

4- Unutulan Bir Hadîsin Rivâyeti Meselesi

Bir kimse, kendi işitmiş bulunduğu hadîsleri ihtiva eden bir kitapta, kendi rivâyeti olduğunu hatırlayamadığı hadîse rastlarsa bunu rivayet etmeli mi etmemeli mi? diye bir mesele ortaya çıkmıştır Çünkü hadîs, başkalarınca sokuşturulmuş olabilir İmam-ı Azam (rahimehullah)´a göre onu hatırlamadıkça rivâyet etmesi câiz değildir Şafiî âlimlerinden bazıları da bu görüştedir

Ancak, Ebu Yusuf ve İmam Muhammed ile İmam Şâfiî (rahimehümullah) ve Şafiîlerin çoğunluğu câiz olacağına hükmetmişlerdir Nevevî de bu görüşün râcih olduğunu belirtir İbnu Salâh bu cevâzı bir şarta bağlar: "Kitabın sâhibi, kitabının sıhhatine kendisi inanmalıdır, şüpheye düşerse câiz olmaz"

5- Hâfız Olmayan Âmâ İle Ümmî Olan Basîr´in Rivayetleri Meselesi

Görmesi sağlıklı (basîr) olan ümmî (okuma-yazması olmayan) kimse ile, hadîsini ezberlememiş âmâ´nın (gözlerini kaybetmiş, kör´ün) rivâyetleri makbul mü, değil mi? sorusu da ihtilaflara yol açmıştır Makbul görüşe göre, basîr, ümmî ile âmâ, semâını zabt ve kitabını tegayyürden korumak için bir sikadan yardım ister Ondan sonra o hadîsler huzurunda okunduğu zaman tegayyürden sâlim kaldığı hususunda kanaati hâsıl olursa rivayeti sahihtir

6- Yazılmış Olanla Ezberlenmiş Olan Arasında İhtilaf Çıkarsa

Bir kimse ezberinde olanla kitabta yazılı olan arasında fark görürse, bakılır, eğer hadîsi o kitaptan ezberlemiş ise, kitaptakine uyar O kitaptan değil de Şeyh´in ağzından ezberlemiş veya arz-ı kıraat esnasında bellemiş, hıfzı da kuvvetli ve hıfzından emin olduğu takdirde hıfzına itimâd eder Ancak rivayet sırasında: "Hıfzımda şöyle, kitabımda da şöyle" diye belirtmesi gerekir Ezberi, İtkân sahibi birinin rivâyetine uymadığı takdirde: "Benim ezberim şöyle, falancanın rivâyeti de şöyle" diye belirtmesi gerekir

7- Hadîsin Lâfzen Veya Manen Rivayeti

Selef´in hadîs karşısında duyduğu saygı, haşyet ve titizliği gösteren bir diğer husus, hadîs´in lâfzen rivâyetine gösterdiği gayrettir Bütün selef, hadîsin Hz Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in ağzından çıktığı şekilde rivayet etmenin ehemmiyetinde müttefiktir Bile bile hadîste tağyirde bulunmak, kelimeleri artırıp eksiltmek müterâdifi ile değiştirmek câiz değildir

Umumî prensip bu olmakla beraber, mânanın aynen korunması kaydıyla hadîsin değişik şekilde rivâyet edilebileceğini söyleyenler de olmuştur Bu çeşit rivâyete rivâyet-i bilmâna denir Rivâyet-i bilmâna´yı kabul edenler de, belirteceğimiz üzere çok sıkı kayıtlar ve şartlarla bunu tecvîz ederler

Hadîsin lâfzan rivayet edilmesi gereğine inananların şerî delilleri olduğu gibi, mânen rivâyet edilebileceğine hükmedenlerin de hükümlerini meşrulaştıran şerî delilleri vardır Şimdi bunları görelim:

1- Hadîs lâfzen rivayet edilmelidir, mânen rivâyet haramdır diyenlerin delilleri:

Bir hadîste Resûlullâh (aleyhissalâtu vesselâm), kendi sözlerinin işitildiği şekilde rivayetini emreder:

"Bizden bir şey işitip de, işittiği şekilde teblîğ edenin Allah yüzünü tâze kılsın Kendisine tebliğ edilenlerin bazen dinleyenden daha anlayışlı olması mümkündür"

Burada emredilen "işittiği şekilde tebliğ"in lafzî rivâyetle gerçekleşeceği açıktır

2- Hz Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) kendisini "Arab´ın en fasîh" olanı olarak tarif eder ve kendisine "cevâmi´u´l-kelim" verildiğini belirtir[101] Bu çeşit ifadelerde bir kelimenin değişmesi, takdim veya tehire uğraması, artması, eksilmesi mânayı, mana derinliğini mutlaka bozacağından, aynıyla muhâfaza edilmesi ehemmiyet taşır

3- Ayrıca bâzı rivâyetlerde aynı mânaya gelen iki kelimeden birinin diğeri yerine kullanılmış olmasına Hz Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şâhid olunca müsaade etmeyip düzelttirmiştir Bunun en güzel örneği Bera İbnu´l-Azîb tarafından rivâyet edilmektedir:

"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana buyurdular ki: "Yatağına vardığında önce namaz abdesti gibi bir abdest al, sonra sağ tarafına uzanıp şu duayı oku:

lang=AR-SA dir=RTL style=´font-size:180pt;mso-ansi-font-size:100pt;
mso-ansi-language:AR-SA´>style=´mso-spacerun:yes´> اللّهُمّ
اسلمتُ وجهي
إليك وفوضْتُ
أمري إليكَ
وألجأتُ ظهري
إليكَ رغبةً
ورهبةً إليكَstyle=´mso-spacerun:yes´> تلجأ
منكَ إ إليكَ
اللّهم آمنتُ
بكتابك الذي
انزلتَ
ونبيكَ الذي
ارسلت

Şayet o gece ölecek olursan fıtrat, yani İslâm Dini üzere ölürsün Bu sözler, yatakta söyleyeceğin dünya kelamının en sonu olsun

"Berâ (radıyallahu anh) der ki: Bu sözleri Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın huzurunda tekrar ettim Duada geçen "senin neb´îne (nebiyyike)" yerine (aynı mânada olan) "senin res´ûlüne (resûlüke)" kelimesini kullandım Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) müdâhale edip: "Hayır, "nebî" değil "resûl" diyeceksin" buyurdu"

Rivâyet sırasında yapılan böyle bir değişikliğe şâhid olan Ashab´tan "kizb" tavsîfiyle şiddetli reaksiyona şâhid olmaktayız: Ubeyd İbnu Umeyr anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: "Münâfık´ın misâli iki sürü arasında duran koyun (eş-şâtu´r-râbıda) gibidir" Abdullah İbnu Ömer atılarak: "Yazık size, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hakkında yalan söylemeyin Zira Efendimiz: "Münâfık´ın misali iki sürü arasında ki kör koyun (eş-şâtu´l-â´ire) gibidir" buyurdu" der

Ulemayı hadîsleri aslî kelimeleriyle rivâyet etmeye zorlayan, mânen rivayeti ancak, Arapçayı, fıkhı çok iyi bilenlere caiz görmeye sevkeden haklı durumlar da var Buna en güzel örnek, hadîs ilminde yüce bir mevkie sâhip olan Şu´be´den verilmektedir Bu zat, yaşça kendisinden küçük olan İsmail İbnu Uleyye´den erkekleri, elbiselerini zaferanla boyamaktan men eden hadîsi almıştı Rivâyet sırasında Şube: "Peygamberimiz (aleyhissalâtu vesselâm) zaferanla boyanmaktan yasakladı" diyerek yasağı kadınlara da teşmîl eden bir üslubla rivayet eder Bu hatayı farkeden İsmâil İbnu Ubeyye derhal müdâhale ederek, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın böyle söylememiş olduğunu belirtir

Hadîsleri mânen rivâyete cevaz vermeyenler bir de şunu söylerler: Hadîsi, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´dan işitenin bu lâfızları değiştirme yetkisi olsa ondan işitenin de fazlasıyla böyle bir yetkiye sâhip olması gerekir Zira önceki Şâri´in sözüdür Bunun değiştirilmesi câiz olunca, ikinci, üçüncü ravilerin rivâyetlerini değiştirmek fazlasıyla câiz olur Değişe değişe rivâyet edilen bir rivayetin sonuncu râvide aldığı şekille Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın söylemiş bulunduğu şekil arasına büyük fark girmiş olur

Şu halde bu delil ve mülâhazalardan hareket eden selef uleması hadîsin mânen değil lâfzan rivâyetinde ısrar etmişlerdir Bu görüşü Tâbii´nden Kasım İbnu Muhammed, İbnu Sîrîn, İbrahim İbnu Meysere, İbnu Mehdî, Reca İbnu Hayre, Süfyân İbnu Uyeyne gibi bir çokları iltizam etmiştir İbnu Hazm başta bütün Zâhiriye âlimleri de bu görüştedirler, rivâyet-i bilmânâ´yı haram telakki ederler Müslim de bu görüşü iltizam edenlerdendir

2- Hadîsî mânen rivâyet câizdir diyenlere gelince: Başta dört mezheb imamı olmak üzere âlimlerin çoğunluğu bu görüştedir Sâhâbe de çoğunluk itibariyle bunun tatbikatını fiilen yapmışlardır Hasan-ı Basrî, Süfyan-ı Sevrî, Vekî İbnu´l-Cerrâh, Şâbi, İbrahim Nehâî, Âmir İbnu Dinar hep mâna ile rivayeti esas almışlardır Vekî: "Hadîsi edâ ederken, mânayı esas almak olmasaydı âlimler perişan olurdu" demiştir Süfyan´ı Sevrî´nin de "Eğer ben size işittiğim gibisini söylüyorum dersem sakın inanmayın, söylediğim hep mânâdır" diyerek fiilî gerçeği ifade ettiği belirtilir Nitekim aynı hâdiseyi rivâyet eden sahâbelerin rivâyetlerinde farklılıklar olduğu gibi, muayyen bir hadîsi aynı sahâbeden almış olan farklı râvilerin rivayetleri arasında da farklılıklar mevcuttur Kur´ân-ı Kerîm gibi anında yazdırılıp ezberletilen sonra da kontroldan geçirilerek asliyeti korunma altına alınmamış olan hadîs rivâyetinde gerçek vak´anın da bu olacağı tabiîdir

Nitekim, hadîslerin mâna üzere rivâyetini caiz görenler de gerek Hz Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´den ve gerekse Ashab (radıyallahu anhüma)´dan kendilerine deliller, örnekler göstermektedirler Ezcümle:

l- Abdullah İbnu Süleyman el-Leysî´nin rivâyetîne göre Hz Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´e: "Ey Allah´ın Resûlü, biz senden bir hadîsi işittiğimiz gibi eda edemiyoruz" demeleri üzerine: "Eğer bir haramı helal, bir helali haram etmez, mânayı da doğru olarak ifade edebilirseniz istediğiniz lâfız ile rivâyet etmenizde bir beis yoktur" buyurmuştur Hasan-ı Basrî hazretleri bu hadîsi işitince: "Bu ruhsat olmasaydı biz hadîs rivâyet edemezdik" demiştir

2- Sahâbeden gelen bir çok rivâyet de onların mâna ile rivayeti esas aldıklarını gösterir: Urve İbnu Zübeyr anlatıyor: "Hz Aişe bana: "Sen benden bir hadîsi yazıyor, dönüp tekrar yazıyormuşsun doğru mu?" dedi Cevâben:

"- Ben bir hadîsi sizden bir seferinde başka, öbür seferinde bir başka şekilde işitiyorum" dedim

"- Mânâda bir değişiklik buluyor musun?" dedi

"- Hayır!" karşılığını verince:

"- Böyle rivâyette bir mahzur yoktur" dedi

İbnu Sîrîn de şöyle demiştir: "Ben bir hadîsin, her defasında mâna aynı kalmak şartıyla on şekilde rivâyet edildiğine rastladım"

Zürâre İbnu Ebi Evfa´nın şöyle söylediğini Katâde rivayet eder: "Hz Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in Ashabı´ndan pek çoğuna rastladım Hadîslerin mânasında ittifak ediyorlar, lâfzında ihtilafa düşüyorlardı" İmam Şâfi´nin bir rivâyetine göre, bu duruma dikkat çekilen bir sahâbî: "Mânasına halel gelmedikçe bunda beis yoktur" cevâbını vermiştir Aynı şekilde rivâyetlerindeki farklılığa dikkati çekilen Huzeyfe (radıyallahu anh)´nin: "Biz Arab kavmindeniz, dilimiz fasihtir, hadîsleri irâd ederken elfâzı takdim, tehir ederiz (mânâyı değiştirmeyiz)" dediğini Hz Câbir (radıyallahu anh) rivâyet eder Bu farklılıklar sebebiyle ashab birbirini tenkîd ve itham etmemiştir

İbnu Mes´ud, Ebu´d-Derda, Enes, Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anhüma ecmain) gibi birçok sahâbe rivâyetlerinin sonuna "ihtiyat kaydı" diyebileceğimiz, kayıtlar ilâve ederek, rivâyetlerinin Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın ağzından çıktığı şekle uyması hususundaki şüphelerini belirtmişler, dinleyicileri yanlış bir zanna düşmekten korumaya çalışmışlardır İhtiyat kaydı dediğimiz bu tâbirler şunlardır:

"Tam söylediğim gibi değilse de ona yakın bir söz söyledi"

"Resûlullah ya da buna yakın bir şey söylemişti"

"Bunun gibi, buna benzer bir şey söylemişti"

"Bunun gibi veya buna yakın bir şey söylemişti"

3- İslâm Dini´ni âyet ve hadîsleriyle Arap olmayanlara kendi dillerinde açıklamak, tercüme etmek câiz olduğuna göre, Arap olanlara da müterâdif ve müsâvi olan başka Arapça kelimelerle nakletmek de câiz olmalıdır

Bazı âlimler bu delili pek kuvvetli bulmazlar Çünkü, Arap olmayan kimse kendi diliyle işittiği bir sözün, Hz Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)´in hadîsi olmadığını bilir Bu cevazdan hareket edenler yine de, lâfzın esas alınması gerektiği durumlarda mânen nakli ve tercümeyi câiz görmemişlerdir Ezan ve kamette olduğu gibi Bunların mânasını öğretmek için tercümesi câiz ise de, Ezanın başka kelimelerle okunması, tahiyyat ve kunut´un namazda tercümesinin okunması câiz değildir

4- Hadîsler, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´ın huzurunda yazılmadığına göre, Ashab sonradan aklında kalan mânayı rivâyet etmiştir

5- Hadîslerde lâfız maksûd değildir, vâsıtadır Esas olan mânadır Öyle ise mânanın şu veya bu elfazla rivayeti mühim değildir

6- Mâna ile rivâyeti câiz görenler, muhâlif tarafın dayandığı delilleri de çürütürler Mesela: Yukarıda kaydettiğimiz: "Bizden bir şey işitip de işittiği şekilde teblîğ edenin Allah yüzünü taze kılsın" hadîsi;

a) Pek çok tarikten ve farklı lâfızlarla gelmiştir, şu halde o da mânen rivayet edilmiştir

b) Ayrıca "işittiği şekilde" tabirindeki "şekilde" sözü "işittiği mânaya benzer bir mânada" mânasını da taşır "Aynı elfazla" demek değildir

Keza "Berâ´nın rivâyetinde "Resûl" kelimesinin yerine "nebî" kelimesinin konmasını reddetmiş olması Nebî (aleyhissalâtu vesselâm) ile Cebrâil´in karıştırılmaması nüktesine binâendir" denmiştir [102]

Mühim Bir Kayıt:

Mânen rivayeti câiz görenler, bu cevazı verirken bazı mühim şartlar koşarlar

1- Rivâyete ehil olan kişi bunu yapar Bu da öncelikle Arapça´yı iyi bilmeyi, hadîsi anlamayı gerektirir

2- Mânen rivâyet yapacak kimse elfazı hatırladığı takdirde, aslî elfazla rivâyet etmelidir Cevaz, mânayı tam hatırlayıp, aslî elfazı hatırlayamayanlara mahsustur

3- Mânen rivâyet meselesi, günümüzün meselesi değildir Yâni hadîs kitaplarına girmiş olan hadîsler değişik şekilde rivâyet edilemezler Kitaplarda nasıl yer etmişse olduğu gibi alınmalıdır Bu hususta âlimler ittifak ederler Bu münakaşa, hadîslerin şeyhlerden alınma dönemiyle ilgilidir, cevâz da: Dinlenmiş olan lâfızları aynen zabt veya tahkikin mümkün olmadığı durumlarla ilgilidir: İşitildiği mânen hatırlanan bir rivâyet ya mânasıyla kayda geçirilecek veya terkedilecektir Terkinde dine zarar vardır, bu zararı önlemek için mânasını zabtedmek, rivâyet etmek lâzımdır Değilse, kitaba geçmiş olan el-fazın değiştirilmesine gerek de yok, zaruret de yok, binaenaleyh cevaz da yoktur

Mânen Rivayet Üç Sûretle Olur, İkisi Câizdir

1- Bir lâfzı, onun tam müterâdifi yâni aynı mânadaki bir başka kelime ile değiştirmek câizdir: Cülûs-kuûd: ilim-mârifet; İstitâa-kudret; memmâm-kattât gibi Bu kelimeler tam müterâdiftir, biri diğerinin yerine kullanılabilir

2- Kelimeler arasındaki müterâdiflik kat´î değil de zannî olursa bu durumda rivâyet câiz değildir

3- Ravi, mânayı kavradığı hususunda kesin kanaat sâhibi olduğu takdirde müteradif kelimelere müracaat etmeden, mânaya eksiklik, fazlalık katmadan, dilediği şekilde rivâyet edebilir, bu da câizdir

Manen rivâyet işi, daha önce de belirtildiği gibi ehliyetli kişinin işidir Herkesin bu işe tevessülü câiz değildir

Alıntı Yaparak Cevapla