ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   ForumSinsi Sözlük Ağı (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=515)
-   -   H Harfi 1 (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=674779)

Prof. Dr. Sinsi 09-04-2012 04:09 PM

H Harfi 1
 
H
hâb: uyku.
habâ

http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg
pislikler, kötülükler.
habâset: pislik, pislik, kötülük.
habb: tohum, dane.
habbe: tohum, dane.
habbecik: tohumcuk.
haber: yeni duyulan bilgi.
haberdâr: haberli.
Habeş: Afrikada bir ülke.
Habeşî: Habeşli.
habîb: sevgili, sevilen.
habîbiyet: sevgililik.
Habîbullah: Allahın sevgili kulu.
Habîr: her şeyden haberi olan Allah.
habîr: haberli.
habîs: pis, kötü.
habîsât: pisler, kötüler.
hablullah: Allahın ipi.
hablülmetîn: sağlam ip.
hablülverîd: şahdamarı.
habr: âlim, bilgili.
habrülümmet: ümmetin âlimi.
habt: şiddetli vurma, battal etme, unutma.
hacâlet: utanma.
hacâletâver: utandırıcı.
hacamat: kan aldırma.
hâcât: ihtiyaçlar.
hacc: Kâbeyi ziyaret ibadeti.
hâce: hoca.
hâcegân: Nakşîlerin bir ünvanı.
hacel: utanma.
hacer: taş, kaya.
Hacerülesved: Kâbede bulunan ünlü kara taş.
hâcet: ihtiyaç, lüzum.
hacil: utanmış.
hacim: oylum, bir cismin uzayda doldurduğu boşluk.
hacz: engelleme, el koyma, ayırma.
hâç: Hıristiyanların sembolü olan şekil.
Haço: Ermeni isimlerinden biri.
had: bir nevi ceza.
hadâret: gençlik, tazelik.
hadd: sınır, çizgi.
haddibülûğ: ergenlik sınırı.
haddizât: aslı, kendisi.
hadeka: gözbebeği.
hademât: hademeler.
hademe: hizmetçi.
hades: yeni, sonradan, abdest bozan bir hâl.
Hâdî: hidayet veren Allah.
hâdî: hidayete ermiş, mürşit.
hadîd: demir.
hadika: bahçe.
hâdim: hizmet eden.
hâdim: yıkan, mahveden.
hâdimüllezzât: lezzetleri bozan.
hadîs: Peygamberimizin sözü.
hâd

http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg
sonradan var olan.
hâdisât: olaylar.
hâdise: olay.
hadîsibilmânâ: anlam bakımından doğru hadîs.
hadîsikudsî: mânâsı ilâhî sözü peygamberî olan hadîs.
hadîsişerîf: Peygamberimizin şerefli sözü.
hadra: yeşillik, yeşil.
hadravat: yeşillikler.
hads: birdenbire sezilen bilgi.
hadsen: birdenbire sezmekle.
hadsî: birdenbire sezilen.
hadsiz: sınırsız.
hafâ: gizlilik.
hafakan: yürek oynaması, sıkıntı.
hafâyâ: sırlar.
hafaza: koruyucu.
haffâr: kazıcı.
hâfız: Kurânı ezberlemiş kimse.
hâfıza: ezberleme yeteneği.
hafî: gizli, saklı.
hafîd: torun, oğul.
hafiye: biri hakkında gizlice bilgi toplayan kimse.
Hafîz: her şeyi koruyan ve saklayan Allah.
hafîz: koruyan.
hafîzâne: hafîzce.
hafîziyet: hafîzlik, koruyuculuk.
hafriyât: kazılar.
hahambaşı: Musevîlerin dinî lideri.
hâhem: isterim.
hâhiş: fazla arzu.
hâhişger: arzulayan.
hâib: nasipsiz, ümitsiz, utanan.
hâif: korkan, korkak.
hâil: perde.
hâin: emanete hıyanet eden.
hâinâne: haince.
hâiz: sahip, içine alan.
hâize: sahip olan.
hak: adalet, pay, doğruluk, emek, ücret, doğru.
hâk: toprak.
hakâik: hakikatlar, gerçekler.
hakâikâşinâ: hakikatlere alışık.
hakâiknümâ: hakikatları gösteren.
hakaret: küçüklük, küçük görme.
hakaretâmiz: hakaretle karışık.
hakaretkârâne: hakaret edercesine.
hakbîn: hakkı gören.
Hakem: haklı ile haksızı ayıran Allah.
hakendiş: hak için kaygılanan.
hakeza: bunun gibi.
hâkî: toprakla ilgili.
hakîkat: öz, asıl, gerçek.
hakîkatbîn: hakikatı gören.
hakîkatfeşân: hakikat saçan.
hakîkatmedâr: hakikatın kaynağı.
hakîkatperest: hakikata pek düşkün.
hakîkatperestâne: hakikata düşküncesine.
hakîkatşiken: hakikatı kıran.
hakîkatdâr: hakikatlı.
hakîkî: gerçek, asıl, öz.
Hakîm: her fiilinde hikmet ve gayeleri gözeten Allah.
Hâkim: "hüküm veren, hak ve adalet üzere hükmeden, başkasını müdahale ettirmeden idare eden" mânâsında ilâhî isim.
hakîmâne: hikmetlice.
hâkimâne: hükmedercesine.
hakîmiyet: hakîmlik.
hâkimiyet: hâkimlik.
hakîr: aşağı, küçük, önemsiz.
Hakk: Allah.
hakk: doğru, gerçek, pay, adalet, din.
hâkk: kazma, oyma.
hakkalyakîn: kendisi yaşamışcasına en yüksek seviyede bilme.
hakkan: gerçekten, doğrusu.
hakkaniyet: gerçeklik ve doğruluk.
haknümâ: hakkı gösteren.
hakperest: hakka pek düşkün.
hakperestâne: hakka pek düşkün biri gibi.
hakşinas: hakkı tanıyan.
hâl: durum, görünüş, nitelik, şimdi, tâkat.
hal: yapıp bitirme, indirme.
hâlâ: şimdi, henüz.
halâs: kurtuluş.
halâskâr: kurtarıcı.
hâlât: hâller.
halâvet: tatlılık, şirinlik.
halâyık: hizmetçi.
hâle: ay çevresinde görülen parlak daire, ayla.
halecân: kalbin çarpıntısı.
hâledâr: hâleli.
halef: birinin yerine geçen.
halel: bozukluk, zarar.
haleldâr: bozulmuş, zarar görmüş.
hâlen: durumca, şimdi de.
hâlet: hâl, durum.
hâletinezi: can çekişme.
half: arka.
Hâlık: yaratıcı.
Hâlıkıyet: yaratıcılık.
hâlî: boş, tenha.
hâlî: hâlle ilgili.
halîc: liman, koy.
haliçe: küçük halı.
hâlid: sonsuz.
hâlif: yeminli, sözleşen.
halîfe: öncekinin yerine geçen, Peygamberimizin vekili.
hâlihâzır: şimdiki durum.
hâlik: helâk olan, yıkılan, bozulan, silinen.
halîl: samimi dost.
halîliye: dostane münasebet ve samimi kardeşlik.
Halîlullah: "Allahın dostu" mânâsında ibrahim aleyhisselâmın namı.
halîm: yumuşak huylu, kızmayan.
halîme: yumuşak huylu kadın, Peygamberimizin süt annesi.
hâl

http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg
saf, duru, katışıksız.
hâlisâne: halisçe.
hâlisen: halis olarak.
hâlisiyet: halislik, saflık, duruluk.
halita: karışık olan, karma.
hâliyet: hâl oluş.
halk: insan topluluğu.
halk: yaratma.
halka: daire, çember.
halkışer: kötüyü yaratma.
hallâc: pamuğu didik didik eden.
Hallâk: yaratan.
hallâkiyet: yaratıcılık.
hallisnâ: bizi kurtar.
hallüakd: çözme ve düğümleme.
hallüfasl: çözme ve ayırma.
hallüsinasyon: olmayanı varmış gibi hissetme.
halt: karıştırma, hata.
halûk: iyi huylu.
halvet: tenha yerde yalnız kalmak.
halvethâne: yalnız kalınan yer.
Halvetî: gizliliğe önem veren bir tarikatın mensubu.
hamâkat: ahmaklık, bönlük.
Hâmân: Firavunun veziri.
hamâset: kahramanlık.
hamd: medih ve şükür.
hamdele: Elhamdülillah sözü.
hamdüsenâ: medih, şükür ve övgü.
hâme: kalem.
hamele: taşıyanlar, yüklenenler.
hâmızıkarbon: karbondioksit.
hâmî: himaye edici, koruyucu.
hâmîd: hamdeden.
hâmie: çamurlu, dumanlı.
hâmil: yüklenen.
hâmile: yüklü, gebe.
hâmisen: beşinci olarak.
hamiyet: din ve millet gibi önemli değerleri koruma ve bunlara hizmet etme duygusu.
hamiyetfurûş: hamiyetlilik taslayan.
hamiyetkâr: hamiyetli.
hamiyetperver: hamiyetsever.
haml: yük, yüklenme, yükleme.
hamle: yüklenme, saldırma.
hamletme: yükleme.
hamr: şarap.
hamrâ: kırmızı.
hamse: beş.
hamûle: yük.
hamûş: susmuş.
han: eski zaman oteli.
hân: hükümdar.
han: "okuyan" mânâsında son ek.
hân: sofra.
Hanbelî: bir mezhep, bu mezhepten olan kimse.
hançere: gırtlak.
handân: gülen.
hande: gülüş.
hâne: ev.
hânedân: asil ve köklü aile.
Hanefî: bir mezhep, bu mezhepten olan kimse.
hânende: şarkıcı.
hangâh: tekke.
hanîf: islâmdan önce eski dinlerin kalıntılarıyla kulluk eden kimse.
hanîn: arzudan gelen inleme, sızlanma.
hanîs: yemini bozan.
hankâh: tekke.
Hannân: "çok acıyan, pek acıyıcı" mânâsında ilâhî isim.
hannâs: şeytan.
hanumân: ev, ocak.
hanzale: meyvesi acı bir bitki.
haps: hapis.
har: diken.
harâb: harap, yıkık.
harâbe: yıkıntı.
harâbegâh: yıkıntı yeri.
harâbezâr: yıkılmış yer.
harâbiyet: haraplık.
harac: müslüman olmayanlardan alınan vergi.
harâm: dince yasak edilmiş şey.
harâmî: haydut, yolkesen.
harâmiyet: haramlık, yasaklık.
harârât: hararetler, sıcaklıklar.
harâret: sıcaklık, ısı.
harb: savaş.
harbî: düşman.
harbiye: harble ilgili, askeri okul.
harc: gider, vergi.
hardal: tohumları küçük bir bitki.
hardale: hardal tanesi.
harec: zorluk, sıkıntı.
harekât: hareketler.
hareke: Kurân harflerinin okunuşunu belirleyen işaretler.
hareket: kımıldanma, davranma.
harem: herkesin giremeyeceği yer, aile, eş.
Haremeyn: Mekke ve Medine.
Haremişerîf: kâfirlerin giremeyeceği Kâbe ve civarı.
harf: alfabenin kendi başına bir mânâsı olmayan her işareti.
harfiye: harf gibi olan şeyler.
hârık: yakıcı, yakan.
hâric: dış, dışarı, dışarıdan.
haricen: dışarıdan.
Haricî: Haricîler denilen asiler hareketine mensub kimse.
haricî: dışa ait, dış ile ilgili.
Haricîler: islâm tarihindeki asi ve sapık topluluklardan biri.
hariciye: dışişleri.
hârika: normalin üstünde olup hayret uyandıran şey.
hârikanümâ: harika gösteren.
hârikapîşe: harika eserler yapan.
harikıyet: harikalık.
hârikulâde: olağanüstü.
harîm: herkesin girmesi yasak yer, harem.
Harîrî: Makamât adlı eseri yazan ünlü edibin ünvanı.
hâr

http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg
ekici.
hâr

http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg
hırslı, açgözlü.
harîs: aşırı hırslı.
harita: bir yerin coğrafî durumunu bildiren çizgiler.
hark: yakma.
hârre: çok sıcak.
hars: sürme, koruma, ekme, kazanma.
Hârûn: Musa aleyhisselâmın kardeşi olan peygamber.
Hârût: sihir belleten iki melekten birinin ismi.
hâs: özel.
hasâd: hasat, ürün kaldırma.
hasâil: hasletler, huylar, nitelikler.
hasâ

http://frmsinsi.net/images/forumsins...sinsi.net_.jpg
hasseler, nitelikler.
Hasan: Peygamber Efendimizin büyük torunu.
hasârât: zararlar.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.