ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Tarih / Coğrafya (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=656)
-   -   C* Türk Dünyası C* (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=986074)

Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:26 PM

C* Türk Dünyası C*
 

Türkler'in bugün dünyada Türkiye dışında 6 bağımsız devletleri bulunmakta... Bunun yanında çeşitli Türk topluluklarının da özerk bölgeleri, muhtar cumhuriyetleri var. Aşağıdaki bağlantılardan yararlanarak günümüz Türk ülkeleri hakkında bilgiler içeren sayfalara ulaşabilirsiniz.
Bağımzlığına kavuşan Türk Devletleri

Türkiye Dışında bağımsız Türk Yurtları

Azerbaycan
Kazakistan
Kırgızistan
Kuzey Kıbrıs
Özbekistan
Türkmenistan

Özerk Türk yurtları

Tataristan Özerk Cumhuriyeti
Doğu Türkistan Özerk Türk Cumhuriyeti
Hakasya Özerk Cumhuriyeti
Tuva Özerk Cumhuriyeti
Karakalpak Özerk Cumhuriyeti
Gagauzya Özerk Türk Bölgesi
Diğer Türk yurtları

Altay Ülkesi
Yakutistan
Moğolistan'da Türkler
Afganistan'da Türkler
İran'da Türkler
Bulgaristan'da Türkler
Makedonya'da Türkler
Suriye'de Türkler

Irak Türkleri
Tacikistan Türkleri
Nogay Türkleri
Kosova ve Sancak Türkleri
Ahiska TÜrklerİ
Amerika Birleşik Devletlerinde Türkler
Batı Trakya Ve Yunanistan Türklerİ
Kumuk Türkleri
Sibirya Bölgesi Türkleri



Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:26 PM

C* Türk Dünyası C*
 

Azerbaycan Cumhuriyeti Haritası

__________________

Özet Bilgi Resmi Adı: Azerbaycan Cumhuriyeti
Bağımsızlık Tarihi: 18 Ekim 1991
Cumhurbaşkanı: İlham ALİYEV
Yüzölçümü: 86.600 km²
Nüfus: 8.016.200
Başkent: Bakü
Başlıca Şehirler: Gence, Sumgayıt, Mingeçevir, Ali Bayramlı, Şeki Lankeran Komşuları: Türkiye, Gürcistan, Rusya Federasyonu, Ermenistan, İran
Din: İslam
Dil: Azeri Dili
Para Birimi: Manat
Resmi Tatil Günleri:
  • 1 Ocak Yılbaşı
  • 20 Ocak Şehitlerleri Anma Günü
  • 8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü
  • 20-21 Mart Nevruz Bayramı
  • 9 Mayıs Faşizm Üzerinde Zafer Günü
  • 28 Mayıs Cumhuriyet Bayramı
  • 15 Haziran Azerbaycan Halkının Kurtuluş Günü
  • 26 Haziran Silahlı Kuvvetler Günü
  • 18 Ekim Devlet Bağımsızlık Günü
  • 12 Kasım Azerbaycan Cumhuriyet Anayasa Günü
  • 17 Kasım Milli Uyanış Günü (Ulusal Diriliş)
  • 31 Aralık Dünya Azerbaycan'lılarının Birlik Günü
  • Ramazan Bayramı (1.gün)
  • Kurban Bayramı (1.gün)
__________________

Azerbaycan Prof.Dr. İhsan GÜNEŞ
Türk lehçesi ile konuşan Türklerin ülkesi olarak adlandırılan Azerbaycan’a Türkler ilk kez M. Ö. 7. yüzyılda geldiler. Fakat burası zamanla çeşitli kavimlerin hakim olduğu bir bölge oldu. Ancak, Azerbaycan’ın tümüyle bir Türk ülkesi haline gelmesi Malazgirt Zaferi’nden sonra olmuştur. Moğolların, Timurluların egemen olduğu Azerbaycan’a, Kara ve Akkoyunlu Devletleri de hakim olmuştur. 16. yüzyıl başlarında Safevi Devleti’nin hakimiyeti altına girmiştir. Şah İsmail’in 1514’de Çaldıran’da yenilmesi üzerine Osmanlı orduları Azerbaycan’ın önemli bir bölümünü ele
geçirmiştir. Safevi Devleti zayıflamış, Azerbaycan İran ile Osmanlı İmparatorluğu arasında mücadele alanı olmuştur. Bu arada Rusya'da sessiz durmamış 16. yüzyılın ikinci yarısında Azerbaycan’a doğru ilerlemiştir. Hazar kıyılarına ve Kafkasya’ya hakim olmak isteyen I. Petro 1715’te Kafkaslara girmiş, 1724’te bazı Azerbaycan topraklarını ele geçirmiştir. Nadir Kulu’nun İran’da şah olması, Azerbaycan’ın İran egemenliği altına girmesine yol açmıştır. Kulu’nun ölümü üzerine Azerbaycan’da çeşitli Hanlıklar ortaya çıktı. Zayıf Hanlıklar Osmanlı imparatorluğu'ndan yardım istediler. Fakat, İmparatorluk zayıf olduğu için onlara gereken ilgiyi gösteremedi. Azerbaycan’daki bu durumdan Gürcü Krallığı yararlandı. Fakat İran’da tahta oturan Ağa Muhammed Han’ın Kafkaslara hakim olma isteği, Gürcülerle İranlıları karşı karşıya getirdi. Tiflis’i alan Ağa Muhammed Han bölgeye egemen olamadı. Çünkü Rusya’ya sığınan Gürcü Kralının desteğiyle Gürcüler ve Ermeniler sürekli karışıklık ve huzursuzluk yarattılar. İran’ın ve Osmanlı İmparatorluğu ‘nun zayıflığını gören Rusya, 19. yüzyıl başlarından itibaren Azerbaycan'daki Hanlıkları ortadan kaldırmaya ve bölgeyi kendine bağlamaya başladı. İlk Rus işgaline uğrayan Hanlık Gence oldu. Zaman zaman Ruslara karşı direnilmiş, kimi zaman Osmanlı İmparatorluğu’ndan, kimi zaman İran’dan yardım istenmiş ise de her iki devlet de gereken
yardımı yapamamış ve Azerbaycan’ın Rus işgali altına girmesine her iki devlet de seyirci kalmışlardır. Gülistan (1813)ve Türkmençayı Andlaşmalarıyla (1828) Rusya Azerbaycan’daki hakimiyetini İran’a kabul ettirmiştir. Bu arada Rusya, Osmanlı İmparatorluğu ve İran ile bozulan ilişkileri karşısında sınırlarını güvenceye almaya çalışmıştır. Bu konuda Ermenilerden de yararlanmıştır. İki devlet ile kendi arasına Ermenileri yerleştirmiştir. Böylece adeta bir tampon bölge oluşturmuştur.
Rusya, Azerbaycan'a yönelik nasıl bir politika izlemiştir?
Rusya işgal ettiği Kafkasları askeri yönetimle idare etmiştir. 1840’da Hazar Kıyı Bölgesi adıyla bir idari birim oluşturdu. 1845’te doğrudan Çar’a bağlı olan bir valinin yönetimi altında Kafkasya Valiliği kuruldu. Artık Türk- Rus ilişkilerinde hep bu valiliğin kararları etkin oldu. Zira bu valiliğin emrinde bir ordu kurulmuş ve bu orduya serbest hareket etme emri verilmiştir.
Rusya, Azerbaycan'a yönelik nasıl bir politika izlemiştir?
Rus yönetimi kölelikten çıkardığı birçok Rus’u Azerbaycan’a yerleştirerek bölgenin demografik yapısını değiştirmeye çalışmıştır. Vergiler arttırılmış, Rus yöneticilerinin pervasızca tavırları halkın tepkisinine yol açmıştır. 19. yüzyılın sonlarında Rusya, Azerbaycan’ında başlayan ve İran Azerbaycan’ına da sıçrayan isyan hareketleri Rusya'nın ve İran’ın ortak çabaları ile bastırılmıştır.

Azerbaycan'da ilk kez hangi alanda ulusalcı hareketler başlamıştır?
XIX. yüzyılın ortalarından başlayarak Azerbaycan’da kültürel bir canlanmanın başladığı görülmektedir. Tiyatro eserleri yazılmış, haftalık gazete çıkarılmaya başlanmıştır. Halkın okur-yazarlık düzeyinin artırılabilmesi için Arap abc sinin ıslah edilmesi konusunu Mirzali Fethali Ahunzade gündeme getirmiş hatta latin abc sine geçilmesini önermiştir. Eğitimin geliştirilmesi ulusalcı uyanışa yol açmıştır. Türkçülüğü savunan birçok aydın yetişti. Rusya'nın sömürgeci politikasına karşı çıkan bu aydınları sindirrmek için Çarlık yönetimi her türlü yola baş vurdu. Rus baskısından kaçanlar İstanbul’a geldiler. Bunların etkisiyle İkinci Meşrutiyet döneminde Pan-Türkçülük düşüncesi Osmanlı İmparatorluğu'nda hız kazanacaktır.Azeriler, Rusya’da Çarlık yönetimine karşı çıkan ve meşruti bir yönetime geçme isteklerini dile getiren aydınlarla işbirliğine gittiler. Azeri- Rus ittifakı kuruldu. 1905 Rus-Japon Savaşı'nın yenilgiyle bitmesi Rusya’da demokratik açılıma yol açtı ve 1905’te meşruti sisteme geçildi. Duma adıyla bir parlamento açıldı. Azeriler Musavat Halk Partisi adıyla bir parti kurdular. Partinin yayın organı Açık Söz Gazetesi, lideri ise Mehmet Emin Resulzâde idi.
Azeriler, Bolşeviklerin hangi ilkesine dayanarak bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir?
Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ve Rusya’nın bu savaşa katılması iç sorunları arttırdı. Özellikle Çanakkale’de İtilaf Devletleri’nin yenilmesinden sonra Çarlığa karşı olanların etkisi daha da arttı. Nitekim 1917 yılı Şubat'ında Çarlık yıkıldı. Sosyal demokratlar herkese eşitlik vereceklerini söylediler. Ekim 1917’de ise Bolşevikler Rusya’da yönetime hakim oldular. Rusya egemenliği altında yaşayan ulusların eşit olduğunu ilân ettiler. Rusya’da iç savaş başladı. Bolşeviklerin siyasal iktidarlarını kurabilmek için iç savaşı kazanmaları gerekiyordu. Bunun için 3 Mart 1918’de Brest Litovsk Andlaşması’nı yaparak Kafkaslardaki ordudan yararlanmaya çalıştılar. Her ulusun kendi kaderini çizmesi ilkesini kabul eden Bolşevikler, 26-28 Mayıs 1918’de Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ayrı ayrı bağımsızlığını kabul etmek zorunda kaldılar.
Azerbaycan Devletlerinin Kurulması
Musavat Partisi hangi noktalarda etkin politik amaçlar belirlemiştir?
1905’te Rusya’da meydana gelen ihtilâl çarlık yönetimini biraz daha demokratikleştirmiştir. Duma adıyla kurulan meclise, Azerbaycan’ı temsilen 35 üye katılmıştı. Azeri üyeler demokratik hakların her ulus tarafından eşit ölçüde uygulanması mücadelesini verdiler. Fakat bu tavır Çar’ı rahatsız etti. Azerbaycan’da kurulmuş olan Himmet Partisi kapatıldı, üyeleri tutuklandı. 1911’de Musavat Partisi kuruldu. Parti programında milliyet ve mezhep farkı gözetmeden tüm müslümanların birleşmesi, bağımsızlığını kaybetmiş müslüman memleketlerinin yeniden bağımsızlığını kazanması gerektiği, bu doğrultuda çalışan müslüman ülkelere maddi ve manevi yardımın yapılması, müslüman memleketlerin savunma ve taarruz güçlerinin arttırılmasına katkıda bulunulması, bu ideallerin yayılmasını engelleyen unsurların yıkılmasını istediler 1913’te af ilân edilince tutuklanmaktan kurtulmak için yurt dışına kaçan Azerbaycanlı aydınlar ülkelerine döndüler. Mehmet Emin Resulzâde, Musavat Partisi’nin başına geçti.
1918'de kurulan Azerbaycan Devleti'nin yönetim şekli nedir?
Çarlığa karşı savaş açan Bolşevikler, 1917’de yayınladıkları bildiride, Rusya milletlerinin kendi yazgılarını kendilerinin çizeceklerini, istedikleri takdirde Rusya’dan ayrı bağımsız devletlerini kurabileceklerini belirttiler. Bunun üzerine Azeriler harekete geçtiler. 28 Mayıs 1918’de Resulzâde’nin başkanlığı altında toplanan Azerbaycan Milli Şurası bağımsızlığını ilân etmeye karar verdi. Milli Şura yayınladığı bildiride;
Azerbaycan’ın bağımsız bir devlet olduğunu,
yönetim şeklinin cumhuriyet olduğunu,

ülkede yaşayan herkese özgürce gelişme olanağı sağlanacağını,

Millet Meclisi toplanıncaya kadar Milli Şura’nın etkin olacağını bildirdi.

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

Azerbaycan Milli Şurası Fethali Han başkanlığında bir hükümet kurdu. Yeni hükümet bu gelişimi, 30 Mayıs 1918’de büyük devletlerin merkezlerine bir telgrafla bildirdi. Azerbaycan Parlamentosu 7 Aralık 1918’de toplandı. Resulzâde’nin “bir kere yükselen bayrak bir daha inmez” sözü Azerbaycanlıların kararlılığının simgesi oldu. 22 Aralık 1918’de yeni bir hükümet kuruldu. Bolşevik Rus yönetimi petrolüyle tanınan bu bölgeyi elden çıkarma niyetinde değildi.
O nedenle demokratik yönetimi zayıflatıcı her türlü eylemi destekliyordu. Bakü, hâlâ Rus denetiminde idi. Ermeni saldırıları sürüyordu. Azerbaycan hükümeti Türkiye’den yardım istedi. Nuri Paşa kumandasında gönderilen askeri birlik Bakü’yü kurtardı ve Azerbaycanlılara teslim etti (15 Eylül 1918). Mondros Mütarekesi gereğince Türk Ordusu Azerbaycan’dan çekilince Bakü yeniden el değiştirdi.
Bolşevikler, hangi yöntemle Azerbaycan'ı SSCB.'ne katmışlardır?
Bolşevikler bağımsız Azerbaycan Hükümeti'ni kendilerine bağımlı hale getirebilmek için gizli bir komite oluşturdular. Nerimanov yönetimindeki bu komite, 27 Nisan 1920’de Azerbaycan yönetiminin kendilerine teslim edilmesini istedi. Durumun ciddiliğini farkeden hükümet bu isteği kabul etti. Başta Mehmet Emin Resulzâde olmak üzere birçok milliyetçi Azeri ülkeyi terk etti. 28 Nisan 1920’de Sovyet Sosyalist Azerbaycan Cumhuriyeti kuruldu. Böylece Azerbaycan’ın bağımsızlığı çok kısa sürdü. Azerbaycanlılar kolay kolay Rusya’ya teslim olmadı. İşgal sonrası
çıkan ayaklanmalar güçlükle bastırıldı. Azeriler üzerine baskı kuruldu. Kitleler halinde insanlar idam edildi.
Azerbaycan'ın Yeniden Bağımsızlığını Kazanması
Azerbaycan'ın yeniden bağımsızlığına kavuşmasında hangi örgüt etkili olmuştur?

Rusya’daki sosyalist sistem giderek halkın isteklerini karşılayamaz oldu. 1985’te Sovyet yönetiminin başına geçen Mikhail Gorbaçov bunu gördü. Glasnost ve perestroyka adı verilen yeni bir politika belirledi. Bu açıklık ve yeniden yapılanma politikasından Azerbaycanlılar da yararlandı. Ebulfeyz Elçibey’in önderliğinde Halk Cephesi adıyla bir örgüt kuruldu (19 Haziran 1989). Azerbaycan’a bağımsızlık verilmesi istendi. Bu durum Moskova’nın hoşuna gitmedi. Ermeniler kışkırtılarak Ermeni-Azeri çatışması yaratıldı. 19-20 Ocak 1990’da Kızıl Ordu Bakü’ye girdi. Bu durum Halk Cephesi’nin yeraltına inmesine yol açtı. Mart 1990’da seçimler yapıldı ve Ayaz Muttalibov Cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ağustos 1991’de Azerbaycan’ın bağımsızlığı ilân edildi. 18 Ekim 1991’de yapılan halk oylaması ile bu karar daha da pekiştirildi. Ancak, Muttalibov halkla uyuşamadı. 25 Şubat 1992’de Suşa ve Hocalı’da büyük katliamlar oldu. Bunun üzerine Muttalibov istifa etti. Mayıs ayında tekrar cumhurbaşkanı oldu ise de halk bunu kabul etmedi. İsyan çıktı. Muttalibov Moskova’ya kaçtı. 7 Haziran 1992’de Elçibey Cumhurbaşkanı seçildi. Ancak 16 Haziran 1983’te görevinden çekilmek zorunda kaldı. Yerine Haydar Aliyev getirildi. Azerbaycan'daki rejimin yerine oturamamasından yararlanan Dağlık Karabağ Ermenileri Azerbaycan'dan ayrılmak istediler Bu durum Ermenistan ile Azarbaycan
arasında savaşa yol açtı. Dağlık Karabağ sorunu henüz çözülememiştir.

Azerbaycan - Türkiye İlişkileri
Türkiye, Azerbaycan ile her zaman yakından ilgilenmiştir. Rus baskısından bunalan Azerbaycanlı Türk milliyetçileri için İstanbul, adeta sığınılacak bir liman olmuştur.

Sovyet yönetimi, Azerbaycan'a yönelik nasıl bir kültür politika izlemiştir?
Yeni Türkiye Devleti kurulurken, Milli Mücadelenin başlangıcında da Azerbaycan ile iyi ilişkiler kurulmuştur. Sovyet yönetimi Azerbaycan’da egemen olunca Azeri Türklerinin Türkiye ile ilişkileri kısıtlanmıştır. Sovyetler, Azerbaycan'ın Türkiye ile ilişkilerini kesebilmek için her türlü önlemi almışlardır. Kültürel bağı koparabilmek için 1925’te Azerbaycanlıların Latin alfabesini benimsemelerini desteklediler. Türkiye ile ilişkileri yasakladılar. Bunun için Sovyet eğitimini zorunlu kıldılar, Arap abc si ile basılan kitapların Azarbeycan'a girişini engellediler. 1926’da Bakû’de toplanan Türkoloji kurultayında tüm Türk Cumhuriyetlerinde latin abc sinin kullanılması kararlaştırıldı. Türkiye'de harf devriminin yapılması bir ölçüde Türk Cumhuriyetleriyle kopmuş olan ilişkiyi kurmak için önemli bir adım olmuştur Fakat, Sovyetler
Birliği II. Dünya Savaşı sırasında Kril alfabesini zorunlu kılarak yeniden ilişkiyi koparmışlardır.
Türkiye, Azerbaycan'a yönelik nasıl bir politika izlemektedir?
Sovyetler dağılıp Azerbaycan yeniden bağımsızlığına kavuşuncaya değin Türkiye ile Azeri Türkleri arasındaki zayıf olan ilişkiler, Azerbaycan’ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra canlandı. Türkiye, Azerbaycan’ın Batıya açılan penceresi oldu. Çeşitli andlaşmalar imzalanarak siyasi, ticari, ekonomik ve kültürel bakımdan Azerbaycan’ın güçlenmesi için elinden geleni yaptı. Eximbank kanalıyla 250 milyon dolarlık kredi açtı. Bunun dışında önemli miktarda insani yardım yaptı. Türk iş adamları 1 milyar dolarlık yatırım yaptı. Azerbaycan halkının öğretmen ihtiyacını karşılamak üzere Türkiye’den öğretmen ve ders araç ve gereçleri gönderildi. Bu öğretmenler sayesinde Azerbaycan Türkleri ile Türkiye arasında daha sıcak ilişkiler kuruldu. Azarbeycan'dan gönderilen öğrenciler Türkiyenin çeşitli üniversitelerinde eğitildiler. Türkiye 20 kadar resmi özel okul açmıştır Siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel alanda ki ilişkiler giderek daha da güçlenmektedir.


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:27 PM

C* Türk Dünyası C*
 

Kazakistan Cumhuriyeti Bayrağı
.

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

Kazakistan Cumhuriyeti Haritası

.

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

__________________
Özet Bilgi

Resmi Adı: Kazakistan Cumhuriyeti
Bağımsızlık Tarihi:25 Ekim 1990 Cumhurbaşkanı :Nursultan NAZARBAEV
Yüzölçümü:2.724.900 km²
Nüfus:14.953.126 (2000)
Başkent:Astana
Başlıca Şehirler:Almatı, Aktau, Aktöbe, Atırau, Karaganda, Jezkazgan, Pavlodar, Semey,Türkistan, Çimkent
Komşuları:Rusya Federasyonu, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Çin Din: Müslüman (% 47), Rus Ortodoks (% 44), Protestan (% 2), diğer (% 7)
Dil:Kazakça
Etnik Dağılım: Kazak Türkleri (% 57,2), Rus (% 27,2), Ukraynalı (% 3,1), diğer (% 10,9)
Para Birimi :Tenge
İklim: Ülke genelinde sert karasal iklim
Resmi Tatil Günleri:
  • 1-2 Ocak Yılbaşı
  • 8 Mart Uluslar arası Kadınlar Günü
  • 22 Mart Nevruz Bayramı
  • 1 Mayıs Kazakistan Halklarının Birliği Günü
  • 9 Mayıs Zafer Günü
  • 30 Ağustos Kazakistan Cumhuriyeti Anayasa Günü
  • 25 Ekim Cumhuriyet Günü
  • 16 Aralık Kazakistan'ın Cumhuriyeti'nin Bağımsızlık Günü
__________________

Kazakistan
Prof.Dr. İhsan GÜNEŞ

Kazakistan'ın yönetim şekli nasıldır?

Doğusunda Çin, kuzeyinde Rusya Federasyonu, batısında Hazar Gölü, güneyinde Özbekistan ve Kırgızistan Türk Cumhuriyetleri ile çevrilmiş,demokratik,laik, üniter ve bağımsız bir devlettir. Başkenti Almaata’dır. 1989 sayımına göre nüfusu 18.227.878’dir. Bugün 20 milyonu aştığı tahmin edilmektedir. Kazakistan yeraltı madenleri bakımından zengin ülkedir. Özellikle, kömür, petrol, doğalgaz, bakır, demir, çinko bakımından zengindir. Kazakistan’da yapılan arkeolojik araştırmalarla elde edilen buluntular geçmişi oldukça derinlere giden bir kültürün varlığını ve bu kültürün Hun devri Türk kültürüne benzediğini ortaya koymaktadır. Kazakistan tarihin çeşitli devirlerinde farklı kabile ve ulusların geçit yeri olmuştur. Fakat yapılan incelemelerde Kazakistan’da Türk kültürünün ağırlıklı izlerine rastlanılmaktadır. Kazakistan’ın asıl nüfusunu oluşturan Kazaklar, çeşitli dönemlerde burada kalan Türklerin diğer uluslarla birleşmesiyle oluşmuş bir Türk kavmidir. Kazak deyimi hür, serbest, yiğit, cesur anlamına gelmektedir. Kazaklar, ancak Kasım Han zamanında (1445-1520) siyasal bir varlık olabilmişlerdir. Kasım Han’ın ölümü devletin birliğini bozdu. Kasım Han’ın küçük oğlu Ak Nazar Han, Kazakların yeniden siyasi birliğini sağladı. Ancak Kazakların büyüme politikası bir yandan Moğolların öbür yandan da Rusların tepkisine yol açtı. Kazakistan idari bakımdan üç ordu (bölge) şeklinde örgütlenmişti. Her ordunun yaylak, kışlak ve otlak olmak üzere hakim olacağı yerler saptanmıştı. Bunların herbirine ayrı damga verilmişti.

Kazaklarda yönetim geleneği hangi esaslara dayanmaktadır?
Kurultay geleneği Kazaklar tarafından sürdürülmüştür. Devlet işleri her yıl belli bir ayda toplanan kurultayda görüşülüyordu. Kazakların idaresi beylerin elinde bulunuyordu. Hanlar da beyler arasından seçiliyordu. Han ve beylerin yanında adalet işlerine bakan hakimler vardı. Kabile ve boyların başında ise ak sakallılar bulunuyordu. 18. yüzyılın başında Kazakistan komşularının saldırısına uğradı. Örneğin 1723’te Güney Kazakistan’ı Kalmuklar aldı. Zira ordular(bölgeler) arasında anlaşmazlık Kazakları zayıflatmıştı.

Rusya, 18. ve 20. yüzyıllar arasında Kazakistan'da nasıl bir politika izlemiştir?

Asya ve Hindistan ticaret yolu üzerindeki yerlere göz diken Rus Çarlığı, Kazakistan’a saldırdı. 1731’de başlayan Rus işgali kısa sürede yayıldı. 1854’te Kazakistan’daki yönetim Rusların eline geçti. Çar I. Nikola yayınladığı ukaz (ferman) ile tüm Kazak topraklarının Rus egemenliği altına girdiğini bildirdi. Fakat, Kazaklar bu fermanı kabul etmediler. Yer yer isyanlar çıktı. Ruslar işgal ettikleri yerlere kendileriyle işbirliği yapacak idareciler atadılar. Böylece hem ticareti hem de idareyi ellerine aldılar. Halkı ezdiler, sindirdiler. Bu bölgelerde çeşitli okullar açarak bir yandan Rus kültürünü, diğer yandan da Hıristiyanlığı yaymaya çalıştılar. Ruslar, Kazak topraklarının devlete ait olduğunu bildirerek, Kazakların toprak sahibi olmasını önlediler. Kazakları kendi topraklarında kiracı duruma düşürdüler. 1889’da çıkarılan bir yasa ile Rus merkezi yönetimi köylülere istedikleri yerde yerleşme olanağı verince Rus aileler Kazakistan’a gelerek verimli topraklara yerleştiler. 1890 ile 1910 yılları arasında 3 milyona yakın Rus köylüsü Kazakistan’a yerleştirildi.

Rusya'daki Türkler, eğitim alanında nasıl bir politikanın izlenmesini istemişlerdir?

Rusya’da 1905’te meşruti yönetim kurulunca Kazak temsilciler de Duma’ya katıldılar. Özgürlüklerden yararlanan Rusya'daki Türkler, Rusya Müslümanları Kongresi adı altında çeşitli toplantılar yaparak sorunlarını tartıştılar. Eğitim ve kültür işlerinin her halkın kendi idaresinde yürütülmesi, ilkokullarda eğitim dilinin ana dilde yapılması, orta ve yüksek okullarda ise Türk diliyle yapılması ilkesini kabul ettiler.

Kazaklar, Rus Çar'ından neler istemişlerdir?

Kazak Türkleri, Rus Çarına başvurarak eğitim ve yazışmalarda Rusça ile Türkçenin kullanılmasını istediler. Kazaklar arasında dini propaganda yapılmamasını, Rus göçmen yerleştirilmesine son verilmesini, müslüman halka mülk edinme hakkının verilmesini istediler. Kazak adıyla bir gazete çıkaran müslümanları bilinçlendirmeye ve örgütlemeye yöneldiler. Birinci Dünya Savaşı başlayınca Kazak Türklerinin ellerindeki hayvanları Ruslar aldılar. 250.000 kişilik Kazak-Rus ordusu kuruldu. Bunun üzerine Kazaklar 1916’da isyan ettiler. İsyan çok sert bir şekilde bastırıldı. 40.000 aile isyan nedeniyle çöllere sürüldü. Sovyet Devrimi üzerine 1-11 Mayıs 1917’de toplanan Rusya Müslümanları Kurultayından sonra Alaş-Orda Partisi açıkça Kazak Türklerinin haklarını korumaya yöneldi. Ruslar buna tepki gösterdiler. Hatta bu partinin çalışmalarını durdurmak istediler. Kazaklar, Kızıl Ordu karşısında yenildiler. 1924’te Taşkent’te toplanan bir kongrede Türkistan’daki Türkler arasında ayrılıklar ortaya çıktı. Kazak, Özbek, Türkmen, Kırgız Komünist Partileri ayrı cumhuriyet olmak istediklerini bildirdiler. Sovyet yönetimi Eylül 1924’te bunların her birinin ayrı cumhuriyet olarak varlıklarını kabul etti.

Sovyet Yönetimi Kazakistan'da nasıl bir politika izlemiştir?

Sosyalist yönetim Kazakistan’da herşeyi devletleştirdi. Kooperatifler yoluyla üretim kontrol altına alındı. Ahmet Yesevi’nin ülkesinde ibadet yasaklandı. Arap alfabesi bırakılarak Kril alfabesinin kullanılması zorunlu kılındı. Sovyet politikasına uygun olarak Kazak Türklerini asimile etmek için büyük bir çaba harcandı.

Kazakistan'ın Bağımsızlığını Kazanması

Nazarbayev, Kazakistan'da hangi alanlarda başarılı çalışmalar yapmıştır?

1984 yılında Kazakistan Merkez Komitesi Sekreterliğine getirilen Nazarbayev’in kısa süre sonra Bakanlar Kurulu Başkanı olması, Kazakistan tarihinin dönüm noktası oldu. 22 Haziran 1989’da Kazakistan Komünist Partisi başkanlığına getirilen Nazarbayev, Mikhail Gorbaçov’un Glasnost-Perestroyka politikasına destek verdi. Bunun karşılığı olarakta Kazakistan’ın haklarının korunmasını sağladı. Kazakistan petrolünün, doğalgazının ve madenlerinin dış piyasada uygun fiyatla satılmasını istedi. İzlediği tutarlı ve akılcı politika ona büyük saygınlık kazandırdı. 1989 yılı Eylül’ünde resmi dilin Kazak Türkçesi olduğunu ilân etmesi halkın güvenini daha da arttırdı. Böylece Kazak Türkleri ana dillerine kavuştular. Ülkesini demokrasi ve serbest pazar ekonomisine geçirmek için önlemler aldı, düzenlemeler yaptı. Siyasal partilerin kurulmasına izin verdi. Azat (Hürriyet) Partisi Kazakistan’ın egemenliğini kazanmasında önemli rol oynadı. 26 Mart 1990’da seçilen parlamento 24 Nisan 1990’da Nazarbayev’i cumhurbaşkanı seçti. Nazarbayev parlamento desteği ile Rusların Kazakistan’daki nükleer deneme yapmalarını engelledi. 1 Aralık 1991’de yeniden 5 yıl için cumhurbaşkanı seçildi. Kazak geleneklerine uygun şekilde makamına oturdu. 16 Aralık 1991’de Kazakistan’ın bağımsızlığını ilân etti. Böylece Kazakistan Cumhuriyeti kurulmuş oldu. Nazarbayev’in öncülüğünde devlet bürokrasisinin yanısıra dil, edebiyat,kültür alanlarında ulusalcılık hız kazandı. Kruşçev zamanında kapatılan Kazak okulları yeniden açıldı. Kazak milliyetçiliğinin temel kaynakları yeniden incelenmeye başlandı. Kazakistan tarihi, sosyalist ideolojiden arındırılarak incelenmeye ve öğrenilmeye başlandı.

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

Kazakistan - Türkiye İlişkileri

Kazakistan ile Türkiye arasında ilişkiler nasıl gelişmektedir?

Kazakistan ile Türkiye arasında kurulduğu günden beri çok iyi ilişkiler bulunmaktadır. Kazakistan’ı ilk tanıyan ülke Türkiye olmuştur. Türkiye ile Kazakistan arasında çeşitli andlaşmalar imzalanmış, protokoller yapılmıştır. Türkiye 200 milyon dolar kredi vermiştir. Çok sayıda Kazak öğrencinin Türkiye’de okuması kabul edilmiştir. 1993’te Türkiye ile Kazakistan’ın ortak katkıları ile Hoca Ahmed Yesevi Uluslararası Kazak-Türk Üniversitesi kurulmuştur. Kazakistanla kurulan siyasal,sosyal,ekonomik ve kültürel ilişkiler her yıl giderek hızlanmaktadır. Kazakistanda 150 den çok Türk firması iş yapmaktadır. Türk firmalarının üstlendiği projelerin tutarı 900 milyon doları bulmuştur






Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:27 PM

C* Türk Dünyası C*
 

Kırgızistan

Özet Bilgi

Resmi Adı :Kırgız Cumhuriyeti
Bağımsızlık Tarihi :31 Ağustos 1991 Cumhurbaşkanı :Kurmanbek BAKİYEV
Yüzölçümü :199.900 km²
Nüfus :4.852.400 (1999)
Başkent :Bişkek
Başlıca Şehirler :Oş, Karakol, Tokmok, Calal-Abad, Kara-Balta, Talas Komşuları:Kazakistan, Çin Halk Cumhuriyeti, Özbekistan, Tacikistan
Din:İslam
Dil:Kırgızca (Devlet Dili), Rusça (Resmi dil olarak anayasal statü verilmiştir.)Para Birimi :Som
Resmi Tatil Günleri :
  • 1 Ocak Yeni Yıl
  • 7 Ocak Yılbaşı
  • 8 Mart Kadınlar Günü
  • 21 Mart Nevruz Bayramı
  • 1 Mayıs İşçi Günü
  • 9 Mayıs Zafer Bayramı
  • 31 Ağustos Bağımsızlık Günü
  • 5 Mayıs Anayasa Günü
  • Ramazan ve Kurban Bayramı 1 Gün Tatildir.

Kırgızistan
Prof.Dr. İhsan GÜNEŞ

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

(Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinden biri de Kırgızistan’dır.)

Kırgızistan'ın çevresinde hangi ülkeler bulunmaktadır?
Kırgızistan, Orta Asya’nın kuzey doğusunda bulunmaktadır. Kazakistan, Çin, Hindistan, Afganistan ve Özbekistan ile komşudur. Çin ve Göktürk kaynaklarına göre Kırgızlar, en eski Türk kavimlerinden biridir. Bağımsız yaşarken önce Hunların, sonra da Göktürklerin egemenliği altına girmişlerdir. Uygur Devleti’nin kurulması üzerine Kırgızlar bağımsızlıklarını ilân etmek istemişlerdir. Başlangıçta amaçlarına ulaşamamışlardır. Fakat bir süre sonra Uygurlardan ayrı, bağımsız bir varlık olmuşlardır. Bu da uzun sürmemiş, Çin saldırılarıyla perişan olmuşlardır. XIII. yüzyılda Moğollar Kırgızları da egemenlikleri altına almışlardır. Zaman zaman Moğollara karşı ayaklanmışlarsa da bu girişimleri kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Fergane Vadisi’nde Şahruh İbn Aşur Kul 1700’de bir hanlık kurunca, Kırgızlar gönüllü olarak bu hanlığın egemenliğini kabul etmişlerdir. Bir süre sonra da bu devletin yönetimini ele geçirmişler ve güçlü bir ordu kurmuşlardır. Hokand Hanlığı’nın güçlenmesi Çinlileri kaygılandırmıştır. 1757’de Hokandlar üzerine saldırmışlar ve Kırgızları yenmişlerdir. Kırgızlar özveri ile çalışarak bu yenilginin yaralarını kısa sürede sarmışlardır. Kıskançlık yüzünden Doğu Türkistan’ın en etkili gücü olan Buhara emirliği ile mücadeleye tutuşmaları, her iki tarafı da yıprattı. Her iki taraf da üstünlük mücadelesine Osmanlı Devletini de katmak istediler. Elçiler gönderdiler. Osmanlı Devleti bunlara yeterince ilgi gösteremedi. Birbirleriyle iyi geçinmelerini salık verdi.
Rusya, Kırgızistan'ın hangi yüzyılda işgal etmiştir?

Kenasar önderliğinde Kazakların Rusya’ya karşı isyanı önlenemezken, Kırgızların Kenasar’ı öldürmesi Rusların bölgede güçlenmesini sağladı. 19. yüzyılın ikinci yarısında Rusya tüm direnişleri kırarak Kırgızistan’ı işgal etti. Merkezi Taşkent olan genel valilik oluşturarak bölgeyi yönetti. Yöneticiler halkla uyuşamadı. Baskılar, yolsuzluklar arttı. Başkaldırılar ise zalimce bastırıldı. 1905’den sonra uyanmaya başlayan Kırgız Türkleri, 1916’da isyan ettiler. Zira Birinci Dünya Savaşı’na katılan Rusya, Türklerden asker topluyor ve onları cephelere sürerek kıyımlarına neden oluyordu. Buna bir tepki olarak isyan ettiler. Ancak düzenli Rus Ordusu karşısında başarılı olamadılar. 1917’deki Bolşevik Devrimi'nden sonra bağımsızlıklarını elde edeceklerine dair biraz umuda kapılmışlarsa da bu umutları da kısa süre sonra tükendi.
1924’te Taşkent'te toplanan bir konferansta; Kazak, Özbek, Kırgız ve Türkmenlerin ayrı ulus oldukları belirtilerek bunların birer cumhuriyet olması istendi. Nitekim Türkmenistan’daki Komünist Partilerin girişimi ile sınırlarını Merkez Toprak Komitesi’nin belirleyeceği Cumhuriyetler kuruldu (Eylül 1924).

Sovyet yönetimi, Kırgızistan'a yönelik nasıl bir politika izlemiştir?
1924 Ekim’inde de Kırgızistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti oluşturuldu. Zaman zaman Sovyetlerin merkeziyetçi, halkın elinde avucunda olanını almaya yönelik politikası tepkilere neden oldu. Özellikle Stalin döneminde baskılar iyice arttı. Halk susturuldu. Dillerini, kültürlerini yadsımaya yöneltildi. 1929 dan 1940’a kadar latin abc sini kullanan Kazakların daha sonra Kiril abc sini kullanmaları zorunlu kılındı. Böylece Sovyet yönetimi Kırgızları kültürel köklerinden kopartmaya çalıştı. Tam bir asimilasyon politikası izlendi.
Kırgızistan'ın Bağımsızlığını Kazanması
Gorbaçov’un Sovyet yönetimine gelmesinden sonra izlenen Glasnost (açıklık), Perestroyka (yeniden yapılanma) politikası, Kırgızların da bağımsızlığa kavuşmalarına olanak verdi.

Kırgızistan, hangi tarihte bağımsızlığını kazanmıştır?

27 Ekim 1990’da cumhurbaşkanı seçilen Asker Akayev, merkeziyetçi ekonomiden, liberal ekonomiye geçişi sağlayacak yasal düzenlemeler yaptı. Eğitim dilini Kırgızcaya çevirerek Kırgızların ulusal dillerini kullanmalarına, ulusal kültürlerini geliştirmelerine ve ulusal kimliklerini tanımalarına yardımcı oldu. 12 Aralık 1991’de Kırgızistan bağımsızlığını ilân etti.

Türkiye-Kırgızistan İlişkileri
Kırgızistan bağımsızlğını kazandıktan sonra Türkiye ile ilişkileri artmıştır. Türkiye Cumhuriyeti devlet ve hükümet başkanları Kırgızistan’ı, Kırgızistan devlet ve hükümet başkanları da Türkiye’yi ziyaret ederek ilişkilerin geliştirilmesine yardımcı olmuşlardır. Çeşitli alanlarda çalıştırılmak üzere Türk uzmanlar gönderilmiş, Kırgızistan’dan öğrenciler getirtilerek Türk üniversitelerinde okutulmuştur. Bişkek’te Anadolu Lisesi’nin açılması sağlanmış, gıda ilaç vb. yardımlar yapılmış ve çeşitli andlaşmalar, protokoller imzalanmıştır. Türkiye 50 milyon dolarlık insani yardımın yanında 75 milyon dolar da kredi vermiştir. Kırgızistanla kurulan ilişkiler de
her yıl giderek gelişmektedir

Daha Öncede forumda paylaşılan Kırgız Müziğinden örnekler:
Kat Cazam-Kırgızistan
Manas-Kırgızistan

Kırgız Kızı


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:27 PM

C* Türk Dünyası C*
 

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ

__________________

Özet Bilgiler
Resmi Adı: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Bağımsızlık Tarihi: 24 Ağustos 1991
Cumhurbaşkanı: Mehmet Ali Talat
Yüzölçümü :3.355 km²
Nüfus: 205.087 (1997)
Başkent: Lefkoşa
Başlıca Şehirler: Girne, Gazimağusa, Güzelyurt, Lefke Din: İslam
Dil:Türkçe
Para Birimi :Türk Lirası
Resmi Tatil Günleri :
  • Türkiye'deki tüm resmi tatillerin yanısıra
  • 1 Ağustos Milli Bayram
  • 15 Kasım KKTC'nin Kuruluşu Günü
__________________

Kıbrıs Doğu Akdenizde bir ada iken 1571 yılında Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı Donanmasıyla kuşatılmış ve Osmanlı Türklerinin eline geçmiştir. Hemen arkasmdan da adaya Anadolu'nun özellikle güney şehirlerinden yoğun Türk yerleşimi yapılmıştır. Ancak 1878 (93 Savaşı) OsmanlıRus Savaşı çıkınca Kıbrıs îngilizler'ebırakılmış ve burada Türk ve Rum toplulukları 1960 lara kadar ve dortyüz yıl gibi uzun bir süre banş içinde bir arada yaşamışlardır. 1960 da kurulan bağımsız ve egemen Kıbrıs devleti statüsünde Türkler ve Rumlar eşit haklar almışlardır. Bu süreç 1963 ve 1974 yılına kadar devam etmiş Rumlann "Enosis" düşleri nedeni ile 1974 te Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kıbrıs Anayasası'nın verdiği garantörlük haklarını kullanarak adaya barış için ve Türklerin can güvenliklerini korumak üzere asker çıkarmıştır. Böylecede adanın kuzey bölgesine % 33 Türkler, Güneyine de Rumlar toplanmıştır. Rumlann uzlaşmaz tutumları karşısında ise Türkler Kuzey Kıbrıs Federe Türk Devletlerini ilan etmişlerdir. Bu olaydan sonrada sayıları az da olsa adaya yeni göçmenler yerleşmişlerdir.

Coğrafi Konumu:


Kıbrıs tarihte pekçok halkların ve ulusların kaynaştığı 3355 km2 toprağa sahip ve doğal kaynakları, ılıman iklimi nedeni ile sürekli göç almıştır. Bu kavimler Yunanlılar, Ermeniler, Lübnanlılar, Osmanlılar ve Anadoludan gelen Türklerdir. Türk bölgesinin önemli yerleşim yerleri, Lefkoşe, Gime, Magosa dır.

Ekonomi

Osmanlı Devletinden beri Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu küçük çiftçilerdir. Tarımla; meyve, sebze, turunçgiller yetiştirerek geçimlerini sağlamışlardır. Son zamanlarda turizınde gelişmiş dunımdadır. Kıbrıslı kadınlar son otuz yıla kadar ev işleriyle uğraşmış yeni yeni memur, işçi, öğretmen gibi mesleklerde çalışma ve iş yaşamına girmeye başlamışlardır.
Kıbrıs ekonomisi 1983 yılından sonrada Türkiye ekonomisiyle uyum eöstermiş ve para birimi olarak Türk Lirasını seçmişlerdir.

Eğitım:

Osmanlı Devleti yönetiminden beri Kıbrıs'daki toplumların eğitimi özerk bulunmaktadır. Kıbrıs'ta çocuklar 6 yaşında ilkokula başlamakta, üç yıl ortaokulu, üç yılda lise öğrinimini sürdiirmektedirler. Ayrıca K.K.T.C. ilkokul öğretmeni yetiştiren kurumları da bulunmaktadır.
Yüksek öğrenim ise Doğu Akdeniz Üniversitesi gibi devlet ve özel iiniversiteler eliyle yürütülmektedir. Kıbrıs'a Türkiye'den öğretmen gönderilerek eğitim hizmetlerine destek olunmaktadır ve herkes bu hizmetlerden yararlanmaktadır.

Sağlık hizmetleri devletin denetimindedir. Bu hizmetler devlet eliyle yürütülmektedir.


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:27 PM

C* Türk Dünyası C*
 



__________________

Özet Bilgi

Resmi Adı: Özbekistan Cumhuriyeti
Bağımsızlık Tarihi: 01 Eylül 1991
Cumhurbaşkanı :İslam KERİMOV
Yüzölçümü :447.400 km²
Nüfus :24.755.519 (Temmuz 2000)
Başkent:Taşkent
Başlıca Şehirler:Semerkant, Buhara, Hiva, Fergana, Andican, Namangan, Urgenç, Nukus, Nevai
Komşuları:Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Türkmenistan Din:İslam
Dil:Özbekçe
Para Birimi :Özbek Somu
Resmi Tatil Günleri:
  • 1 Ocak Yeni Yıl
  • 14 Ocak Vatanı Savunanların Günü
  • 8 Mart Kadınlar Günü
  • 21 Mart Nevruz
  • 9 Mayıs Anma ve saygı Günü
  • 1 Eylül Bağımsızlık Günü
  • 1 Ekim Öğretmenler Günü
  • 8 Aralık Anayasa Günü
  • Ramazan Bayramı 1 gün
  • Kurban Bayramı 1 Gün
__________________

Özbekistan
Prof.Dr. İhsan GÜNEŞ

Özbekistan'da Türk kültüründe önemli hangi merkezler bulunmaktadır?

Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan, Afganistan ile çevrilmiş olan Özbekistan Orta Asya’da yeni bağımsızlığını kazanmış Türk kavimlerinden biridir. Başkenti Taşken'ttir. Yüzölçümü 4.447.400 km2 dir. Türk kültüründe önemli yerleri olan Semerkant, Buhara ve Fergane bu ülkededir. Altın Ordu Hanı Özbek (1312-1340)in soyundan gelenler Fergane çevresindeki Türkleri bir araya toplayarak bir devlet kurmuşlardır. Bu devlete Özbek Devleti, halkına da Özbekler denilmiştir. Cengiz Han döneminde Moğolların egemenliği altına alınmışlarsa da kendi kimliklerini koruyabilmişlerdir. Moğollar devrinde taht mücadelelerinden uzak kalmışlardır. Bu durum onların büyük bir güç olmalarına olanak sağlamıştır. Ebu’l Hayr Han’ın çabalarıyla Özbekistan tekrar bağımsızlığın kazanmıştır (1428). Ancak Kalmukların ve Oyratların saldırısına uğramışlar, siyasi birliklerini kaybetmişlerdir. XVI. yüzyıl başında Timurların egemenliğinden kurtularak Maveraünnehr’in kuzey kesimini kontrolleri altına almışlardır. Daha sonra da Türkistan'a hakim olmuşlardır. İran'da büyük bir güç haline gelen Şah İsmail, Özbekleri tehdit etmeye başlamıştır. İki Türk devleti arasında savaş çıkmış ve Özbekler büyük kayıplar vermişlerdir. Şah İsmail, Yavuz Sultan Selim’e yenilince Özbekler ile Osmanlılar arasında ilişki kurulmuş, İran Şiilerine karşı birlikte mücadele yürütülmüştür. XIX. yüzyılda Rusya’nın büyüme politikası Özbekistan’ın da işgaline yol açmıştır.Zira bu sırada Özbekistan’da çeşitli hanlıklar vardı.

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

Bolşevik Devrimi'nden sonra Özbekistan'da nasıl bir siyasal hareket gelişmiştir?

1917’de Bolşevik Devrimi olunca Özbekistan’da da Çar yanlıları ile Bolşevik yanlıları karşı karşıya gelmişlerdir. Beyaz Ordu ile Kızıl Ordu kıyasıya savaşmıştır. Özbek Türkleri Hokand’da bir halk şurası kurarak bağımsızlıklarını ilâna yönelmişlerdir. 11 Aralık 1918’de 10 kişiden oluşan bir icra komitesi bile seçmişlerdir Fakat Ruslar bu icra komitesini tanımamış,. 22 Şubat 1918’de Hokand’ı işgal etmişlerdir. Özbek Türkleri bağımsızlıklarını elde etmek için silahlı mücadeleye atılmıştır. Sovyetler bunu basmacılık (haydutluk) olarak nitelendirmişlerdir. Halk tabanına dayalı olarak gelişen basmacılık hareketini bastırmada Ruslar başarılı olamamamışlardır. Olayların ciddiyetini kavrayan Sovyet yönetimi, Türkistan Cephesi adıyla bir cephe kurmuş komutanlığına M.W. Frunze’yi atamıştır. Enver Paşa’nın Türkistan’a gelmesi Türklere yeni umut vermiştir Özbekler, Enver Paşa’nın etrafında toplanmak istemişlerdir. Ancak başta Zeki Velidi olmak üzere bazı ileri gelenler Enver Paşa’ya soğuk davranmaları bu birleşmeyi önlemiştir. Enver Paşa, Orta Asya İslâm Devleti kurmak için Ruslarla savaşmaktan vazgeçmemiştir Duşenbe’yi Ruslardan kurtarmasına rağmen uzun süre burayı elinde tutamamıştır 4 Ağustos 1922’de Belçevan Köyü’nde öldürülmesi bağımsızlık hareketini zayıflatmıştır. 1924’te Kızıl Ordu Özbekistan’a hakim oldu. Eylül 1924’te Rus Komünist Partisi’nin kararı ile Merkez Toprak Komitesi, Sovyet Sosyalist Özbek Cumhuriyeti’nin kurulmasını kararlaştırdı.

Özbekistanın Bağımsızlığını Kazanması

1989 yılı Haziranında Özbekistan Komünist Partisi Birinci Sekreterliğine İslam Abdulganiyeviç
Kerimov’un getirilmesinden ve Sovyetler Birliği'nin dağılmaya başlaması üzerine bağımsızlığa doğru giden yol açıldı. Zira Mart 1990’da başkan seçilen Kerimov, Sovyetlere karşı bir politika izledi. Rusya’nın Özbekistan’ı hammadde deposu olarak gördüğünü bunun da Özbek halkını geri bıraktığını belirtti.

Kerimov, Özbekistanda hangi alanlarda çalışmalar yapmıştır?

Kerimov, Özbekçeyi resmi dil ilan etti. Özbekistan anayasasında hiçbir etnik gruba ve azınlığa anayasadaki yurttaşlık hakları dışında bir hakkın verilmesine izin vermedi. Özbek ulusçuluğunun geliştirilmesine önem verdi. Rusçanın çeşitli alanlardaki etkinliğini azaltmaya başladı. Nitekim televizyon programlarındaki Rusçanın ağırlığı giderek azalmaktadır. Halkından güç alan Kerimov, 31 Ağustos 1991’de Özbekistan’ın bağımsızlığını ilân etti. 29 Aralık 1991’de de Cumhurbaşkanlığı‘na seçildi. Ekonomiyi liberalleştirdi, sistemi demokratikleştirdi. Rusya Federasyonu ile çatışmaya girmedi. Birleşmiş Milletlere, Avrupa Güvenlik ve İnsan Haklarına üye oldu. Türkiye ile sıcak ilişkiler kurmaya özen gösterdi. Türkiye, Özbekistn’a 250 milyon dolar kredi açtı. Türk iş adamları ise 700 milyon dolarlık iş yaptı. Özbek öğrencilerin Türkiye'de eğitim görmeleri sağlandı. Özbekistan'da Türk okulları açıldı.






Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:27 PM

C* Türk Dünyası C*
 

Özet Bilgi Resmi Adı: Türkmenistan
Bağımsızlık Tarihi: 27.10.1991
Cumhurbaşkanı: Saparmurat TÜRKMENBAŞI
Yüzölçümü: 488.100 km²
Nüfus : 5.368.400
Başkent: Aşgabat
Başlıca Şehirler : Aşgabat, Mari (Merv), Türkmenbaşı (Krasnovotsk), Türkmenabat (Çarçöv), Balkanabat (Nebitdağ), Köhne Ürgenç, Atamurat (Kerki)
Komşuları: İran, Afganistan, Özbekistan, Kazakistan
Din: İslam
Dil: Türkmence
Para Birimi: Manat
Resmi Tatil Günleri:
  • 1 Ocak "Yılbaşı Tatili" 1 gün
  • 12 Ocak Göktepe Kalesi'nde Şehit Olanları Anma Günü
  • 19 Şubat Bayrak Bayramı (Türkmenistan Devlet Başkanı Sayın Saparmurat Türkmenbaşı'nın Doğum Günü)
  • 8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü
  • 21 Mart Nevruz Bayramı
  • 8 Mayıs İkinci Dünya Savaşında Şehit Düşenleri Anma Günü
  • 9 Mayıs Zafer Günü
  • 18 Mayıs Anayasa Günü (Kalkınma ve Birlik Günü)
  • 6 Ekim Aşgabat Depreminde Şehit Düşenleri Anma Günü
  • 27-28 Ekim Bağımsızlık Bayramı
  • 12 Aralık Tarafsızlık Bayramı
  • Ramazan Bayramı 1 gün
  • Kurban Bayramı 3 gün
__________________

Türkmenistan
Prof.Dr. İhsan GÜNEŞ
Türkmenistan; güneyden İran, güneydoğudan Afganistan, kuzeydoğudan Özbekistan, kuzeyden Kazakistan ve batıdan Hazar Denizi ile çevrilmiş 488000 km2 alana sahip bir Türk Cumhuriyeti’dir. Ülke; Balkan, Aşkabad, Meru, Çarju ve Taşauz gibi 5 eyalete ayrılmıştır.

Türkmenistan, Türk tarihinde neden önemlidir?

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

Türkmenistan’ı genel Türk tarihinden soyutlamak zordur. Zira günümüz Türkmenlerinin boyu Asya ve Ortadoğu’da önemli bir konuma sahip bulunmuş olan Büyük Selçuklu Devleti'nin de asli unsurunu oluşturmuştur. Türkmenlerin büyük bölümü önce Cengiz, sonra da Timur İmparatorluğu’nun egemenliği altında yaşamıştır. Merkezi otoritenin kaybedilmesi üzerine ülkede çeşitli Hanlıklar türemiştir. Hanlıklar arasındaki mücadele Türkmenistan’a göz diken ülkeler için iyi bir fırsat yaratmıştır. Hive Hanı Ebu’l-Gazi Bahadır Türkmenlere büyük zarar vermiştir. Bunun yanında İran hükümarı Nadir Şah’ın da Türkmenlere büyük zarar verdiği görülmektedir. Türkmenistan'ın ulusal şairlerinden Mahdum Kulu şiirlerinde Nadir Şah’ın zulmünü ülkenin talan edilişini, insanların öldürülüşünü dile getirmiştir. Rusya ile Kafkaslarda girdiği mücadeleyi kaybeden İran’ın Türkmenler üzerine saldırısı giderek artmış ve 19. yüzyılın ilk yarısında Türkmenleri hayli zayıflatmıştır. 1858’de Mancuk Tepe’de yapılan savaşı İranlıların kaybetmesi Türkmenleri biraraya toplamak açısından yararlı olmuştur. Kırım Savaşı’nda (1853-1856) Osmanlı ve O'nun bağlaşığı devletlere karşı yenilen Rusya, gözünü Orta Asya’ya çevirmiştir. Gerekli askeri hazırlığı yaptıktan sonra 1864’ten başlayarak kısa sürede Orta Asya’yı bu arada Türkmenistan’ı da ele geçirmek için yoğun bir çaba içine girmiştir. Nur Verdi Han başkanlığında toplanan Türkmenler, Ruslarla mücadeleye karar vermişlerdir. Bu mücadele sırasında İngilizlerden, İranlılardan yardım istemişlerdir. Fakat iki devlette gereken yardımı yapmamıştır. Sonuçta Ruslar, Türkistan’ı tümüyle ele geçirmiştir. Türkmenler, Rus işgalini içlerine sindirememişlerdir. Rus yönetimi Türklere ağır vergiler koymuş,. zengin topraklar tekstil sanayisinin hammadde ihtiyacını karşılamak üzere pamuk ekimine ayırmıştır 1905’ten sonra Türkmenistan’da inceleme yapan K.K. Palen başkanlığındaki bir heyet Türkmenistan’da görev yapan Rus subay ve sivil yöneticilerin üçte ikisinin hırsızlık, rüşvet, katillik ve sahtekârlık yaptığını saptamıştır. Türkmenler yer yer isyan etmişler fakat başarılı olamamışlardır. 1917 Devrimi'nden sonra da Rus işgalina karşı başkaldıran Cüneyd Han, 1918-1920 yılları arasında Hive’deki Rus birliklerini kovarak buraya egemen olmuş ise de Özbeklerle anlaşamaması üzerine Kızıl Ordunun saldırısına uğramış ve Karakum Çölüne çekilmek zorunda kalmıştır. Ancak 1931’e kadar Rusları rahatsız etmekten geri durmamıştır.

Türkmenistan, hangi tarihte SSCB'ne katılmıştır?

Türkmenistan Komünist Partisinin ektinliği giderek arttı. Zaman zaman Türk Komünist Partilerin birlikte hareket etmeye çalıştıkları görüldü ise de buna izin verilmedi. Ancak her Türk Komünist Partisinin isteği olan ayrı Cumhuriyet isteğini Türkmenler de kabul etti 1924’te Türkmenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. Böylece Türkmenistan’ın Sovyetler Birliği’nin bir parçası olduğu kabul edildi.

Türkmenistan'ın Bağımsızlığını Kazanması

Sovyet rejiminin Türkmenistan’da yerleşmesini engellemeye çalışan Türkmenler, Sovyet yöneticilerince çeşitli suçlarla suçlanarak cezalandırıldılar, sürgüne gönderilerek ülkeden uzaklaştırıldılar. Türklerin direnişleri diğer cumhuriyetlerde olduğu gibi çok kanlı bir şekilde bastırıldı. Bu durum Gorbaçov’un devlet başkanı olmasına kadar sürdü.

Türkmenistan'ın bağımsızlığına ulaşması hangi aşamalardan geçerek gerçekleşmiştir?

Türkmenistan’da sınıf esasına dayanan proletarya ve kolhoz edebiyatı geliştirildi. Türkmenistan’ın kendi ulusal kimliğini ortaya koyacak ulusal kültürün geliştirilmesi önlendi. Sovyet okullarından yetişen Türkler, ulusal kimliklerinin bilincine vardıktan sonra kurtuluşa doğru giden yol kısaldı. Bilim, sanat ve kültür alanında yetişen bir çok Türkmen, Gorbaçov’un başlattığı açıklık ve yeniden yapılanma politikasına paralel olarak bağımsız Türkmenistan Cumhuriyetini kuracak girişimleri başlattı. Türkmen aydınları Sovyetlerin kültürel asimilasyonu ve sömürgeci davranışlarına karşı seslerini yükselttiler. Ulusal kimliklerini dışa vurmaya yöneldiler. Türkmenistan Komünist Partisi başına getirilen Leningrad Üniversitesinde okumuş Komünist Partisinin her kademesinde görev yapmış olan Sapar Murat Atayeviç Niyazov, önce Türkmenler arasındaki kabilecilik ayrışmasını durdurdu. Türkmen aydınlarıyla işbirliği yaparak Sovyetlerin Türkmenistan’ı sömürdüğünü, aldığından daha az para vererek halkı fakirleştirdiğini yüksek sesle dile getirdi. Ulusal kimliğin simgesi olan Türkmen diline sahip çıktı ve Rusçanın yanında resmi dil olmasını sağladı. 1990’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini %99.5 oy ile kazandı. Rusya’da Sovyet sistemi çökerken Niyazov ,Türkmenistan’ın bağımsızlığı konusunda halk oyuna başvurdu ve halkın %93’ünün bağımsız olmak istediğini, bu oylama ile tespit etti. Nitekim, Türkmenistan Parlamentosu 27 Ekim 1991’de oybirliği ile Türkmenistan’ın bağımsızlığını kabul ederek tüm dünyaya duyurdu.

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

Türkiye-Türkmenistan İlişkileri

Türkmenistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke hangisidir?

Türkmenistan’ın bağımsızlığını ilk tanıyan ve ilk elçiliği açan ülke Türkiye olmuştur. Türkmenistan’ın tanınması, Birleşmiş Milletlere AGİK’e üye olması için büyük çaba göstermiştir. Türkmenistan’ın Türkiye’ye coğrafi yakınlığı, ekonomik zenginliği iki ülke arasındaki ilişkilerin sıcaklığında belirleyici olmuştur. Zira Türkmen doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya pazarlanması Türkmenistan’ın ekonomik bakımdan kalkınmasına yardımcı olacaktır.

Türkiye ve Türkmenistan arasında hangi alanlarda işbirliği yapılmaktadır?

Türkiye siyasal, sosyal, ekonomik bakımdan olanakları ölçüsünde Türkmenistan’ı desteklemekte ve bu konuda çeşitli anlaşmalar yapılmaktadır. Bunlar eğitim, bilim, kültür, sanat, gençlik ve spor, radyo ve televizyon alanlarında Türkmenistan’dan gelecek öğrencilerin Türkiye’de yetiştirilmesi, lâtin alfabesine geçişte Türkiye’nin yardımcı olması vb. dir. Ayrıca, Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı Merkezinin kurulması 2500 hatlık bir santralin Türkiye tarafından kurulması, havaalanının yapımını bir Türk firması tarafından üstlenmesi de gerçekleştirilmektedir. 1992’de Türkiye’ye 2000 öğrenci gelmiştir. 1992-1993 ders yılında Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksek Okulu’nda 14 Türkmen öğrenciye pilotluk eğitimi verilmiştir. Türkmenistanla ilişkiler her yıl giderek daha da gelişmektedir. Türkmenistan, Türkiyenin açtığı 91 milyon dolarlık kredinin tümünü kullanmıştır.

Ekonomi
Türkmenistan topraklannın büyük bölümü çöldür. Tarıma elverişli toprakları sadece % 3'tür. Türk Cumhuriyetleri arasında Özbekistandan sonra ikinci pamuk üreticisi ülke durumundadır. Bitki örtüsü yönünden yoksuldur. Ancak zengin maden yataklarına sahiptir. Buğday, sebze, üzüm, kavun, karpuz, yetiştirmektedir.
Bu ülkenin başlıca doğal kaynaklan; doğal gaz, krom, sodyum sülfat, sülfür, kurşun, galyum, krom, bentonit, petrol. Enerji üretimi doğal gaz çevrimli santrallarla yapılmaktadır. Yıllık üretim 15 milyar kwh dır.

Tarım ve Hayvancılık

Türkmenistan milli gelirin % 48'ini tarım sektöründen alır. Bu nedenle bir tarım ülkesi görünümündedir.Ceyhun (Amu Derya) Irmağının getirdiği alüvyonlu topraklarda tarımın yapılmasına elverişlidir. Özellikle toprak ve iklim koşulları sulamayı zorunlu kılmaktadır.
Türkmenistan'da tarımsal üretimin büyük bölümü kolhoz ve sohvozlarda (devlet kuruluşları) yapılır. En çok pamuk üretimidir ve onu tahıllar ve yem bitkileri izlemektedir. Şeker pancarı, seracılık da önemli yer tutar. Hazar kıyıları subtropik iklime sahip olup meyvecilik önemlidir. Ve ülkede gıda sanayi %14 paya yükselmiştir. Türkmenistan'da küçükbaş hayvan yetiştiriciliği gelişmiş olup Astragan Kürk yapımı ileridir.

Sanayi

Türkmenistanda ağır sanayii merkezi planlama yürütmekte olup, silah ve ağır sanayiye öncelik verilmektedir. Özellikle 1994-1995 sonrası, petrol rafinerileri, gaz çıkarılnıası, kimya sanayii ve makine imalatı, gübre, tekstil ürünleri ve Hazar Denizinde sülfür endüstrisi gelişme göstermiştir. Bu sektör genelde doğal kaynaklara, enerji ve Pamuk'a dayaldır. İki büyük petrol rafınerisinin yıllık kapasitesi 55 milyon tondur. Çimento, suni gübre, bira, konserve, meşrubat, et sanayi, süt sanayi, yem sanayi önemli gelişmeler göstermiştir. Makine endüstrisi, petrol makinaları, vantilatör ve buldozer'dir.

Ulaştırma

Türkmenistan ulaşımını, demiryolu, karayolu, havayolu ve deniz yoluyla yapmaktadır. Demiryolları, ağının uzunluğu 2.138 km dir. Yük taşımacılığı demir yollarına kaydırılmış olup bu yolların hir hölümü de çift hatlıdır. Türkmenistan demiryolları İngiltere Rusya-Çin hattı üzerinde önemli bir bağlantı noktalarınını, ileride oluşturacaktır. Karayolu: Türkınenistanda 21.400 km uzunluğunda bir karayolu ağı bulunmaktadır. Deniz yolu olarak Hazar Denizi kıyısındaki Krasnovodsk (Türkmenbaşı) limanı önemli bir ulaşım merkezidir. îleride nehiryollarıy'a Avrupa'ya bağlanması düşünülmektedir. Havayolu ulaşımı ise Aşgabat Türkmenbaşı hava limanından yapılmaktadır.

Eğitim

12 Nisan 1993 tarihinden itibaren Kiril harfleri bırakılarak belli bir süreç sonra Latin harflerine (alfabesine) geçilmesi kararlaştırılmıştır.
Türkmenistan'da 8 yıllık zoruıılu eğitim bulunrnaktadır. Ayrıca 8 yıllık meslek okulları ve bunlara bağlı 4 yıllık yüksek eğitim okulları vardır.
Ülkede Makdum Kulu Devlet Üniversitesi ve Türkmenistan Bilimler Akadenıisi mevcuttur.

Sağlık ve Sosyal Güvenlik

Sağlık hizmctleri tamamen devlet tarafınndan verilmekte olup, askeri ve demiryolu personeli kendi kurumları tarafından bıı hizmeti almaktadır.
Sağlık sektörü dört bölümde yürütülmckledir.
  • Araşıtrma hastahaneleri
  • îl şehir düzeyinde sağlık kuruluşları, doğumevi ve dispan.serleri
  • îlçe düzeyinde sağlık kuruluşları
  • Köylerde, köy hastalıaneleri, doğumevleri
Bunlann yanında koruyucu sağlık hizmetleri de sağlık sektöründe önemli yer tutar.
Türkmenistanda sosyal yardımın büyük çoğunluğu emekli fonundan karşılanmaktadır.
Emekli ve Sosyal Güvenlik fonları çalışırken Maliye Bakanlığının kestiği kesintilerle ödenmektedir.
Türkmenistan'a T.C. tarafından büyük yatırımlar götürülmüştür. Türkmenistan, BM'e diğer uluslararası kuruluşlara üyedir.
Devlet Televizyon Kuruluşu vardır. Özel televizyon yayını bulunmaktadır.


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:27 PM

C* Türk Dünyası C*
 

TATARİSTAN ÖZERK CUMHURIYETİ



Rusya Federasyonu'na bağlı Özerk Cumhuriyettir.

30 Ağustos 1991 tarihinde Özerkliğine kavuşmuştur.
Yüzölçümü :68.000km2
Nüfusu : 3.642.000
Başkenti : Kazan

TATARLAR KIRIM - KAZAN ve İDÎL TATARLARI

İdil-Kama bulgarları ile 13. yy. da Orta Asya'dan bu bölgeye gelen Kıpçak Kuman Türklerinin torunlan olarak verilmektedirler. Tatar adı kaynaklarda iki Türk boyu için kullanılmaktadır. Bunlar Kazanlılar ve Kırımlılardır.

Tatarlar bugün Rusya Federasyonunda, Ukrayna'da ve Kafkaslarda, yedi milyonun üzerinde yaşamaktadırlar. Tatarların tarihinde ilk olarak on beşinci y.y. dan sonra Kırım ve Kazan Tatar Hanlıkları kurulmuştur.

KIRIM TATARLARI



Karadeniz'in kuzeyindeki yarımadadan adını alan bu Türk boyu, Orta Asya'dan 1500 yıl önce Kırım'a göç eden Hun, Kıpçak, Peçenek, Hazar ve Oğuz boylarından oluşmaktadır.

Güçlü, şanlı ve büyük bir devlet olarak Kırım Yarımadası'na ve Karadeniz'in kuzeyindeki Kıpçak topraklarına egemen olan Kırım Türkleri - Tatarları, Moskova'ya da girerek Moskova prensliğinivergiye bağlamışlardır. Kırım, karadan Kırım Hanı 1. Mengeli Geray, denizden de Gedik Ahmet Paşa tarafından kuşatılarak Osmanlı topraklarına katılmıştır.

18. yy. kadar Kırım Hanlığı adı altında egemenliklerini sürdürmüşlerse de 18. y.y da Çarlık Rusyası'nın egemenliği altına girmişler, bu arada da Osmanlı împaratorluğu'na büyük göçler etmişlerdir. îkinci Dünya Savaşı öncesi ise Kırım SSCB Özerk bölgesi olarak isimlendirilmiş ancak, îkinci Dünya Savaşında Alman ordularıyla işbirliği yaptıklan gerekçesiyle Stalin tarafından Orta Asya'ya ve Sibirya'ya sürülmüşlerdir. Bu Sürgün yaşamları SSCB'nin 1991'de çökmesine kadar devamı etmiştir. Bu tarihten sonra ise Anayurtları olan Kırım'a-Bahçesaray'a dönmek için büyiik girişim ve çaba göstermişler, yer yer de yurtlarına dönmüşlerdir.
Hemen şunu belirtelim ki Rusya'da yaşayan Türklerin içinde Azerbaycan'ın yanında ulusçuluk duygulannın geliştiği halk Tatarlardır. îsmail Gaspıral'ı 1883 te Bahçesaray'da çıkarmaya başladığı "Tercüman" gazetesi ile Türklük bilincini yaymış "dilde, fıkirde, iş de" birlik idealini savunmuştur. Yusuf Akçura, Gazi Giray bu düşüncelerin yanında yer almışlardır.

Halen Ukrayna'ya bağlı Kırım Özerk Parlamentosunda, Kırım Tatarlarından seçilmiş 14 milletvekili vardır. 1991'den sonra Kırım Hükümetinden bir başkan yardımcılığı, 2 bakanlık almıştır.

Kırım'ın tarihi, coğrafi, sosyal ve siyasal önemi büyüktür. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti her bakımdan Kırım'a yardım elini uzatmakta ve Türkiye'nin kuzey komşusu Ukrayna ve Rusya Federasyonuyla ilişkilerinde Kınm Tatar-Türklerinin köprü görevini görebileceği inancını taşımaktadır.

İDİL-VOLGA TATARLARI (KAZAN)

Bugünkü Kazan Tatarları İdil-Kama Bulgarları ile 13. yy da Orta Asya'dan Kazan bölgesine gelen Kıpçak Kuman Türkleridir.

1920 de Kazan bölgesinde Tatar Özerk SSCB kurmuşlardır. Tatarların bir bölümü bugün Özerk Başkır Rusya Federasyonun'da yaşamakta olup bunları Rusya'nın Güney steplerinden gelen göçebe Türkler oluşturmuştur. Ayrıca Tatarların % 20 si Orta Asya'da, Özbekistan'da, Kazakistan'da olup 500 bin Tatar da Sibirya da yerleşmiştir. Aynca, Türkiye'ye de Tatar göçü olmuştur.

Tatarlarda kentleşme oranı yüksek ve uygar (medeni) bir yapıları vardır. Kazan da bir Devlet Üniversitesi bulunmakta olup eski ve edebi dile, tarihsel geleneğe, güçlü bir burjuvaziye ve çok sayıda aydına sahiptirler. Kiiltür dili olarak Kazan Tatarcasını kullanırlar.

Kazan Tatarları üstün bir konukseverliğe sahiptirler. Bütün evrensel ve iyi değerleri taşımaktadırlar. Uygarlık ölçüleri yüksektir. Cana ve insana yakındırlar. Sıcak yaradılışlı olup güven vericidirler. Tarihten gelen Tatar Halkının ve Hanlarının onur duygularını taşımaktadırlar.

Bugün Rusya Federasyonunu içinde Özerk Tataristan Cumhuriyeti kurulmuştur. Başkenti Kazan'dır. Tataristaıı'ın nüfusu 3.640.000 dır. Yüzölçümü ise 68.000 km2 dir.

Kazan, görkemli yapılarıyla, geniş caddeleriyle, kültür ve sanat yapıtlarıyla (doğal güzellikleriyle), müzeleriyle, yeşil alanlarıyla önemlidir.

Ekonomik Durum

Tatar ekonomisi tarım ve hayvancılığa bağlı olmakla birlikte, deri, kumaş, metal işleme ve petrol üretimi, doğal gaz, uçak fabrikası, bilgisayar ve optik aletler fabrikaları bulunmaktadır. Endüstri de gelişmiştir. Ortalama yılda 100 milyon ton petrol üretmektedir.
Gıda, içki, tütün, dokuma, orman ürünleri, kağıt, lastik, plastik, sanayii, kimya, gübre, cam, elektrik, gemi inşaat, demirçelik, çimento, elektronik, uçak, imalat, sanayii kollarıda gelişmiştir.

Ulaştırma

Demiryolıı, denizyolu. havayolu, karayolıı ve boru hatlanyla ulaştırma yapılmaktadır.

Eğitim

Eğitim Rusça ve Tatarca yapılmaktadır. Okur yazar oranı % 100 dür. 1925-26 yılından sonra latin harflerine geçmişlerdir. Tataristanda eğitimin milli yönü ağır basmaktadır. Ülkede 13 üniversitede, 70.000 öğrenci bulunmaktadır. Kazan Üniversitesi, Avrupa'nın üçüncü en eski üniversitesidir. Ana okulu 63 olup 58.000 öğrenci okumakta, 2320 orta okulda ise (10 yıllık) 505.000 öğrenci bulunmaktadır. Ayrıca ülkede 1800 kiitüphane vardır ve 135 gazete çıkarılmaktadır. 14. yy da müslümanlığı kabul eden Tatarlar, Türkistan'ın islamlaşmasında önemli yer tutmuşlardır. Rusya Federasyonu'nun en zengin ve en gelişmiş Özerk Cumhuriyetidir.






Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:28 PM

C* Türk Dünyası C*
 


GAGAUZ RESMİ BAYRAĞI

.

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

GAGAUZ GELENEKSEL ARMASI

(Aynı zamanda Komrat belediye Arması)

GAGAUZYA HARİTASI

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

Gagauzyanın Kısa Tarihçesi:

Şu an yaklaşık 250 bin Gagauz eski SSCB topraklarında yerleşiktir. Büyük bir kısmı Moldova güneyi'ndeki Bucak yöresinde yaşamaktadır. Gagauz köyleri Ukrayna'daki Odesa ve Zaporojye Illeri'nde, Romanya, Kazakistan, Kırgızıstan, Özbekistan ve Kabarda'da da yer almaktadır. Moldova'da "Gagauz Cumhuriyeti" dışında, Kişinev'de 8.000, Bender'de 1.600 ve Dinyester nehrinin kuzey yakasında 3.300, Balkanlar'daki Bulgaristan ve Yunanistan'da yaklaşık 20 bin Gagauz yaşamaktadır.

Gagauzlar Ortodoks Hristiyan kökenli etnik Türklerdir Bizans yazılı kaynaklarında Oğuzlar XI Yüzyılda Tuna nehrini geçip Balkanlardaki Makedonya, Paristrione, Yunanistan ve Bulgaristan.da yerleşen göçebe boyları olarak kaydedilmiştir. XI. Yüzyılda Balkanlara göç eden Gagauzlar Ortodoks Hristyanlığını kabul etmişler daha sonra Osmanlı yönetimi altında kalmışlardır. XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Balkanlarda başlayan ve bağımsız olma hedefini güden hareketler sırasında Bulgarların baskısına dayanamayan Gagauzlar, 1750-1846 yılları arasında Tuna ırmağı üzerinden Rusya'ya göç etmişler ve Tuna bölgelerine (1769-1791) ve Besarabya'ya (1801- 1812) yerleşmişlerdir. Ruslar Gagauzlara toprak vererek Tuna sınırı boyunda yerleşmelerini sağlamışlar ve Rusça öğrenmelerini kolaylaştıracak bir ortam yaratmışlardır. Moldova'da yaşayan ve Türkçe konuşan, Ortodoks Hıristiyan Gagauz halkının bir bölümü XIX. Yüzyılın başında Türk - Rus savaşları sırasında Bulgaristan'dan Moldova'ya gelmiş ve 1906 yılındaki < 15 günlük bağımsızlık dönemi dışında, sırasıyla Rus, Romen ve Sovyet yönetimi altında yaşamışlardır.

Çok sayıda tarihçi, etnograf ve dil uzmanları XIII. Yüzyılda Dobruca topraklarında Idari Merkezi Korbuna şehri olan "Dobruca Prensliği" veya "Uzi Eyalet" adı altında kurularak iki yüzyıldan fazla yaşamış devlete sahip olan Gagauzları Türk Dünyası'nın en orjinal halklarından biri olarak kabul etmektedirler.

Köylülerin ayaklanması sonunda Komrat Cumhuriyeti.nin ilan edildiği 1906 yılındaki beş günlük bağımsızlığın dışında Gagauz halkı, Rusya Imparatorluğu, Romanya, Almanya (Ikinci Dünya Savaşı döneminde) ve Sovyet Birliği'nin egemenliği altında kalmıştır.

Sovyet Birliği'nde demokrasiye yönelik değişikliklerinin başlatıldığı 1980.lerin sonundGagauz aydınları çevresinde yer alan milli bilinç yayılmaya başlamış olup, Gagauzların kültür ve ekonomik sorunlarının mevcudiyetini ileriye sürme imkanı ortaya çıkmıştır. Gagauz aydınlarının faal üyeleri, diğer etnik azınlıklarının gayretlerini de birleştirip 1988 yılında "Gagauz Halkı Hareketi" ni kurmuşlardır. 1989 Mayıs ayında ilk kongresini yapGagauz Halkı" adlı hareket, güney Moldova'da başkenti Komrat olmak üzere kurulacak özerk Gagauz Cumhuriyeti.nin kendi kültürel ve ekonomik işlerini büyük ölçüde kontrol etmekle birlikte, yine Moldova'ya bağlı özerk bir yönetim talebiyle ilk önemli çıkışını yapmıştır. Gagauzlar, 21 Ağustos 1990'da ÖzeGagauz Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti.ni, güneyde Gagauzların en yoğun yaşadığı Komrat yöresinde ilan etmişlerdir. Bu karar, Moldova Yüksek Sovyeti tarafından iptal edilmiştir. 25 Ekim 1990'da Gagauzlar, Gagauz Cumhuriyeti'ni oluşturmaya yönelik seçimler yapmış, ancak Moldova milliyetçileri bu girişimi, yöreye 50,000 silahlı gönüllü göndererek önlemeye çalışmış ve Rus askerlerinin müdahalesiyle şiddet önlenmiştir. Devam eden seçimler sonucunda 31 Ekim'de Komrat'ta yeni bir Gagauz Yüksek Sovyeti kurulmuş, Stepan Topal Başkan seçilmiştir. Moldova'nın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra (27 Ağustos 1991), Gagauzlar da kendi cumhuriyetlerini ilan etmişlerdir. Moldova Meclisi 23 Aralık 1994 tarihinde " Gagauz Yeri " Özel Hukuki Statüsünü yasa olarak çıkarmıştır. Yasaya göre, Gagauzlara Moldova Anayasası.na ters düşmemek şartıyla, çeşitli sahalarda yasa çıkarma hakkı verilmiştir. Gagauz Yeri'nin en yüksek mercii Başkandır ve Gagauz Yeri'nin tüm makamları Başkan.a bağlıdır. Gagauz Yeri.nin Resmi dili Gagauzca, Moldovanca ve Rusçadır. Gagauzlara bu kanunla self-determination hakkı tanınmıştır. Gagauzlara özel statü tanıyan bu yasaya göre ( Madde 113 ), Millet Kongresi, kültür, bilim, eğitim, iskan, belediye hizmetleri, sağlık, spor, bütçe, ekoloji, finans ve ekonomi alanlarında Moldova Anayasası.na ters düşmemek kaydıyla kanun yapmaya yetkili kılınmıştır.

Kaynak: "Gagauzya'ya Hoş Geldiniz" Tanıtım Kitabı. Hazırlaya - PEACE CORPS CESI (Sosyo-Ekonomik Inisyatif Merkezi).

GAGAUZ MİLLİ MARŞI

Geldi vakıt – bayraa kaldır,
Dalgalatsın lüzgär onu.
Kavalları keskin çaldır,
Duuêr Halkın aydın günü!

İnsana lääzım Vatan,
Halkına kalsın damar,
Kanında dedä sesi
Uzaktan evä çeksin.
Bucak’ta dannar açık –
Şannı olsun kardaşlık.

Zaman kanatları döner
Kıyıp kara bulutları.
Yaşamaya kuvet verer
Ana topraan çöşmeleri.

İnsana lääzım Vatan,
Halkına kalsın damar,
Kanında dedä sesi
Uzaktan evä çeksin.
Bucak’ta dannar açık –
Şannı olsun kardaşlık.

Nüfusun Etnik Yapısı(Oransal dağılımı):
  • Gagauz: % 81,4
  • Bulgar : % 5,2
  • Rus: % 4,6
  • Moldovalı: % 4,4
  • Ukraynalı: % 3,3
İklim: Sıcaktır(+10 derecedeki sıcaklık yılda 179-187 gündür)

Su kaynakları: Bölgenin su stokları genelde yer altı sularından oluşmaktadır (tahmini hacim 8-10 milyon m3). Yeryüzü suları (küçük dere ve göller) kısıtlıdır ve mineralleşme oranı yüksek olduğu için sulamada kullanılamaz.

Eğitim ve Kültür:
Gagauz Bölgesinde Ilkokul, ortaokul ve lise düzeyinde eğitim veren 55 okul bulunmaktadır. Bu okullardan bir kısmı yalnız ilkokul, ortaokul, lise eğitimi verirken bir kısmı bu eğitimlerin tamamını vermektedir.

Türkiye Cumhuriyetinin önemli ayni ve nakdi yardımlarda bulunmuş olduğu Komrat üniversitesi bulunmaktadır.

Komrat'ta TIKA'nın kurduğu yöredeki en önemli kültür merkezi niteliğinde olan, Atatürk Kütüphanesi.nde bilimsel çalışma yapmak isteyenler için ilgili her türlü kaynak bulunmaktadır. Çadır-Lunga şehrinde bulunan Gagauz Ana dilinde oyunların sahnelendiği .Mihail Çakır. Gagauz Milli Tiyatrosu bulunmaktadır.

Gagauz Bölgesi'nin Idari Merkezi olan Komrat şehrinde, Çadır-Lunga, Vulkaneşti şehirlerinde ve Komrat.a bağlı olan Beşalma köyünde, Gagauz tarihi ile ilgili önemli bir kaynak niteliğinde olan Antropolojik bir kaynak niteliğinde olan müzeler bulunmaktadır. Gagooğuz bölgesinde okul kütüphanelerinden bağımsız olarak 45 kütüphane bulunmaktadır.

Düz Ava ve "Kadınca" adlı Gagauz milli şarkı ve oyun (folklor) toplulukları da faaliyette bulunmaktadır. Bunların dışında da diğer benzer topluluklar da mevcuttur

Hayat Standardı:

2000 Yılının Ocak - Kasım tarihleri arasındaki dönemde bir çalışanın ortalama aylık maaşı 285 ML olmuştur. 1 Aralık 2000 tarihi itibariyle maaş borcu 31,3 ML dir. (Devlet memurlarına 7,5 milyon ML).
Kaynak: M.C. Ekonomi ve Reformlar Bakanlığı tarafından hazırlanan .Moldova Cumhuriyeti'nin 2000 yılındaki Sosyo-Ekonomik Evrimi. adlı kitap.
Ocak-Eylül 2001 döneminde bir çalışanın ortalama aylık maaşı 329 ML olmuştur. 1 Eylül 2001 tarihi itibariyle maaş borcu 27,4 milyon ML dir. (Devlet memurlarına 7,8 milyon ML).

Kaynak: Moldova Cumhuriyeti Istatistik ve Sosyoloji Analizi Departmanı tarafından hazırlanan . Moldova Cumhuriyeti'nin Ocak-Eylül 2001 Dönemindeki Sosyo-Ekonomik Durumu.

Alt Yapı :

Alt yapının yeniden yapılanması, devlet ve özel mülkiyet şekilleri ile birlikte yeni hukuki, ekonomik ve organizasyon ilkelerine dayanmaktadır. Gagauzya.nın alt yapısındaki en zayıf yeri içme suyu temini ve sulamadır. Alt yapının diğer dallarında olduğu gibi su temini de çok büyük sermaye gerektirmektedir. Fakat bu sorunun çözümü önceliklidir, çünkü bu bölgenin sosyo- ekonomik kalkınması ön şartı bu sorunların çözülmesinden geçmektedir.

Haziran 1994 yılında Türkiye Cumhuriyeti Gagauz Bölgesinin içme suyu ve sulama projesinin gerçekleştirilmesi için 35 milyon Dolarlık kredi açmış fakat, Moldova Parlamentosu söz konusu kredinin ancak 15 milyon Dolarlık kısmını onaylamıştır. Bu miktar ile Komrat şehrindeki içme suyu projesi tamamen ve Çadır-Lunga projesi kısmen gerçekleştirilmiştir. Kredinin ikinci kısmının onaylanması ile ilgili çalışmalar halen devam etmektedir.

Son zamanlarda alt yapıya yapılan yatırımların devlete ait kısımda azalma, özel sektöre ait kısımda ise artış kaydedilmektedir.

Kullanılmakta bulunan kara yollarının uzunluğu 451,5 km. Bunlardan 219,8 km ulusal karayolları, 192 km ise - mahalli karayollarıdır. Karayollarının % 86.sı asfaltdır.

Gagauz Bölgesi.ndeki şehirlerde 100 kişiye 18 telefon, köylerde ise 100 kişiye 8,5 telefon düşmektedir. Bütün bölge televizyon ve radyo yayınlarının kapsamı dahilidedir. TIKA nın teknik yardımı ile yenilenen Gagauz radyosu şimdilik Komratın tamamı ile Çadır-Lunga şehrinin bir kısmından izlenebilmektedir. Bu radyonun Gagauzyanın tamamında izlenebilmesi için çalışmalara devam edilmektedir. Radyodan Gagauzca yayınlardan arta kalan dönemde TRT-FM yayınları verilmektedir.

Kaynak: "Gagauz Yeri" Bölge Programı. Hazırlayan - UNDP Moldova Stratejik Araştırmalar ve Reformlar Merkezi ile Gagauz Özerk Bölge Idaresi.

Siyasi-Hukuki Statü:

Gagauzya'da Yönetim, Moldova Cumhuriyeti Ana Yasası, "Gagauz Yeri Özel Hukuki Statüsü" Kanunu, Gagauz Ana Kanunu ve Gagauz Halk Topluşu.nun çıkardığı yerel kanunlara göre yürütülmektedir.

Moldova Cumhuriyeti'nin, bağımsız devlet olarak statüsü değiştirildiği takdirde, Gagauz halkı kendi kaderini tayin etme hakkına sahiptir. Gagauzya; siyaset, ekonomi ve kültür konuları ile ilgili sorunları .Gagauzya Özel Hukuki Statüsü. Kanununun verdiği yetkiler çerçevesinde bağımsız olarak çözmektedir. Gagauzya, kendi milli simgelerine sahiptir, arması, bayrağı ve marşı vardır. Ancak Gagagauzya nın muhtariyetin getirdi tam yetkilere sahip olduğunu söylemek güçtür. Örneğin halen kendi bütçesini yapamamakta, harcamalarını merkezi bütçenin izni dahilinde yapabilmektedir.

Gagauzya Başkanı :

Icraat Makamının başında olan Gagauzya'nın üst görevlisi Başkandır. Bütün kamu organları Başkana bağlıdır.

Gagauzya Başkanı seçimlerin düzenlenmesi suretiyle dört sene için halk tarafından seçilir. Gagauzya Başkanı, aynı zamanda Moldova Cumhurbaşkanı'nın kararı ile Moldova Cumhuriyeti Hükümet Üyeliğine de yetkilidir.

Gagauzya'nın daimi icraat organı Icraat Komitesidir. Gagauzya Başkanı tarafından önerilerek Halk Topluşunca dört sene için tayin edilir. Icraat Komitesi Halk Topluşu'nda yasa taslağı gönderme veya o konuda yasa çıkarılmasını isteme hakkına sahiptir.

Gagauzya'nın idari birimleri (bakanlık) Daire Başkanları, aynı zamanda Moldova Cumhuriyeti'nin ilgili Bakanlıkları ve makamları gibi kurumların üyeleridir.

Yasama Organı:

Gagauzya'nın üst temsil organı yerel kanunları çıkarma hakkına sahip Halk Topluşu (meclis) dir. Gagauzya'ya dahil olan her yerleşim yeri Halk Topluşu'nda en az bir millet vekili ile temsil edilmektedir. Halk topluşundaki milletvekili sayısı 34 tür.

Ekonomik Yapı:

Gagauzya verimli toprakları dolayısıyla oldukça yüksek bir tarım potansiyeline sahiptir. Aşağıda belirtilen alanlarda yeni yatırımların yapılması ve çağdaş teknolojilerin kullanılması durumunda yüksek verim alınabileceği düşünülmektedir:
  • üzüm işleme, şarap üretimi
  • meyva işleme (şeftali, kaysı, erik, elma, armut, ayva vb.)
  • ayçiçeği, mısır, buğday, soya üretimi ve işleme
  • süt mamulleri üretimi
  • yün ve deri işleme
  • yün ve deri mamulleri üretimi
  • tütün ve tütün mamulleri üretimi
Toprağın özel mülkiyetin elinde olması çiftliklerin gelişmesini teşvik etmektedir. Gagauzya'nın, işletme sermayesi, kiralama (leazing) usulü öncelikli olmak üzere tarım makinalarına, çağdaş teknolojilere ve tarım ürünleri ambalajlama teknolojilerine ihtiyaç bulunmaktadır.

Kaynak: "Gagauzya'ya Hoş Geldiniz" Tanıtım Kitabı. Hazırlaya - PEACE CORPS CESI (Sosyo-Ekonomik Inisyatif Merkezi).

Altyapı yatırımları 2000 Yılında Gagauz Bölgesinde yerleşik her türlü mülkiyet şekillerine sahip şirketler ve kuruluşlar tarafından 22 milyon ML'lik inşaat işleri dahil olmak üzere 28 milyon ML tutarında alt yapı yatırımı yapılmıştır. Bir önceki yıla kıyasla bu veriler % 13 ve % 11 oranlarda gerçekleşmiştir. Sanayi tesislerin inşaatında 25 milyon ML harcanmıştır (yapılan yatırımların % 89.udur). 1999 yılına göre % 12 oranda gerçekleşmiştir.
Gagauz Bölgesi'nde 2000 yılında 5100 m2'lik konut işletmeye açılmıştır. 2000 yılında üretilen konut miktarı 1999 yılında üretilen konutun % 82 sine denk düşmektedir. Kaynak: M.C. Ekonomi ve Reformlar Bakanlığı tarafından hazırlanan "Moldova Cumhuriyeti'nin 2000 yılındaki Sosyo-Ekonomik Evrimi" adlı kitap.

Sanayi:

2000 Yılında Gagauz Özerk Bölgesi'ndeki sanayi işletmeler tarafından 163 milyon ML tutarında ürün (iş, hizmet) istihsal edilmiştir.. Bir önceki yıla göre % 7,5 oranda azalma kaydedilmiştir.

Bir önceki yıla göre konfeksiyon üretimi 3 kat, konserve üretimi 1,9 kat, şarap üretimi 1,6 kat artmıştır. Bunun yanı sıra, ısı enerjisi üretimi % 40, makarna mamulleri ve yem üretimi % 74, hayvansal yağ üretimi % 73, Et üretimi % 69, salam, sucuk mamulleri ve bitkisel yağ üretimi % 63, ekmek üretimi % 42, süt mamulleri üretimi % 41 bulgur ve fermentasyonlu tütün üretimi % 32 oranlarda azalmıştır.
Kaynak: M.C. Ekonomi ve Reformlar Bakanlığı tarafından hazırlanan "Moldova Cumhuriyeti'nin 2000 yılındaki Sosyo-Ekonomik Evrimi" adlı kitap.

Gagauz Bölgesi sınırları dahilinde bulunan sanayi işletmeler tarafından Ocak . Eylül 2001 dönemini kapsayan süre içersinde 163 milyon ML'lik (2000 yılının aynı dönemine göre % 16 oranda artış kaydedilmiştir) üretim gerçekleştirilmiştir.

Kaynak: Moldova Cumhuriyeti Istatistik ve Sosyoloji Analizi Departmanı tarafından hazırlanan . Moldova Cumhuriyeti'nin Ocak-Eylül 2001 Dönemindeki Sosyo-Ekonomik Durumu.

Şu an Gagauzya.nın sanayi potansiyeli 30 civarında büyük sanayi tesisiyle tanıtılmaktadır. Bunlardan 17'si gıda sanayi tesisleridir.

Ana sanayi tesisleri:
  • - Sekiz büyük şarap fabrikası,
  • - Basarabia-Agroexport. Konsorsiyumu (meyve-sebze konserveleri, meyve suları),
  • - Üç un fabrikası,
  • - Tütün fermantasyon fabrikası,
  • - Et Kombinası,
  • - Üç süt fabrikası,
  • - Üç yem fabrikası,
  • - Bir kilim fabrikası,
  • - Yedi konfeksiyon fabrikası,
  • - Elektrotermik makinaları fabrikası,
  • - Betonarme mamulleri fabrikası,
Sanayideki istihdam yaklaşık 4 bin kişidir (2000 yılı). Gagauzya'nın sanayi sektörü; 150 bin ton üzüm işleme, 10 bin ton tütün mayalama, 148 bin ton un üretme, 200 bin ton yem üretme, 21 bin ton et işleme, 21 bin ton süt mamulleri üretme kapasitesine sahiptir.
Kaynak: "Gagauzya.ya Hoş Geldiniz" Tanıtım Kitabı. Hazırlayan - PEACE CORPS CESI (Sosyo-Ekonomik Inisyatif Merkezi).

Tarım:

Tarım sektörü, gıda ve tarıma dayalı sanayinin hammadde ihtiyacını karşılamaktadır. Bölge nüfusunun çalışma çağındaki kesimin büyük bir kısmı bu sektörde istihdam edilmekte olup, Gagauzya.nın sosyo-ekonomik gelişmesinin temeli de tarıma dayalıdır. Öncelikli tarım dalları: üzümcülük, meyva ve sebzecilik, tütüncülük, tahıl ürünleri üretimidir. Gelişmiş bir alt sektör olarak ayçiçeği ve mısır tohumculuğuda önem arz etmektedir.

2000 Yılı ve Ocak-Eylül 2001 dönemde Gagauz Özerk Bölgesi'ndeki tarım işletmeleri tarafından üretilen ana tarım ürünleri miktarları aşağıdaki tablo'da görünmektedir:

İç Ticaret ve Hizmetler:

2000 Yılında perakende satış cirosu 76 milyon ML tutarında gerçekleşmiştir (1999 yılına göre % 88,1). 1 Ocak 2001 tarihi itibariyle perakende ticaretteki 46 günlük ticareti temin eden mal stoku 12 milyon ML tutarındaydı.
Kaynak: M.C. Ekonomi ve Reformlar Bakanlığı tarafından hazırlanan "Moldova Cumhuriyeti'nin 2000 yılındaki Sosyo-Ekonomik Evrimi" adlı kitap.

Ocak-Eylül 2001 döneminde perakende satış cirosu 72 milyon ML tutarında gerçekleşmiştir (2000 yılının aynı dönemine göre % 121). 1 Ekim 2001 tarihi itibariyle perakende ticaretteki 50 günlük ticareti temin eden mal stoku 17 milyon ML tutarındaydı.

İhracat Verileri:
Gagauz Bölgesi'nin 2001 yılında gerçekleştirdiği ihracatın ülkelere ve ürünlere göre dağılımı aşağıdaki tabloda gösterilmektedir:

Ulaştırma:

2000 Yılında nakliyat şirketleri tarafından 2,3 bin ton eşya (1999 yılına göre % 62) ve 383,5 bin yolcu (1999 yılınna göre % 84) taşınmıştır.
Kaynak: M.C. Ekonomi ve Reformlar Bakanlığı tarafından hazırlanan "Moldova Cumhuriyeti'nin 2000 yılındaki Sosyo-Ekonomik Evrimi" adlı kitap.

Eylül 2001 döneminde nakliyat şirketleri tarafından 1,4 bin ton eşya (2000 yılının aynı dönemine göre % 67) ve 291,5 bin yolcu (2000 yılının aynı dönemine göre % 106) taşınmıştır.

Valkaneş Serbest Bölgesi:

Moldova Cumhuriyeti
Gagauz Yeri Özerk Bölgesi
Vulkaneşti şehri
Korolenko sokağı, 6.
Tel.: (373 - 253) 2-25-68
E-mail: valkanes@vlczsp.mldnet.com

Gagauz Bölgesi'nin ilk serbest girişimcilik bölgesi olan Valkaneş Sanayi Parkı 143,7 Hektarlık arsaya sahip olarak Moldova Cumhuriyeti.nin güneyinde üç ülkenin (Moldova, Romanya, Ukrayna) kavuştuğu yerde bulunmaktadır. Romanya ile sınıra kadar 35 km, Ukrayna ile sınıra kadar 1 km. Serbest Girişimcilik Bölgesi, Tuna nehri üzerindeki Reni Deniz Limanı (Odesa Bölgesi, Ukrayna, 38 km.) ve Galats Deniz Limanı (Romanya, 48 km.) ile bağlayan ana demiryolu hattının yanında bulunmaktadır. Odesa şehri 260, Kişinev şehri 180 km. uzaklıktadır.

Valkaneş Sanayi Parkı Serbest Girişimcilik Bölgesi ile ilgili Kanun Moldova Cumhuriyeti Parlamentosu tarafından 19 Şubat 1998 tarihinde kabul edilmiştir. Serbest Bölgenin kuruluş amacı yabancı yatırımı ve teknolojiyi çekmektir. Bölgenin faaliyet süresi 25 yıl olarak belirlenmiştir. Moldova Cumhuriyeti Kanununda, bölgede faaliyet gösteren firmalar için elverişli iş şartları sağlayan garantiler ve muafiyetler öngörülmüştür. Bölgenin yönetim organı Moldova Cumhuriyeti Hükümeti tarafından atanan Genel Müdürünün başında olduğu idaredir. Serbest Bölgenin Idaresi, bölgenin ekonomi hayatının geliştirilmesi ile ilgili konularda geniş yetkilere sahiptir. Serbest Bölgede, yabancı sermayenin de payı olan Moldova'daki gerçek ve tüzel kişiler ve tamamen yabancı şirketler faaliyette bulunabilir. Serbest Bölgede faaliyet gösterecek firmaların tescili bölgenin idaresi tarafından yapılmaktadır.

Valkaneş Sanayı Parkı Serbest Girişimcilik Bölgesi'nde şu faaliyet türleri belirlenmiştir:
  • Ekoloji açıdan temiz sanayi üretimi
  • Nakliyat, depo ve iletişim hizmetleri
  • Inşaat
  • Finans aracılığı
  • Toptan ticaret
  • Gayri menkul ile ilgili muameleler
  • Ferdi hizmetler
  • Otelcilik ve lokantacılık
Serbest Bölgede Vergi ve Gümrük Rejimi

1 Serbest Bölgede faaliyet gösteren işletmeler gelir vergisini, Moldova Cumhuriyeti'nde belirlenmiş hadden % 45 i oranında ödemektedir. Serbest bölgede üretilen malın % 80'i ihraç edildiği takdirde, bu oran % 30'a kadar düşmektedir. Üretimin artırımı için veya bölgenin altyapısına yatırılan gelir vergilendirmeye tabi değildir.

2 Yatırım yapan şirketler cirosuna göre vergiden muaf tutulmaktadır.
-En az 250.000 ABD Doları tutarında yatırım yapan üç sene,
-500.000 ABD Doları tutarında yatırım yapan beş sene,
-1.000.000 ABD Doları tutarında yatırım yapan şirketleri ise 10 sene süre için gelir vergisinden muaftır.

3 Dolaylı vergiye tabi olan mallar Serbest Bölgeye getirildiğinde ve Bölgede üretilip Moldova Cumhuriyeti dışına ihraç edildiğinde, anılan vergiden muaftır. Belirtilen mallar Moldova'daki firmalara teslim edildiğinde dolaylı vergiye tabidir.

4 Serbest Bölgeye getirilen ve Bölgede üretilen mallar ve hizmetler Moldova Cumhuriyeti'nin dışına çıkartıldığında KDV'den muaftır.

Gümrük Vergisinden Muaf Olan Mallar
a) Serbest Bölgeye son olarak tüketilmek üzere getirilen mal ve eşya,
b) Serbest Bölgede üretilen ve Moldova Cumhuriyeti.nin dışına çıkartılan mallar,
c) Menşe ülkesi ne olursa olsun Serbest Bölgeye getirilen ve Bölge üzerinden Moldova Cumhuriyeti'nin dışına çıkartılan mallar,
2. Tamamen bölgede üretilen veya yeteri kadar işlenmiş mallar - Bölge menşeli sayılır. Bunun için;
a) Gümrük mal listesindeki mal kodunun değişmesi veya
b) Deklare edilen malın bedelinin en az % 50 oranda (Bölgede yapılan masrafların ilavesi sonucunda) artması gerekir.
3. Serbest Bölgeye getirilen ve Bölgeden Moldova Cumhuriyeti iç pazarına çıkartılan mallar, ithal edilmiş parçanın bedeli üzerinden vergilendirilir.
4. Serbest Bölge.de faaliyet gösteren işletmelerin kullanması için getirilen makinalar, teknik ekipman ve yedek parçalar gümrük vergisinden muaftır.
5. Serbest Bölgede mal ihracatı-ithalatı lisansa ve kontenjana tabi değildir.


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:28 PM

C* Türk Dünyası C*
 



http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

TACİKİSTAN TÜRKLERİ

Prof. Dr. Nevzat Özkan

İran ve Turan adıyla iki farklı coğrafya olarak kabul edilen Türk ve Fars ülkeleri hem dinî ve kültürel bakımdan hem de dil ve edebiyat bakımından birbirlerini etkilemişlerdir. Orta Asya’da, Afganistan’da ve Hindistan’da İran kültür dairesi ile iç içe geçmiş birçok topluluk bulunmaktadır. Bu tarihi ve kültürel mirasın günümüzdeki temsilcileri Batı Türkistan ve Afganistan’da yaşayan Taciklerdir.

Türkistan’daki Tacikler Farsça konuşmalarına rağmen, Özbek Türkleri ile her bakımdan kaynaşmışlardır. Hiçbir zaman Türkistan’da dengeleri tek başına değiştirebilen bir güç olamayan Tacikler zaman zaman Özbek Türklerinin kontrolü altında yarı bağımsız devletler kurabilmişlerdir.

19. yüzyılda Türkistan’ın Rus işgaline uğramasıyla Tacikistan da Rus kontrolüne girmiştir. Türkistan’ın özerk cumhuriyetlere bölündüğü 1924 yılında Özbekistan’a bağlı bir bölge haline getirilmiş, ancak 1929 yılında statüsü değiştirilerek 15 ittifak cumhuriyetinden biri olmuştur. 25 Ağustos 1990’da egemenliğini ilân eden Tacikistan, 9 Eylül 1991’de bağımsızlığını kazanmıştır.

Tacikistan, bugün Batı Türkistan’da bulunan beş bağımsız devletten biridir. Tacikistan geçmişte olduğu gbi bugün de Türk Toplulukları ve Taciklerin iç içe yaşadıkları bir ülkedir.

Tacik adı bir görüşe göre bir Arap kavminin adı olan taç adından ; bir başka görüşe göre de Türkçe yabancı anlamına gelen tat sözüne –cik küçültme ekinin gelmesiyle türemiştir.

1989 nüfus sayımına göre, 5.089.593 insanın yaşadığı Tacikistan’ın bugünkü nüfusu 5,4 milyon kadardır. Tacikler 3,5 milyon nüfusla kendi cumhuriyetlerinin %60’ını oluştururlar. Ülkedeki en önemli ikinci güç olan Özbeklerin nüfusu 1,5 milyon kadardır. Diğer Türk topluluklarından Tatar, Kırgız ve Türkmen Türkleri 165 bini aşkın nüfuslarıyla Tacikistan nüfusunun % 3’ünü oluştururlar. Tacikistan’daki son olaylarla adı duyulmaya başlayan Lakay Türkleri ülkenin Dursunzade bölgesinde yaşarlar. Sünnî Müslüman olan bu topluluğun nüfusu 800 bin olarak tahmin edilmektedir.

Tacikistan’da 1989 yılı Temmuz ayı itibariyle Tacikçe millî dil ilan edilmiştir. Ancak 1996’dan sonra Kazakistan ve Kırgızistan’da olduğu gibi Tacikistan’da da Rusça resmî dillerden biri haline gelmiştir.

Tacikistan’da ilk ve orta öğretim Tacikçe’dir. Ancak bazı okullarda Rusça ve Özbek Türkçesi ile de eğitim yapılmaktadır. Aynı şekilde gazete ve dergi yayınları Tacikçe, Rusça ve Özbek Türkçesiyledir. Televizyon ve radyo programlarında Özbek Türkçesine sıkça yer verilmektedir. Özbekistan’da da Tacikçe yayınlar devam etmektedir.

ÖZET BİLGİLER

Resmi Tacikistan Cumhuriyeti
Yönetim Biçimi Cumhuriyet
Resmi Dili Tacikçe
Başkenti Duşanbe
Yüzölçümü 143.100 km2
Nüfusu ( 1 Ocak 2001 ) 6.250.000 (Tacik %80, Özbek %15, Rus %1, Diğer %4)
Para Birimi Somoni
Para Birimi Paritesi 1 USD = 2,60 Somoni (Şubat 2002 itibariyle)
Toplam Dış Borç (2000) 1,2 Milyar ABD Doları
İstihdam (2000) 1,7 Milyon kişi
İşsizlik Oranı (2000) % 3,1
Enflasyon (TÜFE - 2000) %60,6
Cari İşlemler Dengesi (2000) -61 Milyon ABD Doları
Dış Ticaret Dengesi (2000) -47 Milyon ABD Doları
Üyesi Olduğu Uluslararası Kuruluşlar CCC, CIS, EAPC, EBRD, ECE, ECO, ESCAP, FAO, IBRD, ICAO, ICRM, IDA, IFAD, IFC, IFRCS, ILO, IMF, Intelsat, IOC, IOM, ITU, OIC, OPCW, OSCE, UN, UNCTAD, UNESCO, UNIDO, UPU, WFTU, WHO, WIPO, WMO, WTO (gözlemci).


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:28 PM

C* Türk Dünyası C*
 



http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

HAKASYA ÖZERK CÜMHURIYETİ

Tarihi

Hakaslar Türk boyu olup Güney Doğu Sibirya da yaşamaktadır. Hakaslar 18. yy. da Sovyetler Birliğine katılırnş, 1930 da Özerk bölge statüsüne kavuşmuşlardır. Hakaslar Budist, ürtodoks, Hristiyan ve Müslüman inancına sahiptirler.
Hakasların iki biıı yılı aşan tarihleri onların bir Kırgız grubu olduğunu göstermektedir.

Tanrı Dağı Kırgızlarının dünyaca ünlü büyük destanları Manas da bu tarihi olaydan bahsetmektedir. Manas Dcstanı'nın anlattığına göre Tanrı Dağı Kırgızları Yenisey bölgesinden bugünkü vatanlarıiki Manas Han önderliğinde göç etmişlerdir. IXX yüzyıl Çin kaynakları Kırgızlardan "Heges" veya "KieKiaSe" adıyla bahsetmektedir. Sonraki yıllarda Tanrı Dağı Kırgız boylarının Müslümanlaşma ve yaşanılan bölgeler arasındaki mesafenin uzak olması nedeniyle Y'enisey Kırgızları'nın ayrı bir kiınlik benimsemesini ve Hakas adını kabullenmeleri sonucunu doğurmuştur.

Coğrafi Yapı

Yiizölçümü 61.900 km2 dir.
Yenisey Irmağının yukarı kesimindeki geniş Minusiıısk Havzasının batı yarısında yer alır. Yenisey Irmağının kollarından, Abakan Irmağı bölgenin ortasından geçer. Irmak vadisinin güneyinde, Karagoş Dağında 2.930 m'ye kadar yükselen Batı Sayan Dağları bulunur. Kuzeyindeki Akaban ile Kuznetsk Alatau Dağlarının cn yüksek noktasıyla 2.178 m yüksekliğindeki Verhni Zub'dur. Kapalı havuzda kurak ve sert bir kara iklimi egemendir. Bu nedenle alçak kesimler bozkırlar ve ormanlık alanlarla kaplıdır. Ama 1954'ten sonra özelliklede Bakir ve boş topraklann çoğu tarıma açılmıçtır. Dağlar çam, köknar ve ladin ormanlarıyla kaplıdır.

Nüfus

Hakaslar eskiden göçebe olaıı Sibiryalı bir Türk halkıdır. Ama göniimüzde bölge nüfusunun yaklaşık % 80'ini Ruslar oluşturur.
Toplam nüfıısu 498.384 olan Hakas Mulıtar Bölgesi nüfusunun ancak % 11.1'i Türk'dür.
1989 nüfus sayımına göre nüfusları 110.000 olan Hakas'lar başlıca Krasnoyarsk Kray'ına bağlı olan Hakas Muhtar Bölgesinde yaşamaktadırlar. Hakasların Kırgız ve Sagay diye iki kolu bulunur.

İdari Yapı

İdari merkezi Abakan'ın dışında Minusinsk kenti bulunmaktadır.
Güney Doğu Sibirya'da bulunan bu bölge, Rusya'nın Krasnoyarks vilayetine bağlıdır. Rıısya'nın oluşumunda ve 18. yüzyılda Rusya'ya katılmış, 1930'da Muhtar Bölge olarak yer almıştır.

Ekononıik Yapısı

Hakas Muhtar Bölgesi, ekonomik kaynaklardan kömür, demir, altın, mermer vs. sanayi bakımından zengindir. Ayrıca kereste işletme sanayii gelişmiştir. Ekonomi tarım ve hayvancılığa (özellikle küçükbaş) dayanmaktadır. Bitki üretimi de yeterli düzeydedir.

Koyun ve keçi besiciliği hala önemli bir ekonomik etkinliktir. Alçak kesimlerde gerçekleştirilen sulama projeleri otlaklarda beslenen hayvan sayısını, ekili arazilerin yüzölçümünü ve başta buğday, yulaf, darı ve patates olmak üzere tarımsal üretimi artırmıştır. Rusların bölgeye yerleşmesinede etkili olan bakır madenciliği 18. yy'dan beri önemini korumaktadır. Abaza ve Teya'da zengin demir cevherleri. yukarı Çulım'da altın, Çemogorsk'ta kömür, Aksiz'de barit çıkartılmaktadır. Bölgede ayrıca bakırtungsten yatakları da vardır. Ormanlar önemli bir kereste kaynağıdır.

Enerji

1980'lerin başında Yenisey Irmağı üzerindeki Sayanagorsk'ta yapılan 6.400 megavat kapasiteli hidroelektrik santralından Minusinsk Havzasındaki sanayi için gerekli enerjinin sağlanması planlanmış ve elektrik enerjisi gereksinimini karşılamaktadır.

Eğitim ve Kültür

Hakasya'da 269 ortaokulda (91 bin öğrenci), 7 Anaokulunda (770 öğrenci), 1 üniversitede (6500 öğrenci) bulunmaktadır. Eğitim sistemi devletin mülkiyetindedir. Burada yılda 15.000 kitap, 1 detgi (2200 tiraj), 1 gazete bulunmaktadır. 250 kütüphane, 1 müze^ 1 tiyatro, 280 kliip vardır.

Dil

Hakas'ca Uygur şivesine yakındır. Bugün bir yazı diline sahip olan Hakaslar'ın dil ve edebiyat enstitüleri mevcuttur.
Güney Sibirya'da yaşayan Hakas Türklerinin kullandığı Türk lehçesi, Türk dillerinin sınıflandınlmasında Doğu Türkçesi öbeğine girer. Hakaslar Çarlık döneminde zorla kabul ettirilen Kiril alfabesini Sovyet Devriminden sonra bırakıp Latin alfabesine geçmişler, ama 1939'dan sonra yeniden Rus alfabesini kullanmak zorunda kalmışlardır. Moğolca ve Çince öğelerin de rastlandığı Hakasça'nın sözcük dağarcığı daha çok ortak Türkçe'nin sözcüklerinden oluşur. Belli başlı ses değişimlerine ömek olarak b/p (bar "var" / Par, biz / pis). d/z (aday "ayak" / azak), y/c (yahşi "güzel" / cahşi, yıl / cıl), z/s (yüz / çüş) gösterilebilir.
Hakaslar zengin bir halk edebiyatı geleneğine sahiptirler. Türkolog W. Radloffun Hakas lehçesi edebiyatı ve etnografyasıyla ilgili geniç çalışmaları vardır.

--->: C* Türk Dünyası C* frmacil sayfa 2iki --->: C* Türk Dünyası C*




Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:28 PM

C* Türk Dünyası C*
 

ALTAY BÖLGESİ BAYRAĞI

.

ALTAY BÖLGESİ HARİTASI

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

Altay Ülkesi

Sibirya'nın Altay-Sayan dağları bölgesinde Ob , Abakan-Yenisey civarında Altay Türkleri'nin yaşadığı Altay ülkesi (Altayskiy kray) bulunur. Güney-güneybatıda Kazakistan, kuzeyde KrasnoyarskÜlkesi ,güneydoğuda Tuva Cumhuriyeti ,çin ve Moğolistan yer alır.Altay ülkesinin merkezi Barnaul'dur. Altay ülkesi doğrudan Moskovaya bağlıdır. İdari bakımdan 8'i şehir, 10'u kasaba olmak üzere toplam 75 bölgedir.

Altaylarda ateş kanlı börüler
At üstünde doğup ölen çeriler
Bri bilseniz deli gönül ne diler.
Dilaver Cebeci

BARNAUL

Altay ülkesinin başkenti Barnaul , 650.000 nüfuslu bir şehir.
Deniz seviyesinden 3000 metre yükseklikte ziraat bölgesi . Yakutistan ve Sibiryayı besleyen bölge, yılda beş milyon ton buğday, bir milyon ton şeker pancarı ,ayçiçeği ,keten üretiyor. Bunların yanında hayvancılık ,avcılık ,dericilik ve besin sanayii gelişmiş durumda.

Ayrıca Omsk'a giden demir yolunun hat başı Barnaul'da .Şehir ; sineması ,üniverstesi ,çeşitli endüstrileri ve üç büyük kilisesiyle bölgenin en büyük yerleşimi.

SANAYİ

Barnaul çevresinde kimya , tekstil , lastik , traktör ,dizel motor ,otomobil ve uçak fabirkaları yanında dört tane de şeker fabrikası var. Ayrıca bakır ,molibden ve aleminyum endüstrisi gelişmiş. zengin kömür yataklarıda mevcut.

150 YILLIK MÜZE ve KOÇ BAŞI

1823 yılında kurulmuş Bernaul müzesindeyiz. 17 yılı geçmiş olan müze ,ağaçtan yapılmış tek katlı ev iken 1844-1848 tarihlerinde restore edilerek bugünkü durumuna getirilmiş.

Müze cade kenarında . Girişte sol tarafta koçbaşı heykelin boyu 133 cm ,boyun çevresi 55 cm , baş çevresi ise 71 cm. Ertan Çiçekle beraber fotografını çekiyoruz.
Kahramanların mezarlarının başına konan bu koçbaşı heykellere Anadolu'nun çeşitli yerleride rastlanmaktadır. Özellikle Tuncelide bol miktarda bulunmaktadır. *1*
Bizim Yemekler Gibi
Bizimle asgari 1000 yıldan beri teması olmayan altay ülkesnin merkezi Barnaulda ilk defa verilen yemekleri ,ince dilimler halinde kızartılmış patatesleri ve haşlama köfteyi Ankara'da , Konya'da , Kırıkkale'de , Kayseri'de ,Yozgat'ta imişçesine kalp huzuru ile yiyorum. Yemekten aonra Bernaul'u gezeceğiz. *2*
Altaylar'da Yeni Bir Din :
BURHANİZM

BURHANİZM-AK YANG HAREKETİ

Bu dinin nezaman çıktığı kesin olarak b ilinmiyor. Rus hükümeti 194'te ortaya çıkardı.. bu hareket Şamanizma ve Rus hakimiyetine düsşmen olup ,Şamanizm ve Budizm karışımı birdin propagandasıydı.: Burhanizm.
ÇET LEPANOV bu "Ak Din" hareketinin peygamberinin öncüsü olduğunu söylemişti. Bir Altay şamanistiydi.
Bu dine göre :
  • Kanlı kurbanların e tini yemek ,
  • Ruslarla yemek yemek
  • Ruslarla dost olmak yasaktır.
Temmuz 1904'te binlerce Altaylı "ak yangcılar" çet Çelpen'in çadırı çevresinde ayinyaparken basıldılar. ruslar ateş açtı ve mallarını yağmaladılar.
Çet Çelpen ,karısı ,kızı 2 kadar inanmışı ile tevkif edildi . Ağır ceza mahkemesine verildiler.

1905 ihtilalinden s onra k urulan I. Duma (parlemento)'nın liberaller grubuda bu davaya mudahale etti. Petersburg'un 1. sınıf avukatları."ak din"cilerin müdafasını fahri olarak üstlendiler. Devlet Duması'nın müdahalesi ,liberal avukatların müdafaalrı Burhanistleri ölüm cezasından kurtardı.
Çet Çelpenov iki yıl sonra hapiste öldü.

Çet Çelpen'e göre şamanizm yani "kara din " tanrıları Rus mezalimine karşı birşey yapmıyor. Ama gerçek olan kurtarıcı "Oyrat Han"ın "ak dini" ve o dinin tanrılarına tapmak gerekiyordu. Burhanizm hareketi bu inanç ile izah edilir.( Rus bilginleri ,Rus mezaliminin bu hareketin sebebi olduğunu açıklamaktan çekinmişlerdir.)

*1* ,*2*Adım Adım Türk Yurtları - Erdoğan Asılyüce






Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:28 PM

C* Türk Dünyası C*
 

TUVA ÖZERK CUMHURIYETİ BAYRAĞI

.

TUVA ÖZERK CUMHURIYETİ HARİTASI

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

TUVA ÖZERK CUMHURIYETİ

Tarihi Gelişim

Çin sülalesinin kayıtlarına göre Tuva'lar Kırgızlar'ın doğusunda, "Kiiçük Deniz"in (Muhtemelen Baykal Gölü) güneyinde ve Uygurlar'ın kuzeyinde bulunmaktadır. Bugün de Tuvalar buralarda oturmaktadırlar ve buraya da Tannu-Tuva denilmektedir.
Tıva Cumhuriyeti, 1914'te Ruslar tarafmdan işgal olunmuş ve yeniden 1921'de Cumhuriyet olarak bağımsızlığını tekrar almıştır. Tannu Tuva adlı Halk Cumhuriyeti yaratılmıştır. 1926'da adı Tuva Halk Cumhuriyeti'ne dönüşınüştür. Ülke 17 Ağustos 1944'te yeniden Ruslar tarafından işgal olunmuştur. önceleri Muhtar bölge ola-rak, 1965'ten itibarende muhtar cumhuriyet olarak yerini almıştır. Halen Rusya'nın oluşumunda muhtar cumhuriyet olarak yer almaktadır.

Başkenti Kızıl'dır.
Ülkenin alanı 170.000 km2'dir.
Nüfusu 308.557'dir. 13 küçük bölgeye (rayon) sahiptir. Ülke, Sibirya'nın güneydoğusundadır. Gü-neyinde ve güneybatıda Moğolistan Halk Cumhuriyeti bulunmaktadır. Nüfusunun % 64.3 Tıva'lardan, % 32'si Ruıslar'dan, % 3.7'si diğer milletlerden oluşmuştur.

Coğrafi Konumu

Tıva Yukarı Yenisey Irmağı havzasında yer alır. Moğolistan'a komşu olan cumhuriyetin yüzölçümü 170.500 km2dir. Bölgenin başlıca yüzey şekilleri olan geniş Tıva ve Todja havzalarının sutarını Yenisey Irmağının iki ana kolu toplar. Aralarında kuzeybatıdaki Batı (Zapadni) Sayanlar'la kuzeydoğudaki Doğu Tıva dağ sıraları bu iki havzayı kuşatır. Tıva Özerk Cumhuriyeti'nde başta başkent "Kızıl" olmak üzere bcş kent ve üç kentsel yerleşme vardır.

Yönetim Biçimi

Tıvalar, Soyotlar ya da Uryanhaylar olarak da bilinir, büyük bölümü SSCB'deki Tıva ÖSSC'de. küçük bir bölümü ise Moğolistan Halk Cumhuriyetinde yaşayan ve Moğolcadan etkilenmiş bir Tıirk dili konuşan halktır. Yenisey Irmağınııı kaynak sularının arasında, hem Sibirya taygasının, hem de Orta Asya bozkırlarının özelliklerini taşıyan bir bölgede yaşarlar. Geleneksel uğraşları avcılık ve çobanlıktır; kollektif tarım 1950'lerin başından bu yana önem kazanmıştır. Darı üretimi ve balıkçılık öteden beri önemini korumaktadır. Geleneksel Tıva barınakları step bölgelerine özgü yurt adı verilen keçe çadırlarla, ağaç kabuğundan yapılma, Sibirya'ya özgü huni biçiminde çadırlardan oluşur.
17. yüzyıldan sonra giderek Rus kültürünün etkisinde kalan Tıvalann geleneksel toplumsal örgütlenmeleri klan sistemine dayanır geleneksel dinleri ise şamanizmle, Tibet Budacılığının bazı özelliklerinin karışmasından oluşmuştur. Günümüzde Rusya Fedarasyonu'nda yaklaşık 180 bin, Moğolistan Halk Cumhuriyetinde ise 24 bin kadar Tıva yaşamaktadır.

Eğitim ve Kültür

Tıva'da 157 ortaokulda (6.600 öğrencisi), 6 teknik okulda (4.000 öğrenci), 1 üniversitede (2900 öğrencisi) bulunmaktadır. Yılda,Tıva dilinde çok sayıda kitap, 2 dergi, 5 gazete yayınlanır. Her 10 bin kişiye 36 doktor düşmektedir. Sağlık hizmetleri devletin tekelindedir.

Dil

Tıva yazı dili Latin harfleri esasına göre düzenlenmiştir, fakat 1941'de diğer Türk şivelerinde olduğu gibi Tıva'ca için de Kiril harfleri kullanılmıştır. Tıva halkının en önemli destanı olan "Keser" 1963 yılında yayınlanmıştır.

Din

Tıvalılar eski Türkler gibi Şamanist iken sonraları Moğolistan'm tesiri ile Lamaizm dinine de ilgi duymuşlardır.

Ekonomik Yapısı

Tıva'nın önemli ekonomik zenginlikleri ender bulunan madenleri, kömür, demir, civa, altın'dır. Tıva'nın ekonomisinde tarım sektörü ağırlıklıdır. Burada 115.000 ton hububat elde edilir. 27.000 lon pataıes üretilir. Hayvancılık da önemli yer tutar. Tıva'da 1.229.000 küçükbaş hayvan, 201.000 büyükbaş hayvan yetiştirilmektedir. Sanayide önemli yeri hammadde çıkarılması faaliyetleri almaktadır. Bununla beraber kereste imalatı, gıda maddeleri üretimi, hafif sanayinin bazı kollan gelişmiştir.


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:28 PM

C* Türk Dünyası C*
 

YAKUTİSTAN BAYRAĞI

.

YAKUTİSTAN HARİTASI

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

YAKUTİSTAN
SIBIRYA'NIN SINIRLARI

Asya kıtasının bütün şimal kısmını tutan bu geniş ülkenin, eski Rus idari bölünüşüne göre, sınırları şu şekildeydi:
Kuzeyde Şimal Buz Okyanusu; doğuda Behrenk Boğazı, Japon, Okhctsk Denizleri ve Büyük Okyanusun bir kısmı; güneyde Çin devleti; Türkistan'ın Yedisu ve Sırderya eyaletleri; batıda Torgay Eyaleti, Orenburg, Perm, Vologda ve Arkhangelsk illeri. Görülüyor ki, Kuzey Türkistan'a veya Kazak iline ait olan Akmela ve Semipolat eyaletleri de, eski Rus idari bölünüşüne göre, "Sibir" sınırları içerisine alınmıştır. tşte, bu sınırlar içinde Sibirya'nın yüzölçümü 12.633.940 km2 teşkil eder. Avrupa kıtasımn yüzölçümü aşağı yukarı 10 milyon km2 olduğuna göre, Sibirya, Avrupa Rusyası da dahil olmak üzere, irili ufaklı 2425 devletiyle bütün Avrupa Kıtasını ve bir parça kırpılmak şartıyle, Asya Kıtasından İran'ı, Afrika Kıtasından Mısır ülkesini sığdırabilecek geniçliktedir (Iran'ın yüzölçümü takriben 1.645.000 km2 olup, Mısır'ınki 1.050.000 km2'dir). Sibirya Hindistan'ın (Hindistan'nın yüzölçümü 4.735.756 km2 dir) dört misli kadardır.

COĞRAFİ BAKIMDAN SİBİRYA

Sibirya'nın sahilleri Şimal Buz Okyanusu'nda 15.900 km, Büyük Okyanus'ta 14.900 km. uzunlugunda olup, bütün sahillerinin uzunluğu 30.800 km. demektir. Fakat kıyılar, yılın büyük kısmında, yanaşılmaz durumda bulunmaktadır. Şimal Buz Okyanusunda sahillere senede yalnız iki üç ay kadar yanaşılabilir.
Büyuk Okyanus'ta ise, kıyılar 67 ay buz ile örtülü kalır. Sibirya, büyük dev" nehirlerin memleketidir. Amur ırmağı müstesna olmak üzere, Sibirya'nın bütün büyük nehirleri ve hatta orta küçük ırmakları, güneyde yüksek Asya'yı Lizey Asya'nın alçak ovalarından ayıran dağ sisteminden ve oralardaki buzullardan (cümudiyelerden) çıkarlar ve şimale dogru akarak, Şimal Buz Okyanusuna dökülürler. Büyük nehirlerin havzaları gayet geniş olup, pek çok ırmakların ve çayların sulannı toplamaktadır. Mesela, Obi'nin havzası 2.594.076 verst kare (Bir verst: 1.067 km.'dir); Yenisey'inki 2.241.590 verst kare; Lena'nınki 2.092.270 verst kare; Amur'unki (Rusya içerisindeki kısmı) 880.547 verst kare; trtiş'inki 877.885 verst kare genişliğindedir.
Nehirlerin uzunluklarına gelince, Lena'nın uzunluğu 4.802 küsur km; Yenisey'inki 4.268 küsur km; Obi'ninki (kendisini teşkil eden Katun ve Biy ırmaklarının kavşagından itibaren) 3.415 küsur km; trtiş'inki (yukarı akımında Kaıa trtiş adını taşıyan kısmıyle birlikte) 4.055 küsur km.; Step ırmaklarından trtiş'in sol kolu olan Tobol'u 1.707 küsur km zikretmeliyiz. Yukarıda saydığımız nehirler ve onların birçok kolları tamamiyle gemi işletmeye elverişlidirler.
Sibirya'da göller de pek çoktur. Bunların bazılarının suyu tatlı, bazılarının tuzlu ve kimisinin de acı tuzludur. îçinden tuz çıkarılan göller de az değildir. Asya kıtasının en büyük tatlı su göllerinden biri olan Baykal Gölü de Doğu Sibirya'da bulunmaktadır ki, boyu 642 küsur km olup, eni bazı yerlerde 85 küsur km kadar çıkar.

YAKUTİSTAN'IN KİMLİĞİ

Yakutistan Sovyet Sosyalist' Cumhuriyeti (Saka Yeri) 27 Nisan 1992 yılında kurulrnuştur.
Doğuda Habarovsk Magadan eyaletleri, güneyde Çita ve Amur eyaletleri, batıda Krasnoyarsk ülkesi, trkutsk eyaleti, kuzeyde Laptivih ve Doğu Sibirya denizleri.

Başkent: Yakutski.
Yüzölçümü: 3.103.200 km2.
Ekonomi: Kömür, demir, elmas, gümüş, kerestecilik, kürk hayvancılığı.
Nüfus: 1.281.000 (1990 sayımı).

Nüfusun % 90'ı merkezdeki bölgelerde, Yakutsk ve Vilüysk şehirleri civannda yerleşmişlerdir. Moskova sömürgelerinin hepsinde oldugu gibi burada da yerli ahalinin yüzdesi yıllar geçtikçe düşmekte, kolonize etmek için ge tirilen Rus nüfusu artmaktadır.
1926'da % 82.3 Yakut, % 10.4 Rus 1956'da % 56.4 Yakut, % 35.5 Rus.
YAKUTLARIN (SAKA) MENŞEİ
Yakutlar, Orhun kitabelerinde Kurıkan adıyla geçmektedir. Daha sonra kuzeye çekilmişler ve ana Türk kütlesiyle bağları kopmuştur. Dillerinin, Tüırkiye Türkçesinden ve diğer şivelerden çok farklı olmasının sebebi de budur.

YAKUTİSTAN (SAKA)'DA OYMAKLAR VE TARİHİ

Bu Türk boyu, 610 yy.'da Baykal çevresinde, Selenga Irmağının aşagı kıyılarında, Angara ve Lena Irmaklarının yukarı bölgelerinde yaşarlardı.
Bu çevrede, istihkam harabeleri, kurgan mezarlar, kayalardaki resim, Orluın harfleriyle yazılar, sulama kanallan, arklar vardır.
A. P. Okladnıkov Yakutların Kurıkanların ahfadı olduğunu kabul etmektedir.
Yakut ülkesine güneyden Türk boylarının göçü asırlarca sürmüş, gelenler yerli kuzey ulLislarını da yavaş yavaş Türkleştirmiştir.
Ruslar Yakutistan'a 17. yy.'da sokulmaya başladılar. 1620-1630'da istilalarını tamamladılar.
O devirdeki Yakut boyları:
  • Kangalas
  • Naın
  • Megin
  • Baragon
  • Betun
  • Baturus
En büyüğü Kangalas boyu ve onu beyi Tigin Toyon idi. Lena kıyısında nuıstahkem bir kalesi vardı. l636-l637 yıllarındaki Yakut ayaklanmasını bastıran Rus askerleri bu kaleyi ancak iki gün uğraştıktan sonra alabildiler.
Yakutistan'da Rus egemenligi tam olarak yerleştikten sonra idarî taksunat eski kabile (CON) ve oymak (AYMAH) teşkilatı gözönünde tutularak kuruldu.
17. yy.'da Yakutlarda kabile teşkilatı tamdı. Her boyun;
  • Damgası
  • bayragı,
  • askeri parolası
  • "kuş"u vardı.
Kangalas boyunun kuşu "BARILAS" idi. Yakut damgaları başka Türk boylarınınkiyle aynıdır.
Çarlık devrinde siyasî suçlular buraya sürülüyorlardı. Bu sürgünler Yakutlar için batı kültürünün havarileri oldular.
Bunlardan "OBLASTNİKİ-ÜLKECİLER" denilen büyük bir grup;
Sibirya'nın geniş muhtariyetli ülke, Matta Rusya'dan ayrılıp müstakil devlet olması fikrini yazıyorlardı. Bunların ideologları:
G. Potanın (1835-1920)
N. M. Yadrintsev (1842-1894)
Bunların Yakut aydınlarına tesiri büyük olmuştur.
17 yy.'dan beri Rusların getirdiği medeniyet!..
  • Hıristiyanlık,
  • Kilise,
  • Papaz,
  • içkiden ibaretti.
Yakutların bilmediği çiçek ve frengi hastalıklarını Ruslar getirmişti.
1905 ihtilali Yakutlara hürriyet ve millî kültür alanında çalışma imkanını verdi. "YAKUT MÎLLÎ BlRLİĞİ" kuruldu.
31 Aralık 1906'da Yakut milliyetçilerin aldıkları kararlar, Rusya'daki en liberal partilerin istediği siyasî ve iktisadî haklardan farksızdı.
Rus kolonistleri kilise ve manastırlar tarafından zorla alınan ve müsadere edilen Yakut topraklarının idaresini istiyorlardı.
4 Ocak 1906 "Yakut Birligi"nin Merkez Komitesi kuruldu.
  • Birlik Yakut halkına beyannameler neşretti.
  • Rus iclaresinden ayrı mahallî idare kuruldu.
5 Şubat 1906 Yakutistan eyaleti kongresi toplandı.
Ruslar bundan ürktü ve Yakutistan'da sıkı yönetim ilan etti.
Birlik'in Merkez Komite üyeleri tutuklanarak ağır ceza mahkemesine verildiler. Yakut eyaleti valisi Bulatov bildiri yayınlayarak bu tür hareketleri a.sker kuvvetiyle bastıracağını ilan etti.
Yakut dili Türk dilinin ayrı ve müstakil bir lehçesidir.
Yakut dili, başka Türk lehçelerine nazaran, Monolit (yekpare)'tir. Yakut dili bütLin doğu ve kuzey Sibirya uluslan arasında anlaşma için müşterek dildi'
Ru.s .sömürge idaresi memurları da Yakut Türkçesi konuşuyorlardı. Rus yazarları Yakut Türkçesi hakkında "Sibirya'nın Fransızcası" derlerdi.
YAKUTSKÎY KRAY Rusça, Yakut Türkçesi gazete. İleri gelen yazarlar;
  • Nikifirov
  • Kulakovskiyşair (Şamanın Rüyası, Aydınlara Açık Mektup)
  • Sofranov
Yakut yazarları, siyasî fikirler bakımından, Rusların Garpçı (Zapodnik) ve halkçı (Norodnik) sosyalistlerine yakın milliyetçi aydınlardı.
1912'de neşre başlayan "Saka Sangata" adlı edebî dergide çok değerli edebî yazılar yayınlanınıştır.
1917 inkılabı Yakut aydınlarını ümitlendirdi. înkılapçı Ruslarla, Yakut Eyaleti Komitesi kuruldu.
5 Mart 1917 Yakutistan'da iktidar bu komitenin eline geçti. Kulakovsiy ve arkadaşları "topraklı millî muhtariyet" istediler. Kolonist Rusların yardımıyla komünistler iktidarı ele geçirdi. 1920-1921 Yakutlar millî hükümet kurdu. Komünistlere karşı savaştı.
Moskova'nın büyük ordusu, KOLÇAK'ın mürteci ordusunu mağlup etti. Yakutistan'ı i.stila etti.
Saka (Yakut) milliyetçileri Ruslarla barış yapıp "Yakut Ülkesi Sovyet Sosyali.st Muhtar Cumhuriyeti"ni kurdular.
1904'te Rus kolonistler siyasi sürgünlerle birlikte % 5.5. 1970'te bu sayı % 36.
Sovyet devrinde Yakutistan'da ana dillerinde egitim, kültür hareketi Çarlık devrine göre çok ilerlemiştir.
1934 Pedagoji Enstitü kurulmuş, yerlilerden pek çok öğretmen yetiştirilmiştir.
1956 Bu okul üniversiteye çevrildi.
Dil ve edebiyat, tabiî ilimler, coğrafya, jeoloji, zooteknik fakülteleri kuruldu. Son verilere söre Yakutistan'da okuma yazma bilmeyen kalmamıştır.






Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:29 PM

C* Türk Dünyası C*
 

KARAKALPAK ÖZERK CUMHURİYETİ BAYRAĞI

KARAKALPAK ÖZERK CUMHURİYETİ HARİTASI

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

KARAKALPAK ÖZERK CUMHURİYETİ

Karakalpak'lar Oğuz boyundandır. Aslında Kazaklara yakın olan Karakalpak Türk boyunun yaşadığı bölge olan Karakalpakistan 1925 yılının Nisanında o devirdeki Kazak Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinin bir muhtar bölgesi durumunda idi. Ancak bu muhtar bölge 20 Temmuz 1930'da SSCB'ye devredildi. İki yıl onra (20 Mart 1932) Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti statüsünü kazandı ve Aralık 1936'da Özbek SSC'ne dahil edildi. Böylece bir zamanlar Kazak Cumhuriyetine dahil olan Karakalpakistan bugün Özbekistan'a aittir.
Karakalpak Ozerk Cumhuriyeti'nin yüzölçümü 165.000 km2 olup, başkenti Nukus'tur. 1979 nüfus sayımına göre Karakalpak Özerk Cumhuriyeti'nin nüfusu 904.000 idi. Karakalpakların SSCB'ndeki genel sayısı 303.000 olup,büyük çoğunluğu (298.000) Özbekistan'da ve bilhassa kendi muhtar cumhuriyetlerinde (285.000) yaşamaktadırlar ve muhtar cumhuriyetteki genel nüfusun % 31.5'nu teşkil etmektedirler.

Dilleri
Türk dillerinin Kıpçak grubuna girmektedir. Kazak ve Nogay dillerine de yakındır. Bunlar da yazı dilinde önce Arap alfabesini, 1928-40 arası Latin alfabesini ve daha sonra Kiril alfabesini kullanmışlardır.
1914'te bu bölgede 553 cami mevcuttu. Bugün bu bölgedeki bir resmi dini faaliyetler Taşkent'teki müftülüğün kontrolü altındadır. İbadete açık olam cmi sayısı hakkında herhangi bir bilgi mevcut olmamakla birlikte, on'dan fazla olmadığı tahmin edilmektedir.

KARAKALPAK TÜRKLERİ ARMASI








Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:29 PM

C* Türk Dünyası C*
 

MOĞOLİSTAN TÜRKLERİ

[size="2">Moğalistan Çin egemenliğinde uzun bir sıire yaşadıktan sonra 1924'te "] Eğitimde Kiril Alfabesi'ni kullanmaktadırlar.[/size]






Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:29 PM

C* Türk Dünyası C*
 

AFGANİSTAN'DA TÜRKLER Afganistan'da Türk dilini konuşanlar genel nüfusun % 10 nu kapsarlar. Burada üçüncü sıra dil grubudur. Afganistanda sağlıklı bir nüfus sayımı yapılamadığı için verilen rakamlar tahminidir. Buradaki Türkler ise:
  • Özbekler
  • Türkmenler
  • Kırgızlar
  • Kazaklar
Özbekler:
Afganistanda, Fariab, Balkh, Samamgan ve Kunduz'da yaşamaktadırlar. Sayıları 1 ile 1.5 milyonu bulduğu sanılmaktadır. Çiftçilikle ve hayvancılıkla uğraşırlar. Türkmenler: Ülkenin Kuzeybatısında yaşarlar. Tahmini sayıları 200.00 civarındadır. Tekke, Şalar, Sarık, Çekra, Mavn, Tank aşiretleridir. Genellikle göçer yaşamaktadırlar. Kırgızlar: Afganistan'ın kuzeybatısında Tahkar ve Budaksan bölgelerinde yerleşmişlerdir, sayıları 90.000 civarındadır. Büyük çoğunluğu göçebe olarak yaşamlarını sürdürürler. Kazaklar: Sayılan azdır. Hepsi göçebe olarak yaşarlar. Çin bölgesinden göçebe olarak geldikleri sanılmaktadır. Dil, Eğitim Din ve Kültür Afganistan'da Türk dilleri konuşanların okuma, yazmaları bulunmamaktadır. Dinleri Hanefi mezhebindendir. Ekonomileri pamuk ve şekerpancarına bağlı, hayvancılıktır. Karakul koyunu ve el dokuması halı işleri ile uğraşmaktadırlar.






Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:29 PM

C* Türk Dünyası C*
 



http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

İRAN'DA TÜRKLER

Iran'ın bılınen ataları Pers, Furus, Fars ve Parsovalılardır Türk düşmanı Firdevdevsi ünlü destanı "Şehname de" ve 10 yy. da ÎRAN-TURAN savaşlannı anlatarak, bölgedeki Türk varlığına değinir.

XI. yy. ilk yarısından itibaren "Yıva" boyundan kalabalık Türk-menler îran da göriilür. XII. yy. da ise Solgurların yanısıra Avşarlar Huzistanda ortaya çıkarlar.
15 yy. dan sonra ise bu topraklarda yoğun biçimde Türk Savaşçıları Gazneliler, Selçuklular, sayısız Türk boyları Orta A.sya'dan Ortadoğu'ya ve îran'a akın akın gelirler. İran'a gelen Türkler iseGüney Azerbaycan'a yerleşirler. Dil olarak Batıoğuzca'yı kullanmışlar, Arap alfebesiyle yazmışlardır. Ancak 1925-1979 arası Pehleviler döneminde (Rıza Şah ve Oğlu) Türklere Zorla Farsça öğretmek istemişler ve Azeri dilini yasaklanmışlardır. İran'daki Türk halkları Azeriler, Şahsevenler, Karapapaklar, Kayralar, Kaşkaylar, Türkmenler, Hamseler, Karapapalılar, Karadağlılar, Şatrunlular, Geymikler, Delikanlılar, Beybağlılar, Bocağcılat, Halaçlar, Karayılar, Timurtaşlar ve Avşarlardır. Bütün bu halkların sayısı İran nüfusunun %30'u kadarını oluşturmaktadır. Türk Halkları Tebriz, Urmiye. Dizaiyye ve Erbil'de dir. İran'daki Türk kadınları ev işleriyle uğraşır. Erkekleri ise işçi ve memurdur.

Türklerin yoğun olduğu Tebriz önemli bir ticaret merkezi ve İran'ın dördüncü büyük kentidir.

İran Türkleri şiidirler ve dini inançları halkın yaşamında önemlidir.
Şurası bir gerçektir ki tarih boyunca "İran" Doğu Türklüğü ile Batı Türklüğü arasında bir duvar ve engel oluşturmaktadır.






Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:29 PM

C* Türk Dünyası C*
 



BULGARİSTAN TÜRKLERİ

Günney Rusya bozkırlarından 7. yüzyılın başlarından çeşitli nedenlerle göç eden ve Balkan Yarımadasına gelen Bulgarlar, Türk halklarındandır. Ancak yeni geldikleri bu bölgede slav halkları tarafından asimile edilmişler, kiiltürel kimlik bakımından büyük çoğunluğu slavlaşmışdır.
XV yüzyıldan sonra Osmanlı împaratorluğu Anadoludan Türk nüfusu getirerek bölgeye yerleştirmiştir. Ne var ki bütün bunlara karşın genel nüfus içinde Türkler hep azınlıkta kalmışlardır.
Balkanlarda ve Bulgaristanda Osmanlı egemenliği beş yüzyıl sürmüş olmasına karşın 1878 Osmanlı Rus Savaşından sonra imzalanan Ayastefanos ve Berlin anlaşmalarıyla Bulgarlara kısmi bağımsızlık verilmiştir. Bulgarlar 1908'de ikinci Meşrutiyet'le birlikte resmi ve kesin bağımsızlıklarını elde etmişlerdir. Bulgaristan 1940'ta Tıirk nüfusun yoğun olduğu Dobruca'yı yeniden elde etmiş ve o günden sonra da sınırlarında değişiklik olmamıştır. Dobruca bölgesindeki Türkler'den başlıca Türk dili konuşan iki Türk azınlık daha bulunmaktadır. Sayılan 7.000 kadar olan Tatar ve Gagvuzlardır. Bulgarlar ülkedeki azınlıklan sürekli asimile etmeye çalışmış 1984-1985 yıllarında ise Türkçe isimleri yasaklayarak göçe zorlamıştır. Ancak Türkler bu olguya tepki göstermiş 1989 yılında 160.000 Türk Türkiye'ye göç etmişlerdir. En son 300.000 Türk Türkiye'ye zorla göç vermiştir.
1985 ten sonrada Bulgaristanda kalan Türkler bazı alanlarda Bulgar yurttaşların hak ve özgürlüklerine sahip olmuşlardır.

Nüfus

1965 nüfus sayım verilerine göre Türkler 850.000'e yakın olarak nüfusun % 10'unu oluştururlar. 1985 sayımında ise Türk nüfus 1.600 .000 civarında olup nüfusun yüzde onbeşi kadar olduğudur.
Bu nüfus yoğunluklarıyla Bulgaristan'da Türkler en kalabalık durumundadırlar. Ve sürekli Türkiye'ye göç vermişlerdir 1944'e kadar 140.000 kişi, 1950-1951'de 155.000 kişi, l978 yılı ise 130.000 kişi Türkiye'ye gelmiştir. 1989 yılında en son kişi Türkiye'ye göçe zorlanmıştır. Bütün bu göçlerden sonra Bulgaristan Türkleri kırsal alanlarda kalmışlardır.
[size="2">1993'den sonra Bulgaristan'da Türklerin "][/size]

Dil ve Eğitim

Bulgaristan'da eğitim devlet denetiminde'dir.
Ancak Bulgaristan'da konuşulan Türkçe, Türkiye Türkçesine oldukça yakındır Bulgar Kiril alfabesiyle yazılır. Türkçe ilk yıllarda azınlık okullarında öğretim dili olarak Türkçe okutulurken daha sonra (1960) kkaldırılmıştır. 1939 da okumak durumunda olan Türklerin yüzde 15'i okula giderken 1957 de bu oranın yüzde 97'ye çıktığı yazılmaktadır. 1993'ten sonra yeniden Türkçe eğitim başlamıştır. Bulgar Ulusal Radyosu'ndaa Türkçe yayınlar baslamış, "Filiz Gazetesi" yayına sokulmuş, 27 Belediye başkanı, 653 köy muhtarı, idari işlerde görev almıştır.

DİN

Devlet dini kıırumları denetim altında tutmakta ve dini çalışmaları yönlendirmektedir. 1949 yılında ise Müslümanların dini kuruluş ve vakıflarını Bulgar hükümeti millileştirmiştir. Din adamlarıbirer, devlet memurudur. Ve Sofya'da onları temsilen bir müftü görevlidir.






Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:29 PM

C* Türk Dünyası C*
 

MAKEDONYA'DA TÜRKLER

Makedonya'dan bir çok ırklar gelip geçmiştir. Türk ırkından olan Hunlar, Avarlar, Kumanlar, Peçenekler ve Osmanlı Türkleri uzun süre bölgede yasamışlardır.

1300 yılından sonra da Anadolu'dan Makedonya'ya çok sayıda Türk göçmenler yerleştirilmiştir.

1953 yılıııda, Makedonya'da 203.000 Türk yaşarken bu nüfus bugün 77.500'e inmiştir. Dün ve bugün Doğu Makedonya'da Türkler'e çok yoğun asimilasyon uygulanmaktadır. Türkler arasında ve Makedonya'da eğitim Türkçe dilinde olmaktadır. Doğu Makedonya'da ise sadece dört yıllık Türkçe eğitim vardır. Halen mevcut ilköğretim kurumlarnda 264 öğretmen görev yaprnaktadır.

Gostıvar'da bir genel lise ve bir meslek lisesi, Kalkandelen'de bir meslek lisesinde Türkçe öğretim yapılmaktadır. Üsküp'te de bir lise'de Türkçe öğretim verilmektedir. Üsküp ve Manastır Üniverstesinde Türklere çok az bir kontenjan ayrılmaktadır.
Makedonya'da Türkler tarım, hayvancılık ve ticaretle uğraşmaktadırlar. En yoğun oldukları yerler ise Üsküp, Gostivar, Ohri, Resne'dir. Türkçe dergileri, gazeteleri ve yerel televizyonları vardır.

Makedonya'da bugün "Türk Demokratik Partisi" kurulmuş ve Türkleri temsil etmektedir.
Ayrıca, Kosova ve Sancak bölgesiııde de Türklerin sayısı 2.000'e ulaşmıştır. Burada da, Türkler Türkçe egitim görmekte olup en çok Priştine kentinde toplanmılardır.

Makdedonya da Türkçe, radyo,gazete, dergi yayınlanmakta olup, siyasi anlamda "Türk Demokratik Birliği" Kosova-Sancak Türklerini temsil etmektedir.






Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:30 PM

C* Türk Dünyası C*
 

Surİye'de TÜrk Halklari
.

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

SURİYE
Suriye,
Suriye yüzölçümü 185,180 km2 olan, Asya’da Müslüman bir Arap ülkesi olarak tanımlanıyor.Suriye'de yaşayan insanların nüfusu 16,673,282 (1998) şimdi 20 milyona tahmin edilir, Suriye doğu yanında Iraktır, batı ak deniz ,güney urdun ve kuzey türküyedir, Suriye idaresi 14 muhafazaya bölünmüş , Şam(Damascus) Suriye başkent şehiri , başka büyük şehirleri Halep, humus, hama, ve Lazkiye. Ortadoğu’da bulunan Suriye bu coğrafyada yer alan pek çok ülke gibi çok dinin (mezhebin), ırkın, dilin bulunduğu demografik bir yapıya sahiptir. Bugünkü Suriye’de yaşayan Türkmenlerin durumuna geçmeden önce Suriye’deki tarihi seyri ve bu seyre bağlı olarak Türkmenlerin buraya gelişlerini gözden geçirelim

Suriye Türkmenlerinin Kısa Tarihçesi

Suriye, bulunduğu coğrafi konum itibariyle; doğu ve batıyı birleştirdiğinden Anadolu’nun tabii bir uzantısı olmasından ötürü hem doğu ve hem de batıdaki devletlerin ilgi odağı olmuştur. Sümerler, Asurlular, Makedonyalılar ve Romalılar Suriye’de hakimiyet kurmuşlardır.

İslamiyet’in doğuşundan sonra bölgede, Hz. Ömer’le başlayan bir İslimi hareket görüyoruz. Bu durum, Emevi ve Abbasi hanedanlıkları zamanında da devam etmiştir.
Suriye'deki Türkmenlerin daha 7. ve 8. yüzyıldan beri Fırat ve Dicle boylarına indikleri, ayrıca, Mezopotamya'dan ve Anadolu'dan Suriye'ye göçtükleri 9. ve 11. yüzyıldan buyana bölgede yaşadıkları bilinmektedir. daha önce Mısırda bir Türk komutanı Tolun oğlu Ahmed kendi hanedanını kurmuş (875) ve bu hanedan 905 yılına kadar devam etmişti. Tolunoğlu Ahmed Suriye'yi (877) almıştı .
Daha sonra yine başka bir Türk komutanı Toğaç oğlu Muhammed Ebu Bekir, tarihte İhşidî adıyla anılan hanedanı kurmuş ve bu hanedan (935-969) yılları arasında bölgeye hakim olmuştur. Her iki Türk hanedanı, Abbasî halifeliğinin bir politikası olarak Türk komutanları ile Türk askerlerine, orduda büyük yer vermelerinin sonucunda doğmuştur. İhşidîler'i (969) yılında Şiî Fatımî devletine yıktı.
X.Yüzyılın birinci yarısında Abbasî İmparatorluğu iyice parçalanmış, Irak'ta bile kuvvetini hissettiremeyecek bir duruma düşmüştü. Bizans bundan faydalanarak karşı taarruza geçti ve birçok yöreleri ülkesine katmaya muvaffak oldu. Bizans' a karşı, kuzey Suriye ve Cezîre'nin (Kuzey Irak ve bazı Güney Anadolu yöreleri) hakimleri olan Hamdanî hükümdarları karşı koymaya çalıştı. Bu cümle adı geçen hanedanın en büyük hükümdarı olan Seyfü'de-devle, Seyfü'de-Devle'nin en ünlü ve muktedir kumandanlarından birinin “Türk Yemek” olduğunu biliyoruz. Bu Türk kumandanının Kimek elinin yemek boyundan olduğu için böyle anılmış olması muhtemeldir. (ölümü: 951-2)

Türklerin bölgeye gelip yerleşmeleri, Büyük Selçuklu Devleti’nin Gazneliler’le yaptığı Dandanakan Savaşı sonrası olmuştur. Büyük Selçuklu Devleti, bu savaştan sonra özellikle 1063 yılından itibaren kendi hayat tarzlarına uygun buldukları bu bölgeye yerleşmeye başladılar. Özellikle Halep, Lazkiye, Trablusşam ve Asi Irmağı vadisi boyunca Hama, Humus ve Şam bölgesinde bu yerleşme yoğunluk kazanmıştır. Türklerin buraya yönelik akınları Afşin ve Sandık Beyler komutasında Halep’e kadar devam etmiştir. (1069-1070) yıllarında ise Kurlu ve Atsız Beyler, Güney Suriye’yi tamamen ele geçirmişlerdir.
(1071) yılında Malazgirt Savaşından sonra Aşağı ve Yukarı Fırat boylarında, Saltuklar, Mengücekler, Danişmendiler, Yınaloğulları, Artuklar gibi Türk Beylikleri kurulmuştur..
(1077) yılından beri Suriye Selçuklu meliki olan Tutuş, kendini sultan ilân ederek, Oğuzların Yıva Boyu ile Bayat, Avşar, Begdilli, Döğer ve Üçoklar oymakları Şam ve Halep’e yerleşmişlerdir. Berkyaruk'un üzerine yürümüş, fakat yenilmişti (1095). Oğullarından Rıdvan Halep'te, ve Dokak Şam'da hâkimiyetlerini ilân ettiler. Halep hakimi Rıdvan Haçlılarla mücadele etti. Bir ara sınırlarını Güney Anadolu'ya kadar genişletti.
(1117)'ye gelindiğinde her iki bölgede de hâkimiyet, atabeylerin eline geçmişti. Suriye Selçukluları'nın Şam kolu, Atabey Tuğtekin tarafından yönetiliyordu. Oğlu Tacü'l-mülk Böri babasının ölümü üzerine idareyi ele aldı. Pek güçlü olmayan bu atabeylik, Zengî Atabeyi Nureddin Mahmut tarafından ortadan kaldırıldı (1154).
(1127) yılında Melikşah'ın Halep Valisi Ak-Sungur'un oğlu İmadeddin Zengi'nin Musul valiliğine getirildi. Haçlılara karşı verdikleri mücadelelerle öne çıkmışlardır. İmadeddin Zengî, Haçlılardan Urfa'yı alınca Avrupalılar II. Haçlı Seferi'ni düzenlemişlerdir (1137). Zengî'nin ölümünden sonra atabeylik Musul ve Halep olmak üzere iki kola ayrıldı (1146). Halep'teki oğlu Nureddin Mahmut haçlı kontluklarına karşı başarılı mücadeleler verdi. Şam'daki Börileri kendine bağladı. Haçlılarla iş birliği yapan Mısır Fâtımî Devleti'ni ortadan kaldırdı (1171). Nureddin Mahmut ölünce atabeylik Eyyubi ailesine intikal etti (1174). Selahattin Eyyubi komutasındaki Müslümanlarla birleşerek Haçlılara karşı bölgeyi savunmuşlardır
Selahattin Eyyubi’nin ölümünden sonra bölgeye bir başka Türk devleti olan Memluklular hakim olmuştur. Anadolu’ya hakim olan Türkiye Selçuklu Devleti ise, 1243 yılında Moğollarla yaptığı Kösedağ Savaş’ını kaybetmesi sonrası ağır Moğol baskısı altında kalmıştı. Bu baskı sonucu özellikle Kayseri ve Sivas’ta yaşayan Türkmenler, Memluk Sultanı Baybars zamanında Suriye bölgesine yerleşmişlerdir. Bu dönemde Suriye’ye gelip Şam’a yerleşen Türkmenler, İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’ın ölümünden sonra çıkan siyasi karışıklıktan faydalanarak 1337’de Elbistan civarında Dulkadiroğulları beyliğini kurmuşlardır. Yavuz Sultan Selim, 1516 yılında Mercidabık’ta Memlukluları yenerek bu günkü Suriye topraklarını Osmanlılara bağlamıştır.

Suriye Türkleri, ilk yerleşimlerinde göçebe olarak kalmışlarsa da sonradan yerleşik düzene geçmişlerdir. Konar-göçer ahalinin merkeziyetçi bir devlet nizamı ile bağ-laşamayan hayat tarzları yüzünden yerli halka büyük zararlar vermexlerim sona erdirmek endişesi , Harab ve boş yerleri imar etmek ve yeniden ziraata açmak (1691-1699) yılları arasında konar-göçer halkın Osmanlı hükümet tarafından iskan edilmesinin bazı sebepleridi .
1916 sonuna kadar da bu bölgedeki Türk hakimiyeti, kesintisiz olarak 402 yıl sürmüştür. Bu sürede bölge sakinleri, derin Türk kültürü etkisi altında kalmıştır. Bu etki kendisini en çok dil konusunda göstermiş; Suriye lehçesi en fazla Türkçe kelime içeren Arab lehçesi olmuştur. I. Dünya Savaşı sonuna kadar Osmanlı hakimiyetinde kalan Şam, Trablus ve Halep eyaletleri şeklinde yönetilen Suriye, Türk yönetimi altında kültürel, sosyal ve ekonomik açılardan kalkınmış ve en huzurlu dönemini geçirmiştir.
30 Ekim 1916 Mondoros mütarekesine kadar aşağı yukarı 500 yıl Türk hâkimiyetinde kalan Suriye, İngiliz, ve Fransız işgaline uğramış, 1936 yılında ise Fransa denetiminde cumhuriyet olmuştur.

Suriye Türkmenleri ve yaşadığı yerler

9. yüzyılda Tolunoğulları döneminde ilk defa Türk hakimiyetine giren Suriye, 11. yüzyılda Selçuklu Türkleri'nin, 1260'a doğru Memlûk Kıpçak Türkleri'nin eline geçmiş, 1516 yılında Yavuz'un bu ülkeyi fethetmesiyle Osmanlı hakimiyetine girmiş ve 850 yıllık Türk idaresinden sonra 10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevr Anlaşmasıyla Osmanlı Devleti'nden koparılarak Fransız kontrolüne bırakılmıştır. Bugünkü Suriye 17 Nisan 1946 yılında bağımsız bir devlet haline gelmiştir.
20. yüzyılın ortalarında çok sayıda Suriye Türkü Araplaşmış, böylece bu ülkede yüz yıllardır süren asimilasyon son dönemde de devam etmiştir>
Oğuz Türkleri'nin ve Memlûk Kıpçakları'nın torunları olan Suriye Türkleri'ne Bayır-Bucak Türkleri de denilmektedir. Türkler bu ülkede azınlık olarak kabul edilmemekte ve kayıtlarda Müslüman olarak geçmektedirler. Halk arasında ise Türkmenler olarak adlandırılmaktadırlar.

Suriye'de Bayat, Afşar, Karakeçili, İsabeğli, Musabeğli, Elbeyli, Akar, Hayran, Çandırlı, Sincar gibi Türk boyları yaşamaktadır. Bu Türk boyları ile Anadolu'daki uzantıları olan Türk boyları arasında inançlar, gelenekler ve folklorik pratikler bakımından çok önemli benzerlikler tespit edilmiştir.
Suriye'de yaşayan Türkler'in nüfusu hakkında verilen rakamlardan 100.000 tahmini bu gün artık eskimiştir. Yakın zamanlarda verilen tahminler ise 500.000 - 1.000.000 daha azdır ,gerçek rakamlar 1.8 - 2 milyon arasında tahmin edilir, Onlarada Araplaşmış Türkleri eklenirse onların sayısına ikiye katlaşır

Suriye'de Toplam 523 Türk köyü vardır (büyük şehirler harlarından başka) . Suriye hükümeti, son yıllarda Türkçe yer adlarını Arapça'ya çevirmiştir. İsabeğli "İseviye", Kabamazı "Belutiye", Tırınca "Ümitüyur", Karınca "Behlüliye" olmuştur
Suriye'de Türkçe eğitim yapan okullar olmadığı gibi. Türkleri bir arada tutan her hangi bir teşkilat da yoktur. Köy ve kasabalarda yaşayan Türkler kendi aralarında Türkçe konuşmayı sürdürürler. Yüksek eğitim yapan Türkler'in sayısı çok azdır ve tamamına yakını Türkiye'deki okullarda okumuştur.
Türkçe çıkan yayın organları, 1922'den 1937'ye kadar, sürgündeki Refik Halit'in de katkılarıyla renklendirdiği, "Doğru Yol" ve "Vahdet"'tir.
Suriye Türkleri, şiveleri ve edebiyatları bakımından Türkiye'nin bir uzantısı gibidirler. Suriye'de konuşulan ağız da, Hatay bölgesinde konuşulan Türkmen ağızlarının bir devamı niteliğindedir.hama ve humus Türkmenlerinin şivesi eski Osmanlı diline daha yakın. Ve bazı ülkelerde Azerbaycan diline yakın olunmaktadır.
·LazkiyeTürkmenleri

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

kesab



http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

Lazkiye sahili

[size="2">Suriye'nin Akdeniz kıyılarında, başta Lazkiye şehir merkezi Cimmel HarasıBehlüliye, Kesap nahiye ve köylerindeBayır-Bucak Türkler yaşamaktadırBu şehir ve nahiyelere bağlı Türkler'in yaşadığı köy sayısı ise yörelere göre şöyledir: Lazkiye vilayet merkezi ve Kesap Nahiyesi'ne bağlı 6; Bucak bölgesinde sahil boyunca 84; Behlüliye Nahiyesi'ne bağlı 12; Bayır Nahiyesi merkezine bağlı Kebeli'nin kuzeyinde 27, doğusunda 8, güneyinde 11; İncesu'nun batısından güneye doğru olan bölümünde 20, doğusunda 17.Suriye hükümeti, son yıllarda Türkçe yer adlarını Arapça'ya çevirmiştir. İsabeğli "] (Türkmen Mahallesi) olmak üzere Basit, Bayır, "·[/size] Halep Türkmenleri

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

halep kalesı

Osmanlı Devleti döneminde Türk nüfusunun idari merkezi Halep'ti. Halep, sokaklarında Türkçe konuşulan bir yerdi. Türk mimari ve sanat eserleri Halep'te oldukça çoktur. Suriye'de Halep şehiride daha çok yaşayan Türkler vardır şehir merkezi huyluk harası(büyük bir Türkmen Mahallesi ,Türkmen nüfusu 400,000 tahmin edilir ) , Kürtdağı, Cerablus, Mümbiç, Musabeyli, Azez nahiyeleri ve yörelerinde Türkler yaşamaktadır , Bu şehir ve nahiyelere bağlı Türkler'in yaşadığı köy sayısı ise yörelere göre şöyledir: CebeliSema'nın doğusunda nahiye merkezi ile 16; Kilis'in güneyinde AzezAzez ile Aferin Suyu arasında 17, Azez'in doğusunda 29, güneyinde Halep'e bağlı 3; Çobanbeğ Nahiyesi'nde Mümbiç Kazası'na doğru 54, aynı kazanın güneyinde 15; Baraklı Oymağı'ndan CerablusSacır Suyu'nun güneyinde 23; Urfa hudud nahiyesi Mürşid Pınarı ve Akçakale Kazası'nın güneyine isabet eden ve Belih Irmağı'na kadar uzanan sahada 59 köy olmak üzere .Halep Bazı Türk köyleri : mirza, kerpiçli, arabazi, merhan, beyliz, nabğa, kanlı koy, eşekli, usbağılar, gavureli, amerne, bel veren, kantara, taflı, lilve, yusuf başa, kadılar, memeli, kurucu höyük, taş atan, buyan, dadlı, belli, sakkal veran, kara yakub, kara taş, kara kuz, balali köy, bandarlık, duraklı, anbarlı, hacı hasanlı, kara baş, bir elli, avşar, küllü, dabık, yazlı bağ, ıral, şüvirin, delha, iğde, tukmen barıh, kara köy, kara mazraa, harab mamal, azak, hava köy, telile, şidar, beş curun, sinekli, ziyarat, okuf, çoban bey, hedebet, tiral, kurt, öküz öldüren, cubban, üvilin, zülüf, kalkum, bablimun, tat hums, çeke

Kazası'na bağlı, Nahiyesi'ne bağlı 26; · Hama ve Humus Türkmenleri "Humusta kim derse ben Türkmen değilim o asılında humuslu değildir " , işte Suriye tarihçisi ( Süheyl zakkar) demiş , çünkü ona ve eski Arab tarihçisine (bin el esir )agöre, 11. yy humusu büyük bir deprem yıkmış, tamamını viran etmiş sonra humusu yeniden tamir eden Türkmenlerdir (zingilar ve Selçuklular),Nureddin Mahmut bin zingi tarafından, humusun merkezinde eski haralarından birinin adı haratul-Türkmen(Türkmenler harası) ve eski şehir kapılarından birisi babu- türkmen (Türkmen kapısı) ama bu günlerde bu haralarda yaşayan Türkmenler tamamen arablaşmış .

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

Halid ibn el valid camisi işte Türk mimarlar izi



http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg


Humus eski şehir merkezi üst tarafta Nueddin Mahmut camisi

Suriye'nin Hama-Humus şehirleri ve Lübnan sınırı arasında kalan kısımdır. Türkmenler genellikle Humus'ta ve Humus köylerinde ve bazı Hama köylerinde yaşamaktadırlar. Osmanlı imparatorluğun devrinde Buralara yerleştirilmeğe davet edilen ve iskana mexmur olan oymaklar şunlardır: Kara Avşar, înallu, Döğer oğlanı, Hama Değeri Mustafa kethüda, Hama Düğeri tabi-i Derviş kethüda, Şam Beğmişlüsü, Hüccetlü, Kapu-uşak, Eymir-i Dündvarlu, Çozlu Çerkez-oğulları, îdris Kethüdaya tabi Abalu, Tokuz han Harbendelüsü, Kara Tohtemürlü, Köse Kethüdaya bağlı Şerefli, Uşak obası, Beşîr-oğulları obası, Eymir-i Sincarlu, Bozlu, Ebu Derda'ya bağlı olan Bozlu ,Tohtemürlüsü, Salur (Sellüriyye) türkmenleri, Dindaş oğlu îsmail Bozulus'a bağlı olan Genceli Avşarı, Kızıl Ali, Danişmendlü'ye tabi Kara Halil . Humusa bağlı bazı Türkmen köyleri : baba amr harası ( bugünkü Türkmenler Mahallesi ) zara, mitras, bdada, arcun, alhusun, dar kabira, kızhıl, üm al kasab, samalil, burc kaya.
Hamaya bağlı bazı Türkmen köyleri :akrab (kara halili), tulluf, hazzur, huvvır el trukman, bıt natır , hırmıl

·Kunteyra Bölgesi Türkmenleri :

Burası Filistin sınırına çok yakındır. Kafkasya'dan gelenler 1878'de buraya yerleştirilmişlerdir. bağlı bazı Türkmen köyleri :hafr, al kadırıyye, kafr nafah, zabya, al rezzanıyye, ahmadıyye, huseynıyye, ayn kura, ayn sümsüm, ayn alak, üleyka, ayn ayşa.

· e- Şam ve draa Türkmenleri :

Şehirde Türkmenlerin oturduğu büyük bir mahalle bulunmaktadır. Ayrıca Havran ovasında da Türkmenler vardır. Şama bağlı bazı Türkmen köyleri : kaldun, ruhaybe, adra ve bazı şam haraları ( el hecer el esvad el tadamün , cöber ) ve draaya bağlı bazı Türkmen köyleri :dara şehir merkezi ,busra, maarba, burak,



http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg


Süleymaniyye camisi
Şam ve deraa : orada bazı köyler

Sultan Abd AlHameed II Ghazi 1899

Osmanlı döneminde hac yolunu korumak üzere Suriye’ye yerleştirilen Türkler, bugün ana dillerini unutmak üzere. Şam, Humus, Lazkiye ve Halep’te kenar mahallelere yerleşen Türkmenler hem ekonomik hem de kültürel bakımdan zayıflar. Bilek gücüyle çalışıyor ve önemli mevkilere gelemiyorlar. En büyük üzüntüleri Türkiye’nin onları unutması. “Türkiye neden kültür merkezleri açmıyor?” diyen de var, “Bizden vize istemeyin.” diyen de…
Adı Türkiye. Suriye’de yaşayan 1,5 milyon Türkmen’den biri. Ülkenin kuzeyindeki Humus’un merkez köylerinden Kızhıl’da yaşıyor. Ona “Türkiye” adını veren babası oğluna da “Türkî” demiş. Şimdi 70’li yaşlarını süren ve tek kelime Türkçe bilmeyen bu kadın, Kızhıl’ın geniş avlularından birinde akşam serinliğiyle büyüyen halkaya dâhil oluyor. Komşular, akrabalar, arkadaşlar, üç-beş kelime Türkçe konuşanlar ya da Türkiye Türkçesi neye benziyor bilmek isteyenler; İstanbul’dan gelmiş konuklara dikkat kesiliyor. Sohbet yarı Arapça yarı Türkçe, devrik cümlelerle kırık dökük ilerliyor. Arada kapı açılıyor, “biraz Türkçe bilen” biri daha kendini sınamak üzere meclise katılıyor. Hiç konuşamayanlar, gülüşmeler eşliğinde bir odaya kapatılıyor. Evin oğlu Abdülaziz, yüzünde muzip bir gülümseme, elinde anahtarla çıkageliyor: “Türkçe öğrenene kadar odada kalacak.” Bu köy evinde toplanan kalabalık, hayat biçimleri, ilgileri, merakları, sorunları ve ‘iki adım’ uzaklıktaki Türkiye’ye ilişkin görüşleriyle yüzlerce yıldır Suriye’de yaşayan Türklerin bir numunesi aslında… Ancak, şehirden şehire hatta köyden köye, Türkiye sınırından uzaklığa, Hatay, Adana, Antep’teki akrabaları ziyaret sıklığına, Araplarla içli dışlı olmaya ve eğitime bağlı ufak değişiklikler yok değil.

Bugün Suriye’de yaşayan Türkmenlere ilişkin net bir rakam yok. Onlara kalırsa nüfusları dört milyonu buluyor; ancak Türkiye kaynakları taş çatlasa 1,5 milyon Türkmen’den söz ediyor. En doğru bilgi Suriye’nin elinde; çünkü nüfus cüzdanlarında Arap vatandaşı görünenlerin gerçek kimlikleri kayıt altında. Suriye Türkmenlerinin en büyük sorunu ana dillerini unutuyor olmaları. Özellikle Hama ve Humus’un iç kısımlarında esenliği Araplar gibi yaşamakta bulanlar, çocuklarına Türkçe öğretmekten ısrarla uzak duruyor. Türkmen olmak iyi bir gelecek vaat etmiyor onlara. Şimdilik, kimliklerini reddetmiyorlar; ancak yakın bir gelecekte kim olduklarını unutacaklar. Humuslu “Türkiye” ninenin tek kelime Türkçe bilmemesi belki de buna en güzel örnek.

Humus’ta ilk durağımız 550 yıllık olduğu söylenen Kızhıl Köyü. Şehir merkezine on dakika uzaklıktaki köyde Türkçe unutulmuş; ama hatırlı bir dost gibi. Gündelik hayatta Arapça’yı tercih eden Humus Türkmenlerinin ortak görüşü şu: “Türkçe’nin bize hiçbir faydası yok.” Okulda, sokakta, resmî dairelerde bir geçerliliği olmayan ana dilleri, yıllar içinde gözden düşmüş. Fakat Türkçe sorulara cevap verebilmek için sarf ettikleri çaba görülmeye değer. Gençlerin dağarcıklarındaki kelime sayısı üçü-beşi geçmiyor, yine ne varsa yaşlılarda var. Türkiye’den gelen misafirlerini “Nasılsın, keyflisin inşallah” diye karşılıyor ve kimi vakit “Senin dilin pek ağır, bizimki hafif” diye yakınarak kimi zaman da “Şimdi sen ağnıyon mu beni?” diye şüpheye düşerek sohbete devam ediyorlar.

Osmanlı çekildi, biz kaldık burada

Köyün tarihi ve uzun yıllar önceye dayanan göç serüvenleriyle ilgili pek az şey biliyorlar. Abdülkerim dede, dillerinin ve giyimlerinin Türkiye’ye ne kadar benzediğiyle ilgileniyor daha çok. Türk kanallarında haber okuyan spikerleri çok hızlı konuşmakla itham etse de teselliyi çabuk buluyor: “Siz, çok yabancı kelime karıştırmışsınız canım. Bizim dilimiz daha temiz. Hakiki Türkçe’yi biz konuşuyoruz aslında.” Giyim meselesine gelince; Türkmen erkekler tıpkı Araplar gibi beyaz uzun elbiseleri, kadınlar ise siyah ince kumaştan dikilmiş ‘abaye’leri tercih ediyor.

Kızhıl Köyü adını, orada medfun Osmanlı emiri Sinan Kızhıl’dan almış. Kabrin yakınlarında Yavuz Sultan Selim zamanından kalma Osmanlı altınları bulan öğretmen Muhammed Genco, Suriye topraklarına nasıl yerleştiklerini, devrik cümlelerle anlatıyor: “Biz Türküz, dedem aynı sizin gibi söylerdi. Osmanlı getirdi bizi Türkiye’den buraya, koydu ceyş (ordu). Ecnebiler içeri girmesin diye. Dedelerimiz kovaladı onları. Sonra biz burada kaldık işte, Arapların arasında.” Bu göç hikâyesine, küçük bir ekleme yapmak gerekiyor. Osmanlı döneminde hac yolunun emniyete alınması için yerleştirilen Anadolu Türkleri, bölgelerinde isyan eden, devlete problem olan güçlü ailelerden seçilmişti. Yeni yurtlarında bir kabile asabiyeti gösteremedikleri için uyum içinde yaşamışlar ve kendilerine verilen görevi hakkıyla yerine getirmişlerdi.

Köyde çocuklara sıklıkla verilen “Osman” isminin arkasında Osmanlı sevgisi var; ancak, gençlerin kafası biraz karışık. Tarih kitaplarında Osmanlı’yı ‘sömürgeci’ diye tanıtan bölümler, aralarında Türkmenlerin de bulunduğu bir nesli Osmanlı düşmanı olarak yetiştirmiş. Suriye’nin hatayı düzeltmeye yönelik girişimi ise henüz çok yeni. Eylül ayı sonunda Şam’da yapılan “Osmanlı Belgelerinde Bilâd-ı Şam” isimli uluslararası kongrede Suriye, Osmanlı tarihini, Türkiye’ye danışıp yazacakları haberini verdi.

Bu karar sevindirici; ama Kızhıl Köyü’nde öğretmenlik yapan Türkmen Neda Bekir’in gerçeği anlaması biraz zaman alacak: “Biz, Osmanlının Arapları Türkçe konuşmaya zorladığını ve Arapçayı yasakladığını okuduk. Arapların mazlum olduğunu düşünüyorum. Kitaplar böyle yazıyor ve bana göre başka bir gerçek yok.” Anne Arap, baba, ana dilini neredeyse unutmuş bir Türkmen olunca Neda’nın Türkçe’yi öğrenmesi mümkün olmamış. Humus’a bağlı Sem Ali ve Kal’a köyleri de Kızhıl’dan çok farklı değil. Türkçe konuşmaya utanan kadınlar, “Sizin diliniz ağır, bizimki hafif” kıyaslamaları ve candan karşılamalara rağmen gözlerde belli belirsiz gezinen şüphe ve tedirginlik…

Kimi yerlerde kimlik sormaya ve ufak bir sorgulamaya kadar varabiliyor bu güven sorunu. Kal’a Köyü’nün öğretmeni Cevher Barak, ilk gün heyecanla karşıladığı konuklarına ikinci gün temkinli yaklaşıyor. Güvenmek için fazla nazlanmıyor ama. Kimliği ve tarihi hakkında konuşma ihtiyacı ağır basıyor olmalı ki, “Biz bilmezik, hardan geldik. Türkiye’den mi, Rusya’dan mı, Türkmenistan’dan mı? Siz bizim tarihimizi bilir misiniz? Büyüklerimiz denizden geldiğimizi söyledi. Çok rivayet var; ama...” diyor. Barak’ın kafası karışmış görünüyor; ama tarih, ‘deniz yoluyla’ geldiklerini söyleyen büyükleri doğruluyor. 1877-78 Osmanlı-Rus savaşının kaybedilmesinden sonra Ermenilere toprak açmak için harekete geçen Rusya’nın özellikle Kafkasya’daki Türkmenleri tehcir ettiği ve onların bir kısmının Suriye’ye bir kısmının da Bekaa Vadisi’ne yerleştiği biliniyor.

Biz bin yıldır buradayız

Yörenin büyük Türkmen köylerinden Tıllıf’ta da, güvensizlikle içtenlik yan yana. Diğer Türkmen köylerinden uzakta, bir nehrin kıyısına kurulan ‘Küçük Şam’ lakaplı Tıllıf’ın ‘içtenlikli’ yüzü; demirci Ğanim ve karısı Fediye. Yetim dedesine yakıştırılan ‘acıoğlan’ lakabını soyadı olarak taşıyan Ğanim, ‘Nereden geldiniz?’ sorusunu diğerleri gibi cevaplıyor: “Burada kimse bilmez nereden geldiğini.” Suriye Kürtlerinin yabancılarla evlenmeme prensibini hatırlatan Ğanim, biraz karamsar; “Biz çok karıştık, 50 yıl sonra bu topraklarda Türkçe konuşan kalmayacak.”

Humus’ta öğretmen adaylarına pedagoji dersi veren Abdullah Hacuk göç serüvenlerini, tarih fakültesinin son sınıfında okutulan ‘Selçuklular’ adlı kitaptan öğrenmiş. Kitaba göre, Türkmenlerin Suriye serüveni bin yıl önce Selçuklular dönemiyle başlıyor. Türklerin bölgeye yerleşmeleri, Büyük Selçuklu Devleti’nin Gazneliler’le yaptığı Dandanakan Savaşı sonrasına rastlıyor. 1063 yılından itibaren, özellikle Halep, Lazkiye ve Asi Irmağı boyunca Hama, Humus ve Şam bölgesine yerleşen Selçuklular şimdiki Türkmenlerin atası. 11. yüzyılda keşfedilen bu bereketli topraklar Osmanlı’nın çöküşüne kadar Türklere vatan oluyor. Sultan 1. Selim’in, 1516 yılında Mercidabık’ta Memlukluları yenerek bugünkü Suriye topraklarını Osmanlılara bağladığını ve Türkmen köylerini, hac yolunu koruyacak biçimde yerleştirdiğini hatırlatan Hacuk, “Bizim soyadımız da belki oradan geliyordur. Hacuk soyadı, Hacyükü’nün zamanla değişime uğramış hali.” diyor.

Abdullah Hacuk’un hac yolunu koruması gerekmiyor bugün; ancak, karayoluyla hacca giden Türkleri evinde misafir ederek dedelerinden miras görevi sürdürüyor. “Halid bin Velid türbesinin yanında, arabada yatan bir Türk aileyi misafir ettik. Döndükten sonra bir mektup gönderdiler. Balıkesir’in Sındırgı İlçesi’nde ‘Hacyükü’ isimli iki köy varmış. Ama gidip göremedik.” diyor.

Türkiye’de kaybolmuş akrabaları veya köyleri aramak için yollara düşmek, sadece Hacuk’un değil, çoğu Suriyeli Türkün hayâlini süslüyor. Kimi zaman da yanlış anlamaların oluşturduğu heyecan dalgası, Türkiye’den gelen bir konuğun beyanıyla hayâl kırıklığına dönüşüyor. Mesela, Kızhıl Köyü’ndeki Bekir ailesi, İstanbul’daki Bakırköy’ün, Bekirköy’le bir ilgisi olmadığını anlayınca epey üzülmüş.

Abdullah Hacuk’un bir dolu isteği var Türkiye’den. Balkanlar ve Ortadoğu’daki bütün Osmanlı yadigârları gibi o da, önünde yol açan bir ‘baba’ya ihtiyaç duyuyor; “Türkiye bize kimlik vermiyor, tamam. Biz burada kalak ve Türkmen dilini yaşatak, çok iyi; lâkin en azından gençlerimizi okutun. Humus’ta Fransa ve İngiltere’nin kültür merkezleri var. Türkiye’nin neden yok? Türkmenistan biraz yol açtı bize; ama yetmez. Ben bir vakıt zannettim ki, Türkiye hepimizi yığacak böyük bir millet olacağız. Bir lugat bir dil söylerik ne de olsa…” Hacuk’un Türkçe’si Humus Türkmenlerinde rastladığımız en iyi Türkçe; ancak o daha ötesini düşlüyor; “Türkiye’de biraz kalsam, dilimi düzeltsem, sonra Türkmenlere Türkçe öğretsem.” Dil konusundaki hassasiyetine rağmen, çocuklarına Türkçe öğretmek istemeyen anne-babalara hak veriyor. “Uşaklarım Türkçe bilmez; çünkü eşim Arap. Dili ana öğretir. Ben çok istedim; uşaklarım gider, Türkiye’de okur, oradan gelin getirirler. Böylece hem kendileri hem de uşakları Türkçe öğrenir; ama olmadı.”

Halep’te kunduracı Türkmenler

Şam’dan Halep’e kalkan otobüste, onlarla aynı dili konuştuğunuz için neredeyse ‘akraba’lık ilân edecek üç-beş yolcu her zaman vardır. Bilete fazla para vermemeniz için uyarır, nereden gelip nereye gittiğinizi sorar, mola yerinde çay ısmarlamak ister ve nihayet Halep’e vardığınızda, “Anam, bacılarım güzel Türkçe konuşur. Bize buyurun.” derler. Şam’da bir kunduracıda çalışan ve hafta sonları ailesini ziyaret eden Ahmed Küçük onlardan biri. Halep’in meşhur Türkmen mahallesi ‘Hülluk’ta, gelinler ve damatlar için açılmış her yeni yatak odasıyla büyüyen bir apartmanda yaşıyor. Ne kendileri ne de misafirleri için oturma odaları var; yazları hep birlikte terasta oturuyor, misafir geldiğinde odalarından fedakârlık yapıp geceyi terasta geçiriyorlar.

Evin reisi, sekiz çocuğun babası Abdurrahman Küçük, mahalle camiinin hem imamı hem müezzini. Anadolu’da kullanılan kelimeler onun da dilinde. “200 senedir buradayız. Türkiye’den geldik.” Ahmed’in küçük kardeşi Velid; “Burada gençler pek okumaz, bileğimiz işlemezse aç kalırız.” diyor. O da ağabeyi ve diğer Halepli Türkmenler gibi kunduracılık yapıyor. Aşağı ve yukarı olmak üzere ikiye ayrılan Hülluk Mahallesi’nde her evden en az iki kişi ayakkabı üretiyor.

Biz hep gelmenizi bekliyorduk

Kimi kunduracılar, küçük, loş atölyelerden çıkan ürünlerin iç ve dış piyasada rağbet görmesiyle markalaşma çabasına girmişler. Zekeriya Oun, adının baş harfi ve soyadını kullandığı ‘Zoun’ marka kışlık botları gösteriyor. Modeller, Türkiye fuarlarından geliyor. Senede bir iki defa Antalya ve İstanbul’a uğruyor, yenilikleri takip ediyorlar. 40 yıldır Halep’te yaşayan Zekeriya Usta’nın ailesi, Türkmenlerin, kunduracılığı ve terziliği kimseye kaptırmadığının tipik örneği; altı erkek kardeş kunduracı, bir kız kardeş terzi. Üstüne üstlük, ustanın iki oğlu da kundura işinde çalışıyor. Kunduracılığı Ermenilerden öğrenen Türkmenler, fabrikayı andıran Hülluk Mahallesi’nden en fazla Rusya’ya ayakkabı gönderiyor; ama el emeği ve malzeme o kadar ucuz ki, çifti 2 dolardan satılan ayakkabı, üreticilerine mütevazı bir hayat vadedebiliyor ancak. Üstelik piyasa sadece altı ay hareketli olduğu için senenin yarısını hazır para yiyerek ya da sağda solda ufak işler kovalayarak geçirmek zorundalar. Babası, amcası, amca ‘uşakları’ ve erkek kardeşiyle kundura işinde çalışan Mehmet Bayram, “Türkiye’nin asgari ücreti, buranın en güzel maaşı. O parayla burada paşalar gibi geçiniriz.” diyor. O da, ‘birlikte yaşa, birlikte tüket’ prensibini benimsemiş diğer Türkmenler gibi, sekiz ay önce evlendiği eşini, kız ve erkek kardeşlerin oturduğu kalabalık aile apartmanına getirmiş.

Humus’tan sonra, Halep, Türkiye’nin sınır ötesinde yaşayan bir şehri gibi. Evlerde ve sokakta Türkçe konuşuluyor, düğünlerde Türk oyun havalarıyla halay çekiliyor ve Türkiye ziyaretleri aksatılmıyor. Kilit şehirler, Antep ve Kilis… Hemen her ailenin buralarda bir köyü ve yakın akrabaları var. İki ülkeyi ve yakın akrabaları birbirinden ayıran baş suçlu ise sınıra döşenen mayın. Hafız Esad’ın devlet başkanı olduğu 1970’e kadar bir taraftan diğerine rahatlıkla geçen Türkmenler’e ait hemen her hikâye, “Mayın döşenince bizimkiler bu tarafta kalmış.” cümlesiyle şekilleniyor. Bu tarih, o ana kadar Türkiye’den kopmayacaklarını düşünen Suriye Türkleri için ilişkilerle birlikte umudun da kesildiği tarih. Şimdi, düğün, cenaze, hasta ziyareti, alışveriş ve bayram görüşmeleri için geçtikleri sınırda Türk askerinin muamelesinden çok hoşnutlar. Bayram ailesinin kadınları “Sizin askerler, bayram izdihamında hanımlara çok nazik davranıyor.” diyor.

Humus Türkmenleri’nin ‘Türkçe ne işimize yarayacak ki’ düşüncesi, gündelik hayatta sanki ellerinden başka türlüsü gelmezmiş gibi Türkçe konuşan Halepliler nezdinde hiç muteber değil. Onların akıcı Türkçesine şaşırmak, bir Maraşlı ya da Manisalıya ‘Birader, Türkçe’yi nasıl öğrendin?’ diye sormak kadar anlamsız olur. Halepli Musa Muhammed, “Dilimizin Türkiye Türkçesine yakın olduğunu söylerseniz haksızlık etmiş olursunuz.” diyor. “Yakın değil aynısı. Biz Halep’te saf Türkçe konuşuruz, ekmeğe ekmek, suya su deriz.” Bir daha dönmemiş

Kilis’in Alimantar Köyü’nden kalkıp Halep’te evlenen dedeleri sınıra mayın döşenince köyüne dönmemiş; ama Türkiye’ye rahatça girip çıktığı günlerin geri döneceği ümidini hep saklı tutmuş. Bir de şapkanın Suriye’deki köyüne kadar gelmesini beklemiş. Şapka takarsa, yeniden Türkiyeli olacağını zannediyormuş. Torun Musa’ya göre, ‘dedesi iyi ki Halep’e yerleşmiş ve dönmeyi düşünmemiş.’ Bundan sonra da dönülmemeli. Vaktiyle Osmanlı Devleti sınırları içinde yer alan bir şehirde yaşıyorlar ne de olsa.

“Dönelim de, Türkiye devletinin sınırlarını küçültelim mi yani.” diyor Musa, “Biz soydaşlarıyız Türkiye’nin. Ankara’daki Türkler nasılsa biz de öyleyiz. İstersek gelir yerleşiriz oraya; ama burada yaşayalım. Sadece bizim için bir kolaylık olmalı.” Suriye Türkleri için ‘kolaylık’, Türkiye’ye giriş çıkışların rahat olması. Vize alırken problem çıkarmasınlar diyen de var, bizden hiç vize alınmasın diyen de… Bu taleplerin ve küçük sitemlerin arkasında, Türkiye’ye naz yapabilecekleri inancı var. “Biz burada oturup diyoruz ki, Türkiye bizim nüfusumuzu bilir, kaç kişiyiz, kimiz, nereliyiz.” diyen Musa Muhammed, zamanla hayal kırıklığına uğramış görünüyor: “Öyle zannediyorduk yani.” Anadolu’dan çok daha önce Türkleştiğine inanılan Kuzey Suriye’de yoğunlaşan Türkmenlerin bütün azınlıklar gibi çoğalma eğiliminde olduğu söylenebilir. Halep’te birbirleriyle yarışırcasına çocuk doğuran kadınlar arasında dört çocuk bile ‘soyun kuruyacağı’ endişesine yol açabiliyor. Varlığını devam ettirmek isteyen Türkmenlerin ikinci politikası ise, tamamıyla şehre yerleşseler bile köylerdeki arazilerini Araplara satmayı reddetmeleri.

İstanbul ve Bursa’dan getirdiği kumaşları Halep’te satan Abdülkerim Rihavi, aşağı Hülluk Mahallesi’nin varlıklı isimlerinden. Günün modasına uygun, kaliteli kumaşlar, sentetiğe mahkum Suriyeli kadınlar tarafından kapışılıyor. Türkiye’ye gide-gele 15 pasaport dolduran Rihavi, sadece para kazanmakla kalmamış, Suriye’de yaşayanların kayıtsız kalmayı tercih ettiği ‘dünya gerçeklerine’ ilişkin kafa yormayı öğrenmiş. “Suriye de Müslüman, Türkiye de; ama aramıza sınır koymuşlar. Avrupa’da herkes rahatça dolaşıyor.” diyen Rihavi, iki ülke arasındaki olumlu gelişmeleri de “Şimdi iki ülke gardaş gibi görükiy.” cümlesiyle özetliyor. Çocukken ana-babasından Türkçe duyarak büyüyen ve kız kardeşleri bugün bile Arapça konuşamayan Rihavi, bombayı sonra patlatıyor; “Aslımız Arap bizim. Dedemin dedesi, Suriye’den Türkiye’ye göç etmiş. Bizimkiler mayın döşeninceye kadar bir orada bir burada gezmişler; ama sonunda babam burada, emmilerim orada kalmış.” Rihavi örneği, iki ülke arasındaki sınırın hiç de keskin olmadığını gösteriyor. Mardin ve Urfa’daki köylerinde ana dillerini konuşan Arapların akrabaları, Halep’te Türkçe konuşuyor.

Türkiye sınırına yakın Halep köylerinde, Antep’ten yayın yapan radyolar dinleniyor ve Türk televizyonları uydu antenine ihtiyaç olmadan izlenebiliyor. Sınıra 3 kilometre uzaklıktaki Karaköprü’de askere gidene kadar Arapça öğrenemeyen gençler var. Köyün yaşlılarından Hacı Musa Kahya; “Biz iresmî Türkmenik. Türkmenin en koyusu bizik.” diyor. Yaşlıların gözde dili hâlâ Osmanlıca. Osmanlı’nın Suriye topraklarından çekilirken kütüphanelerde bıraktığı kitapların çekirdek külahı olarak değerlendirildiğini söyleyen Hasan Kahya, boş vakitlerinde Osmanlıca ‘Aşkın Gözü’ kitabını okuyadursun, gençler, Samanyolu TV ve Kanal 5’ten öğrendikleri Türkçe okuma-yazmayı ilerletmeye kararlı. 17 yaşındaki Selva Kahya, Türkiye’ye yolu düşenlerden kişisel gelişim uzmanı Oğuz Saygın’ın kitaplarını istemiş. Arapça okumayı bilmiyor; ama Türkçesini kitap okuyacak kadar ilerletmiş.

Golan’ın sürgün Türkleri

Türkiye sınırını ve sınırdaki Türk bayrağını görebilen Karaköprülüler, iki devlete de hem uzak hem yakın yaşıyor. Anadolu köylerinden bir köy sanki; ama Türkiye onlardan ne kadar haberdar? Arap topraklarında; ama o kültürden uzakta… Kendilerine has bir ‘mutluluk formülü’ üretmişler aslında; “Karnımız nerede doyarsa orası şirin bize.” Kendilerinden vergi bile istemeyen devlete de çok bağlılar.

Şam’da ‘Kadem-Asâli’ minibüsleri, yolcularını bir saat sonunda, şehrin kıyısına, Türkmenlerin Filistinli göçmenler ve Bedevilerle yaşadığı Kadem semtine bırakıyor. 1967 Suriye-İsrail savaşında, İsrail sınırındaki köylerinden sürülen Türkmenler, bu semti artık ‘yurt’ bellemiş olsalar da akılları fikirleri, şimdi Yahudilerin yaşadığı köylerinde. Hepsinin içinde bir ümit, İsrail geri adım atarsa, Golan tepelerindeki yeşil köylerine dönecekler. Yahudi yerleşimcilerin, köylere taşınabilir evler kondurması da beklentilerini güçlendiriyor. Sürgünde çocuk olanlar bugün yetişkin, o günün gençleri torun torba sahibi. İşin doğrusu, aradan geçen 38 yıla rağmen ‘sonradan gelme’ halini atamamışlar üzerlerinden. Mahallenin yerlisi Arap komşularının ‘sürgün’ aşağılamalarına bir de onlarla birlikte sürülen bedevilerden farklı olduklarını anlatma çabası eklenmiş. Evde yaptığı yoğurtları küçük bakkalında satan Hayat Bekirli, “Az uğraşmadık.” diyor, “Önce bizi bedevi zannettiler. Baktılar ki, biz sac üzerinde katmer pişiriyoruz, deri tuluk içinde tereyağı yapıyoruz. Farklı olduğumuzu anladılar.” Düzgün bir Türkçeyle konuşan Hayat’ı, en mutlu eden şey, Şam’da okuyan Türkiyeli öğrencilerin, “Bibi, yemeği, aynı annem gibi yaptın, aynı annem gibi konuştun.” gibi cümleler kurması. “Kendimizi kopuk bir millet sanıyorduk.” diyor, “Bir soyumuz var, aslımız var diye sevindik.” Orta Anadolu’da kullanılan, ‘kırkım vakti, tokaç, bir çala, böğür’ gibi kelimeleri kullanan Hayat, kendini Türkiye’ye bağlayan sicimi sağlamlaştırmak ister gibi sürekli anlatıyor, bir yandan da iki aylık bebekken çıktığı ve hiç görmediği köyünün fotoğraflarını gösteriyor. Geride bıraktığı çok şey var Golan Türkmenlerinin. “İşte bak, tel var arkada, mayın var, hiç geçemeyiz oraya. Biz kaçma kaçtık, ölüm kaçımı. Kızların başına iş gelir diye, namustan kaçtık. Bak, burada, sürgünden önce dikilen ağaçların meyvesini yiyoruz.”

Kendini ‘konar kalkar Yörük’ şeklinde tanımlayan Hayat, Kadem’in de her an ayaklarının altından kayacağını düşünüyor; “Evlerimizin tapusu yok. Tarlaları saklı saklı ev ettik oturuyoruz. Biz rahat değiliz aslında, başka yere göçün derlerse göçeriz.” Hayat, endişeli görünüyor; ama mahalleyi inşa ederken yaşadıkları serüven, kolay pes etmeyeceklerinin ispatı gibi. Sürgün sonrası toparlanma sürecinde kadınların rolü büyük. Yerlilerin ucuza verdikleri tarlalarda kurulan iki-üç katlı evlerin temelinde, kadınların dokuduğu kilimlerin parası yatıyor. Hayat’ın annesi Ayşe, “Kilim dokumak imdada yetişti, Araplar ip getirdi biz dokuduk. Erkeklerin kazandığı yememize içmemize anca yetiyordu.” diyor. O vakitler hemen her ev bir dokuma atölyesi gibi çalışıyormuş; ama evler yapılıp, çocuklar evlendirilince, tezgahlar bir kenara kaldırılmış. Fatma Ahmed, kilimden para kazanmaya devam eden tek kadın.

Türkiye bizi çağıracak zannettim

Kadem’i kuranlardan biri Faysal Durmuş. Sürgünden sonra, inşaat ustası babasıyla ördüğü evlere, akrabaları ve köylüleri yerleşmiş. Bir işçi gibi duvar örse de üniversitede matematik eğitimi almaktan geri durmayan Durmuş, şimdi evinde özel dersler vererek geçindiriyor ailesini; ama ders ücretleri Türkiye’ye kıyasla ucuz olunca, eşinin ve kızının şeker kamışından sabun bezleri dikmeye devam etmesi gerekiyor. Durmuş’un eşi Fatma, Hatay Türklerinden. Şapka Devrimi sırasında, “Ben bu şapkayı giymektense, denizde boğulurum daha iyi.” deyip kendini Suriye’ye atan babası, aynı nedenle kaçan Türklerin yanına, Şam’daki Kasiun Tepesi’ne yerleşmiş. Fatma, annesini görmek için gittiği Hatay ziyaretlerinde, Türkiye’ye yerleşme kararı alsa da, dönüşte vazgeçiyor. Şam, yoksullara kucak açan bir şehir, zenginlerin zekatı ve devletin yardımıyla gül gibi geçinip gidiyorlar.

Bir düzen kurmak için geç kaldığını düşünenler gitme arzusunu kolayca bastırabiliyor; ancak Türkiye’de üniversite okuyan Türkmen gençlerin çoğu, Suriye’ye dönmek istemiyor. Ankara’da tıp eğitimi alan Muhammed Tab, yaz tatilini geçirmek için geldiği Kadem Mahallesi’ne daha eleştirel gözle bakıyor artık; “Buradaki halimize baksana. Millet sadece ekmek parası için çalışıyor, ölümü bekleyerek yaşıyor.” Türk kökenli olduğuna bakılmaksızın ‘yabancı’ damgası yemekten yakınan Muhammed, okuldaki MHP’li gençlerle iyi anlaşamıyor. Üstelik, okulun ilk gününde hocasının isteğiyle çizdiği harita yüzünden neredeyse linç ediliyormuş. “Haritayı, ilkokuldan beri nasıl çiziyorsam öyle çizdim. Hatay, Suriye’de görünüyordu. Herkes üzerime yürüyünce öğretmen beni dışarı çıkardı.” Soyadının, ‘Türkiye Âşıklar Birliği’nin açılımı olduğunu söyleyecek kadar Türkiye’yi seven Muhammed Tab, “Sizin Türkmenlerle konuştuğunuzu duyunca, devletin bizimle ilgili araştırma yaptığını, sayımızı tespit etmek istediğini zannettim. Avrupa Birliği’nde nüfusun kalabalık olması önemliymiş, Türkiye, bizi çağırır belki diye ümitlendim.” diyor.

Kadem Mahallesi, Türkmenler için, ‘Colan’ ya da ‘Cevelan’ dedikleri Golan’ı ziyaret edebildikleri sürece güzel. 80’li yıllarda, eski evlerinin ne durumda olduğunu görmek için bölgeye gidenler, İsrail tarafında kalan köylerinin bir benzerini sınırın bu tarafında, hem de aynı isimle kurmuşlar. ‘Ayn Ayşa Cedid’ Köyü, sonuna eklenen ‘cedid’ yani ‘yeni’ kelimesiyle, sadece ‘bir köy’ olmanın çok ötesinde. Devletin verdiği taşlık araziyi, ‘Burası yeşermez, boşuna uğraşmayın’ uyarılarına rağmen, üzüm bağları ve zeytin ağaçlarıyla donatan Türkmenler için bu köy; azmin sembolü. İsrail tarafında kalan eski Ayn Ayşa Köyü’nden 13 yaşında sürülüp Kadem Mahallesi’ne yerleşen Ceyş Musa, 18 yıl önce ikinci defa göçerek, yeni Ayn Ayşa Köyü’nü kurmuş. Gerekçesi çok anlaşılır; “Memleketimizin kokusu geliyor burnumuza.” 100 haneli köyün camisinde hem müezzin hem de hizmetli olarak çalışan Musa, köyü gelişigüzel kurmadıklarını söylüyor; “Eski köylülerimizle anlaştık. Herkes az toprak satın aldı ki, sayımız kalabalık olsun. Nüfusumuzun arttığını gören devlet de, mektep yaptı, yol yaptı, elektriği, telefonu getirdi, su kuyusu açtı. Buna inkar gelmez şimdi.”

Cebel’de kaybolmuş Türkler

Köy, Şam sıcağından bunalan Kadem Türkmenleri için yayla işlevi görüyor. Evi olmayanlar akrabalarına ya da komşularına misafir oluyor. Özellikle cuma günleri, kalabalık gruplarla yola çıkan Türkmenler için piknik günü. İsrail sınırına yaklaştıkça beliren Birleşmiş Milletler’in kontrol noktası da, kimlik kontrolleri de Türkmenleri yıldırmıyor. Yabancıların bölgeye girişi konusunda ise hâlâ belirsizlik hâkim. Artık özel izne gerek olmadığı söylense de, Suriye makamlarından izin almadan yola çıkanlar kontrol noktasında minibüsten indiriliyor.

Suriye’ye Osmanlı zamanında ya da daha öncesinde yerleşen Türkmenlerden ayrı tutulması gereken Hatay Türkleri, Kasiyun dağının eteklerinde Şam’a nazır kurdukları evlerinde yoksul bir hayat sürüyor. 1950’lerde, şapka giymemek için Suriye’ye kaçmaları hem çocuklarını hem de torunlarını geri dönüşü olmayan bir yola sokmuş. Artık Suriye vatandaşı olsalar da ‘vatanım’ diye söz ettikleri Türkiye’ye pasaportla giren torunlar, dedelerinin günahına ortak olmaktan şikayetçi. Türk vatandaşlığını yeniden kazanabilmek için yıllardır mücadele eden ve tek ümidi Avrupa Birliği’nde gören Suriyeli Türkler, T.C Vatandaşlık Yasası’ndaki değişikliğin de kendilerine yansımadığını söylüyorlar. Geçen yıl Resmî Gazete’de yayımlanan karara göre, daha önce vatandaşlığı düşürülmüş olanlar, Türk eşle evli olmaları halinde vatandaşlık hakkı kazanabiliyorlardı. Şam’daki Türkiye Büyükelçiliği yetkililerinin aradan geçen bir yıla rağmen konudan haberdar olmadığını söyleyen Cebel (dağ) Türkleri, kendilerini ‘analı babalı yetim’ gibi görüyor; ancak hiçbir ülkeye ait olmayan Türklere kıyasla daha şanslı oldukları muhakkak.

Ne Suriye ne de Türkiye vatandaşı olan Ömer Hacıhasan, “Ben kaybolmuş bir adamım.” diyor. Babası 8 yaşındayken amcalarıyla birlikte Suriye’ye gelmiş ve bütün Hataylılar gibi Cebel Kasiyun’a yerleşmiş; ancak evlenip çocuk sahibi olduktan sonra yaptığı ihmalkârlığın hem çocuklarının hem de torunlarının hayatını çıkmaza sokacağını fark etmemiş. Şam’da doğduğu için Suriye vatandaşlığını, anne-babası Türk nüfus cüzdanı taşıdığı için de Türkiye vatandaşlığını hak eden Ömer Hacıhasan, yaşı ilerlediği için Suriye kimliği alamıyor; ancak 10 yıl önce başvurduğu Türkiye’nin niçin kimlik vermediğini henüz bilmiyor. “Neden bu kadar uzun sürdü.” diye soruyor, “Gerekli evrakları verdim, annemi babamı konsolosluğa götürdüm, niye alamadım?” Ona ait tek aidiyet belgesi Şam’da bir hastanede dünyaya geldiğini gösteren ‘doğum belgesi’. Bu belgeyle üniversiteyi bitiren Hacıhasan, İngilizce öğretmenliğine kayıt yaptıracağı gün, durumunu şaşkınlıkla karşılayan görevlilere; “Ben böyle bir adamım, belleme derseniz bellemeyiz, gider ‘baba hasan (yankesici)’ oluruz.” demiş. Şam’da yaşayabilmek için yabancılar gibi ikamet yenilemek zorunda kalan Hacıhasan, Türkiye’ye çıkarken de geçici bir pasaport kullanıyor. Ancak haymatlos yani vatansız olduğunu gösteren bu pasaportla yurtdışına çıkmak deveye hendek atlatmaktan daha zor. Öncelikle ziyaret sebebini açıklaması ve Türkiye’den davet alması gerekiyor. Bu durumda davet eden kişinin de küçük bir sorgudan geçmesi gerekiyor. Ve nihayet onay verildiğinde sınırdaki şüpheci nazarlara da hazırlıklı olması gerekiyor. İki ülke arasındaki ilişkilerin bugünkü kadar sıcak olmadığı dönemde, PKK militanlarının haymatlos pasaportuyla Türkiye’ye giriş yapması, hakiki ve masum vatansızları da zan altında bırakmış. Ömer Hacıhasan, 45 yaşından sonra gelecek kimliği, kendisiyle aynı kaderi paylaşan üç çocuğu için istiyor. O, özel kurslarda İngilizce öğretmenliği yaparak ailesini geçindirebildiği için şükrediyor; ancak henüz ilköğretim çağındaki çocuklarının da vatansız büyümesi ihtimali canını sıkıyor.

Bayır-Bucak Türkmenleri

Türkmenlerin, Türkiye sınırına yakın yaşadığı bir başka şehir Lazkiye. Hatay’ın Yayladağı İlçesi’ne 60 km uzaklıktaki bu sahil şehri, Suriye’nin turizm cenneti; fakat Türkmenler, hiç de şaşırtıcı olmayacak biçimde şehrin kıyısında, fakir bir mahallede yaşıyor. Halep ile Antep arasındaki bağın bir benzeri, Lazkiye ile Yayladağı arasında var. Amcalar, teyzeler sınırın iki yakasına dağılmış. Hafız Esad dönemiyle katılaşan sınır kuralları, döşenen mayınlar, iki tarafın da keyfini kaçırmış; ama bereket versin, kimse kimsenin izini kaybetmemiş. Bugün Yayladağı ve Lazkiye arasında günübirlik dolmuş taksiler çalışıyor. Akraba ziyaretleri, iki taraf arasındaki ticareti de canlandırıyor. Yayladağı ile Bayır-Bucak bölgesi için bir elmanın iki yarısı denilebilir. Türk oymaklarını Lazkiye’ye yerleştiren Osmanlı, öyle stratejik davranmış ki, Tartus’dan Tarsus’a dek uzanan Nusayri yerleşimini, hem dağa hem de sahile yerleştirdiği Bayır-Bucak Türkleriyle bıçak gibi kesmiş.

Lazkiye Türkmenlerinden MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır, Bayır-Bucak bölgesindeki 54 köy, iki nahiye ve Lazkiye şehir merkezindeki iki mahallede 250 bin Türkmenin yaşadığını söylüyor. 60 kilometre derinlikte 30-40 kilometre doğu-batı istikametinde uzayan Bayır-Bucak bölgesi ile Yayladağı arasında Arap yerleşimi bulunmuyor. Sınırın Lazkiye tarafında, Muhammed Emin’in köyü Yamadı, Hatay tarafında Yayladağlı Durmuş’un köyü Kızılçat var. Durmuş, on günde bir ticari taksiyle Lazkiye’ye gidiyor. Hem o taraftaki akrabalarını ziyaret ediyor hem de bagajına doldurduğu çay, şeker ve benzinle geçimini temin ediyor. Hududa mayın döşenene dek Türkiye tarafındaki tarlaları ekip biçmeye devam eden Muhammed Emin, 30 dönüm toprağından ümidi kesmiş değil. “Bizim devlet sizinkiyle anlaşacak bu konuda.” diyor.

Lazkiye Türkmenleri için ‘meşhur’ sıfatını kullanmak abartı olmaz. Öyle ki, Suriye Türklerini araştırmak isteyenler; sadece Bayır-Bucak Türkleriyle ilgili isimlere, derneklere ve kaynaklara ulaşabiliyor. Mehmet Şandır’ın Ankara’da kurduğu Bayır-Bucak Türkleri Derneği, Suriye’de yaşayan bütün Türklerle ilgileniyor. En önemli faaliyeti ise, Suriyeli gençlere üniversite imkanı sağlaması. Her yıl 15-20 genç, ‘Türk cumhuriyetleri ve toplulukları’ arasındaki öğrenci değişimi anlaşmasına göre Türkiye’deki üniversitelere yerleştiriliyor. Ancak Suriye bir Türk cumhuriyeti ya da Türk topluluğu olmadığı için dernek, Suriyeli Türkleri getirmekte biraz zorlanıyor. Derneğin eğitim temsilcisi Ankara’da okuduktan sonra memleketine dönmeyen Bayır-Bucaklı gençlerden biri.

Suriye’deki ailesinin rahatsız edilmemesi için adını vermek istemeyen temsilci, 11 yıllık hasretinin yakın bir zamanda biteceğine inanıyor; çünkü Suriye ile Türkiye arasındaki olumlu gelişmeler bölgedeki Türkmenlerin de hayatını kolaylaştırdı. Yeni gelen öğrenciler yaz tatillerinde rahatlıkla ailelerinin yanına dönebiliyor artık. Ancak okulu bitirdikten sonra Suriye’ye dönmeyi isteyenlerin sayısı çok az. Türkiye, kasıtlı biçimde vatandaşlık şartlarını zorlaştırdığı halde dönmeyi hiç düşünmüyorlar. Eğitim temsilcisi “Kimseyi dönmeye zorlayamayız. Suriye’de iş imkanı özellikle Türkmenler için çok kısıtlı. Başka ülkelere gideceklerine Türkiye’de kalsınlar.” diyor. Dernek kurulduğu 1996 yılından bu yana 100’ün üzerinde mezun vermiş. Mezun olanların büyük bölümü sırf gidişlerini ertelemek için master ya da doktora yapıyor.

--->: C* Türk Dünyası C* sayfa üç frmacil 3 --->: C* Türk Dünyası C*



Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:30 PM

C* Türk Dünyası C*
 

IRAK TÜRKMENLERİNİN BAYRAĞI

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

Ey hürriyet arması
Şanı büyük bayrağım
Mavi gökten sırması
Süslü güzel sancağım.
Seni kutlayan ülkem
En mutlu bir diyardır
Köyüm,şehrim ve bölgem
Seninle bahtiyardır.

Salah NEVR



Nüfus : 2.500.000

Bulunduklatı başlıca şehirler : Musul, Kerkük, Erbil, Süleymaniye
İlk göç : 11. -12.yüzyıllar
Bölgedeki Türk toplulukları : Irak Türkmenleri
Siyasi ve idari konumları : Irak Türkmenleri genellikle Kuzey Irak bölgesinde yaşamaktadırlar .Bölge şu anda siyasi açıdan çok başlılık gösterdiğinden, Türkmenler bu duruma göre önlemlerini almışlar ve bir çok siyasi teşekkül oluşturarak milli varlıklarını güvence altına almaya çalışmışlardır .Ancak bütün bunlara rağmen Türkiye'nin her açıdan desteğine ihtiyaçları bulunmaktadır .

TARİHÇE

Irak Osmanlı idaresinde iken üç vilayetten oluşmaktaydı. Basra ve Bağdat vilayetlerinin yanı sıra günümüze kadar sorunlarla dolu olan ve bugün Kuzey ırak olarak bilinen Musul vilayetinden meydana gelmekte idi. Başta petrol olmak üzere bir çok zenginliklere ve çok önemli bir jeostratejik konuma sahip olan Musul vilayeti , merkezi Musul olmak olmak üzere Kerkük ve Süleymaniye sancaklarından oluşmaktaydı. Lozan Anlaşmasında Musul vilayetinin lrak veya Türkiye içinde kalması mese- Iesi çözüme bağlanmadığı için Cemiyet-i Akvam yoluyla halledilmesine gidilmiş ve Musul vilayetinin tamamı Irak’a bağlanmıştır. Türkiye hükümeti bu olayı J 5 Haziran 1926 tarihinde Irak hükümeti ile yapmış olduğu Ankara anlaşmasıyla kabul etmiştir. Ülkede Türkmen varlığını yok etmek için uygulanan yoğun Araplaştırma poli- tikaları son zamanlarda etnik temizlik boyutuna varmıştır. Kerkük'ten uzak- Iaştırılan Türkmenlerin sayısı son bir yılda 1 000 aileyi aşmıştır. Bunların yerine
Arap aileler yerleştirilmektedir. Türkmenleri göç ettirme ve yerlerine Arapları yerleştirme politikası eski bir politikadır ve Irak yönetimi tarafından yaklaşık 20 yıldır yürütülmektedir. Ancak geçen yıldan buyana bu uygulama iktidard- aki Baas partisi tarafından etnik temizlik boyutuna ulaştırılmıştır. Türkmen Siyasi Hareketi 1970'Ierde büyük gelişme gösterdi .Bilinçlenme süreci bu dönemde hız kazandı .Yine bu dönemde Türkiye'ye tahsil için gelen öğrenci sayısında dikkat çekici bir artma görülmüştür. Bunda refah seviyesinin yükselmesinin büyük payı vardır.1970'lerin başında Türkiye'ye
tahsil için gelen Türkmen öğrenci sayısı 10-15 iken bu sayı 1975'te 80'in üzer- ine çıkmıştır. 1976 ve 1977 yıllarında ise sayı katlanarak yükselmiştir.1978 yılında Irak yönetimi Türkiye'de öğrencilerin tahsil yapmalarını ani bir kararla yasakladı. Türkmen öğrenciler eski sosyalist ülkelere tahsil için gitmeye teşvik edildi. 1960 yılında kurulan Türkmen Kardeşlik Ocağı bir yandan kulüp hüviyetinde faaliyet gösterirken, diğer yandan Türkmen toplumunun kültürel ve sosyal ihtiyaçlarını da karşıladı. 1977'de başlayan Baas saldırganlığından nasibini alan yöneticiler, önce görevden uzaklaştırıldı. 1979 yılında ise tutuk- Iandılar ve 1980'de idam edildiler. idamlara tepki olarak 1980'de Navzang böl- gesine askeri karargah kuruldu. Örgüt Irak Türklerinin deklare edilmiş ilk siyasi organizasyonu özelliğini taşımaktadır. 1983'te bir araya gelen Irak'ın siyasi kuruluşları, örgütün ısrarlı tutumu karşısında ilk defa Türkmen haklarını .kabul ederek sonuç bildirisine yazmışlardır. Siyasi konjonktürün değişmesi nedeniyle 1985 tarihinde örgüt faaliyetleri donduruldu. 1988 yılında Irak Milli Türkmen Partisi kuruldu. Parti Bağdat rejiminin baskıcı, acımasız politikalarını dikkate alarak kendini Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesinden sonra 1991 'de deklare etti. Irak Milli Türkmen Partisi'nin deneyimli ve idealist yöneticilerinin çabaları neticesinde dünya,Türkmen varlığından haberdar oldu. IMTP yönetici- Ieri Riyad, Beyrut , Londra ve ABD’de yapılan toplantılara iştirak ettiler. ABD , İngiltere gibi Irak sorunu ile yakından alakalı devletlerin başkentlerini ziyaret ederek görüşmelerde bulundular. Avrupa Parlamentosu gibi önemli mah- fellerde Kürtlerle eşit temsil edilmeyi başardılar.

SİYASİ YAPILANMA

Son yıllarda bölgedeki gelişmelere paralel olarak Irak Milli Türkmen Partisi
Kuzey Irak'ta Radyo- TV, Matbaa, Basın Yayın Kuruluşu ve en önemlisi Türkçe eğitim veren okullar açtı. Bunun yanı sıra silahlı kuvvet çekirdeği olacak 350 kişilik bir koruma birliği oluşturdu. Türkmen parti ve kuruluşlarını tek çatı altında toplamak amacı ile Ekim 1994'te Türkmen Cephesi kuruluş çalışmaları başlatıldı. 23 Nisan 1995'te Irak Türkmen Cephesinin kurulduğu resmen ilan edildi. 4-7 Ekim 1997'de Erbil 1. Türkmen kurultayı toplanmıştır. Kurultaya Avrupa, ABD, Avustralya'da bulunan Türkmen derneklerinin temsilcileri de katılmıştır.
Hoyrat

Ele kalma,
Bele kal,ele kalma,
Özüm özüne kurban,
Menim ol, ele kalma

KERKÜK TÜRKMEN BAYRAĞI



http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg


ERBİL TÜRKMENLERİ BAYRAĞI








Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:30 PM

C* Türk Dünyası C*
 

Doğu Türkistan Özerk Türk Cumhuriyeti Bayrağı

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

Doğu Türkistan Özerk Türk Cumhuriyeti Haritası

Yüzölçümü : 1 828 418 km2
Nüfusu : 30 milyon (Yaklaşık)
Başkenti : Urumçi

COĞRAFİ KONUMU Sincan Uygur Özerk Bölgesi (Doğu Türkistan), Çin Halk Cumhuriyeti içerisinde ve ülkenin batı bölgesinde yeralmaktadırlar.

TARİHÇE

Uzun tarihi boyunca Doğu Türkistan, ‹ç ve Orta Asya'da kurulmuş olan Türk devletlerinin ve hanlıklarının merkezi olmuştur. M.Ö. 8-3 asırlarda İskitlere; M.Ö. 300- M.S. 93 yıllarında Hunlara; 522-744 döneminde Göktürk İmparatorluğuna; 744-840 devresinde Uygur devletine; 751-870 Karluk ve Karahanlılar İmparatorluğuna ve Saidiye Hanlığına merkez olan (1509-1679) bu Türk yurdu, tarihte daima önemli olmuş ve dikkatleri üzerine çekmiştir. 8. ve 18. asırlar arasındaki bin yıllık dönem, Çin İmparatorluğu ile önemli derecede kültürel ve siyasî işbirliğinin gerçekleştirildiği bir barış dönemi olmuştur. Ancak bu barış dönemi, Doğu Türkistan'ın 1759 yılında Çin Mançu İmparatorluğu'nun işgali ile son bulmuştur. 1759'dan bu yana Doğu Türkistan'da 200'den fazla silahlı ayaklanma olmuş ve Doğu Türkistan halkı 3 defa hürriyetin tadını tatma fırsatı bulmuştur. 1863'te bağımsızlığına kavuşan Doğu Türkistan'da Yakup Han başkanlığında "Doğu Türkistan İslâm Devleti" kurulmuş ve bu devlet; Osmanlılar, İngiltere ve Rusya tarafından resmen tanınmıştır. Ancak bu bağımsız Türk devletinin ömrü kısa sürmüş ve 1876 yılında Çin-Mançu devletince yeniden işgal edilmiş ve 1884'te Sincan "Yeni Toprak" adıyla Çin İmparatorluğuna bağlanmıştır. 20. asrın başlarında Ortaasya'da oluşan milliyetçilik akımı neticesinde 1933 yılında Kaşgar'da Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu Cumhuriyetin ömrü 1937'de sona ermiştir. 1944'de Gulca şehri Çinlilerden temizlenmiş, "Üç Vilayet İnkılâbı" olarak bilinen bu ayaklanmalar neticesinde Doğu Türkistan Türkleri, Ali Han Töre başkanlığında Doğu Türkistan Cumhuriyeti'ni kurmuştur. Bütün Çin'e hakim olan Komünist Çin Kuvvetleri, 1949'da Stalin'in de onayı ile Doğu Türkistan'a girerek bu tarihi Türk ülkesini resmen işgal etmiştir.
YÖNETİM BİÇİMİ

Özerk bölge içinde etnik grupların dağılımına göre 8 Ağustos 1952'de 10 ayrı muhtar bölge tesis edilmiştir. Sincan (Uygur) Özerk Bölgesi bunlardan biri ise de, yönetim hakları, Pekin yönetimince çiğnenmektedir. Tüm idarede bütün yetkiler Çinlilerdedir. Özerk yönetim organlarında görevlendirilen etnik unsurların siyasî, ekonomik ve askerî karar verme, denetleme yetkileri Çin Komünist Partisi kontrolü altındadır.

İDARİ YAPI

Çin Komünist Partisi tarafından bölgeye vali görevlendirilmektedir. Valinin mutlaka Çin Komünist Partisi üyesi olması şart koşulmaktadır. Doğu Türkistan'da Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nden başka aynı haklara sahip 7 organ daha vardır.

1- Sincan Askeri Bölge Komutanlığı
2- Sincan Askeri Üretim ve İnşaat Bölge Komutanlığı
3- Sincan Komünist Partisi
4- Sincan Halk Kurultayı Daimi Komitesi
5- Disiplin Kontrol Komitesi
6- Siyasî Danışma Konseyi
7- Sincan Devlet Savunma Güçleri Genel Komutanlığı
DEMOGRAFİK DURUM

Çinliler : 16 890 000
Uygurlar : 12 500 000
Huiler : 600 000
Kazaklar : 1 100 000
Mançular : 90 000
Kırgızlar : 150 000
Dongkianglar : 40 000
Tacikler : 33 000
Tibetliler : 5 000
Özbekler : 15 000
Davaniler : 5 000
Sarı Uygurlar : 11 000
Salar : 3 000
Tatarlar : 5 000
Ruslar : 3 000
Boanlar : 300

EKONOMİ

Doğu Türkistan; petrol, wolfram, altın, kömür, uranyum gibi stratejik hammaddelere ve sayısız yeraltı ve yerüstü zenginliklerine sahip bir ülkedir. Çin'de mevcut 148 madenin 118 çeşidi Doğu Türkistan'dan çıkarılmaktadır. Doğu Türkistan'da şimdiye kadar 5000 yerde maden ocağı işletmeye açılmış olup; Çin'deki toplam maden ocaklarının %85'ini teşkil eder. Yaklaşık 500 bölgeden "petrol", 30 bölgeden "doğalgaz" çıkarılmaktadır. Petrol rezervi 8 milyar ton olarak tespit edilmiştir. Her yıl 10 milyon ton petrol Çin'e taşınmaktadır. Çin'in kömür rezervinin yarısı Doğu Türkistan'dadır. Yıllık "altın" üretimi 360 kg. civarındadır. Uranyum, wolfram gibi stratejik madenlerle tuz ve renkli kristal taşları Doğu Türkistan'ın başlıca yeraltı ürünlerindendir. 150 bin km2 tarım arazisine, bir o kadar ekilebilen toprağa ve 12 bin km2 genişliğinde ormanlık alana sahip Doğu Türkistan yaylalarında 60 milyona yakın küçük ve büyükbaş hayvan beslenmektedir. Sanayi kuruluşlarında çalışanların %90'ını ve petrol tesislerinde çalışanların %99'unu bölgeye yerleştirilen Çinliler oluşturmaktadır.
KÜLTÜREL YAPI

Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde halkın % 50'si Uygur Türkçesi ile konuşmaktadır. 1000 seneden beri kullandıkları Arap Alfabesi Çin hükümeti tarafından 23.10.1969 tarihinde tamamen yasaklanmıştır. Onun yerine Çin fonetiğine uygun olarak hazırlanan Latin Alfabesi kabul ettirilmiştir 1980'li yıllarda Uygur aydınlarının hazırlamış oldukları, Uygur fonetiğine uygun Kiril Alfabesi projesi Pekin tarafından reddedilmiştir. Bunun yanında halkın büyük çoğunluğunun Türk olması sebebiyle Doğu Türkistan'da her şeye rağmen Türkçe konuşulmaktadır. Eski bir Türk yurdu olan Doğu Türkistan, Türklerin ilk yerleşik hayata başladığı yurtlardan biridir, Uygur mimarisi ise dünyaca meşhurdur ve Türk-İslam mimarisi özelliklerini ihtiva eder. Yeni Uygur edebiyatı dönemi (XIX.yy. Uygur edebiyatı) Doğu Türkistan'daki Çin istilâ ordularını, Çin hakimiyetini ve onlara karşı yapılan mücadeleleri işleyen eserlerin çok olduğu bir dönemdir. Ortaya çıkan edebî eserler, Uygur Türklerinde meydana gelen yeni millî edebiyatın temelini oluşturmuştur.
EĞİTİM-ÖĞRETİM

Doğu Türkistan'da okuma-yazma bilmeyenlerin oranı % 58-60 civarındadır. Yayınların ise ancak %16'sı Uygur Türkçesiyledir. Doğu Türkistan bölgesinin tarihi, kültürü ve etnik geçmişine dair bilgilerin resmî yorumdan farklı olarak verilmesi yasaklanmıştır. Öğretim kurumlarının yabancı ülkelerdeki öğretim kurumlarıyla doğrudan ilişki kurmaları da yasaklanmıştır. Aksi hareket edenler ise en ağır cezalara çarptırılmaktadır. Her sene alfabe değiştirilmesi yüzünden çocukların eğitimi eksik kalmakta ve öğrenim görmeleri engellenmektedir.


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:30 PM

C* Türk Dünyası C*
 

Nogay Türkleri


http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg


Nüfus : 1.030.000

Bulundukları başlıca şehirler :
Rusya Federasyonuna bağlı Astarhan, Terek, Kızılyar , Açıkulak, Perekop, Çelyabinsk j Bulgaristan'ln Şumnu, Dobruca ve Türkiye'nin Ankara -Polatlı , Şereflikoçhisar , Konya-Kulu , İstanbul, osmaniye, Adana, Çorum, Eskişehir , Bursa, Kütahya Gaziantep, Isparta-Senirkent şehirlerinde yaşamaktadırlar .

Siyasi ve idari konumları : Bulundukları ülkenin idari yapısına uymaktadırlar .

TARİHÇE

Türk tarihinde Nogay sözüne ilk olarak Altınordu devletinde rastlanır. Nogay Han , üstün kabiliyeti , büyük teşkilatçılığı sayesinde Altınordu devletinin en yüksek mevkilerine çıkar. Nogay Han'a tabi olan Türk toplulukları onun adını almışlardır. Nogaylar, 13. yüzyıla kadar, Deşt-i Kıpçak'ta ( Kıpçak çölünde ) göçebe hayatı .yaşadılar. Birleşik bir hayat süren Nogaylar çeşitli sebeplerden dolayı daha
sonra dağıldılar. Bir kısmı mekan değiştirirken kalabalık bir kısmı diğer Türk boyları arasında eridiler.

BUGÜNKÜ DURUM

Erimeden günümüze kadar kalan Nogaylar ; Hazar bozkırında, Kuzey Kafkasya'da, Kırım'da , idii-Ural havzasında , Batı Türkistan'da ve Litvanya'da , Dobruca'da, Deliorman bölgesinde ve Türkiye'de yaşamaktadırlar.

1) Hazar Bozkırı Nogayları :

Aşağı itil'in geniş deltasında Astarhan çevresindeki köy ve kasabalarda, Kalmukya'nın güney kesimine düşen Kuma çayının
kuzey yöresinde bulunurlar. Kendi ağızlarını unuttukları için Kazanlı diye de adlandırılırlar. Buradaki başlıca toplulukları 11 Kara ağaçlar ( Karagaş) 11 ve Kundurlardır.

2) Kuzey Kafkasya Nogayları :

Kafkasya'da beş bölgede yer alırlar. Dağıstan'ın Kuma ile Terek akarsuları arasında kendi adlarıyla anılan bozkırda , özellikle Kızılyar yöresinde , Hasavyurt ve Açıkulak kazalarında kalabalık bir topluluk halinde bulunurlar.

3) Kırım Nogayları :

Nogaylar Kırım yarımadasının kuzeyindeki ovalık alan ile dağlık kesimin kuzey eteklerinde, Perekop kasabası çevresinde , kuzeydoğuda Azak denizine dökülen çaylar ( Tolmak, Bedri vb. ) boyunda yaşamaktadırlar.

4) İdil-Ural Havzası Nogayları :

Burada Tatarlar arasındaki ,, Nogaylar'' ( Nagaybaklar ), küçük bir etnik topluluktur. Günümüzde Başkurdistan'da ve Başkurdistan'ın kuzeydoğu komşusu Çelyabinsk vilayetinin Yukarı Ural çevresinde yaşamaktadırlar. Nogaybaklar, Kuzey ( Kıpçak ) Türkçesinin Başkurt unsurlarının da karıştığı Tatar ağzıyla konuşurlar. Hıristiyanlığın Ortodoks mezhebindendirler. Başkurdistan'daki Nogaylar, Kuzey Türkçesi'nin Başkurt ağzıyla konuşurlar.

5) Batı Türkistan ( Kazakistan ) Nogayları :

Bu büyük bölgenin Kazaklar arasındaki Nogaylar'ı, onların boy düzeninde , Orta ve Kiçi ( Küçük ) cüzlerde bulur)urlar. Orta cüzdekiler, şecereye göre , Kongırat kolunun Camanbay'ından gelirler. Buradaki Nogay'dan da Satıbaldı, Tokas, Şahan uruk- Iarının ataları çıkmıştır. Kazakistan'daki Nogay obaları, şimdi Kızılorda .tümeninin Canga-Korgan yöresinde yaşamaktadırlar. Hepsi Kuzey Türkçesinin Kazak ağzıyla konuşurlar.

6) Kırgızistan Nogayları :

Kırgızlar arasındaki boy düzeninde Ön-Kol'a bağlı Çirik boyunun ,, Nogay'' adlı bir oymağı vardır. Onlar, Kuzey Türkçesi'nin Kırgız ağzıyla konuşurlar.

7) litvanya Nogayları :

Polonya'nın kuzeyinde ve Baltık denizinin doğu yanında yer alan bölgede yaşarlar. Nogaylar'a ''Litvanya Tatarlar''ı da
denir.Buradaki Nogaylar sadece dinlerini (İslam'l) muhafaza edebilmişlerdir.

8) Romanya Nogayları :

Yüzyıllarca önce, Karadeniz'in batı kıyılarına göçmüş bulunan Nogaylar,çağımızda Tuna ırmağı deltasının sağ yöresindeki Dobruca bölgesinde ( Köstence ili ) dağınık olarak yaşarlar.



9) Bulgaristan Nogayları :

Tuna'nın güneyindeki Deliorman bölgesinde ,Şumnu (Kolarovgrad ) çevresindeki köylerinde yaşarlar.

10) Türkiye Nogayları :

iki yüzyıl önce Türkiye'ye gelmiş Nogaylar'ın ÇOğU Orta Anadolu'ya yerleştirildiler. Bugün Nogaylar , Ankara'nın Polatlı ve Şere- flikoçhisar ilçelerinin bazı köylerinde, Konya'nın Kulu ilçesinin bazı köylerinde, İstanbul, Osmaniye, Adana, Çorum, Eskişehir, Bursa, Kütahya, Gaziantep ve Isparta'nın Senirkent ilçesinde yaşamaktadırlar.

NOGAYLILARIN NÜFUS DURUMU
Hazar Bozkırı 135.000
Dağıstan 147.000
Stavropol 163.000
çeçen-inguş 125.000
Karaçay-Çerkez 35.000
Azak Doğusu 170.000
Litvanya 15.000
Dobruca 90.000
Türkiye 150.000
Toplam 1.030.000






Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:30 PM

C* Türk Dünyası C*
 

KOSOVA VE SANCAK TÜRKLERİ

Nüfus : 80.000

Bulundukları başlıca şehirler : Kosova, Sancak, Priştine, Momuşo, Gilan, Dohırçan, Mitroviça

İlk göç : 5. yy.

Bölgedeki Türk toplulukları : Balkan Türkleri

Siyasi ve idari konumları :

Bulundukları ülkenin idari yapısına uymaktadırlar . Kendi diline, dinine, örf, gelenek-görenek ve kültürüne yüzyıllarca şuurlu bir şekilde sımsıkı bağlı kalan Türk azınlığı, yaşadıkları ülke adına İkinci Dünya Savaşı'na katılmış, şehitler vermiştir .Ama ne yazık ki , savaştan sonra diğer milletlerin hukuki varlığı kabul edilirken, yaşadıkları ülkenin en sadık vatandaşları olan Türk toplumunun varlığı ancak 1951 yılında kabul edilmiştir.

TARİHÇE

Yugoslavya'da yaşayan Türkler'in mazisi 5. yüzyıla dayanır. Bu yüzyılda Avarlar'ın, Peçenekler'in, Uzlar'ın, Kumanlar'ın buralara yerleştiklerini biliyoruz. Özellikle Kosova Meydan Muhaberesi'nden ( 1389 ) sonra 6 asırlık bir dönem içerisinde diğer milletlerle beraber huzurlu bir şekilde yaşamışlardır. Osmanlılar'ın buralara ayak basmasıyla 1912 yılına kadar her alanda faaliyet gösteren Türkler, Balkan Harbi'yle birlikte ( 1912 ) okulları kapatılarak, baskı altına alınmışlar ve göçe zorlanmışlardır. Kosova'da 40.000-50.000 arasında Türk yaşamaktadır. 1990'11 yıllarda Doğu ülkelerinde esen demokrasi rüzgarları Yugoslavya'yı da etkisi altına almış ve tek partili sistemden çok partili sisteme geçilmiştir. Kosova Türkleri bundan yararlandı. Tek partili sistemde milli azınlıkların hakları aynı parti altında garanti altına alınmıştı. Çok partili sisteme geçilince, Türk toplumu kendi varlığını koruyabilmek için bir siyasi örgütte toplanma ihtiyacını duydu. 19 Temmuz 1990'da Prizren'de Türk Demokratik Birliği Partisi kuruldu. Partinin kurulmasıyla bunalımlı günler geçiren Türk toplumu rahatlamıştır. Ayrıca Türk okullarının kapatılması ve Türk soyluların maruz kalabilecekleri ayırımcılık büyük ölçüde giderilmiştir.

EĞİTİM

Bugün Kosova'da Prizren Momuço, priştine, Gilan, Dohırçan, Mitroviça ve Vıçıtırn yerleşim merkezlerinde toplam 11 ilköğretim okulunda 1952, 3 anaokulunda 90 olmak üzere toplam 2.048 öğrenci okumaktadır. Ayrıca 6 Lisede 444 ve Priştine Üniversitesi'ndeS0 öğrenci olmak üzere bu sayı toplam 2.532'ye ulaşmıştır. Bunların yanı sıra devlet imkanlarıyla haftada bir çıkan Tan Gazetesi ile Türk Demokratik Birliği'nin yayın organı Sesimiz gazetesi, Çevren, Çığ,Kuş, Bay, inci dergileri ; günde yarım saat haber yayını yapan priştine Televizyonu ve yerel radyolar bulunmaktadır. Kosova ve Sancak Türkleri, Balkanlardaki diğer Türk toplulukları gibi dil ve kültürlerine bağlı kalmanın çabasını göstermekte ve Türkiye'ye bağlılıklarını a sürdürmektedirler.






Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:30 PM

C* Türk Dünyası C*
 

Ahiska TÜrklerİ

AHISKA TÜRKLERİ

Nüfus : 600.000
Bulundukları başlıca şehirler : Rusya'nın Moskova, Smolensk,
Orel, Belgorod j Özbekistan 'ın Fergana, Taşkent j Klrgızistan'ln Bişkek, Oş, Celal-Abad Kazakistan Iın Almatl, Jambıl ( Taraz ), Türkistan ve Kentav şehirleri.
İlk göç : 1944
Bölgedeki Türk toplulukları : Özbekler , Türkmenler , Kazaklar ve Kırgızlar
Siyasi ve idari konumlan : 1944 yılından itibaren sürüldükleri bölgelerde azınlık olarak yaşayan Ahıska Türklerinin SSCB'nin dağılmasıyla birlikte kuru- Ian az sayıdaki sivil-toplum kuruluşları dışında herhangi bir siyasi grupları yoktur.



Azgur Kalesi (Foto: Yunus Zeyrek)

TARİHÇE

Ahıska, Türkiye sınırına 12-30 km. mesafede Gürcistan'ın güneybatısına düşen bölgenin adıdır. 31 Temmuz 1944 gün 6279 sayılı Devlet Savunma komitesinin ''gizli'' kararıyla top yekün sürgüne tabi tutulan Ahıskalıların çoğu, bu zor yolculuk şartlarına dayanamayarak hayatlarını kaybettiler. Ahıska Türkleri'nin neden sürgüne tabi tutuldukları tam 47 yıl gizli tutuldu. Ahıska Türkleri tarafından ,, vatana dönüş'' mücadelesi veren bir çok cemiyet oluşturulmuş ise de çeşitli ülkelerdeki sürgün hayatı haıa devam etmektedir. AHISKALILARIN KİMLİK MÜCADELESİ

Türkiye dışında 8 cumhuriyette 260 kadar yerleşim bölgesinde dağınık vaziyette yaşayan Ahıska Türklerinin sosyal, kültürel ve eğitimle ilgili pek çok etkinlik sunan kültür merkezlerinde Ahıskalılar kimliklerini koruma mücade- Iesi vermektedirler. Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan'da Ahıska Türklerinin kurduğu çok sayıda Türk Kültür Merkezinde bu çaba gösterilmektedir. Özbekistan'da bulunan Ahıskalılara ait kültür merkezi, Özbekistan Medeniyet Vakfı bünyesinde 1992 ylll başında ''Türk Medeniyet Merkezi'' adı ile kurul- muştur. Merkezin başında Dr. Ömer Salman bulunmaktadır. Dr. Salman bir mücadele ve gönül adamıdır. Hem Ahıskalılarca hem Özbekler tarafından sevilip sayılmaktadır. Kazakistan Ahıska Kültür Merkezi 1991 yılında Dr. Tevfik Kurdayev Haşimoğlu tarafından Almatı'da kurulmuştur. Merkezde Türkçe , din bilgisi gibi dersler verilmektedir. Ayrıca merkez Türkiye'den Kazakistan' a giden Türk vatandaşlarına da kapılarını açmaktadırlar.
Kırgızistan Ahıska Türklerince 1991 yılında kurulan Türk Medeniyet Merkezi'nin başında eski milletvekili İzzet Maksudov bulunmaktadır. Bir işadamı olan Maksudov, Türkiye'den giden bir çok yatırımcıya yardımcı olmuş, Kırgızistan makamları ile ilişkilerini kolaylaştırmıştır. Bu üç merkezin stratejik açıdan önemleri çok büyüktür. Türk, Kazak,Kırgız, Özbek kardeşlikleri arasında nifak tohumları ekmek isteyenlere karşı bu merkez mühim görevler üstlenebilecek yapılanmalar haline getirilebilir.


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:31 PM

C* Türk Dünyası C*
 

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİNDE TÜRKLER

Nüfus : 300.000 kişi

Bulundukları başlıca şehirler: washington ,New York, Detroit , Los Angeles, Chicago,Boston, San Fransisco, Philadelphia

İlk göç : 1820

Bölgedeki Türk toplulukları: Türkiye Türkleri, Karaçay Türkleri, Kırım Tatarları

Siyasi ve idari konumları:

Bulundukları ülkenin idari yapısına uymaktadırlar .Güçlü bir Iobicilik faaliyetine girişen Türklerin Washington'da A T A (American Turkish Association) ile ASA (Atatürk Society of America ), pennsylvania'da Yunus Emre ..Derneği, Detroit yakınında ise T ACAM (Turkish American Cultural Association of Michigan) adı ile güçlü dernekleri vardır .

ATA



ASA

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

TACAM

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

TARİHÇE

ABD'de T.C. Büyükelçiliği ve Başkonsoloslukların verilerine göre 300.000'nin üzerinde Türk yaşamaktadır. ABD'nin resmi istatiklerine göre 1820 ile 1860 arasında .Osmanlı devletinden Amerika'ya göç edenlerin sayısı, çok azdı (yılda ortalama 15 kişi kadar). 1820 ile 1950 arasında Osmanlı bölgelerinden ve Türkiye Cumhuriyeti'nden gelen yaklaşık 360.000 kişi vardı. Ancak bunların arasında % 20'Iik bir kesim Türklerden oluşmaktaydı. Diğerleri Musevi, Rum, Ermeni, Arnavut vb. idi. İlk göçmenler dil ve din dolayısıyla birlik ve dayanışma içinde oldular.
Amerikan yaşamına katılmaktansa kendi kültürlerini sürdürmeyi seçtiler. Çoğu evlenmeden giden genç erkeklerdi. Bazıları Türk olmayan eşler aldılar. Bunlardan birçoğu, yerel hayata ayak uydurdular. Buna rağmen kimlik ve kültür değiştiren Türklerin sayısı çok az olmuştur. 2. dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye'den ABD’ye göçler önemli bir ölçüde “beyin göçü” tarzında olmuştur. Tahminlere göre ABD’ye gelen ya da orada yetişen 3.000'i aşkın mühendis, 2000 doktor, 1 000 akademisyen ve araştırmacı vardır.

MEVCUT DURUM

Yüzyıllık sürede, Türklerin yerleşimleri, büyük kentler içinde ya da yakınlarında olmuştur. Bugün Türk topluluğunun yaklaşık dörtte biri New York ve dolaylarında yaşıyor. Bir çoğu Chicago'da oturmakta, chicago'yu Los Angeles, Boston, San Francisco ve Philadelphia izlemektedir. Ancak Türkler ABD’nin hiçbir yerinde yoğun yerleşimler oluşturmamışlardır. Yüzyılım ilk çeyreğinde gelen eğitimsiz göçmenlerin aksine , 1940'11 yıllardan bu yana göç edenlerin hemen hepsi eğitimlidir. çoğu yüksek öğretim görmüş, dil bilir, yüksek yetenek sahibi ve nitelikli kimselerdir. Bunlar arasında, önceleri işadamları çok azdı. 1980'Ierden bu yana Türkiye'den gelen ve ABO içinde yetişen tüccar, sanayici,inşaatçı ve diğer müteşebbislerin sayısı artmıştır. Özellikle çeşitli tekstil ürünlerinin ithali için Türk girişimcilerinin etkinlikleri her yıl artmaktadır.






Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:31 PM

C* Türk Dünyası C*
 



BATI TRAKYA VE YUNANİSTAN TÜRKLERİ

Nüfus : 120.000

Bulundukları başlıca şehirler : Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe

Bölgedeki Türk toplulukları : Oğuz Türkleri, Onogur-Bulgar , Peçenek, Uz, Kuman-Kıpçak Türkleri

Siyasi ve idari konumları :

Azınlık hukukuna tabi olup, bulun- duklan ülkenin idari yapısına uymaktadırlar . Batı Trakya bir coğrafi bölgenin adıdır ve bugün Yunanistan’ın siyasi sınırları
içinde yer almaktadır. Bölge idari açıdan Dedeağaç, Gümülcine, iskeçe olmak üzere üçe ayrılmıştır. Doğusunda Meriç Nehri ile Türkiye'ye ; kuzeyinde Rodop Dağları ile Bulgaristan'a sınır olan Batı Trakya'nın güneyinde Ege Denizi bulunurken batıda da Karasu Nehri ile Kavala iline sınırdaştır.

TARİHÇE

Balkanlardaki Türk varlığı milattan önceki yıllara kadar uzanmaktadır.
Balkanlardaki Türk kültürel varlığı iki koldan gerçekleşen kitlevi göçler sonu- cunda oluşmuştur. Kuzeyden Onogur- Bulgar, Peçenek, Uz, Kuman-Kıpçak göçleri, güneyden de Oğuz Türklerinin göçleri ve yerleşmeleriyle Balkanlar
Türkleşmeye başlamış, 14 ve 15. yy'da ise tamamen Türk kültürünün hakim
olduğu bir bölge haline gelmiştir. Daha sonra Balkanlardan med-cezir hareketi gibi bir çekilme söz konusu olmuş, dünyadaki değişmeler, gelişmeler, kuzey- deki Slav kültürünün gelişmesi ve buradan gelen baskı ve çatışma , politik mücadeleler ve büyük bir sömürge imparatorluğu kurmuş olan İngiltere'nin baskıları altında kalma sonucunda Balkan Savaşı'na kadar Osmanlılar adım
adım çekilerek bugünkü Türkiye sınırlarına gerilemiştir. 1912-1913 yıllarından sonraki gelişmelerle de son sınırlar çizilmiştir. Buna rağmen bölgedeki Türk
kültür varlığı hem Oğuz, hem Kıpçak Türklerinin varlığıyla devam etmektedir. Tabii bunların bir kısmı Türkiye üzerinden göçerek Balkanlarda iskan edilen






Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:31 PM

C* Türk Dünyası C*
 



BAŞKIRDİSTAN ÖZERK CUMHURİYETİ

Başkurt Türkleri 9. yüzyıldan beri İdil-Ural bölgesinin Başkurdistan denen kesiminde yaşamaktadırlar. 10. yüzyılda İslamiyet’e girmeye başlayan Başkurtlar, 13. yüzyılda Altınordu’ya tâbi olmuşlar, 15. yüzyıldan 16. yüzyılın ortalarına kadar da Kazan Hanlığına bağlı kalmışlardır. 1552’de Kazan Hanlığı Rusların işgaline uğrayınca Tatar Türkleri ile birlikte Başkurt Türkleri de Rus hâkimiyeti altına girmiştir. Ruslar 16. yüzyıldan itibaren Tatar ve Başkurt Türklerine yoğun bir şekilde göç ve misyonerlik politikası uygulamışlardır. Rusya’yı en çok uğraştıran İdil-Ural Türkleri, Çarlık Rusyası’nın emperalist emellerine ve Ortodoks kilisesinin misyonerlik faaliyetlerine karşı yüzyıllarca direnmişlerdir.

1905 ihtilâli ve 1917 Sovyet devrimi, çarlığın bu politikaları sebebiyle Başkurt ve Tatar aydınları tarafından desteklenmiştir. Başlangıçta birlikte hareket eden Tatar ve Başkurt Türkleri arasında ileride çekişmeye varan sorunlar yaşanmıştır. I. ve II. Başkurt Kongrelerinin ardından bu ayrılık iyice belirginleşmiş ve Kasım 1917’de Başkurdistan’ın özerkliği ilân edilmiştir. 1918 yılında Başkurt yöneticileri yeni Sovyet yöneticileri ile Moskova’da görüşürken, Orenburg Kızıl Ordu tarafından işgal edilmiş ve Başkurdistan’ın özerkliğine son verilmiştir. Zeki Velidi Togan ve diğer Başkurt yöneticilerinin özerkliği yeniden tesis etme çabaları sonuç vermemiş ve 23 Mart 1919’da Başkurdistan toprakları üzerinde Federal Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinin lk federe birimi olan Başkurdistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuştur. Sovyetler Birliği dağılıncaya kadar Başkurdistan’ın sınırları ve statüsü değişmemiş, Sovyetler Birliği’nin 1990 yılında dağılması ile Başkurdistan egemenliğini ilân etmiştir.

İdil-Ural Bölgesinin Rusya Federasyonuna bağlı üç Türk cumhuriyetinden biri olan Başkurdistan ve Rusya Federasyonu arasındaki ilişkiler, gün geçtikçe bağımsızlık ilanına doğru gitmektedir.


(Başkurdistan gençler ittifakının sembolü bozkurt)


(Başkurdistan gençler bayramında süvariler)

Başkurt adı; bazı görüşlere göre İran efsanelerinde geçen Kurt-baş kavmine, bazılarına göre Bozkurt sözcüğüne dayandırılmaktadır. Bu adın Başkurt Türkleri arasında Başkort olarak söylenmesinden hareketle bu sözcüğü baş + kor + t yani baş kabileler olarak açıklayanlar da bulunmaktadır.

2000 sayımlarına göre nüfusu 4.120.000’i aşan Başkurdistan’da Başkurtların toplam nüfusu da 1.550.000’i bulmuştur. Son yıllarda iç göçler sebebiyle Başkurdistan’daki Rus ve Tatar nüfusu azalmıştır ancak hâlen Başkurtlar kendi cumhuriyetlerinde Ruslar ve Tatarlar’ın ardından üçüncü sırada bulunmaktadırlar.






Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:31 PM

C* Türk Dünyası C*
 

KUMUK TÜRKLERİ

Yrd. Doç Dr. Çetin PEKACAR
(NOT: Bu yazı Yeni Türkiye -Türk Dünyası Özel Sayısında yayımlanmıştır: Cilt: II-, Sayı: 16, Yıl: 3, Temmuz-Ağustos 1997, s. 2062-2066)

Tarihçe

Kumuk Türkleri, bugün büyük çoğunluğu (1992 tahminine göre 250000 kişi) Rusya Federasyonuna bağlı Dağıstan Özerk Cumhuriyetinde, geriye kalan kısmı (yaklaşık 50000 kişi) Çeçen ve Osetya Özerk Cumhuriyetlerinde yaşayan, Azerbaycan Türklerinden sonra Kafkaslardaki en kalabalık Türk kavmidir. Kumukların bir kısmı, Çarlık Rusyasının Kuzey Kafkasya'yı istilâsı yıllarında ve bilhassa Şeyh Şamil'in esir düşmesinden sonra Osmanlı Devletine sığınmışlardır. Bunlar hâlen belli başlı olarak Tokat'ın Üçgözen ve Kuşoturağı, Sivas'ın Yavu köyünde yaşamaktadırlar.
Kumuk Türkleri Kuzey Kafkasya'daki Kumuk ovasının ve Dağıstan'ın dağlık kesiminin yerli halklarındandır. Etnik bakımdan Kıpçak ve Oğuz boylarının bu sahada kaynaşmasından meydana geldikleri ileri sürülen Kumuk Türklerinin dillerindeki Kıpçak ve Oğuz grubu özellikleri bu görüşü desteklemektedir.
Kumuk adının geçtiği en eski kaynak, Mahmud Kâşgarî 'nin Divânü Lûgati't-Türk adlı eseridir. Mahmud Kâşgarî , Kumuk kelimesinin karşılığı olarak "Bir zaman yanında bulunduğum Beylerden birinin adı"; kumuk karşılığı olarak "At gübresi. Başka gübreye bu ad verilmez."; kumukla- karşılığında ise " kumukladı: 'at kumukladı= at pisledi, tersledi'. Bir kimseyi 'Kumuk' boyuna nispet edersen yine böyle denir. Bu, bir adamın adıdır." bilgilerini vermektedir. Bu kelimelerin "at gübresi" ve "atın terslemesi" gibi sözlük manaları bir yana bırakılacak olursa açıkça anlaşılıyor ki Kumuk Türkleri, daha XI. yüzyılda kendi adlarıyla tarih sahnesindedirler.
Kumukların ülkesi VII. yüzyıldan itibaren Hazar Devletinin sınırları içine alınmıştır. Bugün Kumuk bilim adamları da Kumukları, Hazar Devletinin kurucuları olarak göstermektedirler. Hazar Devletinin son başkenti Semender, Kumuk ülkesi sınırları içindeydi. Kumuklar arasında yayılmış olan "Anci-name", "Derbent-name", "Karabudaxkent-name" adlı tarihî âbideler, Hazar Devleti devrinden bahseder. Hattâ, Hazarlar arasında yaşamış olan Ebu Hamid el-Garnati'nin tespit ettiği ve Hazar sözü dediği bütün kelimeler bugün Kumuk Türklerince kullanılmaktadır.
Zeki Velidi Toğan'ın verdiği bilgilere göre Kumuklar, Oğuz destanının Müneccimbaşı tarafından istifade olunan bir rivayetinde, Oğuz Han zamanında Derbent'in muhafazasıyla memur edilen Kıpçakların bir boyu olarak zikredilmiştir. Toğan'a göre, Azerbaycan ile Derbent Arapların idaresinde iken de Kumukların burada bulundukları, Tarih al-Bab va'l-Abvab'dan anlaşılmaktadır.
Dağıstanlı Kumuk âlimlerinden S. M. Aliyev, M. R. Mahammadov'dan; Dağıstan'ı Arapların işgal etmesiyle Hazarların İdil boyuna çekilmelerinden sonra Hazar denizi kıyısında ve Temirkazık Dağıstan'da liderlik rolünün Kumuklara geçtiğini naklediyor ve bu bilginin birinci kısmına katıldığını belirtiyor; fakat onun Kumukları Hazarlardan ayrı göstermesine karşı çıkıyor. Aliyev'in fikrince Hazarlar ile Kumuklar, tarihî bakımdan da, kültürel bakımdan da aynı kavimdir.
Tarihî durumları ve menşe'leri hakkında pek çok faraziye ileri sürülen ve hattâ ekseriya Sovyet antropologları tarafından olmak üzere bazı Kafkas kavimlerinin Türkleşmesi sonucu meydana geldikleri dahi söylenen Kumukların; dil, edebiyat, din, yaşayış tarzı, örf ve âdetler ve diğer kültür unsurları bakımından ele alındılarında ve yukarıda özetlenen tarihî verilerin ışığında bakıldığında, gerçek bir Türk kavmi olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.
Hazar Devletinin yıkılmasından sonra Kumuk Türklerinin kurdukları ilk müstakil teşkilat, 1578'de Sultan But'un kurduğu ve tamamıyla millî bir Kumuk beyliği hüviyetinde olan emarettir. Bu beyliğin Dağıstan'ın en kuzeyinde yer alması sebebiyle, Kazan ile Astırhan hanlıklarının yıkılmasından sonra daha güneye inme imkânı bulan Ruslarla Kumuklar karşı karşıya gelmiş oldu. Kumuk Türkleri, 1594 yılından itibaren başlayan Rus saldırılarına ve işgal hareketlerine karşı, diğer Müslüman Kafkas kavimleriyle birlikte XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar kahramanca mukavemet ettiler. AncakRuslara karşı sürdürülen mücadelenin son bayraktarı Şeyh Şamil'in 1859'da esir edilmesiyle Dağıstan ve diğer Kafkas bölgeleri hızla Rusların eline geçmeye başladı. Zaten yüzyıllar süren savaşlar Kumukları ve diğer Kafkas kavimlerini bîtab düşürmüştü. Böylece Ruslar 1867'ye kadar bütün Kafkasya'yı istilâ ettiler.
Rus Çarlığının 1917'de yıkılması sırasında Rusya'da meydana gelen iç karışıklıkta hürriyet ve istiklâlleri için ayaklanan Kuzey Kafkasya Türk ve Müslüman camiası içinde Kumuklar yine ön safta yer alırlar. Osmanlı devletinin de desteğiyle Dağıstan, 11 Mayıs 1918'de Dağıstan ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti adı altında bağımsızlığını ilân etti. Kuzey Kafkasya kabilelerinin bu sırada yapılan millî kurultaylarında Kumuk Türkçesinin, yalnız Dağıstan için değil, bütün Kuzey Kafkasya için birleştirici, müşterek bir dil olarak kabul edildiğini de bu arada vurgulamak isteriz. Dağıstan ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti henüz toparlanamadan Mondros Mütarekesinin imzalanması sonucu Osmanlı Ordusu Kafkasya'yı tahliye edince, Dağıstan Kızılordu'nun istilâsına uğradı. 20 Ocak 1921'de Rusya Federatif S.S.C.'ne tâbi Dağıstan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. 1936 Sovyet Anayasası, Kafkasya'nın etnik çeşitliliğini yansıtmayan bir siyasî ve idarî bölümlenmeyi belirledi. Bu bölümleme sonucunda Kumuk Türklerinin büyük bir kısmı Dağıstan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinde, bir kısmı da Çeçen ve Osetya bölgelerinde kalmış oldu. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Dağıstan, Rusya Federasyonuna bağlı bir özerk cumhuriyet hâline geldi.

Din
Bugünkü Dağıstan'da Kumuk Türkleriyle birlikte büyük bir çoğunluğu Sünnî Müslüman olan otuz civarında etnik grup yaşamaktadır. Bölgede özellikle XVIII. yüzyıldan itibaren Nakşibendî tarikatı büyük bir nüfuz kazanmış ve Ruslara karşı yürütülen cihad hareketlerini organize ederek prestij sağlamıştır. Dağıstan halkı dinine bağlı olup ilme önem vermiş ve hemen her köyde bir medrese yaptırmıştır. 1913'te Dağıstan'da 360'ı ulucami olmak üzere 2060 cami vardı. Günümüzde Kumuklar, dinlerini yeniden öğrenme seferberliği başlatmışlardır. Bu yolda gerçekleştirilen faaliyetlere örnek olarak Kuran'ın Kumuk Türkçesine yapılan tercümesinin Tangçolpan dergisinin 1992 yılı 3. sayısından itibaren tefrika edilmekte oluşunu gösterebiliriz. Ayrıca yine aynı dergide Hazreti Peygamber'in hadisleri de Kumuk Türkçesiyle yayınlanmaktadır.



Dağıstan'ın başkenti Mahaçkala'da Türkiye Türklerinin 1990'larda yaptırdığı Yusuf Bey Camii.

Dil ve Edebiyat
Kumuk edebiyat tarihçileri, Kumuk edebiyatının XV. yüzyılda yaşamış olan şair Ummu Kamal (Ümmî Kemal) ile başladığını, o devre kadar ise Kumukların edebiyatının Umumî Türk Edebiyatı ile birlikte mütalâa edilmesi gerektiğini söylerler. Osmanlı devletine de gelen Ummu Kamal, eserlerini Kumuk Türkçesiyle değil, Osmanlı Türkçesiyle yazmıştır. Osmanlı Türkçesi, ünlü Kumuk şairi Yırçı Kazak'a kadar Kumukların yazı dili olmuştur. Bu devirde yetişen Kumuk şairleri arasında Amanhor (1670-1706), Miskin Halimat (XVIII. yüzyıl) ve Kakaşuralı Abdurahman (XVIII. yüzyılın sonu- 1870) sayılabilir.
Yırçı Kazak (1830-1879), Yeni Kumuk Edebiyatının temelini atmıştır. Kumuk Türkleri arasında geniş bir şöhrete sahip olan Yırçı Kazak, şiirlerinde hak, doğruluk, yiğitlik, aşk gibi temaları işlemiş, bu arada halkı ezen beyleri de hicvetmekten geri kalmamıştır.
Başka kayda değer bir Kumuk şairi ve din âlimi Abusupiyan Akayev (1870-1931)'dir. Akayev, şiirler yanında dinî eserler de yazmıştır. Kumuk bilim adamlarından Hasan Orazayev, onun Payxamarnı Yolu Bulan (Peygamberin yoluyla) adlı eserini Mahaçkala'da, 1993 yılında yayımlamış bulunuyor. Orazayev, bu kitapta Akayev'in sosyal, politik konulardaki makalelerini; kitaplarına yazdığı önsözlerini, mektuplarını, çeşitli şiirlerini, dinî konulu yazılarını bir araya getirmiş.
Kumuk edebiyatı son zamanlarda çeşitli nevilerde ilerleme göstermeye başlamış olup pek çok şair, edip, hikâyeci ve romancı yetişmiştir.
Bir edebiyat ve sanat dergisi olan Tangçolpan, 1917 yılından beri yayımlanmaktadır. Dergide yayımlanan şiirler, hikâyeler ve çeşitli sanat yazıları, Kumuk edebiyatının gelişmesine önemli katkılar sağlamıştır. Yine 1917 yılında çıkarılmaya başlanan Yoldaş gazetesi de, normal gazete işlevinin yanında edebî gelişmeye hizmette bulunmaya devam ediyor.
Kumuk halk edebiyatı zengin mahsulleriyle nesilden nesile geçerek halk hafızasında canlı bir şekilde yaşamaktadır. Bu mahsuller arasında yır adı verilen destanî mahiyetteki şiirler önemli bir yer tutar. Yırlar, hem edebî zevke hitap eden hem de öğretici nitelikli şiirlerdir. En tanınmış yır şairi, yukarıda sözü edilen Yırçı Kazak'tır. İkinci önemli nazım şekli sarın denilen dörtlüklerdir. Sarınlar, bizdeki mani türünün karşılığı olup düğün ve eğlencelerde veya münasip bulunan her fırsatta irticalen veya ezberden söylenir.
Kumukların zengin bir atalar sözü ve deyimler hazinesi vardır. Çeşitli kaynaklarda bunlardan binlercesi tespit edilmiş bulunmaktadır.
Kumuk halk edebiyatı mahsullerini derlemeğe ilk teşebbüs eden kişinin, kendisi de Kumuk Türkü olan şair ve mütercim Mehmed Efendi Osman (doğumu: 1843) olduğu kabul edilmektedir. Meşhur Altayist G. J. Ramsted de Kumukça üzrende çalışmış ve 1904 yılının son aylarında bizzat geldiği o zamanki Xasavyurt'a bağlı Yaxsay köyünde Kumukların dili, edebiyatı ve şifahî halk edebiyatı mahsullerinin zenginliğini incelemiş, bir çok metinler derlemiştir. Ramsted'in asıl maksadı, Kumuk Türkçesinin Kuzey Kafkasya'da geniş bir yayılma alanı bulmasının ve başka yerli halkların da bu şiveyi kullanmasının sebebini araştırmak olmuştur. Bazı sebeplerle uzun yıllar yayımlanamamış olan bu materyalleri, Emine Gürsoy Naskali İngilizce tercümeleriyle birlikte bir kitap hâlinde l991 yılında Helsinki'de yayımlamıştır.
Kumuk Türkçesinin Türk lehçelerinin hangi grubuna dahil olduğu konusunda Türkologlar çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. Görüşlerdeki ayrılık, bu lehçenin alt gruplardan hangisine girdiği noktasında toplanmaktadır; yoksa hepsinin ittifak ettikleri gibi Kumuk Türkçesi, temel olarak Kuzey-Batı (Kıpçak) grubuna dahildir. Ancak coğrafî konum ve sıkı münasebetlerin bir neticesi olarak Güney grubundaki Azerbaycan Türkçesine doğru yakınlık ve benzerlik gösteren bazı özellikleri de vardır. Ses bilgisi bakımından en önemli benzerlik olarak kelime başında Kuzey-Batı grubundaki k ünsüzüne karşılık Kumuk Türkçesinde, Güney grubunda olduğu gibi g bulunması (meselâ: gişi "kişi", gel- "gelmek", gör- "görmek" v.b. gibi) ve şekil bilgisi bakımından ise gelecek zaman eki olarak -(a)caq /-(e)cek (ancak bu çekimde de olduğu gibi Teklik ve çokluk I. şahıs ve çokluk 2. şahıs ekleri Azerbaycan Türkçesindekinden farklıdır: Kum. gelecekmen "geleceğim" = Az. geleceyem; Kum. gelecekbiz "geleceğiz" = Az. geleceyik; Kum. geleceksiz "geleceksiniz" = Az. geleceksiniz gibi) eklerinin kullanılması gösterilebilir.
1928 yılına kadar Arap alfabesini kullanan Kumuk Türkleri, bu tarihte Latin harfleri esas alınarak hazırlanan yeni bir alfabe kabul ettiler. 1938'de ise onlara diğer Sovyet cumhuriyetlerinde olduğu gibi kiril esaslı bir alfabe kabul ettirildi. Hâlen kullanılmakta olan bu alfabe, Kiril esaslı alfabeler içerisinde en kullanışsız ve karmaşık olanlardandır. Bu konuda bir fikir vermek gerekirse Ю harfi, kelime ve hece başında hem yu, hem de ses grubunu temsil edebiliyor. İçerisinde kalın k veya g ünsüzleri bulunmayan ЮЗ =yüz "yüz" gibi kelimelerde, bu yüzden okuma güçlükleri baş gösteriyor. Üstelik aynı Ю harfi, ince sıradan kelimelerde "ü" ünlüsünü karşılamak için de kullanılıyor. Benzer durum Ё harfi için de geçerlidir.

Töbenkazanış köyünde bir Kumuk evinin abzarından (avlu) görüntü.
Bu ev örnek ev değil; hemen hemen bütün Kumuk evleri burada gördüğünüz gibi.

Kumuk Türklerinin halk hareketi: Tenglik
Kumuk Türkleri 1989 yılında siyasî mahiyette, millî bir teşkilat olan Tenglik hareketini kurdular. Teşkilatın maksatları; Kumukların kültürel, siyasî , ekonomik ve temel insanî haklarını savunmak, bu ve benzeri alanlardaki meselelerinin halledilmesi için teşebbüslerde bulunmak olarak özetlenebilir. Tenglik hareketinin 1990 yılında çıkan 1 numaralı bülteninin 1. sayfasında yer alan ve Kumuk şairi Z. Batırmurzayev'e ait olan şu dörtlükler, Kumuk Türklerini millî uyanışta geç kalmamaları hususunda uyarıcı mahiyette olması bakımından Tenglik hareketinin anafikrini de seslendirmektedir:

KUMUK TÜRKÇESİ İLE

Tuwdu Çolpan, tang bilindi,
Boldu uyanma zaman
Şawla aldı dünya yüzün
Yuhlağanımız taman.

Gözüng aç, dört yakğa qara!
Getdi kerwan erterek.
Biz geçigip kalğanbız,
Enni hozğalma gerek.
TÜRKİYE TÜRKÇESİ İLE

Doğdu Çolpan, sabah bilindi,
Uyanma zamanı geldi.
Işık aldı dünya yüzünü
Uyuduğumuz yeter.

Gözünü aç, dört yana bak!
Gitti kervan erkenden.
Biz gecikip kaldık,
Artık harekete geçmek gerek.


Prof. Dr. Sinsi 10-24-2012 09:31 PM

C* Türk Dünyası C*
 

SİBİRYA BÖLGESİ TÜRKLERİ

SİBİRYA BÖLGESİNDE YAŞAYAN TÜRK BOYLARI

Kumandi Türkleri

Tomsk vilâyetinin Bey ırmağı havzasında yaşarlar. Çiftçilik ve hayvancılıkla geçinmektedir. Şaman dininden olup, nüfusları 100.000 civarındadır.

Tobol Türkleri Güney Sibirya'da İrtiş ve Tobol havzalarında yaşamaktadırlar. Nüfuslan bilinmemektedir. Haklarında bilgi çok azdır.
Batı Sibir Tatarları Obi nehrinin kolu olan Tobol nehri ile Altay ve Hakas Türk Cumhuriyetlerinin bulunduğu bölgeye kadar olan Güneybatı Sibirya'da yaşamaktadırlar.

Özellikle Obi, İrtiş ve Tobol nehri vadilerinde ve bu vadilerde bulunan ToboJ, Tümen, Oms, Tomsk, Novosibir, İrkutsk, Arhangelsk, Çikitinks, Kemerova ve Barabba şehirlerine yerleşmişlerdir. Kazan Tatarları ile yakın akrabadırlar. Nüfuslan 350.000 civarındadır.

Telengit Türkleri Altay Türklerinin bir kabilesidir. Altay dağlarının güney yamaçlarında Teleski gölü civarında yaşamaktadırlar. Şaman dinine bağlı olup nüfusları 5 bin civarındadır.

Şor Türkleri Güney Sibirya'da Hakas Türk Cumhuriyeti'nin batısında Kemerova vilâyetinde yaşamaktadırlar. Aynı bölgede yaşayan Televüt Türkleri ile iç içedirler. Nüfusları 16.800 civarındadır. Bunların 12 bini Kemerova şehrinde diğerleri Kemerova'nın kaza ve köylerinde yaşamaktadırlar. Nüfusları gittikçe azalmaktadır.

Yaşadıkları bölge SSCB tarafından bilinçli geri bırakılmış, sosyoekonomik ve kültürel sorunlar çözülmemiştir. Bölgede Türk yerleşim birimleri susuz, elektriksiz ve yolsuz bırakılmıştır. Sor Türklerinin elinden topraklan alınmış, kömür ocaklarında çalışmaya mahkûm edilmiştir.

1917 yılma kadar kendi alfabelerini kullanan Şorlara Ruslar zorla Kiril alfabesini kabul ettirerek kültürlerini yok etmeye çalışmışlardır. Bunun sonucu 16.800 Sor Türkü'nden sadece ana dilini bilen 900 kişi kalmıştır.

Sor Millî Hareketi, özellikle Türk milliyetçiliği ve kültürü muhafaza üzerinde çalışmalar yapmaktadır.

Pedagoji enstitüsünde son yıllarda açılan Sor dili bölümü, Rusya Federasyonu'na rağmen eğitimini sürdürmeye çalışmaktadır.

Semey nükleer poligonunda yapılan nükleer denemeler, kömür ocaklarından çıkan radyoaktivite ve kömür tozları Televütler gibi Şorları da etkilemiş, çok sayıda çocuk hasta ve sakat doğmuş, ölüm oranlan artmıştır.

Bütün bunlara rağmen ata folklorunu, kültürünü ve dilini kanlarında saklayarak, Türk kimliğini unutmadan bugünlere gelmesini başarmışlardır.

Televüt Türkleri Telengitlerin bir kabilesidir. Güney Sibirya'da Kemerova vilâyetinde yaşamaktadırlar. Bir zamanlar on binlerle ifade edilen sayıları bugün 2.800 kişiye düşmüştür. Bunun 2500'ü Kemerova'da diğerleri ise Kemerova'nın köylerinde yaşamaktadır.

Televüt Türklerinin nüfuslarının bu şekilde azalmasının en büyük sebepleri Rusya Federasyonu'nun uyguladığı asimilâsyon politikası ile birlikte, 1943-53 yılları arasında nükleer denemelerin sıklıkla yapıldığı Seney nükleer poligonunun bölgede bulunmasıdır. Bu nükleer denemeler sonucu binlerce kişi hastalanmış, ölmüş, çocuklar sakat doğmuştur.

Diğer bir sebep Televüt topraklarında bulunan zengin kömür ocaklarıdır. SSCB zamanında toprakları bu kömür yüzünden elinden alınan Televütler yoksulluğa itilerek kömür ocaklarında çalışmaya mecbur edilmiş, kömürün taşıdığı radyoaktivite ve kömür tozlan ile yaşamaya mahkûm edilmiştir.

Bunun sonucunda kanama hastalığı (hemofili) Televüt Türklerine illet olmuş, yol, su, elektrik, sağlık ocağı olmayan bölge Rusya tarafından ölüme terk edilmiştir.

Nükleer felâket, kömür ve hemofili Televüt Türklerini yok olma tehlikesi ile karşı karşıya getirmiştir. Televütler Altay Cumhuriyeti'ne göç etme hazırlığı içerisine girmişlerdir.

Dolgan Türkleri Güney Sibirya'da Şor Türkleri ile komşudurlar. Özellikle Krasnoyask vilâyetine bağlı Dolgan-Nenets muhtar bölgesinde yaşamaktadırlar. Saha Federe Türk Cumhuriyeti'nde yaşayan birçok Dolgan (Sahalaşmış-Tunguz) Türk'ü bulunmaktadır. Nüfusları tahminen 5 binin üzerindedir.
Tofa Türkleri Moğolistan Cumhuriyeti kuzeyinde, Baykal gölünün doğusunda bulunan İrkuts vilâyetinde yaşamaktadırlar. Nüfusları kesin olarak bilinmemekle birlikte 2.000 kişilik bir kabile olduktan tahmin edilmektedir. Türkçe konuşmaktadırlar.
Kumarı Türkleri Şor'da yaşamaktadırlar, nüfusları 6 bin kişi civarındadır

Sibirya Türklerinden Seçme görüntüler:



http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

.

http://frmsinsi.net/images/frmsinsim...sinsi.net_.jpg

--->: C* Türk Dünyası C* frmacil dördüncü 4 sayfa --->: C* Türk Dünyası C*


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.