10-09-2012
|
#1
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Başkaları Ne Der Korkusuyla
Başkaları ne der korkusuyla 
Davranışlarımızı, tutumlarımızı, yaşantımızı bir kurt gibi kemiren, bazılarımıza hayatı zehir eden soru nedir?
Bildiniz!
"Başkaları ne der?" sorusudur
En özgürlük sarhoşumuzu bile bir köşeye kıstırır ve işini oracıkta bitirir bu soru
Kulaklarımız bu uyarıyla çınlar durur:
"Aman sakın! Başkaları ne diyecek hiç düşündün mü?"
Ve böyle böyle 
İçten içe solar gideriz
Basit bir mesele değildir bu
Başkaları ne der, korkusuyla aşklarını öldürmüş insanlar tanırım
Bu endişeyi çoluğunun çocuğunun hapishanesi haline getirmiş, kendi üzerine deli gömleği gibi giyinmiş ne çok insan vardır!
***
Peki bu sorunun bizi bu kadar etkisi altına almasının altında ne yatar?
Bu dünyada tek başımıza değil de bir toplum içinde yaşadığımız gerçeği mi?
Edep, ölçü ve toplumsal ahlaka olan ihtiyacımız mı?
Terbiye deseniz 
Edep deseniz 
Özünde bunlar " sokak çocuğu " değillerdir ki! Asıl güçlerini çok daha derin ve nakışlı içsel kaynaklardan alırlar
O halde 
Nasıl oluyor da "başkaları ne der?" korkusu bir büyük gözaltı na dönüşüyor?
İşte orada durmak ve " içimize " bakmak gerekiyor
***
Kişiliğimiz sürgit ham kalmışsa 
Kimliğimiz kazanılmış değil alınmış kimliklerdense 
Dünyaya ve kendimize ezbere bakıyorsak 
İçsel dayanaklarımızı inşa edememişiz demektir
O zaman başkalarının değer yargısı tutunacak dal olur bize
Başkalarının hakkımızda ne düşündüğü önem kazanır, bizim ne düşündüğümüz değerini kaybeder
Ve gün gelir
Mercimek kafalı bir komşumuzun veya kıskanç ruhunu mantık şalıyla örten bir çalışma arkadaşımızın hayatımızı zindana çevirdiğini fark ettiğimizde çok geç olur
Oysa 
Önce bizim kendimize "dediğimiz" bir şeyler olmalı 
Başkalarının ne dediği ondan sonra gelmeli 
***
Şimdi gelin kadim bir hikâyeyi hatırlayalım
Tam yeri çünkü 
Pazara gidip ürünlerini satan köylüyle oğlu kazandıklarıyla da bir eşek alıp köye dönüş yoluna düşmüş
Baba eşeğin üzerindeymiş, oğlu da yularından tutmuş gidiyorlarmış
Yolda karşılaştıkları kişiler adamı ayıplayıp "Bre tembel adam, küçücük çocuğu bu sıcakta kızgın kumlarda yürütmeye utanmıyor musun" demişler
Baba hiç düşünmeden hak vermiş adamlara, oğlunu eşeğe bindirmiş
Ama bu kez de yolda karşılaştıkları yaşlı bir kadın oğlana çok öfkelenmiş:
"Seni velet seni Sen binmişsin baban yürüyor, ayıp ayıp" diye azarlamış çocuğu
Oğul hemen inmiş İkisi de yürümeye başlamış
Bu kez de insanlar dalga geçmişler: "Ne aptal adamlarsınız yahu  Eşeğiniz var, siz bu sıcakta, çıplak ayak yürüyorsunuz!"
Haşmet Babaoğlu
|
|
|
|