![]() |
Uçağı Nasıl Kaçırdık...
http://dengeli.net/templates/ja_teli...rintButton.png Zülfü LİVANELİ
http://dengeli.net/images/stories/ya...fulivaneli.gifÖnce Altan Öymen televizyonda söz etti, sonra da Mustafa Mutlu köşesinde andı ve ben o günlere geri gittim. Gözaltı günlerine, tutuklama günlerine. Hani Türkiye’de artık geride kaldığını sandığımız ama belli ki 21. yüzyıl sonunda bile gündemde olacak yöntemlere. 12 Mart’ın en sıcak günlerindeydik. Ankara’da yaşıyordum ama bir iş için İstanbul’a gelmiştim. Akay Sayılır’la birlikte bir dolmuşa binmiştik. Dolmuşun radyosunda bir THY uçağının Sofya’ya kaçırıldığını duyduk. Haberin bende yarattığı ilk tepkiyi hatırlıyorum: Amma da sertleşiyor işler diye düşünmüştüm. Deniz’lerin asılmasıyla ivme kazanacak olan korkunç bir süreçten geçiyorduk. Bu ortamda bir uçak kaçırılması korkunç bir şeydi. İsmet Paşa’nın oğlu Ömer İnönü de o uçakta rehineler arasındaydı. Dehşet içinde kalmıştım ama birkaç gün sonra elim ayağım bağlanıp, Ankara’da askeri cezaevine götürüleceğimi bilmiyordum daha. Bir süre neyle suçlandığımı bilmeden yattıktan sonra gözüme siyah bant vurulup, bilinmeyen bir yere sorguya götürüleceğimi de. Neyle suçlandığımı bilmeden alınıp kurbanlık bir koyun gibi Dışkapı’daki Yıldırım Bölge’ye götürüldüğümde; hatırlıyorum, yüreğim küt küt atıyordu. Acaba neyle suçlayacaklardı beni? Suçum neydi? Sanattan, kültürden, kitaptan, müzikten başka bir uğraşım yoktu ki! Koğuşa getirdiklerinde birçok arkadaşımı gördüm ve ancak orada anlayabildim ki uçak kaçırma ile suçlanıyoruz. Meğer radyoda kaçırıldığı haberini dinlediğim o uçağı biz kaçırmışız. Kimler yoktu ki bu davada! Altan Öymen, Emil Galip Sandalcı, Erdal Öz... Say sayabildiğin kadar. Hepsi de Türkiye’nin yüz akı, namuslu aydınları. Tek suçları askeri darbeye karşı çıkmış olmak. Daha önce yakalanmış olan arkadaşlar bana öğütler veriyorlardı: “Şimdi sana işkence yapacaklar, çok bağır. Elektrik verildiğinde birkaç gün kan işersin, endişelenme, geçer.” Böyle yararlı bilgilerle beni sorguya hazırlıyorlardı. Günlerce, gecelerce bu sorguyu bekleyerek yaşadım. “Sevdalım Hayat” kitabında anlattığım gibi işkenceden kurtulabilmek amacıyla kendimi bir ilaçla sakatlamayı bile göze aldım. Koğuş, işkenceden yaralı bereli getirilmiş olan, sürekli inleyen arkadaşlarla doluydu. Sonra bir gün koğuşun kapısına dayandılar. Ellerinde kelepçeler ve siyah göz bantları vardı. Bir pikaba bindirip bilmediğim bir yerlere götürdüler. Orada iki subay sorguladı beni. Fiziki işkence görmedim. Aylar sonra nihayet askeri savcının karşısına çıkarıldığımda bana uçağı nasıl kaçırdığımı sordu. Ben de “yetişemedim kaçırdım!” dedim. cevap olur mu?” diye kızdı. Bütün cesaretimi toplayıp “böyle soru olur mu?” diyebildim. “Benim uçakla muçakla ne alakam var!” Böyle olaylar zordur, çok zordur. Ve bu ülkede bir gün herkesin başına gelebilir, herkesin! Hiç kimse bunu unutmasın. |
Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.