ForumSinsi - 2006 Yılından Beri

ForumSinsi - 2006 Yılından Beri (http://forumsinsi.com/index.php)
-   Tarih / Coğrafya (http://forumsinsi.com/forumdisplay.php?f=656)
-   -   '''İslam Tarihi''' (http://forumsinsi.com/showthread.php?t=369254)

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 03:40 AM

'''İslam Tarihi'''
 




HAMZA VE ÖMER



Hz. Hamza'nın Müslüman Oluşu






Hz. Hamza; Peygamberimiz (a.s.)ın amcası olup,[1] Süveybe Hatun önce Hz. Hamza'yı, sonra da Peygamberimiz (a.s.)ı emzirmiş olduğu için, Hz. Hamza Peygamberimiz (a.s.)ın sütkardeşi idi.[2]


Hz. Hamza nübüvvetin 6. yılında Müslüman oldu.[3]


Peygamberimiz (a.s.)ın bir gün Safa tepeciğinin yanında oturduğu sırada, Ebu Cehil[4] ile Adiyy b. Hamrâ ve İbn Esda, oraya uğradılar.[5] Ebu Cehil Peygamberimiz (a.s.)a sövüp saydı.[6] İslâm dinini ayıplamak, peygamberliğini tahkir etmek., gibi, Peygamberimiz (a.s.)ın hiç sevmediği şeyleri söyleyip; kendisini çok incitti. Peygamberimiz (a.s.) ise ona hiçbir şey söylemedi, kalkıp evine gitti.


Abdullah b. Cüd'an'ın azadlı kölesi bir hatun, evinden, Ebu Cehil'in bütün söylediklerini işitmişti. Ebu Cehil, Peygamberimiz (a.s.)a söyleyeceklerini söyledikten sonra, Kabe'nin yanında, Kureyşlilerin toplandıkları yere gitti, onlarla oturdu.


Çok geçmeden, Hz. Hamza, yayı omuzunda olduğu halde, avlanmaktan dönüp oraya geldi.


Kendisi avcı idi, daima avlanmaya giderdi. Avlanmaktan döndüğü zaman, Kabe'yi tavaf etmedikçe, sonra da Kureyşlilerin toplantı yerine uğrayarak onları selamlayıp kendileriyle biraz konuşmadıkça, evine gitmezdi.


Hz. Hamza, Kureyş yiğitleri arasında en şerefli ve en güçlü olanı, taşkınlığa ve haksızlığa hiç dayan*mayanı idi.


Safa tepeciğinden Kabe'ye doğru giderken, azadlı cariye ona:


"Ey Umâre'nin babası! Kardeşinin oğlu Muhammed'e biraz önce Ebu'l-Hakem Amr b. Hişam tarafın*dan yapılan kötülüğü görmüş olsaydın, sen hiç dayanamazdın.


Onu orada otururken bulup sövdü saydı, hoşuna gitmeyecek şeyler söyledi, incitti. Sonra da dönüp gitti.


Muhammed ise ona hiçbir şey söylemedi" dedi.


Yüce Allah Hz. Hamza'nın iyiliğini dilediği için, kendisi, kadının söylediği şeylerden son derece öfke*lendi; ve hiç kimsenin yanında durmayıp, Ebu Cehil ile karşılaşınca ona yapacağını yapmak üzere hızla Mescid-i Haram'a girdi.


Ebu Cehil'in Kureyşlilerden bir cemaat arasında oturduğunu gördü, ona doğru vardı. Başucuna dik*ildi, hemen yayını kaldırıp onun başına şiddetle vurdu. Başını fena halde yaraladı.


"Sen misin ona sövüp sayan?


İşte, ben de onun dinindeyim!


Onun söylediğini söylüyorum!


Gücün yetiyorsa, o yaptıklarını bana da yap bakayım" dedi.[7]


Ebu Cehil'in mensup bulunduğu Manzum oğullarından bazı kimseler, Hz. Hamza'ya karşı Ebu Cehil'e yardım etmek üzere ayağa kalkıverdiler[8] ve ona:


"Biz seni dininden dönmüş görüyoruz!" dediler.


Hz. Hamza:


"Onun [Hz. Muhammed (a.s.)ın] dininin hak ve gerçek olduğu, bence belli olmuştur!


Beni ondan kim men edebilir?


Ben Muhammed'in Resûlullah olduğuna şehadet ediyorum. Onun söyledikleri hak ve gerçektir.


Vallahi, ben ondan ayrılmam!


Eğer sözünüzde sadıklar iseniz, haydi bana engel olun bakayım?" dedi.[9]


Ebu Cehil kendi kavminden olanlara:


"Bırakın Ebu Umâre'yü


Vallahi ben onun kardeşinin oğluna çok kötü sövüp saymıştım" dedi.[10]


Hz. Hamza evine dönünce, şeytan ona vesvese vermeye ve:


"Sen Kureyşlilerin seyyidi, ulu kişisi idin!


Şu, dinden dönen kişiye uyup, atalarının dinini bıraktın ha!?


Ölmek, bu yaptığın şeylerden, senin için daha hayırlıdır!" diyerek kalbini, zihnini karıştırmaya başladı.


Öfkeye kapılarak "Ben de onun dediği üzereyim!" deyip babalarının ve kavminin dinini bıraktığına pişmanlık duyar gibi oldu!


Geceyi, gözüne uyku girmeksizin, ağır bir iş ve şüpheler içinde geçirdi, ve:


"Ey Allah! Şu yaptığım şey doğru ise, onun doğru olduğunu kalbime tasdik ettir! Değilse, bu husus*ta benim için çıkar yolu kalbime doğdur!" diyerek Allah'a yalvardı.[11] Sonra da, Kabe'ye gidip, göğsünü hakka açmasını ve kendisinden şüpheyi, şüphelenmeyi gidermesini Yüce Allah'tan diledi.[12] Ertesi günü, sabahleyin Peygamberimiz (a.s.)ın yanına vardı.[13] Uykusunu kaçıran şüphe ve tereddütlerini Peygamberimiz (a.s.)a haber verdi:[14]


"Ey kardeşimin oğlu! Ben öyle bir iş içine düştüm ki, onun çıkış yolunu bilemiyorum. Ey kardeşimin oğlu! Senin bana bir söz söylemeni çok arzu ediyorum" dedi.


Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) ona va'z u nasihatta bulundu. Ahiret azab ve nimet*lerini anlattı. Onu azab ile korkuttu, Cennet ile sevindirdi.


Yüce Allah Hz. Hamza'nın kalbine imanı Resûlullah (a.s.)ın sözleri ile yerleştirdi.[15] Kalbini yakîn ile doldurdu.[16]


Hz. Hamza bu yolda söylediği bir şiirinde şöyle dedi:


"Kalbimi İslâmiyete, hanîf olan dine yönelttiği zaman, Allah'a hamdettim. O din ki, kullarının bütün yaptıklarından haberdar olan; hepsinin iyisini kötüsünü bilen; mâsiyetleri sebebiyle kendilerini açlıktan, susuzluktan öldürmeyip, lutfu ile muamele eden; kudretiyle herşeye üstün gelen Rabbü'l-âlemîn tarafın*dan gelmiştir.


Onun emirleri bize okunduğu zaman, kalb ve akıl sahibi olanların gözlerinden yaşlar boşanır.


Onlar apaçık Kur"ân âyetleri olarak Ahmed'e gelmiştir ki, Ahmed Mustafa içimizde sözü dinlenir ve kendisine boyun eğilir biridir!


Hayır! Vallahi, biz o kavimle aramızdakini kılıçla halletmedikçe, kendisini hiç kimseye vermeyiz! Ona yardımı kesmeyiz!"[17]


Hz. Hamza'nın Müslüman oluşu, Peygamberimiz (a.s.)ı çok sevindirdi[18] ve güçlendirdi.[19]


Hz. Hamza, Yüce Allah'ın dinini kendileriyle güçlendirdiği sayılı kişilerdendi.[20]


Allah, ondan razı olsun!


Hz. Hamza Müslüman olunca; Kureyş müşrikleri Peygamberimiz (a.s.)a yapageldikleri işkencelerin bir kısmından vazgeçtiler.[21]



Hz. Ebu Bekir'in Mescid-i Haram'da Müşrikleri İslamiyete Davet Edişi






Hz. Hamza'nın Müslüman olduğu günde idi[22] ki, Peygamberimiz (a.s.)ın yanında, o sıra*da, toplu bir halde[23] otuzsekiz[24] veya otuzdokuz[25] sahabe bulunuyordu.


Hz. Ebu Bekir Peygamberimiz (a.s.)ın Müslümanlarla birlikte Mescid-i Haram'a gidip herke*si İslâm iyete davet ve teşvik etmesi için ısrar ediyor, Peygamberimiz (a.s.) da "Ey Ebu Bekir! Biz henüz azız, bu işe yetmeyiz" buyuruyordu.


Hz. Ebu Bekir ısrar edip durunca, Peygamberimiz (a.s.) ashabıyla birlikte Dârül-Erkam'dan çıkıp Mescid-i Haram'a gitti.


Müslümanlardan her biri, Mescid-i Haram'da bulunan kendi kabilelerinden insanların yanlarına dağıldılar.


Peygamberimiz (a.s.) oturduğu sırada[26] Hz. Ebu Bekir ayağa kalkıp halkı Allah'a ve Resûlullaha inanmaya davet edince, müşrikler Hz. Ebu Bekir1n[27] ve Müslümanların[28] üzerlerine yürüdüler.


Hz. Ebu Bekir'i[29] ve oradaki Müslümanları, Mescid-i Haram'ın her tarafında,[30] en şiddetli bir şekilde[31] dövmeye başladılar.[32]


Hele Hz. Ebu Bekir'i, fâsık Utbe b. Rebia, kamının üzerine çıkıp çiğnedi.


Yüzünü demir ayakkabı I arıyla tekmeledi, şişirdi.


Hz. Ebu Bekir'in yüzünde, bumu belirsiz oldu!


Kabilesi olan Teym oğulları gelip yetişince, müşrikler Hz. Ebu Bekir'den uzaklaştılar.


Teym oğulları Hz. Ebu Bekir'i baygın bir halde, bir örtünün içinde evine götürüp koydular. Kendisinin öleceğini sandılar.


Hemen geri dönüp Mescid-i Haram'a girdiler ve:


"Vallahi, Ebu Bekir ölecek olursa, biz de muhakkak Utbe b. Rebiayı öldürürüz!" dediler ve yine Hz. Ebu Bekir'in yanına döndüler.


Hz. Ebu Bekir ancak günün sonuna doğru kendine gelip konuşabilmiş ve:


"Resûlullah (a.s.) ne yapıyor? Ne haldedir?


Müşrikler ona dil uzatmaya ve hakaret etmeye başlamışlardı!" deyip durmuştu.[33]


Teym oğulları, Hz. Ebu Bekir'in yanından kalktılar ve ayrılırken, annesi Ümmü'l-Hayr'a:


"Birşey yemek veya içmek isteyip istemediğini kendisine bir sor bakalım?" dediler.


Evtenhalaşınca, annesi Ümmü'l-Hayr, Hz. Ebu Bekir'e:


"Birşey yesen, içsen!" deyip duruyor, Hz. Ebu Bekir ise:


"Resûlullah (a.s.) ne yapıyor? Ne haldedir?" diyordu.


Ümmü'l-Hayr:


"Vallahi, arkadaşın hakkında benim hiçbir bilgim yok!" dedi.


Hz. Ebu Bekir:


"Öyle ise, Ümmü Cemil binti Hattab'a git. Resûlullah'ı ondan sor" dedi.


Ümmü'l-Hayr, Ümmü Cemil'in yanına gitti, ve:


"Ebu Bekir senden Muhammed b. Abdullah'ı soruyor" dedi.


Ümmü Cemil:


"Ben ne Ebu Bekir'i, ne de Muhammed b. Abdullah'ı tanırım! İstiyorsan, seninle birlikte, oğlunun yanına kadar gideyim" dedi.


Ümmü'l-Hayr:


"Olur!" dedi.


İkisi birlikte, Hz. Ebu Bekir'in yanına geldiler.


Ümmü Cemil Hz. Ebu Bekir'i böyle, yerlere çalınmış, mahvolmuş bir halde bulunca, kendisini tuta-mayarak çığlık kopardı:


"Vallahi sana bunu yapan bir kavim muhakkak azgın ve sapkındır!


Ben, senin öcünü onlardan almasını, Allah'tan diler ve umarım!" dedi.


Hz. Ebu Bekir:


"Resûlullah (a.s.) ne yapıyor? Ne haldedir?" diye sordu.


Ümmü Cemil:


"Şu annen, onun hakkında söyleyeceğimi işitir!" dedi.


Hz. Ebu Bekir:


"Ondan sana hiçbir kötülük gelmez" dedi.


Bunun üzerine, Ümmü Cemil:


"Selâmettedir ve iyidir" dedi.


Hz. Ebu Bekir:


"Şimdi nerededir o?" diye sordu.


Ümmü Cemil:


"Erkam'ın evindedir" dedi.


Hz. Ebu Bekir:


"Allah'a andolsun ki, Resûlullah (a.s.)a gitmedikçe ne bir yiyecek tadarım, ne de bir içecek içerim!" dedi.


Ortalık sakinleşip halkevlerine çekilinceye kadar bekledikten sonra, annesi ve Ümmü Cemil, koltuk*larına girerek Hz. Ebu Bekir'i Peygamberimiz (a.s.)ın yanına götürdüler.[34]


Hz. Ebu Bekir Peygamberimiz (a.s.)ı görür görmez, kendisini üzerine attı ve öptü.


Orada bulunan Müslümanlarda Hz. Ebu Bekir'e sarıldılar.[35]


Hz. Ebu Bekir'in hali Peygamberimiz (a.s.)ı son derecede rikkate getirdi.


Hz. Ebu Bekir:


"Babam, anam sana feda olsun yâ Rasûlallah!


O fâsık adamın yüzümü gözümü belirsiz etmesinden başka bir sıkıntım yok!" dedi.[36]



Hz. Ebu Bekir'in Annesinin Müslüman Oluşu






Hz. Ebu Bekir:


"Yâ Rasûlallah! Şu annem, ebeveynine ve çocuklarına karşı çok iyiliklidir.


Sen mübareksin! Onun için Allah'a dua ve kendisini de İslâmiyete davet et! Belki Allah senin sayende onu Cehennem ateşinden korur!" dedi.


Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) onun için Allah'a dua edip kendisini Allah'a imana davet edince, Ümmü'l-Hayr Müslüman oldu.[37]


Allah ondan razı olsun![38]




Tuleyb b. Umeyr'in Teşviki ile Ervâ Hatunun Müslüman Oluşu






Ervâ Hatunun oğlu Tuleyb b. Umeyr Darü'l-Erkam'da Müslüman olmuş,[39] Habeş ülkesine yapılan hicrete de katılmıştı.[40] Tuleyb b. Umeyr, bir gün, annesi Ervâ binti Abdulmuttalib'in yanına varıp:


"Bak! Ben Muhammed (a.s.)a uydum, Allah'a boyun eğdim, Müslüman oldum!" dedi.


Ervâ Hatun:


"Hiç şüphesiz, dayının oğlu, senin yardımına ve desteğine herkesten daha lâyıktır. Vallahi, onu erkeklere karşı korumaya gücümüz yetseydi, her tecavüzden korurduk!" dedi.


Tuleyb b. Umeyr


"Ey anne! Seni Müslüman olmaktan ve ona uymaktan alıkoyan nedir? Halbuki, kardeşin Hamza da Müslüman oldu!" dedi.


Ervâ Hatun:


"Bakarım. Kızkardeşlerim ne yaparsa, ben de öyle yapar, onlardan birisi olurum" dedi.


Bunun üzerine Tuleyb:


"Öyle ise, sen ona giderek Müslüman oluncaya ve kendisinin peygamberliğini tasdik edip 'Allah'tan başka ilâh yoktur deyinceye kadar, ben de Allah'a yalvarır dururum" deyince, Ervâ Hatun:


"Şehadet ederim ki: Allah'tan başka ilâh yoktur! Ve yine şehadet ederim ki: Muhammed, Allah'ın Resûlüdür!" dedi.


Ervâ Hatun, Peygamberimiz (a.s.)a dili ile yardımcı olmaktan, oğlunu da bu yolda yardım*cı olmaya, İslâm davası üzerinde durmaya teşvik etmekten geri durmadı .[41]


Tuleyb b. Umeyr, bir gün, Ebu Cehil'in[42] Kureyş müşriklerinden yanındaki birkaç kişi ile[43] Peygamberimiz (a.s.)ın önünün keserek[44] ona eza ettiğini,[45] sövüp saydığını[46] görünce, dayanamamış;[47] eline geçirdiği deve çene kemiği ile[48] vurup, Ebu Cehil'in başını yanmıştı. Tuleyb'i tutup bağlamışlar.[49] dayısı Ebu Leheb de bağını çözmüş,[50] onu kurtarmıştı.[51] Ervâ Hatuna:


"Tuleyb'in Muhammed için kendisini tehlikeye attığını görüyor musun?!" denildiği zaman, Ervâ Hatun:


"Onun günlerinin hayırlısı, dayısının oğluna yardım ettiği gündür. O, Allah katından hakkı ve gerçeği getirmiştir!" dedi. Kendisine:


"Demek, sen de Muhammed'e tâbi oldun ha?!" dediklerinde Ervâ Hatun:


"Evet! Tâbi oldum" dedi.


Müşriklerden bazıları, gidip bunu Ebu Leheb'e haber verdiler.


Ebu Leheb hemen Ervâ Hatunun yanına vardı ve:


"Senin, baban Abdulmuttalib'in dinini bırakıp da Muhammed'e tâbi olduğuna şaşılır!" dedi.


Ervâ Hatun:


"Kalk! Sen de kardeşinin oğlunun yanında durup ona yardımcı, onu savunucu ol! Eğer onun dini üstün gelirse, sen onun dinine girip kendisiyle birlikte bulunmayı veya kendi dininde kalmayı seçmekte serbest olursun! Aksi halde ise, ona yardımında mazur sayılırsın!" dedi.


Ebu Leheb:


"Onun sonradan sonraya ortaya çıkarıp getirdiği bir dini bütün Araplara karşı savunmaya bizim gücümüz mü var?" diyerek dönüp giderken,[52] Ervâ Hatun:


"Tuleyb dayısının oğluna yardım etti. Ondan canını, malını esirgemedi" dedi.[53]


Allah onlardan razı olsun![54]




Müslüman Olan Sahabe Annelerinden Bazıları






Hz. Ali'nin annesi Fâtıma Hatun,[55]


Hz. Ebu Bekir'in annesi Ümmü'l-Hayr Hatun (İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 326),


Hz. Osman'ın annesi ve Peygamberimiz (a.s.)ın halası Ümmü Hakîm Beyzâ Hatunun

kızı olan Ervâ Hatun,[56]


Abdurrahman b. Avf'ın annesi Şifâ Hatun.[57]


Talha b. Ubeydullah'ın annesi Sâbe Hatun,[58]


Zübeyr b. Avvam'ın annesi ve Peygamberimiz (a.s.)ın halası Safiyye Hatun, Mekkeli

sahabe annelerindendi.[59]




Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)a Eski Tekliflerini Tekrarlamaları






Hz. Hamza'nın Müslüman olduğu ve Müslümanların sayılarının günden güne arttığının görüldüğü sıralarda idi.[60] ki; içlerinde Ebu Cehil de bulunan,[61] Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri, bir gün toplantı yaptlar[62] ve:


"Muhammed'in işi yaygınlaştı, işlerimizi karıştırdı.[63]


Sihirde, kehanette, şiirde en bilgiliniz kim ise araştırın da,[64] topluluğumuzu dağıtan, işimizi karıştıran, dinimizi ayıplayan[65] şu adamın yanına vanp kendisiyle bir konuşsun;[66] üzerinde direndiği şeyle ne yapmak istediğine bir baksın![67] Onun haberini bize getirsin![68] Buna da, Utbe b. Rebia'dan daha uygun bir kimse bilemiyoruz" dediler.[69]


O sırada Utbe b. Rebia müşriklerin yanında bulunuyor, Peygamberimiz (a.s.) da toplantı yerine yakın bir tarafta yalnız başına oturuyordu.[70]


Utbe b. Rebia:


"Vallahi, ben şiir, kehanet ve sihrin her çeşidini işitmiş ve bunlar hakkındaki bilgilere vukuf hâsıl etmiş bulunuyorum. Bana, bunların gizli, kapalı kalan bir tarafı yoktur![71]


Ey Kureyş cemaatı! Ben kalkıp Muhammed'in yanına varayım. Onunla konuşayım.


Kendisine bazı şeyler teklif edeyim.


Teklif edeceğim şeylerden hangisini kabul ederse, istediğini kendisine veririz.


Belki artık bizimle uğraşmaktan vazgeçer!" dedi.


Müşrikler:


"Olur, ey Ebu'l-Velid! Kalk, onun yanına var, kendisiyle konuş!" dediler.


Utbe hemen kalktı, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına varıp oturdu ve:


"Ey kardeşimin oğlu! Sen de biliyorsun ki; kabile içinde, şeref ve soyca aramızda üstün bir mevki desin.


Fakat, kavminin başına büyük bir iş, bir gaile getirdin!


Onunla, onların topluluklarını dağıttın!


Onunla, onların akıllarını akılsızlık saydın!


Onunla, onların ilahlarını ve dinlerini ayıpladın!


Onunla, onların babalarından gelip geçmiş olanları tekfir ettin![72]


Ey Muhammedi Sen mi daha hayırlısın? Yoksa Hâşim mi daha hayırlı[73]


Ey Muhammedi Sen mi daha hayırlısın? Yoksa Abdulmuttalib mi daha hayırlı?


Sen mi daha hayırlısın? Yoksa Abdullah mı daha hayırlı?" diye sordu.


Peygamberimiz (a.s.), Utbe'nin bu sorularına hiç karşılık vermedi, sustu.[74]


Utbe:


"Eğer bunların senden daha hayırlı olduğunu kabul ediyorsan, bunlar senin ayıplamakta olduğun ilahlara tapıyorlardı!


Yok, eğer sen onlardan hayırlı olduğunu sanıyorsan, konuş! Bu yoldaki sözünü de dinleyelim?


Biz hiçbir zaman kavmine senden daha uğursuz ve ağır gelen birşey görmedik.


Topluluğumuzu dağıttın! İşimizi karıştırdın! Araplar içinde bizi rezil ettin!


Kureyşliler içinde bir sihirbaz, bir kâhin türemiş!1 dedirttin!


Vallahi, biz kılıçlarımızla birbirimizi yok etmeye kalkacağımız, çığlık koparılacak andan başkasını bekleyemiyoruz![75]


Gel, sen beni dinle:


Sana bazı şeyler teklif edeceğim!


Onların üzerinde dur! Düşün! Belki onlardan bazısını kabul etmek işine gelir" dedi.


Peygamberimiz (a.s.):


"Söyle ey Ebu'l-Velid! Dinliyorum" buyurdu.


Utbe:


"Ey kardeşimin oğlu! Eğer sen getirdiğin bu işle mal elde etmek istiyorsan, sen malca en zengini*miz oluncaya kadar, mallarımızdan senin için mal toplayalım.


Eğer sen bununla şeref ve şan kazanmak istiyorsan, seni üzerimize seyyid yapalım ve sensiz hiçbir işe karar vermeyelim.


Eğersen bununla kral olmak istiyorsan, seni kendimize kral yapalım.


Eğer bu sana gelen şey, sana görünüp de kendinden uzaklaştırmaya güç yetiremediğin bir tâbi' cin işi ise, seni tedavi ettirelim? Seni ondan kurtarıncaya kadar, mallarımızı bu uğurda saçarcasına harcay*alım? Tedavi edilinceye kadar tâbi cinin adama sataşıp durduğu olabilir!" dedi.


Utbe sözlerini bitirinceye kadar Peygamberimiz (a.s.) onu dinledi ve:


"Ey Ebu'l-Velid! Söyleyeceklerini, söyleyip bitirdin mi?" diye sordu.


Utbe "Evet" deyince, Peygamberimiz (a.s.):


"Sen de, şimdi beni dinle!" buyurdu.


Utbe "Öyle yapayım" dedi.


Peygamberimiz (a.s.), Besmele çekerek Fussilet sûresini okumaya başladı.


Utbe de, susup, iki elini arkasından yere dayayıp onu dinledi.


Peygamberimiz (a.s.), Fussilet sûresinin secde âyeti olan 37. âyetini de okuyup secde ettik*ten sonra:


"Ey Ebu'l-Velid! Hiç işitmediğini dinlemiş bulunuyorsun!


Artık işte sen, işte o!" buyurdu.


Bundan sonra, Utbe kalkıp arkadaşlarının yanına varırken, arkadaşları birbirlerine:


"Allah'a and içeriz ki; Ebu'l-Velid, size, buradan gidişinden başka biryüzle geldi!" dediler.


Gelip yanlarına oturduğu zaman, Utbe'ye:


"Ey Ebu'l-Velid! Arkanda ne haber var?" diye sordular.


Utbe:


"Arkamdaki haber; vallahi, ben şimdiye kadar bir benzerini daha işitmemiş olduğum bir sözü işitmiş bulunuyorum.


Vallahi, o ne şiirdir, ne sihirdir, ne de kehânettir!


Ey Kureyş cemaatı! Gelin, beni dinleyin!


Siz bu işi bana bırakın. Şu adamı, üzerinde durduğu şeyle başbaşa bırakın! Siz aradan çekilin! Ondan uzak durun!


Vallahi, kendisinden dinlemiş olduğum söz, büyük bir haber olacaktır!


Eğer onu Araplar öldürürlerse, sizden başkasıyla onun hakkından gelmiş olursunuz.


Eğer o Araplara hakim olursa, onun hakimiyeti sizin hakimiyetiniz, onun kudret ve şerefi sizin kudret ve şerefiniz demektir.


Siz böylece, onun sayesinde, insanların en mutlusu olursunuz![76]


Ey kavmim! Gelin, bugün bana itaat edip sözümü dinleyin de, sonra tek bana isyan edin!" dedi.[77]


Kureyşliler:


"Vallahi, ey Ebu'l-Velid! O, seni de diliyle sihirlemiş!" dediler.


Utbe:


"Bu, benim onun hakkındaki görüşümdür. Siz nasıl istiyorsanız öyle yapın!" dedi.[78]


Utbe'nin, Kureyş müşriklerine "Muhammed 'Onlar bu beyandan sonra yine imandan yüz çevirir*lerse, 'Âd ve Semûd'u çarpan yıldırım gibi, size de bir azabın gelip çatabileceğini hatırlatırım' de!1 dediği zaman, ağzını elimle tutarak, daha fazla okumaması için, kendisine akrabalık adına and verdim. Çünkü, Muhammed birşey söylediği zaman hiç yalanlanmadığını bildiğim için, üzerinize azab ineceğinden kork*tum" dediği de rivayet edilir.[79]




Hz. Ömer'in Müslüman Oluşu






Hz. Ömer'in annesi Hanteme[80] Ebu Cehil'in amcasının kızı olduğuna göre, Ebu Cehil Hz. Ömer'in dayısı sayılırdı.[81]


Hz. Ömer, Müslüman olmadan önce, Peygamberimiz (a.s.)a ve Müslümanlara karşı, insan*ların en katı davrananı idi.[82]


Hz. Ömer'in Müslüman oluşu Kureyş müşriklerinin Habeş ülkesine hicret eden Müslümanları kendi*lerine teslim etmesi için ona ve kumandanlarına sunulacak hediyelerle birlikte Necaşî'ye gönderdikleri Amr b. Âs ve Abdullah b. Ebi Rebia'nın elleri boş olarak, hoşlarına gitmeyen bir şekilde geri çevrildikleri sıralarda,[83] ve Hz. Hamza'nın Müslüman oluşundan üç gün sonra olup;[84] bu da, nübüvvetin altıncı yılında,[85] Zilhicce ayından[86] bir Cuma günü idi.[87]


Peygamberimiz (a.s.), Dârü'l-Erkam'da Pazartesi günü:[88]


"Ey Allah! Şu iki adamdan, Ebu Cehil veya Ömer b. Hattab'dan, sana sevgili olanı ile İslâm'ı aziz kıl, güçlendir!" diyerek dua etmişti.[89]


Hz. Ömer der ki:


"Ben, Müslüman olmadan önce, Resûlullah (a.s.)a sataşmak için evden çıkıp, kendisini bul*dum. O, Mescid-i Haram'a erişmekte beni geçmişti. Ben de, vanp arkasında, ayakta durdum.


Resûlullah (a.s.) el-Hâkka sûresini okumaya başladı .[90]


Dinlediğim kelamın belagatına, düzgünlüğüne, derii-topluluğuna hayran oldum. Kendi kendime:


'Bu, vallahi, Kureyşlilerin dediği gibi, bir şair galiba!' dedim.


O sırada, Resûlullah, sûrenin şu (mealdeki) âyetlerini okudu:


'Gördüğünüz, görmediğiniz şeylere and ederim ki: Hiç kuşkusuz, o (Kur'ân), Allah katında çok şere*fli bir resûlün (Allah'tan telakki ettiği) sözüdür!


O, bir şair sözü değildir! Siz ne az inanır (adamlar)sınız!'[91]


Ben, yine, kendi kendime:


'Galiba, bu bir kâhindir! (İçimden geçirdiklerimi anladı!)' dedim.


Resûlullah (a.s.) şu (mealdeki) âyetleri okumaya devam etti:


'O, bir kâhin sözü de değildir! Siz ne kıt düşünür (adamlarsınız!


O (Kur'ân), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.


Eğer, (Peygamber, söylemediğimiz) bazı sözleri bize karşı kendiliğinden uydurmuş olsaydı, elbette, onun sağ elini (kuvvet ve kudretini) alıverir, sonra da, muhakkak onun kalb damarını koparır (kendisini yaşatın az) dik!


O vakit, sizden hiçbiriniz, buna mâni de olamazdınız!


Şüphe yok ki, o (Kur'ân), fenalıktan korunanlar için kafi bir öğüttür.


İçinizde onu yalan sayanlar bulunduğunu, elbette, Biz de biliyoruz. Muhakkak ki, o (Kur'ân), kâfirler üzerine bir hasrettir (iç yarasıdır)!


Hiç kuşkusuz, o (Kur'ân) kesin bilginin tam gerçeğidir.


O halde, o büyük Rabbini, Kendi ismiyle teşbih (ve tenzih)e devam et!'[92]


Resûlullah (a.s.) sûreyi böylece okuyup bitirdiği zaman, her yerde, kalbime İslâm meyli düştü."[93]


Yine, Hz. Ömer der ki:


"Ben Cahiliye devrinde içkici idim. İçki içmeyi çok sever ve içince neşelenirdim.


İslâmiyetten nefret duyar ve uzak dururdum.


Hazvere'de, Ömer b. Abd b. İmrânül-Mahzumilere ait evlerin yanında, Kureyş erkeklerinden bazılarının içinde toplandığı bir toplantı yerimiz vardı.


Bir gece, toplantı arkadaşlarımla buluşmak arzusu ile bu toplantı yerine gitmiştim.


Oraya vardığımda, toplantı yerinde onlardan hiç kimseyi bulamadım. Kendi kendime 'Filan içkicinin yanına gideyim. Belki onda biraz içki bulur, içerim' dedim. Kendisi Mekke'de içki satardı.


Bu maksatla ona gittim. Fakat kendisini bulamadım. Yine, kendi kendime 'Bari Kabe'ye gideyim, onu yedi veya yetmiş kere tavaf edeyim' dedim.


Kabe'yi tavaf etnek arzusuyla Mescid-i Haram'a vardım.


Bir de gördüm ki, Resûlullah (a.s.) durmuş, namaz kılıyordu.


Kendisi, namaza durduğu zaman Şam'a doğru yönelir ve Kabe, Şam ile kendisinin arasında kalırdı. Namaz kıldığı yer, Rüknü'l-Esved ile Rüknü Yemânî arası idi.


Onu görünce, kendi kendime:


'Vallahi, ne olursa olsun, bu gece Muhammed'in söylediklerini işitmek için durup dinlemek istiyorum' dedim.


Yine, kendi kendime:


'Dinlemek için onun yanına yaklaşacak olursam, belki kendisini korkutmuş olabilirim' dedim. Hicr köşesine gittim. Orada, Kabe'nin örtüsünün altına girdim. Örtünün arkasından yavaş yavaş yürüdüm. Resûlullah (a.s.), ayakta durup namaz kılıyor ve Kur'ân okuyordu.


Ben, yürüyerek onun karşısına kadar gelip, kıblesinde durdum.


Aramızda, Kabe'nin örtüsünden başka birşey yoktu.


Kur'ân'ı dinlediğim zaman, kalbim ona karşı yumuşadı."[94]


İbn İshak, İbn Hişam; Hz. Ömer'in Müslüman oluşunu şöyle anlatırlar:


Hz. Ömer'in kızkardeşi Fâtıma binti Hattab Hatun, Saîd b. Zeyd ile evli olup, ikisi de Müslüman olmuşlardır.


Fakat, Müslümanlıklarını Hz. Ömer'den gizli tutuyorlardı.


Yine Hz. Ömer'in mensup bulunduğu Adiyy b. Ka'b oğullarından Nuaym b. Abdullah da Müslüman olmuştu. O da, kavminden korktuğu için, Müslümanlığını gizli tutuyordu.


Habbab b. Enet, Fâtıma Hatuna gelip gidip Kur'ân okur ve okuturdu. Bir gün, Hz. Ömer, Peygamberimiz (a.s.) ile ashabından bir cemaata saldırmak üzere, kılıcını kuşanmış olarak evinden çıkmıştı.


Peygamberimiz (a.s.)la ashabının Safa tepeciğinin yanındaki bir evde toplandıkları ve kadınlı-erkekli kırk kişiye yakın oldukları, kendisine haber verilmişti.


Dârü'l-Erkam'da; Peygamberimiz (a.s.) ile amcası Hz. Hamza, Ashab-ı Kiramdan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ali ve Habeş ülkesine hicret etmeyip Peygamberimiz (a.s.)la birlikte Mekke'de oturan Müslümanlardan bazıları da bulunuyordu.[95]


Nuaym b. Abdullah Hz. Ömer'e rastladı ve:


"Ey Ömer! Nereye gitmek istiyorsun?" diye sordu.[96]


Hz. Ömer:


"Kureyşlilerin işlerini darmadağın eden, akıllarını akılsızlık sayan, dinlerini ayıplayan, ilahlarına dil uzatan, şu ata dinini bırakıp yeni din tutan Muhammed'e gitmek istiyorum. Öldüreceğim onu!" dedi.


Nuaym b. Abdullah:


"Vallahi ey Ömer! Seni nefsin aldatmıştır, nefsin!


Sen Muhammed'i öldürünce Abdi Menaf oğullarının seni yeryüzünde gezer bırakacağını mı sanıy*orsun?!


Sen kendi ev halkına dönsen de, onların işi üzerinde dursan olmaz mı?" dedi.


Hz. Ömer:


"Sen benim ev halkından, hangisini kastediyorsun?" diye sordu.


Nuaym b. Abdullah:


"Amcanın oğlu enişten Saîd b. Zeyd ile kızkardeşin Fâtımayı kastediyorum! Vallahi, onların ikisi de Müslüman oldular, Muhammed'e uydular ve onun dinine girdiler! Sana önce onlarla ilgilenmek düşer" dedi.


Hz. Ömer, hemen geri dönüp kızkardeşiyle eniştesinin evine kadar gitti.


O sırada, onların yanında Habbab b. Enet ve onun yanında da, içinde Fatiha sûresi yazılı bir sahife bulunuyor, onu onlara okuyordu.


Hz. Ömer'in tıkırtısını işittikleri zaman, Habbab evin bir köşesinde gizlendi.


Fâtıma Hatun sahifeyi alıp uyluğunun altına sakladı.


Hz. Ömer, evin yanına geldiği zaman, Habbab'ın Fâtıma Hatunla Saîd b. Zeyd'e Kur'ân okuduğunu işitmişti. Eve girince:


"İşitmiş olduğum o şey ne idi?" diye sordu.


Kızkardeşiyle eniştesi:


"Sen birşey işitmedin!" dediler.


Hz. Ömer:


"Evet! Vallahi, ikinizin de Muhammed'e uyduğunuzu ve onun dinine girdiğinizi haber aldım!" dedi ve hemen eniştesi Saîd b. Zeyd'in üzerine çullandı.


Fâtıma Hatun da kalkıp onu kocasının üzerinden ayırmak, uzaklaştırmak isteyince, Hz. Ömer vurup Fâtıma Hatunun başını yardı!


Hz. Ömer bunu yapınca, kızkardeşi de, eniştesi de:


"Evet! Biz Müslüman olduk! Allah'a ve Resûlüne iman ettik!


Sen istediğini yap!" dediler.


Hz. Ömer kızkardeşinin başını yarıp kanattığını görünce, yaptığına pişman oldu, yapmak istediği şeylerden vazgeçti. Kızkardeşine:


"Demin okuduğunuzu sizden dinlediğim şeylerin yazılı bulunduğu sahifeyi bana ver de, Muhammed'in getirdiği şeyin ne olduğuna bir bakayım?" dedi.


Kızkardeşi:


"Biz senin sahifeye birşey yapmandan korkanz!" dedi.


Hz. Ömer:


"Korkma!" dedi ve onu okuduktan sonra geri vereceğine, ilahları üzerine yemin etti.


Bunun üzerine, Fatma Hatun, onun Müslüman olacağını umarak:


"Ey kardeşim! Sen, puta taptığın müddetçe, pissin (temiz değilsin)! Halbuki, ona (Kur'ân-ı Kerîm yazılı sahifeye), pâk olandan başkası dokunamaz!" dedi.


Hz. Ömer kalkıp yıkanınca, Fâtıma Hatun ona sahifeyi verdi. Verdiği sahifede Tâhâ sûresi yazılı idi. Hz. Ömer sûreyi baş tarafından okumaya başladı[97] ve onaltı âyet okudu.[98]


"Bu sözler ne kadar güzel! Ne kadar değerli!" demekten, kendini alamadı.


Habbab, bunu işitince, saklandığı yenden çıkıp Hz. Ömer'in yanına geldi ve:


"Ey Ömer! Vallahi, Allah'ın, Peygamberinin duasını sana nasip edeceğini umuyorum. Ben dün Peygamber (a.s.)dan işittim ki; o, 'Ey Allah! İslâm'ı, Ebu'-Hakem b. Hişam veya Ömer b. Hattab ile güçlendir!' diyerek dua etmişti.


Ey Ömer! Artık Allah'tan kork, Allah'tan" dedi.


Hz. Ömer, Habbab'a:


"Ey Habbab! Sen bana Muhammed'in bulunduğu yeri göster de, yanına varıp Müslüman olayım!" dedi.[99]


Habbab:


"O, Safa tepeciğinin yanındaki bir evin içindedir. Kendisinin yanında da, ashabından bazıları bulunuyor" dedi.


Hz. Ömer hemen kalkıp kılıcını kuşandı. Sonra, Peygamberimiz (a.s.)la ashabının bulun*duğu yere vanp kapılarını çaldı.


Hz. Ömer'in sesini işitince, Peygamberimiz (a.s.)ın yanında bulunan bir zât[100] kalkıp kapının gediğinden dışarı baktı.


Hz. Ömer'i kılıcını kuşanmış olarak görünce, korktu. Peygamberimiz (a.s.)ın yanına döndü:


"Yâ Rasûlallah! Bu, Ömer b. Hattab'dır! Kılıcını kuşanmış bir haldedir!" dedi.


Hz. Hamza:


"Ona izin ver! Eğer iyilik için geldiyse, kendisine bol bol iyilik ederiz!


Eğer kötülük için geldiyse, onu kendi kılıcıyla öldürürüz!" dedi.


Peygamberimiz (a.s.):


"Ona izin veriniz!" buyurdu.


Kapıdaki zât (Bilal-i Habeşî) ona izin verdi.


Peygamberimiz (a.s.) kalkıp ona doğru vardı ve kendisiyle avluda karşılaştı.


Kuşağından ve ridasının toplandığı yerden tutup, kendisine doğru hızlıca çekti ve:


"Ey Hattab'ın oğlu! Neye geldin?!


Vallahi, Allah'ın senin başına bir musibet indirmesine kadar duracağını sanmıyorum" buyurdu.


Hz. Ömer:


"Ey Allah'ın Resûlü! Ben Allah'a, Allah'ın Resûlüne ve ona Allah'tan gelen şeylere iman edeyim diye senin yanına geldim" dedi.


Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) "Allahuekber" diyerek tekbir getirdi.


Peygamberimiz (a.s.)ın ashabından olan ve evde bulunan halk, Hz. Ömer'in Müslüman olduğunu anladılar.[101] Onlar da tekbir getirdiler.


Tekbir sesleri Mekke'nin yollarında duyuldu.


Hz. Ömer der ki:


"Müslüman olup da dövülmeyen, dövmeyen bir kimse görmedim.


Ancak, benim payıma bunlardan hiçbir şeyin düşmediğini gördüm.[102] Kendi kendime:


'Müslümanlar musibete uğrarlarken, ben musibete uğramamak istemem!' dedim.[103]


Müslüman olduğum gece, kendi kendime düşündüm ki: Mekke halkından, Resûlullah (a.s.)a düşmanlıkta en azılısı kim ise, gidip Müslüman olduğumu ona haber vereyim!


'Tamam! Ebu Cehil'e haber vereyim!' dedim.


Sabaha çıktığım zaman, Ebu Cehil'in kapısını çaldım.


Ebu Cehil yanıma çıkıp:


'Hoş geldin kızkardeşimin oğlu! Ne haber getirdin?' dedi.


Kendisine:


'Allah'a ve O'nun Resûlü olan Muhammed'e iman ve kendisinin bildirdiği şeyleri tasdik ettiğimi sana haber vereyim diye geldim1 deyince, kapıyı yüzüme çarparcasına kapayıp:


'Allah seni de, senin getirdiğin haberi de kötü etsin, iyilikten uzak kılsın! (Allah senin de belânı versin! Senin getirdiğin haberin de belâsını versin!) dedi."[104]


Hz. Ömer, Müslüman olduğunu haber vermek için dayısı Velid b. Mugîreye[105] nasıl gittiğini ve nasıl karşılandığını da, şöyle anlatır:


"Evden çıkıp dayıma gittim. Kendisi Kureyşlilerin eşrafından idi. Kapısını çaldım. İçeriden:


Kim o?' diye sordu.


'İbn Hattab!' dedim.


Yanıma çıktı. Kendisine:


'Benim müşriklikten çıkıp yeni dine girdiğimi biliyor musun?1 dedim.


Dayım bana:


'Sen gerçekten böyle yaptın mı?' diye sordu. Ben:


'Evet, yaptım!' dedim. Dayım:


'Sakın yapma!' dedi. Ben:


'Yapmış bulunuyorum bile![106]


Ey dayım! Ben Allah'a ve Allah'ın Resûlüne iman ettim. Allah'tan başka ilâh bulunmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resûlü olduğuna şehadet ediyorum.


Sen bunu kavmine böylece haber ver!' dedim.


Dayım Velid:


'Kızkardeşimin oğlu! Sen eski işinin üzerinde sebat et! Seni halk kendi halinde bilsin! Er kişi kendi hali üzere sabahlar, kendi hali üzere akşamlar!' dedi.


Kendisine:


'Vallahi benim için iş açıkça belli olmuştur!


Sen benim Müslüman olduğumu kavmine haber ver!' dedim.


Velid:


'Senin bu işini haber veren ilk kişi ben olmayacağım!' dedi[107] ve evine girip kapıyı yüzüme karşı kapadı. Kendi kendime:


'Bu birşey değil!' dedim.


Kureyş müşriklerinden, başka bir adama gidip kapısını çaldım. İçeriden:


'Kim o?' diye sordu.


İbn Hattab!' dedim.


Yanıma çıktı. Kendisine:


'Benim müşriklikten çıkıp yeni dine girdiğimi biliyor musun?1 dedim.


'Sen gerçekten böyle yaptın mı?' diye sordu.


'Evet! Yaptım!1 dedim. Bana:


'Sakın, yapma!' dedi. Ben:


'Yapmış bulunuyorum bile!' dedim.


O da, hemen içeri girip, kapıyı yüzüme karşı kapadı.[108] Kendi kendime:


'Müslümanlar dövülüyor, ben ise dövülmüyorum.[109]


Müslümanları d övüyorlar,[110] ben ise dövülmüyorum.[111] Beni hiç kimse dövmüyor!' dedim.[112] Geri döndüm.[113]


Bana, bir adam:


'Sen Müslümanlığını bildirmek istemiyor musun?' dedi. Ona:


'Evet! Bildirmek istiyorum' dedim.


'Öyle ise, Kureyşliler Hicr'de oturdukları sırada, sır saklamayı bilmeyen filan adama git! İkinizin arasında gizli kalmasını hatırlat!


Kendisine:


'Ben müşriklikten çıktım, başka bir dine girdim' de, yeter. Çünkü, onun sır sakladığı pek azdır' dedi."[114]


Abdullah b. Ömer der ki:


"Babam, Müslüman olduğu zaman, Kureyşlilerin en çok söz taşıyanı, en çok söz yayanı kimdir? diye sordu. Kendisine:


'Cemil b. Ma'meru'l-Cumahî'dir!' denildi.


Bunun üzerine, babam onun yanına gitti.


Ben de babamın arkasından gittim. Babam ona:


'Ey Cemil, biliyor musun? Ben Müslüman oldum, Muhammed'in dinine girdim der demez, vallahi Cemil ayağa kalkıverdi.


Acelesinden ridasını sürükleyerek, o önde, babam arkada, gittiler. Ben de babamı takip ettim.


Mescid-i Haram'm kapısına varıldı.


O sırada, Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri Kabe'nin kapısı civarındaki toplantı yerinde bulunuyor*lardı.


Cemil, Kabe'nin kapısında ayakta dikilerek, avazının çıktığı kadar:


'Ey Kureyş cemaati! Haberiniz olsun ki, Ömer b. Hattab dininden çıkmış, başka bir dine girmiştir!' diyerek bağırdı.


Babam ise:


'O yalan söylüyor! Ben Müslüman oldum ve Allah'tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve resûlü olduğuna şehadet ettim!' deyince, Kureyş müşrikleri babama saldırdılar.


Güneş başlarının üzerinde yükselinceye kadar, babamla Kureyşliler, çarpıştılar.


Sonunda, babam yorulup oturdu.


Müşrikler babamın başucuna dikildiler. Babam onlara:


'Siz bana istediğinizi yapın! Allah'a yemin ederim ki, biz üçyüz kişi olsaydık, ya biz yenilir, burayı size bırakırdık; ya da siz yenilir, burayı bize bırakırdınız!' diyordu.


Babam Ömer ile Kureyş müşrikleri bu durumda bulundukları sırada, üzerinde Yemen işi çizgili bir elbise ile nakışlı bir gömlek bulunan, Kureyşlilerden yaşlı bir adam gelip üzerlerine dikildi ve:


'Nedir bu haliniz?' diye sordu. Saldırganlar:


'Ömer dininden çıkmış, başka bir dine girmiştir1 dediler. Gelen adam onlara:


'Bırakın onu kendi haline! Adam kendisi için bir iş (birdin) seçmişse, size ne oluyor? Ne istiyorsunuz siz ondan?!


Adiyy b. Ka'b oğullarının size adamlarını böylece teslim edeceklerini (öldürteceklerini) mi sanırsınız?!


Açılın, dağılırı adamın başından![115]


Ben onun koruyucusuyum!' dedi.[116]Vallahi, onlar babamın üzerinden, bir elbisenin soyuluşu gibi, sıyrıldılar, dağıldılar.


Medine'ye hicret ettikten sonra, babama:


'Ey babacığım! Mekke'de, Müslüman olduğun gün, seninle çarpışan müşrikleri azarlayıp başından dağıtan adam kimdi?' demiştim. Babam:


'Ey oğulcuğum! O, Âs b. Vâilü's-Sehmî[117] idi' dedi."[118]


Hz. Ömer, Peygamberimiz (a.s.)a:


"Yâ Rasûlallah! İçinde İslâmiyeti açıklamadığım bir küfür meclisi bırakmayacağım!" dedikten sonra Mescid-i Haram'a giderek, müşriklerin oradaki toplantı meclislerinde Müslüman olduğunu açıklamış; Allah'tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed (a.s.)ın Resûlullah olduğuna şahadet getir*ince müşriklerin saldırısına uğramış; bu onları, onlar bunu dövmeye başlamış; müşriklerin sayısının çoğaldığı sırada, daha önce kendisini korumaya alan Âs b. Vâil yetişip müşriklerin ellerinden Hz. Ömer'i tekrar kurtarmıştır.[119]


Hz. Ömer:


"Yüce Allah İslâm'ı güçlendirinceye kadar, İslâm uğrunda dövmekten, dövülmekten geri kalmadım!" demiştir.[120]


Ashab-ı Kiramdan Abdullah b. Mes'ud da:


"Ömer'in Müslüman oluşu bir fetih idi. Hicreti bir yardım idi. Halifeliği de bir rahmet idi![121] Vallahi, Ömer Müslüman oluncaya kadar, Kabe'nin yanında açıktan namaz kılmadık.[122]


O, Müslüman olunca, Kureyş müşrikleriyle dövüştü.[123]


Kendisi, Kabe'nin yanında namaz kıldı, biz de namaz kıldık!" demiştir.[124]


Allah ondan razı olsun![125]




Müşriklere Karşı Dârü'l-Erkam'dan Sert Bir Yürüyüş Gösterisi






Hz. Ömer der ki:


"Müslüman olduğum ve Peygamber (a.s.)la ashabının da müşriklerden gizlendikleri sıra-da:[126]


'Yâ Rasûlallah! Biz, ister ölü, ister diri olalım;[127] hak üzere değil miyiz?1 dedim.


Resûlullah (a.s.):


'Evet![128] Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki; siz, ister ölü olunuz, ister diri olunuz,[129] hiç şüphesiz hak üzeresiniz!1 buyurdu.[130]


Bunun üzerine:


'Yâ Rasûlallah! Biz hak üzere bulunduğumuza, onlar bâtıl üzere olduklarına göre, biz ne diye dini*mizi gizliyoruz?![131]


Vallahi, biz İslâmiyet] küfre karşı açıklamaya daha haklı, daha lâyıkız! Allah'ın dini Mekke'de muhakkak üstün gelecektir!


Kavmimiz bize karşı taşkınlık etmek isterlerse, kendileriyle çarpışırız. İnsaflı davranmak isterlerse, onu da kabul ederiz!' dedim.[132]


Resûlullah (a.s.):


'Biz, sayıca çok azız!' buyurunca:


'Seni hak din ve Kitab ile peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki;[133] hiç çekinmeden, kork*madan,[134] oturup İslâm inanç esaslarını açıklamadığım bir küfür meclisi kaim ayacaktır![135]


Seni hak din ve Kitab ile peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki; biz muhakkak ortaya çıka*cağız!1 dedim.[136]


İki saf halinde çıktık. Saflardan birinin başında Hamza, diğer safın başında ben vardım.[137]


Sert adımlarla, yerin topraklarını un gibi tozuta tozuta,[138] Mescid-i Haram'a girdik.


Kureyş müşrikleri bir bana, bir Hamzaya bakıyorlardı.


Onlar, o gün, bir benzerine daha uğramadıkları hüzün ve kedere uğradılar.


O zaman, Resûlullah (a.s.), bana:


'Hak ile bâtılı ayırdı!' diye, 'Faruk' adını verdi."[139]




Müşriklerin Peygamberimiz (a.s.)ı Öldürmeye Yemin Etmeleri






Peygamberimiz (a.s.)ın İslâm davasından vazgeçmediği takdirde öldürülmek üzere kendilerine teslimi için Kureyş müşriklerinin Ebu Talib'e yaptıkları teklifler neticesiz kalmıştı.[140]


Habeş ülkesine çıkan İslâm Muhacirleri Habeş Necaşî'si tarafından korunarak emniyet ve huzura kavuşmuş, Hz. Hamza ve onun arkasından da Hz. Ömer Müslüman olup Peygamberimiz (a.s.)la ashabının yanında yer almış,[141] İslâmiyet Arap kabileleri arasında duyulmaya ve yayıl*maya başlamış bulunuyordu.[142]


Hele Necaşî'nin Hz. Cafer ve arkadaşlarına yaptığı ikramlar, Kureyş müşriklerinin çok ağırlarına git*miş,[143] onları Peygamberimiz (a.s.)a ve ashabına karşı son derece kızdırmıştı.[144]


Bunun üzerine, müşrikler Peygamberimiz (a.s.)ı öldürmek hususunda birleştiler[145] ve:


"Onu, gizlice veya açıktan, muhakkak öldüreceğiz!" diyerek, öldürmeye yemin ettiler.


Ebu Talib Kureyş müşriklerinin bu cinayeti işlemeye azimli olduklarını görünce, kardeşinin oğlunun hayatı hakkında korkuya düştü.


Kureyş müşriklerinin Kabe çevresinde toplanmış bulundukları bir sırada, gidip Kabe örtüsünün arasına girdi.


Kureyş müşriklerinin zulümlerinden, Allah'a şikayetlendi:


"Ey Allah! Kavmimiz bana karşı azgınlığa ve taşkınlığa kalkıştı!


Bize acele yardımını yetiştir! Onların önlerine geril! Kardeşimin oğlunu öldürmelerine imkân verme!" diyerek Allah'a yalvardı.


Kureyş müşrikleri:


"Şu yalancı ve akılsız [hâşâ!] adam öldürülmedikçe, bizimle H âsim ve Muttalib oğulları arasında ne barış, ne akrabalık ve ahid, ne de dokunulmazlık var!" dediler.[146]



Hâşim ve Muttalib Oğullarının Şı'b-ı Ebu Talib'de Toplanmaları






Ebu Talib Hâşim ve Muttalib oğullarını yanında topladı.


Peygamberimiz (a.s.)ı kendilerine ait Şı'b'da[147] yanlarında bulundurmalarını ve onu-öldürmek isteyenlere karşı-korumalarını onlara emretti.[148] Müslüman olan olmayan, hepsi; kimi din ve iman, kimisi de-müşrik olmalarına rağmen-aile ve akrabalık gayretiyle, bu hususta birleştiler.[149]


Muttalib oğulları da, Hâşim oğullarının yanında yer aldılar.[150]


Zaten, Muttalib oğullarıyla Haşim oğulları, bir soy sayılırlardı.[151] Hâşim b. Abdi Menafin kardeşi Muttalib'e vasiyeti üzerine, Hâşim oğulları öteden beri birlikte hareket ederi erdi.[152]


Cahiliye devrinde de, İslâm devrinde de onlardan ayrılmadılar.[153] Nübüvvetin altıncı yılından sonra,[154] yedinci yılında,[155] Muharrem hilalinin doğduğu gece,[156] Ebu Talib başlarında olmak üzere, Peygamberimiz (a.s.) ve bütün Haşim ve Muttalib oğulları Şı'b'da toplandılar.[157] Hâşim oğullarından yalnızca Ebu Leheb, Şı'b'a girmediği gibi, Hâşim ve Muttalib oğullarına karşı, müşrikleri desteklemeye devam etti.[158] Amca oğulları olan Abduşşems ve Nevfel oğulları da, Haşim ve Muttalib oğullarını desteklemediler.[159]




Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 03:41 AM

'''İslam Tarihi'''
 

[1] İbn Sa'd Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 8, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 192, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 369.


[2] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 108-110, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 6, s. 291, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 125, Müslim, Sahih, c.2, s. 1072, Ebu Davud, Sünen, c. 2, s. 222, İbn Mace, Sünen, c.1, s. 624, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 9, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 7,s. 453, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1, s. 370, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 51.


[3] İbn Sa'd,Tabakât,c.3,s.9, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 192, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 1,s. 369, Kastalâni, Mevâhib.c.1, s.62, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 294.


[4] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 311, Taberî, Târih, c. 2, s. 224, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 192, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 213, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 83, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 1 04, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 171, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3, s. 33, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 283, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 9.


[5] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 9.


[6] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s.311, İbn Sa'd, c.3, s.9 Taberî, Târîh, c. 2, s.224,Hâkim ,Müstedrek,c. 3,s. 192, Beyhakî,Delâil,c.2,s. 213, İbn Esîr,Kâmil,c. 2, s. 83, İbn Seyyid,Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 104,Zehebî,Târîhu'l-islâm, s. 171,Diyarbekrî, Hamis,c. 1, s. 293, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 477.


[7] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 311 -312, Taberî, Târîh, c. 2,s. 224, Hâkim , M üstedrek, c. 3, s. 192-193, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 213, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 83, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 105, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 171, Diyarbekrî,Hamis, c. 1, s. 283, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 477.


[8] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s. 312, Taberî, c.2,s. 224, Hâkim, c. 3, s. 193, Beyhakî, c. 2, s. 213, İbn Esîr, c. 2, s. 83, İbnSeyyid, c. 1, s. 105, Zehebî, s. 171, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 33, İbn Haldun, Târîh, c. 2, ks. 2, s. 9, Diyarbekrî, c.1, s. 293, Halebî, c.1, s. 477.


[9] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-meb'as, c. 3, s. 1 51-1 52, Hâkim , c. 3, s. 193, Beyhakî, c. 2, s. 213, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe,c. 2, s. 52, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 33, Diyarbekrî, c. 1, s. 293, Halebî, c. 1 , s. 477.


[10] İbn İ shak, Kitâbu'l-mübtedâ, ve'l-m eb'as, c. 3, s. 152, Taberî, c. 2, s. 224, Hâkim, c. 3, s. 193, Beyhakî, c. 2, s. 213, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 83, İbn Seyyid, c. 1, s. 105, Zehebî, s. 171, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 33, İbn Haldun, c. 2, ks.2,s.9 Diyarbekrî, c. 1 ,s. 293, Halebî, c. 1,5.477-478.


[11] İbn İshak, Kitâbu'l-mübtedâ ve'l-m eb'as, c. 3, s. 152, Hâkim , Müstedrek, c. 3, s. 193, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 213-214, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 33, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 3, s. 151.


[12] Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 3, s. 151.


[13] İbn İshak, c. 3, s. 152, Hâkim, c. 3, s. 193, Beyhakî, c. 2, s. 214, Süheyli, Ravd, c. 3, s. 151 , Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 33, Halebî,c.1, s. 478.


[14] Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 3, s. 151.


[15] İbn İshak, c. 3, s. 152, Hâkim, c. 3, s. 193, Beyhakî, c. 2, s. 214, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 33,


Halebî, c. 1, s. 478, Zürkânî,Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 236.


[16] Şüheylf, Ravdu'l-ünüf, c. 3, s. 151.


[17] İbn İshak, c. 3, s. 153, Süheyli, Ravd, c. 3. s. 151 , Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 63, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s.293-294, Zürkânî, M evâhib Şerhi, c. 1 , s. 256-257.


[18] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 478.


[19] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 9, Kastalâni, c. 1,s.63.


[20] Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 193, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 214, E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 33.


[21] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 31 2, Taberî, Târîh, c. 2, s. 224, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 83, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 1 05, Zehebî, Târîhu'l-islâm , s. 171, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 33, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 293, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 478.


M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/49-53.


[22] Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 1, s. 64, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. Diyarbekrî, c. 1, s. 294.


[23] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 63, Diyarbekrî, c. 1 , s. 294, Halebî, c. 1, s. 475.


[24] Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 30, Halebî, c. 1, s. 475.


[25] Muhibbül-Taberî, c. 1, s. 63, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 31, Diyarbekrî, c. 1, s. 295.


[26] Muhibbül-Taberî, c. 1, s. 63, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyartoekn, c. 1, s. 294, Halebî, c. 1 , s. 475.


[27] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 326, Muhibbül-Taberî, c. 1 , s. 63, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 30, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 447, Diyarbekrî, c. 1 , s. 294, Halebî, c. 1, s. 475.


[28] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 63, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, c. 1, s. 294, Halebî, c. 1 , s. 475.


[29] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 326, Muhibbül-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 1, s. 63, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s.30, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 447, Diyarbekrî Hamis, c. 1, s. 294, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 475.


[30] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 63, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, c. 1, s. 294, Halebî, c. 1 , s. 475.


[31] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 426, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 63, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, c. 1, s. 294, Halebî, c. 1, s. 475.


[32] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 326, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 63, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 30, İbn Hacer, c. 4, s. 447, Diyarbekrî,c. 1, s. 294, Halebî, c. 1, s. 475.


[33] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 326. Muhibbüt-Taberî, c.1, s. 63, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, c. 1, s. 294, Halebî, c.1,5.475.


[34] Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 1, s. 63-64, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 , s.294, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1 , s. 476.


[35] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 326, Muhibbüt-Taberî, c.1, s. 64, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, c. 1, s. 294, Halebî, c.1, s. 476.


[36] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 64, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 30, Diyarbekrî, c. 1, s. 294, Halebî, c. 1 , s. 476.


M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/53-56.


[37] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 326, Muhibbül-Tabeıî, c. 1, s. 64, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 30-31, Diyarbekıî, c. 1, s. 294-295, Halebî.d.s. 476.


[38] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/56.


[39] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 123, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 239, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 772-773,


İbn Esîr,Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 94, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 234.


[40] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 123, Belâzurî, Ensâb, c. 1, s. 202, Zehebî Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 228.


[41] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 123, c. 8, s. 42, Hâkim, c. 3, s. 239, İbn Abdilberr, c. 2, s. 722-723, c. 4, s. 1779, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe. c. 3, s. 94, c. 7, s. 7, İbn Hacer, c. 2, s. 234, c. 4, s. 227, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 171.


[42] İbn Sa'd, c. 8, s. 42-43, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 228, İbn Hacer, c. 4, s. 227.


[43] İbn Sa'd, c. 8, s. 43, İbn Hacer, c. 4, s. 227.


[44] İbn Sa'd, c. 8, s. 43, Zehebî, c. 1, s. 228, İbn Hacer, c. 4, s. 227.


[45] İbn Sa'd, c. 8, s. 43, İbn Hacer, c. 4, s. 227.


[46] Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 228.


[47] İbn Sa'd, c. 8, s. 43, Zehebî, c. 1, s. 228, İbn Hacer, c. 4, s. 227.


[48] Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 228.


[49] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 8, s. 43, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 1 , s. 228, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 227.


[50] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 43, İbn Hacer, c. 4, s. 227.


[51] Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 228.


[52] . İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 42-43, İbn Hacer, c. 4, s. 227.


[53] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 43, Mus'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 19-20, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 4, s. 227.


[54] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/56-58.


[55] İbn Sa'd, Tabakât, c. 8, s. 222, Mus'abu'z-Zübeyrf, Nesebi Kureyş, s. 40, İbn Abdilberr, İsti âb, c. 4, s. 1891, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 217.


[56] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3,s. 53, İbn Kuteybe, Kitâbu'l-maârif, s.82, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s.1038, İbn Hacer, el-İsâbe, c.2, s. 362.


[57] İ bn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 124, M us'abu'z-Zübeyrf, Nesebi Kureyş s. 265-266, İbn Kuteybe, Kitâbu'l-maârif, s. 103, İbn Esîr,Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 480, Zehebî, Siyeru a'lâmi'n-nübelâ, c. 1, s. 45.


[58] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 214, İbn Kuteybe, Kitâbu'l-maârif, s. 1 00, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 764, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe,c.3,s.85.


[59] İbn E sfr, Usdu'l-gâbe, c. 7, s. 326.


M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/59.


[60] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 313, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 105, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 1 57-158.


[61] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 202-203, Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 448, Fahru'r-Râzf, Tefsir, c. 27, s. 111, Kurtubf,Tefsfr, c. 15, s. 338, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 158.


[62] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 295, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 203,Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 448, Fahru'r-Râzf, c. 27, s. 111, Ebu'l-Ferec İbn Cevzf, el-Vefâ, c. 1, s. 201 , Kurtubf, c. 15, s. 338, Zehebî,s. 158, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 62.


[63] Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 448, Fahru'r-Râzf, c. 27, s. 111


[64] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 295, Ebu Muaym, Delâil, c. 1 , s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 203, Zemahşerf, c. 3, s.448, Fahru'r-Râzf, c. 27, s. 111, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 201, Kurtubf, c. 15, s. 338, Zehebî, s. 158, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 62.


[65] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 295, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 230, Ebu'l-Ferec İbn Cevzf, el-Vefâ, c. 1, s. 201, Ebu'l-Fidâ, c. 3,s.62, Halebî.c.1, s. 486.


[66] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 295, Ebu Nuaym , c. 1, s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 203, Zemahşerf, c. 3, s. 448,Fahru'r-Râzf, c. 27, s. 111, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 201, Kurtubf, c. 15, s. 338, Zehebî, s. 158, 62, Halebî, c. 1, s. 486.


[67] Ebu Nuaym, Delâil, c.1, s. 230, Ebu'l-Ferec, c. 1 , s. 201, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 62, Halebî, c. 1 ,s.486.


[68] Zemahşerf, c. 3, s. 448, Beyhakî, c. 2, s. 203, Fahru'r-Râzf, c. 27, s. 111, Kurtubf, c. 15, s. 338, Zehebî, s. 158.


[69] İbn Ebi Şeybe, c. 1 4, s. 295, Ebu Nuaym , c. 1, s. 230, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 201, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 92.


[70] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 313.


[71] Beyhakî, c. 2, s. 203, Zemahşerf, c. 3, s. 448, Fahru'r-Râzf, c. 27, s. 111, Kurtubf, c. 15, s. 338, Zehebî, s. 158.


[72] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 313, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 105, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 158, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 63, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 486.


[73] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 295, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 203, Zemahşerf, Keşşaf, c. 3, s. 448, Fahru'r-Râzf, Tefsfr, t 27, s. 111, Kurtubf, Tefsfr, c. 15, s. 338, Zehebî, TârThu'l-islâm , s. 158.


[74] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 295-296, Ebu Nuaym , Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 230, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 203,Zemahşerf, c. 3, s. 448, Fahru'r-Râzf, c. 27, s. 111, Ebu'l-Ferec İbn Cevzf, el-Vefâ, c. 1, s. 201, Zehebî, Târîh, s. 158, Ebu'l-Fidâ, c.3, s. 62, Halebî, c.1, s. 486.


[75] İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 296, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 230-231, Ebu'l-Ferec İbn Cevzf, el-Vefâ, c. 1.S.201 ,Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 62.


[76] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 313-314, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 204-206, Kurtubf, Tefsfr, c. 1 5, s. 338-339,İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 105-106, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 158-160, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 63-64,Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 487.


[77] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 233-234, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 205, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 160,Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 64.


[78] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 314, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 205-206, Kurtubf, Tefsfr, c. 15, s. 338-339, İbn Seyyid,Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 106, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 1 60, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 64, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s.487.


[79] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 203, Kurtubf, Tefsfr, c. 15, s. 339, Zehebî, Târîh, s. 160, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s.63.


M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/59-64.


[80] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 3, s. 265, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 81, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1144, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 145, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 9, s. 60-61, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 518.


[81] İbn Abdilberr, İstiâb, c. 3, s. 1144, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe. c. 4, s. 145.


[82] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 325, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2,s. 216, İbn E a>, Usdu'l-gâbe, c. 4,s. 147, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 1, s. 250, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 1 22, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 1 7, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s.518, Halebî, İnsânu'j-uyûn, c. 2, s. 12.


[83] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 366, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 256, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 79.


[84] Ebu Muaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 241, Zehebî, TârThu'l-islâm, s. 179, Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 66,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 295, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 16.


[85] İbn Sa'd, c. 3, s. 269, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe. c. 4, s. 151.


[86] İbn Sa'd, c. 3, s. 269, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 272.


[87] Heysemî, Mecma, c. 9, s. 62, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 333.


[88] Muhibbül-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 1, s. 251, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 123.


[89] İbn Sa'd, Tabakât, c. 3, s. 267, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 95, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 617, Hâkim , Müstedrek, c.3, s. 83, Beyhakî, Delâil.c. 2, s. 216, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 257, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 172, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 518,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 296-297, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 272.


[90] el-Hâkka: 1-37.


[91] el-Hakka: 38-41.


[92] el-Hakka: 42-52.


[93] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 17, Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 3, s. 277, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 147, Muhibbüt-Taberî, R ı yâdu'n-nadrâ, c. 1, s. 248, İ bn Sey yi d, U yûnu'l -eser, c. 1, s. 125, Ebu'l-Fidâ, Tefasîr, c. 4, s. 417, Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, c. 9, s. 62, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 518, Suyûtî, Dürru'l-mensûr, c. 6, s. 258, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 17, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1 , s. 277.


[94] İ bn İ sh ak, İ bn H isa m, Sîre, c. 1, s. 371 -37 2, M uhi bbüt-Tabe rî, R ı yâdu'n-nadrâ, c. 1, s. 252-253, E bu 'I-F idâ, el -B idâ ye ve'n-nihâye, c. 3, s. 81, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 18, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 277.


[95] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 367-368, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 85, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 1 , s. 251 -252,Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 79-80.


[96] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 368, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 85, Muhibbüt-Taberî, Rı yâdu'n-nadrâ, c. 1, s. 252, Kurtubf,Tefsfr, c. 11, s. 163, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 80.


[97] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 368-370, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 85-86, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 1, s. 252,Kurtubf, Tefsir, c. 11, s. 163-164, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 79-80.


[98] Tâhâ:1-16.


[99] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 370, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 86, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 80.


[100] Bilâl-i Habeşî (Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 15).


[101] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 370-371, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 86, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 1, s. 252,Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, s. 80-81.


[102] Ebu Nuaym, Hilyetü'l-evliyâ, c. 1, s. 41, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 218. İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 149, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 253-254, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 178, Heysemî, M ecmau'z-zevâid, c. 9, s. 64.


[103] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 44, s. 1 49, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 123.


[104] İbn İshak, İbn Hişam , Sîre, c. 1, s. 375, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 87, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 254, Halebî, İnsânu'l-uyûn,c. 2,3.16.


[105] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 327.


[106] B eyh akf, D elâ ilü'n-n übü vve, c. 2, s. 21 8, İ b n Esîr, U sdu'l-gâbe, c. 4, s. 149, M uhi bbüt-Tab erf, R ı yâdu'n-nadrâ, c. 1, s. 253, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 123, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 178.


[107] Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 327.


[108] B eyh akf, D elâ ilü'n-n übü vve, c. 2, s. 218, İ bn E sfr, U sdu 'l-gâbe, c. 4, s. 149, M uhibbü t-Taberî, R ı yâdu 'n-n adrâ, c. 1, s. 253-254, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 1 23, Zehebî, Târîhu'l-islâm , s. 178, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 9, s. 64.


[109] Zehebî, TârThu'l-islâm, s. 178.


[110] Ebu Nuaym, Hilyetü'l-evliyâ, c. 1, s. 41, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 218.


[111] Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 218, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 178.


[112] Ebu Muaym, Hilyetü'l-evliyâ, c. 1, s. 41.


[113] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 1 49, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 123.


[114] Ebu Nuaym, c.1 ,s. 41, Beyhakî, c. 2, s.218, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 149, Muhibbüt-Taberî,c. 1, s. 254,İbn Seyyid,c. 1, s. 123, Zehebî, s. 178. Heysemî, c. 9, s. 64.


[115] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 373-374, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 85, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 86-87, Muhibbüt-Taberî,Rıyâdu'n-nadrâ, c. 1, s. 254-255, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 176, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c.3,s. 81-82, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 17.


[116] Buhârî, Sahih, c. 4, s. 242, Beyhakî, Delâil, t 2, s. 221, Zehebî, Târih, s. 176, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 17.


[117] Hz. Ömer'in annesinin annesi Âsb. Vâil'in mensup bulunduğu Sehmflerden olduğu için, Âsb. Vâil Hz. Ömer'in dayısı sayılırdı(İbn E sfr Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 151).


[118] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 374, Hâkim, c. 3, s. 85, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 87, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 255,Zehebî, s. 176, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 82, Halebî, c. 2, s. 17.


[119] Heysem f, Mecmau'z-zevâid, c. 9, s. 65.


[120] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 21 9, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 124, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 179.


[121] İbn İshak, İbn Hişam,Sîre,c. 1 ,s. 367, İbn Esîr,Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 152, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c.9, s.62,Zürkânî,Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 277.


[122] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 367, Hâkim, Müstedrek, c. 3, s. 83-84, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe. c. 4, s. 152, Heysemî,

Mecmau'z-zevâid, c. 9, s. 63, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 21, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 277.


[123] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 367, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe. c. 4. s. 152.


[124] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 367, Heysemî, Mecmau'z-zevâid, c. 9, s. 62.


[125] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/64-75.


[126] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 21.


[127] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 242, Muhibbüt-Taberî, Rıyâdu'n-nadrâ, c. 1, s. 246, 256, Diyarbekrî, Hamis, c. 1 ,s. 296, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 21-22, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1 , s. 275.


[128] Ebu Nuaym , c. 1, s. 242, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 180, Diyarbekrî, c. 1, s. 296, Halebî, c.1, s. 21, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 275.


[129] Ebu Muaym, c. 1, s. 242, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, Diyarbekrî, c. 1, s. 296, Halebî, c. 2, s. 22, Zürkânî, c. 1, s. 275.


[130] EbuNuaym,c.1 ,s.242, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, Zehebî, s. 180,Diyarbekrî ,c.1 ,s.296, Halebî, c.2, s.22,Zürkânî, c. 1,5.275.


[131] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, 256, Diyarbekrî, c. 1 , s. 296, Zürkânî, c. 1, s. 275.


[132] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 4, s. 150.


[133] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, 256, Diyarbekrî, c. 1 , s. 296, Halebî, c. 2, s. 22, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 1, s. 275.


[134] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 256, Halebî, c. 2, s. 22.


[135] Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 256, Diyarbekrî, c. 1, s. 296, Halebî, c. 2, s. 22.


[136] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 242, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, Halebî, c. 2, s. 22.


[137] E bu N uaym, D elâi lü'n-nübü we, c. 1, s. 242, M u hibbü t-Taberî, R ı yâdu "n-n adrâ, c. 1, s. 246, Zehebî, T ârfhu'l -i si âm, s. 180, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 296, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 22, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 275.


[138] Ebu Muaym, c. 1, s. 242, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, Diyarbekrî, c. 1, s. 296, Halebî, c. 2, s. 22, Zürkânî, c. 1, s. 275.


[139] E bu Muaym, c. 1, s. 242, Muhibbüt-Taberî, c. 1, s. 246, Zehebî, s. 180-181, Diyarbekrî, c. 1, s. 296, Halebî, c. 2, s. 22,Zürkânî, c. 1, s. 275.


M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/76-77.


[140] İbn İshak, İ bn Hişam, Sîre, c. 1, s. 285, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 202, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 229-232,Yâkubr, Târîh.c. 2, s. 25-31, Taberî, Târih, c. 2, s. 220, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 65, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 100, Zehebî,Târîhu'l-islâm, s. 152, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 48, Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 1, s. 463.


[141] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 375.


[142] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 375, Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 67, Halebî, c. 2, s. 26.


[143] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 208, Halebî, c. 2, s. 26.


[144] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 208.


[145] İbn Sa'd, c. 1, s. 208, Yâkubı, c.2, s. 31 , Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 272, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 311, İbnSeyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 126, Zehebî, s. 221, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 84, Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1 , s. 67, Diyarbekrî,Hamis, c. 1, s. 297, Halebî, c. 2, s. 26.


[146] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 230.


M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/77-78.


[147] Hasj m oğullarının Şı'b'ı, Hacun'da idi (Halebî, İ nsânu'l-uyün, c. 1, s. 102). Hacun da, Mekke'nin yukarı kısmında, Mekkelilerin yanında kabirleri bulunan bir tepecik olup, Kabe'ye uzaklığı bir buçuk mildir. (Yakut, Mu'cemu'l-buldan, o. 2, s. 225). Şı'b'da bulunan konak Hâşim b. Atodi Menafin birtakım evlerden oluşan evi barkı olup, kendisinin vefatından sonra oğlu Abdulmuttalib'e geçmişti (İbn Hacer, Fethu'l-bârî, c. 3, s. 360-361). Abdulmuttalib, gözlerine zaaf geldiği zaman, bu evleri oğulları arası nda böl üstürmüstü. Hâsjm oğullarının bütün menzil ve meskenleri Şı'b'da idi. (Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 3, s. 347).


[148] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve.c. 1, s. 272, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, o. 2, s. 311, Zehebî, Târîhu'l-islâm ,s.221, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 84, Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 67.


[149] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 230, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 272-273, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 311 -332, İbn Kayyım ,Zâdü'l-mead, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 1 26, Zehebî, Târîh, c. 221, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 84, İbn Haldun, Târîh, c. 2,ks. 2, s. 9, Kastalâni, c. 1, s. 67, Diyarbekrî, c. 1, s. 297, Halebî, c. 2, s. 25-26.


[150] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 ,s.2O9, 188, İbn Seyyid, c. 1, s. 126, Halebî, o. 2, s. 26.


[151] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 85, Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 57, Belâzurî, c. 1 , s. 230, Halebî, c. 2, s. 26.


[152] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 79.


[153] İbn Kayyım, Zâdü'l-mead, c. 2, s. 73.


[154] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 31, İbn AMIberr, İstiâb, c. 1, s. 27, Diyarbekrî, c. 1, s. 297-298.


[155] İbn Sa'd, c. 1, s. 209, Ebu'l-Ferec İbn Cevzf, el-"vefâ, c. 1, s. 197, İbn Kayyım , Zâdü'l-mead, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, Uyun,o. 1, s. 129, Kastalâni, o. 1, s. 67, Diyarbekrî, o. 1, s. 297, Halebî, c. 2, s. 26.


[156] İbn Sa'd, c. 1, s.209, İbn Kayyım, c.2,s. 51, İbn Seyyid,c. 1, s. 129, Kastalâni, c. 1,s. 67, Diyarbekrî, c.1 ,s. 297, Halebî, o. 2, s.26.


[157] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 230, Taberî, Târîh, c. 2, s. 225.


[158] İbn İshak, İbn Hisam, c. 1, s. 376, İbn Sa'd, c. 1, s. 188, 209, Belâzurî, c. 1, s. 230, Taberî, c. 2, s. 225, İbn Hazm,Cevâmiu's-Sîre, s. 64, Ebu'l-Ferec, o. 1, s. 197, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, Halebî, o. 2, s. 25.


[159] Halebî, İnsânu'l-uyûn, c. 2, s. 26.


M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/78-79

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 03:41 AM

'''İslam Tarihi'''
 



MEKKE AMBARGO UYGULUYOR





Müşriklerin Hâşim ve Muttalib Oğullarına İçtimaî ve İktisadî Ambargo Uygulamaları






Hâşim ve Muttalib oğullarının Müslüman olan ve olmayanlarının tümünün Şı'b'da toplandıklarını ve Peygamberimiz (a.s.)ı korumaya azmettiklerini görünce,[1] Kureyş müşrikleriyle Kinane'ler,[2] Mekke'nin yukarı tarafında, kabirler yanındaki[3] "Kinane oğullarının Hayf'ı" diye anılan Muhassab'da[4] toplandılar.[5]


Hâşim oğulları ile Muttalib oğullarına karşı:
[6]


1- Öldürmek için[7] Peygamberimiz (a.s.) kendilerine[8] teslim edilinceye kadar, Haşim oğullarından gelecek barış dileği asla kabul edilmemek,


2- Kendilerine acınmamak.[9]


3- Onlara kız vermemek, onlardan kız alınmamak,[10]


4- Onlara birşey satmamak.[11]


5- Onlardan birşey satın almamak.[12]


6- Onlarla oturmamak, görüşmemek,[13] konuşmamak,[14]


7- Onların evlerine girmemek[15] üzere, küfür üzerinde[16] aralarında andlaştılar.[17] Kararlaştırıpüzerinde andlaştıklan bu maddeleri bir sahifeye yazdılar.[18] Sahifenin üzerine üç mühür bastılar.[19]


Verdikleri sözlerinde durmalarını sağlamak için de,[20] onu Kabe'nin içine astılar.[21]


Bu sahifeyi yazan, Mansur b. İkrime idi.[22]


Sahifeyi yazdığı gün,[23] Peygamberimiz (a.s.) dua edince,[24] Mansur'un eli[25] çolak oldu,[26] kurudu.[27]


Bunun üzerine, Kureyş müşrikleri aralarında:


"Hâşim oğullarına zulmettik de,[28] işte bakınız! Mansur b. İkrime musibete uğradı!" demeye başladılar.[29]


Bu zulüm sahifesinin Ebu Cehil'in anası,[30] veya halası Ümmü'l-Cülas'ın[31] ve daha başkalarının yanında bulundurulduğu da rivayet edilir.[32]


Sanıldığına göre; sahifenin şahıslar yanında bulunduruluşu, Kabe'nin içine asılısından önce idi .[33]




Ebu Talib'in Kureyşlileri Uyarışı ve Kendisine Karşı Saygılı ve Merhametli Davranmaya Çağırışı






Kureyş müşriklerinin, Haşim ve Muttalib oğullarına karşı aldıkları acımasız tedbirler üzerine, Ebu Talib, söylediği bir manzumesinde:


Lüeyy oğullarına ve bilhassa onlardan Ka'b oğullarına;


Muhammed ((a.s.))ın, Musa ((a.s.)) gibi bir peygamber olduğunu eski semavî kitablarda yazılı bulduklarını kendilerinin de bildiklerini; Kabe duvarına astıkları yazının, başlarına ancak uğursuzluk ve felaket getireceğini hatırlattı.


Suçsuzlar suçlu durumuna düşmeden ayılmalarını, fesatçılara uyup aradaki akrabalık ve dostluk bağlarını koparmamalarını, sonucu çok acı olabilecek kanlı bir savaşı davet etmemelerini tavsiye etti.


Zağlı kılıçlarla boyunlar ve kollar kesilip başlar uçurulmadan, Muhammed (a.s.)ı kendiler*ine teslim edebileceğini hiç ummamalarını, babaları Hâşim'in vasiyetini tutan Hâşim oğullarının hiçbir zaman savaşmaktan yılmayacaklarını hatırlattı .[34]




Ebu Talib'in Peygamberimiz (a.s.) İçin Her Gece Koruma Tedbiri Alışı






Ebu Talib; Peygamberimiz (a.s.)a herhangi bir kötülük veya suikastta bulunmak isteyeceklere karşı bir koruma tedbiri olmak üzere, her gece, yatağa yatılacağı zaman, herkesin gözü önünde, Peygamberimiz (a.s.)a yatağına yatmasını söyler; halk uykuya dalınca da, oğullarından veya kardeşlerinden ya da amca oğullarından birisine, Peygamberimiz (a.s.)ın yatağına yatmasını emreder. Peygamberimiz (a.s.)a da onun yatağında uyumasını söylerdi.[35]




Şı'b Sakinlerinin Yokluk ve Açlık Sıkıntısına Düşmeleri






Kureyş müşrikleri; Peygamberimiz (a.s.)ı ve Peygamberimiz (a.s.)ın kabile halkı olan Hâşim oğullarıyla Muttalib oğullarını, Şı'b'cia[36] üç yıl kuşatıp gözaltında tuttular.[37]


Onlara sıkı bir içtimaî ve iktisadî ambargo uyguladılar.


Çarşı ve pazarların, Şı'b sakinlerine giden yollarını kestiler.[38] Şı'b'a yiyecek ve katık gitmesini önlediler.[39]


Kureyş müşrikleri; Mekke'den gelen yiyecekleri veya satılan herhangi bir şeyi Şı'b'a bırakmamakta, hemen varıp onları kendileri satın almakta,[40] Şı'b sakinlerini açlıktan öldürüp,[41] böylece Peygamberimiz (a.s.)ın kanını dökmeye muvaffak olabileceklerini um m aktaydılar.[42]


Şı'b sakinlerinin hac mevsimlerinde-dinî geleneğe uyarak-Şı'b'dan çıkıp alışverişte bulunmalarına her ne kadar engel olmamakta iseler de,[43] Mekke çarşısına bir deve yükü yiyecek geldiği ve Şı'b sakin*lerinden birisi çoluk çocuğu için biraz yiyecek almak üzere oraya vardığı zaman, Ebu Leheb hemen erzak yüklerinin başına dikilir:


"Ey tüccar topluluğu! Muhammed'in ashabına fiyatları öyle yükseltiniz ki, onlar yanınızdaki şeylerden birşey alamasınlar!


Siz benim zengin ve verdiği sözü yerine getirir bir kimse olduğumu bilirsiniz.[44] Böyle yapmanızdan size bir zarar gelmeyeceğine ben kefilim!" der;[45]


Tüccarlar da 'larının fiyatını öyle kat kat arttırırlardı ki, Müslümanlar açlıktan ağlaşan çocuklarının yanına, ellerinde onlara yedirecek birşey bulunmaksızın dönmek zorunda kalırlardı.


Ertesi günü, sabahleyin, tüccarlar Ebu Leheb'in yanına varırlar; o da kalan yiyecek ve giyecekleri onlardan yüksek fiyatla satın alıp,[46] mü'minleri ve yanındakileri aç ve çıplak bırakırdı .[47]


Şı'b sakinlerini geçindirmek için Peygamberimiz (a.s.) bütün malını harcadı.


Hz. Hatice de, Ebu Talib de, bu yolda bütün mallarını harcadılar.[48]


Yiyecek birşey bulunup satın alınmadığı için, açlıktan ölenler,[49]


Ağaç yapraklarını yiyenler,[50]


Buldukları kuru deri parçalarını su içinde yumuşatıp ateşe tuttuktan sonra, onunla üç gün idare edenler oldu![51]


Açlıktan ağlaşan çocukların feryatları, Şı'b'ın arkasından duyulmaya başladı.[52]


Müşriklerden kimisi bundan sevinç, kimisi de üzüntü duymakta; üzüntü duyanları, "Bakınız! Sahifeyi yazan Mansur b. İkrime nasıl felakete uğradı!" demekte idi.[53]


Kureyş müşrikleri Şı'b sakinlerine birşey göndermemekte, akrabalarına birşey göndermek isteyen*ler de, onu ancak gizlice salabilmekte idiler.[54]


Ebu Cehil Şı'b'ı sık sık gözetler dururdu.


Hz. Abbas, bir gün, yiyecek satın almak için Şı'b'dan çıkmıştı.


Ebu Cehil ona çatmak istedi. Fakat, Allah onu Ebu Cehil'in şerrinden korudu.


Hz. Hatice, Zem'a b. Esved'e:


"Ebu Cehil'e bir söz dinlet" diye bir haber saldı.


O da söz dinletti, Ebu Cehil geri durdu.[55]


Hakîm b. Hizam; bir ticaret kafilesiyle, Şam'dan buğday yükleyip getirmişti.


Üzerine, buğday yüklediği bir deveyi, gizlice, Şı'b yoluna yöneltti, arkasına vurup Şı'b sakinlerinin yanına soktu. Onlarda, devenin üzerindeki buğdayı aldılar.[56]


Yine Hakîm b. Hizam; başka bir gece, devenin üzerine un yükleyip Şı'b'ın içine saldı .[57]


Hişam b. Amr da; bir gece, deveye yiyecek yükleyip Şı'b'ın ağzına kadar götürdü. Devenin başından yularını çözdü. İki böğrüne vurup onu Şı'b'a soktu.[58]


Hişam b. Amr Şı'b sakinlerine böyle yardım etmekte devam etti.[59]


Başka bir gecede üç yük yiyecek gönderdi.


Kureyş müşrikleri bunu öğrenince, sabahleyin ona bu hususta ihtarda bulundular. Hişam da:


"Ben artık böyle birşeyi tekrarlar ve size aykırı davranır değilim!" dedi.


Bunun üzerine, müşrikler onun yanından ayrıldılar.


Fakat, Hişam; bundan sonra, tekrar Şı'b sakinlerine geceleyin bir veya iki deve yükü daha yiyecek salınca, müşrikler ona ağır sözler söylediler.[60] Hatta, onu öldürmeye kalktılar![61]


Ebu Süfyan b. Harb:


"Bırakınız adamı! Şı'b'daki akrabalarına iyilik etmiş!


Vallahi, keşke biz de onun yaptığı gibi yapaydık! Ne güzel olurdu!" diyerek, onu kayırdı.[62]


Hakîm b. Hizam; bir gün, kölesinin sırtına biraz buğday yükleyip Peygamberimiz (a.s.)ın zevcesi Hz. Hatice'ye götürmek üzere Şı'b'a giderken, yolda Ebu Cehil'e rastladı.


Ebu Cehil hemen Hakîm'in yakasına yapıştı.


"Demek sen Haşim oğullarına yiyecek götürüyorsun ha?!


Vallahi, ben seni Mekke'de rezil etmedikçe, buradan ne sen ileri geçebilirsin, ne de yiyecek geçebilir!" dedi.


O sırada, Ebu'l-Bahterî b. Hişam, yanlarına geldi. Ebu Cehil:


"O," dedi, "Hâşim oğullarına yiyecek taşıyor!?"


Ebu'l-Bahterî:


"Halasına ait olup yanında bulunan bir yiyeceği ona götürmesine sen nasıl engel olursun?!


Çekil adamın yolundan, gideceği yere gitsin!" dedi.


Ebu Cehil kabul etmedi ve hatta Hakîm'in veya kölesinin yakasına yapışınca, Ebu'l-Bahterî kızdı. Eline geçirdiği bir deve çenesi kemiği ile vurup Ebu Cehil'in başını yardı, kendisini yere yıktı, tepeledi, tekmeledi durdu.[63]


Hz. Hamza oraya yakın bir yerde bulunuyor ve onları seyrediyordu.


Müşrikler ise, aralarında geçen bu gibi hadiseleri Peygamberimiz (a.s.)la ashabının görüp veya işitip kendilerine gülmelerini hiç istemezlerdi.[64]




Müşriklerin Kuraklık ve Kıtlık Azabına Uğramaları






Peygamberimiz (a.s.); Kureyş müşriklerinin kendisini dinlemediklerini,[65] yalanlayıp durduklarını ,[66] İslâmiyete karşı çok yavaş ve isteksiz davrandıklarını[67] ve sırt çevirdiklerini[68] görünce:


"Ey Allah! Şunlara da, Yusuf (a.s.)ın zamanındaki yedi (kıtlık) yılı gibi, yedi (kıtlık azabı) verip[69] bana yardım et!" diyerek.[70] Kureyş müşrikleri aleyhinde dua etti.[71]


Bunun üzerine, yağmurlar kesildi. Yer kupkuru oldu, kurudu![72]


Kureyş müşriklerini öyle bir kuraklık ve kıtlık yakaladı ki,[73] herşeyi kökten kazıdı, silip süpürdü![74]


Birçokları açlıktan öldüler![75]


Yiyecek birşey bulamayınca,[76] açlıktan dolayı, ölü hayvanların etlerini,[77] kokmuş leşleri,[78] derileri,[79] kemikleri,[80] köpekleri,[81] kanla deve yününden yapılan "ılhız" denilen şeyi., yediler.[82]


Onlardan herhangi biri, gökyüzüne baksa, açlıktan dolayı, ortalığı duman kaplamış gibi görürdü![83]


Mekke'de kuraklık ve kıtlık son dereceyi bulunca,[84] Ebu Süfyan Sahr b. Harb, Peygamberimiz (a.s.)ın yanına geldi:[85]


"Ey Muhammed![86] Sen kendinin rahmet olmak üzere gönderildiğini söylüyor,[87] Allah'a itaati,[88] akrabayı görüp gözetmeyi bize emredip duruyorsun![89]


Kavmin ise, kuraklık ve kıtlıktan ölüp gitmektedirler![90]


Onlardan bu felâketin kaldırılması için.[91] Allah'a bir dua ediver![92]


Eğer sen dua edersen, Allah da şu belayı üzerimizden kaldıracak olursa, Allah'a iman edeceğiz!" diye and içerek söz verdi.[93]


Bunun üzerine, Peygamberimiz (a.s.) Allah'a dua etti.


Yağmur sularıyla sulandılar.[94]


Yüce Allah onların üzerinden kuraklık ve kıtlık azabını kaldırınca, onlar eski şirklerine döndüler.[95]


Yüce Allah, bu hususta indirdiği âyetlerde şöyle buyurdu:


"Hayır! Onlar (öldükten sonra dirilmekten) şüphe içindedirler. (Bununla) eğlenirler.


O halde, semanın apaşikâr bir duman getireceği günü gözle!


(Öyle bir duman ki) insanları, saracaktır o!


('Bu,' diyecekler) 'pek yaman bir azab!


Ey Rabbimiz! Bizden bu azabı açıp kaldır!


Çünkü, biz artık iman edeceğiz!' diyecekler.


Onlara, düşünmek, ibret almak nerede?


Kendilerine gerçekleri apaçık anlatan bir Resûl geldi de, ondan yüz çevirdiler.


Ona: 'Bir öğretilmiştir!, 'Bir mecnundur!' dediler.


Biz o azabı biraz açacak, kaldıracağız!


Fakat, siz yine küfre döneceksiniz!


Amma, o büyük satvetle sıkıvereceğimiz gün, her halde, Biz onlardan intikam alacağız!"[96]




Acem-Rum Savaşı Hakkında Müşriklerle Bahse Girişilmesi






Nübüvvetin sekizinci yılında icii[97] ki, İran ordusu ile Rum ordusu,[98] Şam toprağı ile İran toprağı arasında,[99] Ezriat'ta[100] Busra'da[101] karşılaşarak çarpışmışlar; İranlılar Rumları ağır bir yenilgiye uğrat*mışlardı.[102]


Rumların şehirlerini yakıp yıkmışlar,[103] ağaçları kesmişler,[104] hatta İstanbul'a kadar ilerlemişler.[105] Halic'in üzerine konmuşlardı.[106] İstanbul'u uzun müddet kuşattıkları halde, yarısı denizde, yansı karada olduğu için, ele geçirememişlerdi.


İran Şahı, Kayserden tazminat olarak, dünya hükümdarlarından hiçbirinin sağlamaya güç yetinemeyeceği kadar çok altın, mücevherat, kumaşlar, hizmetçi kadınlar, uşaklar ve daha pek çok türlü mallar da istemiş; o da, muvafakat etmişti .[107]


Kureyş müşrikleri, Farslıların (İranlıların) Rumları yenmelerini isterlerdi.


Çünkü, onlar putperest idiler.


Müslümanlar ise, Rumların Farslılan yenmelerini isterlerdi.


Çünkü, onlar Kitab ehli idiler.[108]


Rumların mağlubiyet haberi Peygamberimiz (a.s.)la ashabına çok ağır geldi.


Peygamberimiz (a.s.); Kitabsız Mecusilerin Kitab ehli olan Rumlara galip gelmelerini istemezdi.


Kureyş müşrikleri, Müslümanlara:


"Siz ehl-i Kitabsınız, Hıristiyanlar da Kitab ehlidirler.


Biz Kitabsız ümmîleriz.


Farslı kardeşlerimiz sizin Kitab ehli olan kardeşlerinize galip gelmişlerdir.


Siz de bizimle çarpışacak olursanız, muhakkak, biz size galip geliriz!" dediler.[109]


Hz. Ebu Bekir müşriklerin bu sözlerini Peygamberimiz (a.s.)a anınca, Peygamberimiz (a.s.):


"Şu muhakkak ki, onlar (Farslılar, er geç) mağlup olacaklardır!" buyurdu.[110]


Yüce Allah da, bu hususta indirdiği âyetlerde şöyle buyurmuştur:


"Elif Lâm Mîm!


Rum(lar) mağlup oldu yakın bir yerde.


Halbuki, onlar, bu yenilmelerinin ardından, galip olacaklar. Bid'-i sinînde (üçten dokuza kadar olan yıllar içinde)[111]


Önünde de, sonunda da, emr Allah'ındır.


O gün, mü'minler de Allah'ın yardımıyla ferahlanacak.


O (Allah), kime dilerse yardım eder.


O (Allah) kudretiyle herşeye üstün gelen Azîz, rahmetiyle mü'minleri esirgeyen Rahîm'dir.


Bu, Allah'ın va'didir.


Allah va'dinden caymaz.


Fakat, insanların çoğu (bunu) bilmezler."[112]


Bunun üzerine, Hz. Ebu Bekir Kureyş müşriklerinin yanına varıp:


"Sizler (putperest) kardeşleriniz (Farslılar)ın, bizim (Kitab ehli) kardeşlerimiz (Rumlar)a galip gelmesine seviniyor musunuz? Hiç de sevinmeyin!


Allah sizin gözlerinizi aydın etmeyecektir!


Vallahi, Rumlar muhakkak Farslılara galip geleceklerdir!


Bunu bize Peygamberimiz (a.s.) haber verdi!" deyince, Übeyy b. Halef kalkıp Hz. Ebu Bekir'e doğru vardı ve:


"Sen yalan söyledin!" dedi.


Hz. Ebu Bekir:


"Ey Allah düşmanı! Sensin yalancı olan!


Eğer üç yıla kadar, Rumlar Farslılara galip gelirse, bana on deve vermeyi borçlan!


Fakat, Farslılar Rumlara galip gelirse, ben sana on deve vermeyi borçlanayım!" diyerek bahse gir*iştiler.


Bundan sonra, Hz. Ebu Bekir Peygamberimiz (a.s.)ın yanına gelip, Übeyy b. Halef ile aralarında geçeni haber verince, Peygamberimiz (a.s.):


"Ben, böyle mi andım?!


Âyetteki 'bid'i' sözü ancak üç ile dokuz arasındaki müddeti ifade eder.


Sen hemen gidip devenin sayısını da, müddeti de (ona göre) uzat!" buyurdu.


Hz. Ebu Bekir gitti. Übeyy b. Halefle karşılaştı.


Übeyy b. Halef:


"Sen galiba (bahse giriştiğine) pişman oldun?!" dedi.


Hz. Ebu Bekir:


"Hayır! Pişman olmadım!


İstersen, aramızdaki bahiste alınacak, verilecek develerin sayısını arttı rai im, müddeti de uzatalım:


Bahiste kazanacak olan, yüz deve alsın! Kaybeden de yüz deve versin!


Müddet de dokuz yıla kadar uzatılsın!" dedi.


Übeyy b. Halef:


"Öyle yaptım!" dedi.[113]


Hz. Ebu Bekir'in Peygamberimiz (a.s.)la gizlice Mekke'den ayrılıp Medine'ye hicret edeceği sıralarda idi ki, Übeyy b. Halef Hz. Ebu Bekir'e:


"Bahiste yenilecek olursan bana ödeyeceğin develer hakkında bir kefil ver" dedi.


Hz. Ebu Bekir de, oğlu Abdurrahman'ı kefil verdi.


Übeyy b. Halef de Uhud savaşına gitmek istediği zaman, Abdurrahman ondan bir kefil istedi, o da verdi.[114]


Übeyy b. Halef Uhud'da Peygamberimiz (a.s.)ı öldürmek isterken, Peygamberimiz (a.s.)ın mızrağından aldığı yaradan kurtulamayarak, Mekke yakınındaki Şerifte öldü.[115]


Rumlar belirlenen müddet içinde[116] birdenbire kalkınarak İranlıları ağır bir hezimete uğrattığı zaman;[117] Hz. Ebu Bekir Übeyy b. Halefin veresesinden yüz deveyi alıp.[118] Peygamberimiz (a.s.)a getirdi.[119]


Peygamberimiz (a.s.) da Hz. Ebu Bekir'e:


"Bunları fakirlere dağıt!" buyurdu.[120]


O da fakirlere dağıttı.[121]


Rumların İranlıları dokuz yıl içinde mağlup edecekleri hakkındaki ihbar-ı Kufâniyenin böylece gerçekleşmesi üzerine, Mekkeli müşriklerden birçok kimseler Müslüman oldular.[122]




Dımâdu'l-Ezdî'nin Peygamberimiz (a.s.)ı Tedaviye Kalkışı ve Müslüman Oluşu






Ezd-i Şenûe kabilesinden[123] Dımâd b. Sa'lebe, umre yapmak üzere[124] Mekke'ye gelmişti.[125]


Kendisi, Cahiliye devrinde, Peygamberimiz (a.s.)ın tanışı, dostu idi. Doktorluğa özenir,[126] delilere okur,[127] ilim elde etmeye çalışırdı.[128]


Dımâd, Mekke'ye gelince, Ebu Cehil, Utbe b. Rebia ve Ümeyye b. Halefin bulunduğu bir mecliste oturdu.


Ebu Cehil:


"Şu adam bizim topluluğumuzu dağıttı. Akıllarımızı akılsızlık, ölüp gitmiş baba ve atalarımızı dalâlete düşmüş saydı. İlahlarımıza dil uzattı" dedi.


Ümeyye b. Halef de:


"O, hiç şüphesiz, deli bir adamdır!" dedi.[129]


Dımâd, müşriklerin "Muhammed delidir!" dediklerini işitince,[130] kendi kendine: [131]


"Ben gidip[132] şu zâtı bir görseydim,[133] tedavi etseydim,[134] belki Allah ona benim ellerimle şifa verirdi"[135] diyerek, müşriklerin meclislerinden kalktı.


O gün, Peygamberimiz (a.s.)ı aradı, bulamadı.


Ertesi gün, tekrar aramaya çıktı.[136] Buldu[137] ve:


"Yâ Muhammed! Ben deliliği tedavi ederim.[138] İstersen seni de tedavi edeyim.[139] Belki Allah sana fayda verir![140]


Ben delilere okurum. Belki Allah benim elimle senin deliliğine de şifa verir!


Okumamı istersen, gel, sana da okuyayım.[141]


Sen, üzerindekini, gözünde büyütme!


Ben sendekinden daha ağırını tedavi etmişimdir, kurtulmuştur!


Ben senin hakkında;


Kavminin akıllarını akılsızlık saymak,


Toplululuklarını dağıtmak,


Onlardan ölüp gitmiş olanların dalâlet içinde bulunduklarını ileri sürmek,


İlahlarını ayıplamak... gibi birtakım kötü huylardan söz ettiklerini işittim.


Bunu, kendisinde delilik bulunan adamdan başkası yapmaz!" dedi.[142]


Peygamberimiz (a.s.), Dımâd'a şöyle mukabele buyurdu:


"Hamd Allah'a mahsustur.


Biz O'na hamdeder; yardımı,[143] yarlıganmayı da[144] O'ndan dileriz.[145]


Nefislerimizin şerlerinden de Allah'a sığınırız.[146]


Allah'ın doğru yola eriştirdiğini saptıracak yoktur!


Saptırdığını da doğru yola eriştirecek yoktur!


Şüphesiz bilir ve bildiririm ki: Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur!


O, birdir, tektir!


O'nun eşi, ortağı yoktur!


Yine, şüphesiz bilir ve bildiririm ki: Muhammed, O'nun kulu ve resûlüdür!"[147]


Peygamberimiz (a.s.)ın söyledikleri, Dımâd'ın çok hoşuna gitti: [148]


"Ben, hiçbir zaman, bundan daha güzel bir kelam dinlememişimdir![149]


Sen şu sözlerini bana tekrarı asana?" dedi.


Peygamberimiz (a.s.) tekrarladı.[150]


Dımâd onu Peygamberimiz (a.s.)a iki kere daha tekrarlattı .[151]


"Vallahi,[152] ben kâhinlerin sözlerini de, sihirbazların sözlerini de, şairlerin sözlerini de dinlemişimdir. Fakat, senin şu sözlerin gibi hiçbir söz işitmemişimdir. Bunlar, denizin dibine kadar varıp dayanmıştır!" dedi. "Sen nelere davet ediyorsun?" diye sordu.[153]


Peygamberimiz (a.s.):


"Seni boynundan putları atıp, eşi, ortağı olmayan, bir ve tek olan Allah'a iman etmeye ve benim de Allah'ın resûlü olduğuma şehadet getirmeye davet ediyorum" buyurdu.


Dımâd:


"Ben bunu yaparsam, bana ne var?" diye sordu.


Peygamberimiz (a.s.):


"Sana Cennet var!" buyurdu,


Dımâd:


"Ben, boynumdan putları atıp onlardan uzaklaşarak[154] şehadet ederim ki: Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur!


O, birdir; O'nun eşi, ortağı yoktur!


Yine şehadet ederim ki: Sen de, Allah'ın kulu ve resûlüsün!


Getir, ver elini, sana İslâmiyet üzerine bey'at edeyim!" dedi.[155]


Peygamberimiz (a.s.) elini uzattı. Dımâd bey'at etti.[156]


Peygamberimiz (a.s.):


"Bu bey'at kavmin adına da mı?" diye sordu.


Dımâd:


"Kavmim adına da!" dedi.[157]


Peygamberimiz (a.s.):


"Kendin adına da, kavmin adına da mı?" diye sordu.


Dımâd:


"Hem kendi adıma, hem kavmim adına!" dedi.[158]


Dımâd, böylece, hem kendi adına, hem kavmi adına bey'at edip Müslüman oldu.[159]


Yüce Allah ondan razı olsun![160]



Peygamberimiz (a.s.)ın Halkı İslamiyete Davetten Geri Durmaması ve İman Ettirmek İçin

Kureyş Pehlivanı Rükâne ile Güreşmesi






Kureyş müşriklerinin İslâmiyeti önlemek için her tedbire başvurmalarına bakmayarak, Peygamberimiz (a.s.), Yüce Allah'ın emriyle, hiç kimseden korkmaksum, gece gündüz, gizli açık, halkı İslâmiyete davet ve teşvik etmekten geri durmamakta idi.[161]


Rükâne b. Abdi Yezid,[162] Kureyşlilerin en güçlü ol anlarından,[163] sırtı yere getirilmeyen pehlivan-larındandı.[164]


Rükâne, bir gün, Mekke vadilerinden[165] veya dağlarından birisinde,[166] Peygamberimiz (a.s.)a rastlamıştı.[167]


Peygamberimiz (a.s.) ona:


"Ey Rükâne! Sen hâlâ Allah'tan, korkmamakta ve seni davet ettiğim şeyi kabul etmemekte direnip duracak mısın?[168] Müslüman ol!" diyerek,[169] kendisini İslâmiyete davet etti.[170]


Rükâne:


"Eğer söylediklerinin hak ve gerçek olduğunu bilseydim, sana tâbi olurdum.[171]


Yâ Muhammedi Sen beni yıkarsan, sana iman ederim!" dedi.[172]


Peygamberimiz (a.s.):


"Ben seni yıkarsam, ne dersin? Söylediklerimin hak ve gerçek olduğunu bilir ve kabul eder misin?" diye sordu. Rükâne:


"Evet.[173] Sen beni yıkacak olursan, ben ya Müslüman olurum, ya da şu koyunlarım senin olur! Ben seni yıkacak olursam, sen şu peygamberlik işinden vazgeç!" dedi.[174]


Peygamberimiz (a.s.):


"Kalk haydi! Seninle güreşelim!" buyurdu.


Rükâne, Peygamberimiz (a.s.)la güreşmeye kalktı.


Peygamberimiz (a.s.), onu tutar tutmaz yere yıkıverdi!


Rükâne kendisini korumaya, savunmaya kadir olamadı.[175]


"Yâ Muhammedi Bir daha güreşelim!" dedi.


Peygamberimiz (a.s.) tekrar güreşti ve onu yine yıkıverdi.[176] Rükâne:


"Ey amcamın oğlu! Haydi bir kez daha güreşelim?" dedi.


Peygamberimiz (a.s.) onu üçüncü güreşte de yi ki verdi.[177]


Rükâne:


"Vallahi, yâ Muhammedi Bu çok şaşılacak bir iş! Sen beni nasıl yıkabiliyorsun, anlayamadı m.[178]


Şehadet ederim ki, sen muhakkak bir sihirbazsın!" dedi.[179]


Peygamberimiz (a.s.):


"Bundan daha çok şaşılacak olanı davar. İstersen, sana onu da göstereyim-Allahtan korkar ve davetime uyarsan!" buyurdu.


Rükâne:


"Ne imiş o daha acaib olan şey?" diye sordu.


Peygamberimiz (a.s.):


"Şu gördüğün ağacı senin için çağıracağım. O da bana gelecektir!" buyurdu.


Rükâne:


"Haydi çağır, gelsin bakayım?!" dedi.[180]


Peygamberimiz (a.s.), kendilerine yakın bir yerdeki, dallı budaklı[181] semüre[182] veyatalha ağacını "Allah'ın izniyle, gel benim yanıma!" diyerek çağırınca,[183] ağaç yeri yi ita yi ita gelip,[184] Peygamberimiz (a.s.)ın önünde durdu![185]


Rükâne:


"Doğrusu, ben şimdiye kadar bugünkü gibi büyük bir sihir görmedim![186] Ona emret de, yerine dön*sün!" dedi.


Peygamberimiz (a.s.) ağaca:


"Allah'ın izniyle,[187] dön yerine!" buyurdu.


Ağaç eski yerine döndü.[188]


Peygamberimiz (a.s.), Rükâne'ye:


"Yazıklar olsun sana! Müslüman olsana!" buyurdu.


Rükâne:


"Hayır! Müslüman olmam" dedi.


Peygamberimiz (a.s.):


"Öyle ise, ben de senin davarlarını alırım!" buyurdu.


Rükâne:


"Kureyşlilere bu hususta ne söyleyeceksin?" diye sordu.


Peygamberimiz (a.s.):


"'Onunla güreştim. Kendisini yıkıp, davarlarını aldım' diyeceğim" buyurdu.


Rükâne:


"Böyle söylersen, beni rezil rüsvay etmiş olursun!" dedi.


Peygamberimiz (a.s.):


"Öyle ise, onlara ne söylemeliyim?" diye sordu.


Rükâne:


"Onlara 'Rükâne ile bahse girişip, bahsi, kumarı kazandım1 dersin" dedi.


Peygamberimiz (a.s.):


"O zaman ben yalan söylemiş olurum" buyurdu.


Rükâne:


"Sabahtan akşama kadar hep yalan içinde bulunuyor, yalan söyleyip duruyor değil misin?" deyince, Peygamberimiz (a.s.) Rükâne'nin bu çirkin sözlerinden çok müteessir oldu ve ona:


"Al git davarını!" buyurdu.


Bunun üzerine, Rükâne:


"Sen, vallahi, benden daha hayırlı ve daha şereflisin!" dedi.


Peygamberimiz (a.s.):


"Böyle olmaya, elbette, ben senden daha layı ki m!" buyurdu.[189]


Rükâne, kavminin yanına gidip:


"Ey Abdi Menaf oğulları! Sahibinizin sayesinde, bütün yeryüzü halkıyla sihir yarışması yapın! Vallahi, ben şimdiye kadar ondan daha üstün sihirbaz görmedim!" dedi. Sonra da, onlara, Peygamberimiz (a.s.)ın yaptığını gördüğü şeyleri haber verdi.[190]


Rükâne Mekke'nin fethinde Müslüman olmuş, Medine'ye de giderek, orada yerleşmiştir.[191]


Allah ondan razı olsun![192]

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 03:41 AM

'''İslam Tarihi'''
 



Ayın İkiye Ayrılması Mucizesi






İnşıkak-ı Kamer (Ayın ikiye ayrılması) mucizesinin Medine'ye hicretten beş yıl önce,[193] nübüvvetin dokuzuncu yılında,[194] Kureyş müşriklerinin istekleri üzerine-Yüce Allah'ın izniyle-Peygamberimiz (a.s.) tarafından gösterildiği:


Enes b. Malik.[195]


Hz. Ali,


Huzeyfe b. Yeman.[196]


Abdullah b. Mes'ud,[197]


Abdullah b.Abbas.[198]


Abdullah b. Ömer.[199]


Abdullah b. Amr b.Âs.[200]


Cübeyr b. Mut'im196 ve daha başka sahabiler tarafından bildirilmiştir.[201]


Abdullah b. Mes'ud der ki:


"Resûlullah (a.s.)ın zamanında, Ay iki parçaya ayrılınca, Resûlullah (a.s.):


'Şahit olunuz!' buyurdu."[202]


"Bir kere, biz, Resûlullah (a.s.)la birlikte Mina'da bulunuyorduk.


Ay iki parçaya ayrıldı!


Ayın bir parçası dağın gerisinde, bir parçası da berisinde oldu!


Bunun üzerine, Resûlullah (a.s.), bize:


'Şahit olunuz!' buyurdu."[203]


"Resûlullah (a.s.)ın zamanında, Ay iki parçaya ayrıldı da, parçanın birisini dağ örttü[204] diğer parça dağın üzerinde oldu!


Bunun üzerine, Resûlullah (a.s.):


'Ey Allah! Şahit ol!' dedi."[205]


Cübeyr b. Mut'im de:


"Resûlullah (a.s.)ın zamanında, Ay, şu dağın üzerinde olmak üzere iki parçaya ayrıldı!" demiştir.[206]


Abdullah b. Mes'ud ile Enes b. Malik'in diğer rivayetlerinde de:


"Ay iki parçaya ayrıldığı zaman, dağın, Hira dağının, Ayın iki parçası arasında göründüğü" açıklan-mıştir.[207]


Hadisenin ayrıntılarına gelince:


Kureyş müşriklerinden,


1- Velid b. Mugîre,


2- Ebu Cehil Amr b. Hişam,


3- Âs b. Vâil,


4- Âs b. Hişam,


5- Esved b. Abdi Yağus,


6- Esved b. Muttalib,


7- Zem'a b. Esved,


8- Nadr b. Haris; ve daha başkaları ,[208] Peygamberimiz (a.s.)a:


"Eğersen gerçekten peygambersen, bize Kameri (Ayı), yansı Ebu Kubeys dağı,yarısı daKuaykıan dağı üzerinde görülmek üzere ikiye ayır!" dediler.


Peygamberimiz (a.s.):


"Eğer bunu yaparsam iman eder misiniz?" diye sordu.


Müşrikler:


"Evet! İman ederiz" dediler.


Ayın bedir, yani dolunay olduğu, iyice göründüğü gece, Peygamberimiz (a.s.), müşriklerin istedikleri şeyi kendisine vermesini, Yüce Allahtan diledi.[209]


Cebrail (a.s.) inip:


"Yâ Muhammedi Mekkelilere:


'Bu gece mucizeyi seyredin; yararlanabilmeniz!' de" dedi.


Peygamberimiz (a.s.), Cebrail (a.s.)ın söylediğini, onlara haber verdi. Müşrikler Ayın ondördüncü gecesinde, Ayın ikiye ayrıldığını gördüler![210]


Yüce Allah Ayın yansını Ebu Kubeys dağı, yarısını da Kuaykıan dağı arasında doğdurunca, Peygamberimiz (a.s.):


"Ey Ebu Seleme b. Abdulesed! Erkam b. Ebi'l-Erkam! Şahit olunuz!" diyerek Müslümanlara;[211]


"Ey filan! Ey filan! Şahit olunuz!" diye de, müşriklere seslendi.[212]


Fakat müşrikler "Bu, Ebu Kebşe'nin oğlunun bir sihridir!"[213]


"Ebu Kebşe'nin oğlu sizi sihirledi!"[214]


"Muhammed bizi sihiriedi!" dediler.[215]


Bazısı da:


"Muhammed bizi sihiriediyse,[216] bütün insanları da sihirlemez ya!" dedi .[217]


"O ayı sihiriedi, nihayet Ay yanldı!" dediler.[218]


Kimisi de:


"Muhammed Ayı sihiriedi ise, sihrini bütün yeryüzünü sihiriemeye de yetiştiremez ya!"[219]


Başka beldeler halkından, yanınıza gelecek olanlara, sorun bakalım: Bunu onlar da görmüşler mi?"[220]


"Siz gelecek olan yolcularınızı da gözleyin![221] Onlara da sorun bakalım ![222]


Eğer onlar sizin gördüğünüz şeyin tıpkısını gördüklerini size haber verirlerse,[223] gördüğünüz doğru demektir.[224]


Şayet sizin gördüğünüz gibi birşey görmem işlerse, o sizi bir sihirle sihirlem iştir!" dediler.[225]


Ebu Cehil de:


"Bu bir sihirdir! Çevre ülkeler halkına adam salın! Bakalım, onlar da Ayı böyle yarılmış görmüşler mi? Yoksa görmemişler mi?" dedi.[226]


Sordular.[227]


Hertaraftan[228] gelenler:[229]


"Evet![230] Onu biz de öyle gördük![231] Ayı ikiye yanlmış gördük!" dediler.[232] Ayın ikiye ayrılmış olduğunu haber verdiler,[233] doğrul adı lar.[234]


Her taraftan gelenlerden, Ayın ikiye ayrıldığını görüp de haber vermeyen bir kimse kalmadı .[235]


Fakat müşrikler iman etmekten, Müslüman olmaktan yüz çevirip:


"Bu, müstemir (olagelen) bir sihirdir!" dediler.[236]


Yüce Allah, Kamer sûresinde bu mucizeye şöyle temas buyurur


"Saat yaklaştı.


Ay (ikiye) yarıldı (ayrıldı).


Onlar (ne zaman) bir âyet, bir mucize görseler, yüz çevirirler ve:


'Müstemir (olagelen) bir sihir!' derler.


(Ayın ikiye ayrılması mucizesini görünce de) hevalarına uydular:


'Yalan!' dediler (Peygamberi yalanladılar).


Oysa ki, her iş bir gayeye bağlıdır.


Andolsun ki; onlara (kendilerini küfür ve inattan) vazgeç irecek öyle önemli haberler gelmiştir ki, her biri, gayesine ermiş bir hikmet ve ibrettir.


Fakat, onları tehdit eden bütün o hadiseler kendilerine fayda vermiyor!


O halde, sen de onlardan yüz çevir!


O Çağırıcının benzeri görülmedik korkunç şeye (Kıyamete) çağıracağı gün, onlar gözleri zelil ve hakîr (korkudan, dehşetten donmuş) olarak dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkacak, o Çağırıcıya doğru koşacaklar. Kâfir olanlar


'Bu,' diyecekler, 'pek çetin bir gün!'"[237]




Müşriklerin Kâbe'ye Astığı Anlaşma Sahifesinin Güve Tarafından Yenilişi






Haşim ve Muttalib oğulları Şı'b'da üç yıl kuşatılmış bir halde kaldıktan sonra,[238] Kabe'nin içinde asılı sahifeye, Yüce Allah ağaç kurdunu (güvesini) musallat etti.


Güve; sahifede, Allah'ın ismi anılan[239] "Bismik'allahümme=5enin isminle başlarım ey Allah" cüm*lesi dışında,[240] zulüm ve cevr ifade eden herşeyi yedi, bırakmadı.[241]


Bunu Yüce Allah Peygamberimiz (a.s.)a vahiyle bildirdi .[242]


Peygamberimiz (a.s.) da, Ebu Talib'e:


"Ey amca! Benim Rabbim olan Allah, Kureyşlilerin sahifesine ağaç kurdunu (güvesini) musallat etti. Allah'ın isminden başka, onda tesbit edilen,zulüm, akraba ile ilgi kesme, bühtan., gibi şeylerden hiçbiri*ni bırakmadı, yok etti!" buyurdu.


Ebu Talib:


"Bunu sana Rabbin mi haber verdi?" diye sordu.


Peygamberimiz (a.s.):


"Evet! Rabbim haber verdi" buyurdu.[243]


Ebu Talib:


"Ey kardeşimin oğlu! Bana haber verdiğin şey gerçek midir?" diye sordu.


Peygamberimiz (a.s.):


"Evet! Vallahi gerçektir!" buyurdu.[244]


Ebu Talib:


"Vallahi, bizim yanımıza da,[245] senin yanına da, (bunu haber verecek) hiç kimse girmemiştir![246] Bunu sana kim haber verdi?" diye tekrar sordu.


Peygamberimiz (a.s.):


"Rabbim haber verdi. Doğrudur bu ey amca!" buyurdu.


Ebu Talib:


"Ben şehadet ederim ki; sen ancak doğru söylersin!" dedi.[247]


Ebu Talib bu haberi kardeşlerine anlattı. Kardeşleri:


"Senin bu husustaki kanaatin nedir?" diye sordular.


Ebu Talib:


"Vallahi, o bana hiçbir zaman yalan söylememiştir!" dedi.


Ebu Talib'e:


"Sen bu hususta ne yapmamızı uygun görürsün?" diye sordular.


Ebu Talib:


"Elbiselerden, bulabildiğiniz en güzelini giymenizi, sonra da Kureyşlilerin yani arına kadar varmanızı, onlara bu sahifenin haberini -kendilerine haber erişmeden önce- anmanızı uygun görüyorum!" dedi.


Hep birlikte gittiler, Mescid-i Haram'a girdiler, Hicr'e kadar vardılar. O sırada, Kureyşlilerin emir ve nehiy sahipleri olan yaşlıları orada oturuyorlardı.[248] Onlar Ebu Talib ile yanındakileri görünce, çektik*lerine dayanamayarak Peygamberimiz (a.s.)ı kendilerine teslim etmek üzere gelmek zorunda kaldıklarını sandılar.[249] Ebu Talib'le yanındakileri, hemen meclislerine aldılar.


"Ne söyleyecekler?" diye, onlara bakmaya başladılar.


Ebu Talib:


"Biz, sizce bilinen, kabul edeceğiniz bir iş için gelmiş bulunuyoruz" dedi. Müşrikler:


"Hoşgeldiniz, safa geldiniz!" dediler.[250] Ebu Talib:


"Ey Kureyş cemaatı![251] Hiçbir zaman yalan söylememiş olan[252] kardeşimin oğlu bana haber verdi[253] ki; sizin yazmış olduğunuz sahifenize, Allah ağaç kurdunu (güvesini) musallat kılmış; o, onun içindeki cevr, zulüm ve akrabalarla ilişiği kesme., gibi herşeye dokunmuş, onda sadece Allah'ın ismi anılan sözler kalmıştır![254] Haydi,[255] aleyhimizde yazdığınız[256] sahifenizi getiriniz![257] Eğer kardeşimin oğlu doğru söylemiş ise,[258] sahife onun dediği gibi çıkarsa,[259] vallahi biz en sonuncumuz ölmedikçe onu size teslim etmeyiz![260] Artık siz de kötü görüşünüzden,[261] bizimle ilginizi kesmek-ten[262] vazgeçin![263] Eğer dediği doğru çıkmazsa, kardeşimin oğlunu size teslim ederim[264] Siz de onu ister öldürürsünüz, isterseniz sağ bırakırsınız!" dedi.[265]


Müşrikler:


"Kabul ettik![266] Sen bize insaflı davrandın!" dediler.[267]


Bu hususta akityaptılar.[268]


Sahifeyi getirmek üzere,[269] acele[270] adam gönderdiler.[271]


Müşrikler bu işin arzularına uygun geleceğini sandılar.[272]


Sahife getirilince, Ebu Talib:


"Okuyunuz onu!" dedi.


Sahife açıldığı zaman,[273] onu Peygamberimiz (a.s.)ın dediği gibi buldular.[274]


Sahifede; Allah'ın isminden başka herşey, güve tarafından yenilmiş, bitiriliri işti ![275]


Kureyş müşriklerinin elleri yanlarına düştü![276]


Ebu Talib, bundan kuvvet ve cesaret alıp bağırarak:[277]


"Her halde, zulmettiğiniz, akraba ile ilişiği kesip kötülük yoluna saptığınız sizce de belli oldu, değil mi?!" dedi.[278]


Müşriklerden hiçbiri Ebu Talib'e cevap vermedi.[279]


Ancak:


"Siz bize sadece sihir ve bühtan getirdiniz![280]


Bu, sahibinizden sâdır olan bir sihirden başka birşey değildir!" dediler.[281] Red ve inkâr ettiler.


Peygamberimiz (a.s.)la ashabına yapageldikleri kötülükleri, katlıkları tekrarladılar.[282]


Kureyşlilerin ileri gelenlerinden bazıları ise, Hâşim oğullarına karşı yaptıkları şeylerden dolayı, bir*birlerini kınadılar.[283]


Ebu Talib ile ashabı, Kabe örtüsü arasına girerek:


"Ey Allah! Bize zulmedenlere, akrabalarla ilişiğini kesenlere, bize yapılması haram olan şeyleri helâlleştirenlere karşı bize yardım et!" diyerek yalvardıktan sonra, Şı'b'a döndüler.[284]


Müşriklerden bir topluluk:


"Bu, kardeşlerimize karşı, tarafımızdan yapılmış bir zulümdür!" dediler,[285] pişmanlık duydular.[286]




Şı'b Sakinlerinin Şı'b'dan Çıkarılışları






Nübüvvetin onuncu yılında idi[287] ki, Kureyş müşriklerinin Haşirin ve Muttalib oğulları aleyhindeki yazılı antlaşmalarını bozup yürürlükten kaldırmak için, Kureyşlilerden birkaç kişi, harekete geçti. Onların içinde, bu hususta, Hişam b. Amfin çabasından daha güzel çabalı kimse yoktu.[288]


Hişam b. Amr; Nadle b. Hişam b. Abdi Menafin ana bir kardeşinin oğlu olduğu için,[289] Hâşim oğullarından sayılırdı.


Kendisi, kavmi arasında şerefli ve itibarlı idi.[290]


Hişam b. Amr, Züheyr b. Ebi Ümeyye'nin yanına vardı.


Züheyr b. Ebi Ümeyye'nin annesi Âtlke Hatun, Abdulmuttalib'in kızı idi.


Hişam b. Amr, Züheyr'e:


"Ey Züheyr! Dayılarının birşey almaktan, satmaktan, evlenmekten, evlendirmekten., mahrum edildiklerini;[291] darlık ve yokluk içinde kıvrandıklarını[292] bilip durduğun halde, istediğini yemeye, içm*eye, giyinip kuşanmaya, istediğin kadınla evlenmeye senin gönlün nasıl razı oluyor? Nasıl içine siniy-or?[293]


Allah'a yemin ederim ki; [Ebu Cehil] Ebu'l-Hakem Amr b. Hişam'ın seni dayıların aleyhinde antlaş*maya davet ettiği gibi, sen de onu kendi dayıları aleyhinde böyle bir antlaşmaya davet etmiş olsaydın, senin davetine hiçbir zaman icabet etmez, yanaşmazdı" dedi.[294]


Züheyr b. Ebi Ümeyye:


"Allah senin iyiliğini versin ey Hişam! Ben bir tek adamım .[295] Tek başıma ne yapabilirim?!


Vallahi, yanımda başka bir kişi daha olsaydı, muhakkak o antlaşma sahifesini bozmaya kalkar, bozuncaya kadar uğraşırdım!" dedi.[296]


Hişam b. Amr:


"Ben sana ikinci bir adam buldum!" dedi.


Züheyr b. Ebi Ümeyye:


"Kim imiş o?" diye sordu.


Hişam b. Amr:


"Benim!" dedi.


Züheyr b. Ebi Ümeyye:


"Sen bize üçüncü bir adam daha ara!" dedi.


Hişam b. Amr, kalkıp Mut'im b. Adiyy'e gitti. Ona: "Ey Mut'im! Kureyşlilere uyarak Abdi Menaf oğullarından iki batın ailenin gözünün önünde yok edilmelerine gönlün nasıl razı oluyor? Nasıl içine siniyor?![297] Vallahi, onlan bundan kurtarmaya imkân bulabilseydim, içinizden onlara ilk koşacak olanı, beni bulurdun!" dedi.[298]


Mut'im b. Adiyy:


"Allah senin iyiliğini versin! Ben bir tek adamın! Tek başıma ne yapabilirim?" dedi.


Hişam b. Amr:


"Ben sana ikinci bir adam buldum!" dedi.


Mut'im b. Adiyy:


"Kim imiş o?" diye sordu.


Hişam b. Amr:


"Benim!" dedi.


Mut'im b. Adiyy:


"Bize üçüncü bir adam daha ara, bul!" dedi.


Hişam b. Amr:


"Buldum bile!" dedi.


Mut'im b. Adiyy:


"Kim imiş o?" diye sordu.


Hişam b. Amr:


"Züheyr b. Ebi Ümeyye'dir" dedi.


Mut'im b. Adiyy:


"Sen bize dördüncü bir adam daha ara, bul!" dedi.


Hişam b. Amr, kalkıp Ebu'l-Bahterî b. Hişam'ın yanına gitti.[299] Onunla konuştu.[300]


Ona da, Mut'im b. Adiyy'e söylediklerine benzer sözler söyledi.


Ebu'l-Bahterî:


"Bize bu hususta yardım edecek,[301] bu görüşte[302] kimseler var mı?" diye sordu.


Hişam b. Amr:


"Evet! Vardır" dedi.[303]


Ebu'l-Bahterî


"Kim imiş onlar?" diye sordu.


Hişam b. Amr:


"Züheyr b. Ebi Ümeyye, M ur/im b. Adiyy'dir. Ben de yanındayım!" dedi.


Ebu'l-Bahterî:


"Sen bize beşinci bir adam daha ara, bul!" dedi.


Hişam b. Amr, kalkıp Zem'a b. Esved'e gitti. Onunla konuştu.[304] Kendisinin onlarla olan akra*balığını ve haklarını andı.


Zem'a b. Esved:


"Beni davet ettiğin bu iş üzerinde duran kimselervar mı?" diye sordu. Hişam b. Amr:


"Evet! Vardır" dedi.


Zem'aya, onların isimlerini birer birer saydı.


Mekke'nin yukansındaki Hacun mevkiinin başlangıcında, geceleyin toplanmaya hazırlandılar.


Orada toplanıp, yapacakları işi konuştular.


Sahife üzerinde durup, onu bozuncaya kadar uğraşmaya ahd ve akd ettiler.


Züheyr b. Ebi Ümeyye ise:


"Sizden, işe ilk başlayan ve ilk konuşan kimse ben olayım!" dedi.


Ertesi günü, sabahleyin, Kureyş müşriklerinin toplantı yerine gittiler.


Züheyr b. Ebi Ümeyye; üzerine ağır ve kıymetli bir elbise giyinmiş olduğu halde Kabe'yi yedi kere tavaf ettikten sonra, halkın yanına geldi ve:


"Ey Mekkeliler! Bizler istediğimiz gibi yiyip içelim, giyinip kuşanalım da, Hâşim ve Muttalib oğulları alışverişten mahrum edilerek helak olsunlar, yakışır mı?!


Vallahi, akrabalık bağlarını kesen şu zalim sahife yirtılıncaya kadar, oturmayacağım!" dedi.


O sırada, Mescid-i Haram'ın bir köşesinde oturan Ebu Cehil:


"Sen yalan söylüyorsun!


Vallahi, o sahife yırtılamaz!" dedi.


Zem'a b. Esved:


"Vallahi, asıl sen yalan söylüyorsun!


Zaten, biz o yazıya-yazıldığı zaman-razı değildik!" dedi.


Ebu'l-Bahterî:


"Zem'a doğru söylüyor!


Biz onda yazılı şeyleri ne kabul, ne de ikrar ettik!" dedi.


Mut'im b. Adiyy:


"Her ikiniz de doğru söylüyorsunuz.


Bunun aksini söyleyen yalan söyler!


Biz bu sahifeden ve onun içinde yazılı olanlardan uzaklaşır, Allah'a sığınırız!" dedi.


Hişam b. Amr da, Mut'im b. Adiyy'in sözlerine yakın sözler söyledi.


Ebu Cehil:


"Her halde, bu, buradan başka biryerde geceleyin konuşulmuş, üzerinde karara varılmış bir iş olsa gerek!?" dedi.


O sırada, Ebu Talib de, Mescid-i Haram'ın bir köşesinde oturuyordu.


Mut'im b. Adiyy kalkıp, Kabe'nin içinde asılı sahifeyi yırtmak için yanına vardığı zaman; "Bismik'allahümme" sözleri dışındaki bütün yazılan ağaç kurdu (güvesi) yemiş bir halde buldu![305]


Bunun üzerine, Adiyy b. Kays, Zem'a b. Esved, Ebu'l-Bahterî ve Züheyr b. Ümeyye silahlanarak Hâşim ve Muttalib oğullarının yanlarına gittiler, onları Şı'b'dan evlerine döndürdüler.[306]


Kureyş müşriklerinin elleri yanlarına düştü!


Hâşim oğullarının Peygamberimiz (a.s.)ı sonuna kadar koruyacaklarına, kendilerine teslim etmeyeceklerine kanaat getirdiler.[307]


Peygamberimiz (a.s.) ile cemaatı, Şı'b'dan çıkarak, halk arasına karıştılar.[308]


Ebu Talib; sahifeyi ve içindekini iptal edip Şı'b'dan çıkmalarını sağlayanları, söylediği yirmialtı bey-itlik bir şiirle övdü.[309]

Prof. Dr. Sinsi 08-02-2012 03:41 AM

'''İslam Tarihi'''
 



[1] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 273, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 126,Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 221, E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 84, Halebî, İnsânu'l-Uyûn, c. 2, s. 26.


[2] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 237, Buharı", Sahih, c. 2, s. 158, Müslim, Sahih, c. 2, s. 952, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ,c. 9, s. 160, Ebu'l-Ferec İ bn Cevzî, el -Vefa, c. 1, s. 199, Halebî, İnsâ nu'l-Uyûn, c. 2, s. 25, Zürkânî, M evâhibu1 l-ledün niye Şerhi, c. 1 ,s. 278.


[3] Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 297, Halebî, İnsânu'l-Uyûn, c. 2, s. 25.


[4] Muhassab; Mekke ile Mina arasında bir yer olup, Mina'ya Mekke'den daha yakındı r. (Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 5, s. 62).


[5] Ahmed b.Hanbel, c. 2, s. 237, Buhârî, c. 2, s. 158, Müslim , c. 2, s. 952, E bu'l-F erec, c. 1, s. 199, İbn Haldun, Târîh, c. 2,ks. 2, s. 9, Halebî, c. 2, s. 25, Zürkânî, c. 1, s. 278.


[6] İbn İshak, İbn Hişam, c.1 ,s.375, Ahmed b. Hanbel.c. 2,s. 237, Buhârî, c. 2, s. 158, Müslim, c. 2, s. 952, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 234, Taberî, Târîh, c. 2, s. 225, Ebu Nuaym, c. 1 , s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, Ebu'lFerec, c. 1, s. 199, İbn Esîr, Kâmil,

c. 2, s. 87, İbn Haldun, c. 2,ks. 2, s. 9, Diyarbekrî, c. 1, s. 297.


[7] E bu Nuaym, c. 1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, c. 1, s. 126, Zehebî, s. 221 , E bu'l-Fidâ, c. 3, s. 84, Kastalâni,Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 67, Diyarbekrî, c. 1, s. 297, Halebî, c. 2, s. 25.


[8] Ahmed b. Hanbel, c.2,s. 237, Buhârî, c. 2, s. 158, Müslim, c. 2, s. 952, Ebu Nuaym, c . 1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312,Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 197, İbn Kayyım , Zâdü'l-mead, c. 2, s. 51 , 221, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 84, Kastalâni, c. 1, s. 67. Diyarbekrî, c. 1, s.297, Halebî, c. 2, s. 25.


[9] Ebu Nuaym , c. 1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, c. 1, s. 126, Zehebî, s. 221, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 84, Halebî, c. 2,s. 25.


[10] İbn İshak, İbn Hişam , c. 1, s. 375, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 188, Ahm ed b. Hanbel, c. 2, s. 237,


Buhârî, c. 2, s.158, Müslim, c. 2, s. 952, Taberî, c. 2, s. 225, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 197, İbn Esîr, c. 2, s. 87, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 86, Kastalâni, c. 1,s.67, Halebî, c. 2, s. 25.


[11] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1 , s. 375, İbn Sa'd, c. 1, s. 188, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 237, Buhârî, c. 2, s. 158, Müslim, c. 2,s. 952, Belâzurî, c. 1, s. 234, Taberî, c. 2, s. 225, Ebu Nuaym, c. 1 , s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Hazm, Cevâmiu's-Sîre, s. 64,Ebu'l-Ferec, c. 1,s.197, İbn Esîr, c. 2, s. 83, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c. 1, s. 1 26, Zehebî, s. 221, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 84,İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 9, Kastalâni, c. 1, s. 67, Diyarbekrî, c. 1, s. 297, Halebî, c. 22, s. 25.


[12] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s. 375, İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 188, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s. 237,Buhârî, Sahîh.c. 2, s. 158, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 952, Taberî, Târîh, c. 2, s. 225, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 197, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 87, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 197, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 87, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 86, Kastalâni,Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 67, Halebî, İnsânu'l-Uyûn, c. 2, s. 25.


[13] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 188, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 234, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 273, Beyhakî,Delâil, c. 2, s. 312, İbn Haim, Cevâmiu's-Sîre, s. 64, İbn Usdu'l-gâbe, c. 1, s. 26, İbn Kayyım, Zâdü'l-mead, c. 2, s. 51, Zehebî,Târîhu'l-islâm, s. 221, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 84, İbn Haldun, Târih, c. 2, ks. 2, s. 9.


[14] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 188, Belâzurî, c. 1, s. 234, İbn Hazm, s. 64, İbn Esîr, c. 1, s. 26, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, İbnHaldun, c. 2, ks. 2, s. 9.


[15] Ebu Nuaym, c.1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 84.


[16] Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 237, Buhârî, c. 2, s. 158, Müslim, c. 2, s. 952, Ebu Nuaym, c.1 , s. 273, Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ,c. 9, s. 160, Ebu'l-Ferec, c.1, s. 199.


[17] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 375, Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 237, Buhârî, c. 2, s. 158, Müslim, c. 2, s. 952, Taberî, c. 2, s.225, Ebu Nuaym , c. 1, s. 273, Beyhakî, Sünen, c. 9, s. 160, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 199.


[18] İbn İshak, İbn Hişam, c.1, s. 375-376, İbn Sa'd, c.1, s. 208-210, Belâzurî, c. 1, s. 234, Taberî, c. 2, s. 225, Ebu Nuaym,c. 1, s. 273, Beyhakî, Delâil, c . 2, s. 312, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 87, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c. 1, s. 126, Zehebî, s. 221 ,Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 86, İbn Haldun, c. 2, ks. 2, s. 9, Kastalâni, c. 1, s. 67, Diyarbekrî, c. 1, s. 297, Halebî, c. 2, s. 25.


[19] İbn Sa'd, Tabakât, c.1, s. 209.


[20] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.376, Taberî, c. 2, s. 225, İbn Esir, c. 2, s. 87, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 86, Halebî, c. 2, s.25.


[21] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1,s.376, İbn Sa'd, c.1, s.


[22] İbn İshak, İbn Hişam, c.1 ,s. 376, İbn Sa'd, c.1, s. 209, Belâzurî, c. 1, s. 235, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 31, Taberî, c. 2, s. 229, Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 3, s. 352, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, E bu'l-F idâ.c. 3, s. 86, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c.1, s. 377, Kastalâni, c. 1, s. 67, Diyarbekrî, c. 1 , s. 297.


[23] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s. 376, Belâzurî, c. 1, s. 235, Yâkubî, c. 2, s. 31 .


[24] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.1, s. 376.


[25] İbn İshak, İ bn H i sam, Sîre, c. 1, s. 376, İ bn S a'd, Tabak âtü'l -k übrâ, c. 1, s. 209, Bel âzu rî, E nsâbu'l -eşraf, c. 1, s. 235, Taberî,Târîh, c. 2, s. 229, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 278, Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 3, s. 352, İbn Kayyım, Zâdü'l-mead, c. 2,s. 51, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c.1, s. 129, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 86, Kastalâni, M evâhibu'l-ledünniye, c.1, s.


67, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 297.


[26] İbn İshak, İbn Hişam, c.1 ,s. 376, İbn Sa'd, c.1, s. 209, Belâzurî, c. 1, s. 235, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 31, Taberî, c. 2, s.229, Ebu Nuaym, c.1, s. 278, Süheyli, c. 3, s. 352, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c. 1, s. 129, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 86, Suyûtî,Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 377, Kastalâni, c. 1, s. 67, Diyarbekrî, c. 1, s. 297.


[27] Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1 , s. 377.


[28] Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 86, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 375.


[29] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 209, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 86, Suyûtî, c. 1, s. 377.


[30] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 235.


[31] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 209.


[32] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c.1, s. 235.


[33] Halebî, İnsânu'l-Uyûn, c. 2, s. 25.


M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/81-83.


[34] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 377-379, E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 87.


M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/84.


[35] . E bu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 273, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 127, Zehebî, Târıîıu'l-islâm, s. 221, E bu'l-Fidâ, c. 3, s. 84, Halebî, İnsanu'l-Uyûn, c. 2, s. 34, Zürkânî, M evâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 279.


M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/84.


[36] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 188, Yâkubî, Târîh, c. 2, s. 31, İbn Haim, Cevâmiu's-Sîre, s. 64, İbn Abdilberr, İstiâb, c.1, s. 37, İbn Kaybın, Zâdü'l-mead, c. 2, s. 51.


[37] Vâkıdî, Megâzî, c.2, s. 828, İbn Sa'd, Tabakât, c.1, s. 188, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c.1 , s. 234, Yâkubî, Târîh, c. 2, s.31, Taberî, Târîh, c. 2, s. 225, Ebu Nuaym , Delâil, c. 1 ,s.273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Haim, s. 64, İbn Abdilberr, c. 1, s. 37, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 88, 89, İbn Kayyım, c. 2, s. 51, İbn Seyyid, c. 1, s. 127, Zehebî, s. 221, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 84, İbn Haldun, Târîh,c. 2, ks. 2, s. 9, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 374, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 298.


[38] Ebu Nuaym, c. 1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, c. 1, . 126, Zehebî, s. 221, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 84.


[39] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 209, Belâzurî, c. 1 , s. 234, Ebu Nuaym , c. 1, s. 273, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vetâ, c. 1, s. 197,İbn Kayyım, c. 2, s. 51.


[40] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1 , s.. 273, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.126.


[41] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 273.


[42] Ebu Nuaym, c. 1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Seyyid, c. 1, s. 126, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 84.


[43] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 209, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 234. Ebu'l-Ferec İ bn Cevzî, el-Vetâ, c. 1, s. 197,Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 297.


[44] Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 3, s. 354-355, Halebî, İnsânu'l-Uyûn, c. 2, s. 25-26.


[45] Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 3, s. 355.


[46] Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 3, s. 355, Halebî, c. 2, s. 26.


[47] Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 3, s. 355.


[48] Yâkubî, Târih, c. 2, s. 31.


[49] Belâzurî, c. 1, s. 234, Ebu Nuaym, c. 1, s. 273.


[50] Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 3, s. 354, Halebî, c. 2, s. 25.


[51] Süheyli, Ravdu'l-ünüf, c. 3, s. 354.


[52] .İbn Sa'd, c. 1, s. 209, Belâzurî, c. 1, s. 234, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbn Kayyım, Zâdü'l-mead, c. 2, s. 51, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 86.


[53] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1 , s. 209.


[54] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1 , s. 379, Taberî, Târîh, c. 2, s. 225, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 87, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s.223, Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1 , s. 67, Diyarbekrî Hamis, c. 1, s. 297.


[55] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 235.


[56] Zübeyr b. Bekkâr, Nesebi Kureyş, s. 355.


[57] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 235.


[58] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 14, Belâzurî, c. 1 , s. 235, Ebu Nuaym , Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 273, İbn Esîr, Kâmil,c. 2, s. 88, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 96.


[59] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 14, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 275.


[60] İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 128, Halebî, İnşânu'l-Uyûn, c. 2, s. 34, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 290.


[61] AhmedZeynf Dahlan.Sîre, c. 1, s. 137.


[62] İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 128, Halebî, İnsânu'l-Uyûn, c. 2, s. 34, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 290.


[63] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 379-380, Taberî, Târîh, c. 2, s. 225, E bu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 275, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 87-88, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 128, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 223, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c.3, s. 87-88, Halebî, İnsânu'l-Uyûn, c. 2, s. 34.


[64] İbn İshak, İbn Hişam, c. 1, s. 379-380, Taberî, c. 2, s. 225, Ebu Nuaym, c. 1, s. 275-276, İbn Esîr, c. 2, s. 87-88, Zehebî,s. 223, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 88.


M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/85-88.


[65] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 381, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 379.


[66] Fahru'r-Râzî, Tefsir, c. 27, 242, Hâzin, Tefsir, c. 4, s. 113.


[67] Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 19, Taberî, Tefsir, c. 25, s. 111, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 326, Zehebî, Tâ rfhu'l-islâm, s.225, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 107, Suyûtî, Dürru'l-mensur, c. 6, s:. 28.


[68] Müslim , Sahih, c. 4, s. 2156, Taberî, Tefsir, c. 25, s. 112, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 227, Zehebî, Târîh, s:. 226, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3, s. 1 07, Hâzin, Tefsîr, c. 4, s:. 113.


[69] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 441, M üslim, c. 4, s. 2156, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 380, Taberî, Tefsîr, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym, Delâil, c. 2, s. 447, Beyhakî, Delâil, c. 2, s:. 326.


[70] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s:. 431, Buhârî, c. 6, s:. 19, Tirmizî, c. 5, s:. 380, Ebu Nuaym, c. 2, s:. 447, Beyhakî, c. 2, s:. 326, Zehebî, s. 225-226, E bu'l-Fidâ, c. 3, s. 107, Hâzin, c. 4, s. 113, Suyûtî, D ürru'l-mensur, c. 6, s. 28.


[71] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 431, Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 2157, Taberî, Tefsîr, c. 25, s. 111, Ebu Nuaym, c. 2, s.447, Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 502, Fahru'r-Râzî, Tefsîr, c. 27, s. 242, Kurtubî, Tefsîr, c. 16, s. 131 , Nesefî, Medârik, c. 3, s. 128.


[72] Fahru'r-Râzî, Tefsîr, c. 27, s. 242-243.


[73] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 441, Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 2156, Tirmizî, c. 5, s. 380, Taberî, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym, c. 2, s. 447, Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî, s. 226, Hâzin, c. 4, s. 113, Suyûtî, c. 6, s. 28.


[74] Ahmed b. Hanbel,c. 1, s. 441, Müslim, s. 4, s. 2156, Tirmizî, c. 5, s. 380, Taberî,c. 25, s. 112.Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî,s. 226, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 107, Hâzin, c. 4, s. 113.


[75] Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 19.


[76] Zehebî, Tâ rîhu1l-islâm, s. 226, Ebu'l -Fidâ, c. 3, s. 1 08.


[77] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 431, Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 21566, Tirmizî, c. 5, s. 380, Taberî, c. 25, s. 111, Beyhakî,c. 2, s. 326, Zehebî, s. 226, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 1 07, Hâzin, c. 4, s. 11 3, Suyûtî, c. 6, s. 28.


[78] Taberî, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym, c. 2, s. 447, Beyhakî, c. 2, s. 326, Zemahşerî, c.3, s. 502, Fahru'r-Râzî, c. 27, s. 242,Nesefî,c.4, s. 128, Zehebî, s. 226, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 107.


[79] Ahmed b. Hanbel,c. 1, s. 431, Müslim, c. 4, s. 2156, Tirmizî, c. 5, s. 380, Taberî,c. 25, s. 112.Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî,s. 226, Hâzin, c. 4, s. 113, Suyûtî, c. 6, s. 28.


[80] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 431, Buhârî, c. 6, s. 19, Taberî, Tefsîr, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym, c. 2, s. 447, Beyhakî, c. 2, s.326, Fahru'r-Râzî, c. 27, s. 242, Kurtubî, c. 16, s. 131, Zehebî, s. 226, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 4, s. 1 38, Suyûtî, c. 6, s. 28.


[81] Fahru'r-Râzî, Tefsîr, c. 27, s. 243.


[82] Zemahşerî, c. 3, s. 502, Nesefî, c. 4, s. 128, Zehebî, s. 226, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 107.


[83] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 431, Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 19, Müslim, Sahîh,c. 4, s.2156, Taberî, Tefsîr, c. 25, s. 111 ,Ebu Nuaym , Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 447, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 326, Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 502, Fahru'r-Râzî,Tefsîr, c. 2 7, s. 242, Kurtubî, Tefsîr, c. 16, s. 131, N eseff, M edâri k, c. 4, s. 1 28, Zehebî, Tâ rfhu 'l-islâm, s. 226, E bu'l-F idâ, el-Bi dâye,c.3,s.107.


[84] Fahru'r-Râzî, Tefsîr, c. 27, s. 243.


[85] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 441, Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 2156, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 380, Taberî, c. 25, s. 112,Ebu Nuaym , c . 2, s. 447, Beyhakî, c. 2, s. 326, Zemahşerî, c. 3, s. 502, Fahru'r-Râzî, c. 27, s. 243, Zehebî, s. 226, E bu'l-Fidâ, c. 3,s. 107-108, Hâzin, c. 4, s. 113, Suyûtî, c. 6, s. 28.


[86] Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 2156, Taberî, c. 25, s. 112, Beyhakî, c. 2, s. 326, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 107.


[87] Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî, s. 226, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 107, Suyûtî, c. 6, s. 28.


[88] Müslim, c. 4, s. 2156, Taberî, c. 25, s. 112, Hâzin, c. 4, s. 113.


[89] Buhârî, c. 6,s.19, Müslim, c. 4, s. 2156, Taberî, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym , c. 2, s. 447, Hâzin, c. 4, s. 113.


[90] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 441, Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 2156, Taberî, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym, c. 2, s. 447,Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî, s. 226, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 107, Suyûtî, c. 6, s. 28.


[91] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1 , s. 441.


[92] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 441, Buhârî, c. 6, s. 19, Müslim, c. 4, s. 2156, Tirmizî, c. 5, s. 380, Taberî, c. 25, s. 112, Ebu Nuaym, c. 2, s. 447, Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî, s. 226, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 107, Suyûtî, c. 6, s. 28.


[93] Zemahşerî, c. 3, s. 502, Fahru'r-Râzî, c. 27, s. 243.


[94] Beyhakî, c. 2, s. 326, Zehebî, s. 226, Suyûtî, c. 6, s. 28.


[95] Zemahşerî, c. 3, s. 502, Fahru'r-Râzî, c. 27, s. 243, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 107.


[96] Duhan: 9-16.


M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/88-91.


[97] Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 295.


[98] Ta ben, Tefar, c. 21, s. 18, Ebu'l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 424.


[99] Ta ben, Tefsir, c. 21, s. 21.


[100] Eiriat, Şam taraflarında, Belka ve Anman araanda bulunan Şam kasabalarındandır (Yakut, Mu'cemu'l-büldân, c. 1, s. 130).


[101] Taberî, Tefsir, c. 21, s. 18, Zemahşerî, Keşşaf, c. 3, s. 214, İbn Esîr, Kâmil, c. 1, s. 476, Kurtubî, Tefsir, c. 14, s. 4, Nesefî, Medârik, c. 3, s. 265, Ebu'l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 424, Beyzâvî, Tefsir, c. 2, s. 215, Hâzin, Tefsîr, c. 3, s. 427, Ebussuud, Tefsir, c. 7,s. 49.


[102] Taberî, c. 21, s. 18, İbn Esir, c. 1, s. 476, Kurtubî, c. 14, s. 4, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 423, Beyzâvî, c. 2, s. 215-216, Hâzin, c.3, s. 427.


[103] Taberî.c 21, s. 18, İbn Esîr, c. 1, s. 475, Kurtubî, c. 14, s. 4, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 423-424-425.


[104] Taberî.c 21, s. 18, İbn Esîr, c. 1, s. 475, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 423-424.


[105] İbn Esîr, Kâmil, c.1, s. 475, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 425.


[106] Taberî, c.21, s. 18, İbn Esîr, c. 1, s. 475, Kurtubî, c. 14, s. 4.


[107] Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 425.


[108] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 276, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 343, Taberî, c.21, s. 16, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 410,Ebu Muaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 391, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 330, Kurtubî, c. 14, s. 1, Zehebî, Târîhu'l-islâm , s.227, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 422, Suyûtî, Dürru'l-mensur, c. 5, s. 1 50.


[109] Taberî, Tefsîr, c. 21, s. 1 7-18, Zemahşerî, Keşşaf, c.3 , s. 214, Nesefî, Medârik, c.3,s. 265, Hâzin, Tefsîr, c. 3, s. 427, Ebussuud, Tefsîr, c. 7, s. 49, Suyûtî, Dürru'l-m Mensûr, c. 5, s. 152, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 298.


[110] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 276.


[111] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 276.


[112] Rûm, 1-6.


[113] Taberî, Tefsîr, c. 21, s. 1 8, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 424, Hâzin, Tefsîr, c. 3, s. 427, Suyûtî, Dürru'l -mensûr, c. 5, s. 152.


[114] Kurtubî, Tefsîr, c. 14, s. 3, Hâzin, Tefsîr, c. 3, s. 427, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 298.


[115] İbnİshak.İbnHişam, Sîre, c. 3, s. 89, Vâkıdî, Megâzî, c. 1,s. 251-252, Taberî, Târih, c. 3, s. 26, Hâkim, Müstedrek, c.2, s. 327.


[116] Kurtubî, Tefsîr, c. 14, s. 3.


[117] Zemahşerî, Keşşaf, c. , s. 214, Kurtubî, Tefsîr, c. 14, s. 3, Ebussuud, Tefsîr, c. 7, s. 49, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 298.


[118] Zemahşerî, c. 3, s. 214, Kurtubî, c. 14, s. 3, Ebussuud, c. 7, s. 49, Diyarbekrî, c. 1, s. 298.


[119] Zemahşerî, c.3, s. 214, Beyzâvî, Tefsîr, c. 2, s. 216, Hâzin, c.3, s. 428, Ebussuud, c. 7, s. 49, Diyarbekrî, c. 1, s. 298.


[120] Zemahşerî, c. 3, s. 214, Kurtubî, c. 14, s. 3, Nesefî, c. 3, s. 265-266, Beyzâvî, c. 2, s. 216, Hâzin, c. 3, s. 428.


[121] Kurtubî, Tefsîr, c. 14, s. 3.


[122] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 345, Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, t 3, s. 422.


M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/91-95.


[123] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 241 , Müslim, Sahih, c. 2, s. 593, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 751, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 200, İbn Esîr, Usdu'l -gâbe, c. 3, s. 26, Zehebî, T ârfhu'l -i si âm, s. 1 97, E bu'l-F idâ, el-Bi dâye ve'n-nihâye, c. 3,s. 36, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 21 0.


[124] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 241 , Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 235.


[125] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 241, Ahmed b. Hanbel, Müsned.c.1, s. 302, Müslim, Sahih, c. 2, s. 593, Ebu Nuaym, c. 1,s.235, İbn Abdilberr, c. 2, s. 751 , Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 197, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 36, İbnHacer, c. 2, s. 210.


[126] İbn Abdilberr, c. 2, s. 751, İbn Hacer, c. 2, s. 210.


[127] İbn Abdilberr, c. 2, s. 751, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Hacer, c. 2, s. 21 0.


[128] İbn Abdilberr, c. 2, s. 751, İbn Hacer, c. 2, s. 210.


[129] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 235.


[130] İbn Sa'd, c. 4, s. 241, Müslim, c. 2, s. 593, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe. c. 3, s. 56, Zehebî, s. 197, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 36, İbnHacer, c. 2, s. 210.


[131] İbn Sa'd, c. 4, s. 241 , Müslim, c. 2, s. 593, E bu Nuaym, c. 1 , s. 235, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Esîr, c. 3, s. 56, Zehebî,s. 197.


[132] İbn Sa'd, c. 4, s. 241 , Begavî, Mesâbîhu's-sünne, c. 2, s. 177, Zehebî, s. 197.


[133] Müslim, Sahîh, c. 2, s. 593, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Esîr, c. 3, s. 56.


[134] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 241 .


[135] Müslim, c. 2, s. 593, Begavî, Mesâbîh, c. 2, s. 177, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Esîr, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 197, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 56.


[136] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s.2 35.


[137] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 241, Müslim, c. 2, s. 593, Ebu Nuaym, c. 1, s. 235, İbn Esîr, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 197, İbnHacer, c. 2, s. 210.


[138] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 241, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 302, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1 , s.235, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 2, s. 210.


[139] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 241 ,Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 235.


[140] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 241.


[141] Müslim, Sahîh, c. 2, s. 593, E bu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vfefâ, c. 1, s. 200, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 56, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 197, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 36.


[142] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 235.


[143] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 302, Müslim, c. 2, s. 593, Begavî, Mesâbîhu's-sünne, c. 2, s. 177, Ebu'l-Ferec, c. 1 ,s. 200, İbn Esîr, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 197, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 36.


[144] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 302.


[145] Ahmed b. Hanbel, c. 1 , s. 302, Müslim, c. 2, s. 593, Ebu Nuaym, c. 1, s. 235, Begavî, c. 2, s. 1 77, Ebu'l-Ferec, c. 1, s.200, İbn Esîr, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 1 97, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 36.


[146] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 302.


[147] Ahmed b. Hanbel, c.1 , s. 302, Müslim, c. 2, s. 593, Ebu Nuaym, c.1, s. 236, Begavî, c. 2, s. 1 77, Ebu'l-Ferec, c.1, s.200, İbn Esîr, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 1 97, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 36.


[148] İbn Sa'd, Tabakât, c. 4, s. 241 .


[149] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 236.


[150] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 4, s. 241, Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 302, Müslim, Sahîh, c. 2, s. 593, Ebu Nuaym ,Delâil, c. 1, s. 236, Begavî, Mesâbîhu's-sünne, c. 2, s. 177, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 200, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. , s.56, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 197, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye vıe'n-nihâye, c. 3, s. 36.


[151] Müslim, c. 2, s. 593, Begavî, c. 2, s. 177, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Esîr, c. 3, s. 56.


[152] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 56, Zehebî, s. 197, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 36.


[153] İbn Sa'd, c. 4, s. 241, Ahm ed b. Hanbel, c. 1, s. 302, Müslim, c. 2, s. 593, Begavî, c. 2, s. 177, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 200,İbn Esîr, c. 3, s. 56.


[154] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 236.


[155] Ahmed b. Hanbel, c.1, s. 302, Müslim, c. 2, s. 593, Ebu Nuaym, c. 1, s. 236, İbn Esîr, c. 3, s. 56.


[156] Müslim, Sahîh, c. 2, s. 593, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 3, s. 56.


[157] Müslim, c. 2, s. 593, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 200, İbn Esîr, c. 3, s. 57, Zehebî, s. 197, E bu'l-Fidâ, c. 3, s. 36.


[158] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 302.


[159] İbn Sa'd. Tabakât. c. 4. s. 241 .


[160] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/.95-99.


[161] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre.c.1, s. 380, EbuNuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 276,Zehebî, Târîhu'l-islâm , s. 223-224.


[162] İ bn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 31, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 155, İbn Abdilberr, İstiâb, c. 2, s. 507, İbn Esîr,Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 236.


[163] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Mus'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 96, Belâzurî, c.1, s. 155, İbn Abdilberr, c. 2, s.507, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 6, s. 250, İbn Esir, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 236, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 107, İbnHacer, el-İsâbe, c. 1, s. 521, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 322.


[164] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 155.


[165] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 103.


[166] Belâzurî, c. 1, s. 155, İbn Hacer, c. 1, s. 520.


[167] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Belâzurî, c. 1 , s. 155, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 103, İbn Hacer, c. 1, s. 522.


[168] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 103.


[169] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 6, s. 250.


[170] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 155.


[171] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Beyhakî, c. 6, s. 250, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 103.


[172] Mus'abu'z-Zübeyrî, s. 96, İbn Hacer, c. 1, s. 521.


[173] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 103, Süyutf, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 322.


[174] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 155.


[175] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 31, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 103.


[176] İbn İshak.İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 31, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 103, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1 ,s.322.


[177] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 155.


[178] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 103.


[179] Mus'abu'z-Zübeyrî, Nesebi Kureyş, s. 96, İbn Hacer, el-İsâbe, c. 1 , s. 521.


[180] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 103.


[181] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 236, Suyûtî, Hasâis, c. 1, s. 323.


[182] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 155.


[183] Belâzurî, c. 1,s.155, İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 236.


[184] Belâzurî, c. 1,5.155.


[185] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, İbn Esîr, c. 2, s. 236, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 103.


[186] Belâzurî, Ensâb, c. 1 , s. 155.


[187] Belâzurî, c. 1, s. 155, İbn Esîr, c. 2, s. 236.


[188] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 31, Belâzurî, c. 1 , s. 155, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 103.


[189] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 155.


[190] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 31, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye, c. 3, s. 103.


[191] İbn Esîr, Usdu'l-gâbe, c. 2, s. 236.


[192] M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/99-102.


[193] Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 466, Diyarbekıf, Hamis, c. 1, s. 298, Zürkânî, M evâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 5,s. 108.


[194] Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 298.


[195] Buhârî, Sahîh, c. 4, s. 1 86, Müslim , Sahih, c. 4, s. 2159, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 397, Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 84-85, Hâkim ,Müstedrek, c. 2, s. 472, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 262, 265, Kadı lyaz, Şifâ, c. 1, s. 235, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.114,Zehebî, Târıhu'l-İslâm, s. 209, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 118.


[196] Kadı lyaz, Şifâ, c. 1, s. 235, İbn Seyyid, Uyun, c. 1, s. 11 5, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 118-119, Diyarbekrî, c. 1, s. 298, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 5, s. 1 08.


[197] Ahmedb. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 377,413, Buhârî, c. 4, s. 186, Müslim, c. 4, s. 2158, Tirmizî, c. 5, s. 397-398, Taberî,c. 27, s. 85, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 471, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 279, 281, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s.264-265, Kadı lyaz, Şifâ, c. 1, s. 234, İbn Seyyid, c. 1, s. 114, Zehebî, s. 209-211, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 118.


[198] Buhârî, c. 4, s. 186, Müslim , c. 4, s. 2159, Taberî, c. 27, s. 86, Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 472, Ebu Muaym, Delâil, c. 1 ,s. 279-280, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 267, İbn Seyyid, c. 1, s. 114, Zehebî, s. 211, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 118.


[199] Müslim, c. 4, s. 2159, Tirmizî, c. 5, s. 398, Taberî, c. 27, s. 85, Ebu Nuaym, c. 1, s. 279, Beyhakî, c. 2, s. 267, Kadı lyaz,Şifâ.c.1, s. 235, İbn Seyyid, c. 1, s. 114.


[200] Hâkim, Müstedrek, c. 2, s. 472, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 118.


[201] Kadı lyaz, Şifâ, c. 1, s. 235, Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye.c. 1, s. 466,Diyarbekrî,c. 1, s. 298, Zürkânî, Mevâhib Şerhi,c. 5, s. 108.


[202] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 377, Buhârî, c. 4, s. 1 86, Müslim, c. 4, s. 2158, Tirmizî, c. 5, s. 398.


[203] Buhârî, c. 6, s. 52, Müslim, c. 4, s. 2158, Tirmizî, c. 5, s. 398, Taberî, c. 27, s. 85.


[204] Dağın arkasında kaldı (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 447, Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 87).


[205] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 447, Buhârî, Sahih, c. 6, s. 52, Müslim, Sahih, c. 4, s. 2159.


[206] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 81 -82, Tirm izî, Sünen, c. 5, s. 398.


[207] Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 413, Buhârî, Sahih, c. 4, s. 243, Taberî, Tefsîr, c . 27, s. 85.


[208] E bu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 280, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 119, Suyûtî, Dürru'l-mensûr, c. 6,s. 133, Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c.1 , s. 467, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 299, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 5, s.110.


[209] Ebu Nuaym, c. 1, s. 280, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1, s. 272-273, Kurtubî, Tefsîr, c. 1 7, s. 1 27, Ebu'l-Fidâ, c. 3,s. 11 9-120, Suyûtî, Dürru'l-mensûr, c. 6, s. 133, Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 467, Diyarbekrî, Hamis, c.1, s. 299, Zürkânî,Mevâhib Şerhi, c. 5, s. 110.


[210] Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 85, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 1 20, Suyûtî, Dürru'l-mensûr, c. 6, s. 1 33.


[211] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 280-281, E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 119-120, Suyûtî, Dürru'l-men*sûr, c. 6, s. 133.


[212] Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 127.


[213] Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 85, Ebu Nuaym, c. 1, s. 281, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 266, Vâhidf, Esbâbü'n-nüzûl, s.268, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c.1 , s. 273, Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 127, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 210, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 121 ,Kastalâni, Mevâhib, c. 1, s. 466, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 5, s. 109.


[214] Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 281, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 266, Vâhidf, Esbâbü'n-nüzûl, s. 268, Kadı lyaz, Şifâ, c. 1, s. 234,Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 127, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 121.


[215] Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 82, Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 398, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 11 4, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 119, Kastalâni, c. 1, s. 466, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 5, s. 109.


[216] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 82, Tirmizî, c. 5, s. 398, Beyhakî, c. 2, s. 266, İbn Seyyid, c. 1, s. 114-115, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 119, Kastalâni, c.1, s. 466, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, c. 5, s. 109.


[217] Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 82, Tirmizî, c. 5, s. 398, Ebu Nuaym, c. 1, s. 281, Beyhakî, c. 2, s. 266, İbn Seyyid, c. 1, s. 114-115, Zehebî, s. 211, E bu'l-Fidâ, c. 3, s. 119-121, Kastalâni, c. 1, s. 466, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, c.5, s. 109.


[218] Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 87, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 122.


[219] Kadı lyaz, Şifâ, c. 1, s. 234, 235, İbn Seyyid, c. 1, s. 114-115, Zürkânî, c. 5, s. 109.


[220] Kadı lyaz, c. 1, s. 235, İbn Seyyid, c. 1, s. 114.


[221] E bu Nuaym , c. 1, s. 281, Beyhakî, c. 2, s. 266, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 121, Kastalâni, c. 1, s. 466, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, c. 5, s. 109.


[222] Taberî, c. 27, s. 85, Kadı lyaz, c. 1 , s. 235, Kurtubî, c. 17, s. 127, Kastalâni, c. 1 , s. 467, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, c.5,s.109.


[223] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 281 .


[224] Ebu Nuaym, c. 1, s. 281, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 266, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 273, E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 121, Kastalâni, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 1, s. 467, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 5, s. 109.


[225] Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 267, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 121.


[226] Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 235, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 11 4.


[227] Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 85, Beyhakî, c. 2, s. 267, Kadı lyaz, c. 1, s. 235, Kurtubî, Tefsîr, c. 1 7. s. 127.


[228] Beyhakî, c. 2, s. 267, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 121, Kastalâni, c. 1, s. 467, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c.5, s. 109-110.


[229] E bu Nuaym , c. 1, s. 281, Beyhakî, c. 2, s. 267, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 121, Kastalâni, c. 1, s. 467, Diyarbekrî, c. 1, s. 299,Zürkânî, c. 5, s. 109-110.


[230] Taberî, c. 27, s. 85, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 273, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 121, Kastalâni, c. 1, s. 467, Diyarbekrî, c. 1, s. 299,Zürkânî, Mevâhib Şerhi, c. 5, s. 11 0.


[231] Taberî, c. 27, s. 85, Ebu Nuaym, c. 1, s. 281, Beyhakî, c. 2, s. 267, Vâhidf, Esbâbü'n-nüzûl, s. 268, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s.121, Kastalâni, c. 1, s. 467, Diyarbekrî, c. 1, s. 299, Zürkânî, c. 5, s. 110.


[232] Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 275, Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 1 33.


[233] Kadı lyaz, c. 1, s. 235.


[234] Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 211.


[235] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 281 .


[236] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 397, Taberî, Tefsîr, c. 27, s. 87, Kurtubî, Tefsîr, c. 17, s. 1 27.


[237] Kamer: 1-8.


M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/102-108.


[238] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 188, 209, Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1 , s. 273, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c.2, s. 312, Zehebî, Târîhu'l-islâm , s. 221, 222.


[239] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 188-189, 209, Yâkubî, Târih, c. 2, s. 31 , Ebu Nuaym , c. 1, s. 273, Beyhakî, c. 2, s. 312, İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 89-90, Zehebî, s. 222.


[240] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 16, İbn Sa'd, c. 1, s. 209.


[241] İbn Sa'd, c.1, s. 209, Yâkubî, c. 2, s. 31, Ebu Nuaym, c. 1, s. 273-274, Beyhakî, c. 2, s. 312, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ,c.1,s. 197, Zehebî, s. 222.


[242] İbn Sa'd, c. 1, s. 188-189, Belânın, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 234, Ebu Nuaym, c. 1, s. 274, Beyhakî, c. 2, s. 312, Zehebî,s. 222.


[243] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 16, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 128, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 97,Halebî, İnsânu'l-Uyûn, c. 2, s. 35, Zürkânî, M evâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 5, s. 290.


[244] İbn Sa'd, c. 1, s. 189, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, c. 1, s. 197.


[245] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 234.


[246] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 16, İbn Seyyid, c. 1, s. 128, Ebu'l-Fidâ, t 3, s. 97.


[247] Belâzulî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 234.


[248] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1,s.189, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 197-198.


[249] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 274, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 313, İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s.127, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 85, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 375, Halebî, İnsânu'l-Uyûn, c. 2, s. 35, Zürkânî,Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 290.


[250] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 189, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 198.


[251] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 16, İbn Seyyid, Uyun, c. 1 , s. 128, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 97.


[252] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 189, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 198.


[253] İbn İshak, İbn Hişam , c. 2, s. 1 6, İbn Sa'd, c. 1, s. 189, Ebu'l-Ferec, c. 1 , s. 198, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 90, Ebu'l-Fidâ, c.3, s. 97, Halebî, c. 2, s. 36.


[254] İbn Sa'd, c. 1, s. 189, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Esîr, c. 2, s. 90, Halebî, c. 2, s. 36.


[255] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 16, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 234, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 97.


[256] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 234.


[257] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 16, Belâzurî, c. 1 , s. 234, İbn Esîr, c. 2, s. 90.


[258] İbn Şa'd, c. 1, s. 189, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 1 98.


[259] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 16, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 97.


[260] Ebu Nuaym , c. 1, s. 274, Beyhakî, c. 2, s. 313, İbn Seyyid, c. 1, s. 127, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 222, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s.85, Suyûtî, c. 1, s. 375, Halebî, c. 2, s. 36, Zürkânî, c. 1, s. 290.


[261] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 189, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 128, Halebî, İnsânu'l-Uyûn, c. 2, s. 36.


[262] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 16, İbn Sa'd


[263] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 16, İbn Sa'd, c. 1, s. 189, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 1 98, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 97, Halebî, c. 2, s. 36.


[264] İbn İshak, İbn Hisam, c. 2, s. 16, İbn Sa'd, c. 1, s. 209, Beyhakî, Delâilü'n-nübüwe, c. 2, s. 313, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 97, Halebî c. 1,s.36.


[265] İbn Sa'd, c. 1, s. 189, Ebu Nuaym, Delâil, c. 1, s. 274, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 313, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Seyyid,Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 127, E bu'l-Fidâ, c. 3, s. 85, Halebî, c. 1, s. 36, Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 290.


[266] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre,c.2, s. 17, İbn Seyyid, c. 1, s. 127, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 97.


[267] İbn Sa'd, c. 1, s. 189, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 198, Halebî, c. 2, s. 36.


[268] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 17, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 97.


[269] İ bn Sa'd, c. 1, s. 189, Bel âzurf, E nsâbu'l -eşraf, c. 1, s. 234, E bu'l-F erec, c. 1, s. 198.


[270] Belâzurî, c. 1, s. 234, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 90.


[271] İbn Sa'd, c. 1, s. 189, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 198.


[272] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 234.


[273] İbn Sa'd, c. 1, s. 189, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Seyyid, c. 1 , s. 127, Halebî, c. 2, s. 36.


[274] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 17, İbn Sa'd, c. 1, s. 189, Belâzurî, c.1, s. 234, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Esîr, c. 2, s.90, İbn Seyyid, c. 1, s. 127, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 97.


[275] İbn Sa'd, Tabakât, 11, s. 189.


[276] İbn Sa'd, c. 1, s. 189, Belâzurî, c. 1, s. 234, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 198, Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1,s.379.


[277] İbn Sa'd, c. 1, s. 189, Belâzurî, c. 1, s. 234, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Esîr, c. 2, s. 90.


[278] İbn Sa'd, c. 1, s. 189, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Esîr, c. 2, s. 90, Suyûtî, c.1, s. 376.


[279] İbn Sa'd, c. 1, s. 189, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 198, Suyûtî, c. 1, s. 376, Halebî, c. 2, s. 36.


[280] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 234, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 90.


[281] Yâ kubf, T ârfh, c. 2, s. 3 2, E b u N uay m, D el âil ü'n-nübüvve, c. 1, s. 2 74, B eyhak f, D e lâi lü'n-nübüvve, c. 2, s. 313, Zeheb f,Târîhu'l-islâm, s. 222, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 85.


[282] Ebu Nuaym, c. 1, s. 274, Beyhakî, c. 2, s. 313, Zehebî, s. 222, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 85.


[283] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 189, Ebu Nuaym , c. 1, s. 274.


[284] İbn Sa'd, c. 1, s. 189, Halebî, İnsânu'l-Uyûn, c. 2, s. 36.


[285] İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 128, Halebî, c. 2, s. 36.


[286] Ebu Nuaym, c. 1, s. 274, İ bn Seyyid, c. 1 , s. 128, Halebî, c. 2, s. 36.


M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/108-112.


[287] İbn Sa'd, c. 1, s. 210, Belâzurî, c. 1,s.236, İbn Kayy,m, Zâdü'l-mead, c. 2, s. 52, İbnSeyyid, c. 1, s. 129, Ebu'l-Fidâ, c.3, s. 98, Diyarbekrî, Hamis, c. 1, s. 298. Zürkânî, Mevâhibu'l-ledünniye Şerhi, c. 1, s. 290


[288] .İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2, s. 14, Taberî, Târih, c. 2, s. 228, EbuNuaym, c. 1.S.276, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 96.


[289] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 14, Belâzurî, c. 1, s. 235, Taberî, Târih, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym.c. 1, s. 276, İbn Esîr.c. 2,s. 88, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 96.


[290] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 14, Taberî, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym.d, s 276, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 96.


[291] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 14, Taberî, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym , c. 1, s. 276-277, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 ,s. 198, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 96, Halebî, c. 2, s. 37.


[292] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 235.


[293] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre.c. 2, s. 1 4-15, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. , s. 235-236, Taberî, Târih, c.2, s. 228, Ebu Nuaym ,Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 277, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 198, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 88, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 96, Halebî, İnsânu'l-Uyûn, c. 2, s. 37.


[294] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 15, Taberî, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1,s. 277, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Esîr, c.2,s.88, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 96.


[295] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 15, Belâzurî, c. 1, s. 236, Taberî, c.2, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1, s. 277, Ebu'l-Ferec, c. 1,s.198, İbn Esîr, c. 2, s. 88, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 96, Halebî, c. 2, s. 37.


[296] İbn İshak, İbn Hişam, c.2, s. 15, Taberî, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1, s. 277, Ebu'l-Ferec, c. 1,s.198, İbn Esîr, c. 2, s.88, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 96, Halebî, c. 2, s. 37.


[297] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 15, Belâzurî, c. 1, s. 236, Taberî, c. 2, s. 228, E bu Nuaym, c. 1, s. 277, Ebu'l-Ferec, c. 1, s.198, İbn Esîr, c. 2, s. 88, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 96.


[298] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 15, Taberî, c.2, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1, s. 277, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 198, İbn Esîr, c. 2, s.88, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 96.


[299] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 15, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 236, Taberî, Târih, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym,Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 277, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1 ,s. 198-199, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 89, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 96, Halebî, İnsânu'l-Uyûn, c.2 , s. 37.


[300] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 236.


[301] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 1 5, Taberî, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1, s. 277, Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 198-199, İbn Esîr, c.2, s. 89, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 96, Halebî, c. 2, s. 37.


[302] Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 236.


[303] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 15, Belâzurî, c. 1.S.236, Taberî, c. 2, s. 228, Ebu Nuaym , c. 1, s. 277, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s.96, Halebî, c. 2, s. 38.


[304] İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 15, Belâzurî, c. 1, s. 236, Taberî, c.2, s. 228, Ebu Nuaym, c. 1, s. 277, Ebu'l-Ferec, c. 1,s.199, İbn Esîr, c. 2, s. 89, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 96, Halebî, c. 2, s. 38.


[305] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 15-16, Taberî, Târih, c. 2, s. 228-229, E bu Nuaym , Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 275-277-278, Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefâ, c. 1, s. 199, İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 89, Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 96.


[306] İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 210, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 236, Halebî, İnsânu'l-Uyûn, c. 2, s. 38.


[307] İbn Sa'd, Tabakât, c. 1, s. 210, Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 236.


[308] Ebu Nuaym, Delâilü'n-nübüvve, c. 1, s. 395, Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 315, Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 224.


[309] İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.2, s. 17-19, Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 314.


M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 2/112-117.


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.