ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   İslami Yazılar & Hikayeler (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=320)
-   -   Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=368343)

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:00 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla

Altıncı meseleye gelecek olursak; bu da tek başına namaz kıın namazı -kendisi cemaatle kılmaya gücü yetiği halde- sahih olurmu olmaz mı? sorusudur. İşte bu mesele iki asıl şey üzere bina edilmiştir:
1- Cemaatle namaz kılmak farz mıdır yoksa sünnet midir? şayet biz: “Bu farzdır” desek.
2- Öyleyse bu namazın sıhhatinin şartı mıdır yoksa terkedenin isyanı ile beraber bunun olmayışı ile sahih olur mu? İşte asıl bu iki mesele hakkındadır.
İlk meseleye gelince; Fakihler bunun hakkında ihtilafa girmişlerdir. Bunun cemaatle namazın vacip olduğunu söyleyenler: Ata b. Ebi Rbah, Hasan El-Basri, ebu ömer, Evzai, Ebu Sevr, mezhebinin zahirine göre Ahmed’dir. Aynı zamanda “Muhtasar El-Muzni” eserinde İmam-ı şafii de bunu belirtmiş ve:
“Cemaatla namaza gelince; ben özür olmadığı sürece bunu terketmeye ruhsat vermiyorum” demiştir.
ibni Münzir “Evsat” adlı kitapda şöyle demiştir:
“Evleri mescide uzak da olsa, körlerin cemaatle namaz kılmak için orada hazır bulunmaları zikrolunmuştur. İşte bu da cemaatle namaz kılmanın farz olduğuna mendup olmadığına delalet etmektedir.” Sonra da İbni Ümmü Mektum’un hadisini zikretmiştir. Nitekim kendisi:
3Ya Rasulallah! şüphesiz benimle mescit arasında ağaçlıklar ve hurmalıklar vardır. Evde namaz kılmama bu imkan verir mi?” deyince Rasulullah (s.a.v.):
“Kameti işitiyor musun?”
diye sordular. O da:
“Evet” dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
“Öyleyse (mescide) gel.” diye buyurdular.212
(212) Ahmed: 3/423; Heysemi: “Mecma” adlı eserinde: “Ricali sahih ricaldır” demiştir.
İbni Münzir şöyle demiştir:
“Yatsı ve sabah namazlarını cemaatle kılmayanın nifakındanğu da zikrolunmuştur.” Sonra da devamla bu konu hakkında:
“Özürsüz olarak cemaatle namaz kılmanın farzlığına zikrettiğim deliller delalet etmektedir. aynı zamanda ibni Ümmü Mektum’un kavli de buna delalet etmektedir. Kendisi de kör olduğu halde ona:
“Senin için bir ruhsat bilmiyorum.” buyurmuştur.213
(213) Ebu Davud: 552, Namaz’da: Cemaatle namazı terkeden hakkında tehditler babında; ibni Mace: 792, Mesacid’de: Cemaattan geri durmak hakkında ağır tehditler babında rivayet etmişlerdir. İsnadı hasen’dir.
Dolayısı ile köre bile bunda ruhsat yok iken, gören bir kimsenin ruhsatının olmayışı daha önceliklidir.”
İbni Münzir Rasulullah’ın (s.a.v.) cemaatle namaz kılmyanların evlerine gidip onları orada yakması ile ilgili214 sözünün ihtimamı hakkında da, işte bu cemaatle namaz kılmanın farzlığını gösteren en açık delildir. Öyleki eğer cemaatle namaz kılmak farz olmasaydı ya da mendub olsaydı, Rasulullah’ın (s.a.v.) hiddetlenmesi söz konusu olmazdı” demiştir.
(214) Buhari: 8/108, Cemaatle namaz kılma bölümünde: Cemaatle namazın ve başkasının vacibliği babında; Müslim: 651, Mesacid’de: Cemaatle namazın fazileti babında; Muvatta: 1/129, 130, cemaatle namaz bölümünde: Cemaatle namazı tek başına namazdan daha faziletli olduğu babında; Tirmizi: 217, Namaz’da: Nidayı işittiği halde icabet etmeyenin hakkındaki babda; Nesai: 2/107, imamet bölümünde: Cemaatten geridurmak hakkında ağır tehtitler babında rivayet etmişlerdir.
şöyle de demiştir: Ebu Hureyre’nin hadisi de bunu desteklemektedir:
“Müezzin ezan okuduktan sonra mescitten ayrılan bir adam hakkında Rasulullah (s.a.v.):
“şüphesiz ki o adam Ebu Kasıma isyan etmiştir” buyurmuştur.215
(215) Müslim: 655, Mesacid’de: ezandan sonra mescitten çıkmanın nehyi babında; Ebu Davud: 536, Namaz bölümünde: ezandan sonra mescitten çıkmanın keraheti hakkındaki babda; Nesai: 2/29; ibni Mace: 733; ahmed: 2/506, 537 rivayet tmişlerdir. işte burada hadisin Rasulullah’a 5s.a.v.) raf edilmesiyle ilgili tasrih (açıklam) bulunmaktadır. Çünkü sahabenin: 3Kim böyle yaparsa Rasule isyan etmiştir vs. gibi sözlerinde ve tercihe şayen görüş bunun merfu olduğudur. Bak. Tedribur Ravi, sayfa: 64.


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:00 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

Dolayısı ile kişi cemaatle namaz kılmak ve terketmek hususunda muhayyer olmuş olsaydı, o zaman hazır olması vacip olmayandan geri de kalması (kılmaması)ndan dolayı isyan etmiş sayılmazdı. Yüce Allah korku halinde iken de cemaatle namaz kılmayı emretmiş iken, işte bu da emniyet ortamı bulunan bir halde cemaatle kılmanın daha gerekli olduğunu göstermektedir. özürlüler için cemaatla namaz kılmama ruhsatının babları hakkında zikredilen haberler, özürü bulunmayan kişiye cemaatle kılmasının farz olduğuna delalet etmektedir. şayet özür hali ile özür olmama hali eşit olsaydı o zaman cemaatle namaz kılmamadaki ruhsatın özür konularında bir manası kalmazdı. Nitekim cmeatle namaz kılmanın farziyetine Rasulullah’ın (s.a.v.):
“Kim nidayı (ezanı) işitirse ve icabetle bulunmazsa onun namazı yoktur.”216
hadisi desteklemektedir.” Devamla da bununla ilgili hadisi belirtmiş ve şöyle demiştir:
“şafii der ki:
“Yüce Allah ezanı namaz ile zikretmiştir ve:
“Namaza çağrıldığınız zaman...” (Maide: 5/58)
ve:
“Cuma günü namaz için çağrıldığınız zaman Allah’ı zikretmeye koşun.” (Cuma: 62/9)
diye buyurmuştur.
(216) İbni Mace: 793, şu lafızla: “Kim nidayı işittiği halde gitmezse -özür hariç- onun namazı yoktur.3 Bunun isnadı sahihtir. Bunu yakın rivayetle ebu Davud: 551, Namaz’da: Cemaati terkedenin hakkında tehtil babında rivayet etmiştir. Senedde Yahya b. Ebi Hayya vardır, çok tetlisi olduğundan onu zayıf saymışlardır; Hakim: 1/425, “şeyhay’nın şartlarına göre sahihtir” demiştir. Zehebi de onaylamıştır; Darekutni: 161.
Rasulullah (s.a.v.) ta farz namazlar için ezanı sünnet kılmıştır. Bunu da; cemaatsiz olarak ne mukim olanlar ve ne de misafir olanlar kalsın diye, onlar cemaatle de namaz kılsınlar diye, bütün farz namazların sadece cemaat ile kılınması tahakkuk etsin diye bununla vasfı en uygundur. şüphesiz ki ben özrü olmadığı halde cemaatle namaz kılmayı terkederse hiçbir ruhsat vermiyorum. Dolayısı ile birisi tek başına kılsa ve cemaatten ayrılsa ona bunu iade etmesi gerekmez. Cuma namazı hariç imamdan önce ya da sonra kılar. Her kim o namazı öğleleyin imamınnamazından önce kılacak olursa bunu iade etmesi lazım. Çünkü yerine getirmesi farzdır.” Bu lafızların hepsi İbni Münzir’in idi.
Hanefiler ve Malikiler şöyle demişlerdir:
“Cemaatle namaz kılmak müekked bir sünnettir. Lakin müekked sünnetleri terketmekle insanlar günahkar olmaktadırlar. Bunun dışında namazı sahih yaparlar. Bunlarla: “Bu vaciptir” diyenler arasındaki ihtilaf sadece lafızi bir ihtilaftır. Aynı şekilde bazıları da vacip olduğunu belirtmiştir.
Vacip diyenler şöyle demiştir:


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:00 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

“Yüce Allah:
“Sende aralarında bulunup onlara namaz kıldırdığında, bir kısmı seninle birlikte namaza dusun ve silahlarını da alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (diğerleri) arkanızda bulunsunlar. Namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber (bir rekat) namaz kılsınlar.” 5Nisa: 4/102)
Bu ayette delil getirme konusu şu yönlerle olmaktadır:
Birinci Delil: Yüce Allah onlara cemaatta namazı kılmalarını emretmiştir. Sonra da yüce Allah bu emri ikinci defa olarak ikinci taife hakkında döndermiş ve şöyle buyurmuştur:
“Namaz kılmamış olan diğer taifede gelsin, seninle beraber (bir rekat) namaz kılsınlar.” işte bu ayetle de anlaşılıyor ki cemaatle namaz kılmak farzı ayındır. öyleki Allahu Azze ve Celle bunu ikinci taifeden ilk (birinci) taifenin fiili ile düşürmemiştir. şayet cemaat sünnet olsaydı ilk özürlüler bunun düşmesi ile korku özrü olurdu. şayet farzı kifaye olsaydı ilk taifenin fiili ile düşerdi. İşte bu ayetten bu cemaatle kılmanın farzı ayın olduu anlaşılmaktadır. işte bununda üç yönü bulunmaktadır: İlk önce bununla emretmiştir, sonra da ikinci taifeye bunu emretmiştir. Ve yüce Allah onlara korku anında bunu terketmeye ruhsat vermemiştir.
İkinci Delil: Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“Baldırın açılacağı o günde onlar secde etmeye davet edilecekler de, edemeyecekler. Gözleri önlerine eğilmiş, kendilerini de bir zillet kaplamış olarak. Halbuki onlar sapasağlam iken secdeye çağırılıyorlardı.” (Kalem: 68/42-43)
Yüce Allah onları dünyada secde etmeye davet ettirdiği zaman onlar ile secde arasına bir engel kılıverdi. Böylelikle de onlar davetçiye uymaktan yüzçevirdiler. Nitekim bu da sabit olduğu vakit işte davetçiye icabet etmek, mescide gidip cemaate iştirak etmek demek olur bu. Yoksa evde tek başına (farz) namazı kılmak demek değildir. işte tıpkı bu şekilde Rasulullah (s.a.v.) icabeti de tefsir etmiştir.
Müslim’in “sahih”inde ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet edilen bir hadiste şöyle demiştir:
“Kör bir adam Rasulullah’a (s.a.v.) geldi ve:
“Ya Rasulallah! Beni mescide götürecek bir götürenim yoktur” dedi. Kendisi bu konuda Rasululah4tan (s.a.v.) ruhsat istiyordu. Rasulullah (s.a.v.) ta ona ruhsat verdi. O adam dönüp gittiğinde kendisin çağırtıp:
“Nidayı işitiyor musun?”
diye sordu. Adam da:
“Evet” deyince, Rasulullah (s.a.v.):
“O zaman icabet et” diye buyurdular.217
(217) Müslim: 653, Mesacid’de: Nidayı işiten kimsenin mescide gitmesi vaciptir babında; Nesai: 21, 109, imame bölümünde: Namazlara çağrıldığı vakit namazları muhafaza etmek ile ilgili babda rivayet etmişlerdir.
Nidayı işittiği zaman, evinde o adamı Rasulullah (s.a.v.), namazında icabet eden kılmamıştır. İşte bu da emredilen icabetin cemaatle namaz klmak için mescide gitmek olduğunu gösteriyor. ibni Ümmü Mektum’un da hadisi buna delalet etmektedir. Kendisi:
“Ya Rasulallah! şüphesiz ki Medine’de çokça çöllük arazi ve yırtıcı hayvanlar mevcuttur” deyince Rasulullah (s.a.v.):
3Sen Hayyales-Salah ve Hayyalel Felah-ı” duyuyor musun?” diye buyurdu. o da:
“Evet” dedi. Rasulullah (s.a.v.):
“Haydi öyleyse (mescide) git.”218
(218) Ahmed: 3/423; ebu Davud: 553, Namaz’da: Cemaatı terketmenin tehtilleri hakkıdaki babda; Nesai: 2/110, imame’de: Namazlara çağrıldığı vakit onları muhafaza etme hakkındaki babda rivayet etmişlerdir. Hadisin isnadı sahihtir.
Bunu Ebu Davud ve İmam-ı ahmed rivayet etmiştir. Hadiste geçen “Hayhele” isim olup emri fiil’dir. Manası ise: “(Mescide) git, icabet et” demektir. Bu da açıkça gösteriyor ki; bu işe (emre) icabet tmek cemaatle namaz kılmaya hazır olmakla mümkündür. Nitekim cemaatle kılmayıp tek kılan kimse buna icabet etmemektedir.
Seleften başkaları da yüce Allah’ın:
“Onlar sapasağlam oldukları halde secdeye çağrılıyorlardı” ayeti hakkında şöyle demiştir: Bu müezzinin: “Haydi namaza, haydi felaha” deiş olduğu kavlidir.3 İşte bu delil iki mukaddime üzerine bina edilmektedir:
- Bu icabetin vacip oluşu.
- İcabet ancak cemaatle namaz kılmak ile hasıl olmaktadır. İşte icabeti, bu ümmetin en bilgilisi ve en fakihleri olan sahabeler böyece anlamışlardır. allah hepsinden razı olsun.
İbni Münzir “Evsat” adlı kitapta şöyle demiştir:
“Bzlere İbni Mesud’dan ve Ebu Musa’dan rivayet olunduğuna göre ikisi şöyle demiştir:


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:00 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

3Her kim nidayı işitir sonra da icabet etmezse (özür olması hariç) namazı o kimsenin başından yükselmez.”219
(219) Bunu Heysemi, Mecma: 2/42 adlı kitapta Taberani’nin 3Kebir” adlı eserine nisbetle bulunmuştur. şöyle demiştir: “Hadisin senedinde kays b. Rabi’ vardır. şube ve Süfyan ona güvenirken, cemaatte onu zayıf görmüştür.
şöyle demiştir:
“Aişe’den şöyle dediği rivayet olunmuştur:
“Kim nidayı işitirde icabet etmezse, hayırı istememiş ve ona ulaşmamış olur.”220
(220) Beyhaki: 3/57, rivayet etmiştir.
Ebu Hureyre’den şöyle demiştir:
“şüphesiz bir Ademoğlunun iki kulağının içine eritilmiş kurşun akıtılması onun nida edeni (ezanı) işitip te sonra da icabet etmeyenden daha hayırlıdır.”221
(221) Ben bunu elinin altında bulunan kaynaklarda göremedim.
Bu ve başka hadislerde sahabeye göre icabetin; cemaata katılmak olduğunu, gitmeyenin de icabet etmeyen olduğunu ve dolayısı ilede asil olduğunu göstermektedir.
Üçüncü Delil: Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“Namazı kılınız, zekatı veriniz ve rükü edenlerle beraber rükü ediniz.” (Bakara: 2/43)
Bu ayette delil getirme yönü ise şöyledir: Yüce Allah hiç şüphesiz onlara rükü etmelerini emretmiştir. Bu da namazdır. Namaz rükü olarak tabir edilmiştir. Çünkü namazın rükünlerinden birisidir. Namaz rükünleri ve vacibatları ile kendisinden tabir edilmiştir. tıpkı yüce Alah’ın namazı, sucüd, Kur’an ve tesbih olarak isimlendirdiği gibi. Aynı zamanda (rükü edenlerle beraber...) kavlinde başka bir faydalı konu daha söz konusudur. Bu da namazın sadece namaz kılanlarla beraber cemaat olduğunu göstermektedir. Buradaki “maiyye” (beraberlik) kelimesi bunu ifade etmektedir nitekim.
Durum böyle olunca, sıfata ya da hale mukayyet olan bir emir, ancak bu sıfat ya da hale uygun olarak yerine getirme (cemaatle kılma) ile, emrolunan kişi imtisal sahibi olmaktadır.
şayet: “Bu, yüce Allah’ın:
“Ey Meryem! Rabbin için kunut yap, secde et ve rükü edenlerle beraber rükü et.” (Al-i imran: 3/43)
ayeti ile çelişmektedir. Çünkü kadının cemaatle beraber olması vacip değildir” denilse buna şöylece cevap verilir:
“Buayet, böylece bunun bütün kadınlara da şamil olduğunu göstermemektedir. Bilakis Meryem özel olarak bunda emredilmiştir. şu ayetin hilafına olarak:
“Namazı kılınız, zekatı veriniz ve rükü edenlerle beraber rükü ediniz.” 5Bakara: 2/43)
Meryem (r.a.) de olupta diğer kadınlarda olmayan özellikleri mevcuttur. şüphesiz onun annesi onu, Allah (c.c.) için hürasını, ona kulluk etmesi ile beraber mescitte de devamlıca kalmasına dair adakta bulunmuştu. Nitekim kendisi mescidden de hiç ayrılmamıştır. ehli ile birlikte rükü etmesi ile emrolunmuştur. Allahu Teala kendisini seçince ve bütün alemlerdeki kadınlardan onu tahir kılınca, ona itaatinden, diğer kadınların üzerine onu has kıldığı emriyle emretmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“Hani melekler: “Ey Meryem! şüphesiz ki allah seni seçti. Seni arındırdı ve seni alemlerin kadınlarından üstün tuttu” demişlerdi. ey Meryem! Rabbine itaat et, secdeye kapan, rükü edenlerle beraber rükü et.” (Al-i İmran: 3/42-43)
şayet:
“Onların rükü edenler ile birlikte rükü etmeleriyle memur olmaları, onlarla -rükü haline- rükü etmenin vücubuyetini göstermemektedir. Bilakis şu ayette geldiği gibi yaptıklarının aynı misli iyerine getirmeyedelalet etmektedir:
“Ey iman edenler! Allah’tan korku ve doğru söyleyenlerle beraber oluuz.” (Tevbe: 9/119)
Nitekim birliktelik fiilde de ortaklığı icap ettirmektedir. Bunda yakınlığı istilzam etmez” denilecek olursa şöyle cevap verilir:
3Bir defa birliktelik kelimesinin hakikatı, hem öncesi ve hem de sonrasına uygunluk (arkadaşlık) ettiğidir. İşte bu dostluk, arkadaşlık ortaklığa zaid bir takdiri ifade etmektedir. Özellikle de namazda. Öyleyse: “Cemaatle namaz kıldı” denildiğinde ya da: “Cemaatla namaz kıldın mı?” denilecek olursa bununla sadece namazda birliktelik, cemaat anlaşılmaktadır.”
Dördüncü Delil: “Sahihayn”da sabit olduğuna göre, lafzıda Ebu Hureyre rivayeti ile Buhari de geçen hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
3Nefsim elinde olana yemin olsun ki; Ben bir odun alıp onu rmayı, sonra da namazı emretmeyi, ezanın okunması ile beraber, bir kimseyi insanlara imam olsun diye (yerime geçirmeyi) emredip, sonra da (namazı cemaatle) kılmayanlara yönelmeyi, evlerini üzerlerine (o tutuşturduğum odunla) yakmayı içimden geçirdim. Nefsim elinde olana yemin olsun ki; Eğer sizler semiz bir hayvanı (koyun vs.) ya da güzel etlerle dolu bir (kuzu vs.) alacağınızı bir bilseydiniz yatsı namazına gelip (cemaatle) şahit olurdunuz.”222
(222) Buhari: 2/104, Cemaatle namaz kılma bölümünde: Cemaatle namazın vacibliği babında ve Husumat bölümünde: Bildikten sonra asilen ve hüsumluları evlerinden çıkarma babında; Müslim: 651, Mesacid: Cemaatle namazın fazileti babında; Muvatta: 1/129, 130’da rivayet etmişlerdir.
Ebu Hureyre’den gelen bir rivayette Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“şüphesiz münafığa en ağır gelen namaz yatsı ve sabah namazlarıdır. şayet bunlardaki (fazileti vs.) bilselerdi hemen gelirlerdi, kılmış olsalarda. şüphesiz ben namazla emredip, ikame edilmesini sonra da insanlara namaz kıldırmak için birisini (seçip) emretsem, sonra da yanıma iplerle odunlar bağlı kişileri alıp namaz kılmayanlara gitmeyi, onların evlerini ateşle yakıvermeyi içimden istedim.”223
(223) Buhari: 2/118, Cemaat ile ilgili namaz bölümünde: Cemaatle yatsı namazının faziletine dair babda; Müslim: 651, Mesacid’de: Cemaatle namazın faziletine dair babda.


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:01 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

Hadisin sıhhati hususunda ittifak edilmiş olup, lafız müslim’indir.
İmam-ı ahmed’in rivayetinde Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“şayet evlerde kadınlar ve zürriyyetler (çocuklar vs.) bulunmasaydı yatsı namazını ikame eder, hizmetçilerime evlerde olanlarıateşle yakmalarını emrederdim.”224
(224) Ahmed: 2/367, İsnadı zayıftır.
Cemaatle namaz kılmanın vacipliğini iskat edenler (düşürenler) şöyle demiştir:
“Bunlar cemaatle namaz kılmanın vacipliğine delalet etmemektedir. şu yönlerden dolayı:
1- Bir defa bunlar hakkındaki tehdit cuma namazına gitmeyenler hakkındadır. “Sahih” adlı kitabında Müslim’in abdullah b. Mes’ud hadisinden rivayeti buna delildir. Rasulullah (s.a.v.) cuma namazından geri durup (kılmayanlar) hakkınnda şöyle demiştir:
“Keşke insanlara namaz kıldırması için bir kişiye emretsemde sonra cumayı kılmayan kişilerin başına evlerini yakıversem.”225
(225) Müslim: 652, Mesacid bölümünde: Namazı cemaatle kılmanın fazileti babında rivayet etmiştir.
2- Eğer bu caiz ise o zaman mali ukubetlerde caiz olmazdı. Sonra da mali ukubet’in neshedilmesi ile nesh olmuştur.
3- Rasulullah (s.a.v.) sadece içinden geçirmiştir. Ancak bunu yapmamıştır. şayet ateşle yakmak caiz olsaydı o zaman vacip olurdu. Çünkü ceza iki taraf için mustevi olmaz. Bilakis ya vacip ya da haram olmuş olur. Dolayısıyla Rasulullah (s.a.v.) ta bunu yapmadığına göre bu bunun caiz olmadığını gösterir.
Demişlerdir ki:
3Hadis cemaatla kılmanın farzlığını düşermeye delalet etmektedir. Çünkü bundan geri durmayı içinden geçirmişti. Bu da vacibin terki için önem olmaz.”
şöyle de demişlerdir:
“aynı zamanda Rasulullah (s.a.v.) onların nifaklarından dolayı evlerini ateşle üzerlerine geçirmeyi içinden istemiştir. Cemaatten geri durduklarından dolayı değil.”
Vacip diyenler ise şöyle demişlerdir:
“Bir defa sizin zikrettiklerinizde hadisin delaletini düşürecek bir şey yoktur.. Sizin:
“şüphesiz ki tehdit sadece cumayı terkeden hakkındadır” diye demiş olduğunuz sözü gelecek olursak; evet bu hem cumayı terkeden kimsenin ve hem de cemaatla namazı terkeden kimsenin hakkındadır. Nitekim ebu Hureyre’nin (r.a.) hadisi de apaçık olarak bunun cemaati terkedenin hakkında olduğunu gösteriyor. Bu hadisin başında ve sonunda da açıklanmıştır üstelik. aynı zamanda ibni Mesud’un hadisinde de bunun cumayı terkeden için olduğu da açıktır. ancak her iki hadis de birbirine ters olmamaktadır.
Sizin: “şüphesiz ki bu mesuhtur” diye sözünüze gelecek olursak; bu davet, ne kadar da zor ve ne kadarda ispatı zor birkonu. Öyleyse sonra çıkacak mukavemette muarız olan bir şeyin varlığındaki nesih’in şartları nerede? Nitekim sizler ve hiçbir yeryüzü ehli bunu ispat etmeye bir yol bulamayacaksınız. Ancak bu davetin arınması ile bulursunuz.
Muhakkak ki, insanların çoğu davetin neshi ve icma ile, Rasululah’tan (s.a.v.) gelen birçok sabit olan sünneti iptal etme yoluna girmişlerdir. İşte bu doğru değildir. Rasulullah’ın (s.a.v.) sahih sünnetlerini icma ve nasih davetler ancak, açık, sahih olan ve imamlarla hafızlar tarafından (kontrol edilip), muteahhir nakillerle meydana gelen nasihler ile terkedebilir. Öyleki ümetin, ezberlemesi gerekli olan nesh edeni zai etmesi ve amel edilmesi batıl olan mesuh’u da ezberlemesi imkansızdır. Dinden bir şey kalmamış olur. Nitekim (fikirleri) yeni doğmuş mutaassıb kimselerin çoğu, kendi mezheplerine ters gelen bir hadisi gördükleri vakit onu hemen tevile sokarlar ve hadisin zahiri manasının tersini alıp böylece bir yol izlerler. Kendilerine galip gelecek bir hadis onlara geldiği zamanda hilafına olmak üzere icma (manasına) koşarlar. ihtilaftan da icma daveti ile beraber kendilerine imkan vermeyecek bir şeyi görseler bu seferde bunun mesuh olduğunu söyleyiverirler. İşte bu gidişat İslam’da yürüyen imamların gidişatı asla değildir. Bilakis İslam’da yürüyen imamların hepsi bunun tersine hareket etmektedirler. Onlar ki Rasulullah’tan (s.a.v.) açık sahih bir sünneti görseler onu asla tevil ile batıl kılmazlar, icmaya ve neshe de yöneltmezler. şüphesiz şafii ve ahmed bu olayı inkar edenlerin en büyük şahsiyetlerindendirler. Muvaffakiyet Allah’tandır.
Muhakkak ki Rasulullah (s.a.v.), kendisini men ettiğinihaber verdiği bir manici için, içinden geçirdiği şeyi yapmaz. Bu da evlerde insanlara şamil olan kadınlara, çocuklara vs.’ne cemaatle namazın vacip olmadığı kimselerdir. şayet onların üzerlerine evleri yakmış olsaydı o zaman akıbet kendilerine vacip olmayana da olurdu. Bu da şüphesiz caiz değildir. Tıpkı hamile bir kadına vacip olan bir had olayında -kadındaki yavruya zarar gelmemesi için- doğurmasından sonra o kadına had vurulur. şüphesiz ki Rasulullah (s.a.v.) hiçbir zaman yapması caiz olmayan bir şeyi içinden geçirmemiştir bile. Nitekim bazı ilim ehli O’ndan şunları da başka bir cevapla icabette bulunmuşlardır:
3Muhakkak ki o kavim Rasulullah (s.a.v.) için -kendisinin bu makaleyi söylediğini onların işitmeleri- daha korkutucu idi. Sonrada cemaatten geri durup gitmemekte daha ısrarlı olacaklardır.”


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:01 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

Sizin: “Muhakkak ki bu hadis, kendileri (s.a.v.) bu fiili (ceaatle kılmayı) terketmeyi içinden geçirdiğinden dolayı, cemaatle kılmanın vacip olmadığına delalet etmektedir” ile ilgili sözlerinize gelecek olursak bu soru gerçekten hiç iltifat edilmeyecek türdendir. Bunu söyleyen kişi, Rasulullah’ın (s.a.v.), müslümanlardan bir taifeyi ve evlerini ateşle yakması onların sünneti terkettiklerinden dolayı -ki (onlara göre) Allah ve Rasulü bunu vacip de kılmamışlardır- olduğunu hiç zannedebilir mi? Nitekim Rasulullah’tan (s.a.v.) kendisinin tek başına farz kıldığı rivayet edilmemiştir. Bilakis Rasulullah (s.a.v.) cemaatle kılardı. Aynı zamanda evlerine kendileriyle birlikte gidenler de cemaatle kılarlardı. aynı şekilde; eğer tek başına kılsaydı o zaman iki tane vacip olmuş olurdu burada! Cemaatin vacibi, ve asilerin akıbeti ve onlara karşı çıkmadaki vacip. Nitekim iki vacipten en düşüğünü büyüğünün yerine en düşüğünü terketmek korku namazındaki durum gibidir.”
Sizin: “şüphesiz Rasulullah (s.a.v.) onlara akıbeti onlarda bulunan nifaktan dolayı düşünmüştür. Yoksa onlar cematten geridurdukları için değil” ile ilgili sözlerinize gelince; işte bu iki mahzurlu konuyu gerektirmektedir:
1- Rasulullah’a (s.a.v.) itibar olunmanın ilgası. Kendileri cemaatten geri durup (kılmama) hakkında hükmü bizzat belirtmiştir.
2- Rasulullah (s.a.v.) ilga ettiği şeyin itibarı. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) münafıklara nifaklarından dolayı cezalandırmamıştır. Bilakis onların açık işlediklerini kabul ediyor, gizlediklerini de Allah4a havale ediyordu.”
Beşinci Delil: “Sahih” adlı eserinde Müslim şunu rivayet etmiştir:
“Bir kör adam:
“ey allah’ın Rasulü! Beni mescide götürecek bir götürenim yoktur” demiş ve Rasulullah’tan 5s.a.v.) kendisine bunda ruhsat vermesini istemiştir. Kendisi gittiği vakit Rasulullah (s.a.v.) onu çağırtıp:
“Nidayı işitiyor musun?” diye sordu. O da:
“Evet” dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
“Öyleyse icabet et.” diye buyurdular.”226
(226) Sayfa: 112’de geçti.
Bu gelen adam ibni Mektum idi. Kendisinin ismi hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazıları: abdullah, bazıları da: amr’dır demişlerdir.
Ahmed’in “Müsned”inde ve Ebu Davud’un “Sünen”inde amr b. Ümmü Mektum’dan gelen bir hadiste kendisi:
“Ya Rasulallah! Ben gözleri görmeyen ve evi (mescide) uzak olan birisiyim. Benim bir götürenim var. ancak bana mülaim değildir. Evde kılmam için bana bir ruhsat verebilirmisin?” dedi. Rasulullah (s.a.v.) ta:
“Nidayı işitiyor musun?” diye buyurdular. O da: “Evet” dedi. Rasulullah (s.a.v.): “Senin için bir ruhsat bilmiyorum” diye cevap verdi.”227
(227) ahmed: 3/423, Sayfa: 110’da geçmişti.
(Cemaatle namazın) vacip olmadığını söyleyenler şöyle demiştir:
“Buradaki emir müstehaplık belirten bir emir türü olup vaciplik manasında değildir. Hadisteki:
3Senin için bir ruhsat bilmiyorum” kavli de “Eğer sen faziletli bir cemaat istiyorsan” manasındadır.” aynı zamanda: “Bu mesuh’tur” da demişlerdir. Vacip kılanlar ise şöyle demiştir:
“Mutlak olan bir emir vacipliği gösterir. öyleyse nasıl şeriat sahibi açık olarak; kör olan ve evi (mescide) uzak olan, üstelik götüreni de mülaim olmayan bir kişiye bile cemaate gitmemesi hususunda ruhsat vermemiştir. Dolayısı ile kul şayet tek başına kılması ya da cemaatle kılması hususunda muhayyer olmuş olsaydı o zaman bu konuda ilk öncelikli bu kör olan sahabe olurdu.”
ebu Bekir b. Münzir’in:
“Evleri mescide uzak da olsa kör olanlara da cemate gitmeleri zikr olunmuştur” ile ilgili sözü işte sözü buna yani cemaatla namaz kılmanın farz olduğuna, mendub olmadığına delalet etmektedir. Rasulullah (s.a.v.) Ümmü Mektum’a kendisi kör olduğu halde: “Senin için bir ruhsat bilmiyorum” demesi, elbetteki gözleri gören birisi için asla ruhsatın olmayacağını göstermektedir.”
Altıncı Delil: Ebu Davud’un, ebu Hatim’in ve “Sahih” adlı eserinde ibni Hibban’ın ibni abbas’tan rivayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:01 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

“Her kim nidayı (ezanı) işitirse, o kimseyi özür hariç hiçbirşey oraya gitmekten engellemez.”
Sahabeler:
“özür nedir?” dediler. Rasulullah (s.a.v.):
“Korku ya da hastalık kılmış olduğu namaz ondan kabul edilmez” dedi.228
(228) Ebu Davud: 551, Namaz’da: Cemaatle namazı terketmek hakkındaki tehtitler babında; ibni Hibban: 426, Cemaatle namaz hakkındaki babda; Darekutni: 161’de rivayet etmişlerdir.
Vacip değildir diyenler şöyle demişlerdir:
3Bu hadisin iki tane illeti bulunmaktadır:
1- Bir defa bu hadis meğra b. Abdiy’in rivayetinden gelmiştir. o da onlara göre zayıf birisidir.
2- ibni Abbas’tan ancak mevkuf (hadis) olarak bilinmektedir. Vaciptir diyenler şöyle demiştir: Kasım b. Esba’ kitabında şöyle demiştir:
“Bizlere İsmail b. İshak hadisi tahdis etti. ona da Süleyman b. Harb, ona da şu’be, o da Hubeyb b. Sabit’den, o da Said b. Cübeyr’den, o da ibni abbas’tan rivayet ettiklerine göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kim nidayı (ezanı) işitirse ve icabet etmezse, özür hariç o kimsenin namazı yoktur.”229
(229) Hafız şöyle demiştir: “Kasım b. Esba bunu müsnedinde mevkuf ve merfu olarak rivayet etmiştir. Beyhaki: 3/57, rivayet etmiştir. Hadisin isnadı sahihtir.
Sıhhat açısından bu hadisin isnadı sana yeter! Yine İmam-ı Münzir (r.a.), rivayet etmiştir:
“Bizlere Ali b. Abdilaziz hadisi anlattı. Onlara da amr b. Avf, onlara da Hüseyin, o da şu’be4den, o da Adiy b. Sabit’den, o da Said b. Cübeyr’den, o da ibni abbas’tan merfu olarak230 hadisi rivayet etmişlerdir.
(230) İsnadı sahihtir. Bunu Darekutni: 161; ibni Mace: 793, Mesacid bölümünde: Cemaatten geri durmanın tehlikesi hakknıdaki babda rivayet etmişlerdir. Bu hadisi İbni Hibban’da sahihlemiştir.
şöyle demişlerdir:
“Mağra abdiy’den Ebu ishak Es-Sebii celaletinden dolayı rivayet almıştır. şayet onun sahih olmayan bir kişi olduğu takdir edilmiş olsaydı onu merfu kılardı. şüphesiz bu ibni abbas’tan sahih olarak gelmiştir. Bu aynı zamanda sahabinin kavli olup ona bir sahabi muhalefet etmemiştir.”
Yedinci Delil: “Sahih” adlı kitabında Müslim’in abdullah b. Mesud’dan rivayet ettiği hadiste şöyle demiştir:
3Kim müslüman olarak Allah (c.c.) ile yarın karşılaşmayı istiyorsa işte münadi (müezzin) çağırdığı vakit (beş vakit farz) namazlarını muhafaza etsin. Çünkü bunlar hidayetin sünnetlerindendirler. şüphesiz ki Allah (c.c.) Peygamberine hayetin sünnetlerini vermiştir. şayet siz bu (cemaate) gitmeyin evinde kılar gibi evde namazları kılacak olursanız o zaman Peygamberinizin sünnetini terketmiş olursunuz. Dolayısı ile sizde Peygamberinizin sünnetini terkedecek olursanız saparsınız. Muhakkak ki kişi temizlenir ve güzelce abdest alır sonra da mescitlerden bir mescide gider de yüce Allah atmış olduğu her adımı için o kimseye muhakkak ki haseneler verir, derecesini yükseltir ve onunla da bir günahı döker. Ben bizi görüyorum da, şüphesiz ki cemaatle namaz kılmaktan geri duran bir kimse nifakı bilinen bir münafıktır. Bu kişide safda ikame edene dek iki adam arasına ağırdan ağıra gidiverir.”231
(231) Müslim: 654, 257, Mescid bölümünde: Cemaatle namaz kılmak hidayetin sünnetlerindendir babında; ebu Davud: 550, Namaz bölümünde: Ceaatle namazı kılmamak hakknıdaki tehtitler hakkında babda; Nesai: 2/107, 109; İmamet: Nida edildiği zaman namazları muhafaza etmenin hakkındaki babda rivayet etmişlerdir.


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:01 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

Başka bir lafızda ise şöyle demiştir:
“şüphesiz ki Rasulullah (s.a.v.) bizlere hidayet sünnetlerini öğretmiş ve bunlardan birisinin de içinde ezan okunan bir mescitte namazın olduğunu belirtmiştir.”232
(232) Müslim: 654, Mesacid bölümünde: Cemaatle namaz kılmanın hidayetin sünnetlerinden olduğu hakknıdaki babda rivayet etmişlerdir.
Delalet yönüne gelecek olursak; kendisi cemaatten geri durmayı bilinen nifakları ile münafıkların alametlerinden olduğuna belirtmiştir. Münafıkların alemetleri de müstehap olan bir şeyi terketme sonucu ya kerih görülen (mekruh) bir işi işlemekten dolayı olmamaktadır. Her kim sünette ifak alametlerini okuyacak olursa bunu farzları terkeden ya da haram olan şeyleri işleyen kimselerde bulur. şüphesiz bunu (ibni Mesud) şu kavlindeki:
“Küslüman olarak Allah (c.c.) ile yarın karşılaşmayı isterse işte münadi çağırdığı vakit, namazlarını muhafaza etsin.”
ibaresi ile bu manayla desteklemiştir. aynı zamanda terkedeni; evinde namaz kılan ve cematten geri duran Rasulullah4ın (s.a.v.) yolu olan ve ümmetine şeriat kıldığı (metod) olan sünneti de terkeden olarak isimlendirmiştir. Buradaki sünnetten maksat dilerse yapar dilerse terkeder, terkettiği vakit sapık olmaz manasındaki sünnet değildir ve kuşluk namazını, gece namazını, Pazartesi ve Perşembe oruçlarını terketme gibi nifak alametlerinden de değildir.
Sekiinci Delil: “Sahih”inde Müslim’in Ebu Said El-Hudri’den rivayet ettiği hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“(Namaz kılmak için) üç kişi oldukları zaman onlardan birisun ve imamete en layık olan da kıraati olandır.”223
(233) Müslim: 672, Mesacid: imamete kim en hak sahibi babında; Nesai: 2/77, imamette: Bu kavim toplansa bunlardan hepside (imamlık) konusunda eşit olurlarsa babında rivayet etmişlerdir.
İşte bununla deil getirme yönü şudur: Rasulullah (s.a.v.) cemaatle namaz kılmayı emretmekte ve şüphesiz Rasulullah’ın (s.a.v.) emri vaciptir.
Dokuzuncu Delil: Rasulullah (s.a.v.) safın arkasında tek başına kılan kimsenin namazını iade etmesini emretmiştir.
Vabısa b. Ma’bed’in rivayetine göre; Rasulullah (s.a.v.) tek başına safın arkasında namaz kılan bir adamı gördü. Ona namazını baştan kılmasını emretti.234
(234) ahmed: 4/228; ebu Davud: 682, Namaz’da: kişi safın arkasında tek başına kılarsa babında; tirmizi: 231, Namaz’da: Namazı safın arkasında tek olarak kılmak hakkındaki babda; ibni Hibban: 403’de rivayet etmişlerdir. Bu sahih bir hadistir.
Ahmed, ehli Sünen, ebu Hatim rivayet etmiş, ibni Hibban “Sahih”inde zikretmiş, Tirmizi de hadisi hasenlemiştir. ali b. şeyban’dan şöyle demiştir:
“Biz (evimizden yola) çıkmıştık ve Rasulullah’ın (s.a.v.) yanına geldik. Ona biat ettik ve arkasında da namaz kıldık...” Devamla şöyle dedi:
“Sonra da arkasında başka bir namaz kıldık ve namaz bitince safın arkasınnda tek başına durup (cemaate uymuş) bir kimseyi gördü. O gidene dek onu gözetledi ve:
“Namazına yönel (kıl). şüphesiz safın arkasında (tek) duranın namazı yoktur” diye buyurdu.”235
(235) ibni Hibban, Sahihinde: 401; Ahmed: 4/23; Beyhaki: 3/105 rivayet etmişlerdir. Hadis sahihtir.
İmam-ı ahmed’in rivayetine göre hadis söyledi:
3Ben Rasulullah’ın (s.a.v.) arkasında namaz kıldım. Kendileri safın arkasında tek başına duran kimseyi gördü. Bunun üzerine Allah’ın Peygamberi o adam gidene dek bekleyip durdu ve:
“Namazına yönel. şüphesiz ki safın arkasınnda tek başına kılanın namazı yoktur.”236
(236) ahmed: 4/23. Hadis sahihtir.
İbni Münzir: “Bu hadis ahmed ve İshak’ta sabittir” demiştir.
Bunun delalet yönü şudur:
“Rasulullah (s.a.v.) tek başına saffın arkasınnda namaz kılan kimsenin namazını iptal saymıştır. Kendisi de cemaatle bulunduğu halde, Ona namazını -özel bir mekanda tek olması hariç- iade etmesini de emretmiştir. Cemaatten ve mekandan münferit olanın namazı batıl olmaya en evveliyatlı olmaktadır.
Konu şöylece açıklanabilir:
“Bu tekliğin bulunmasının gayesi münferid olduu içindir. şayet münferid olanın namazı sahih de olsa Rasulullah (s.a.v.) nefyine hükmetmezdi. aynı zamanda bunu yapanın namazını da iade etmesini emretmiştir.”
(Cemaatle namaz kılmak) vacip değildir diyenler şöyle demişlerdir:
“Bu hadis ile delil getirmeniz ancak safın arkasındna tek bir kişinin namazının batıl olduğunu ispat ettikten sonra mümkün olur. Bu şaz bir görüş olup ilim ehlinin cumhuruna göre muhaliftir. Nitekim bunun sıhhatine, safın arkasında tek başına kadının namazının sahihliği hususunda insanların (bu konudaki) icmaları delalet etmektedir. aynı zamanda Rasulullah (s.a.v.) Cibril’in (a.s.) arkasında namaz kılmşıtır.
Cabir b. abdillah’tan rivayete göre şöyle demiştir:
“Rasulullah’ın (s.a.v.) yanına Cibril, namazın vakitlerini öğretmek için geldi. Cibril sonra öne geçti. Rasulullah (s.a.v.sına durdu. İnsanlarda Rasulullah’ın (s.a.v.) arkasına durdular. Güneş zail oluncaya dek öğle namazınıkıldı. Gölge (uzunluğu) şahsının misli gibi oluncaya dek (Cibril) geldi ve yaptığı şeyin aynısını yaptı. Cibril yine öne geçti. Rasulullah (s.a.v.) arkasına durdu. İnsanlarda Rasulullah’ın (s.a.v.) arkasına durdular.”237
(237) Nesai: 1/251, 252, Mevakit: ikindinin ilk vakti babında ve ikindinin sonunun vakti babında, akşamın son vakti babında ve yatsının ilk vakti babında rivayet etmişlerdir.


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:01 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

Nesai’nin rivayetine göre; Rasulullah (s.a.v.) Cibril önde olduğu halde arkasnıda namaz kılmıştır.” Demişlerdir ki:
“ebu Bekre safın arkasında ek olarak ihram (tekbiri) aldı. Sonra da safa bitişinceye dek yürüdü. Rasulullah (s.a.v.) ta ona iade etmesini emretmedi.”238
(238) Buhari: 2/222, Namazın sıfatı hakkında: Safın dışında rükü ederse babında; Nesai: 2/118, imamet: Rüküsuz saf durma babında; ebu Davud: 683, Namaz’da: Kişi safda durmadan rükü ederse babında rivayet etmişlerdir.
Aynı zamanda şunu da demişlerdir:
3şüphesiz ki ibni abbas, Rasulullah’ın (s.a.v.) solunda geçmiş bulunurken ihram tekbiri almıştı. Rasulullah (s.a.v.) ta eliyle onu tutup sağına doğru çekmiştir.”239
(239) Buhari: 2/161, Cemaatle namaz bölümünde: iman kıldırmaya niyet etmezse sonra da bir topluluk gelse ve onlara imam olsa babında ve başka bablarda; Müslim: 763, 187, Misafirlerin namazı bölümünde: Gece namazı ve kıyamındaki namaz babında; ebu Davud: 610, Namaz bölümünde: iki kişiden birisi diğerine iman olursa nasıl ikame ederler babında; Tirmizi: 232, Namaz bölümünde: Bir kişi namaz kılmakta iken yanında da birisi bulunuyorsa babında; Nesai: 104, imamet bölümünde: Bir cemaat iki kişi olursa konusu hakknındaki babda rivayet etmişlerdir.
Rasulullah (s.a.v.) ona namaza yönelmeyi (yeniden kılmayı) emretmemiştir. Bilakis tek olarak namaz ihramla başlaması sahih olmuştur.İşte bu nafile namazda idi. Cabir hadisindeki ise farz namaz da idi. Rasulullah’ın (s.a.v.) solunda durmakta idi ve Rasulullah (s.a.v.) onu eliyle tutup sağına doğru ikame ettirmiştir.”240
(240) Müslim: 3010, Zühd ve Rikak: uzun Cibril hadisindeki babda; ebu Davud: 634, Namaz bölümünde: Eğer elbise dar ise babında rivayet etmişlerdir.
Vacip diyenlere gelince, şöyle demişlerdir:
3Bu hadisleri de apaçık sahih hadislere ıt olarak görmek (muarız görmek) ne kadarda acayip bir konu! Çünkü bunlar hiçbir yönle bu hadislere zıtlık teşkil etmemektedir. Bununla beraber Rasulullah’ın (s.a.v.) apaçık ve sahih sünnetleri vardır. şayet bunları birisi eğer terkedecek olursa, terkedenin üzerine gizli olmasından dolayı sünnetleri terketmek ya da terkedilmelerine götürecek bir tevil türü için başksı hakkında atmaz. öyleyse terkedenin terki nasıl olurda bu sünnet için aleyhine takdim edilir? şüphesiz bu sünneti söyleyenler tabii’nin büyüklerinden olan bir cemaattir. Said b. Cübeyr, Tavus, ibrahim b. Nehai ve bunlardan başka: Hakem, Hammad, ibni Ebi Leyla, Hasan b. Salib bunlardandır. aynı zamanda Evzai de bunu söylemiş, Tahavi ondan hikaye etmiş, İshak b. Rahaveyh, imam-ı Ahmed, Ebu Bekr b. Münzir, Muhammed b. İshak b. Huzeyme de bu görüştedirler. Dolayısıyla şazlar nerede? işte bunu diyenler ve işte sünnet.
Sizin kadının konumu ile ilgili konumunuz, hiç şüphesiz tersliklerin en bozuk olanlarındandır. Çünkü bu kendisi için meşru kılınmış kadının konumudur. Hatta kadın erkeğin aynı saffında bulunacak olursa, safta bulunanların namazı ebu Hanife’ye ve ahmed’in mezhebinin iki görüşünden birine göre fasit olur.
: “kadınların safının arkasında tek olarak duracak olursa (kadın) o zaman namazı sahih olur öyleyse” denilecek olursa, şöyle denilir:
“Böylece değildir. Bilakis kadında kadınlar safından ayrı olarak tek kalacak olursa erkekler gibi namazı sahih olmaz. Bunu kadı ebu Ya’la “Talik” adlı eserinde belirtmiştir. Rasulullah’ın (s.a.v.) şu hadisinin umumiyetinden dolayı:
“Safın arkasınnda tek başına duranın namazı yoktur.”241
(241) Sayfa: 121’de geçti.
Nitekim bu hadisten erkeklerin arkasında tek başına kadın durduğu vakit konusu çıkmaktadır. Bu da hadisin sahih olmasından dolayı idi. Bunun dışındakilerde usi umumiyet olayı baki kalır. Rasulullah’ın (s.a.v.) tek olarak Cibril’in (a.s.) arkasında, sahabelerin de Rasulullah’ın (s.a.v.) arkasında namaz kılmak için durmaları ile ilgili kıssaya gelecek olursak; buna şöylece cevap verilir: Bir defa bu namazın vakitlerini öğretme konusu işin ilk yıllarınd vaki olmuştur. Rasulullah’ın (s.a.v.) safın arkasında tek olarak kılan kimsenin namazını iade etmesini emretmesi konusu da bundan sonra olmuştur. İşte bu doğru bir cevaptır. Bana göre bunun başka bir cevabı daha vardır; o da şudur:
“Muhakkak ki Rasulullah (s.a.v.) müslümanların imamı idi. Onların önlerinde bulunuyordu. Cebrail4e de tek olarak uymuş idi. Cibril’in (a.s.) takaddüm etmesi, talimin husule gelmesi için yanında bulunmasından daha beliğdir. Tıpkı Rasulullah’ın (s.a.v.) minberde iken, onlara namazını öğretmek ve kendisine uymalarını sağlamak için namaz kıldırdığı gibi.242 Nitekim bu öğretmekten dolayı idi. Aynı şekilde kişinin cemaate imam olduğu zaman yüksek bir yere çıkması, Rasulullah’ın (s.a.v.) nehyinin kapsamında değildik.243
(242) Buhari: 1/409, Namaz’da: Satıhlarda, minberlerde ve odunlar üzerinde namaz babında ve Mesacid bölümünde: Minberin ağaçları hakkında marangoz ve istakarlardan yardım isteme babında; Müslim: 544, 545, Mesacid bölümünde: Namazda bir ve iki adım atmanın cevazı hakkındaki babda rivayet etmişlerdir.
(243) ebu Davud: 597, 598, Namaz’da: imam kavmin (cemaatin) konumundan da yüksek bir makamda durur babında; şafii: 1/137, 138 rivayet etmişlerdir. isnadı sahihtir. ibni Hibban: 373’de sahihlemiştir. Hakim: 1/210’da sahih saymıştır.
Ebu Bekre kıssasına gelecek olursak; burada; safa girmeden önce, rüküdan başını kaldırma olayı yoktur. şayet bu sabit ise ancak buna temessük etmek mümkün olur. ama buna bir yol yoktur. Nitekim imam-ı ahmed’den:
“Safsız olarak rükü eden sonra da, daha imam rüküdan başını kaldırmadan, rükü eder vaziyette safa gidecek olursa” ile ilgili rivayeti ihtilaf etmiştir. Kendisinden bu konu ile ilgili üç rivayeti vardır:
1- Mutlak olarak sahihtir. Bu rivayetin delili: şüphesiz ki Rasulullah (s.a.v.) ebu Bekre’ye namazını iade etmesini emretmemiştir. aynı zamanda ona rüküdan başını kaldırmadan önce kavuşup kavuşmadığını da durdurup sormamıştır. şayet durum farklı olsaydı durdurup ona sorardı.
Said b. Mensur’un “Sünen” adlı eserindeki rivayetine göre; Zeyd b. Sabit’ten gelen rivayette onun safa girmeden önce rükü ettiğini sonra da rükü eder vaziyette yerinden ayrılırdı ve safa ulaşırdı yada namazı kılmazdı (sonra kılardı).”244


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:01 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

(244) Muvatta: 1/165; Beyhaki: 2/90 ve 3/106, isnadı sahihtir.
2- Bu sahih değildir. Buna; ibrahim b. Haris, ve Muhammed b. Hakem’in rivayeti ile delil getirmiştir. Nitekim onunla ve safa rükü ile yetişenin arasını ayırmıştır. Çünkü safa yetişmeyen bununla rekata da yetişmemiş olur. Dolayısıyla bunu; “şayet yetişecek olursa secde ederdi” konusu ile benzetmiştir. İşte bu sahabelerin çoğuna göre en sahih olanrivayettir.
3- şayet nehyi bilseydi o zaman namazı sahih olmazdı. Aksi takdirde ebu Bekre kıssasında ve Rasulullah’ın (s.a.v.) ona: “İade etme” demesi sahih oluverirdi. Nitekim nehy ifsadı icap ettirmektedir. Ancak bunu bilmeyenden terkedilmiştir. Öyleki kendisine iade etmesi eredilmemiştir. işte bu da Ebu Bekre’nin hali olmuş olur. İbni abbas’ın ve Cabir’in kendileri tek olarak tekbir almışlar iken, namazın başında emirlerinin terkedilmeleri hakkındaki kıssaya gelecek olursak; bir defa bunun öncelikle (cevabı) şudur:
3Kendileri namaza bir defa o halde namaza başlamamışlardı. Kendileri Rasulullah’ın (s.a.v.) sol tarafında bulunmakta idiler. Onları ilk durdukları yerden öbür tarafa (sağa) çevirmiştir. şayet onların böyece ihram tekbiri aldıkları takdir edilecek olursa, öyleyse tek olarak ihram tekbiri olanın namaz için ihram (iftitah) tekbiri olması ve namaza girmesi sahihtir. İtibar olunan ancak tek olarak rükü etme konusudur. aksi halde kim biisi ile beraber olarak rüküdan önce duracak olursa (tek olarak) namazı sahih olur. şayet tüm (imama) uyanların hepsinin ihram aldığını itibar da etsek. Hiçbir kimsenin -namazın başından sonuna kadar (başında) tekbir alması hususunda kendisinin ve yanında olanın ittifak edinceye dek- tahrimi akd olmaz. Nitekim bu da meşakkatın ve zorluğun en büyüğüdür. Bundan dolayı aslen buna kimse itibar etmez.
Allah (c.c.) en iyisinibilir.
Onuncu Delil: ebu Davud’un “Sünen”inde, İmam-ı ahmed”in “Müsned”inde ebu Derda hadisindeki rivayetlerinde Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Herhangi bir köyde üç kişi bulunup ta, ezan okunmasa ve onlarda namazı ikame etmeseler, şüphesiz şeytan o kimseleri kaplamıştır. Cemaate sımsıkı sarıl! Muhakkak ki kurt ancak tek kalmış (koyunu) yer.”245
(245) Ahmed: 5/196; ebu Davud: 547, Namaz’da: Cemaatle namazı terketmek hakkındaki tehditler babında; Nesai: 2/106, 107, imamet bölümünde: Cemaatı terketmek hakknıdaki tehtitler babında rivayet etmişlerdir. isnadı hasen’dir. Bunu İbni Huzeyme’de sahihlemiştir. ibni Hibban: 425; Hakim: 1/236, rivayet etmişler Zehebi de onaylamıştır.
Bu hadisle delil getirme yönü şöyledir:
3Rasulullah (s.a.v.) şiarı ezan ve namaza durmak olan cemaatle namazı terkedenlere şeytanın musallat olacağını haber vermiştir. şayet cemaatle namaz kılmak mendub olsaydı, -kişi yapıp yapmamak hususunda muhayyer olsaydı- o zaman şeytan, cemaatle namazı ve şiarlarını terkeden kimseye musallat olmazdı.”
Onbirinci Delil: “Sahih”inde Müslim’in ebu şa’sa el-Muharibi’den rivayet ettiği hadiste şöyle demiştir:
3Bizler mescitte oturuyorduk. O sırada müezzin ezanı okudu ve bir adam kalktı gitti. ebu Hureyre (r.a.) de o kişiyi -mescitten çıkana dek- gözüyle izledi ve ebu Hureyre:
3şüphesiz bu kimse ebu Kasım’a* isyan etmiştir” dedi.”246 Başka bir rivayette ise:
“Ben dışarıya çıkan bir kimseyi gördü ve onun hakkında:
3Muhakkak ki bu ebu Kasım’a asi olmuştur” dedi” buyrulmuştur.”247
(*) Ebu Kasım: Rasulullah’ın (s.a.v.) künyesi’dir. 5Mütercim).
(246) Müslim: 655, Mesacid: ezan okunduğu vakit mescitten çıkmaktan nehy babında rivayet edilmiştir. Bu konu sayfa: 110’da geçmiştir.
(247) Müslim: 655, 659, Kitab bölümünde: Babda geçen bablarda idi.


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:02 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

Bu hadisle delil getirme yönü şöyledir:
“Cemaatle namazı terkedip ezandan sonra mescidden ayrılan kimseyi, Rasulullah’a (s.a.v.) asi olmakla kılmıştır. Kim “cemaatle kılmak mendub’tur” derse, işte bunu diyen: “Ezandan sonra (mescidden) çıkan ve tek başına kılan kimseye: “O allah’a ve Rasulüne isyan etmemiştir” demektedir.”
Nitekim ibni Münzir bu hadisi cematle namaz kılmanın vacipliğine delil getirmiştir ve:
“şayet kişi cemaatle kılmak ve kılmamak hususunda eğer muhayler ise, o zaman hazır olması kendisine vacip olmayanın cemaatten geri durmasında bir asiliğin olmaması gerek. aynı zamanda “cemaatle namaz kılmak mendub’tur, dilerse kılar dilerse terkeder” diyen kişi, öyleyse mescitten çıkmasına da caiz diyecektir. Nmaz için ikamet getiren müezzinde alınır, hatta oturması bile caiz olmaktadır. imam ve cematle de namazı kılmaz. Namaz kıldıkları zaman müezzin ayağı kalkar ve tek başına namaz kılar o zaman! şayet Rasulullah (s.a.v.) ve ashabı bunu böyece yapan kimseyi görselerdi son derece bunu inkar ederlerdi. Bilakis bundan daha düşük dereceli olanı bile inkar ederdi. Bu da kendi bineğinde namazı kılmakla yetinip cemaatle namazı terkeden kimse hakkındaki durumdur. Rasulullah (s.a.v.) o kimseye:
“Sana ne oluyor ki bizimle beraber namaz kılmıyorsun? Sen müslüman değil misin?” demiştir.248
(248) Geçmişti. ahmed: 4/34; Nesai: 2/112, imamet bölümünde: Cemaatle namazı iade babında; Muvatta: 1/132, Bunu ibni Hibban’da sahihlemiştir: 433; Hakim: 1/244, rivayet etmişlerdir.
Aynı zamanda namaz kılıp sonrada mescide giden kimse hakkında da cemaatle namaz kılmayı emretmiş ve:
“Evlerinizde vs. namaz kıldığınız vakit onunla beraber farzı kılınız. Çünkü bu sizin için nafiledir” demiştir.249
(249) ahmed: 4/160, 161; ebu Davud: 575, Namaz’da: Evinde namazı kılan sonra da cemaate yetişse ve onlarla namaz kılarsa babında; Nesai: 2/112, 113, imamet bölümünde: Tek başına kılanın cemaatle beraber sabahı iade etmesi babında; Tirmizi: 219, Namaz’da: Tek başına namaz kılan sonra da cemaate yetişen kimsenin hakkındaki babda; Hadisin isnadı sahihtir. Tirmizi: “Hasen, sahihtir” demiştir.
Onikinci Delil: Sahabelerin icması, (Allah hepsinden razı olsun). Biz onlardan gelen görüşleri zikredelim: Az önce de geçtiği gibi ibni Mesud (r.a.):
“Bizi şüphesiz ki gördüm de. Cemaatle namazdan ancak nifakı bilinen münafık geride kalır (kılmaz).” buyurmuştur. imam-ı ahmed şöyle dedi:
3Bizlere Veki hadisi tahdis etti. onlara Süleyman b. Mugire, o da ibni Musa Hilali, o da ibni Mesud’dan rivayet etmiştir. Kendileri şöyle demişlerdir:
3Her kim ezanı işitir ve özür olmadığı halde icabet etmezse, onun namazı yoktur.”
hmed yine şöyle demiştir:
“Bizlere Veki hadisi tahdis etti. Ona da Mesar hadisi tahdis etmiştir. o da ibni Husayn, o da ebi Berde, o da ebu Musa el-Eş’ari’den rivayet etmiştir. Rasulullah (s.a.v.) şöyle demiştir:
3Kim münadiyi işitir de özürsüz olarak icabet etmezse, onun namazı yoktur.”
ahmed dedi ki:
3Bize Veki hadisi tahdis etti. O da Süfyan, o da ebu Hayyan et-Teymiy oda babasından o da ali4den rivayet etmişlerdir. Kendileri şöyle demiştir:
3Mescide komşu olanın anamazı ancak mescidde (kabul olur).” Bunun üzerine:
3kim mescide komşudur ki?” diye sorulunca;
“Kim nidayı (ezanı) duyarsa o” diye cevap vermiştir.”250
(250) Sayfa: 89’da tahriç geçmişti.
Said b. Mansur dedi ki:
“Huseym bize hadisi tahdis etti. Onlara da mensur haber vermiştir. O da Hasan b. ali4den rivayet etmiştir. Rasulullah (s.a.v.) şöyle demiştir:
“Kim nidayı işitirse ve gitmezse namazı (özür hariç) başının üstünden yükselmez.”
abdurrazzak dedi ki:
“Enes’den o da Ebu ishak’tan, o da Haris’ten, o da ali4den rivayetü etmiştir. şöyle demiştir:
“Her kim mescidin etrafından nidayı işitirse ve kendisinin özrüde olmayın sağlıklı da bulunsa, o kimsenin namazı yoktur.”
Vaki dedi ki: Abdurrahman b. Husayn4dan, o da ebu Nuseyb el-Mekki’den, o da ebu Hureyre4den rivayetle kendileri şöyle demiştir:
3şüphesiz bir insanoğlunun iki kulağına eritilmiş kurşun akıtılması, onun nida edeni (müezzini) işitip sonra da icabet etmeyenden daha hayırlıdır.”


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:02 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

İmam-ı ahmed dedi ki:
3Bizlere Veki hadisi tahdis etti. O da Süfyan’dan, o da Mansur’dan, o da Adiy b. Sabit’ten, o da mü’minlerin annesi olan Aişe’den (r.a.) rivayet etmiştir. Rasulullah 5s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
3Kim münadiyi (müezzini) işitirse ve özür olmadığı halde icabet etmezse hayırı bulamaz ve hayır ona gelmezde.”
Veki dedi ki:
3Bize şu’be hadisi anlattı. o da Adiy b. Sabit’ten, o da Said b. Cübeyr4den, o da İbni abbas’tan rivayetle, şöyle demiştir:
3Kim nidayı işitirse sonra da özürü bulunmadığı halde icabette bulunmazsa, onun namazı yoktur.”251
(251) İsnadı sahihtir. Bu Darekutni: 161; ibni Mace: 793’de rivayetledir. Bunu İbni Hibban: 426’da sahihlemiştir.
Abdurrazzak, Leys’den o da mücahid’den rivayetle şöyle demiştir:
“Bir adam ibni abbas’a: “adamın birisi göndüzleri oruç tutuyor, geceleri namaz kılıyor ancak cumaya gitmiyor ve cemaatla da kılmıyor?” diye sordu. Bunun üzerine ibni abbas:
“O ateşte’dir”dedi. Bir gün sonra yine ondan sorunca o yine:
“O ateştedir” dedi. Dedi ki:
“Bir aya yakın bir zaman sonra (o konuyu unutunca) yine ondan sorunca yine ibni abbas:
“O ateştedir” dedi.”252
(252) Tirmizi: 218 rivayet etmiştir. Hadisin senedinde Leys b. ebi Süleym bulunmaktadır.
(*) Yanı namazın sahih olması için cemaatle kılınmayı şart koşanlar. (Mütercim).
(253) Sayfa: 118, 119’da geçmişti.
(254) Tirmizi: 36, Namaz bölümünde: Bir kişi bir kavime iman olsa onlarda imamı kerih görseler babında rivayet etmiştir. Hadisin isnadı hasen’dir.
(255) Tirmizi: 1863, Eşribe bölümünde: İçki için kimse hakkındaki babda; ibni Mace: 3377, eşribe bölümünde: Kim içki içerse babında; ebu Davud: 368, Eşribe bölümünde: Sarhoşluktan nehy babında ibni abbas hadisinden rivayet etmişlerdir. Hadis sahihtir.
(256) Buhari: 2/110, Cemaat bölümünde: Cemaatle namazın fazileti hakkındaki babda; Cemaatle sabahı kılmanın fazileti hakkındaki babda; Müslim: 650, Mesacid ve namazın konumları bölümünde: Cemaatle namazın fazileti babında; Muvatta: 1/129, Cemaatle namaz hakknıdaki bölümnde: Cemaatle kılınan namazın tek başına kılınandan daha faziletli olduğu babında rivayet etmişlerdir.
(257) Buhari: 2/113, 114; Müslim: 649’da rivayet etmişlerdir.
(258) Müslim: 656, Mesacid: Yatsı ve sabah namazlarını cemaatle kılma babında rivayet etmişlerdir.
(259) ebu Davud: 575, 576, Namaz’da: Evinde namaz kılan sonrada cemaatı yetişip onlarla namaz kılarsa babında; tirmizi: 219, Namaz’da: Tek başına namaz kılanın sonradan cemaate yetişip kılması babında; Nesai: 2/112, 113, imamet’de: Tek başına sabahı kılanın cemaatle beraber iade etmesi hakkındaki babda rivayet etmişlerdir. isnadı sahihtir.
(260) Geçen hadis tahricine bakınız.
(261) Sayfa: 50’de geçti.
(262) Bilat: Medine’nin yakınlarında bilinen bir yerin ismidir.
(263) ebu Davud: 579, Namaz’da: Namaz kılarsa kişi sonrada cemaate yetişse iade etmez babında; Nesai: 2/114, İmamet bölümünde: Mescidde cemaatle imala birlikte namaz kılan kimseden namazının düşeceği hakkındaki babda; ahmed: 2/19, 41’de rivayet etmişlerdir. isnadı hasen’dir.
(264) Ebu Davud: 796, Namaz’da: Namazın nakışlığı hakkındaki babda; ahmed, Müsned; ibni Hibban: “Sahihinde” ve başkaları ammar b. Yasir’in rivayet ettikleri hadisten rivayet etmişlerdir: “Muhakkak ki kişi namazı bitince ona namazının (ecri) hakknıda onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri ve yarısı kadar yazılır.” Hadis sahihtir.
(265) önce geçen hadis bu sözün manasında bulunmaktadır.
(266) Buhari: 4/481, Kısaltmanın babları bölümünde: Oturanın namazı babında ve ima ile oturarak kılan babında; Tirmizi: 371, Namaz’da: Oturarak namaz kılanın ayakta kılanınkinin yarı sevabı olduğu ile ilgili babda; ebu Davud: 951, Namaz’da: Oturarak namaz kılmanın hakkında babda; Nesai: 3/223, 224, Gece namazı, güdüz de nafileler hakkındaki bölümde: Kendisi yan yatan olduğu halde oturanın ayakta olana fazileti babında rivayet etmişlerdir.
(267) Buhari: 2/483, Namaz’da kasr hakkında: Oturmaya gücü yetmiyorsa yan yatarak kılar babında; Tirmizi: 372, Namaz bölümünde: Oturarak kılanın ayakta kılanın namazının yarı ecri aldığı babda; ebu Davud: 952, Namaz’da: Oturarak namaz hakkındaki babda rivayet etmişlerdir.
(268) Müslim: 656; Muvatta: 1/132; ebu Davud: 555; Tirmizi: 221.
(269) Müslim: 1164, Oruç’da: Sevval’da altı gün oruç tutmanın müstehap olduğu babında; Tirmizi: 759, Oruç’da: şevval ayında altı gün oruç tutmak ile ilgili babda; ibni Mace: 1716, Oruç’da: şevval ayında altı gün oruç tutma hakkındaki babda; ebu Davud: 2433, Oruç’da: şevval ayında altı gün oruç hakkındaki babda rivayet ettiler.


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:02 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

(270) Muvatta: 1/144, Namazın kasr edilmesi bölümünde: Hazır ve seferde iken iki namazın cem edilmesi babında; Müslim: 705, 49, Misafirlerin namazı bölümünde: Mukim iken iki namazın arasını cem etme babında; ebu Davud: 1210’da rivayet etmişlerdir.
(271)-(272)-(273) Bunların tahriçleri için sayfa: 130’a bakınız.
(274) Buhari: 2/121, Cemaatle namaz hakkındaki babda, imam kendisine uyulması için kılınmıştır babında; Müslim: 411, Namaz bölümünde: Cemaatın imama uyması babında; Tirmizi: 361, Namaz bölümünde: imam oturarak kılarsa onlarda oturarak kılarlar babında; şafii “Risale” adlı eserde ‘rak’ 696, rivayet etmişlerdir.
(276) Buhari: 6/290, 292, Enbiya bölümünde: Yüce Allah’ın: “Yüce allah ibrahimi halil edindi” ayetinin babında; Müslim: 520, Mesacid bölümünde: Mescitler ve namazın yerleri babında; Nesai: 2/32, Mesacid bölümünde: Hangi mescit daha önce bina edilmiştir hadisi ile ilgili babda rivayet etmişlerdir.
(277) Nesai: 2/56, Mesacid bölümünde: Develerin sulama yerlerinde namaz kılmanın ruhsatı hakkındaki babda rivayet etmiştir. isnadı sahihtir.
(278) Bu hadisin tahrici sayfa: 110’da geçmişti.
(279) Sayfa: 79’da geçmişti.
(280) Buhari: 2/200, 202, Namazın sıfatı bölümünde: İmam ve uyanlara kıraatin vacibliği babında ve “Namazında rüküyu tam yapmayana Rasulullah’ın (s.a.v.) iade etmesini emretmesi babında; Müslim: 397, 46, Namazda her rekatta Fatiha4nın vücubiyeti babında; ebu Davud: 809, Namaz’da: Rüku ve secdesinde sırtını dik tutmayanın hakkındaki babda; Tirmizi: 303, Namaz’da: Namazın aqvasfı babında; Nesai: 2/124, iftilah bölümünde: Namazın tamamlanması babında rivayet etmişlerdir.
(281) Müslim: 395, Namaz’da: Her rekatta Fatiha’nın okunmasının vacip olduğu babda; Muvatta: 1/84, Namaz’da: imam sesli okumadığı zaman kıraatın imamın arkasında okuma babında rivayet etmişlerdir. Hadiste geçen “Hidac” ın manası: Noksanlık, eksiklik demektir. Deve hidac doğurdu denilince yavrusunu önceden doğurması (eksik doğurması) manasına gelmektedir.
(282) Buhari: 2/200, 202, Namazın sıfatı bölümünde: Kıraatın vacipliği babında; Müslim: 394, Namaz’da: Her rekatta Fatiha4yı okumanın vacipliği babında; ebu Davud: 822, Namazda; Tirmizi: 247, Namaz bölümünde; ibni Mace: 837; Nesai: 2/137, 138’de rivayet etmişlerdir.
(*) Tesmi: “Semi Allahu limen hamideh” demektir. 5Mütecim).
(283) Ebu Davud: 869, Namaz’da: Rükü ve secdesinde kişi ne der babında; ibni Mace: 887, Namazın ikamesi hakkındaki bölümde: Rükü ve secdede tesbih babında; Darimi: 1/299, Rüküda neler denilir babında rivayet ettiler. İsnadı hasen4liğe uymaktadır. Ukbe’den gelen ravi hariç öbürleri sika (güvenilir) dirler. O da iyas b. amir’dir. Aclu dedi ki: “Bunda bir beis yoktur. ibni Hibban onu “sikalar” adlı eserinde zikretmiştir. Hafız dedi ki: ibni Huzeyme de onu sahihlemiştir.” Hakim: 2/477’de de onu sahihlemiş, Zehebi de onaylamıştır.
(284) Buhari: 2/200, Namazın sıfatı babında; amin demenin babında; Muvatta: 1/88, Namaz4da: imamın arkasında amin demek hakkındaki babda rivayet ettiler.
(285) Buhari: 1/278, abdest’de: Rasulullah (s.a.v.) ve insanların Bedevi’yi terketmeleri sonucu onun mescide işemesi babında; Müslim: 284, 285, abdest bölümünde: Mescitlerde bevl vs. gibi necasetler bulunduğu zaman orasının yıkanılmasının vacibliği babında; ahmed: 2/239; Tirmizi: 147, Taharet’de yere isabet eden sidik hakkındaki babda; ebu Davud: 380, Taharette yere isabet eden sidik hakkındaki babda rivayet ettiler.
(286) Tirmizi: 302, Namaz bölümünde: Namazın vasfı hakkındaki babda; ebu Davud: 857, 858, 859, 860, 861, Namaz’da: Rükü ve secdesinde sırtını dümdüz yapmayan hakkındaki babda; Nesai: 2/193, İftitah bölümünde: Rüküda zikretmenin terki hakkındaki ruhsat babında; ahmed: 4/340; şafii “Um” adlı eserde: 1/88; Darimi: 1/305, 306, rivayet etmişlerdir. ibni Hibban: 484, sahihlemiştir. Hadis ise sahih bir hadistir.
(287) Müslim: 218, Hacc bölümünde: Rasulullah (s.a.v.) hacc babında; ebu Davud: 1905, Hacc’da: Rasulullah’ın (s.a.v.) hoca hakkındaki babda; Tirmizi: 862, Hacc’da: Merve’den önce Safa’da başlanılması gerekenler ile ilgili babda rivayet etmişlerdir.


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:02 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

(288) ahmed: 1/123, 129; şafii: 1/69; ebu Davud: 61, Taharet bölümünde: abdestin farzı babında; Tirmizi: 3; ibni Mace: 275, rivayet etmişlerdir. İsnadı da hasen’dir.
(289) Ahmed: 4/122; Ebu Davud: 855, Namaz’da: Rükü ve secdesinde sırtını tam yapmayanın namazı babında; Tirmizi: 265, Namaz’da: Sırtını rükü ve secdesinde tam yapmayanın namazı hakknıdaki babda; ibni Mace: 870, Namazın ikameti babında; Namazdaki rükü hakkındaki babda rivayet etmişlerdir. isandı sahihtir. ibni Hibban’da 501’de sahihlemiştir.
(290) ahmed: 4/23; ibni Mace: 971. Hadis sahihtir.
(291) Ahmed: 4/428, 444; ebu Davud: 862, Namaz’da: Sırtını dümdüz yapmayanın namazı hakkındaki babda; Nesai: 2/214, Namaz’da: Kargalar gibi hızlı hareket etmenin nehyi babında; ibni Mace: 1429, Namazın ikameti bölümünde: Namaz kıldığı mescitte bir mekana konması hakkındaki babda rivayet etmiştir. isnadı sahihtir.
(292) Bu lafızla rivayet bulamadım. Ancak bu hadisin manasında çeşitli hadisler vardır.
(293) Müslim: 622, Mesacid’de: ikindi namazını erkene almanın faziletliliği babında; Tirmizi: 160, Namaz’da: ikindi namazında acele etmenin hakkındaki babda; Nesai: 1/254, Mevakit bölümünde: ikindiye ertelemedeki tehtitler babıda rivayet etmişlerdir.
(294) Sayfa: 119’da geçti.
(295) İbni Huzeyme, Sahihinde: 665; İsandı Hasen’dir. Heysemi “Mecma” adlı eserinde şöyle dedi: “Bunu Taberani “Kebir” adlı eserinde ve Ebu Ya’la rivayet etmişlerdir. isnadı hasen’dir. 2/121.
(296) Buhari: 2/227, Namazın sıfatı da: Rüküyu tam yapmazsa babında ve secdeyi tam yapmazsa babında; Nesai: 3/57, 59, Namazın eksiltilmesi babında rivayet etmişlerdir.
(297) ahmed: 5/310, Bunu Hakim sahihlemiştir. Zehebi de onaylamıştır. Hadiste bu ikisinin dediği gibidir; muvatta: 1/167, Hadis mürsel olup, Numan b. Murra’dan sahihtir.
(298) Ben bunu “müsned”de bulamadım. Bunu şüphesiz abdurrezzak Selman’ın sözünden mevkuf olarak rivayet etmiştir. 3750; Bu “Namaz” kitabında olup, senedsiz olarak imamı Ahmed’e nisbet edilmiştir.
(299) Bendeki kaynaklarda bulamadım.
(300) Buhari: 2/11; Namazı vakitleri bölümünde: Namazı vaktinden zai etme babında rivayet etmişlerdir.
(301) Buhari: 2/11, Namazın vakitleri bölümünde: Namazı vaktinden zai etme babında rivayet etmiştir.
(302) Buhari: 706, Ezan bölümünde: Namazın icaz edilmesi ve tam kılınması babında; Müslim: 469, Namaz’da: Tamamlamak hususunda imanlara namazı hafif kıldırmaları hakkındaki babda; Tirmizi: 237, Namaz bölümünde: Kişi imam olduğu vakit insanlara namazı hafif tutması hakkındaki babda; Nesai: 2/94, imamet bölümünde: imamın hafif tutması hakkındaki babda rivayet etmişlerdir.
(303) Buhari: 2/169, Cemaatle namaz bölümünde: Çocuğun ağlaması sırasında namazı hafif tutan babında; Müslim: 469, 192, Namaz’da: Tamamlamak hususunda imamların namazları hafif tutmaları babında; tirmizi: 376, Namazda; Nesai: 2/95, İmamet bölümünde: imamın hafif tutması ile ilgili babda rivayet etmişlerdir.
(304) ebu Davud: 888, Namaz’da: Rükü ve sücud miktarı babında; Ahmed: 3/162, 163; Nesai: 2/224, 225, İftitah’da, secde de tesbihat adetlerinin babında rivayet ettiler. Senedinde: Vehb b. Manus vardır. ibni Hibban hariç ona güvenen olmamıştır. ibni Kattan da: “Hali meçhuldür” demiştir.
(305) Buhari: 2/248, Namazın sıfatı bölümünde: İki secde arasında bekleme babında; Müslim: 472, Namaz’da: i’tidalli olmak namazın rükünlerindendir ve tamam etmek hakkında namazı hafifletmek babında rivayet etmişlerdir.
(306) ebu Davud: 853, Namaz’da: Rükü da kıyamı uzatmak ve iki secde arasınnda (beklemeyi uzatmak) babında rivayet etmiştir. Hadis sahihtir.
(307) Buhari: 2/239, Namazın sıfatı bölümünde: Rüküdan başı kıldırınca mutmain olma babında; Müslim: 471, Namaz’da: itidalli olmak namazın rükünlerindendir. Tam olarak da hafifletme babında; ebu Davud: 854, Namaz’da: Rükü’dan ayağı kalkınca uzatma ve iki secde arasını da (uzatma) ile ilgili babda rivayet ettiler.
(308) Buhari: 2/239, Namazın sıfatında: Rüküdan başı kıldırınca mutmain olma babında; Müslim: 471, 194, Namaz’da: İtidalli olmak namazın rükünlerindendir. Tam olarak da hafifletme babında; ebu Davud: 852, Namaz’da: Rüküdan ayağı kılkınca uzatma babında; Tirmizi: 279, Namaz’da: Rüküdan başı kaldırdığı zaman sırtın dümdüz kılınmasının hakkındaki babda rivayet ettiler.
(309) Buhari: 2/228, Namazın sıfatı bölümünde: Rüküda sırtın dümdüz edilişi babında rivayet etmiştir.
(314) Buhari: 2/209, Namazın sıfatı bölümünde: Sabah namazındaki kıraat babında; Müslim: 647, Mesacid’de: Sabah namazında tekbirin mestehaplığı babında; Nesai: 2/157, İftilah bölümünde: Sabah namazında altmış ile yüz ayet okuma babında rivayet etmişlerdir.
(315) Müslim: 455, Namaz’da: Sabah namazında kıraat hakknındaki babda; ebu Davud: 648, 649, Namaz’da: ayakkabı ile namaz babında; Nesai: 2/176, İftitah bölümünde: Bazı sureler babında rivayet ettiler. Buhari’de “Ezan” bölümünde: 3Bir rekatta iki sureyi cem etmek babı” diye talikte bulunmuştur.
(316) ayetin manası: “Ve tomurcukları üstüste binmiş büyük ve yüksek hurma ağaçlarında” (Kaf Suresi: 10) (Mütercim)
(317) Müslim: 457, Namaz’da: Sabah namazındaki kıraat babında; Tirmizi: 306, Namaz’da: Sabah namazı hakkındaki kıraat babında; Nesai: 2/157, İftitah’da: Sabah namazında “Kaf” suresi ile başlama babında rivayet ettiler.
(318) Müslim: 458, Namaz’da: Sabah namazında kıraat babında rivayet etti.
(319) Müslim: 409, Namaz’da: Sabahın kıraati babında; ebu Davud: 806, Namaz’da: Öğle ve ikindi namazında kıraatın kadri babında; Nesai: 4/166, iftitah’da: ilk rekattaki kıraat babında rivayet ettiler.
(320) Müslim: 458, 169, Namaz’da: Sabah namazındaki bab hakkında rivayet etmiştir.


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:02 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

(321) Buhari: 2/210, Namazın sıfatında: Sabah namazında kıraati sesli okumanın babında rivayet etti.
(322) Buhari: 2/203, Namazın sıfatı bölümünde: akşam namazındaki kıraat baında; Müslim: 462, Namaz’da: Sabah namazındaki kıraat babında; Muvatta: 1/78, Namaz’da: akşam ve yatsı kıraati hakkındaki bablarda rivayet ettiler.
(323) Buhari: 3/205, Namazın sıfatı bölümünde: akşam namazının kıraati babında; ebu Davud: 812, Namaz’da: akşam namazının kıraatinin kadri babında; Nesai: 169, 170, iftilah’da: akşam namazında “Elif lam mim sad” ile başlayıp okuma babında rivayet etmiştir.
(324) Nesai: 2/170, İftitah’da: akşam namazında “Elif lam mim sad” ile okuma babında rivayet etmiştir. Hadis hasen’dir.
(325) Nesai: 2/169, İftitah’da: akşam namazında “Ha mim Ed-Duhan”ı okuma babında rivayet etti. Hadisin mesnedinde Muaviye b. abdillah b. Cafer b. ebi Talib vardır. Ona ibni Hibban ve Aclu hariç güvenen olmamıştır. Diğer ricali ise güvenilirdirler.
(326) Buhari: 2/206, Namazın sıfatı bölümünde: akşamda cehren okuma babında ve tefsir bölümünde, tur suresi babında; Müslim: 463, Namazda: Sabah namazında kıraat babında rivayet ettiler.
(327) Buhari: 2/208, Namazın sıfatında: Yatsıda cehren okuma babında ve yatsıda kıraat babında; Müslim: 464, Namaz’da: Yatsıda kıraat babında; Muvatta: 1/79, 80, Namaz’da: akşamla yatsının kıraati babında; ebu Davud: 1221, Namazda: Seferde namazın kıraatinin kasrı babında; Tirmizi: 310, Namazda: Yatsı namazının kıraati babında; Nesai: 2/173, iftitah’da: Bunda “Vettini vezzeytuni” ile okuma babında rivayet etmişlerdir.
(328) Buhari: 2/208, Namazın sıfatında: Yatsıda cehren okuma babında ve yatsıda okuma ve secde etme babında; Müslim: 578, Mesacid: Tilavet secdesi babında rivayet ettiler.
(329) ahmed: 5/355; tirmizi: 309, Namaz’da: Yatsı namazının kıraati hakknıda gelenler babında rivayet ettiler. Tirmizi hasenlemiştir. Hadiste ikisinin (Ahmed-Tirmizi) dedikleri gibidir. Tirmizi: 2/173, iftitah’da: Yatsının son vaktinde “Ve şemsi ve duha-ha” ile okuma babında rivayet ettiler.
(330) Buhari: 2/164; İmam namazı uzattığında, kişinin de bir ihtiyacı olduğu vakit çıkar ve namaz kılar babında; Müslim: 465, 179, Namaz’da: Yatsı namazının kıraati babında rivayet ettiler. Lafız da onundur.
(331) Müslim: 454, Namaz’da: Öğle ve ikindinin namazlarının kıraatleri hakkındaki babda rivayet ettiler.
(332) Buhari: 2/216, Namazın sıfatında: Sen iki rekatla Fatiha’ları okur babında ve ikindi namazının kıraati babında; Müslim: 451, Namaz’da: Öğle ve ikindi namazının kıraati babında; ebu Davud: 708, Namaz’da: Öğle namazının kıraati babında; Nesai: 2/164, 165, İftitah bölümünde: Öğle namazının ilk rekatında kıyamın uzatılması babında rivayet etmişlerdir.
(333) Ebu Davud: 800, Namaz’da: Öğle namazının kıraati babınnda rivayet ettiler. Hadis sahih bir hadistir.
(334) ahmed: 4/356. isnadında ise meçhul bir ravi bulunmaktadır.
(335) Buhari: 2/217, Namazın sıfatı bölümünde: ilk rekatta uzatır babında ve öğlenin kıraati babında; Müslim: 453, Namaz’da: Öğle ve ikindinin kıraati babında; ebu Davud: 803, Namaz’da: Sen iki rekatın hafif tutulması babında rivayet ettiler.
(336) Müslim: 452, Namaz’da: Öğle ve ikindinin kıraati babında; ebu Davud: 804, Namaz’da: Son iki rekatın hafif tutulması babında rivayet edilmiştir.
(337) Müslim: 452, 157, Namaz’da: Öğle ve ikindi namazlarının kıraati babında rivayet ettiler.
(338) Müslim: 459, Namaz’da: Sabah namazının kıraati babında; Ebu Davud: 806, Namaz’da: Öğle ve ikindi namazlarının kıraatleri hakkındaki miktar babında; Nesai: 2/166, İftitah’da: ikindi namazının ilk iki rekatının kıraati babında rivayet ettiler.
(339) Müslim: 460, Namaz’da: Sabah namazının kıraati babında rivayet etmiştir.
(340) Ahmed: 5/103; ebu Davud: 805, Namaz’da: Öğle ve ikindi namazlarının kıraatleri hakkında miktar babında; Tirmizi: 307, Namaz’da: Öğle ve ikindinin kıraati babında; Nesai: 2/166, iftitah bölümünde: ikindi namazındaki ilk iki rekatın kıraatın babında rivayet etmiştir. Hadis sahih bir hadistir. Tirmizi ve başkaları da bunu sahih görmüştür.
(341) Nesai: 2/163, iftitah’da: Öğlenin kıraati babında rivayet etti.
(342) ebu Davud: 807, Namaz’da: Öğle ve ikindi namazının kıraatinin miktarı babında rivayet etti. Senedinde Umeyye vardır. Kendisi meçhul bir ravi’dir.
(343) 2/163, 164, İftitah bölümünde: Sabah namazında kıraat babında rivayet etti. İsnadı da Ebu Bekr b. Nadr b. enes vardır. Meçhul birisidir. Lakin hadisin buna benzer şahitleri vardır. Bazıları bunu güçlendirmektedir.
(344) Muvatta: 1/82, Namaz’da: Sabah namazının kıraati babında; İsnadı kopuktur. Bunu abdurrezzak da “Musannaf” adlı eserinde rivayet etmiştir. Hafız bunu “el-Feth” adlı eserinde sahihlemiştir. Aynı zamanda şöyle demiştir: “Darekutni kuvvetli bir senetle ibni abbas’dan, onun her rekatta Fatiha suresini ve Bakara’dan bir ayeti okuduğunu rivayet etmiştir.”
(345) Muvatta: 1/82, Namaz’da: Sabah namazının kıraati babında rivayet etmiştir. Lafzı da şöyledir: “.... o namazda da Yusuf, Hacc surelerini yavaş olarak okudu.” isnadı sahihtir.
(346) buhari: 2/168, Cemaatle namazda: uzattığı zaman kim imamı şikayet ederse, imamın kıyamda rükü ve secdeyi de tam yapmanın hafif tutulması ile ilgili babda ve İlim bölümünde: Öğüt ve öğretme de kızkınlık babında; Müslim: 466, Namaz’da: Tamam yapmak hususunda imamlara namazları hafif tutmaları ile ilgili babda rivayet ettiler.
(347) Buhari: 2/168, Cemaatle Namaz’da: Tek başına kişi namaz kıldığında istediği kadar uzatır babında; Müslim: 467, Namaz’da: Tamamlama hususunda imamlara hafif tutma emri hakkındaki babda; Muvatta: 1/134, Cemaatla namaz bölümünde: cemaatle namazda amel babında; ebu Davud: 794, 795, Namaz’da: Namazın tahfifi babında; Nesai: 2/94, İmamet’de: imamın tahfifi ile ilgili ne gerekir babında; Tirmizi: 236, Namaz’da: imam olunca insanlara hafif tutması ile ilgili gelenler babında.
(348) Müslim: 468, Namaz’da: Namazın hafif tutulması ile ilgili imamlara emir babında rivayet ettiler.
(349) Müslim: 468, 187, Namaz’da: imamlara namazı hafif tutmaları ile ilgili emir babında rivayet etmiştir.
(350) Sayfa: 147’de geçmişti.
(351) Sayfa: 147’de geçmişti.
(352) Ahmed: 4/217; ebu Davud: 531, Namaz’da: Müezzinlikten ecir (ücret) alma babında; Nesai: 2/23, ezan’da: ezanından ücret almayan müezzinin edinilmesi babında rivayet etmiştir. İsnadı sahihtir.
(353) Ebu Davud: 885, Namaz’da: Rükü ve secde miktarı; Ahmed: 5/6’da rivayet ettiler. Hadisin isnadında meçhul bir ravi vardır.
(354) Ebu Davud: 4904, edeb bölümünde: Hased babında rivayet etti. İsnadında: ibni Ebel Amya vardır. Meçhul bir ravi’dir.
(355) Sayfa: 142’de tahrici geçmişti.
(356) Nesai: 2/166, İftitah: Kıyamın ve kıraatın hafif tutulması ile ilgili babda rivayet ettiler. İsnadı da hasen’dir.


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:02 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

(357) Buhari: 2/250, Namazın sıfatında: Kendisi secdeden indiği sıra tekbir alması ve rüküda tekbiri tamam söylemesi babında; Müslim: 393, Namaz’da: Her inişte tekbiri getirme babında rivayet etmişlerdir
(358) Buhari: 2/162, 164, Cemaatle namaz’da: İmam uzattığı zaman.... ve imam uzattığı zaman şikayet etme babında; Müslim: 465, Namaz’da: Yatsının kıraati babında rivayet ettiler.
(359) ebu Davud: 816, Namaz’da: Kişi iki rekatta da aynı sureyi tekrar edip (okursa) babında rivayet etmiştir. İsnadı da sahihtir.
(360) Sahihi Müslim’de amr b. Haris’den “Velleyli iza yağsa “ ibaresi yoktur. Bilakis onda hadisin kendisi mevcuttur. Lakin “Velleyli iza asase” vardır. Rakamı ise: 457, Namaz’da: Sabah namazının kıraati babında; ebu Davud: 817, Namaz’da: Sabah namazının kıraati babında rivayet ettiler.
(361) Ebu Davud: 1462, Namaz’da: Muavizeteyn hakkındaki babda; Nesai: 8/252, 253, İstiaze’de başlangıcında rivayet ettiler.
(362) ahmed: 4/144, 150; Ebu Davud: 1462’de rivayet ettiler.
(363) Ey Allahım! Gab senin ilmindedir. Mahlukatına da kadirsin. şayet yaşamam hakkımda hayırlı ise beni yaşat. Ölüm benim için hayırlı ise beni öldür. Hem gayb ve hem de şahitde (açıklıkta) senin haşyetini istiyorum. Hakk kelimesini de kızgınlık ve rıza da diliyorum. Fakirlik ve zenginlikte de maksadı... Yüzüne de nazırı lezzeti .... Seninle de karşılaşmayı şevkle istiyorum. Zarar veren bir darlıktan ve sapıtan bir fitneden de sana sığınırım. ey Allahım! Bizleri iman süsü ile süsle. Hidayete ermiş olanlara da hidayetçiler (önderler) kıl.” Ahmed: 4/264; Nesai: 3/54, Sehu bölümünde: Zikirden sonra dua babında rivayet ettiler. Bunu ibni Hibban 509’da iyi bir senedle sahihlemiştir.
(264) Sayfa: 159’da geçmişti.
(265) Buhari: 4/86, Kur’an’ın faziletleri hakkında: Kur’an-ı okuması ile riya yapanın günahı babında...., ve 361’de Menakıb bölümünde: islam’da nübüvvet alametleri babında; Müslim: 1064, 148, Zekat’da: Hariciler ve sıfatları babında rivayet ettiler.
(266) Buhari: 1/77, 88, 11/254, 255; Nesai: 8/121, 122’de rivayet ettiler.
(267) Ahmed: 3/199.
(268) Sayfa: 162’de geçti.
(269) Bunun tahrici sayfa: 159’da geçti.
(270) Sayfa: 162’de geçti.
(271) Sayfa: 155’de geçti.
(272) Sayfa: 163’de geçti.
(273) İbni Mace: 833, Namazın ikametin’de: akşam kıraati babında rivayet etti. “Feth” adlı eserde Hafız şöyle dedi: Bu (illetli) olması ile beraber isnadı sahihtir. Darekutni dedi ki: Bazı ravileri hata yapmıştır.
(274) Sayfa: 159’da geçti.
(275) Sayfa: 154’de geçti.
(276) Bu geçti: Sahihi Müslim: 454, Namaz’da: öğle ve ikindi namazlarındaki kıraat hakkındaki babda rivayet etti.
(277) Sayfa: 148’de geçti.
(278) Sayfa: 148’de geçti.
(279) enes besmelenin terkini Buhari4de rivayet etmiştir: 2/118, Namazın sıfatında: Tekbirden sonra ne denilir babında; Müslim: 399, Namaz’da: Bismillahirrahmanirrahim sesli söylenmez, diyenin delili babında; Muvatta: 1/81; ebu Davud: 282, Namaz’da: Bismillahirrahmanirrahim demeyi sesli yapılmaz diyenler babında; Tirmizi: 246, Namaz’da: Namazdaki kıraati “Elhamdülillahi Rabbil alemin” demekle başlamak babında; Nesai: 2/133, 135, İftitah bölümünnde rivayet ettiler.
(280) Sayfa: 149’da Berra’nın hadisi geçmiş idi.
(281) Sayfa: 162’de tahrici geçti.
(282) Nesai: 2/95, imamet kitabında: uzatma hakkında imama ruhsat babında; Ahmed: 2/26, 40’da. isnadı da sahihtir.

Bismillahirrahmanirrahim
2. Namaz ve Terk Edenin Hükmü
“Bizler Rasulullah’ın (s.a.v.) yanına gittik. Bizler yakın arkadaşlar olan bazı gençler idik. Onun yanında kırk gece kadar ikame ettik. Resulullah (s.a.v.) hiç şüphesiz çok merhametli ve dostça idi. Kendisi (bu uzun zamandan sonra) ailelerimizi özlediğimizi zann etti. Bizlere ehlimizi (ne zamandan beri ve nasıl) terk ettiğimizden sordu. Bizler de O’na (s.a.v.) haber verdik. Kendileri ise:“Ailenize dönün!Onlarda ikame edin. Onlara ilim öğretin. Onları ziyaret edin. Şu zamanda da şu namazı, şu vakitte de şu namazı kılın. Namaz vakti girdimi de sizden biriniz ezan okusun. Büyük olanınızda imamınız olsun. Beni de nasıl namaz kılar görmüş iseniz öylece namaz kılınız” diye buyurmuştur.283 Hadisin siyakı Buhari’dedir.
(283) Buhari: 2/92 ve 93. Ezan bölümünde:Misafirler cemaat iseler ezan okumaları ile ilgili babda; Müslim: (674) Mesacid bölümünde:İmamete en hak sahibi olan babında:Tirmizi: (205); Nesei: 2/77’de rivayet ettiler.
İşte bu hitap kesinlikle imamlaradır. Her ne kadar sadece onlara özgü olarak gelmemişse de.
Nebi (s.a.v.) onlara namazı gibi namaz kılmalarını emredince ve onlara hafif tutmayı da emredince işte bundan da yapmış olduğunu mutlaka emrettiği de zaruretle anlaşılmaktadır. İşte bunu şu açıklamalar daha da açıklığa kavuşturur: “Çoğunlukla olan bir fiil, şüphesiz bazen kendisinden uzun olana nisbetle hafif olarak isimlendirilir. Kendisinden hafif olması nisbetiyle de uzun diye isim alır. Bunun da dinde kendisine dönen bir sınırı da yoktur. Bu, örfe, tutmaya, kabz etmeye ve ölüleri diriltmeye dönen bilinen fiillerden de değildir. Tıpkı aslında ona döndüğü gibi. Şayet bunda, insanların örflerine, geleneklerine rucu etmek caiz olsa -hafifletmeye ve vecizin isimlendirilmesi hakkında- o zaman namazın zailiği ve ölçüsü zabt edilmeyecek bir açıklıkla ihtilaf edecektir. Bu yüzden de yüce Allah’ın (c.c.) kendilerinin kalplerini -hafif tutmakla emr olunan bu konuyu, tahfiften mümkün olanlarla -ki namazın hepsinde hafif tutmak ve veciz kılmak olayına inanarak, bunun daha faziletli olduğunu da sanmakla- süpürecektir. Böylelikle de onların çoğu burada okun fırlaması gibi (hızlıca) fırlayıp (acelece kılacaklardır.)Ondan sonra da ruku ve secdede “Allahu Ekber” demeden hızlıca geçecek bir şeyi ziyade edemeyecektir. Öyle ki, daha nerdeyse secdesi rukusunu geçecek, rukusu da kıraatini geçecek hale gelmektedir. Bazen de bir defa tesbih etmekten daha faziletli görecektir.
Nitekim bazılarından şunlar hikaye edilmiştir: “Namazında mutmain olan kendi kölesini görünce onu dövüverdi ve: “Şayet sultan seni çalışmak için gönderse, sen bu yavaşca hareket etmen gibi işinde de yavaş olur musun?” dedi.
İşte bunların hepsi namaz ile oyun oynamak, onu yok saymak ve şeytanın tuzağına, aldatmasına kanmak demektir. Aynı zamanda Allah (c.c.) ve Resul’ünün (s.a.v.): “Namaz kılınız” (Bakara: 2/43) diye buyurdukları ayete de terstir. Böylece de namazı ikame etmekle emrolunduk. Bu da ruku, kıyam, secde ve zikirlerini tam olarak yerine getirmek demektir.
Muhakkak ki Allah (c.c.) felaha ulaşmayı namaz kılan kimsenin huşulu olmasına bağlamıştır. Her kimin namazının huşusu gidecek olursa o felaha uğrayan kimselerden değildir. Dolayısı ile namazı acelece ve eksik olarak kılan kimsede kesinlikle huşunun meydana gelmesi imkansızdır. Bilakis huşunun oluşması sadece mutmainlik ile olur. Ne zaman mutmainlik artacak olsa huşu da artar. Huşu ne zaman azalacak olsa, o zaman o kişinin acele ettiği o el hareketlerinin (hızlılıktan dolayı) şiddetlenmesiyle boş bir işmiş gibi olur ve huşu da bulunmamış olur. Burada ubudiyyete (kulluğa) da yönelme (tamamıyla) gerçekleşmemiş olur. Kulluğun hakikatini de o kimse bilmemiş olur.
Allah’u Azze ve Celle: “Namazı kılınız”, “Onlar ki namaz kılarlar”, “Namaz kıl” (Ankebut: 29/45), “Mutmain olduğunuzda namaz kılınız” (Nisa: 4/103), “Namazı kılarlar” (Nisa: 4/162) diye buyurmuştur.
Aynı zamanda İbrahim (a.s.):“Ya Rabbim!Beni namaz kılanlardan kıl” (İbrahim: 14/40) diye buyurmuştur. Musa’ya (r.a.) da: “Bana kulluk et. Beni hatırlamak için namaz kıl” (Taha: 20/14) diye buyurmuştur.
Şüphesiz ki Kuran’ı Kerim’in hiçbir yerinde namazın, tam kılınması ile yakın olarak zikredilmediğini bulamazsın. Muhakkak ki insanlar arasında namaz kılanlar azdır. Dosdoğru, tam olarak kılanlar ise bu azın da azıdırlar. Ömer (r.a.)’in dediği gibi: “Haccılar azdır. Kafileler ise çoktur. “Dolayısıyla amel edenler emrolunan amelleri yeminin kefareti olarak revaç bulması için amel edenler: “İsim vaki olsun yeter az da olsa olur. Keşke öbürlerini de kılsak” derler. Şayet onlar, meleklerin kendilerinin namazlarını (semaya) yükselttiklerini bilseler, insanların, melik ve büyüklerine hediyeleri yaklaştırıp verdikleri hediyeler gibi Rabb Teala’ya bunu (namazı istenildiği gibi) arz ederler. Kendisine takdir edilenin en faziletlisini yapmaya kast eden, gücü nisbetince namazı süsleyip güzel yapmayarak sonra da istediği ve korktuğuna yaklaşan kimse, namazı daha aza indiren ve düşüren ve bunda birşey görmeyen ve katında hiçbir kimsenin mevkisi olmayanın mevkisine gönderdiği kimse gibi değildir. Aynı zamanda namazı kendisinin kalbine bir esinti, hayal, rahatlık, gözüne bir nur, hüznüne bir refah, kederine, gammına bir zihab, konum ve seviyelerine de bir güzellik olan da, kalbinde cimrilik, organlarda bir kelepçe, bir külfet, bir ağırlık bulunan kimse gibi olmaz. İşte bu gerçekten çok büyük bir konudur. Bu yüzden de namaz bir göz aydınlığı ve rahatlıktır.
Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur: “Sabır ve namazla yardım isteyin. Çünkü bu sadece huşulu olanlar için büyük bir konudur. Onlar ki Rabbleriyle kavuşmayı zann ederler (arzularlar). Onlar hiç şüphesiz O’na (c.c.) dönücüdürler.” (Bakara: 2/45, 46)
İşte yüce Allah’a (c.c) kalpleri muhabbet beslemediğinden onu tekbirlemediğinden, tazim etmediğinden, ona huşulu olmadığından ve namaza çok az rağbet ettiğinden namaz onların dışındakilere sadece büyük bir konu olarak gözükmektedir. Çünkü kulun namazda huzurlu ve huşulu olması, namazı tam yapması, ikamet edişi ve tamamlamasındaki genişliğinin güzelliği Allah (c.c.) için (bunda) o kulun rağbeti kadardır.


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:03 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

İmamı Ahmed, Mehnen bin Yahya rivayeti hakkında şöyle demiştir: “Onların İslam’dan nasibleri ancak namazdaki nasibleri kadardır. İslam’a da olan rağbetleri ancak namaza olan rağbetleri kadardır. Dolayısıyla Ey Abdullah!Sen bunları iyi öğren. Allah (c.c.) ile (kötü) olarak karşılaşmaktan da sakın!Sende İslam’ın bir takdiri olmaz. Çünkü kalbinde İslam’ın takdiri (miktarı) kalbinde namazın miktarı kadardır. Allah’ın (c.c.) sevgisini, haşyetini, O’na rağbeti, O’nu namazla yüceltme ve tazim etmekle yetişen bir kalb, bunlardan boş ve harap olan bir kalb gibi değildir. Şayet yüce Allah’ın (c.c.) önünde kişi namazı ile durunca kendisi huşulu ve mutmain bir kalple durmakta, ona yakın ve kötülük arızalarından da selim olmuş olarak bulunur. Onun ircası da heybetle dolmuş, imamın nuru da onda bulunmuş, nefsin örtüsüyle şehvet dumanı kalkmış ve Kuran manalarının bahçelerine yükselmiş, isim ve sıfatlarının hakikatleri, yüceliği, güzelliği ve büyük kemalliği ile iman tebessümü kalbine girmiştir.
Muhakkak ki Rabb Teala’yı da celaleti sıfatlarıyla, kemalat sıfatları ile tek kılmıştır. Böylelikle de düşünceleri Allah’ı (c.c.) tefekkür etmekle toplanmış, Allah’ı (c.c.) (çok sevmesinden) dolayı da gözü aydınlanmış ve hiçbir benzeri olmayan bir yakınlıkla Allah’a (c.c.) yakınlaşmış, kalbi O’na imanla dolmuş, O’na tümüyle yönelmiş. İşte bu yönelmesiyle, Rabbi de ona iki defa yönelir. İlk olarak Allah(c.c.) yönelir. Kulda yönelmesinden ötürü kalbi cazipleşirde cazipleşir. Yine Rabbine yönelince başka bir yöneliş ile ondan haz alır. İlkini de bununla tam kılar.
Burada acayib bir konu daha vardır!Kişi de isim ve sıfatların acaiblerini, Kuran’ın manalarını anlama ufku kalbinde meydana gelir. Bununla da (yine) kalbinde iman tebessümü doğar. Her isim ve sıfatı da namazından bir bölüm olarak ve mahal olarak görür. Çünkü Rabb Teala’nın önünde ayakta dimdik durduğunda kalbi ile O’nun kayyimliğine şahitlik eder ve: “Allahu Ekber” der. O’nun kibriyalığına (azametine) şahitlikte bulunur. Kendisi: “Subhanekallahümme ve bihamdik ve tebarek esmuk ve teala ceddük ve la ilahe ğayruk.284 dediğinde de kalbiyle her türlü ayıptan, kusurdan münezzeh ve salim olan, her türlü övgüyle övülmüş olan Rabbe şahitlik etmektedir.
(284) Müslim: 399, Namazda: Besmeleyi sesli okumaz diyenlerin delili babında rivayet ettiler.
O’nun hamdi tüm kemalatı ile vasfını içermektedir. İşte bu da O’nun (c.c.) bütün nakıslıklardan beri olduğunu, isminin de mübarek olduğunu icab ettirmektedir. O’nun adı zikr olunduğu zaman (kazanacağı ecir) çoklaşır. Hayırda bulunduğu zaman da muhakkak ki onu da nimetlendirir ve o konuda mübarek kılar. Ona isabet edecek bir afeti de yok eder. Ona yaklaşacak olan şeytanı da rezil eder ve uzaklaştırır. İsmin kemalliği (tamlığı) müsemmanın kemalliğindendir. Dolayısı ile ne semada ve ne de yeryüzünde zarar veremeyecek olan bu şan ismi ise o zaman isimlendirilenin (müsemmanın) şanı daha yüce ve daha üstündür.
“Ve Teala cedduhu”: “Onun azameti büyüktür, her büyüklüğün üzerinde kılınmış, her şanın üzerine yükselmiş, her saltanatın üzerine saltanatı otoriter olmuş, O’nun mülkünde ve Rabblığında ya da ilahlık, fiil ya da sıfatlarında ortağı bulunmamış” manasına gelir. Tıpkı yüce Allah’ın (c.c.) mümin cinlere dediği gibi: “İşte O (c.c.) Rabbimizin şanı çok yücedir. O ne bir zevce ve ne de bir evlat edinmiştir.” (Cinn: 72/3). İşte bu kelimelerin kaçında, isim ve sıfatların hakikatlerinin tecellilerini kalbinde kişi bilmekte, bunların hakikatlerini yok saymamakta....
Şayet: “Euzu Billahimineş-Şeytanir-Racim” derse, çok önemli bir ruknü de korumuş olur. Kendisi düşmanından dolayı da, kuvveti ve gücüne de sımsıkı sarılarak korunmuş olur. O düşman nitekim Rabbinden bunun kopmasını daha kötü duruma düşsün diye O’na (c.c.) yakın olmasından da uzaklaştırmak istemektedir.
Kendisi:
“El-Hamdu lillahi Rabbil Alemin” der, güzelce ve sükunetle durur ve Rabbinin:
“Kulum bana hamd etti”285 deyip cevap vermesini bekler. Kendisi:
“Er-Rahmenir-Rahim” dediğinde de Rabbinin:
“Kulum bana sena etti” deyip cevap vermesini bekler. Kendisi:
“Maliki yevmiddin” dediğinde Allah’ın (c.c.):
“Kulum beni yüceltti” diye cevap vermesini bekler.
(285) Bu ve devamı hadisten bir bölümdür. Müslim: 39 Namazda her rekatta Fatiha’nın okunmasının vacibliği babında; Muvatta: 1/84, 85 namazda:İmam sesli okumadığı zaman imamın arkasında kıraat okumanın babında; Ebu Davud: 821 Namazda; namazında Fatihatul Kitabı okumayı terk etmek babında; Tirmizi: 2954 Kuran’ın tefsiri bölümünde: Fatihatul kitabın suresinden; Nesei: 2/135, 136 iftitah bölümünde: Fethatül kitapta “Bismillahirrahmanirrahim” demeyi terk etme babında rivayet etmişlerdir.
Rabbinin üç defa: “Kulum” demesi ile kişinin kalbinin lezzeti, gözünün aydınlığı ve nefsinin sevinci de ne kadar hoş! Allah’a (c.c.) yemin olsun ki, arzu dumanı ve nefis emmarelerinden kalbe sirayetinden, Rabb Tela’nın, musahhar kılanın ve mabud olanın, kuluna: “Kulum bana hamd etti, bana sena getirdi ve beni yüceltti” demesi kadar o kulu sevindiren ve sevince, feraha sokan bir duygu (çok azdır.)


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:03 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

Sonra da o kimsenin kalbi bu üç isime -ki bunlar güzel isimlerin asılları olan: “Allah, Rabb, Rahman” isimleridir- şahitlik etme mecali olmaktadır. Allah’ın (c.c.) zikriyle o kulun kalbinin, ilah, mabud, mevcud ve korkunulan diye O’nun zikriyle şahit olması o kulun başkasına kulluk etmeyeceğini, Allah’a kulluğun olacağını gösterir. Nitekim tüm yönler O’nu sıfatlamış, varlıklar O’na boyun eğmiş, seslerde O’nun için huşuya varmıştır: “Yedi gök ve bunların için de bulunanlar O’nu tesbih ederler. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız. Şüphesiz ki O, Halim’dir, mağfiret edicidir.” (İsra: 17/44) ve:
“Semavatta ve yeryüzündekilerin hepsi O’nundur. Hepsi de O’na boyun eğerler.” (Rum: 30/26)
Aynı şekilde yerin ve göğün ve her ikisi arasında bulunanların yaratılışı da böylecedir. Cinlerin, insanların, kuşun, vahşi hayvanların, Cennet’in, ateşin yaratılışı, resuller gönderişi, kitaplar indirmesi, kanunlar biçmesi, kullara emir ve nehiyler kılması da böylecedir.
Onun “Rabbil Alemin” isminin zikrine de onun nefsi ile kaim olduğuna, herşeyi kaim kıldığına -ki O herşeyi hayır ve şer ile kaim kılmıştır-, arşa istiva ettiğine, melekutu tek başına evirip çevirdiğine -ki tüm evirip çevirme O’nun elindedir- Bütün işlerin O’na döndüğüne kul şahitlik etmektedir.
Şüphesiz tüm evirip çevirmeyi, yönetmeyi meleklerin ellerine, yüce Allah (c.c.) katından verilmiştir. Onlar kendilerine Allah’ın (c.c.) vermesi ve nehy etmesi, indirip kaldırması, hayat verip öldürmesi, tevbeyi kabul edip azl ettirmesi, kabz edip yayması, sıkıntıları kaldırması, yağmur isteyenlere yağdırması, zorda kalanlara yardım etmesi, icabette bulunması ile bunları meleklere (vesile) olarak vermiştir.
“Göklerde ve yerde bulunan herkes, O’ndan diler. O, hergün (her an) bir iştedir.” (Rahman: 55/29) O’nun verdiğini kimse men edemez, men ettiğini de kimse veremez. O’nun hükmünü kimse engelleyemez. Kimse de O’nun emrini red edemez. O’nun kelimelerini de kimse değiştiremez. Melekler ve ruh O’na yükselirler. Amellerde O’na günün ilkinde ve sonunda olmak üzere arz olunur. O takdiratı biçen, vakitleri tain edendir. Sonra da korunması ve masalıhı ile bunların hepsinin tedbiri (evirip çevirilmesi) ile kairrak miktarları da vakitlere sürendir.
Sonra da: “Rahman”(c.c.) isminin, zikrine, O’nun tüm ihsan türleriyle mahlukatına ihsan edici bir Rabb olduğuna, nimet çeşitlerini vermesiyle onlara sevgi beslediğine, O’nun rahmet ve ilminin her şeyi kuşattığına, O’nun tüm mahlukatına fadl ve nimet bahş ettiğine, rahmetinin her şeyi kuşattığına, nimetinin de her canlıyı kapladığına, mahlukatı rahmetiyle yarattığına, kitapları rahmetiyle indirdiğine, rasulleri rahmetiyle gönderdiğine, kanunları rahmetiyle kıldığına, Cennet’i rahmetiyle yarattığına, ateşi de rahmetiyle yarattığına -ki Cehennem’e de, tıpkı Cennet’e müminleri soktuğu gibi (kafirleri ve) asi müminleri sokması ve haps etmesi. (Sonra da asi olanları ateşten sonra temizleyip Cennet’e sokmasına da)- kul şahitlik etmektedir.
Dolayısı ile O’nun emir, nehy, vasiyyet ve öğütlerindeki sınırsız rahmete, bol nimete ve rahmetle nimetinden oluşan durumu bir düşünüp taşın!Dolayısıyla rahmet O’nun kullarına O’dan (c.c.) muttasıf olan bir sebebtir. Tıpkı Allah’a kullluğun kullardan muttasıf bir sebep oluşu gibi. Öyleyse kulluk mahlukattan Allah’a (c.c.), rahmette Allah’dan mahluklarına olmaktadır.
İşte bu ismin en has sahnesi (şahitlik belirtisi) rahmetten namaz kılan kişinin nasib almasıdır. Öyle ki o Rabbisinin önünde namazda iken bu nimeti yakalar. Kulluk etmesi ve yalvarmasıyla O’na (c.c.) telbiye getirir. Sadece O’ndan ister ve başkasından dilemez, kalbiyle yönelir. Başkasına kalbinin gitmesini engeller. İşte bu Allah’ın (c.c.) kendisine verdiği rahmetten ileri gelir.
Kendisi: “Maliki yevmid-Din” dediğinde işte burada kul, kendisinden başka apaçık hak olup bulunmayan melik olan Allah’ın (c.c.) şanının yüceliğine şahitlik eder. O’nun otoriter bir melik olduğuna, yarattıklarının O’nun yanında değersiz olduğuna, yüzlerin O’nun için coşup (secdeye vardığına), cebbar kimselerin O’nun azametinden zillete düştüğüne, O’nun izzeti ile bütün izzetli kimselerin boyun eğdiğine şahitlik de eder. Aynı zamanda kalbiyle semanın arşı üzerinde muheymin olan bir melikin bulunuşu ile, yüzlerin O’nun izzetinden dolayı coşup secdeye kapandıklarına da şahitlik eder. Melik olanın sıfatının hakikatını iptal etmeyecek olsa, isim ve sıfatların hakikatlerinin şahitliğini muttali kılar. Öyleki bunların tatili (yok sayılmaları)O’nun melikliğini yok saymak demektir. Bu da bile bile inkardır. Çünkü hak olup tam olan (eksiksiz bulunmayan) Melik; diri, gayyum, işiten, gören, yöneten, kadir olan, konuşan, emreden, nehy eden, mülkünün seririnde istiva etmiş olan, mülkünün her yerine emirlerini gönderip, rızalığı kazanan kimseye razı olan, ona sevap, ikram ve yakınlık veren, gazabı kazanan (hak edene de) gazabı veren, ona akibet, nehy ve ona kısma veren, dilediğine azab, dilediğine merhamet, dilediğine (hasenat) veren, dilediğini yakınlaştıran, dilediğinden kısan, azab yurdu bulunan; Cehennem ve büyük saadet yurdu; Cennet bulunandır. Her kim bundan bir şeyi iptal edecek olursa ya da bilerek yok sayıp hakikatını inkar etse o zaman yüce Allah’ın (c.c.) malik olduğunu zedelemiş olur, O’nun kemalatını ve tamamlığını (eksiksizliğini) nefy etmiş olur. Aynı zamanda O’nun (c.c.) kaza ve takdirini inkar eden de böylecedir. İşte o da Allah’ın (c.c.) malikliğinin ve kemalatının tamamını inkar etmiş demektir. Namaz kılan, dolayısı ile; “Maliki yevmid-Din” diyerek Rabb Teala’yı övmeye şahitlikte bulunmuş demektir.
Kendisi: “İyyake Na’budu ve iyyake nestein” dediğinde, işte bunda mahlukatın, emrin, dünya ve ahiretin sırrı söz konusudur. Bu da maksatların ve en faziletli vesilelerin olması için, bunlarla içeriklidir. İşte maksatların ecelli O’na kulluk etmektir. En faziletli vesilelerde O’ndan yardım istemektir. Ondan başka ibadet edilmeyi hak eden kimse yoktur. Ondan başka kimseye kulluk edilmez. O’na kulluk en yüksek ve büyük gayedir. Yüce Allah (c.c.) yüz tane kitap, ve dört tane kitap indirmiştir. Bunların manalarını da dört kitapta toplamıştır: Bunlar:Tevrat, İncil, Kuran ve Zebur’dur. Hepisinin manalarını da Kuran’da toplamıştır. Bunların hepsini de mufassalda, mufassaldakileri de Fatiha suresinde toplamıştır. Fatiha suresindeki manayı da: “İyake na’budu ve iyyake nestein” ayetinde toplamıştır.


Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 02:03 AM

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
 

Şüphesiz ki bu kelime tevhidin iki kısmını içermektedir. Rububiyyet ve Uluhiyyet tevhidlerini, “Rabb” ismi ile ve “Allah” ismi ile kulluğu içermektedir. Kul Uluhiyyetine kulluk etmekte, Rububiyyetinden de yardım dilemektedir, Allah’dan (c.c.), O Allah (c.c.) rahmetiyle sıratı müstekime yöneltir. Surenin ilki “Allah, Rabb, Rahman” isminin zikriyle olmuştu. İbadetinden, yardımından ve hidayetinden taleb etmeye mutabık olsun diye. Çünkü yüce Allah (c.c.)’dır sadece bunların hepsini bahş eden. O’na ibadette kimse ortak olamaz. Ondan başka kimse hidayet de veremez.
Sonra da dua eden: “İhdinas-Sıratal mustekim” diyerek bu meseleye şiddetlice ve zaruri olarak ihtiyaç duyması ile -ki buna ihtiyaç duyulan gibi başka bir şeyde yoktur elbet, şahitlikte bulunur. Çünkü O herşeyde ve her göz açıp kapa miktarınca da Allah’a (c.c.) muhtaçtır.
İşte bu, bu duadan kast edilenlerdir. Bu da tafsilatlı hidayeti istemektir. Aynı zamanda iradesi, tekvini, tevfiki, mahlukatı yaratma kudretini de göstermektedir bu ayet. Rabb Teala’dan sevilen ve razı olunmuş bir yüzle onun Allah’tan bir talebidir. O da kulunu herbir işinden sonra başka bir işinde fasitliğe düşmesin diye onu korur. Dolayısıyla kul kendisine gelen bütün bu hidayetlerin hepsinde muftekir ise, hidayetin dışında da kendisine gelen bazı işleri tepmesi ile tevbe etmeye muhtaç kalır. İşlerde tafsilatlı olmadan asıllarına gitmek, erişmektir. Ya da yönü dışında bir yönle ulaşmaktır. Dolayısı ile bu kişi hidayeti, artsın diye hidayetin tamamlanmasına muhtaçtır. İşler ki:Kendisine mazide (geçmişte) hasıl olan şeylerin gibi ileride de bunda hidayetten hasıl olacağına ihtiyaç duymasıdır. Yine işler ki: Kendisi bu işlerde itikadsızdır. Yine bunda da hidayete ihtiyacı vardır. İşler ki; yapmadığı işleri. Yine bunda da hidayet yönü bakımından bunları yapmasında ihtiyacı vardır. İşler ki bunlarda doğru bir itikada ve doğru bir amele götürmesi. Bunda da sebata ihtiyacı vardır. Bunun gibi hidayet türlerini (çoğaltabiliriz).
Yüce Allah (c.c.) kula, gündüz ve gece defalarca, en iyi halinde de olsa hidayeti istemesini farz kılmıştır. Sonra da bu hidayete erenlerin, “Gazaba uğrarayanlar’ın -ki onlar hakkı bildikleri halde tabi olmamışlardır- ve “Sapıklığa uğrayanların” -onlarda Allah’a ilimsiz olarak kulluk ediyorlardı- dışında, Allah’ın (c.c.) nimetine ulaştıklarını yine yüce Allah (c.c.) beyan etmiştir. Nitekim bu iki taife O’nun yaratması, emri, isimleri ve sıfatlarında ilimsiz olarak konuşmakta ve bunda ortak olmakta idiler. Nimete erenlerin yolu ise; batıl ehlinin hepsinin -gerek ilim ve gerekse amel bakımından- yollarından ayrıdır, farklıdır.
Kul (namazında) bu sena, dua ve tevhidden fana oldumu (bitirince), kendisini (Fatiha suresinin) sonunda “amin” demesi konusu takip eder. Nitekim burada semadaki melekler muvafakat da ederler. İşte bu temin (amin demek), namazın süsündendir. Tıpkı namazın başka bir süsü olan iki elin kaldırılması gibi. Bu aynı zamanda sünnete uymak, Allah’ın (c.c.) emrine tazim göstermek, iki elin kulluk etmesi, bir rükünden başka bir rükne intikal etmek demektir.
Sonra da Rabbine kelamı ile münacata başlar. İmamı dinler ve susar kalbinin hazır olması ve şahit bulunması ile... Namazın en faziletli zikirleri de kıyamın zikridir. Namaz kılanın en güzel duruşu kıyamdaki duruşudur. Hamd, sena (övgü) ve yüceltme ile ve de Rabb Teala’nın kelamını okuması ile burada (kıyamda) özgünleşir. Bu yüzden rüku ve secdesinde Kuran okumaktan nehy olunmuştur. Çünkü bu iki halde kul alçalmış, boyun eğmiş ve çökmüştür. Dolayısı ile bunlarda sadece o duruma yaraşan bir zikri okuması münasibtir. Rüku eden kimseye, o çömelmiş, boyun eğmiş bir halde bulur iken Allah’ı tazim etmesi meşru kılınmıştır. Allah’u Teala, celalini, büyüklüğünü ve azametini zedeleyip bunlara zıt gelecek olan şeylerden (tenzih etmiş), azametinin vasfını da vasf etmiştir. Mutlak olarak rüku edenin rükusunda: “Subhane Rabbiyel azim” demesi en faziletlisidir. Çünkü yüce Allah (c.c.) kullarına bunu emr etmiştir. İşte bu zikri de Nebi (s.a.v.) Allah ile kulları arasında bunu tebliğ etmiştir. Nitekim: “Azim olan Rabbinin ismini tesbih et” ayeti nazil olunca, Nebi (s.a.v.): “Bunu rükulerinizde kılınız” diye buyurmuşur.”286 Bazı ilim ehli de bunu kasten terk edenin namazını iptal saymıştır. Aynı zamanda bunu terk edene sehv secdesini yapmasını da vacib kılmışlardır. İşte bu imamı Ahmed’in mezhebi olup, buna bazı hadis ve sünnet imamları da muvafakat etmiştir. Bununla emretmek, son teşehhüdde Nebi (s.a.v.)’ye selavat getirme emrini kısaltmaz. Onun vacibliği de namaz kılan kişinin alnını ve iki elini (koyması) mübaşeretinin vacibliğini kısaltmaz. Dolayısı ile rüku, Rabb Tealayı, kalb, kalıp ve söz ile tazim etmek demektir. Bu yüzden de Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Rükuya gelince, işte orada da Rabb Teala’yı tazim ediniz.”287
(286) Bunun tahrici sayfa: 139’da geçmişti. İsnadı ise hasen (hadise) kabildir.
(287) Müslim:Namaz bölümünde. Rüku ve secde de Kuran’ı kısmaktan nehy babında rivayet ettiler.



Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.