ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Psikoloji / Sosyoloji / Felsefe (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=595)
-   -   Tekammül Aşamaları Ve İnsan (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=725873)

Prof. Dr. Sinsi 09-06-2012 07:46 PM

Tekammül Aşamaları Ve İnsan
 
Ruhsal durumumuz, enerji­miz, bir nedeni olmadan zaman zaman yükseliş ve alçalış devrelerinden geçer. Bu durumda, bireyin Yukarı'dan yar­dım istemesi, samimi olarak basladığı bir işi bitirebilmek için yardım isteme­si doğaldır. Kendimizin halledemediği bir iş için yardım şarttır. Ancak, ne is­tediğini bilmek kaydıyla...
Kendi kendine, ya da kendi içindeki şeylerin gidişine egemen ola­mayan bir kimse, hiçbir seye egemen olamaz. Bir şeyler mi istiyorsun? Kendi şuur altına, yapmak istediğin şeyle­ri empoze edeceksin.
Haz duymayan insanda, titre­şimler düşer. Bu yüzden, kişi kendi kendine şok vermelidir. Bu amatörlük ruhudur. Plan program yapıp, “Ben bu işi halledeceğim.” deyip kendini zorlaya­caksm.
Bu konuda en büyük ölçü, lezzet aldığını anlamaktır. Her zaman ay­nı zevkle o işi yapmak. Yapılan her sey Allah' ın işidir. Gerçek ibadet, her seyi "Allah" için yapmaktır, Kulluk budur. Emir altında olana "Kul" denir. Biz ya­pılacak olan seye araçlarız. .
ŞOKLAR :

Diyelim ki, bir şok yaşadınız. Şok neticesi gelen enerji, kisinin dav­ranışına göre pozitif ya da negatif olabi­lir. Her şokun sonunda iradeniz ser­besttir. O serbestiyeti uzatmak ya da kısaltmak sizin elinizdedir. O aradaki bosluk ve beklemede enerji ortaya çıkar, siz o enerjiyi kullanırsınız. İste kendini hatırlama budur.
Her şey tesirlerle aaaahür eder. Özel şekilde yetiştirilmeyen kişi, gelen soklarla olumsuz yönünü kullanır. İnisiyasyonun önemi bu­dur. Bizler "Kul" uz, yani tesirlere bağlı varlıklarız. Bütün değer yargılarını "sıfır"a indirmek en büyük "şok"tur.
Şoklardan birtanesi de, dinsel ifade ile "Tövbe kapılarının kapan­ması." şeklinde açıklanmıştır.
Sana sürekli şoklar gelir, eline vu­rurlar, ayağına vururlar, olaylar yaşatırlar, yoluna girmen için ug­raşırlar. Bakılır ki, artık yaşatılanı anlamıyorsun, o zaman bırakırlar, kendi haline kalırsın. Aynen bir koyun olursun. İşte, "tövbe kapısının kapanması" budur. Bir başka deyişle plan, mekanizma seni geçici bir süre kendi haline bırakır.
KENDİMİZİ NE KADAR TANIYORUZ

İnsan'ın kendisi üzerindeki ça­lışması, kendisinin iki ayrı kişiliği oldu­ğunu kabul etmesiyle baslar. Nüfus ka­ğıdının sahibi olan "ben" ve "gerçek ben".
Bu ayrımı yapmak demek; "Ruh" enerjisiyle, "Fizik" enerjiyi ayırmak de­mektir.
Tekamül denen olgu, kendi ken­dini bilme mertebeleridir. Kişi kendisi­ni, başkasının gördüğü gibi görmeye ça­lışmalıdır. "72 Milleti aynı gözle görmek" demek, iyisiyle kötüsüyle kendisini tü­müyle görmek demektir.
Örneğin, bir olay yaşıyorsun; o anda, sinirlerini ne kadar kontrol edebili­yorsun? O andaki tepkilerinin fo­toğrafınıçekebilmek. Kendisinde göre­bildigi duyguların, düsüncelerin, arzula­rın fotoğrafını çekebilmek... Gerçeği, ica­dedilmiş olanlardan ayırmalısınız. "Ben" ve "o" ayrımını yapabilmek, kendini iki­ye ayırmak... Gerçek olanla sun'i olanı ayırıp, ortadan kaldırmalısınız.
İNSAN-I KAMİL

Dünya'ya bir daha doğmayacak insan­dır.
"İnce olanı, kaba alandan ayırmayı ögrenin."
Bu, içsel bir gelişmedir. Geliş­mek için bedeni iyi tanımak gerekir. Hangi merkezimizin, hangi işi yaptığını bilmek zorundayız. Hz. Muhammed, tüm merkezlerini kullanarak yaşamıştır (tüm beşeriyete hitab ettiği için).
Hz. İsa hep yüksek merkezini kullanmıştır. Kozmik enerjiyi kullan­mak, yüksek merkezi kullanmaktır.
BEDENİ AŞMAK

Bireyin bedenini asabilmesi için, ona değer kıymet türlerinin bilinmesi, anlaşılması gerek. Kıymet ifade ettiği sürece zaten terk edemezsiniz. Değerli gördügünüz ruh hali sizden gitmediği sürece hiçbir şeyi terk edemezsiniz.
Değer verdiğiniz şeyin aslı ne? Bu sizin için ne ifade ediyor? Öyle bir zaman gelir ki, şuurunuzda onun değe­rini anlarsınız. O, gene değerlidir, ancak siz onu artık yerinde kullanabilir hale gelmişsinizdir. Artık onu tanır, kullandığınız yeri ve zamanı bilirsiniz, sizi rahat­sız etmez olur. Ruhen değişmek kolay iş değildir.
İNSAN'IN EGOSU

Beşeri egonun hangi motif­lerden oluştuğunu anlayamayız. EGO, varlığın madde dışı kimliğidir. Madde içinde kimlik bulması, ego'nun belli yüzlerle ortaya çıkmasına neden olur. Benlikler arasında çatışma başlar. "Ben" grupları arasında çatışma başladığında, Ruh'un arzusu devreye girer. Benim si­gara arzum, benim içki arzum, benim dostluk arzum. Bunlar çatışmaya başla­dığında çatışmanın sonunda birbirine benzeyecek ve bilgi isteyecektir. Bir tamburdaki ya da bir kabın içindeki malze­me (tas ya da demir), sürekli döndürü­lürse, zamanla birbirine benzeyecektir. Deniz kenarındaki taşlar... İste bu ben grupları arasındaki çatışmadır. Eşyadaki "NİCELİK" Öz' deki "NİTELİĞİ" bozar.
Ben grupları arasındaki çatis­maya bir örnek verelim: Hava soğuk, sobanın yanması gerek ve sen kitap okumak istiyorsun. Soba yoksa, ya da soba var, odun yoksa, işte bir ben' e karşı üç ben çarpışıyor.
SOBA SICAK KİTAP OKUMAK
(1) (2) (3)
Bu çarpışma sonucu, kişi belli bir tepki verecek ve ben grupları, bir yöne kanalize olacak. Bir kap içeri­sindeki küçük parçaların döndükçe bir­birlerine benzemesi gibi Sivri yanlarımiz yuvarlak, yani uyumlu hale gelecek.
Ben'lerin birbirine benzemesi­yle, psişik yetenekler gelişir, sakralar açılır. Sen artık titreşimleri yüksek enerjiler kullanmaya başlarsın. Vicdani tesirler kullanmaya başlarsın. Halk ara­sında bir söz vardir: "Vicdan' lı insan ya da Vicdan' ı gelişmiş insan" derler. Vic­dan gelişmesi diye birşey yoktur, vicda­nın serbest kalması vardır. O zaman, nefsani dediğimiz negatif enerjileri, en­gelleri kendi iradenizle yönetmeye bas­larsanız, vicdanınız serbest kalır. Bu da olay yasamakla oluyor. Kozmik sistemde hata yoktur. Kişi, madde enerjisini kullanmayı becerebildiği zaman, madde tekamülünde istenilen yere gelmiş demektir. Özetle; mücadeleyi bedende yapmamız gerekir.
"DİN' de ZORLAMA YOKTUR." Bilgi'de de zorlama yoktur. Herkes kendine, kendi gereksinimine göre alıp anlayacaktır. Bir söz vardır: "SEN NE KADAR BİLİRSEN BİL, TÜM SÖYLEDİĞİN, KARŞI TA­RAFIN ANLADIĞI KADARDIR". Örnekler­le konuyu anlamaya çalışalım:
OLAYLAR YARATILAN DUYGU
Fizik Planda oldu Hafıza mekaniği Bilinçaltı
Şuur İDRAK Deneyimi
Bir olay yaşanıyor. Yaşanan bu olayı, ŞUUR değişik şekillerde def ediyor, fakat hepsini atamaz/defedemez. Bir kısmını fiziksel olarak dışarı atar. Her ne kadar fiziksel reaksiyonlarla dışarı atarsa da; yine de olayın enerjisi fazla gelebilir. İste, kalan kısmını da BİLİNÇALTINA atar.
Örneğin, fiziksel atması, AĞLA­MA ve ISTlRAPLARLA olabilir. Bunlar, bilinçaltında duygusal birikimler olarak kalır. Bilinçaltında bastırdığımız bu olaylar, duyguların zamanı gelince, yani olaya eş bir olay gelince, dışarı yansır ve gereğini yerine getirir. Bilgi; bilinçaltın­daki duygularin, sırasıyla dışarı çıkma­sını sağlar. Hafıza mekaniğine, bilgi gelir ki; bilinçaltındaki duygular idrake dönüssün. Varlığın, idrakı geliştikçe, şuuraltına erişim çoğalır. Şu noktayı da dikkate alalım. Şuurda, olayları bilinçaltına atmak yerine, bilgilendikçe oradan da çekebiliriz. Su halde, gelişmiş bir kişi, şuuraltından bilgi çekebilir (icatlar, buluşlar vb.). Söyle özetleyelim: Gelen bir etki (olay) bizde karşıtını bula­biliyorsa; zamanında atılan o biliçaltından çıkar ve gereğini yerine getirir. İki eşit dalga boyunun birbirini yok etmesi gibi! Denizde iki dalga birlesirse, sütli­man olur, derler.
Aslında AKIL, İRADE, VİCDAN gibi kavramlar, İDRAK ve ŞUUR arasın­da sıkışmış kavramlardır. Tüm kavramlar, parçalardır. Biz herseyi parçala­ra bölmüsüzdür. Gerçekte bir bütüne bağlıyız. Günah- sevap bir bütündür. Iz­dırap, mutluluk; mutluluk da ızdıraptır. Eğer yaşamın kendisi sana mutluluk ver­meye başlarsa, bilinçaltındaki duygula­rinla anlaşıyorsun demektir. Bu çok tatlı bir duygudur. Onun için "DOSTLUĞU BİRAZ DA KENDİNDE ARA!" derler. Kişinin kendi kendiyle dost olması çok önemlidir. O zaman problem kalmaz. İn­sanin bilgi yükünü zorlamasına izin verilmez. Dünyada bir korunganlık vardır. Hiç kimse, kimsenin sınıfını işgal ede­mez. Herkesin beynine basınç yapılır (aynı basınç, tesir) fakat esneme katsa­yısı farklı farklıdır. Biz hep dışarıda etkinlik ararız, oysa varlık içeride etkin durumdadır. İç'in dış'la birleşmesi, BEŞER ol­maktan kurtulmaktir.
İstanbul halkını bir hafta elekt­rikten mahrum bırakalım. Video yok, radyo yok, ışık yok. Tüm maddesel dünyanın onlara yansıttığı şuur halle­rinden yoksun yaşarlar. Asıl zat'a ener­ji ulaşmıyor, arızalıçalışan bir makine düsünün. Varlık eksilmeye başlar. Ben grupları bağdaşmaya baslar. Benlikler sönüme ugrar. Benliğin söndürülmesi, birbirine bağdaşmasıdır (Ayrıntılardan kurtulmak, yasaların azaltılması). İste gene döndük dolaştık; kendini tanımak, kendini yönetmek olayına geldik. Son günlerde hepimizin sıkça duydugu bir söz var:
"İnsanlar çığrından çıkti" deriz, "Toplum dejenerasyonda". "İnsanlar DİN' den, İMAN' dan çıktı." gibi sözler var. Aslında Din' den, İman' dan çıkan yok, Otomatizma' dan çıkan var. "İçler" nasıl "dış" olacak? İnsan'ın içindeki nefsani­yetin yüzleri mikroorganizmalar gibidir. Sakladıkça çoğalır, saklamayıp, yüz yüze geleceksin. "Uygulama içeridedir".
Biz diyoruz ki, her enerjinin bir frekansı var. Var olan herşeyin, genel skalada bir titreşimi vardır. Buna yo­ğunlaşma faktörü diyoruz. Enerji' nin skalasi, integrali, sıfırla sonsuz arasıdır. Var olan herşeyin skalası sonsuza kadar gider. Tüm varlıkların tekamülünde fre­kans yükselmesi vardır. Frekans yükselmesi demek, enerjinin yükselmesi de­mektir. Enerjinin yükselmesi, algılama hızının yükselmesi demektir. Algılama hızının yükselmesi, daha çok bilginin kullanım sahasına sokulması demektir. Varlık bilgilendikçe, idrak düzeyi de yükselip, olaylar içindeki çok boyutlu trafiği de görüp, yasadığı zamana sahip olmaya başlayacaktır. Bu durumda işi de zorlaşacaktır. Aldığı ders sayısı yük­selecektir, çoğalacaktır. Fizik alırken, Matematik, Kimya da almaya başlaya­caktır. Zaman'ın gerçek sahibi olacaktır. Zaman'ı kullanacaktır (Kendinin farkına varmak).
Üstat Dr. Bedri Ruhselman, "Her 10 saniye'de bir kendinizi hatırlayın." de­miştir. Bilerek yapmak, zamanı kullan­mak demektir. Var olmak, zamanı kul­lanmak demektir.
EGO'lar, farklı şekilde düzenlen­miş koltuklardır. Her biri farklı bir doyum olusturur. Bunlar, ŞUUR'un uyku­da oldugu anlardır. Zaman enerjisinin kullanılmadığı anlardır. Var olmak ikili enerjinin tekte birleşmesidir. Su bir varlıktır. İçindeki elementlere rağmen, H20 'ya su diyoruz. İşte bizler, bir anlık var olan titreşimlerin, bir bölümünü algıladığımız için, var olusun yalnız kendimi­ze ait bölümünü anlayabiliyoruz, ötesini hissedemiyoruz bile.
Ruhsal Güç bedende yansıma gücüdür. Tanıdığın bedenin ne kadarı sana ait? İnsan, imajinasyonlarının esiridir. Kendini hatırlamaktan yoksundur. Bir bilginin aktarılabilecek düzeye gel­mesi gerçek anlamda çok zordur. Senin için bilinen, karşıdaki için bilinmiyorsa, bilinen ile bilinmeyen arasında, köprü oluyorsun. Köprüden o kadar çok sey geçiyor ki; bunları hazırlayip, o sevgiyi, o sükuneti bulabilmek, paylasabilmek. Heyecan'ın ötesinde salt bilgiyi bulabil­mek, öyle verebilmek önemlidir.
"Bilgi ve tecrübe şuurda yapılan bir bestedir."


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.