ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   İslami Yazılar & Hikayeler (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=320)
-   -   Kısa Sohbetler (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=368599)

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:51 AM

Kısa Sohbetler
 


Ayetı kerıme ve hadısı serıf ısıgında kısa sohbetler‏


______EBEDİ HAYATA HAZIRLIK________


Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede şöyle buyurur:

“Ey iman edenler; Allah’a karşı takvâ sahibi olun ve herkes, yarın için ne hazırladığına baksın! Allah’tan korkun, şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr, 18)

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve selem- bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyururlar:

“Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları affedilir.” (Buhârî, Îmân, 28; Savm, 6; Müslim, Sıyâm, 203)

Ebû Hüreyre -radıyallahü anh- şöyle anlatır:

“Bedevînin biri Peygamberimiz’e geldi ve:

«–Ya Rasûlallah, kıyamet günü mahlûkâtı kim hesaba çekecek?» diye sordu. Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem-:

«–Allah -azze ve celle-» buyurdu. Bedevî:

«–Kâbe’nin Rabbine yemin ederim ki kurtulduk!» dedi. Rasûlallah -sallallahu aleyhi ve selem-:

«–Bunu nasıl anladın ey a‘râbî?» buyurdu. O da:

«–Çünkü kerem sahibi olan biri bir suçluyu cezalandırmaya muktedir olduğunda ona ceza vermez, affeder!» dedi.” (Beyhakî, Şuab, I, 246; Ali el-Müttakî, XIV, 628/39749)



Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:51 AM

Kısa Sohbetler
 


MUKABELE--1

Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede şöyle buyurur:

“Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık infak edenler, asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler.” (Fâtır, 29)

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyururlar:

“…Bir grup insan, Allah’ın evlerinden bir evde toplanır, Allah’ın kitabını okur ve onu aralarında müzakere ederlerse, üzerlerine sekînet iner, onları rahmet kaplar ve melekler çevrelerini kuşatır. Allah Teâlâ da o kimseleri kendi nezdinde bulunanların arasında zikreder.” (Müslim, Zikr, 38; Ebû Dâvûd, Vitr, 14/1455; Tirmizî, Kırâât, 10/2945; İbn-i Mâce, Mukaddime, 17)

Abdullâh bin Abbâs -radıyallahü anh- şöyle anlatır:

“Rasûllullâh -sallallahu aleyhi ve sellem- insanların en cömerdi idi. O’nun cömertliğinin coşup taştığı zamanlar da Ramazan’da Cebrâîl aleyhisselam’ın, kendisi ile buluştuğu vakitlerdi. Cebrâîl aleyhisselam, Ramazan’ın her gecesinde Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ile buluşur, karşılıklı Kur’ân okurlardı. Bu sebeple Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Cebrâîl aleyhisselam ile buluştuğunda, hiçbir engel tanımadan esen rahmet rüzgârlarından daha cömert davranırdı.” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 5, 6, Savm 7; Müslim, Fedâil 48, 50)

İbn-i Mes’ûd -radıyallahü anh- şöyle der:

“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve Cebrâil aleyhisselam birbirlerine Kur’ân okumayı bitirdiklerinde ben de Allah Rasûlü’ne okuyordum ve Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- benim okuyuşumun son derece güzel olduğunu söylüyordu.” (Taberî, I, 28; Ahmed, I, 405)



Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:51 AM

Kısa Sohbetler
 



Mukâbele - 2

Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede şöyle buyurur:

“(Rasûlüm!) Sana bu mübarek Kitab’ı, âyetlerini iyice düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye indirdik.” (Sâd, 29)

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyururlar:

“Kim Kur’ân-ı Kerim’i okur ve muhtevâsıyla amel ederse, kıyâmet günü anne babasına bir tâc giydirilir. Bu tâcın ışığı, güneş aranızda olsa, onun dünyadaki bir eve konulduğunda vereceği ışıktan daha güzeldir. Öyleyse, Kur’ân-ı Kerim ile amel eden kişinin durumu nasıl olur, düşünebiliyor musunuz?” (Ebû Dâvûd, Vitr, 14/1453)

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Cebrâîl aleyhisselam ile yaptıkları mukâbeleyi son sene iki defa yapmışlardı. (Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 6; Fedâilü’l-Kur’ân, 7; Savm, 7)

Cebrail aleyhisselam ile yapılan son mukabelenin ardından; Peygamber Efendimiz, Zeyd bin Sâbit ve Übey bin Ka’b Hazretleri Kur’ân’ı birbirlerine okudular. Hatta Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- Übey bin Ka’b’a iki kez okudu. (Mukaddimetân, nşr. A. Jeffery, s. 74, 227; Tâhir el-Cezâirî, et-Tibyân, s. 26)










Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:51 AM

Kısa Sohbetler
 

Sahur’da Bereket Vardır


Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede şöyle buyurur:

“...Fecrin beyaz ipliği (aydınlığı) siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilecek hale gelinceye kadar yiyip içiniz; sonra akşama kadar orucu tamamlayınız...” (Bakara, 187)

* * *

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hadîs-i şeriflerinde şöyle buyururlar:

“Sahur yemeği yiyin, zira sahurda bereket vardır.” (Buhari, Savm, 20; Müslim, Sıyâm, 45)

“Bir yudum su ile dahî olsa sahur yapınız.” (Abdurrazzâk, Musannef, IV, 227/7599)

“Gündüzün orucuna sahur yemeği ile, gecenin ibadetine de öğle uykusu ile yardımcı olunuz!” (Hâkim, I, 588)

* * *

Osmanlı döneminde Ramazan’ın, edebiyata, sanata, günlük hayata ve mutfağa tesir ettiği, bu alanlara damgasını vurduğu bilinmektedir. Ramazan’a mahsus ekmekler, başta güllâç olmak üzere tatlılar, iftar sofrasını süsleyen iftariyeler, büyüklerin konaklarında verilen diş kiralı ziyafetler dillere destandır. Minarelerde mahyalar kurulur, kandiller yakılır, hatta uçurulurdu. Daha ziyade gece bekçileri davul çalarak ve mâni söyleyerek halkı sahura uyandırırlardı.



Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:51 AM

Kısa Sohbetler
 

Çocukları Oruca Alıştırmalı

Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede şöyle buyurur:

“Ey îman edenler! Kendinizi ve âilenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun! Onun başında acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve emredildikleri her şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrîm, 6)

**********

Hz. Ömer -radıyallahü anh-, Ramazan’da sarhoş olan birine:

“−Yazıklar olsun sana! Bizim çocuklarımız bile oruç tutmaktadır” demiştir. (Buhârî, Savm, 47)

Rubeyyi‘ bint-i Muavviz -radıyallahü anha- diyor ki:

“…Biz Aşûre orucu tutardık. Küçük çocuklarımıza da tuttururduk. Mescide gider çocuklara yünden oyuncaklar yapardık. Onlardan biri yiyecek için ağladığında bu oyuncağı verir, onu iftar vaktine kadar oyalardık.” (Buhârî, Savm, 47; Müslim, Sıyâm, 136)

Osmanlı sultanlarından VI. Mehmed Reşad, saraydaki hânedan çocuklarını yetiştirmek üzere Safiye Ünüvar’ı “Muallime-i Selâtîn: Sultanların Hocası” tâyin etti ve ona ilk olarak şunu emretti:

“–Namaz kılmayanlara, oruç tutmayanlara yedirdiğim tuz ve ekmeği harâm ediyorum. Bu irâdem hoca hanım tarafından, talebe şehzâde ve hanım sultanlara söylensin.” (Safiye Ünüvar, Saray Hâtıralarım, İstanbul 1964, s. 21)

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:52 AM

Kısa Sohbetler
 

İftar’da Aşırı Yemekten Sakınmak

Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede şöyle buyurur:

“Yiyiniz içiniz; fakat israf etmeyiniz! Çünkü Allâh isrâf edenleri sevmez.” (A‘râf, 31)

* * *

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyururlar:

“Hiçbir kişi, midesinden daha tehlikeli bir kap doldurmamıştır. Oysa insana kendini ayakta tutacak bir kaç lokma yeter. Şayet mutlaka çok yiyecekse, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe, üçte birini de nefesine ayırmalıdır.” (Tirmizî, Zühd, 47; İbn-i Mâce, Et‘ıme, 50)

* * *

Ağniyâ-i şâkirînden, yâni şükredici zenginlerinden olan Abdurrahmân bin Avf t’ın oruçlu olduğu bir gün, iftar sofrasına birkaç çeşit yemek konulmuştu. O bundan müteessir oldu ve gözyaşları içinde şöyle dedi:

“–Mus’ab bin Umeyr -radıyallahü anh-, Uhud savaşında şehîd edildi. O benden daha fazîletli idi. Ama kefen olarak bir hırkadan başka bir şeyi yoktu. Onunla da başı örtülse ayakları, ayakları örtülse başı açık kalıyordu. Şimdi ise bize dünyâlık olarak her şey verildi. Doğrusu hayırlarımızın karşılığının dünyâda verilmiş olmasından korkuyorum. (Acaba kazandığımız ecirler âhiretten noksanlaştırılıp bu dünyâda mı veriliyor?!)”

Abdurrahman bin Avf -radıyallahü anh- bu sözlerinin ardından, mahzun bir şekilde sofrayı terk etti. (Buhârî, Cenâiz, 27)

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:52 AM

Kısa Sohbetler
 

Zekât - 1

Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede şöyle buyurur:

“Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak ancak, fakirlere, yoksullara, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm’a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda olana, yolda kalana mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir.” (Tevbe, 60)

* * *

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyururlar:

“Malının zekatını verdiğinde, üzerindeki borcu ödemiş olursun.” (Tirmizî, Zekât, 2/618)

* * *

Peygamber Efendimiz’e:

“–Hangi sadaka (zekât) daha faziletlidir?” diye sorulduğunda:

“–Ramazan ayında verilen sadaka!” cevabını vermiştir. (Tirmizi, Zekat, 28/663)

Bu sebeple zekâtı Ramazan’da vermek daha güzel görülmüştür. Bu ayda nâfile sadakaları artırmak da büyük bereketlere vesile olur.

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:52 AM

Kısa Sohbetler
 

Zekât - 2

Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede şöyle buyurur:

“Onların mallarından sadaka al; bununla onları (günahlardan) temizler ve arındırıp yüceltirsin…” (Tevbe, 103)

* * *

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyururlar:

“Bir kimseye Allah Teâlâ mal verir, o da zekâtını ödemezse, bu mal kıyamet günü oldukça zehirli büyük bir yılan hâlinde karşısına çıkarılır. Yanaklarının üzerinde (gazap ve zehirinin şiddetini gösteren) iki siyah nokta vardır. O gün bu azgın yılan, mal sahibinin boynuna dolanıp (ağzını kapatacak şekilde) iki yanağından şiddetle ısırır ve:

«–Ben senin (dünyada çok sevdiğin) malınım, ben senin hazînenim!» der.”

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, sözlerine delil olarak şu âyet-i kerimeyi okudu:

“Allah’ın fazlından kendilerine verdiği nimetleri infak hususunda cimrilik edenler, sakın bunu kendileri için hayır sanmasınlar; bilakis bu, onlar için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şeyler kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” (Âl-i İmrân, 180) (Buhârî, Zekât, 3; Tirmizî, Tefsir, 3/3012)

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:52 AM

Kısa Sohbetler
 

Bayram Günlerini Değerlendirmek

Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede şöyle buyurur:

“Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm’a) sımsıkı sarılın; parçalanmayın! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sâyesinde kardeş olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” (Âl-i İmrân, 103)

* * *

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyururlar:

“Kim, sevabını Allah’tan umarak Ramazan ve Kurban Bayramı gecelerini ibadetle ihyâ ederse, kalplerin öldüğü gün onun kalbi ölmez.” (İbn-i Mâce, Sıyam, 68. Ayrıca bkz. Heysemî, II, 198)

* * *

Yüz dinardan başka bir şeyi olmayan bir adam vardı. Bayram yaklaştığında, dostlarından biri ona mektub yazıp:

“Bayram geldi, ama çocukların ihtiyâcını görecek hiçbir şeyimiz yok” diyerek bir şeyler istedi. Bunun üzerine o zât, yanında bulunan yüz dinarı bir keseye koyup ağzını da mühürleyerek arkadaşına gönderdi. Kese adama ulaştıktan bir müddet sonra, ona da başka bir dostundan yazı geldi. O da elinin daraldığını ifadeyle bayramdaki ihtiyaçları için kendisine yardım etmesini istiyordu. Adam kendisine gelen keseyi olduğu gibi bu arkadaşına gönderdi.

Keseyi ilk gönderen kişi, elinde bir şey kalmadığından, o da başka bir arkadaşına mektup yazdı. Bu zât ise, dinarların ulaştığı üçüncü kişiydi. O da elindeki keseyi mührüyle birlikte dostuna gönderdi. Para kesesini alan adam, bunun kendi gönderdiği kese olduğunu görünce çok şaşırdı. Paraları yanına alarak dostuna gitti:

“–Bana gönderdiğin bu kesenin durumu nedir?” diye sordu.

O da durumu anlattı. Meselenin anlaşılması üzerine adam:

“–Haydi, diğer arkadaşımızın yanına gidiyoruz” dedi.

Keseyi alıp beraberce diğer arkadaşlarının yanına gittiler, aralarında konuştular ve keseyi açarak içindeki parayı paylaştılar. (Hatîb Bağdâdî, Târihu Bağdâd, XIV, 282)

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:52 AM

Kısa Sohbetler
 

Ölümden Sonra Diriliş - 1

Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmelerde şöyle buyurur:

“De ki: «İster taş olun, ister demir. İsterse yeniden dirilmesi aklınıza imkânsız gibi görünen herhangi bir yaratık! Ne olursanız olun, mutlaka diriltilip kaldırılacaksınız.» «O halde kimdir bizi diriltecek olan?» diyecekler. De ki: «Sizi ilk defa yoktan yaratan!» Bu sefer, alay ederek başlarını sallayacaklar da: «Ne zamanmış o?» diyecekler. De ki: «Belki de yakındır.»” (İsrâ, 50-51)

* * *

“İnsan der ki: «Öldüğümde gerçekten diriltilip (kabrimden) çıkarılacak mıyım?» İnsan düşünmez mi ki, daha önce o hiçbir şey olmadığı hâlde biz kendisini yaratmışızdır.” (Meryem, 66-67)

* * *

Ebû Rezin -radıyallahü anh- anlatıyor: Bir gün:

“–Ey Allah’ın Rasûlü! Allah, mahlûkatı yeniden nasıl diriltir? Bunun dünyadaki misali nedir?” diye sordum. Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“–Sen, hiç kavminin yaşadığı vâdiden kurak mevsimde geçmedin mi? Sonra bir kere de her tarafın yemyeşil olduğu bahar mevsiminde oraya uğramadın mı?” buyurdu.

Ben, “Elbette!” deyince:

“–İşte bu, Allah’ın yeniden yaratmasına delildir. Allah ölüleri de böyle diriltecektir!” buyurdu. (Ahmed, IV, 11)

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:52 AM

Kısa Sohbetler
 

Ölümden Sonra Diriliş - 2

Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede şöyle buyurur:

“Muhakkak ki hayatı veren de, öldüren de biziz. Evet, herkes bizim huzûrumuza dönecektir. Yerin yarılıp kendilerinin büyük bir hızla mahşer meydanına koşacakları gün, mutlaka gelecektir. Bu diriltip mahşerde toplama bize göre çok kolaydır.” (Kâf, 43-44. Bkz. Kamer, 50; Lokmân, 28)

* * *

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hadîs-i şeriflerinde şöyle anlatırlar:

“Bir adam vardı, (günah işleyerek nefsine zulmetmekte) çok ileri idi. Ölüm gelip çatınca oğullarına:

«–Ben ölünce, cesedimi yakın, külümü iyice ezin ve rüzgârın önünde savurun. Allah’a yemin olsun ki, eğer Rabbim beni bir yakalarsa hiç kimseye vermediği azabı verir!» dedi. Öldüğünde, bu söyledikleri kendisine yapıldı. Allah da yeryüzüne emrederek:

«–Sende ondan ne varsa bana toplayıver!» dedi. Arz da topladı. Adam ayakta duruyordu. Cenâb-ı Hak:

«–Niçin böyle bir vasiyette bulundun?» diye sordu. O kul:

«–Senden korktuğum için ey Rabbim!» cevabını verdi. Allah Teâlâ Hazretleri de onu affetti.” (Müslim, Tevbe, 25; Buhârî, Tevhid, 35, Enbiya 50)

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:53 AM

Kısa Sohbetler
 

Ölünceye Kadar İbadet


Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede şöyle buyurur:

“Yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet (kulluk) et!” (Hicr, 99)

* * *

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyururlar:

“Ramazan orucunu tutan ve buna Şevval ayında altı gün daha ekleyen kişi, bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi olur.” (Müslim, Sıyâm, 204)

Bire on sevap verildiği için 36 günlük oruç 360 güne eşit olur. 1 gün Ramazan Bayramı’nda, 4 gün de Kurban Bayramı’nda oruç tutmak yasaktır. Böylece bütün sene oruçla geçirilmiş olur.

* * *

Ebû Hüreyre -radıyallahü anh- anlatıyor:

“Peygamber Efendimiz’in sağlığında Kudâa kabilesinin Beliyy boyuna mensup iki zât birlikte İslâm’a girmişlerdi. Bilâhare birisi şehid düşmüş, diğeri de bir sene daha yaşayıp öyle ölmüştü. Talha bin Ubeydullah, «Rüyamda, bir sene sonra vefât edenin şehid düşenden daha önce cennete girdiğini gördüm ve hayret ettim!» diye anlattı. Sabah olunca Talhâ’nın bu rüyâsı Efendimiz’e anlatıldı. Rüyâyı dinleyen Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, başta namaz olmak üzere, bütün ibâdetlerin mükâfatını gösteren şu cevâbı verdi:

«–O, şehid olan kardeşinden sonra Ramazan orucunu tutmadı mı, bir senede altı bin şu kadar rekât namaz kılmadı mı? (O halde ikisi arasında bu kadar fark tabiî ki olacak!)»” (Ahmed, II, 333)

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:53 AM

Kısa Sohbetler
 

Sırattan Ameller Geçirir…

Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetinin Sırat’tan geçişini şöyle anlatır:

“…Sırat’tan ilk geçenleriniz şimşek süratiyle geçerler…
Sonra rüzgâr gibi, sonra kuşun uçuşu ve bir adamın hızla koşması gibi geçerler.
Onları bu şekilde amelleri geçirir.
Bu esnâda sizin Peygamberiniz de Sırat’ın başında durur ve devamlı olarak;

«Yâ Rabbî, selâmet ver, selâmet ver!» der.

İnsanların amelleri kendilerini Sırat’tan geçiremez hâle gelinceye kadar bu durum böyle devam eder.
Hatta bir kişi gelir, yürümeye güç yetiremez de sürünerek gitmeye çalışır. Sırat’ın iki tarafında asılı çengeller vardır.
Bunlar emrolundukları insanları yakalamakla vazifelidirler.
İnsanların bir kısmı bu çengeller tarafından tırmalanmış ve yaralanmış vaziyette kurtulur, bir kısmı da cehenneme atılıverir.”

(Müslim, İman, 329)

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:53 AM

Kısa Sohbetler
 

Doğumdan Sonra Hayat Var Mı?

Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede şöyle buyurur:

“De ki: (İnsanı ve onun çürümüş kemiklerini) ilk defa kim yaratmışsa âhirette tekrar diriltecek olan da O’dur. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir.” (Yâ-Sîn, 79)

* * *

Anne rahmine düşen ikiz kardeşler önceleri her şeyden habersizmiş. Haftalar birbirini izledikçe onlar da gelişmişler. Elleri, ayakları, iç organları oluşmaya başlamış. Bu arada, etraflarında olup biteni fark etmeye başlamışlar. Bulundukları rahat ve emniyetli yeri tanıdıkça saâdetleri artmış. Birbirlerine hep aynı şeyi söylüyorlarmış:

“–Anne rahmine düşmemiz, burada yaşamamız ne harika değil mi? Hayat ne güzel şey be kardeşim!”

Büyüdükçe, içinde yaşadıkları dünyayı keşfe koyulmuşlar. Öyle ya, hayatın kaynağı neymiş? İşte bunu araştırırken, anneleriyle onları birbirine bağlayan kordonu fark etmişler. Bu kordon sayesinde hiçbir zahmet çekmeden, emniyet içinde beslenip büyütüldüklerini anlamışlar ve:

“–Annemizin şefkati ne kadar büyük! Bize bu kordonla ihtiyacımız olan her şeyi gönderiyor” demişler.

Aylar birbiri ardınca geçiyor, ikizler hızla büyüyor, diğer bir deyişle “yolun sonu”na yaklaşıyorlarmış. Bu değişiklikleri hayretle temâşâ ederken, bir gün gelip bu güzelim dünyayı terk edeceklerinin işaretlerini almaya, dokuzuncu aya yaklaştıklarında ise alâmetleri daha kuvvetli hissetmeye başlamışlar. Durumdan telaşlanan ikizlerden birisi diğerine sormuş:

“–Neler oluyor? Bütün bunların mânâsı nedir?”

Kardeşi daha sakinmiş, üstelik bulundukları bu dünya çoğu zaman ona yetmiyor; hissiyatıyla daha geniş bir âlemi arzuluyormuş:

“–Tüm bunlar bu dünyada daha fazla kalamayacağız anlamına geliyor. Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz artık!” demiş. Öteki:

“–Ama ben gitmek istemiyorum, hep burada kalmak istiyorum” diye haykırmış. Kardeşi:

“–Elimizden gelen bir şey yok, hem, belki doğumdan sonra bambaşka bir hayat vardır” demiş. Diğeri:

“–Bize hayat veren o kordon kesildikten sonra bu nasıl mümkün olabilir ki? Buradan ayrılmak zorunda kalırsak nasıl hayatta kalabiliriz, söyler misin bana? Hem, bak bizden önce başkaları da buraya gelmiş ve sonra da gitmişler. Hiçbiri geri gelmemiş ki bize doğumdan sonra hayat olduğunu söyleyebilsinler. Hayır, bu her şeyin sonu olacak” demiş ve karamsarlıkla eklemiş:

“–Hem belki de anne diye bir şey yok!” Kardeşi:

“–Olmak zorunda! Yoksa buraya başka türlü nasıl gelmiş olabiliriz, nasıl hayatta kalabiliriz ki?” diye itiraz etmiş. Öteki:

“–Sen hiç anneni gördün mü? O belki de sadece zihinlerimizde var. Bir annemiz olduğu düşüncesi bizi rahatlattığı için onu belki de biz uydurduk” diye üstelemiş.

Böylece, anne rahmindeki son günleri derin muhâsebeler ve tartışmalarla geçmiş. Sonunda doğum anı gelmiş çatmış. İkizler dünyalarını terk ettiklerinde gözlerini başka bir dünyaya açmışlar ve biri sevincinden diğeri de utancından ağlamaya başlamış. Çünkü gördükleri manzara hayallerinin bile ötesindeymiş.

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:53 AM

Kısa Sohbetler
 

Her An Dua Hâlinde Olabilmek

Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede şöyle buyurur:

“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, icâbet edeyim. Çünkü bana ibadet (dua) etmeyi kendilerine yediremeyenler, cehenneme zelîl olmuş bir hâlde gireceklerdir.” (Mü’min, 60)

* * *

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hadîs-i şeriflerinde şöyle buyururlar:

“Allah katında, duadan daha kıymetli bir şey yoktur.” (Tirmizî, Deavât, 1/3370)

“Bütün ihtiyaçlarınızı Allah’tan isteyin, hatta ayakkabı bağınızı bile!.. Çünkü Allah kolaylaştırmazsa, ayakkabı bağını elde etmeniz bile kolay olmaz!” (Beyhakî, Şuab, II, 41/1118)

* * *

Bir defasında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“Bir müslüman dua eder de, günah bir şeyi istemez veya akrabası ile alâkasını kesmeyi arzu etmezse, Allah ona şu üç şeyden birini mutlaka lutfeder: Ya dileğini hemen yerine getirir, ya isteğini onun için âhirete saklar veya duası nisbetinde bazı kötülükleri ondan uzaklaştırır” buyurmuştu. Efendimiz’in bu sözü üzerine, orada bulunanlardan biri:

“–O takdirde biz Allah’tan çok şey isteriz” deyince Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“–Allah’ın lûtfu, sizin istediğiniz şeylerden daha çok ve geniştir” buyurdu. (Ahmed, III, 18; Tirmizî, Deavât, 115/3573; 9/3381)
[/B]


Îsâr: Müslüman Kardeşini Kendine Tercih Etmek-1

Cenâb-ı Hak âyet-i kerimelerde şöyle buyurur:

“Kendileri de muhtâc oldukları hâlde yiyeceklerini yoksula, yetime ve esire ikrâm ederler ve: «Biz size, sırf Allah rızâsı için ikrâm ediyoruz. Sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O’nun azâbına uğramaktan) korkuyoruz.» (derler). Allah da onları, o günün fenâlığından korur, yüzlerine nûr, gönüllerine sürûr bahşeder.” (İnsân, 8-11)

* * *

Câbir -radıyallâhu anh- şöyle anlatır: “Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir gazveye çıkacağı zaman:

«–Ey Muhâcirler ve Ensâr topluluğu! Malı ve akrabası olmayan kardeşleriniz vardır. Her biriniz onlardan iki veya üç kişiyi yanına alsın!» buyururdu.

Aslında bizlerin de ancak bir kişi ile nöbetleşe binebileceğimiz bir devemiz vardı. Ben nöbetleşe binmek üzere iki (veya üç) kişi aldım. Benim de ancak onlardan biri gibi deveme sırayla binme hakkım vardı. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 34/2534)

* * *

Bir talebesi Dâvud-i Tâî Hazretleri’ne et yemeği getirmiş:

“–Hocam siz günlerdir et yemediniz, lütfen bunu buyurun!” diye ısrar etmişti. Üstad bir taraftan îsâr yapmak istiyor, diğer taraftan da talebesini kırmaktan endişe ediyordu. Nihâyet:

“–Evladım, şu iki yetimden ne haber?” buyurdu. O da:

“–Efendim, bildiğiniz gibi!” cevâbını verdi.

Bunun üzerine Hazret, yumuşak bir üslupla:

“–Evladım, bunu ben yersem bir müddet sonra dışarı çıkar. Bu iki yetime gönderirsek Arş-ı A’lâ’ya çıkar!” buyurdu.

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:53 AM

Kısa Sohbetler
 

Müslümanların Dertleriyle Dertlenmek

Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerimede şöyle buyurur:

“…Mü’minlere kol kanat ger.” (Hicr, 88)

* * *

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyururlar:

“Müslümanların dertleriyle dertlenmeyen onlardan değildir.” (Taberânî, el-Mu’cemu’s-sağîr, II, 131/907; Beyhakî, Şuab, VII, 361)

* * *

Seriyy-i Sa*ka*tî -kud*di*se sir*ruh- Hazretleri şöyle anlatır:

“Bir gün Bağdat çarşısı yanmıştı. Birisi koşarak bana geldi ve:

«–Bütün Bağdat çarşısı yandı, bir tek sizin dükkânınız kurtuldu. Gözünüz aydın!» dedi.

Ben de diğer dükkânı yanan kardeşlerimi düşünmeden kendi nefsim adına:

«–Elhamdülillah!» dedim.

Ancak otuz yıldan beri bu gaflet ânım için istiğfar ederim. (İbn-i Hallikan, Vefeyât, II, 357; Hatîb el-Bağdâdî, Târih, IX, 188; Zehebî, Siyer, XII, 185, 186)

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:53 AM

Kısa Sohbetler
 

Helak Sahilinden, İlim Hakikatine

İmamı Gazali Hazretleri ilmin zirvesinde iken kendini anlatır:"Aklî ve şer'î ilimlerle iştigaldeydim. Çok talebelerim vardı. Halimi düşündüm. Gördüm ki, çeşitli iptilalar ile sarılmışım. İlimdeki niyetimi düşündüm. Halis Allah’ın rızası için olmayıp, makam sevdaları ve şöhretlerle karışık buldum. Yakînen anladımki, helak sahilindeyim. Uçurumun kenarındayım.” Kendi kendime:

"Hadi çabuk ol, ömründen çok az kaldı. Kazandığın ilim hakîkate geçmez ise, bir aldatmacadan ibarettir. Şimdi gereksiz alakaları kesmez, engelleri kaldırmaz isen sonun ne olacak?" dedim.

“O zaman bir hal oldu. Dünya ve dünyacılardan kaçmak, dünya arzuları ve Ahiret isteği arasında hayret vadisinde altı ay şaşkın, inler ve ağlar halde kaldım. Kalbim muzdarib oldu. Aczimi gördüm ve anladım. İhtiyarınını bütün sükütunu ve düşüşünü seyrettim. Devasız derde, çaresiz hastalığa duçar olan bir kimse gibi Allah'a yanarak, yalvararak ve sızlanarak iltica ve tazarruda bulundum.”

Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede şöyle buyurur:
"Muzdar olan (sıkıntıya düşen) kimse dua ettiği zaman, onun duasını kabul edip fenalığı kaldıran..." (Neml, 62) buyurulduğu gibi, Allah duamı kabul buyurup kalbimi uyandırdı. İçimdeki mal, makam arzusu kaldırıldı. Hepsine yüz çevirdim.

İmamı Gazali Hazretleri'nin bazı nasihatları:
"Allah'ın verdiği nimetleri, O'nun yolunda harcamak şükür, sevmediği yerde harcamak küfranı ni'mettir."

"Bela ancak günah ve küfürdedir. Musibetler asıl bela değildir. İçinde senin bilemediğin hayırlar vardır."

"Bir sözü söyleyeceğin zaman düşün. Söylemediğin zaman mes'ul olacaksan söyle. Aksi halde sus."

"Akıllı olan kimse nefsine demelidir ki:

'"Benim sermayem yalnız ömrümdür. Çıkan her nefesin geri gelmesi mümkün değildir. Nefesler sayılıdır. Azalmaktadır. O halde gününü istikamet üzere kullanmamaktan daha büyük zarar olur mu?

Yarın ölecekmiş gibi azalarını haramdan koru.

"Tevbe ederim, ameli salih işlerim" dersen, ölüm daha evvel gelebilir. Pişman olur, kalırsın. Yarın tevbe etmeyi bugün tevbe etmekten daha kolay zannediyorsan, yanılıyorsun."

(Osman Nuri Topbaş)

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:54 AM

Kısa Sohbetler
 

İman İle Ölebilmek

Cenâb-ı Hak bir âyet-i kerîmede şöyle buyurur:

“Ey îman edenler! Allah’a karşı, O’na yaraşır şekilde takvâ sahibi olun ve ancak müslümanlar olarak can verin!”

(Âl-i İmrân, 102)


Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Kimin son sözü, «Lâ ilâhe illallah: Allah’tan başka ilah yoktur» olursa, o kişi cennete girer.”

(Ebû Dâvûd, Cenâiz 20/3116; Ahmed, V, 247; Hâkim, I, 503)


Bir defasında Süfyan-ı Sevrî Hazretleri ağladı ve bayıldı. Ona:

“–Neden ağlıyorsun?” denildiğinde:

“–Bir zamanlar işlediğimiz günahlara ağlardık, şu anda ise sahip olduğumuz İslâm’ın bizden alınması korkusuyla ağlıyoruz.”

Ebû Hanife Hazretleri der ki:

“Ölüm ânında insanlardan en çok zorla çekilip alınan şey, îmândır.”

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:54 AM

Kısa Sohbetler
 

Zulüm Payidar Olmaz



Ayet-i kerimede bildirildiği üzere kavmi Nuh’a şöyle demiştir;

“…Ey Nuh! (Bu davadan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşlanmışlardan olacaksın!”

(Şu’arâ, 116)


Rasûlullah (sav) buyuruyor:

“Zulüm yapmaktan sakının. Çünkü zulüm kıyamet gününde zâlime zifirî karanlık olacaktır.”

(Müslim, Birr 56)


Mâşıta’ya yaptığı zulümden sonra Âsiye vâlidemiz, Firavun’a çok kızdı, öfkelendi ve hattâ tavır koyarak hakâret etti. Bunun üzerine Firavun, Âsiye vâlidemizin de Mûsâ -aleyhisselâm-’a îmân ettiğini anladı. Âsiye vâlidemiz de, bu hakîkati artık saklamadı ve ikrâr etti:

“–Evet, ben de Mûsâ’nın Rabbine îmân ettim!” dedi.

Rivâyet edildiğine göre Firavun, Âsiye’yi dört direğe bağlattı. Sırt üstü yatırdı. Üzerine bir değirmen taşı koydurdu. Çeşitli zulüm ve işkencelerle şehîd etti.

Bir defasında Mûsâ (as), işkence mahallinden geçerken Âsiye vâlidemize çok ağır işkenceler yapıldığını gördü. Âsiye vâlidemiz, ıztırâbını ifâde etmek için Hazret-i Mûsâ’ya işâret etti. O da duâ etti. Bundan sonra Âsiye vâlidemiz, acı ve ıztırap duymaz oldu.

[Osman Nuri Topbaş, Nebiler Silsilesi-2]

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:54 AM

Kısa Sohbetler
 

Günahlardan Yüz Çevirmek

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisâ, 17)


Rasûlullah (sav) buyuruyor:

“Kimin gözü bir kadının güzelliğine takılır da hemen gözünü ondan çevirirse, Allah ona, kalbinde halâvetini hissedeceği bir ibadet sevâbı ihsân eder.” (Ahmed, V, 264; Heysemî, VIII, 63)


İmanın tadını alabilmenin en mühim şartlarından biri de, günahlardan yüz çevirmektir. Görünüşte tatlı ve hoş görünen, lâkin hakikatte zehir ve pislikten başka bir şey olmayan günahlardan korunmasını bilen mü’minlere Cenâb-ı Hak öyle bir iman lûtfeder ki, onun doyumsuz tadını daha bu dünyada iken kalplerinde hissederler. Böylece hem iblisin zehirli okundan korunmuş, hem sevap kazanmış, hem de imanlarını kuvvetlendirip güzelleştirmiş olurlar.Bir müslüman, günahlardan kaçıp ibadetlere sarılmak ve takvâ sahibi olmak sûretiyle imanın tadını aldıktan sonra artık onu muhâfaza etmeye ve geliştirmeye gayret sarfetmelidir. (Murat Kaya, Efendimizden Hayat Ölçüleri)

------------------------------------
Çağırın Bakalım 2009’u Geri Gelecek mi?

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Dünya ve ahiret hakkında (lehinize olan davranışları düşünün ve ona göre hareket edin). Sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki: Onları iyi yetiştirmek (yüz üstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız, (unutmayın ki) onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, işleri bozanla düzelteni bilir. Eğer Allah dileseydi, sizi de zahmet ve meşakkate sokardı. Çünkü Allah güçlüdür, hakîmdir.” (Bakara, 220)


Rasûlullah (sav) buyuruyor:

“Sevininiz ve sizi sevindirecek şeyler ümid ediniz. Allah’a yemin ederim ki, sizler için fakirlikten korkmuyorum. Fakat ben, sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyanın sizin önünüze serilmesinden, onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de yarışa girmenizden, dünyanın onları helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden korkuyorum” (Buhârî, Rikak 7; Müslim, Zühd 6.)


İnsan ömrü, güneş altındaki buza benziyor. İnsan farkında ise, ömür de, bir kum saatindeki kumların sürekli akması gibi, ya da buzun erimesi gibi eriyor. Tutamıyorsunuz, durduramıyorsunuz. Elinizde değil. İşte bir yıl daha gitti. Çağırın bakalım, bir gün, bir saat, bir saniye geri gelecek mi? Gelmez. Geçmiş bir yılda her güne, her saate, her saniyeye sığan şeyler var.

-Hadi onların iyilerini ve kötülerini ayıkla dense ne yapardık?

-Kime göre iyi, kime göre kötü? Önce bu soruyu sorardık değil mi?

Tevbe var İslam’da… Geçmişte yapılanların kirlerinden arınma fırsatı… Niyet var İslam’da… Gelecekte yapılanları Allah için kılma fırsatı… Hepsi yaşanan zamanın içinde… Zaman büyük bir mesele… İnsan farkında olsa, avucunun içinden kayıp giden “hayati” bir nesneye sahip olabilmek için çırpındığı gibi çırpınır eriyen ömrün anlamlı kılınması için… Hayati bir nesne zaman… Hatta hayatın taa kendisi… Geride ne kadar nefes kaldı? Bilemezsiniz ki… Ya bugüne kadar verilenlerin içi gerçekten dolu değilse? Dolu şeyler yapmak lâzım. Ve o nefesleri bize ikram eden Kudret’in huzurunda “dolu” diye kabul edilecek şeyler yapmak lâzım. Dileriz rızasına uygun bir hayat olur önümüzdeki ömür süresi…

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:54 AM

Kısa Sohbetler
 

Allah’ın Sırlarından Bir Sır

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Yerküre kendine has sarsıntısıyla sallandığı, toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı, ve insan "Ne oluyor buna!" dediği vakit, işte o gün (yer) Rabbinin ona bildirmesiyle bütün haberlerini anlatır,” (Zilzâl, 1.2.3.4 )


Rasûlullah (sav) buyuruyor:

“Onun haberleri, her erkek ve kadının yeryüzünde neler yaptığına şâhitlik ederek, sen şu günde şöyle yapmıştın, demesidir. İşte yerin haberleri budur” (Tirmizi, Kıyamet 7)




Kader hakkında bir kimse Hz. Ali (ra)‘a sordu;

Hz Ali (ra) buyurdu ki:

"O karanlık bir yoldur, ona girme!"

Tekrar soruldukta:
"O derin bir denizdir, ona dalma!"

Tekrar soruldukta:
"O Allah'ın sırlarından bir sırdır ki, onu sana gizlemiştir, fazla araştırma!"


--------------------------------------------------------------------------------------------------------


Öfkeden Uzak Yaşamak

Cenâb-ı Hak buyuruyor:
“O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.” (Âl-i İmrân, 159)

Rasûlullah (sav) buyuruyor:
“…Şüphesiz ki Allah her işte yumuşaklığı sever” (Müslim, Selâm 10-11)

Ömer b. Abdülaziz valisine yazdığı mektupta:
“-Kızdığın bir adamı hiddet anında murakabe etme. Onu tevkif et. Hiddetin geçtikten sonra suçu nispetinde cezasını ver. On beş kırbaçtan fazlaysa sakın vurdurma. Öfke ve hırstan korunmuş olan kurtulmuştur, demiştir.”

Ali İbn Zeyd şöyle der:

“-Kureyş'ten birisi Ömer Bin Abdülaziz'e, ağır sözler söyledi. Ömer uzun bir müddet sustuktan sonra:”

"-Saltanat gururu ile şeytanın, beni titretip harekete geçirmesini ve yarın senin benden alacağını bugün benim senden almamı istedin. dedi."
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.