![]() |
H Harfi 1
H
hâb: uyku. habâ http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg pislikler, kötülükler. habâset: pislik, pislik, kötülük. habb: tohum, dane. habbe: tohum, dane. habbecik: tohumcuk. haber: yeni duyulan bilgi. haberdâr: haberli. Habeş: Afrikada bir ülke. Habeşî: Habeşli. habîb: sevgili, sevilen. habîbiyet: sevgililik. Habîbullah: Allahın sevgili kulu. Habîr: her şeyden haberi olan Allah. habîr: haberli. habîs: pis, kötü. habîsât: pisler, kötüler. hablullah: Allahın ipi. hablülmetîn: sağlam ip. hablülverîd: şahdamarı. habr: âlim, bilgili. habrülümmet: ümmetin âlimi. habt: şiddetli vurma, battal etme, unutma. hacâlet: utanma. hacâletâver: utandırıcı. hacamat: kan aldırma. hâcât: ihtiyaçlar. hacc: Kâbeyi ziyaret ibadeti. hâce: hoca. hâcegân: Nakşîlerin bir ünvanı. hacel: utanma. hacer: taş, kaya. Hacerülesved: Kâbede bulunan ünlü kara taş. hâcet: ihtiyaç, lüzum. hacil: utanmış. hacim: oylum, bir cismin uzayda doldurduğu boşluk. hacz: engelleme, el koyma, ayırma. hâç: Hıristiyanların sembolü olan şekil. Haço: Ermeni isimlerinden biri. had: bir nevi ceza. hadâret: gençlik, tazelik. hadd: sınır, çizgi. haddibülûğ: ergenlik sınırı. haddizât: aslı, kendisi. hadeka: gözbebeği. hademât: hademeler. hademe: hizmetçi. hades: yeni, sonradan, abdest bozan bir hâl. Hâdî: hidayet veren Allah. hâdî: hidayete ermiş, mürşit. hadîd: demir. hadika: bahçe. hâdim: hizmet eden. hâdim: yıkan, mahveden. hâdimüllezzât: lezzetleri bozan. hadîs: Peygamberimizin sözü. hâd http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg sonradan var olan. hâdisât: olaylar. hâdise: olay. hadîsibilmânâ: anlam bakımından doğru hadîs. hadîsikudsî: mânâsı ilâhî sözü peygamberî olan hadîs. hadîsişerîf: Peygamberimizin şerefli sözü. hadra: yeşillik, yeşil. hadravat: yeşillikler. hads: birdenbire sezilen bilgi. hadsen: birdenbire sezmekle. hadsî: birdenbire sezilen. hadsiz: sınırsız. hafâ: gizlilik. hafakan: yürek oynaması, sıkıntı. hafâyâ: sırlar. hafaza: koruyucu. haffâr: kazıcı. hâfız: Kurânı ezberlemiş kimse. hâfıza: ezberleme yeteneği. hafî: gizli, saklı. hafîd: torun, oğul. hafiye: biri hakkında gizlice bilgi toplayan kimse. Hafîz: her şeyi koruyan ve saklayan Allah. hafîz: koruyan. hafîzâne: hafîzce. hafîziyet: hafîzlik, koruyuculuk. hafriyât: kazılar. hahambaşı: Musevîlerin dinî lideri. hâhem: isterim. hâhiş: fazla arzu. hâhişger: arzulayan. hâib: nasipsiz, ümitsiz, utanan. hâif: korkan, korkak. hâil: perde. hâin: emanete hıyanet eden. hâinâne: haince. hâiz: sahip, içine alan. hâize: sahip olan. hak: adalet, pay, doğruluk, emek, ücret, doğru. hâk: toprak. hakâik: hakikatlar, gerçekler. hakâikâşinâ: hakikatlere alışık. hakâiknümâ: hakikatları gösteren. hakaret: küçüklük, küçük görme. hakaretâmiz: hakaretle karışık. hakaretkârâne: hakaret edercesine. hakbîn: hakkı gören. Hakem: haklı ile haksızı ayıran Allah. hakendiş: hak için kaygılanan. hakeza: bunun gibi. hâkî: toprakla ilgili. hakîkat: öz, asıl, gerçek. hakîkatbîn: hakikatı gören. hakîkatfeşân: hakikat saçan. hakîkatmedâr: hakikatın kaynağı. hakîkatperest: hakikata pek düşkün. hakîkatperestâne: hakikata düşküncesine. hakîkatşiken: hakikatı kıran. hakîkatdâr: hakikatlı. hakîkî: gerçek, asıl, öz. Hakîm: her fiilinde hikmet ve gayeleri gözeten Allah. Hâkim: "hüküm veren, hak ve adalet üzere hükmeden, başkasını müdahale ettirmeden idare eden" mânâsında ilâhî isim. hakîmâne: hikmetlice. hâkimâne: hükmedercesine. hakîmiyet: hakîmlik. hâkimiyet: hâkimlik. hakîr: aşağı, küçük, önemsiz. Hakk: Allah. hakk: doğru, gerçek, pay, adalet, din. hâkk: kazma, oyma. hakkalyakîn: kendisi yaşamışcasına en yüksek seviyede bilme. hakkan: gerçekten, doğrusu. hakkaniyet: gerçeklik ve doğruluk. haknümâ: hakkı gösteren. hakperest: hakka pek düşkün. hakperestâne: hakka pek düşkün biri gibi. hakşinas: hakkı tanıyan. hâl: durum, görünüş, nitelik, şimdi, tâkat. hal: yapıp bitirme, indirme. hâlâ: şimdi, henüz. halâs: kurtuluş. halâskâr: kurtarıcı. hâlât: hâller. halâvet: tatlılık, şirinlik. halâyık: hizmetçi. hâle: ay çevresinde görülen parlak daire, ayla. halecân: kalbin çarpıntısı. hâledâr: hâleli. halef: birinin yerine geçen. halel: bozukluk, zarar. haleldâr: bozulmuş, zarar görmüş. hâlen: durumca, şimdi de. hâlet: hâl, durum. hâletinezi: can çekişme. half: arka. Hâlık: yaratıcı. Hâlıkıyet: yaratıcılık. hâlî: boş, tenha. hâlî: hâlle ilgili. halîc: liman, koy. haliçe: küçük halı. hâlid: sonsuz. hâlif: yeminli, sözleşen. halîfe: öncekinin yerine geçen, Peygamberimizin vekili. hâlihâzır: şimdiki durum. hâlik: helâk olan, yıkılan, bozulan, silinen. halîl: samimi dost. halîliye: dostane münasebet ve samimi kardeşlik. Halîlullah: "Allahın dostu" mânâsında ibrahim aleyhisselâmın namı. halîm: yumuşak huylu, kızmayan. halîme: yumuşak huylu kadın, Peygamberimizin süt annesi. hâl http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg saf, duru, katışıksız. hâlisâne: halisçe. hâlisen: halis olarak. hâlisiyet: halislik, saflık, duruluk. halita: karışık olan, karma. hâliyet: hâl oluş. halk: insan topluluğu. halk: yaratma. halka: daire, çember. halkışer: kötüyü yaratma. hallâc: pamuğu didik didik eden. Hallâk: yaratan. hallâkiyet: yaratıcılık. hallisnâ: bizi kurtar. hallüakd: çözme ve düğümleme. hallüfasl: çözme ve ayırma. hallüsinasyon: olmayanı varmış gibi hissetme. halt: karıştırma, hata. halûk: iyi huylu. halvet: tenha yerde yalnız kalmak. halvethâne: yalnız kalınan yer. Halvetî: gizliliğe önem veren bir tarikatın mensubu. hamâkat: ahmaklık, bönlük. Hâmân: Firavunun veziri. hamâset: kahramanlık. hamd: medih ve şükür. hamdele: Elhamdülillah sözü. hamdüsenâ: medih, şükür ve övgü. hâme: kalem. hamele: taşıyanlar, yüklenenler. hâmızıkarbon: karbondioksit. hâmî: himaye edici, koruyucu. hâmîd: hamdeden. hâmie: çamurlu, dumanlı. hâmil: yüklenen. hâmile: yüklü, gebe. hâmisen: beşinci olarak. hamiyet: din ve millet gibi önemli değerleri koruma ve bunlara hizmet etme duygusu. hamiyetfurûş: hamiyetlilik taslayan. hamiyetkâr: hamiyetli. hamiyetperver: hamiyetsever. haml: yük, yüklenme, yükleme. hamle: yüklenme, saldırma. hamletme: yükleme. hamr: şarap. hamrâ: kırmızı. hamse: beş. hamûle: yük. hamûş: susmuş. han: eski zaman oteli. hân: hükümdar. han: "okuyan" mânâsında son ek. hân: sofra. Hanbelî: bir mezhep, bu mezhepten olan kimse. hançere: gırtlak. handân: gülen. hande: gülüş. hâne: ev. hânedân: asil ve köklü aile. Hanefî: bir mezhep, bu mezhepten olan kimse. hânende: şarkıcı. hangâh: tekke. hanîf: islâmdan önce eski dinlerin kalıntılarıyla kulluk eden kimse. hanîn: arzudan gelen inleme, sızlanma. hanîs: yemini bozan. hankâh: tekke. Hannân: "çok acıyan, pek acıyıcı" mânâsında ilâhî isim. hannâs: şeytan. hanumân: ev, ocak. hanzale: meyvesi acı bir bitki. haps: hapis. har: diken. harâb: harap, yıkık. harâbe: yıkıntı. harâbegâh: yıkıntı yeri. harâbezâr: yıkılmış yer. harâbiyet: haraplık. harac: müslüman olmayanlardan alınan vergi. harâm: dince yasak edilmiş şey. harâmî: haydut, yolkesen. harâmiyet: haramlık, yasaklık. harârât: hararetler, sıcaklıklar. harâret: sıcaklık, ısı. harb: savaş. harbî: düşman. harbiye: harble ilgili, askeri okul. harc: gider, vergi. hardal: tohumları küçük bir bitki. hardale: hardal tanesi. harec: zorluk, sıkıntı. harekât: hareketler. hareke: Kurân harflerinin okunuşunu belirleyen işaretler. hareket: kımıldanma, davranma. harem: herkesin giremeyeceği yer, aile, eş. Haremeyn: Mekke ve Medine. Haremişerîf: kâfirlerin giremeyeceği Kâbe ve civarı. harf: alfabenin kendi başına bir mânâsı olmayan her işareti. harfiye: harf gibi olan şeyler. hârık: yakıcı, yakan. hâric: dış, dışarı, dışarıdan. haricen: dışarıdan. Haricî: Haricîler denilen asiler hareketine mensub kimse. haricî: dışa ait, dış ile ilgili. Haricîler: islâm tarihindeki asi ve sapık topluluklardan biri. hariciye: dışişleri. hârika: normalin üstünde olup hayret uyandıran şey. hârikanümâ: harika gösteren. hârikapîşe: harika eserler yapan. harikıyet: harikalık. hârikulâde: olağanüstü. harîm: herkesin girmesi yasak yer, harem. Harîrî: Makamât adlı eseri yazan ünlü edibin ünvanı. hâr http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg ekici. hâr http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg hırslı, açgözlü. harîs: aşırı hırslı. harita: bir yerin coğrafî durumunu bildiren çizgiler. hark: yakma. hârre: çok sıcak. hars: sürme, koruma, ekme, kazanma. Hârûn: Musa aleyhisselâmın kardeşi olan peygamber. Hârût: sihir belleten iki melekten birinin ismi. hâs: özel. hasâd: hasat, ürün kaldırma. hasâil: hasletler, huylar, nitelikler. hasâ http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg hasseler, nitelikler. Hasan: Peygamber Efendimizin büyük torunu. hasârât: zararlar. |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.